Kalp Selimliği ve İlahi Nimetlerin Şükrü kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Giriş olarak şu şekilde başlanabilir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanoğlunun vücudunda bir et parçası vardır. O salih olursa bütün vücut salih olur. O bozulacak olursa bütün vücut bozulur. O da kalptir diye buyuruyorlar. Aynen bir memleketin idaresi gibi.…
Kalp Selimliği ve İlahi Nimetlerin Şükrü ne anlatıyor?
Kalp Selimliği ve İlahi Nimetlerin Şükrü kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Giriş olarak şu şekilde başlanabilir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanoğlunun vücudunda bir et parçası vardır. O salih olursa bütün vücut salih olur. O bozulacak olursa bütün vücut bozulur. O da kalptir diye buyuruyorlar. Aynen bir memleketin idaresi gibi.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Giriş olarak şu şekilde başlanabilir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanoğlunun vücudunda bir et parçası vardır. O salih olursa bütün vücut salih olur. O bozulacak olursa bütün vücut bozulur. O da kalptir diye buyuruyorlar. Aynen bir memleketin idaresi gibi. Diyelim bir memleketin idaresi düzgün olacak olursak ta başkentinden en ücra köşesine kadar hayırlı tavsiyeler gelir. Eğer ülkede bir bozukluğu olursa her tarafı bu işgaliler bunun gibi. Eğer suyun gözünden temiz ve duru su akıtmayacak olursa her tarafa kir ve su akar. Eğer temiz olacak olursa bütün evlere gelen suda elbette temizdir. Aynen bunun gibi kalbin temizliği bütün azalarımızın temiz olması demektir.
Gönlün bozukluğu ise elinde bozuk olmasına hırsızlığa, ayağında bozuk olmasına, başkasının namusunu kirletmek için yürümeye, gözlerinde hakeza bu şekilde hareket eder. Kalbin sıhhatinin alameti nedir? Rabbinin emirlerini yerine getirmekte asla bir fütur olmaz. Fütur ne demek? Asla ibadet ve saatte tatil yoktur. Hiçbir zaman taatlerini terk etmez. Burada zikir kelimesine bütün emri ilahi dedik. Çünkü zikrin anlamı çok geniş. Sadece Allah lafza-i celalini ve tevhidi okumak değil bu. Namaz içinde zikir buyrulur. Zikir hatırlama manasına olduğu için zikir hatırlama demektir. Ezel bezminde vermiş olduğumuz sözü ezeb bezmi ne? Biz onu da bilmeyiz. Siz bilirsiniz de. Biz de bilmek istiyoruz. Ta ruhlar aleminde Allah'ımız ben sizin Rabbiniz değil miyim? Buyurduğunda galiba bela evet Rabbimizsın dediğimiz söz. Rabbimizsın demek sadece bizim halıkımız deyip geçmek midir? Bunu okursunuz siz okuyun.
Buralar size medrese gibi bir eğitim yapmaz. Burası sizin. Kalbimizde işte bir yanma var. Batma var. Bir vuruş var. Ne yapalım dediğinizde sükunet bulursa dili damağa yapıştırıp kalben okuyacağız. Bunu öğretir buraya. Başta bize kaza namazlarımız varsa kılın der. Bunun yanında mukaddime dediğimiz bir evrad verir. Yine kalbimizin ıssağı için üç gün istihareye yatırır. Ya rabbi beni bu yola nasip eyle diye. Sonra ölüm tefekkürü ve rabıta ve zikrullah bunları verir. Bunu siz bulursunuz. Kitaplar pek çok. Bir rabıta nedir deyip düşünmeye gerek yok. Tasavvufi çok eserler var. Bunu biz tasavvufa ait eserleri de bir vesile ile internetten verdirdik. Hep oralarda bulursunuz.
Bu konuşma görüşme nedir derseniz büyüklerimizin ifadesine göre biz çok geri kaldığımız için size demiyorum çok geri kaldığımız için bu mübarek yol öyle bir ince, öyle bir güzel, öyle bir tatlı yol ki büyük bir arazi içerisinde de envai çeşit meyveler var. Memleketimize göre elmadan, armudundan, cevizinden, kirazından tutun sayılamayacak kadar nimet var. Şimdi gönül arsasında da iman var, İslam var, ihsan var, tevazu var, sabır var, cömertlik var, tevekkül var, yüz elliye yakın güzel ahlak meyveleri var. İşte bunları elbette ki bir yılda kıymet olursa onu yok etmek için hırsızlar harekete geçer. Mesela evinizde diyelim çok kıymetli parça halılardan varsa onu haber alınca almak için eğer gönlü bozulmuşsa bunu çalmaya çalışır. Bunun gibi. Şimdi gönlümüzde de bu ilahi güzellikler olunca bunu çalmak için hırsızların en büyüğü olan şeytan hareket ediyor. Nefis de hareket ediyor.
Dünyanın muhabbeti de değişik tıynette olan kimselere de hareket ediyor. İşte bu günümüzdeki zikir nurlarını yok etmesin diye konuşur görüşürler. Yoksa siz çok öne yanlış mütalaa etmeyin. Bazı irşad için görevli kimseler oluyor hiç konuşmuyor. Demek ki onun da vazifesi o şekilde zaten konuşulmaz. Muhammed Bahaüddin Hazretleri, Gaddesallahu Sırra, şükürumuzdan istifade etmeyen sözlerimizden edilemezdir. Bu kalbin istifadesi, faydalanmasıdır. O zaman konuşmak nedir? Emri bil maruf nehyi anil münker Şimdi onların yapmış olduğu usul bir saygıyla karşılıyoruz herkesi. İyi olan taraflarımızı, şer'a uyan taraflarımızı hiç şüphesiz rastediyoruz. Şimdi bu yolun mensubu Sıddik Azam'la Ali Efendimizden gelen yolun mensubu artık küfür yok, nifak yok. Öyle ki kalbinin evet demediğini dili de söylemiyor. Gönlünden gönlünden ilahi bir bakış olmadan gözü de öyle hareket etmiyor.
Velhasıl kalbinin hareketini diğer azalarının hareketi muhalif değil. Kalbiyle azaları birbirine uygun. Küfür yok, nifak yok, şirk yok, büyük günah yok, küçük günah yok hatta Allah'ımızdan gayrı düşünceler de yok gönlünde. Şimdi böyle olunca böyle olunca onlar kalben istifadeelendiriyorlar. Bizim de durumumuz buna uymayınca bu tavsiyeleri büyüklerimiz yapıyor. Ne diyorlar? Bir kere kalbin sıhhatinin işaretindendir. Allah'ımızı anmaktan hiçbir zaman gaflet etmemek. Namaz kıldık, anmak demek. Nasıl andık biz? Namaz kıldık şimdi. Bu anış nedir? Nedir bu anış? Bunu yazın işte. Aklımız başımızda olarak yapmaktır. Anış bu. Ne demek? Aklımız yok mu? Bizim kafamız, aklımız çıktı, bir değil miyiz? Bu değil. Bu kimin huzurunda durduğumuzu bilme düşüncesi. Hangimiz böyle kılabildi? Dururken Allah ile celle celalühu kendi aramızdaki bütün perdelerin kalkışı. Kıyamımızda sadece kıyamı diyeyim.
Kıyam o kadar önemli ki kıyamı da bilmeyiz. Ayakta bir madde ve kulum. Sadece öyle de diyemezsiniz. O kaydı konu bunlar. Dağlar kıyam halinde değil mi? Biliyorsunuz yukarıya doğru yükselen aşağıya doğru da on dokuz katlı inen dağlar. Kazıklar gibi buyruluyor. O dağlar gibi istikamet üzere olmak. İstikamet nebilere, sıddıklara, şehitlere, sani'lere uygun bir hayat tarzı demek. Allahu ekber demek günümüzde hiçbir duygunun Allah'tan başka Celle Celalü olmaması. Daha Allahu ekber demeden önce ellerimizi kaldırırken dünyayı ve ukrayı yani dünya muhabbetini ahirette de cennet arzularının oradaki nimet isteklerini atmak demektir. Daha ona gelmeden önce evimizden çıkmadan başlar bu iş. Mescidin kapısına girerken besmele ile girmek aklımızı başımıza toplamak demek. Kimin huzuruna geldiğimizi düşünmek demek. İşte bu tasavvufun anlamı da bu. Her yaptığımız işi aklımız başımızda olarak yapmaktır.
Biz şimdi mesela öğretiyorlar. Bin defa Allah diyeceksin Celle Celalühü. Bunu diyoruz biz ama şu şekilde de okuyabiliyor muyuz? Aklımız başımızda olarak, kimi zikrettiğimiz tefekkür ederek. Nesini tefekkür edeceksin bunun? Şu yağın kar taneciklerinin ispata göre ilmi hiçbir tanesi bir diğerine benzemiyor. Sayabildiniz mi kar tanelerini? Sayamayız. Bu sadece trilyonda biri, trilyonda biri. Kafayı toplayarak Allah demenin anlamı bu işte Celle Celalühü Sudaki sırları çözebilmek, on tane sırrı var bir suyun. Hayat veriyor. Acaba imanımıza ne kadar hayat veriyor? Saatlerimize ne kadar hayat veriyor? Aklımız başımızda olarak yapmaya misal pek çok. Daha Allah'a Azze ve Celle'ni okurken bile bitmez. Kimi zikrettiğimizi düşünerek yapmak. Yoksa bize kitaplarda tarif ediyor. İşte şu kadar lafza-i Celal Allah'ı çok çok zikredin diye buyuruyor Celle Celalü.
Ama bunu nasıl zikredeceğimizi bu mektep öğretiyor işte. Diyor ki Aman ha aklınız başınızda olarak Allah deyin. Yoksa bir manası olmaz olun. Yüzünden geçer gider. Şuna benzer. Böyle yağmurlar, karlar yağar da taş üzerine de yağar. Toprağını, işlenmiş toprakta tabanına kadar geçer ama taş bulanın üzerinden ısrarı geçer. Bir santim aşağıya inmesi mümkün değildir. İşte bundan dolayı kalbin sıhhati önemlidir zikrederken de diğer taatlerimizi yaparken de. Neymiş sıhhatinin birinci şartı Allah'ımızı zikirden hiçbir zaman üşenmemek. Yahu ben aldım Cevrat ezkar çektim birkaç sene ondan sonra baktım, baş gelemedim bıraktım. İşte bunu bırakmamak. Gece kalkardım üşendim. Üşenmemek işte. Tabi o anda bizi zorluyor nefis vesaire muhalif düşmanlarımız ne yapıyor? Aman ha yatak sıcak diyor, halkma diyor, istirahat et diyor. Çok bahaneler buluyor.
Bu bahaneleri atarak, Mevlamızın büyüklüğünü müşahede ederek taatlerimizde gevşeklik yapmamak bu işte. İbadet ve taatimizde de hiç usanmamak. Mesela yatsı namazı insanın en çok gaflete düştüğü bir vakittir. O anda yatsı namazında yav yoruldum farzından kılıvereyim dememek işte. Kalbimizin sırati sünnetini de kılmak. Ama çok zorluyor bizi derseniz o anda Efendimizin üzerimizdeki hakkını düşüneceğiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Rabbimiz katındaki derecesini düşüneceğiz. Musa ile İsa bütün Peygamberan I izamın ona olan hasretini düşüneceğiz. Bir İsa Peygamberimizin Nebi olmaktansa Muhammed'e ümmet olmak bana daha üstündür deyişini düşüneceğiz. Bak bizi Allah ona ümmet etmiş diyeceğiz ve bunu çok yaygınlaştıracağız. Birbirimize vardığımızda sofrada bunu anlatacağız. Çay içerken bunu anlatacağız. Ondan sonra nereden ne fırsat bulabilirsek etrafımıza bunları anlatacağız.
Bu din böyle gelişir. Ashab-ı Kiram, Anibn İbi Hüreyre, Anibn İbi Ebi Vakkas bilmem falan derken ne yapıyor? Bunları hep yaymıyorlar. Yazıyorlar, birbirlerine haber gönderiyorlar. Allah'ın Resulü'nün şöyle bir Hadis-i Şerif'i var diyorlar. Onu memleket memleket ta üç bin kilometrelik yere götürüyorlar. Biz üç adımlık yere götürmekten çekinmeyeceğiz. Bu din börek güç bulacak, böyle bir kuvvet bulacak. Burada yazacağız. Kafamıza da yazacağız. Gönlümüze de yazacağız. Defterimize de yazacağız. Onu ayine ortamında böyle tatlıca oturduğumuzda çoluk çocuk gelmiş bir fırsatını bularak, oturun dinlen diyerek değil. Tam o artık havaya girdirerek öyle bir anki yemek yenilmiş, çay içilmiş, oturuluyor, şöyle geri çekilmiş. Bu esnada bir fırsat bulup girip dinimizin emirlerini bilebildiğimiz kadar anlatacağız. Anlatamıyorsak bilen bir çocuğumuza okutturacağız. Kısa bir bölüm.
Bu böyle olacak başka türlü olmaz mı? Ey ben bunu gizlerim Allah'ın Resulü artık bütün aleme duyurmak için ne yaptı harekete geçti Ashab-ı Kiram öyle. Evliyaullah öyle kul olmamızın gereği budur. Rabbim'ın zikrinden hiçbir zaman geri kalmamak. Devam etmek. Çünkü Rabbimiz bize bu havai verirken belli bir müddet tayin etmiyor. İşte sana üç gün veririm dördüncü gün keserim demiyor. Zaten bir an hava kesilsin hayat biter. Ondan sonra suyumuzu da kesmiyor. Diğer sayamayacağımız kadar nimetler sıhhatimiz, afiyetimiz kesmiyor Cenabı Hak. Nimetini kesmiyor mevda. O zaman biz de taatlerimizi en güzel şekilde yapmaya gayret edeceğiz. Barındıracağız. Taatlerimizi, taatlerimizi. Karışıklıklardan, şeytanın karışıklığından muhafaza edeceğiz. Oruayacağız, temizleyeceğiz onu da. Allah'ımızın emirlerini kendi aramızda ne yapacağız? Münakaşa edeceğiz. Bu münakaşa etmek bilen kimseler olur.
Böyle bilmeden hareket olmaz. Bilmeden bir televiyle Allah'ımızın emri hususunda gidilemez. Bu müzakere kendi aramızda görüşeceğiz, konuşacağız. Biri diyecek ki ben şöyle gördüm ayette, biri diyecek ben şöyle bir hadisi şerif gördüm. Böyle güzel güzel duyduklarımızı, Allah'ımızın emirlerini orda birbirimize anlatacağız. Bu birinci maddeyi yapabilsek ne kadar güzel olur. Allah'tan gayrisiyle ünsiyet kurmayacağız dostum. O zaman ne akraban kalır, ne komşun kalır, ne cemiyette haysiyetin kalır ne olacak? Şimdi zorla tepesine yumruk indirir gibi olmaz ki güzelce konuşulurken, görüşülürken herhalde bir denk gelir emri ilahi duyurulur. Ünsiyet dememiz onların yapmış olduğu kötülüklere ortak olmayacağız. Ortak olmayacağız ilahi emirleri duyuracağız. Onlara Allah'ımızın yolunda emri ilahiye uymak için delil olacağız. Yol göstereceğiz.
Hani bir anlık değil yani şurada oturduğumuz gibi evimizde de böyle bir oturabilmek. Insanların arasında da öyle olmak kirletmemek. Şimdi malını kaybeden adam ne oluyor? Malını kaybetti mi o adamın uykusu da kalmıyor. Dokuz ay bir kimse uyumadı. İflas etmiş, dokuz ay uyumadı adam. Uyuyamıyor. İlaçlar alıyor, tavsiyeler yapılıyor uyuyamıyor. İflas etmiş. İflas edip de kendi canına kıyan yok mu? Duyuyorsunuz. Bundan diyor daha fazla elem duymalı geçirmiş olduğu namazın kaygı ve kederini çocuklarına yapmadığı tavsiyeyi, etrafına duyurmadığı hakikatlerden dolayı diyor büyük bir sıkıntı duymalı. Malında zayiat olunca uykusunu kaybediyor. Her şeyi bitiyor. Asıl diyor gaybı ve kederi Allah'ımıza olan ibadet ve taatindeki gevşekliğinde olmalı. Ona olan emri ilahiye riayetsizliğinden dolayı üzüntüsü, malını, mülkünü kaybetmekten daha ziyade olmalı. Kalbin sıhhatinin alametindendir.
Böyle ne yapıyoruz? Aç kaldığımızda, suya ihtiyaç duyduğumuzda şiddetle yeme arzu ve istek oluyor. Diyelim ki çalışıyoruz bir türlü imkan bulup da yiyememişiz ve acıkmışız. Sabahtan akşama kadar çalışır diyor. Ne yapılır? Aman ha getirin önüme şu yemeği denir. Daha yemek gelmeden şu sofra olsun serilsin üzerine bir ekmek konulsun denir. Ekmek daha çorba gelmeden biter. Çünkü aç. Suya olan ihtiyacı daha fazladır. Bundan daha ziyade, bundan daha ziyade Allah'ımıza ibadet ve taatte, feraiz-i ilahiyeyi yerine getirmekte, Sünneti Seniyyeyi ifada daha hırslı olmalı, daha gayretli olmalıdır. Yemenin en güzelini diyor seçiyorsunuz müellif öyle bize ifade etmek istiyor. Diyor ki yemeğin en güzelini seçiyorsunuz. İşte akşam nerede yiyeceğiz diye telefonlaşıyorsunuz. Nerede yenecek? Ne yenecek? Bunu çok güzel diyor ayarlıyorsunuz. Giyimin de en güzelini araştırıyorsunuz.
Gezmenin de en güzelini, fitniğin de en güzelini bunları yapıyorsunuz. Bunu diyor yaparken buna olan arzudan ibadet ve taate arzunun daha fazla olması lazım. Aman ha namaz geçecek deyip Allahu ekber denmeden önce camiye boşuyor. İmam son rekata gelince değil, daha başlamadan önce gelip caminin etrafını temizliyor. Bu bir imama da bırakılmaz bu. O bir hizmetçi değil. Tutup da tuvaleti temizleyeceksin diyor. Onu ben temizleyeceğim. O benim önüme geçip namaz kıldırıyor. Cenazemde vesaire bütün işlerim de o hizmeti diyor. Onu ben yapacağım. Etrafını ben temizleyeceğim. Camilerde ben hizmet edeceğim. Çoluğumu çocuğumu koşturacağım. Akracın birisinde su, bir diğerinde temizlik aletleri en güzel şekilde yapacağız bunu. Budur. Bu bir hizmetçi değildir. Bunu bileceğim ben. Bu görevimi yerine getireceğim. Diyoruz ki en güzelini yiyelim, en güzelini giyerim, en güzel şekildeyiz.
Ondan önce camide bulunacağız. Eğer sobayla ısıtılması gerekiyorsa o gelmeden önce biz yakacağız. Vazifeleri ondan önce yapacağız. Bir mescit için gerekli olan görev ne ise. Bunun dışında diyelim diğer taatlerimiz iyilikle emrereceğiz, kötülüklerden nehy edeceğiz buna yemeğe ve suya olan arzu ve istekten daha fazla halis olacak. Aman ha bu çocuklarım nasıl ıslah olacak, nasıl irşad olacak diye. Dört yaşından sonra olmuyor bu. Dört yaşında oluyor. O zaman gitmiş. Namaz ibadetin başı ya, burada namaz demenin bir anlamı var. Şudur, namaz demek şu. Mesela, diğer hadis-i şeriflerde de görüyoruz. Mesela kırk gündür namazı kabul olmaz. Bu ne demek? Diğer taatleri de kabul olmaz demek. Ama yazmıyor öyle. Şimdi siz diyorsunuz ki namazı kabul olmaz. Böyle yazıyor.
Diğer taatleri de kabul olmaz demek, namaz ibadetin başı mevkiinde olduğu için, Namaza dahil olduğu zaman dediğimizde bütün taatler hatırımıza gelecek. Dünyevi, kamu, endişesi her şey bitecek. Mesela maaşını çift alacağı zaman bir memurun ücretini alacağı yere vardığında öyle bir zevki, öyle bir neşe soruyor ki hiç kamıkeleri kalmıyor. Maaşın diyor iki katlı diriler mi onu alacağı zaman zevki bildiğin gibi değil. Bir dünya nimetine konacağı zaman bambaşka bir zevk. Bu zevklerin hepsi kalacak ama ibadet ve taat o bizim için en büyük yar olacak. Gabre girdiğimizde o sevindiğimiz, kendisi için her şeyini harcadığımız varlıkları kalacak, ibadet ve taatlerimiz bizimle gidecek. Ona göre aşkımız, ona göre şevkimiz olacak. Kalbi. Yaptığı taatlerde kalbinde büyük bir sürur meydana gelecek. Zevk meydana gelecek. Yüzü aydınlanacak. Rahatı, huzuru Allah'ımıza kullukta bulacak.
Büyük bir zevke diyor, nail olacak. Bir kere dünya endişesi muhabbetinin çıkmasında böyle bir hal ifade buyrulmuş oluyor. Zaten iki üç madde kalmış. Yormadan bitecek. Gamı ve kedere sadece Mevla bunun dışında bir kamu yok. Mesela bir neşe günü olur insanın. Bazı günleri nedir? Onun neşe günleri. O neşe gününü Allah'ımızın emrine muvafık yapar. Kamu kederi bu. Bir başkası nedir? Bir diğerleri ne söyler? Çünkü bizde adet olarak budur diye emri ilahiyenin hayretinde bir davranışa girmez. Açıkça ifade edemiyorum. Üstü örtülü olarak incelediğimiz zaman her şey örtü içerir. Kalbimizin sıhhatinin alametindendir. Şimdi insanların en çok arzusu ne oluyor? Biz insanların mal, mülk, çoluk, çocuk bunlara çok büyük bir arzu var. Dünyevi değerlere çok büyük bir arzu var. Elli yıl belki daha fazla tarla davası devam eden kimseler. Hakime şunu yazıyor.
Ya bu işimin haline ya da ömrümün uzamasına deyip dilekçe veriyor. Bitmiyor. Bu nedir? Bu dünya muhabbeti. Bu başa gelmeyince belli olmaz. Böyle dünyasına dokunduğumu adamın her şeyi bitiyor. Ondan diyor daha hırslı bir şekilde olacak. Boşa geçirmiş olduğu vaktinden dolayı üzüntüsü. Neden bu zamana kadar kaldık diyor. Neden boş geçirdik diyeyim. O vakti tamamlamak için azami bir gayret istiyor. Bu şahsi taatlerimizde olduğu gibi insanlığın kurtuluşuna olan taatlerimizde asıl önemli olan da bu. Asıl insanlığın kurtuluşuna olan taatlerimizde olacak. Amelini düzgün yapmak için gayret gösterecek. Ne oluyor amel? Sizin okuduklarınızı hatırlatıyorum. Siz okuyordunuz bunu. Kişi buyuruyor namaza durduğu zaman sağında ve solunda iki tane melek olur. Eğer riyalı olursa, kibirli olursa, benlikli olursa yüzüne çarpılır diye buyuruyor. Bakın şuna kafamızı çalıştırırsak çok faydalı olacak.
Amellerimiz bizim daha sema katlarına yükselir inşallah. Moralısı, hak mevsiz. Çünkü buraya hat rıza için geldiniz. Sizi mahzun döndürmek bize yakışmaz. Biz söylüyoruz. Daha amellerimiz birinci kat semaya yükselebilmesi için orada meleklerin kontrol ettiği merkezler var. Yedi kat semada var. Hep kontrol ederler. Ziya olursa, kibir olursa, hasetlik olursa çarpılır bunlar. Bu hadis-i şerif arz ettiğim size. Bu sebeple Amelini düzgün yapmaya çok gayret eder. Eder. Amelinde sırf Mevla rızası için olmasını ister. Sırf, sırf Mevla rızası insanların beğenmesinin neydi yapmışız bir iyilik, duyurmadık kapı koymuyoruz. Bu değil, Mevla için. Bir kere nasihat diyor. Kendi şahsımıza da olur, diğer kimselere de olur. Efendimizin ahlakı Muhammediyelerine uymak, Allah'ımızı görür gibi taat yapmak. Allah'ımızın verdiği nimeti düşünür. Bazı hasta ziyaretleriniz oluyor. Çok mühim.
Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından birisi nedir? Bir hastayı ziyaret etmek. Mesela cenazeye iştirak etmek. Öğüt ve nasihatte bulunmak. Aksırdığı zaman Yerhamukellah demek. Karşılaştığınız zaman selam vermek. Şimdi bir hasta ziyaret ediyorsunuz. Başını yastığa koymuş. Aylardan beri kaldırmıyor. Kaldıracak hali yok. Nefesi biraz zor. Bir hastaya daha gidiyorsunuz, o da kendinden geçmiş vaziyette. Ne diyorsunuz? Allah'ım. Herkese sıhhat ve afiyet vermekle beraber vermiş olduğun bu sıhhatin şükrünü eda etmeye bizi muvaffak kıl demektir. Adam başını kaldıramıyor. Git ihtiyacı için kullarına giriliyor. Yerine göre altından alınıyor. Ya Rab bizde ise sıhhat var, afiyet var deyip, katiyen fütur etmemektir. İbadet ve saatte gevşekliğe gitmemektir. Allah'ımızın hakkı nasıl ödenebilir ki? Bu mümkün değil. Bunu ödemenin imkanı yok. Bizim sizlerden duyduklarımız bunlar. Onu söylüyorum.
Sizler anlatıyorsunuz bize. Diyorsunuz ki Allah'ımızın kullarından biri İbn Receb-i Hambedi hazretlerinin eserinde geçer o anlattığımız. Elli tane hadisi şerif güzelce izah edilir. Huzur-u ilahiyeye getiriliyor. Bunun tek günahı çıkmıyor. Güzel ameller yapmış. Rabbimiz aklımla, mağfiretim de, rahmetimde, cennetime deyince o kulun hatırına geliyor. Diyor ki benim bir günahım çıkmadı ki rahmetiyle, aklı ile, bağışlamasıyla. O zaman halimiz kulumu geri çevirin diyor. Sadece bir gözünün nimetini terazinin bir kefesine taatlerinde bir tarafına koyun. O göz nimeti sadece bir gözünün nimeti bütün taatlerinden ağır gelir. Allah'ımızın nimeti anlatmakla da bitmez. Saymakla da tükenmez. O zaman acziyetimizi bileceğiz. Burada diyor ki Allah'ımızın verdiği nimet. Bak gözümüz elhamdülillah görüyor. Şöyle bir kapatıp elli adım yürü dense anlarız bu göz nimetinin ne demek olduğunu.
Kulağımız elhamdülillah duyuyor. Duymamak ne büyük bir ızdıraptır, ne büyük bir elemdir. Ona buna soruyorsun ne dinliyor? Acaba aleyhimde mi söz? Nedir? Duymak istiyorsun. O ilahi kelamlardan haberdar olmak istiyoruz. Burada Rahman suresi hunda anlamlarını kadar güzel. Allah'ımızın kelamı ilahiyesine ne buyuruldu diye, bak onu duyuyoruz duymamak ne büyük bir elemdir. Okunan Kuran'ı Kerim'i, Allah'ımızın nuthetmiş olduğu o güzel ses, o güzel kıraatle tilavet olunan ayat-ı ilahiyeyi dinlemenin zevki ifade edilebilir mi? Ne büyük bir nimet o. Elimizin tutması ne demek o? Ne büyük bir nimet o. Bir amca elleri tercih olmuştu. Hep evine teşekkür eder benim sıkıntılarımı kaldırıyorlar diye. Eli tutmuyor. Şimdi olduğunda bilemeyiz de tutmadığında düşünün ne büyük bir nimet olduğu o anda yokluğunda idrak ediliyor. Ayağımızın yürümesi ne büyük bir ihsan-ı ilahidir o. 0.
Allah'ımızın bu kadar nimetleri karşısında yapamadıklarımızdan dolayı üzüntü duyacağız ve aşk ile şevkle muhabbetle devam edeceğiz. On altı yaşının üstünde olan kimseler bir beldede mescide girecek olsa hayatı yok oluyor. Mescitler vuruluyor. Evler boşaltılıyor. Artık tefekkür edin. Şu rahatlığın içerisinde yapmayacak olursak bu üzüntüyü duymadığımıza ne hale geliriz tefekkür edeceğiz. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatu vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehli nasabına, Peygamberan nizam ve Piran nizam bütün geçmişlerimizin ruhları için üç İhlas şerif bir facia. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Kalp Selimliği ve İlahi Nimetlerin Şükrü | Mihmandar