Kalp Huzuru ve Mürşid-i Kamil ile Ruh Arınması kaydında Tayyip etlerinin ehline ashabını, peygambere nizam ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizi mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerit. Hocamıza teşekkür ediyoruz. Cenabı Allah dinlediğimiz ayeti kerimelerle amel etmeyi cümlemize nasip eylesin. Sözü uzatmadan hemen üstadım söz siz de buyurunuz. Şeriat ve tarikat üzerinde büyük…
Kalp Huzuru ve Mürşid-i Kamil ile Ruh Arınması ne anlatıyor?
Kalp Huzuru ve Mürşid-i Kamil ile Ruh Arınması kaydında Tayyip etlerinin ehline ashabını, peygambere nizam ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizi mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerit. Hocamıza teşekkür ediyoruz. Cenabı Allah dinlediğimiz ayeti kerimelerle amel etmeyi cümlemize nasip eylesin. Sözü uzatmadan hemen üstadım söz siz de buyurunuz. Şeriat ve tarikat üzerinde büyük…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tayyip etlerinin ehline ashabını, peygambere nizam ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizi mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerit. Hocamıza teşekkür ediyoruz. Cenabı Allah dinlediğimiz ayeti kerimelerle amel etmeyi cümlemize nasip eylesin. Sözü uzatmadan hemen üstadım söz siz de buyurunuz. Şeriat ve tarikat üzerinde büyük bir alim olunan İmam Şarani Hadisallahu Sır'ın kitabında der ki bütün tarikat ehilleri insanı Allah'ın huzuruna, kalp huzuruyla çıkmaktan alıkoyan kötü sıfatlardan kurtulma yolunu gösterecek bir kamil mürşide bağlanmanın zaruri olduğunda ittifak etmiştir. Acaba bizim bu yolumuza engel olan nedir? Dirse nefis ve onun arzuları ve istekleridir. On beş tane nefsin fena arzu ve istekleri vardır. Onlardan bir kısmı riya, kibir, ucu, benlik, hırs, aşırı dünyaya bağlılık, tamah, adavet, cimrilik gibi kötü sıfatlardır.
Bunlardan kurtularak kalp huzuruna ermek için kalp huzuru belki mevzumuzun en önemli konusu da bu olsa gerek. Fecir Suresi'ndeki son üç ayeti celile Es-ı Alibil'de Kalp huzuru dediğimiz zaman mutmainne sıfatı gelir. Durulmuş, süzülmüş nefis bu şuna benzer. Bir dağ düşünelim. Dağı tırmanıyoruz biz. Dağı tırmandıktan sonra düz bir yola erişiyoruz. Bunun gibi. Bir de vagonları rayların üzerine koymaktır. Huzura erilmek, vagonu rayların üzerine koymaktır. Elbette onun lokomotifi vardır, zaten onu ifade ediyor. Lokomotif mürşid-i kamil, La teşbih ve la temsil denir. La teşbih ve la temsil. Biz bunun daha iyi anlaşılması için söylüyoruz. Ona olan intisab ile bu yolları ancak aşabilirsiniz diyor. Şunu anlatmak lazım, anlatmamız gerekir. İnsan kendi gücüyle emmare levvame mülheme geçebilir. Ama mutmainne sıfatı mutlak yardımcıya ihtiyaç vardır.
Eski arabalarda vardı şimdi takviye bilmiyorum pek kullanırmıyor özenilerim. Takviye öyle rampayı çıkmak için o takviyeye hemen alıverirlerdi. Aldılar mı Rabbimizin izniyle çıkar. Halık'mızın bizim için halk buyurmuş olduğu manevi takviyerler biismi Laideala buna çok büyük ihtiyaç vardır. Belki izah edecek. Fakat insanın bağlandığı mürşidin çok çok önemli bir hususa işaret ediliyor. İnsanın bağlandığı, arif. Biz ara ara söylüyoruz Cenabı Hak ilim vermediğine velayet de verilmez. Belki okumamış olabilir. Böyle meşayen mübarek kimseler var. Abdülaziz Hazretleri gibi vesair var. Ama Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam için buyuruluyor ya bir mekteve oldu ki müdavim Allahi de zatına muallim dindiği gibi muallimi Rabbi Zülcelal'imiz olan kimselerde ilimde rüsuh sahibi olan kişilerdir. Rabbamız tarafında okutulmuş mübarek kimselerdir.
Hemen hatırlayalım Ebu Hüreyre Hazretleri'nin hafızasından şikayet eder. Efendimize arz edince Sallallahu Teala aleyhi ve sellem efendimiz eteğini aç diye buyurur. Açar, mübarek avuçlarıyla ikramda bulunurlar. Ondan sonra bende unutmak vaki olmadı demiştir. Beş binin üzerinde Feadisi Muhammediye'nin ravisidir. Daha çok uzun bunlar. Mesela Ali dede diye mübarek bir zat var. Demir Buhari Hazretlerinin kulafasında. Altı yaşında anası onu okula vermiş, üç ay geçmesine rağmen bir türlü başarı elde edilememiş. Hocası diyor ki bunu alın, siz başka işlere verin okuyamıyor. Anasının sadakatinden olmalı ki yavrum diyor ilim yolunda gitsin gezsin. Sonra hadise çok uzun. Aleyhisselatu Vesselam efendimizin bir gelir demesiyle zahiri ve batıni ilimlerle mücehhez bir hale gelir. İnsanın bağlandığı müşfikin alim olması gerekir. En azından farz, vacip, sünnet, müstehap bunları bilecek.
Fıkhi bu konulardan diyelim ki tabileri sorduğu zaman ona cevap verecek durumda olacak. Arif kemale ermiş ve kemale erdirmeye ehir bir müşriri kamil lazımdır. Bir, evrak verir, asker verir, onun yanında sohbete ver, bir üçüncüsü de haliyle hallendirir. Bu çok önemli ama. Mesela evrak veriyor, ezkar veriyor. Bunun yanında sohbet ediyor sohbet ediyor. Üçüncüsü çok mühim. Haliyle hallendiriyor. Mesela huzurunda bulunduğu zaman onu haftalarca bir türlü ondan vazgeçemiyor, manevi hal ile halleniyor. Aylar geçiyor yine doy doyamıyor. Bu hali yaşıyor. Belki ömrüne yetecek özelliklere biiznillahi Teala mazhar oluyor. Böyle bir mürşid-i kamil halinden istifade ettirecek. Huzurla namaz kılmayı insanı bu mürşit öğretecektir. Bazı hususları izah etmek istiyorum. Şah-ı Nakşibend Hazretleri huzur hakkında namazda üç şeyi zikrediyor. Hepimizin ihtiyacı var buna.
Biz bunu sadece namazla alakalandırmayalım. Bütün taatlerimiz de öyle. Bir, rızkımız helal olacak ama unutulacak bir husus değil bu. Kaydedeceğimiz bir husus. Çünkü hoca kardeşlerimizden bile bu sıkıntılarını haber veren kimselerimiz var. Bir türlü huzur duyamıyoruz, yapıyoruz taat elimizden geldiği kadar ama huzura erişemiyoruz. Bunun tek sebebi helal tamamdır. Rızkımız helal olacak. İkincisi ikincisi taharetimiz düzgün olacak. Çok önemli bu. Taharetimiz düzgün olacak. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki iki günde bir iç elbiselerinizi değiştirin. Dikkat edin, riayet edin. Üçüncü olarak kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz. O her zaman zaten Rabbi Zülcelal'imizin huzurundayız. Batın hastalıkların ilacı dünya sevgisinden, kibirden, kendini beğenmekten, riyakarlıktan, insanlara kin beslemekten, hasetten, düşmanlıktan, ikiyüzlülükten ve bunlar gibi kötü huylardan temizlenmektir. Birden olur mu?
Gayret ister, çapa ister. Bazen inatçı kirler olur. İnatçı kirler olur. Bunları bir türlü gidermek zor olur ama temizlik aletlerinden biraz daha fazla kullanıldığı zaman ve buna münasip olan münasip olan temizlik aletleriyle ancak kurtulunabilir. Bunun için Evrad'ı ezkar veriyorlar zaten. Diyorlar ki bu kirlerin yok olması için bedeni taatlerin yanında ruhi saatler gerekir. O zaman istiğfarın ruhi yönü nedir? Biz elimize tespih alıyoruz, Estağfurullahi la ilahe illallah diyoruz. Mesela Raviyatü'r Adeviyye Rahmetullah Aleyh annemiz bizim istiğfarımızla bir istiğfara muhtaçtır diyor. Bunu niye söylüyor? Ruhi yönünü ifadelere siz dilinizle okuyorsunuz ama kalbinizle neden mert yok demek istiyor. Ali Kerim Allah ve celle efendimizin de aynı buna uygun sözleri var. Şunu söylemek istiyorum. Ehlullah'ın sözleri hep birbirine muvafıktır. Hepsi.
Çünkü aynı düzeyde oldukları için fenafillah, beka billah makamlarında onlardan ancak böyle özel sözler çilen. Mesela tevhidin ruhi yönü nedir gelecek olursa Tevhid'in ruhi yönü şuhudi olmasıdır, nazari değil. La ilahe illallah dediğimiz zaman mesela önümüzde şimdi su var, ölüyoruz bu nazariyi bakıyoruz su var. Onu içtiğimiz zaman ne oluyor? Şu huyunu, kadın almak lezzetini almaktır. Hakan'ın batıni hastalıkların ilacı dünya sevgisinde. Zaten dünya sevgisi gittiği zaman birçok hastalıklardan hiç kurtulur. Çünkü dünya muhabbeti bütün kötülüklerin başıdır. Bütün hataların başı dünya muhabbetidir. Zaten burada belli oluyorlar. İnsanın kemalatı da burada belli oluyor. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Zeyd ibn-i Haris'ye buyuruyorlar. Ya Rabbiallahün nasıl sabahladın? Mümin olarak her şeyin bir alameti vardır.
İmanın alameti nedir deyince benim yanımda Ya Resulallah altınla toprağın hiçbir farkı yoktur diyor. Altınla çamurun hiçbir farkı yoktur. İşte o hale eriştiği için tecellilere mazhar bu hale eriştiği için Allah'ımızın Celle Celalühu cemaline nazır bir şekildedir. Aksal gayelerde bulunur. Cünü-i Bağdadi olacak Haddiselahü'sllahü's-ra vefat etmiş bir türlü yıkayıcı gözünü açamıyor. Gözünü kapayamıyor bir türlü uğraşıyor, kapayamıyor. Halık'ımız tarafından birinci daha geliyor. Bizi görmeyince o göz kapayamazdık. Allah'ımız gönüllerimizi o tarafa çevirsin. Çok konuşulur, çok görüşülür ama asıl yaşamamız gerekir. Bak bunun içerisindesiniz elhamdülillah evradlı, ezkarlı kardeşlerimiz olarak biraz gayret edelim, çaba gösterelim, azimelim. Olmaz değil olur. Bu yaş ilerledikten sonra zor alır.
Sami Efendi Hazretleri kırk yaşından sonraki dirilişlik zordur diye Ahkaf Suresi'ndeki on beşinci ayeti ceza alıyor. Bunların hepsi de Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem hadisi şeriflerine birer birer beyan edilmiş ve bu gibi kötü huylara tutulanların, kurtulamayanlarının azaplarının ağır olduğu haber verilmiştir. Allah'ımız korusun bu çok ağır olur. O kötü hasletlerden kendisini terbiye yoluyla kurtaracak bir mürşid-i kamile bağlı olmayanlar dolaylı olarak Allah'ı ve Resulünü saymamış olurlar. Çünkü bir mürşidin terbiyesine girmeyen kimse bu kötü hasretlerden kurtulamaz, isterse yüzlerce kitabı ezberlesin. Söz yarım kalmasın. Kişi gayretiyle ne oluyor? Gayretiyle emmare levvame mülheme ama mutma inne bir mürşidi kamilin elimizden biiznillahi Teala tutması gerekir. Çünkü onlar bu yolları aşmıştır. Bütün inceliklerini biliyorlar.
Böyle bir kimse tıbba dair bir kitap ezberleyip de hangi ilacın hangi hastalık içinde ne zaman tatbik edileceğini bilmeyen kimse gibidir. Bir kimse bu kitabı ders olarak da okutabilir. Bunu duyup da işin gerçeğini bilmeyenler bu adam ne büyük? Tabii büyümüştirler. Fakat bir hasta ona halini anlatıp tutulduğu hastalığın adını ve çaresini sorsa tabipliğin sadece lafzını ezberleyen o adam bunun cevabını veremeyeceği gibi bir ilaç da yapamayacaktır. O zaman böyle bir adama müracaatta bulunan hasta bu adamın tabiplikten haberi yok diyecektir. Sakın ola ki sakın ola ki Kuran'ın ve sünnetin ruhuna uymayan bir yola sufiyyenin yoludur demeyesin. Çünkü Kuran'ın ve sünnetin kabul etmediği yol küsur yoludur. Bizim yolumuz ise tamamen ahlak-ı Muhammediyeyi Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Yani Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüksek ahlakını yaşamak ve bütün hayatımızı Kuran'ın emirlerine ve Resulullah'ın sünnetlerine göre düzenlemektir. Bizim yolumuz derken bütün ehli imanın takip edeceği yol bu olmalı. İmam Şarani Hazretleri Gatta Sallallahü Sırra yine şu şekilde ifade buyurur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz amel etmediğimiz ilimle kendimizi aldatmamak üzerine bizden söz almıştır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz amel etmediğimiz dilimle kendimizi aldatmamak üzere bizden söz almıştır. Bugün insanların petrol ise amelsiz ilim ile kendilerini aldatmaktadırlar. Halbuki salih selefimiz yani dine sözleriyle ve amelleriyle bağlı geçmişlerimiz böyle değillerdi. Bu ahde sadık kalmak isteyenin bu yola girmesi lazımdır. Bu yolculukta istenen maksada tehlikesiz ulaşabilmek için bir kamil mürşire mutlak ihtiyaç vardır.
Böylece mürşidi onu Allah'ın Celle Celalühu izniyle murakabe derecelerine ulaştıracak terbiyesi ile ilahi haşyeti kalbinde duyacaktır. İlmi ile amil olan alimler böyle yapmışlar ve böyle yapılmasını da tavsiye etmişlerdir. Burada anlaşılmayan hususlar olabilir. Cenabı Hakk'ın tevfiki ile murakabe derecelerine biz nazzarı ve şuhudi dedik ya artık mesela Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir Celle Celalühü. Biz bunu biliyoruz. Hadis suresinde dördüncü Ayet-i Celile. Bunu bilmekle olmuyor, olmakla oluyor. Nasıl olacak? Bizzat yaşayacağız. Bu noktalara geldiği zaman kişi mürşid-i Kamil öğretiyor zaten. O hale gelince mesela biz ilkokulda ortaokulun derslerini bölmüyoruz, lisenin derslerini bölmüyoruz, üniversitenin derslerini bölmüyoruz. Yeri geldiği zaman durumumuza halimize göre o dersleri işlemeye başlıyoruz. Aynen onun gibi.
Murakabe her an Rabbimizin bizi gözetlediğini bilmek ve bunun şuurunda olmak kalbin bunu duymasıdır. Sonra ilmi ile amil olan alimler böyle yapmışlardır derken orada murakabe derecelerine ulaştıracak terbiyesiyle ilahi haşyeti kalbinde duyacaktır. Haşyet Rabbimize karşı onun azamet-i ilahiyesine karşı duyulan ta'zimdir. Bu tabirler çok önemli. Bunları ifretmemiz gerekiyor ve yaşanılması icab eder. Havh ilahi korku. Azaptan korkmak, yıkaptan korkmak, verilen cezadan korkmak ama haşyet böyle değildir. Haşyet nasıl ki Havfi ilahi kalpte ise haşyet de kalpte olur. Ama bu Cenab-ı Hakk'a büyük bir tazimdir. Çok fark eder biz böyle söylüyoruz. Diyoruz ki haşyet diyoruz Cenab-ı Hakk'a büyük bir ta'zimdir ve bu yaşanıldığı zaman anlaşılacak bu demekle olmuyor. İnşallah yaşamaya gayret ederiz. Yoksa bütün kitaplarda izah edilmiş.
Bunu hocalarımızda konuşuyorlar, güzel güzel dinliyoruz ama yaşamamız gerekir. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki mesela bir saat o saatin bizde önemli olan etkisidir. Mesela Haşyetullah dedik ya Allah'ımızın azameti ilahiyesine karşı duyulan saygı. Bu saygıyı bizim gönlümüz hissedecek. İşte bu zaman insanlık ortaya çıkar. Ehlullah ile bir araya gelmeyen baki katıksız poru ekmek gibidir. Aliyyül Havvaz Rahmetullah Ali Kaddesallahu Sırna şöyle denir. İlim öğrenmek isteyen kamil bir şeye bağlanmadıkça kemale eremez, öğrenir. Çoğu talimimiz de olur. Fakat Allah korusun niye döner? Cuma Suresi'nde üzerine kitap yüklenen merkeler. Çok eğleneceğiz biz. Çok okuyabiliriz. Okumadığımız kitap da kalmayabilir. Yüzlerce tefsir dokuruz, E Hadis-i Muhammediye'den okuruz. Evet faydalıdır ama asıl faydası nedir? Amel gitmemizdir. Onu yaşamamızdır. Ne yapacağız biz düşüneceğiz.
Acaba okuduğum bu kadar kitapta benim elde ettiğim nedir? Ne kadar istifade ettim? Ne kadar kaygılandım? Ne kadarını yaşayabilirim? O zaman zaten fayda verecektir. İlim öğrenmek isteyen Kamil bir şeye bağlanmadıysa kemale eremez. Çünkü böyle bir kimseyi ilmi mağrur edecek, o aldan iş ise onun özüne birçok hakikatleri perdeleyecek ve göstermeyecektir. Mürşid-i kamile intisap da nefsimizin ıslahı hasıl oluyor ya, vardık da bir Mürşid-i Kamile ne kadar azgın da olsa nefis bir nurdan aşağı olur manen söylüyorum. Mesela Erbil Hazretleri sözü vardık da bir Piri Kamile firavun isen nefsin bir murdan daha aşağı olur diyor. Bir karıncadan daha aşağı olur vermiş olduğu Evradlı Ezkarla. Mesela çok Allah korusun hayatımıza mal olacak hastalıklar var. Değil bir doktorun vermiş olduğu ilaçla biiznillahi Teala kişi ne yapıyor? O defterten kurtuluyor.
Bize Kuran-ı Azimüşşan'dan ehadîsi Muhammediye'den çıkarmış oldukları o manevi ilaçlarla tedavi hasıl oluyor. Yoksa ilim gurur getirir insana. İlmin olur ve kibirini yok ediyor. Mesela kelam alimlerinden Seyyid Şerif el gürcani Hazretleri var. Büştüazlı öyle bir teveccühte bulunuyor ki sonunda soruyor hoca efendi ne yaşadın diyor. Bilmem efendim ama aynen sobanın kurumu olur, böyle kuruma olur, kurum tutarı. Onun diyor yok olduğu gibi mesela bir deri derinin kılının kılçığının yok edildiği gibi benim kalbimden bazı manevi dertlerin, hastalıkların, kirlerin giderildiğini böldüm diyor. Aksi halde Allah korusun durumuna düşürmesin Cenabı Hak. Ben alimim diyen cahil olur ve nefis fırsat bulmak suretiyle her halimizi berbat eder. Kamil Mürşile bağlı olduğu takdirde ise onu bu büyük kibirlerden Menefsi'nin tuzaklarından kurtaracak, doğru yolu gösterecektir.
Tarikat delilleriyle beraber yola girmeyen bir kimse her işini birbirine karıştıracak, ilimsiz amel davasında bulunacak, aslını bilmeden yaptığı yanlış ameli doğru yapıyorum diye iddiaya kalkışacak, kendisine ibadetin az diyene karşı nefsi kabaracak, kendine bir ikazda bulunan bir sürü hatalarla ithama kalkışacaktır. Bu sözün de şüphesi olan varsa tecrübe idepide diyor Müellif Hazretleri. Hani şu ata şu yanlış bir tavırdır dendiği zaman ne hatası? Ben ne yapıyorum ki? Yemeğe başlar diyor nefsimiz ıslah olmazsa hemen karşı koyar. Fatih ıslah olursa daha bende bilmediğimiz ne kötülükler var diye mütevazi bir şekilde ıslah olmanın yolunu kusacaktır. Bu sebeple bir kamil şeyhin terbiyesi altında yola koyulma ona hizmet etmek gerekir. Cefasına ve seni kendinden uzak kılıp hasret çektirmesine sabret. O senin kendine hareketlerine ve amellerine dikkat etmeni, hayatına bir ister.
Belki ecziler nefsine ezada bulunur. Yerine göre kendinden uzakta tutar. Bu hep bizim ıslahımız içindir. Bu senin için büyük bir dönüştür. Fakat bu yolculukta dünyevi işler mazeret gösterilirse maksuda ulaşılamaz denilmiştir esamen. Cenabı Hak dilediğini doğru yola ulaştırır. Bakara Suresi iki yüz on üçüncü Ayet-ül Celaq. Arif Şeyh Abdulvanin Ablusu Miftahu'l Mahiye kitabında şöyledir. Bir kimsenin Allah'a giden yolda geleceğim şeyhini Allah'ın kapılarından bir kapı bavullah olarak ölmesi müridliğin ilk mertebesidir. Yani ben bu kapı vasıtasıyla Mevla'yı bulacağım diyecek, o. Şeyh Muhammed El Bekeği Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakikat-i Muhammediyesi hakkında beyitinde der ki sen Allah'ın kapılsın Ya Resulallah. Kim o kapıya varır ise sensiz huzura giremez. Mürid şeyhinden kendisine her geleni Allah'tan bilmelidir.
Gelen hayır ise Allah'ın lütfu, şer gibi görünense Allah'ın imtihanıdır. Müritliğin mezeyidir sülükun temeli de odur demişlerdir. Yani Mürit şeyhini Allah'ın isim ve sıfatlarının mazharı olarak görüp Allah'ın emirlerini yerine getirmek yasaklarından sakınmak suretiyle kendine her zaman şeyhinin yanında bilerek edep ve ahlakını güzelleştirilmesi lazımdır. O ikinci derecedir. Üçüncü derece ise şeyhini görmeyip dilediğini doğru yola erdiren, dilediğini saptıran olarak ancak Allah'ı Celle Celalü görmesidir. Bu mertebe mertebelerin en yüksek yolu Sıddıki Ekber, Ebubekir Radıyallahu Anh'ın mertebesi ve makamıdır. Her an Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber olarak dinin hakikatlerini ondan öğrenen Ebu Bekir Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kim olduğunu anlamış olması sayesinde.
Efendimizin vefatıyla Müslümanların arasında fitne düşünce demiştir ki kim Muhammed'e Sallallahu Teala Aleyhisselam tapıyor idiyse bilsin ki Muhammed Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem vefat etmiştir. Kim de Allah'a tapıyorsa Celle Celalühü bilsin ki Allah haydi ve ölmez. Bu konuda Mevlana Mürşidi Şemsi Tebrizi hakkında mürşidim hakkın kapısıdır çünkü Hakk'a onunla vasıl oldum der. Mürid irade sahibi, isteyen demektir. Mürid irade sahibi, isteyen demektir. Müridin gerçekten muradı ve matrubu Allah'tır Celle Celalühü. Ne kadar önemli. Mesela o sorular gelir, bunu çok konuşurlar. Ben bu yola ne için girdim? Acaba ne olacak? Bizi nereye ulaştıracaklar?
Acaba dedemin dediği gibi Esad İr Veli Hazretlerine kavuşunca şeyhim bana arşivi gösterecek, kürsımı gösterecek deveyi, kalemimi mi gösterecek dediğinde diyor ki Musa Efendi sizin delaletinizle bir ikisinin hidayete erişmesi dünya ve mafiyadan kızıl develeri infak etmekten daha hayırlıdır dediği gibi. Demek ki girişten maksat neymiş? Bu çok önemli. Çok mühim. Mürid irade sahibi isteyen demektir. Müridin gerçekten muradı ve matruhu Allah'tır Celle Celalü'l-Arabî Celal. Tek gaye bu. Zaten rabbisini bulan her şeyi bulmuş olur. Onu kaybeden her şeyi kaybeder. Mürşid müridi muradına götüren zattır. Sonra mürid elimizden tutup da götürmez. Ukasa suresinde geçen Cenabı Hak hidayet gitmeyince kimse hidayet edemez. Ancak Mürşid-i Kamil karanlık bir gece düşünelim yol böyle lambalar yok aydınlatıcı. O anda bize ışık çakan bir kimse gibidir.
İşte şurada bir çukur var, şurada bir tehlike var, sağa gidersen işte şarampola yuvarlanabilirsin. Sağa gidersen işte şu gibi tehlikelerin var. Onu gösterir bizi. Kuran-ı Azimüşşan'dan ayat-ı ilahiye ile aman ha faize gitmeyin. Aman ha zinaya gitmeyin. Aman ha yalana, gıybete, dedikoduya gitmeyin. Haksız yere adam öldürmeyin. Yetim balığı yemeyin. Hep böyle. Mesela hüküm mevkiinde iseniz yanlış hüküm vermeyin. Hep bunları bize gösterir ışık şakarlar. Yürüyecek olan biziz. Buyuruyor ya sana fedekkir, Habibim sen ancak tebliğcisin, bir zorlayıcı değilsin. Onlar yol gösteriyor, haber veriyor. Aman ha dikkat edelim, yolumuzun taşlarını ayıklayalım, nefsin arzu ve isteklerini giderelim. Onun için zaten bize her türlü yolun temizliği için alet ve edevatı vermiş, istiğfarla vermiş, tövbe ile vermiş, tevhid de vermiş, salatü selamla vermiş vesair taahhütlerle tavsiyelerinde bunları vermiştir.
Mürşid müridi muradına götüren zattır. Mürid şeyhini muradı ve matrubu olarak ölürse, bak çok önemli. Mürid şeyhini muradı ve matrubu olarak ölürse Allah korusun şirke düşer. Şimdi bir sıfatlarda da şirk var. Mesela diyor ki şu ilaç bana diyor şifa verdi. Allah'ımızın Şafi sıfatı var. O ilaçtaki şifa Şafi sıfatındandır. Mesela şeyhin bana hidayet ettiği şeyh hidayete vesiledir, vasıtadır. Gerçekte murat ancak Allah'tır. Mürşid bu yolda müride yol gösterir. Ayet-i Kerime'de bu husus açıkça şöyle bildirilmiştir. Ashabını Allah'a götüren, bir mürşid olunan Resulullah'a ittibaen Cenabı Hak. Sabah ve akşam Rab'lerinin rızasını isteyenlerle beraber nefsimi sabretip ve gözlerini onlardan ayırma buyurmaktadır. Kehf suresinde on sekizinci ayeti inşallah hata olmaz. Hazreti Ebubekir ve bunun için insanları iki sınıf ördüm. Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh Efendimiz, insanları iki sınıf ördüm.
Bir kısmı dünyanın müridi, bir kısmı ukba'nın. Yani bir kısmı dünyayı istiyor, bir kısmı da ahireti istiyor. Ben ise ikisini de terk edip Mevla'nın müridi oldum demiştir. Resul-i Ekrem Efendimizden ayrılmamıştır sallallahu teala aleyhi ve sellem. Muhyiddin İbn Arabi bir kimse diyor bak nasıl Ebubekir gibi bizzat kusur gitmemek için titriyor ve kendini kusurdan münezzeh saymıyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri Sıddiki Azam Kuran-ı Azimüşşan'da. İkisinin ikincisi diye haber veriliyor. Sahavi Kuran-ı Kerim ile tespit edilmiş. Hakkında Sure-i Celile-i Cemile inmiş. Böyle bir Sıddı radiyallahu anh böyle olduğu halde diyor tir tir titriyor. Onun kabilesi var eğer okunursa. Diyor ki Benim hatalarım kumlar gibidir sayılamaz diyor Sıddi Ka'zam radiyallahu anh efendimiz. Hatta bildiğiniz bir husustur. Ağacın üzerindeki kuşa imreniyor.
Keşke bir şu kuş gibi olsam da Allah'ın huzurunda Celle Celalühu hesaba çekilen bir kimse olmasaydım diye titriyorlar bunlar. Ehlullah gerçekten böyle. Hakkı görmüş, hakikate girmiş, titriyorlar. Mesela Hazreti Hasan Radiyallahu Anh Efendimiz Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın torunu vefat edeceği an çok ağlıyor. Diyorlar ki sen Resulullah'ın torunusun. Neden ağlıyorsun Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in torunu. Diyor ki öyle bir huzura çıkacağım ki nasıl bilemiyorum diyor acaba ne olacağım o huzurda diye. Biz bu kadar günahımız, isyanımızla bir koyu, ne bileyim teminat içerisinde olmamalıyız. Yani ürpermeliyiz, korkmalıyız, bu korkuyu yitirmemeliyiz. Hiçbir zaman gönlümüzden Sami Bennü Hazretleri buyuruyor korkusuzluk felakettir buyuruyor. Hele bu korkuyu duymamak Allah korusun amelin hatırına da gider. Amelimizin Allah korusun kabul olmamasına doğru da gidebileceğiz. Yani hiç korkmuyor.
Ben diyor cennete girmeyip kim girecek bu? Büyük bir tehlikedir. İşte bunlardan kurtulmak için bu yolun gerekliliği ifade ediliyor. Diyor ki Muhyiddin Arabi Hazretleri bak nasıl Ebubekir gibi bizzat kusur etmemek için titriyor ve kendini kusurdan münezzeh saymıyor. On sekiz helali terk ettik diyorlar. Yetmiş helal kapısını diyorlar diyorlar. Böyle kapattık diyorlar harama düşeriz korkusuyla. Yani o yetmiş helal kapısını kapattık demek helalde çok dikkat ettiklerini, onda bile titrediklerini, mesela hizmetçisi kendisine bir süt getirir. Bu ne der, neyle elde ettin? İşte kahinlikte elde etmiş olduğum karadan deyince elini hemen boğazına atar ve boşalmaya çalışır. Eğer damarlarıma karışmışsa Ya Rabbi beni bağışla diye ağlamaya başlar. Onun için bil ki Cenabı Hakk'ı arayan, her şeyi kendi mürşidi bilir. Onun için bil ki Cenabı Hakk'ı arayan her şeyi kendi mürşidi bilir.
Yeryüzündeki her şeyden dersini almaya çalışır. Muhyiddin Arabi hazretleri dendiği için söyleyebilirim, geri gelince anlatayım diyordum. İcab ettim. Ben diyor hayvanatın zikrini çok istedim. Bir iki defa diyor hayvanatın dizikülüne iştirak ettim diyor yetişmemiz mümkün değil diyor. İşte buraya Kayseri ulemasından Hacı Zühtü Efendi dedemin yanına geliyor Rahmetullah aleyh. O zaman o tek yok ne yok. Bir değirmen ocağında yatmış, gece kalkmış, eşyanın demek ki zikrini duyan bir kimseymiş ki değirmen taşının su vasıtasıyla dönüyor, onun Allah deyişine Celle Celalühu kim yetişmedi Mustafa Efendi demişti derler. Ondan sonra ağlamaya başlıyor. Her şey bizim için ders alabilirsek. Yeryüzündeki her şeyden dersini almaya çalışıp her an uyanık bulunur. Eğer bu sadakatimi ve uyanıklığımı muhafaza ederse o hali onu Allah'a vasıl eder, açiyet içerisinde.
Mesela bir taş diyor, bir alınan, prosedür de söylüyor bunu, bir taş diyor saniyede iki yüz defa hareketler Muhyiddin Arabi hazretleri Allah diyor. Rabbimizi zikretmeyen hiçbir varlık yok zaten. Onun için söylüyorum. Her şey diyor ki ona bir mürşid olur adeta. Eğer bu sadakatini ve uyanıklığını muhafaza ederse bu hali ona Allah'a vasıl edi Celal. Kim de Cenabı Hakk'ı ararken sadık olmazsa Allah'a vasıl olmaz. Sadık olmak gerekiyor, samimi olmak gerekiyor. Geçen dersleri belki söyledik yine söylüyorum, önemine binaen. Allah'ımız bize taatlerimizde bizim taatlerimize ihtiyacı yok zaten Cenabı Hakk'ın. Bizim ihtiyacımız var. Nedir? Niyetimiz ve ihlasımız. Bazı hususları söylüyorum inşallah bu yazılardan ne de kalın puntolarla geçilir ve bunları iyi muhafaza etmemiz lazım. Biz de büyüklerimizden öğrenmeye çalışıyoruz. Bildiğimiz bir şey yok. Kabımıza ne korlarsa Rabbimizin lütfüyle odur.
Bir milliyetimiz, ikincisi de ihlasımızdır, samimiyetimizdir. Önemli yitirmeyelim. Ölüyorum bazı kardeşlerimiz burada imamdır, bizlere nasihat eden kimselerdir. Namaza durduğumuzda da insanlara olan tavsiyemizde de yaptığımız saatlerimizde zikrimizde her şeyimizde ihlasımız ve niyetimiz çok önemlidir. Kim de Cenabı Hakk'ı ararken sadık olmazsa Allah'a vasıl olmaz Celle Celalühü bir Mürşid-i Kamil, bin Mürşid-i Kamil bir araya gelseler bile bu adamı Allah'a vasıl edemezler. Gayret bizden olacak, çaba bizden olacak. Yoksa Mürşid-i Kamil üstadımızın bir seneyi devriyesiydi bir kimse konuştu. Onu hiç unutmam. Dedi ki Efendi Hazretleri için kafamızın içini yarıp bir huriye ilim koyacak bir kimse değil dedi. Yani kalbinizi yarıp da efendim içine tecelli feyizleri dolduracak değil. Biz talip olacağız. Biz talip olacağız. Ali Efendimiz'in bu usta çok güzel bir sözü var.
O rızık konusunda ama bir diyor rızkı talep veren olur, bir de rızkın kendisini talep ettiği kimseler vardır diye çok derin manalar içeren bir söz söylüyor. Ölmüyor musun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mürşidlerin en kamili olduğu halde bir kısım insanlar buna sadakatle bağlandılar ve Allah'a vasıl oldular, sıddık oldular. Öyle bir sadakat ki, öyle bir teslimiyet ki Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem Miraç hadisesinde diyorlar ki müşrikler riyaz tıbbı olacak bir şey mi? Bir gecede diyor, teylen diye tenvinle geçmez zaten gecenin çok az bir kısmında demek. Hatta yatağı soğumadan diye de ifade ederler. Uğur'a bizim bilgimizin dışında dışında ama çok kısa bir zamanda işte Mekke'den Kutsi Şerife bir aylık bölecek iki aylık, sonra sema katları vesaire bu olacak bir şey mi? Bunu söyleyen Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem daha da ötesine inanırım demişti.
Böyle bir sadakatle böyle ancak hasıl olur. Bir kısmı sadakat göstermediler, münafık oldular. Bir kısmı da ondan yüz çevirdikleri için helak oldular. Halbuki hepsine yapılan irşad aynı sözlerle ve aynı hareketlerle yapılmıştır. Fakat Allah Celle Celalühü dilediğini doğru yola kavuşturur. Saate bakmadım ama nasıl? Hadi kağıda der ki bütün bu tarikatlar Allah'a götürmesi bakımından Celle Celalühu ele alınırsa birbirlerine müsavidir. Belki izah eder etmezse söylerim Allah'ın izniyle. Mesela Nakşilerde bir ev düşünelim. Evin bir içten tamiri var. Mesela içten sıvası var, dekoru var vesaire, halısı var, koltuğu var. Diğer gerek, ne gerekiyorsa bunlar yerine getirilir. Sonra da dışına geçilir ama Kadirilerde evvela yapı sağlam bir şekilde yapıldıktan sonra iç tarafa dönülür. Bunu şu şekilde izah ederler. Mesela Nakşilerde kalp, ruh, sır, hafi, affa iyi gider.
Ondan sonra emmare, levame, ül emme, mutmainne, Razi'ye, Merziye, Nefs-i kamile. Zaten bu kalp, ruh, sır, hafi, ahfa derken nefsin bir kısım mertebelerini geçer o kişi. İşte emmarede bulduğu halde bütün bu vazifeleri geçer şeklinde düşünmeyelim. İyi gayret gösteren bir kimse için nefsinin mertebelerini de geçmeye başlar. İkisini biri götürenler olur, gayretleriyle çabalarıyla nefsi olan muhalefetleriyle ama Kadiriler de çok güzel. İkisi de birbirini mütemi zan tamamlıyor. Ondan sonra iç alemine dönüyorlar. Hakikatde der ki bütün bu tarikatların Allah'a götürmesi bakımından ele alınırsa birbirlerine müsavidir. Denktir Celle Celaluhu. Hemen bilmem gerekir. Yani hepsi aynıdır. Allah'ımız derken Celle Celalü dememiz gerekir. Bir azimde bulunmamız Hicabi'de.
Yani hepsi aynıdır fakat hangisinin daha kolay ve kısa yoldan Allah'a vasıf etmesi yönüyle ele alınırsa en yakın veren kolay yol Nakşibendi müritlerinin mürşitlerinin gösterdikleri yoldur. Çünkü bu yolun temeli tasarruf ve cezbedir. İnşallah anlatır mı? Tasarruf ve cezbe çok önemli. Cezbe o bağırıp çağırmalar değil o, vecih ve teveccüh dinliyor onlara. Aynen suyun bakarken şelale yapması gibi. Bakarsın küçücük bir su birikintisidir artık nasıl olursa. Öyle bir ses çıkarır ki konuştuğumu anlayamaz. Fark bu ırmağa kavuşur veya denize kavuşursa ses çıkarmaz. Bu cezbe hali denize kavuşma halidir. Yaşının bir husus. Resulullah'ın hakiki varisi olan Mürşid müride böyle terbiye eden tasarruf ve cezbe bu yolun başlangıcıdır. Resulullah Efendimizin şu hadis-i şerifi bunun esasıdır. Allahü Teala benim sadırıma neyi koymuşsa ben de aynen Ebu Bekir'in sadırını aktardım. Resulullah bu sakillasın.
Benim sadırıma buyuruyor Allah'ımız ne vermişse onu sıddıkın sadırına aktardım. Kalbini arş-ı azamı açan bir mürid nelere ermesi ki. Allah'ım mahrum etme bizi. Eğer o nimete mazhar olunursa yine okumamız, lazım, anlatmamız gerekir. Kid ü kalbim yavaşlatır. Dedem de söylüyor zaten Kid ü kalp kalpten geçmeyen derviş mi olur? Ban diyen dil ile baldan tatmayan derviş mi olur? Dediği gibi Allahu Teala benim sadrıma neyi koymuşsa ben de aynen Ebu Bekir'in sırrına aktardım. Hazreti Ebu Bekir'in Sıddık bu yolu Resulullah'a bağlayan halkadır. Baştan başka şeref olan mübarekli ol. Resulullah'ın sünnetine sarılmak sanığın salivaca ve bidatlerden sakınmak, azimlerle amel etmek, bütün kolaylıklara kaçmamak çok mühim. Bütün kötülüklerden uzaklaşmak, güzel ahlak ve faziletlerle süslenmek üzere bina edilmiştir.
Hakkın, hakikatin ve dinin yüceliğini yüksek seçiği ve faziletiyle gösteren Muhammed el Uyeysi el Buhari Şahına Nakşibend Hazretlerinin yolumuz yüz çeviren dinen büyük bir tehlike içindedir sözünün manası durur. Çünkü bu yol Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Bekir Sıddık'ın radıyallahu anh yoludur. Bu yoldan yüz çevirenin ise tehlike içinde olduğu meydandadır. Daha ziyade şunu ifade ediyorlar. Eğer bu yoldan hiç inkar eder, ayrılırsa manası, evsiz hallerle, nefsani bir halle hiç kimsenin helakini istemeyiz zaten katiyen, katiyen. Herkes kurtulsun. Hidayettir, efendimiz rahmettir aleme. İlk anda sararıyor. Ondan sonra bor arıyor. Daha sonra da kararıyor. Allah korusun bunu tecrübe halinde ifade ediyorlar. Diyorlar ki, e Allah'ın yolundan açılan bu yol Allah'ın yolu Celle Celaluhu, eğer diyor kopacak olursa sararmaya başlar. Yüzüne bakın diyor sarar.
Ondan sonra morar, ondan sonra da karar. Allah'ım cümlemizi korusun, muhafaza buyursun. Allah Allah. Haram olsun demiştir. Harece Ubeydullahi Ahrar, Gaddesallahu Sallahu Sallahu Sali'nin itikadını yanlış anlayış, bazılarını bu sözü inkara götürdü. Halbuki bu söylediğimiz dinimizin akaid esaslarından birine hiçbirine zıt dışmıyoruz çünkü Resullullah Efendimiz ümmetim yağmur gibidir, başı mı daha hayırlı sonu mu bilinmez buyurmuşlardır. Yine bu yolun özelliklerinden birisi en kısa yol olmasıdır zaten onu ifade etti. O da onun tamamlayıcısı durumunda olsun. Adabına riayet edenin menzili maksuduna ulaşacağında şüphe yoktur. Hazreti Şahına Nakşibend yolumuz en kısa yol buyurmuşlardır. Yine Allah'tan Celle Celalühü beni kendisine vasıl erecek bir yol istedim, istediğimi verdi demiştir.
Fakat bu yola girip de istikamet üzere bulunmayan ve istifade etmek için gayret göstermeyen, nasibini aramayan kimse her zaman mahrum kalacaktır. Ölen bir göz olmadıktan sonra güneşin günahı salik, noksan bir adamın eline düştü ise tarikatın günahı nedir? Bu yolun özelliklerinden biri de başlangıcında bir kat alınmasına, külli nailiyet olmasına rağmen sonunda lezzetin yok olup mahrumiyetin gelmesidir. Halbuki eğer tarikatların başında lezzet ve tat yoktur, son menzilesinde vardır. Aynı şekilde bu tarikin başında kurbiyet ve müşahede, sonunda da uzaklık ve mahrumiyet vardır. Bunu izah etmemiz lazım. Bu şu, diyelim ki aşk ve şirk böyle içimizde tat kalmadı. Yapacağımız nedir bizim? Allah'ım ben ibadeti tat ve lezzet için yapmıyorum. Senin rızan için yapıyorum dendiği zaman o rızanın tat ve lezzeti geliyor. Burada sonunda haz ve lezzet kalmaz demenin anlamı acziyete insanın düşmesidir.
Rabbimize karşı benim ne üzüm market diyebilmesi onun terakki gelişmesidir. Velhamdülillahi rabbil alemin. Evet kıymetli büyüğümüz Allah razı olsun çok teşekkür ederiz. Cenabı Allah bizi fazlaca istifade edenlerden eylesin. Efendim bugün özellikle bir mürşidi kamile intisap etmenin öneminden, bir mürşidin gerekliliğinden bahsettiniz. Burada çok sorular geldi. Özellikle günümüzde çokça sorulan sorulardan birisi şu. Bize de neredeyse her hafta soruluyor. İşte biz kime bağlanmalıyız? Yani
Kaynak: Genel
Kalp Huzuru ve Mürşid-i Kamil ile Ruh Arınması | Mihmandar