Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Umbarek bir zatın Ebu Nasır es Serrac Rahmetullahi Ali hazretlerinin eseri, Ulema'yı kiramdan duyuyordum ismini Ebu Nasır es Serrac Gaddesallahu Sırra şöyle buyuruyor diye, bir de ilim ehlinin dilinden duymak hakikaten insana başka bir zevk veriyor. Bir neşeye gark oluyorsunuz, her şey esaslarına oturuyor biiznillahi teala. Biz çokça da söylüyoruz ya sağa bak hizaya gel diye, baktığımız zaman onlar bir kelimeyi aldıklarında Lugavi anlamına alıyorlar, ıstilahi manasını. Bir de Kuran-ı Azimüşşan'da ona ait geçen ayetleri, EHadis-i Muhammediye'yi efendimizin mübarek sözlerini alınca insan çok seviniyor. Neden? Ela inne ahsenel kelam, kelamların en güzeli Kuran-ı Azimüşşan'dır. Sonra nedir?
Kuran-ı Azimüşşan'ın kendisini bize örnek olarak tanıttığı tabi olmamız icap eden Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ehadisi Muhammediyesi. Bu eser ismini verirsem belki huzurla yad edilmesine hayattadır Cenabı Hak uzun ömürler lütfetsin. Ömer Akkaya hocamız bize bu eserleri Suud Arabistan'dan vesair yerlerden temin ediyor, kula teşekkür etmeyen Allah'a teşekkür etmez buyurulduğu için kendisine de teşekkür ediyorum bize bunları temin ediyor. Halık'ımız da bize okuduğumuz bu eserleri hayatımıza geçirmeyi yaşamayı lütfetsin ihsan etsin. Ne güzel bu hatiplerimiz konuşurlar. Dinleyip belleyip mucebi muktezasıyla amellere Cenabı Hak bizi tevfik eylesin derler. Hani okuyoruz, konuşuyoruz, söylüyoruz ama evvela bize yaşamayı lütfetsin, ihsan etsin diye mühim olan bu dinlediklerimizin gönül alemimize geçmesi ve hayatımıza yön vermesidir.
Bizim takip edeceğimiz Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Raşid Hulefa yani Hulefa-i Raşidin, Ebu Bekn-i Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali radiyallahu anh mecmain hazıratını takip etmemizi emir buyuruyorlar. Çünkü bunlar gönüllerin nur olan insanlardır. Biz Ebul Halikı Vojdevani hazretlerine Hızır Aleyhisselam'ın telkin ettiği bazı ıstılahlar var. Sadat-ı kiram Hazeratının büyük hakikatleri bunları ifade etmek istiyordum. Hızır Aleyhisselam kendisine telkin etmiş. Malum bu yol Sıddîk-ı Azam ile Ali Efendimiz'den Radıyallahu Anhuma gelen yolun mücadelesi bid'atlerle mücadeledir. Acaba bu terimler bid'at mi diye üzerinde durulur. Sonra şöyle bir kanıya şöyle bir fikre varılarak denir ki Hızır Aleyhisselam'ın talim ettiği bid'at olamaz diye.
Buna geçmeden önce fırsat bulabilirsem Sıddık Azam Radıyallahu Anh Efendimiz buyuruyorlar ki Ben Kuran-ı Azimüşşan'dan üç ayet işittim. Bu ayeti duyduktan sonra başkalarıyla meşgul olmaya hiç gerek duymadım. Zaten bunlar gerek duymaz. Biraz önce arz etmek istediğim bu idi. Onlar Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'i görünce mesela bir sufi, bir derviş, bir mürid diyelim, bir mürid iradesini Rabbımızda eriten kimse. Bunların ulaşacağı bazı mekanlar var, makamlar var, sınıflar var. Hal dersek o geçer. O hal her zaman geçer. Çünkü bu yolun, bu yolun öyle bir şekli var ki son anda zuhur eden haller başta da zuhur edebilir. Bunun için derler ki başı sonunda sonu da başında olan bir yoldur. Başında olan bir haldir, bir görüntüdür. Şimdi bazı yanlış tavırlara girmenin sebepleri de bunu iyi bir şekilde anlamamaktan ileri geliyor. Mesela ilk bir Allah yoluna dahil olduk.
Mevla'nın yolundayız hiç şüphesiz. Bize bu yolun esasını öğreten kimseye dahil olduğumuzda çok güzel rüyalar görülür. Çok güzel rüyalar görülür. Haller belirir, kalbimizde acayip sırlar meydana gelir. Böyle olunca zannederiz ki olduk. Biz de yetiştik. Böyle değil işte. Şimdi bazı domatesler ve meyveler de oluyor. Mesela karpuzda kavun doluyor. Kulpunu siz böyle biraz kıvırdığınız zaman hemen o olgunlaşıveriyor. Dış zahiren görüntüsü olmuş gibi oluyor. O karpuz da o kavun da o domates de kızarveriyor kulpunu biraz kıvırdığınız zaman. Şimdi buna benzer olgunlaşabilmek nedir? Hep bunlardan geçilerek bizzat kendi gayret ve çabamız da olacak bu. Şimdi bir sohbette coşkunluk olur. Eğer lav boş sözler olmazsa öyle bir hac zuhur eder ki siz kendinizi oldum zannedersiniz. Acayip esrara mazhar olunabilir. Bütün gönül aleminiz harekete geçer. Eshabüla.
İnnemel müminunellezine edaat büklahu vecilat glubu. Kalp Allah'ın zikriyle titremeye başlar. Ruhu, titre, sırrı, hafise, akpası bütün hücreleri Allah'ımızın zikriyle titremeye başlar olduğumu zanneder. Bununla olmaz işte. Bu aynen süratle yağan yağmurun her tarafı sulaması gibi olur. Ne olacak? Kisenleme, Böyle hafif hafif, yaya, yaya toprağın derinliklerine işleyecek. Bu kendi çabamızla olacak. Mesela bir Mürşid-i Kamil'in sohbetinde zuhur eder bu. Öyle bir coşkunluk olur ki içeride hayırlı kimselerde bulunur. Meleklerde o cemaati kuşatır. Allah'ın rahmeti de kaplar. Ta yerden arşı azama kadar melekler de etrafı sarmak suretiyle bambaşka bir huzur meydana geliverir. Bu haliyle vücudumuzun her zerresine zikir uyanıverir. Bununla olmaz işte. Ne olacak? Tek tek letaifler üzerinde evvela yanacak, batacak, vuracak. Sonra şükür halini alacak diğer bir yere geçeceğiz. Ancak bu şekilde olur.
Bu bir yanılmadır. İlk anda bu anlar, bu haller zuhur eder. Bu zuhur ritmi olduğumu mu zannediyor? Hayır. Daha bizim erişeceğimiz çok noktalar var. İnanın oraları görünce dersiniz ki biz daha adım atmamışız. Nasıl adım atmamışız biz derseniz şöyle adım atmamışız biz Mesela Namazda Allahu Ekber deyip biz elimizi kaldırıyoruz namazda biz Allahu Ekber deyip elimizi kaldırıyoruz. Bu elimizi kaldırdığımızda biz elimizi kaldırdığımızda Allahu kelimesinin elifinde Allah'ın azametini tefekkür edebiliyorsak, öyle bir haz zuhur ediyor ki Allahu derken Allah kelimesinin Celle Celalü elifinde tarifi mümkün olmayan Azamet-i İlahi Allah'ın yüce kudreti kalpte belirmeye başlıyor. Kalpte beliriyor bu. Daha sonra lam'ında Allahu kelimesinin lam'ında ne zuhur ediyor? Lam'ında da Allah'ın Allah'ın azametinden titremekle birlikte bir heybet, bir korku emrine riayet ve nehrinden kaçmak da bir azim.
Bu hasıl oluyor. Daha sonra Allahu kelimesinin H'sinde ne meydana geliyor? Murakabe hali ve kurbiyet meydana geliyor. Cenabıhakk'a yakınlık hali meydana geliyor. Daha Allah Lafzai celalinde bu zuhur ediyor. H harfinde Allah'ımızın bizi her an gözetlemesi buna murakabe diyoruz, onun gözetimi altında oluyoruz. Bir de yakınlık hissediliyor. Nasıl oluyor? Lynne inda huduril kalbi reful heceb, öyle bir huzur hali ki kalpteki bütün perdeler kalkıyor. Demek ki kalbimizde perdeler varmış. Nedir o? 0 perdeler nefsin arzu ve istek perdeleri. Mesela baş olma arzusu diyelim dünyanın yiyeceği içeceği, malı, serveti, bir cinse karşı duyulan ilgi, bunun gibi kibir gibi benlik gibi tama gibi riya gibi gösteriş bu hallerin ortadan kalkması eğer o huzur hali zuhur ederse yani bizim anlattığımız konu bu gibi hallerin yaşandığı bir mektep olması hasebiyle üstünlüğünü ifade etmek istiyorum seçkinler.
İnsanın tabiatında yok mu? Seçkin olmayı istiyor ve bir malın en seçkinini, en güzelini, en mükemmelini almak istiyor. İnsanın tabiatında bu var. Mesela bir züccaciye mağazasına girdiniz veya diğer alacağınız eşya da eşyada nedir? En güzelliğini seçmeye çalışırsınız. Bir bardağın en güzelini almaya gayret edersiniz. Bir mobilya mağazasında siz sehpanın da koltuğunda en güzelini almayı istersiniz. Bir avize diyelim evinize alacaksınız. Avize mağazasında siz en güzelini alabilmek için her birini yoklarsınız. Şu ondan daha güzel, şu ondan daha güzel seçemezsiniz bile. Çünkü insanın tabiatına en güzeline erişme duygusu var. O zaman bizim yaşantımızda en güzelini yaşama Allah'ımızı görür gibi ibadet etme Sıddika Azam'ın yolu bu. Hazreti Ömer'in yolu, Hazreti Osman'ın, Hazreti Ali Radıyallahu anhüm'un anhüm hazeratının yoludur. O zaman onların yolunda ne var? Bütün perdeleri kaldırmak var.
Nefsin bütün perdeler perdeleri kalkacak. Ve inde şuhudil akli ref'ul iteb. Eğer aklınız başınızda olarak yaparsanız, çünkü bu yolun tarifini bir kardeşimizi tabii tasavvufun çeşitli tarifleri var. Bir tarifte şu şekilde yapılabilir Allah'ın izniyle dinmişti. O da her yaptığımızı aklımız üstümüzde aklımız başımızda olarak yapmaktır. Mesela mescide girerken ben Allah'ın huzuruna giriyorum. Evimizden dışarı çıkarken aklımız başımızda rızkımız helal olsun düşüncesiyle işimize gücümüze gitmektir bu. Eğer aklımız başımızda orada ref'ul ite Allah'ımızın azarlamasından kurtulmuş oluruz bu ne demek Yazıklar olsun namaz kılanlara, aklı başında kılmadığı için. Çünkü namazlarından gafillerdir diye buyuruyor. Ve inde huşuil kalbi fethu lebabeb, eğer kalpte Allah'ımızın azameti belirirse öyle bir kapılar açılır ki şu bildiğimiz kapılar değil o gönül aleminden ilahi aleme doğru açılan kapılardır.
Her açılışında tarifi mümkün olmayan nimetle doludur. Ve indehudu il erken vücudu sevap. Eğer elimiz, ayağımız bütün azamız da büyük bir huzur içerisinde tevazu ile duracak olursak nasıl olacak bu? Efendimiz bir gün bir mescide girdiler baktılar bir tanesi sakalıyla saçıyla oynuyor, eğer kalbinde huzur olsa azasında da olurdu. Azada olan bu huzurla kılınacak olursa ecir ve mükafat getirir, aynen meyveli bir ağaç gibi, aksi halde meyvesi olmayan bir ağaç gibi olur. Ve men ete bissale bilah huduril kalbe ve musallinle. Eğer kalbimizde huzur olmadan kılacak olursak o zaman o boştur. Ve men ete bilahşuhudil akıl Aklımız başımızda kimin huzurunda durduğumuzu kulluğumuzun gereğini yaptığımızı düşünerek yapmayacak olursak fe hüve musallinse yanılmış oluruz. Ve men ete bila huşuul kalbimizde ise hiçbir duygu yok. Durmuşuz. İmam neden bu kadar uzattı? Neden böyle kıldı?
Sonra işlerimiz, güçlerimiz işte çek ne oldu, senet ne oldu, işlerimiz ne halde bunları düşünmeye başlarsak o zaman zevki elbette kalmayacaktır onun, boş olacaktır. Hatalı olur, defolu olur, sıkıntılı olur, Tam ve sağlıklı olmaz. Bütün azalarımızda da namazın bereketi meydana gelecek oluruz. Ve meneteb bile hudu il erkan. Azalarımızda bu namazdan dolayı namazın neşesi azamıza sirayet etmezse o namaz boştur. Eğer bunları yerine getirirsek manası ile eda etmiş oluruz. Anlayacağımız şudur bizim. Bir kere saatimizi yaparken her saatin şu şekilde bir durumu var. Mesela biz diyelim bu dönem artık kirazların olmaya yakın olduğu bir dönemdeyiz. Daha değil ama Halık'ımız sıcakları lütfederse hakikaten bahar ayları da biraz serin geçiyor. Rabbimiz öyle takdir buyuruyor. Sıcaklaşacak olursa ilk olacak olan nedir? Kirazlar, bölgeye göre değişir. Biz kiraz olduğunu neden anlarız?
Şeklinden, şemailinden, biçiminden, kokusundan, tadından anlarız. Daha sonra kayısılar olur. Bir kaysıyı nasıl anlarız? Şekli, şemaili, biçimi ve tadından anlarız. Daha sonra elmalar olmaya başlar. Onu da şekil, biçim endamından bir de tadından, lezzetinden anlarız. İbadet ve taat de aynen böyledir. Allah'ımız Celle Celalü yüce kudretine delalet eden işaretleri bütün alemde afak da gösteriyor. Bunun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem anlatılırken nazarı ibretti buyuruyor. Bakarken ibretle bakıyor. Mesela meyvelerin ilk olduğunda bir meyve onu alıp öpü mübarek gözlerine sürüyor. Neden? Sen bizden daha evvel yetiştin diye efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşyaya bakışına bakın. O zaman biz namaz dediğim için söylüyorum, namazın tadını alabilirsek o namazı kılmış oluruz. Yoksa meyvesiz olmuş olur. Evet, farz noktasından yerine de ecir ve mükafatına erimemiz güç olur.
Demek ki namazın tadını alacağız. Müminun suresinde tadını Cenabı Hak haber veriyor. Şekli Şemaili malum. Sabah iki rekat, öğle dört rekat, akşam ikindi dört, akşam üç, yatsı dört. Sünnetleriyle de beraber tabii. Bunun şekli şemaili biçimi var, kıyamı var, rüku var, secdesi var, Altısı içinden altısı dışından farzları var bunun. Bir de tadı olması gerekir. Bunun tadını Cenabı Hak Müminun suresinde Gerçek kurtulan müminler namazlarında huzur ve huşu içerisinde olanlardır. Allah'ımızın azametinin gönülde belirmesidir. Çok sevgiyle karşılıyorum Elazığ'dan geçerken Kara Koçan da ulema-i kiramdan bir zat. Muhammed Şirin kardeşimizin dedeleri alim bir insan haşyet hususunda konuşurken şunu ifade etti. Kendisi ilim ehli, bir de haşyet-i kamile var dedi. Haşyet var. Azameti ilahiyeden kendimizden geçmek, biri de kamilesi var. Onu yaşarsınız, onu tarif etmek mümkün değildir. Tadı dediğimiz bu.
Namazın tadı haşyettir. Biz sıralarız ya namaz, oruç, hac, zekat, kelime-i şehadet. O zaman orucun tadı nedir? Ayeti celilede takva. Allah korkusunu bütün bedenimizde zuhur etmesin. İmsakin oruç tutmanın sadece yemeden içmeden cinsi münasebetten uzak olmakla tamamlanmadığını, azanın da hırsızlıktan elin, gözün harama bakmaktan elin isyana gitmekten, insanların aralarını bozmak gibi olmaz tabirsiz mümin kardeşlerimiz de bunlardan kurtulmaktır. O zaman zekatın Tevbe suresinde bakacak olursak Bakara suresinde oruçla alakalı olan Ayetceline Tevbe suresinde Mevlamız Kalbin cömertliği diye buyuruyor, kalpte cömertlik duygusunun meydana gelmesidir. O zaman Kelime-i Şehadet'te nedir? Kelime-i şehadet'te Tevhid'in şuhudi olması Allah'ımızın hükümlerinin bütün yaşantımızda gerçekleşmesindeki bir tat bir lezzet. Neden söyleyemiyorsun? Söyleyemem. Mellem yezuk lem yarib tatmayan bilmez de onun için.
E tevhidin tadı imanın tadı nasıl olacak? İmanın tadı sevdiğimizi Allah için seveceğiz. İmanın sadece üç tadını söyleyeceğim Allah ve Resulü bize her şeyden sevgili olacak, üçüncüsü de İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelecek bu işte. O zaman cihadın da biz tadını almak istiyoruz. Nefsimizle yaptığımız bir cihat var, şeytanla yaptığımız var, dünya ile olan bir muhabbetinin gönlümüze girmemesi için bir cehdimiz var, bir gayretimiz var, bir çabamız var. İnsan şeytanlarına karşı da var. O zaman bunun tadı nedir? Yaelleu kelimetillah. Allah'ın tevhidinin hakim olmasıdır. Din Allah'ın oluncaya kadar mücadele etmektir. O zaman Zikrullah'ın da tadını söyle. Zikrullah'ın da tadı hiç şüphesiz gönlümüzde duyacağımız Derilerin yumuşaması gönlün Allah'ın azametinden dolayı titremesi. Bir harekete geçmesi. O hareketi nasıl anlatabiliriz?
Adam ağlıyor, kendinden geçiyor, sana doyamıyorum Ya Rab diyor, bu zevkin nasıl anlatacaksın sen? Ona kavuşmanın büyük bir hasreti içerisinde yanıyor. Bunu ancak tatmayan bilmez dediğimiz ifade de mevcuttur bu. Mesela insanlara öğüt ve nasihatte bunun tadı nedir? Yaşamamızdır. O söylediğimiz sözün başta bizde gerçekleşmesidir. Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? Daha akraba ile olan münasebetimizin en güzel şekilde gerçekleşmesinin de bir tadı var. Nedir? Bir tanesini söyleyeyim o tadın sadece. Biz de ruhumuzun yoldaşı olan, bedenimizin arkadaşı olan el, ayak, göz, kulak akrabamızın ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanma tadına erişmektir. Sadece trilyonda birini söylüyor. Okuduğumuz Kuran'ın da tadı var mı? Elbette ki tadı vardır. Halıkul Lemyezel ile dilleşmektir. Bunu nasıl anlatalım şimdi, nasıl söyleyelim? İbni Acibe bunu kardeşlerimiz çok sayıda alıyorlar.
Çok güzel deruni yönü olan, ruhi, derinliği olan Mesela kelimeleri alırken bir tahlil yapmış zaten. Ondan sonra kısa bir manasını veriyor. El-İşare diye orada da ruhi yönlerini ele almak suretiyle çok güzel hani ruhi yönünü ele alırken makasıdı şerr, şeri esasa dikkat etmek üzere dikkat ederek bunu ele alıyor. Orada ifade eder tefsirde mübarek zat Rahmetullahi aleyh ifade buyururken Kuran'ı diyor Rabbi Zülcelalimizden dinler gibi okumaktır. Lezzeti budur. Muhammed İkbal'e babasının dediği gibi oğlum Kuran oku, baba okuyorum işte. Vahyolunduğu gibi Kuran'ın inişindeki zevki hisseder gibi oku. Bunu Üstad-ı Ali'miz bir evladı için buyuruyorlar ki Kuran şu anda nazil oluyor gibi dinleyelim. Hiç unutmam Konya'dan bir cemaat gelmişti, kendisinin üzerinde de o mübarek bir hediye olan cübbeleri de bulunuyordu. Üstadımızı o anda gördüğüm koltuğa sığmaz bir şekilde gördüm.
Yani biz mürşidimizin boyunu, şeklini, şemalini biliriz. Orta boyda bir mürşid-i kamilimiz inanın eve, barka, dünyaya sığacak gibi değildi. O görüntüsü demek bir ruhani alemde daha müstesna halleri var. Kuran okuyan bir kimse okurken cemaat hepimiz ağlıyorduk. Bütün cemaat kendinden geçmiş vaziyetteydi. Bu tat değil de nedir kardeşlerim? Bu zevk değil de nedir? O halaka-i zikrin bir araya gelip bir daire şeklinde oturuşumuzda hiç bunun zevki, neşesi, tadı yok mu bu taatin hal halaka-i zikrin? Nedir tadı? Cenabı Hak tarafından fel-Küruniye'l-kurkun beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim, rahmetle ve mağfiretle yağ dolmasıdır. Asıl, ashabünu felya amelil amilun, asıl amel edenler işte bunun için amel edin, çalışın diye buyruluyor ya, fel yetenafesil mütenafisun, asıl yarışanlar bu iş için yarışın.
Sadece onun malı çoktur, bizimki azdır, biz daha çok iyi yaşayalım, onun evinde şunlar var, bizim evde yok, onun altındaki araba demeveymiş, daha da kıymetliymiş, daha da bir üstünmüş, bende o yok, onun giydiği elbise artık nano teknolojisini konuşmaya gerek yok, çorabına kadar yapmaya başladılar bunu. Bunu biz yıllar öncesi Rabbimizin lütfuyla demeye çalışıyorduk. Nano teknolojisi bizim gönlümüzde mevcut. Onun en güzelini de yapar. Şu günlümüz ah bir mutmainne sıfatına eriyip de arı ve duru temiz olacak olursa Allah'ımızın muhabbetiyle göreceksiniz ne teknolojiler meydana gelecek. Maddi ve manevi, maddi ve manevi keşifler yapan bugün üzerinde en çok durulan batılıların İbrahim Hakkı Erzurumi Hazretleri, onu araştırıyor hususi. Bir merkez teşkil ediyor, hususi mektepler kuruyor, okullar kuruyor.
Araştırma merkezleri açıyor onun için, Muhyiddin Arabi Hazretleri için bir hanım kardeşimiz altmış yılımı verdim diyor, altmış yılımı verdim. Bunu bizim dışımızdaki insanlar araştırıyor. Bir Mevlana'mızı araştırıp iman edenlerin, iman edenlerin sayısı belirsiz. İman edenlerin sayısı belirsiz. Bunları niçin söylüyorum? Gönlünden nur olan insanlar maddi gelişimi de en güzel şekilde gerçekleştirmiş kimselerdir. Elementleri bulmuşlardır, Evliyaullah'tır o. Elementleri buluyor. Cebir'de, matematikte cebir'de bir denklemi Esad Erbili Hazretlerinin tespit ettiği ifade edilir. Nereden okuyor bunu? O gönül aleminde öyle bir nur var ki görmedikleri, bize haber vermeişleri akillarımız seviyesince olacağı için yoksa onlar için bilinmeyen hiçbir şey yok. Bir defasında Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırri Hazretleri rasathaneyi arzu eder, görmeyi arzu ederler. İşte tanıtılır.
O zaman da Zuhal Yıldızı hatırladığım, bu onu araştırıyorlar, o makinalarla büyük, dev makinalarla bakıyorlar. Şimdi tabi böyle olmaz, daha bir hassastır. Bakarken kendileri çıplak gözleriyle, mübarek parmakları ile işaret ediyor ve asistanlar gülüşüyor. Biz makinaları döndürüp bulamıyoruz bu yaşlı zat nasıl diye. Hatırı kalmasın diye döndürüyorlar. Bakıyorlar ki orada tek tek anlatmaya başlıyor. Yeşilısarı Teşrif buyurduğunda oradaki şifalı sularda semavattan haber veriyor. Acaba bunu neden konuşuyor deyince buyuruyorlar ki Evliyaullah, semavatı adım adım, karış karış bilmedikçe veli de olamaz diye ifade ediyor. Siz ne diyorsunuz? Gönüllerinde öyle semavat var ki onların gizlenmiş yedi kat sema ve yedi kat arz, gayb alemi ne demek? Lahut ve nasut alemi onlar dürülmüş ve bükülmüş içine konmuştur. Altmış dokuzda üstadımız sıtma olur diye bir yaylamız.
Orada oturuyor kendi kendine buyurdu ki Ay'a neden dedi çıkmayı böyle büyütüp duruyorlar? Evliyaullah her zaman bu nedir dediler, bu o kadar zor değil. Bir gün size bir neşe olsun, bir misafirimiz geldi bizim. Ankara'nın Gölbaşı'ndan Nevzat amca geldi. Müstazımız yatağını hazırladılar, çok misafirlerine çok mutluyum, çok ikram ederlerdi. Yani o günün şartları içerisinde, yatağının üzerinde benim çocuğum şunu anlattı: Harun Reşit biliyorsunuz Behlül veli ile yakınlıkları var. Kardeşi denir, amca oğlu denir. Bir yakınlık var. Onu irşad için çok hakikatleri gösteriyor, anlamıyor. Bir gün diyorlar ki efendim Behlül kabirde kefen soyuyor. Ya bu benim hiçbir haysiyetimi koymadı, eline bir asalıyor, bunun diyor göbeğine bindireyim, orada diyor ölsün kazsın.
Meğer orada kabir soyma değil, borcu olan kimselerin kabrine girer, kabir sahipleri gelir, onlardan para alır, borcunu ödermiş Gevliyaullah, boşuna da bir iş yapmıyor. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.