Kalp Temizliği Ve Nefis Terbiyesi kaydında Tasfiyei kalp mümkün değil. Şöyle, mesela bir kaba yemek koyacağız. O kap temiz olmadıkça yemeğe koyamayız. Mesela bir bardak, çay bardağı. Çay bardağı eğer kirliyse, kirliyse onun mutlak temizlenmesi lazım çünkü yeniden çay koyacağız. Bunun için Yunus Emre der ki, temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya. Temiz olacak ki oraya Allah…
Kalp Temizliği Ve Nefis Terbiyesi kaydında Tasfiyei kalp mümkün değil. Şöyle, mesela bir kaba yemek koyacağız. O kap temiz olmadıkça yemeğe koyamayız. Mesela bir bardak, çay bardağı. Çay bardağı eğer kirliyse, kirliyse onun mutlak temizlenmesi lazım çünkü yeniden çay koyacağız. Bunun için Yunus Emre der ki, temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya. Temiz olacak ki oraya Allah…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tasfiyei kalp mümkün değil. Şöyle, mesela bir kaba yemek koyacağız. O kap temiz olmadıkça yemeğe koyamayız. Mesela bir bardak, çay bardağı. Çay bardağı eğer kirliyse, kirliyse onun mutlak temizlenmesi lazım çünkü yeniden çay koyacağız. Bunun için Yunus Emre der ki, temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya. Temiz olacak ki oraya Allah için sevgi girsin, efendimizin muhabbeti girsin Sallallahu Teala ve Sellem. İşte hubbullah diyoruz, hubbo Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bunların girebilmesi için kalbin temiz olması gerekiyor. Yani öyle bir ikramı var ki Cenabı hakk'ın ikram, mükrim, ikram sahibi olduğu için mesela ilham nereye olur? Kalbe olur. İlham Allah'tan gelen bir durmuştur. Şimdi peygamberlerde vahiy, velilerde de ilham. Bu ne büyük bir nimet, ne büyük bir ihsan. Ondan sonra tecelliler uzundur zaten. Hep onların doğuş yeri ölür. Onun için buna çok ehemmiyet verirler.
Dikkat ederler. İsterseniz buradan az bir göstereyim. Selim olan kalp, okuyorduk çünkü. Mühim Şirkten kalbin arınmasıdır. Mesela bir mesele hususuna bir miras diyelim. Bir nikah diyelim. Ne diyelim? Bir ticaret diyelim. Bu ticarette hükmü Allah'a vermek. Her işimizde hükmü Mevla'ya vermek. Yoksa müşrikler Allah'ımızı Celle Celal Celal'i inkar etmiyorlar. Kabul ediyorlar. Hatta Yunus suresinde Allahu alem geçen Allah'ımızın sıfatlarını bile kabul ediyorlar. Rızık veren o diyorlar. Ya yaşatan odur diyorlar. Öldüren odur diyorlar. Yalnız hüküm de kabul etmiyorlar. O deizm de bu demek zaten. Hük, işte mühim olan Allah'ımızın her yaptığımız işte hükmünün geçerli olması. İmanın dört tane hükmü var ya, en önemli hükümlerinden birisi hükmü Mevla'ya vermek. Esari inil ok mu? İlla. Ben mesela şöyle bakıyorum. Bakarken hüküm Allah'ın olursa şehvetle bakmaz onu.
Hükmü Cenabıhakk'ta verirsek hasetle de bakmaz. İbretle bakar. Mesela hüküm kulakta olursa her dinen söze kulak vermez. Çünkü her duyduğumuzu nakletmek bize günah olarak yeter. Niye kulak veririz? Allah'ımız kitabına kulak veririz. Zaten ona verirsek iş biter. Her şeyi de böyle. Hükmü Cenabı Hak'ta verebilmek. Buna işaret etti zaten. O tez kapanmaz ama tez kapandı oldu. Evet, şirk deyince biz zannediyoruz ki şöyle putlar olacak, başlıyor. Onlara tapılacak. Eğer bunun daha bir ilerisine geçecek olursa, Kehf suresinin son ayeti cellesi Efendimizin uygulaması Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Mesela Mekke'de tarikat bu demek zaten. Bu hadis kitaplarında geçer görürsünüz. Mekke'de açık küfürden imana geliyorlardı. Medine'de de telkin etti. O telkini ne? İki defa zikrediliyor. Ey iman edenler hakikaten iman edin. Şimdi imanın tasdik olması, işte kafayı en çok yoracağımız nokta burası.
Dilin iktidarı güzel. O nikah mevzuunda, ondan sonra mirasta, işte bir Müslüman kabristanlığına konmakta fakat kalbin tasdiki bu iyi bir çalışma istiyor. Aldığımız Evradül Ezkara son derece dikkat istiyor ama canı gönülden. Böyle yarım yamalalar yürümez. Yaptım da oldu hiç olmaz. Candan. Kendimizi tam vermek gerekiyor. Kalbi de tasdiktir zaten. Mühim olan o. Yani üzerinde çok konuşuruz da kısa geçelim. Allah korusun. Bu nefsin arzu ve istekleri var. Bunu on beş madde halinde ifade etmişler. Mesela tamadır, kibirdir, bunun gibi ele alırlar. Bunlardan kurtulabilmek. Nasıl kurtulacağız? İşte aldığımız evrad, ezkar, zikirler, yapılan tavsiyeler neler hep o. İyi tutmakla alakalı gönülden ama candan tutacağız. Sonra, Eyah'dan ve ucub'den bunu açıkça söylemiş. Ucb kendimizi beğenmek. Zaten asıl hedef de o. Dedem de bunu söyler. Ben Sivas'yı sevmesem. Kalbime de koymasam. Gayri sevda bilmezem.
Rehberimden dönmesemdi dedemin böyle bir şiir de var. Diyor Cenabı Hak'tan gayrı her şeyden sıyrılmak ve kurtulmaktır demiş. Çok güzel ifade etmiş. Selim kalbi izah ediyor burada. Hem onu söyle hemen Cenabı Hakkın dışında hiçbir şeyi koymamak. Bu Ömer'üsuhre verdiği Hazretleri demiş devam et, devam etmek mümkün. Yine dünya ve onun içindekilerden kalbi kurtarmak demiş. Ve sonra geniş el almışlar. Selim kalp, ilim sahiplerinin gönülleri demiş. Tecevlilere mazhar olan ariflerin kalbi demişler. Bu şekilde izah etmişler. Bir de şurada bir sıralama yapmışlar. Üç tane işaretini ifade ediyorlar. Biz burada kendimizi ölçüyoruz, tabi ne haldeyiz diye. Hiçbir kimseye eza etmemek. Yani eza deyince küfür müstesna, dini meseleler, konular müstesna. Şahsımıza yapılan hareketlerde Ferihadı şu an koparmamak. İkincisi demiş. Böyle izah etmişler. İnşallah erişiriz. Birçok ayet kendine var.
Bunu üstadımız da çok severdi okunmasını. Daha var. İki tane daha Sadr hakkında. Şimdi sadır uzun bir konu. Kalbin içinde denir. Kalbin muhafazası da denir ama şöyle anlayalım biz. Essahde gönlümüzü karıştırana yakın manalar taşır zaten. Hem cinlerden hem de insanlarda saldırı karıştıranlar. Buyuruyor. Onun diyor yiyeceği, içeceği ne bulursa olur. Kendisini örtecek kadar bir elbise, şeye gitmez yani israfa gitmez, övünmeye gitmez. Buyuruyor öyle insan elbisesinin ve lalininin ayakkabısının güzel olmasını ister ama kibritmemek şartıyla buyuruyor Aleyhissalatü Vesselam'ımız. Bir de hakkı kaybetmeyecek buyurmuş. Allah Allah, nereye inerse diyor nerede bulunursa Selman-ı Farisi efendimiz gibi radiyallahu anh ağaç gölgelerine aslında yatarmış bu hadis-i şerif. Yani bizim burada anlayacağımız nefsimizin arzusuna gitmemek, bunlara meylenip de ahireti unutmamak, onu ifade ediyor zaten.
Resulullah, Allahü Teala'ya kavuşmanın sebeplerinden en demiş aşağısı en iki ebemri ilahiye uymadı. Başka ne olacak? Efendimizin mübarek sözlerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem kulak vermek. Buraya gel de kamet edeceksin ya, buraya gelirsin. Ondan sonra, efendim bir kimseyi şey yaptığım zaman hep dönüp bakılıyor, olmaz öyle. Yani çok şiddetli bizim kardeşlerimiz, hepsi edepli olduğumuz gibi. Yani mahcup olur insan. Bir kimse hareket ediyor. En aşağısı diyor, emri ilahiye uymak, Efendimizin sözlerine kulak vermek Allahüte vesselam ve ala he, en üstünü zaten peygamberler makamı. Et tevekkulu alaallahi bir hakikati, gerçekten. O zaman biz ahlakı tarif etmemiz lazım çünkü tevekkül bir ahlak. Güzel bir ahlak, üstün ahlaklardan birisi ahlaktan birisidir. Şöyle ahlak tarif edilirken, mesela mütevazi bir hal. Bunu yaparken insan zorlanıyor.
Mesela bir mümine karşı iltifatta, bir başkasını kendisine tercihte, bunun kalbe yerleşmesi gerekiyor. Halbe yerleşirse kolaylıkla yapılan ameldir. Ahlakın tarifi bu. Mesela tevekkül. Bir zorla Allah'ımızın bizim için takdir buyurduklarına razı olmak var, bir de canı gönülden. Var. Bu kalpten geliyor tabii hepsi onunla alakalı. Eşraful Gulu, bir nurin fehmi anillahi teala. Bu Hızır Aleyhisselam'ın on tane nasihati var. On tane nasihati. Onlardan bir tanesi de bu. Hatta diyor bu mübarek zat dedi ki diyor, ya parmaklarıyla saydı diyor. Bir iki üç dört diye on tane. Onlardan bir tanesi de bu. Şehmi anlayışı Cenabı Hak'tan olan kimsedir demişler. Ne kadar güzel. Bu yaşayışımızı anlatıyor. Kim olduğuna bakayım. Ebu Said El Harraz Hazretleri. İnsanların yaşayışlarını şöyle sınıflamış, Gafiller diyor. Böyle hiç kendisine toz kondurmaz. Allah'ımız affedicidir, mağfiretidir zaten öyle.
Fatih iç kalıbını, cezasını diyor düşünmez, affeder. Bu aklında kimseler tarif edinirken, bildiriliyor ya ahireti için hazırlık yapan kimseler, böyle bir hep kendisini emniyette görmüyor. Orpiyle ümit arasında bulunuyorlar. Acizler de diyor, hiç aldırış etmez. Biz affolmayıp kim affolacak der geçer dilerler. Rabbimiz Zülcelal'imizi anan kimseler de Allah'ımızın rahmetiyle onun rahmeti olmasa hiçbir şey olmaz der, ilahi rahmeti bekler. Efendimizin de Sallallahü Teala Aleyhisselam Allah'ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez, siz de mi evet ya, evet diye mi? Tabii düşündürüyor, Allah'ın rahmeti olmadan ben de giremem. Dedi. Yani öyle bir saatte bulunacağız ki rahmeti ilahi yağacak. Mesela nereye rahmet yağmur? Baktığımız zaman yağmur, mesela denizler, ormanlar onlar yağışı çekiyor.
Yani kalbimizde öyle bir deniz olacak ki İrfan denizi, Rabbi Zülcelal'imizi tanıma denizi, o zaman ilahi rahmet yağıyor. Sonra diyoruz ki yeşillik, orman, kalplerimizde güzel ahlak. Yüz elli tane sıralanmışlar bunu. Güzel ahlaktı. Efendimizin kırk hutbesi var sallallahu aleyhi ve sellem. Onda Muhammed Şefik El Arvası diye bizzat tercümesini yapmış. Sonra daha bir Türkçeleştirmişler bunu. Orada ifade edilir. Güzel ahlak meyveleri olacak olursa ilahi rahmet yağıyor. Yani hiçbir şey bedelsiz olmuyor. Yani gayret ve çaba gerekiyor. O zaman yağıyor. Allah'ımızın rahmeti. Ariflerle Allah'ımızın lütuf ve keremine mazhar verdi. Onlar gayret etmiş, çaba göstermiş. Allah'ımız karşılığını sonsuz veriyor zaten. Mesela yaptığımız taahhütlerde bire on bedenle yaptığımızda. Eğer kalbimiz iştirak edecek olursa, kalpte yapılan taatlerle eğer haz duymaya başlarsa o zaman mesela doyamıyorum diyor kişi.
Böyle gönül hissedecek olursa, mesela bedenle yapılan da yorgunluk gelebilir. Zaten bire ondur. Ama kalp iştirak ederse yorulma olmaz olur. O zaman bire yedi yüz. Yok eğer muhabbetle yaptığı Allah'ımıza büyük bir muhabbet var, şevkle yapıyor. Onunki bir gayrıysa sonsuz oluyor. Bu ariflerde olan hal budur. Ve sadıkum sadıklar Allah'ımız onları kendisine yaklaştırmış. Bak bizim yaklaşmamız olarak düşünmeyelim. Biz gayret göstereceğim ama yaklaştıran Allah'ımızdır. Hep ona sığınacağız Cemil Celalalemin. Rabbamıza muhabbet içerisinde olan kimseler Rabbimize büyük bir aşk içerisinde ve ünsiyet dostlukla yaparlar. Bunu burada binlerce saat anlatılsak anlatsak anlaşılmaz. Ne gerekir? Mesela bir bahçe gördük ki öyle güzeldi, öyle hoştu, ne kadar güzel düzenlenmiş, öyle güller vardı, çiçekler vardı, kokusu bizim ciğerimizi deliyordu. Bir böyle demek var, bir de o bahçeye girmek var.
İlahi muhabbet o bahçeye girmek demektir. Zaten hep zorlanıyorlar, olmaz. Mevlana'ya diyorlar ki Celaleddin Rumi Kaddesallahü'sır'a, efendim bize aşktan anlat, benim gibi olursanız diyor. Bu sözlerini okuduğumuz Allah'ımızın veli kulu yeryüzünün diyor emanıydı. Cenabı hak bir yere azap etmek istediği zaman diyor eğer orada salih kullarını sadık kullarını görürse oraya kaza ve bela inmez. Ama şunu da diyelim. Bir ara burada yazdık, layık olmayarak. Belanın bir de umumi gelişi var. Yani öğret isyan ki o isyana karşı iyi kötü diye bir ayrım olmadan bela iniyor. Bunu Ayet cellelerle göstermiştik bir ara. Herhalde ulaşıldı. Bu yeryüzünün teminatı olan mübarek kimselerdir diye haber verilmiş. Eşeğe şu üç şey tevhidin artık akdidir diyor. Tevhidde önemli. Artık biz Tevhidte riayet edeceğimiz husustur. El havuf Cenabı hakk'ın ilahi korkusunun gönlümüze girmesi. Bu felaket Allah korusun.
O korkunun olmaması, aldırış etmemek, bu bir felakettir. Amelin hattına doğru da gider. Allah korusun. Kabul olmama noktasına da gider. Haffi ilahi rahmetinden ümitvar olmak ve muhabbettir diyor. Bu korkuyu diyor nasıl bir elde ederiz? Bir kere diyor hatalarımızın çokluğunu kimlere kime karşı yaptığımızı düşünürsek diyor Allah'ımıza karşı olmuş diyor. Ondan sonra bir de vereceği ceza hatırlanacak olursa, ümitvar olmak Allah'ımızın vaadi. Allah'ımız cennetleri haber verirken oraya girecek olanları mesela bittakiler onlara vadediyor. Muhabbetin ziyadesi nedir? Allah'ımızın ikramını görmek. Şimdi diyelim ki şu bir bardak su bakkala giriyoruz. Diyoruz ki bize şu sulardan ver diyoruz. Ne kadar veriyorsa parasını talep ediyor. O kadar içtiğimiz sulardan Cenabı hak bizden bir ücret talep ediyor mu? Kaynak sulara varıyoruz. O sulara mesela balta suyu isim, o yerle alakalı geliyor. Çok.
Bu mesela sille'de olan su var. Daha başka varsa, sular var. Mesela bu suları içince Cenabı hak ücretini ver demiyor bize. Mukbil mi, üre bir yer orada. Mukbil suyu var mesela. Mukbil suyuna Dayanınca işte bu kadar suyu içtin, ondan sonra aldın eline götürdün, kabını kaşığını yıkadın, elbiseni temizledin, ver bunun ücretini demiyor Allah'ımız. Böyle bir ikram sahibi. Ve sonra bazı çok güzel mekanlar var, sihir eder insanlar. Seyir yerleri var. Oraya dürbünler koyuyorlar. O tribünü parayı atmadığın zaman açılmıyor. Niye? Belli bir alan, oraya bakacağız. Bu gözlerle Cenabı hak bize bu kainatı gösterirken ver bunun ücretini demiyor böyle bir Rabbkumuz bizim. Halbuki bu sadece şu dünyayı gören göz Hac suresindeki kırk altıncı ayeti celile ile gönül gözü açılıp da gönül gözlerimiz, melekut ceberut ve lahut alemi açılacak olsa, ondan da ücret istiyor mu Cenabı Hak? Muhabbet istiyor.
Kendisine kulluk istiyor. Zaten bunları anlatamayız, anlattığımız zaman o kimseler düşman ilan edilir. La havle ve la kuvvete illa billah. Anlayan anlıyorum. Efendim, şimdi daha başka hava diyoruz mesela. Hava almıyor. Bu havayı alırken bir havasız kalalım da var. Ne kadar mühim olduğunu anlarız. Bu şey var, İbnü'recebi Hanbeli diye. Var mı size iki çift bir eseri var onun. Çok güzel. Elli bölüm mü ne var onda? Son bölümlerinden de o ilahi aşkla alakalı. Orada diyor ki bir insanın diyor boğazına çökülse, nefes aldırılmasa, o bir nefes için diyor, yahu her şeyimi vereyim de şu beni bırak bir nefes alayım. Bak bir nefes ediyor, malını mülkünü feda ederdi. Biz doğduğumuz günden beri bak nefes alıyoruz. Bu havai biz soluyoruz. Allah'ımız bundan bir ücret talep ediyor mu bize? O nimetlerini sayamayız biz. Bu aldığımız hava sadece maddi bir havadır.
La mekan alemindeki hava işte buraya dönmedi büyüklerimiz. Çünkü muhalifi çoğalacak. Olur mu? Nasıl bu? O nasıl boyu yine büyüklerimiz diyor. Tatmayan bilmez. İnşallah tadacak her türlü bize ilaçları sunmuşlardır. Evradımızı ezkarımızı yaparız. Allah'ın has kullarına muhalefet etmeyiz. En çok hatırıma bu geliyor neyse. Çünkü Rabbimiz, ben rahmetle de yad etmek istiyorum. Tahir hocamızı dinlemiştim. Dedi ki Cenabı Hak iki şeyi de harbi ilan ediyor. Birisi faiz. Bakara suresinin son tariflarında geçer. İkincisi de, Kim velilerimize düşman olursa ona harp ilan ederiz diye. Bir şeyi göstereyim. Olabilirsem Rabbimizin izni ilahiyesi ile Bakara suresinde diyeceğiz. Allah, Allah'ımız muhafaza buyursun. Bu faiz Sami Efendimiz Hazretleri La Kaddesallahu sırra, musahabe de işlemiş bunu. İşlemiş.
Yani en küçük günahını tarifi edemem haya ediyor Had yolunda diyor, Kabe yolunda, annesinin nikahını kabul etmek en küçüğü. Bak ne bereket kalıyor ne bir huzur kalıyor. Tasavvufun en mühim yönü tarikat-ı aliyede haz duymayı, onda dokuzu helal rızıktır faize ve o gibi karaborsacılık vesaire hideye huduaya düşmemek. İkincisi de uzlettir diyor. Onuncusu da uzlet, diyor haber yüzünü. Mezhep imamlarımızdan birisi olacak. Görürdüler ki efendim dokuz yüz cilt eseriniz var. İmam Malik olabilir. Rahmetullah Ali. İş diyorlar, tasavvufa ait bir eserinizi görmedik biz. Cilt cilt kitap yazmışsınız. Yazdım diyor. Efendim biz talim ettik yazsanız görürüz. Yazdım ben diyor. Tasuofa ait var görün eserimiz. Efendim bir işaret duysanız, kitabı bölüyor diyor. Alışveriş kitabı diyor. Bir sufinin, bir derişin en önemli özelliğidir diyor. Yediğinin içtiğinin helal olması.
Bu üstadımız şeye gitmesi gerekiyor, Ankara'ya. Yani o kadar zık hususunda dikkat ediyorlar ki, yani faiz ne şöyle dursun. O gaflet haline bile hiç razı olmuyorlar. Götüren kimse tanıyorum da gerek yok ismine. Ben diyor geldim efendimiz hazretlerini götüreceğim. Aksaray'a uğradık yalnız bir şey yemedim diyor kaçın diyor. Sohbetine oturup sohbetteyken diyor, mutfaktan yemeğin kokuları geldi diyor. Açta olduğum için diyor ciğerimi deliyor kokular diyor. Et kokuları bilmem filan. Oh dedim diyor. Yemeği yiyeceğiz. Sohbeti bitirdi, direkt yürüdü diyor. Efendim hazırladı, hiç aldır işitmedi diyor. Eyvah dedik diyor arabaya bindik. Hemen arkaya dönmüşler mürşidimiz, şoförumuz aç. Ona hastalardan neden verseniz, börek de verse doymam diyor. Doymam diyor, hastayla neyle doyacak kimse değilim ben. Durdum durdum tahammül edemedim diyor. Efendim öyle güzel yemek hazırladılar. Niye yemedin?
Oğlum benim kerametimi ortaya attırma. O yemeği hazırlayan kadın haize yedi. Oradan Konya'ya geçelim, Aksaray'dan yakın. Ben efendimize yemek hazırlanacak. On beş gün sözünü ettiler. Aman tabaklar şöyle olacak. Tabii efendimize demiyorlar. Oturun. Aman şöyle yemek verilecek. Neyse, üstadımızı davet ettiler, güzel konuştuk, bölüştük. Efendim yemek hazırlan derler, on beş gün konuşuyorlar tabii, on beş gün. Yemedi. Efendim der siz sofradan birkaç lokma alın, biz yaparız. Geri yanına yeriz, yemedi. Ziyalı, kipili, ucuplü, benlikpili o. Yine Sarayönü var ya, orada hal ehli bir kimse var. Yine adını demiyorum, yaşamıyor belki. Çünkü bunları konuştun mu Allah korusun. Fakat biz kendi aramızda bunun çok ötelerinde konuşuruz elhamdülillah. Bizim ruhani gıdamız bir kimse buluyorlar, halefi, Halefli, yemeği diyorlar, bu hazırlasın. Ben ismini size veririm sana. Hazırlıyor.
Sami Efendimiz pek yemez biliyor biiznillahi teala. Yediği girizin içini dolduracak kadar. Bir sabah kahvaltısında bulunduk Medine'ye Münevvere'de Allah'a tahammül edememe görünce. Böyle bir süt içemez onu. Ona süte çayı karıştırdılar. İnan birkaç yudum aldı içemez. Hemen etrafını verirse. Yeyim Kaşıkları doldurarak yemiş ve etrafına da yiyin bu yemekten. Efendim gıda çok önemli. Şimdi kardeşimizle konuşuyorduk, bakıyorum silah, savunma sanayi çok önemli. Hatta bir şeyi daha ilave eder zuna, ilaç sektörü. Çok önemli. Kardeşimiz gıdayı diyordu biz şeyi diyordum, enerji diyordum. Çok önemli. Bak mesela geçtiğimiz devrelerde yatırım demire idi. Şimdi demire yatırım yok, elektrik. Tarikatı aliye bakıyorum, tarikatı aliyede hep elektrik bunun üzerine. Şahı Nakşibenddime, bu aks aks ve nakıştır. Generi, bir şey diyeyim size, böyle deyip bırakmayın. Alıcı bir kuş var, alıcı bir kuş.
Bu semada uçarken avını yerde bulunan bir böcek diyelim. O böceği Allah'ımız öyle bir enerji lütt etmiş ki gözüyle uyuşturuyor. Uyuşturuyor ve hareket ettirmiyor. Bu bir kuş gözü, evliya gözü Onun için evliyaullah bir şeye nazarında tam olarak baksa, eğer gönül olarak burayı kısarak söyleyeceğim, Bayezid makamına çıkar insanı. Öyle bir Allah gönül vermiş ona, öyle bir enerji var. Çünkü müşahedei cemal ile dolmuş mu? Yeter ki bir de alacak kap olsun. Efendim bu kaplumbağa malum altı üstü tahta gibi. Böyle yumurtaların üzerine konması mümkün değil. Fakat gözüyle onu etkiliyor ve gözünün o yumurtaya bakışıyla, ona ne diyelim, yavrular çıkıyor. Civciv ötesi olmaz. Yavrular çıkıyor. Şimdi evliyaullah bir nazar etse gönlüne, gönlün tahammül etmez. Böyle zikrullah'a geçmeye başlar. Ama bunu pek kabul etmezler. Bu bir andirler, aman kendi çalışmasıyla olsun.
Olur ama Allah korusun bir nefsimize uyduğumuz zaman bak görüyorsunuz bir yangın dünyayı aldı. Ve yaktığını da övünerek söylüyor. Ben diyor benzin dökerek bittim diyor. Aman aman Allah aman Allah. Sen muhafaza yarabbim, sen koru yarabbim. Ülkemizi korusun Cenabı Hak. İslam alemini korusun Mevla'yı münsülah. Çok mu? Koskoca orman, bir benzin, bir kibrit talebi diyelim, bir çakmak. Onunla yanıp geziyor. Yani biz evrad ve ezkarımızı ahlakımızın güzelliğiyle götürmemizi icap ediyor. Çünkü emarede olursa Allah korusun geç yükselebilir. Ama emmarede olursak onun için elullahı çatıyor zaten, biliyor. Şimdi bir orman emmarede olursak Allah korusun yüzde sekseni imansız gelir. Levvame aynı tehlikelfe. Mülheme ne kadar kötülüğü terk etsek dahi fırsatını bulduğu zaman kötülüğü icra eder olur. Onun da mülheme'nin de kendi arasında derece ve makamları var.
Ondan sonra mutmainne sıfatına inerse huzura erimiş olur. Yine de dikkatli olurlar çünkü Aleyhissalatü Vesselam efendimiz göz açıp yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme, ya Rabbi buyuruyor. Devamlı uyanık olmak demek ki gaflete düşmememiz. Gaflet bir hataya düşme anlamına, bir de ibadet ve taatte gaflet var ki o da Rabbimizi görür gibi ibadet gidememe halidir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.