İlim hakkında, İlimünnafi faydalı olan ilim, onun üzerinde durmuşlar. Sonra adap Risalesinde de geçer, çok güzel işlenmiş. Orada müstakil olarak bir bölüm var, Kalp diye. O Ayet-i Celileleri almış Müellif Hazretleri. Kalpler için üç makam vardır, buyuruluyor. Ve makamu lisen minel kalp. Ve makamu civarı minel kalp. Eksik mi oldu acaba? Bu tabakat kitaplarında da geçer Hüseyin-in Nuri. Görünüş itibariyle böyle çok ayak takımı gibi bir kimse, giyim kuşam olarak en düşük bir insanın giydiği ve kuşam onu giyiniyor. Hatta bir tanesi kötü bir zanna da kapılıyor bu zatın hakkında. Böyle yoldan geçerken, Hüseyin-i Nuriye Hazretleri, Ebu Hüseyin-i Nuriye Hazretleri karşısında kadınlar var. Sonra önünde de önü şarap bardakları gibi, arada da sarhoşmuş gibi böyle saya atıyor.
O geçen kimse demiş ki, bu ne kadar değişik bir kimse kadınlarla işaret ediyor, önünde içki şişeleri ve bir de demiş sarhoş bağırıyor. Bu düşünceler içerisindeyken o kimseyi çağırmış. Demiş ki gel, şu kadınlar dediğim benim ehlimdir, hanımımdır, kızımdır, gelinimdir. Ben onlara dini meseleleri öğretiyorum. Bak şu önündeki bardaklara içki bardağı dedim, bir iç diyor, içiyor, hiç içki ile alakası yok. Böyle bal şerbeti, Sonra sayha atışına geliyor sıra. O da diyor, Aşk-ı ilahiden kendimi zapt edemiyorum diyor. Ölüm bahret bir insan. Bu hallerine göre, bu şahıslara göre değişir. Size bir kimse anlatacağım ama nasıl anlatabilirim onu düşünüyorum. Evtat diye dünyada dört kişi var, dört. Bunu Nebed suresinde insan bile, ve cibe ile evtede. Cenabı Hak buyuruyor, dağları kazıklar kılmadık mı? Yani bir dağın on dokuz katı yere de çivi gibi saplanıyor.
Böyle biz çadırları kurarız, bir orta direğe oluyor. Bir de çadırın kenar, böyle kazgışlar denir. Onlar çadırı tutar. Dağlar nasıl arzın deprem gibi vesaire gibi sıkıntılarda koruması ve muhafazası ise izni ilahi ile, bu evtat dinen kimseler de öyle. Bunlara cümud da denir. Şöyledir, doğu ile alakalı, batı ile alakalı, kuzey ile alakalı, güney ile alakalı. Yalnız bunların sekiz tane sıfatı var. Dördü zahirde, belinde, dördü de gönüldedir. Bunları elde etmiş, kolayına değil tabi ve seçilmiş de Allah'ımız seçmiş. Daha ziyade insanlara nasihatte bulunmaları, kimseyi de seçmemişler. Allah'ımızın kulları gözüyle bakmışlar, bir de halk arasına çok karışmıyorlar. Karışmaz zaten, mümkün değil. Sadece bir nasihat için, öğüt için, bizim ıslahımız için, onun dışında kendi halvetlerinde. Hepimizin uygulaması gereken bir husus. Sonra kimseyi de kötü görmüyorlar, Allah'ımızın kulu diyorlar.
Kötü olarak gördükleri Cenabıhakk'a muhalif durumlar aksi halde yaratmıştır Mevla. Bir İbrahim Aleyhisselam dahi sofrasını, bir gayrimüslim oturmasını pek istememiş. İslami inancın dışında. Allah'ımız derhal hitap buyuruyor. İtab azarlama demek. Hitap ayrı, hitap muhatap kabul etmek. İtab azarlıyor. Buyur ki, ya İbrahim bak ben ona hayat verdim, ben ona hayat verdim. Sonra ben onun rızkını kesmiyorum, rızkını da veriyorum. Sen neden onu sofrandan mahrum ediyorsun diyor. Öyle bir hitap ki, seni Halil dost olmaktan da men ederim, buyuruyor. Ebu Latin Harakani Hazretleri, onun sözleri okunacak olursa, bunlar bize hep ışıktır, nurdur. Bir evimizin temizlenmesi, bir sehpadır, bir penceredir, bir kanepedir. Ne kadar temiz olsa bile birkaç gün geçti mi tozlanabiliyor. Bizim de gönlümüzün tozlarının alınması icap ediyor. Onlar da velilerin bu güzel kelamları bizim temizlenmemize vesiledir.
Buyuruyor ki, Ebul Hasan'ın sofrasına oturanın dinini sormayın. Kim olursa olsun otursun, yesinler, biçsinler diyor. Böyle bir şefkat var, böyle bir merhamet. Nereden gelir bu? Esallem. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz aleme rahmettir. Şeytan dedi ki, aleme rahmetse, ben de bu alemden değil miyim? Ben de bu alemdenim. Halık'ımız günde kırbaç yiyor, Melun. Onun kırbacı bire düştü. Bu yönde rahmet. Kafirlere rahmet mi? Onlara rahmet oluşu da öğüne bir ızdırap ki o mahşer alemi, hadis kitaplarında gördüğümüz terlere gömülecek insanlar. Kimisi topuklarına, kimisi diz kapağına, kimisi göbeğine, kimisi ağzına kadar ter denizi. Öyle bunalıyor, öyle sıkılıyorlar ki diyorlar ya Rabbi bizi bu ter denizinden kurtar da cehennemine at diyorlar. Bazen hastalıklar olur. O hastalıklar da şiddetinden dolayı kişi der ki öz sevda kurtulsamdır. Bunun gibi bir hal.
Efendimizin hürmetine sallallahu teala aleyhi ve sellem hesapları erken görülüyor. Hesaplarının erken görülmesi onlar için bir rahmet oluyor. Her şeyiyle rahmet, şu kış günüyle rahmet ektiğimiz ekinlerin nelerin korunması ancak karılarla olur. Yaz günüyle rahmet, meyveler olacak, her şeyiyle rahmet, tükenmez. Yalnız bir noktaya dikkat çekmemiz gerekir. Nimeti rahmete dönüştürmek. Bunu hedeflesek aşamayacağımız hiçbir nokta kalmaz. Nimeti rahmete dönüştürmek. Diyelim ki Allah bize sıhhat ve afiyet vermiş. Bunu rahmete dönüştürmek, şükretmek, taatte bulunmak, Bunun yanında nipmet. Nipmet ne? Sıkıntı, ceza. Bunu da rahmete döndürmek. Sabr ile. Diyelim malımıza mülkümüze sıkıntı geldi. Sabrediyoruz, nimet oluyor. Bedenimize rahatsızlık geliyor, sabrediyoruz, nimet oluyor. Çocuğumuzun başına geliyor, sabredince nimet oluyor.
Her hususta, semavat, her zaman altında yürüyüp gezip dolaşıyoruz, rahmete dönüştürmek. Allah'ım bu çatıyı üzerimize kurdun. Mülk suresinde bildirildiği üzere semaya bir bakın. Orada bir çatlak var mı? Buyuruyor Cenabı Hak. Gözü böyle düşük bir şekilde iniyor aşağıya. O yıldızları, olay, o güneş bize Allah'ımızın yüce kudretini hatırlatmak suretiyle nedir? Bir rahmettir. Bir veli ile bizim aramızda hiçbir fark yok. Aynı el, aynı ayak, aynı göz, aynı kulak. Onun da evi, onun da çoluğu, çocuğu, işi, gücü her şeyi var. Var. Ama fark nimeti rahmete dönüştürmekte. Diyelim sıkıntılar var, o sıkıntı da her şeyi Rabbımızdandır. Bir ağaç dahi yaprağını izni ilahinin dışında düşürmez. İbrahim Hakkı Erzurumi'nin, Rahmetullah aleyh dediği gibi deme, şu niçin şöyle, Yerincedir ol böyle. Bak sonuna Sabri'yle, Mevla görelim neyler, neylerse güzel iller. O zaman her şey rahmet oluyor.
Bazı çok seçkin Allah'ın has kulları var. Bela ve musibete duçar oluyor, diyor ki derdü bela saltanatın iki cihana vermezen, demek ki onu nimete dönüştürmüş olacak ki o nimeti rahmete, onu diyor iki cihana vermezen. İbrahim Aleyhisselam çok büyük bir sıkıntıya girdi, malum Kuran-ı Kerim'de geçer, o ateşe atıldı. Buyuruyor ki İbrahim Aleyhisselam benim o ateşe atıldığımda duyduğum zevki bir bilseniz diyor. Ama bunu rahmete çeviriyor, hiç endişesi yok, hiç endişesi yok. Düğüne gerdeğe girer gibi Allah'ımızdan geldi diyor ve ateşin ortasında o duyduğum hazzı diyor, tahrip edemem. Yusuf Aleyhisselam bakın o musibeti, o cezayı rahmete dönüştürüyor. Kuyuya atılmış. O kuyu öyle normal bir kuyu değil. Ağzı dar, içi geniş, yılan, akrep, her türlü insana eza eden mahluk mevcut. Zaten bilerek atılıyor. En şefkatlisi tekmelemeye başlıyor. Atıldığında derhal Cenab-ı Hak büyük hikmetleri var zaten.
Bir taş üzerinde daha İbrahim Aleyhisselam'dan gelen bir filat var, onu giydiriyor, giydiriyor. Bütün mahlukat sessiz, bir peygamber nihayet, nübüvvet kokan Allah'ın sevgilisi. Koruyor Cenabı Hak. Yılanın bir tanesi böyle bir ses çıkarıyor. O zaman Cebrail Aleyhisselam ona sus diyor. O yılanın cinsinden hiçbir yılan ses çıkarmazmış. Bir sükut ettiği için burada Sami Efendi hazretlerini anlatacağım acaba diye gönle bir fikir gelir mi diye diyemiyorum. Yoksa neler anlatılır. Onun için büyüklerimiz diyorlar ki on esrarın dokuzunu gizleriz diyorlar. Bu anlattığımız evta kendini gizleyen kimsedir, onu Ehlullah bilir. Zannedersiniz ki bu bir kahvehane mi çalıştırıyor acaba? Tanınmaz. Tanınsa ne olur? İnsan onun büyüklüğünü tanır da muhalefet ederse belasını çok büyük bulur. Hani bulmuyor? Bazen biz hayvanlarımızın ayağına ip takarız. Buna ip demeyelim de ip hemen kopar.
Bir kendin diyelim, bir sicil bile olabilir. Fakat çok uzundur. O girer dağlarda otlar, fakat biraz sinire geçti mi derhal ayağına takılır. Ebu Cehil ayağına öyle bir ip taktı ki her türlü oyunu aleyhisselatu vesselam Efendimize oynadı. Sonra ne oldu? Muazile muaviz, iki delikanlı, işini bitirdi. Bu bakımdan biz dikkat ederiz tabii, hakikatlere elimizi uzatmayız, yönümüzü uzatmayız, dilimizi uzatmayız. Sonra Yusuf Aleyhisselam onu öyle bir nimeti rahmete dönüştürdü ki, kardeşleri ağlıyor. Çünkü yediriyor, içiriyor, saraylarda her türlü ikramı yapıyor. Bir kardeşimizin şu güzel hatırasını hiç unutmam. Bizim öğrencimiz nihayet, fakat müziğde bir öğrenciymiş. Bir sıkıntı doğdu, insan hayatında olur, sıkıntısı geçmez, her şey sıkıntıyla zaten. Lekad halaknel insane fi gebed, insan zorluklar içerisinde.
Venin alavetnin ana karnında bir çocuk, böyle çocuğa hamile kalmışsa kadın, zorluklar içerisinde. Bir tanesi anasını alıyor sırtına, Beytullah'ı tavaf ettiriyor ama kan ter içerisinde. Acaba diyor, Hakk'tan öyle dedin mi? Sen onun karnındayken alıp verdiği bir nefese de kafi gelmez. Zorluk, hayat zorluk. Çocuk süt diyelim zamanına kadar böyle ananın sütüyle hayatını idame ettiriyor. Ana sıkıntıda. Şu sütten bir kestiyse diyor, ondan sonra bitmiyor. Şu bir okula başlasan, okulda da bir sıkıntı oluyor. Vay oğlum nasıl sınıf geçecek? Ta üniversite dönemine gelmiş. Anneler okulların kapısında bekliyor. Acaba çocuğum başaracak mı başarmayacak mı? Bitmiyor. Askere gidecek bitmiyor, gelecek bitmiyor. Evlendireyim de şöyle bir rahata kavuşayım, Yine bitmiyor. Efendim burada bir hastamız vardı. Bu hastamızı ziyarete gittim.
Ama o hasta dediğim kimse, hasta dediğim kimse, muamelatı çok düzgün olan bir kimse. Asıl kazandığı bu zaten. Allah'ımızın kullarına öyle bir şefkati var, öyle bir merhameti var. Kocasına diyor ki burada bekleme. Yedi yüz, sekiz yüz insan senin eline bakıyor. Git çalıştır madeni diyor. Bunlar rızkını temin etsin diyor. Bazen hisse kable-l vukut eder. Vukuundan önce bir şey insanın gönlünde belirir. Bu çoğu insanımız da olur. Gideyim bir ziyaret edin. Vardım edebe bakın. Derhal torununa şu örtümü bir getir dedi. Örtümü zaten. Şu biz atkı diyoruz, daha çok bu Erzurum dolaylarında ne de görünmüyorlar ona. Onu istedi. Tabii her hareketi düzgün görünüyor. Demek ki kalbe boşuna da doğmamış bir izninle. Şunu anlattı, ben dedi çoluğu çocuğu işte kızları çıkarayım, ondan sonra yavruları evlendireyim, Hacaseni Efendime gireyim bir ders alayım. Öyle bir güzel de anlatıyor ki dinliyorum.
Hacı Hasan Efendimize geldim diyor, geldim diyor. Buyurmuş ki, hızın bir sürü düşün, önünde çobanı var, çeldek derler, onun yardımcıları var. O sürüyü koruyan köpekler de var. Bu sürüye bir şey olur mu? Allah'ın izniyle olmaz. Ama bir koç, ben sürüye dahil olmam diyor, o da kendi başına kurtluyor. Onu ne kadar koş da olsa kurt ediyor. Bunu neden anlatıyoruz? İçinde birçok dersler var ve onun için. Derdi bela bitmiyor. Mühim olan bunu rahmete çevirebilmek. Demek ki onların aynı özellikte olması, ene beşarun mifluküm yuhha ile ya buyuruyor Cenabı Hak. Efendimiz ben de sizin gibi bir beşerim, bana vahiy geliyor buyuruyor. Onlara da ilhamat-ı ilahi geliyor, tecelliye mazhar. Kavmi içerisinde Cenabı Hak seçmiş, her şeyiyle seçilmiş, bir yönüyle seçilmez, her yönüyle seçilir. Aklıyla, fikriyle, düşüncesiyle, ne diyeyim ekonomisiyle, siyasetiyle, riyasetiyle, her yönüyle seçilir.
Çünkü Allah'ımız, ve eyyedehum bir ruhim min takviyeyi diyor. Güçlendiriyor Cenabı Hak. Demek ki Yusuf Aleyhisselam öyle, kardeşleri hakaret etti. Dedi ki, eğer siz olmasaydınız, şimdi nimeti rahmete nasıl dönüştürüyor. Ben diyor peygamber olmazdım diyor. Bak peygamber olmama sebep oldunuz diyor. Misaller pek çok. Eğer buraya geçebilirsek, kalplerin makamı anlatılıyor, bunu bitiremeyeceğiz biz. Şöyle kısa madde gibi bir yer olsa da orayla neticelendirirsek. Kalbimizin zahiri nedir? Mahallül İslam. Dinimizin emirlerini yerine getireceğiz. Batıni ise imandır. Evet hepsi de asıl gönülde Cenab-ı Hak kalbe imanı yesu. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.