Nefsin arzusu güçlü ve kuvvetli ki, Halık'ımız nefsinin arzusunu ilahi edineni gördü mü? Ne büyük bir bela! Öyle olmasa aleyhissalatu vesselam Efendimiz Bu Hadis-i Şerif'in bir de ilavesi var. Göz açıp yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme Ya Rabbi. Artık bu kutbu irşad ve irşad makamı ayıriyeten ifade edilirken nefis diye bir hal yok. Çok bildiğimiz bir şeyi söyleyeceğim ama üzerinde çok duracağız. Muhyiddin Arabi Hazretleri, ben hanemde diyor, Zikrullah'a kalktım Evrak-ı Ezkara. Ha diyor benim odam, evim, kapılar kilitli, pencereler örtülü bir vaziyette malum Endülüs'te. Bir şaşkınlık oldu bende diyor, yani kapalı pencere örtülü, girecek hiçbir şey yok, birileri dolaşıyor içeride diyor. Ben bu şaşkınlığım devam ederken altındaki seccadeyi daha da bir hayrete düştüm. O anda gönlüme hemen kurtulmuş etti, gönlüme düştü.
Bunlar rical taifesi mi dedim diyor ricalullah. Bunlara kapı pencere istemez. Kuran-ı Kerim'de geçer Bunlardan bir kimse günümüzde olmuyor değil, oluyor. Ehlince malum ama bu misalleri veriyor tabii. Çok kısa geçmek istiyorum. İbrahim bin Ethem Hazretleri hutbiyete hazırlanıyor. Öyle aşamalardan geçiyor ki, bir imtihandan geçiyor, ayağına çok şiddetli bir şekilde basılıyor Üstad-ı Memniğini. Artık etin ötesinde kemik görünüyor. Sadece şu sözü söylemiş, Bedih'te kaldı. Eğer Bedih padişahlığın döneminde olsaydı, ben sana cevabını verirdim ama şimdi bunlar bizde yoktur deyince Üstad Hazretleri hala o Bedih'taki padişahlığının kokusu mu var? Yani istemiyorlar. Ne olacak? Nebi-i Ekrem Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem mübarek kullarını Yemen'e çevirip bana rahmani koku geliyor demesi. Bunun Hadis-i Şerif'te izahı mevcut, kulum bana nafilelerle yaklaşır.
O zaman kolumu ben severim, gören gözü, içten kulağı, kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum buyuruyor. Hatta bu Hadis-i Şerif'i Muhaddisini Ilam hazaratı, kitaplarını almak istemedi. İsmail Buhari Hazretleri dirayet gösterdi, bu Hadis-i Şerif'i alacağız. Ne izahını yaptı. Allah'ımız nur verir, öğlen görür, nur verir, öğlen duyar. Burada Hızır Aleyhisselam'ın on tane nasihati var. On tane nasihati. Günlerce düşündüm. Dedim ki acaba burada Hızır Aleyhisselam ne söyledi? Diyor ki dinlemeniz Allah'tan olsun, anlamanız Allah'tan olsun, her hareketiniz Mevla'dan olsun. Allah'ım, buyurdu bu nedir? Şimdi dualarımızla, büyüklerimizin himmetiyle iş oturdu inşallah. Demek ki Hızır Aleyhisselam burada Allah'ımızın verdiği nur ile bakın, nur ile konuşun, nur ile yürüyün, nur ile tutun, her hareketiniz bu nur-u ilahi eylesin. Çünkü insanın tavrı yaratılışında bulunur var.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam enemin nur ile. Ben Allah'ın nurundan halk olundum, kamil müminler de benim nurumdan buyuruyor. Mevlamız Kuran-ı Kerim'de, Kuran-ı Kerim'de Maide Suresi'nde, Maide Suresi'nde, çokça okumuş olduğu bir ayeti celile var. Es'a ibihi'l-Va'l-Va'l-Va'l-Va'l-Es'l-Esselam. Ve bunları içeriyor. Buyuruyor Rabbimiz Esselamü. Rabbi Zülcelal'miz işte size Allah'tan bir nur. Bu nur Peygamberimiz olarak haber veriyor, Sallallahu Aleyhi ve apaçık bir kitap Kuran gelmiştir. Allah Celle Celalühü onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir. Vermiş oldukları evlat ve ezkar de zaten kum için ama bize böyle nefis noktasında değil de ruh noktasında ilerlememizi tavsiye ediyorlar.
Eğer okuyorsak mutlak görüyorsunuz, Esad El Bida Hazretleri Mektubat'ında bir noktaya işaret bulunuyor. O da şu, böyle bedenle yapılan taatle ruh ile yapılan taat arasındaki farkı izah bulunuyor. Çünkü taatlerde hep ruhi yönü var işin. Hangi taat dersek, diyelim, diyelim cihat taati. Cihat taatinde sadece bedenin faaliyeti değildir burada. Allah'ımızın dininin yüceltilmesidir. Kuzman diye bir isim var. Öyle bir cihad etti ki, düşmanları tepeledi çıktı. Dediler Kuzman, ne güzel sen cihad ettin. Hayır hayır dedi. Ben dedi nefis için yaptım, bana kahraman desinler diye yaptım dedi. Demek ki işin ruh ciheti, niyetin düzgünlüğü ve ihlasımız. Diğer bütün taatler, diyelim biz gece kalkıp gündüz olsun, gidiyorsun Allah diyoruz, Celle Celaluhu. Bunu dilimiz söylüyor. Bak bunun ruhi ciheti nedir? Zikrettiğimiz, biz şimdi zikrediyoruz, Melkur'u bulabilmek, zikrettiğimiz Mevla ile alaka kurabilmek.
Bu basitçe ifade ediliyor ama öyle bir esrar ki bu, buyurulmasının sebebi de bu. Allah'ımızı bularak zikrettiği Mevla ile Allah derken gönül olarak onunla buluşan kimsenin bir nefeslik taati insanların ve cinlerin ameline denk. Şimdi bu aleme misal alemi derler. Bu alemle öbür alem, örnek olarak bu alem ona haber verilmesi misal alemidir, misaldir. Öbür alemin misalidir. Şöyle, bu Osmiyum diye bir maden var. Bu madenin bir gramı, şuradan göstersem burayı kaybederim diye bir de efendim, bir trilyon dolar, bir gram madem, bir gram. Madde olarak bu olur da mana olarak gönlünü Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz müminler, insanlar, madenler gibidir buyuruyor. Bu gönül alemimizi itminana iliştirirsek, Esayübillah, ya yetühennefsül nutmainne ayet-i celilesi ile huzura eren bir gönül olacak olursa onun yapmış olduğu amel ins ve cinnin ameline denk gelmez, Elbette gelir. İrşadü'l-hass.
Bunlar kimdir? Seçkin kimseler. Allah Allah! Fıkhımızda bir tabir var. Burayı görünce o hatırıma geldi. Marifetün Nefsi, maleha ve maliye. Fıkhın tarifinde bu var. Zaten fıkhımız olmadan Bu sebeple büyüklerimiz buyurur ya aman ha İslam ilmi hali, dinimizi öğrenelim, mutlaka öğrenelim. Çünkü şeriat esastır. Bu olmazsa hiçbir şey olmaz. Burada, buradan tarifinde insanın lehvi aleyhinde olmasını olan ne ise onu bilmezdir. Hint ulemasından bunu son zamanda çıkardılar ve okunuyor. Birla'ül Sünen diye bir fıkıh eseri ver. Yirmi altı, yirmi yedi cilt bu. Son kısmında tasavvufu ele alır. Tasavvufu ele alırken yaptığı tarif şu, kişinin leh ve aleyhinde olanı bilmesidir. Bu idrake gider, bu anlayışa gider, bu derin düşünmelere gider. Bu Abdülkadir Geylani efendimizin, Katdes Allah rızası sözüne girer yaptığınız işleri adet kabilinden yapmayın buyuruyor. Nasıl yapacağız?
İşte askerde de olur, başka yerlerde de olur. Atış yaparken on ikiden vurabilmek. Eğer on ikiden vuracaksak ve la güçlük bir ibadeti rabbihiyahada Allah'ımıza yapmış olduğumuz ibadet ve taatte şirk-i celî, açık şirk ondan uzak bulunduğu gibi şirk-i hafi riyadan, kibirden, ucubdan, benlikten uzak olarak halis bir taate bulunur. Sünnet-i Muhammediye'ye baktığımız zaman Efendimize, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ona işareti Hadis-i Şeriflerinde çokça etkiledi, taatimizin ihlas üzere olması. Bakıyoruz veliler ve ilim mehirleri, mezhep imamlarımız, mezhepte müçtehid olanlarımız hep buna işarettir. Aman ha taatimizi Cibril hadisinde bildirildiği üzere mel İslam, mel iman, mel ihsan, Rabbimizi görür gibi taat yapabilmek. Buna işaret ediyor. Bir yerde tamamlamaya çalışıyorum inşallah. Mürşid kimdir deyince, üve gutbun yedir lalem havlehu.
Bütün alem onun etrafında, dünyanın etrafında gezeyenlerin döndüğü gibi. Daha da devam edelim mi? Allah korusun. Düştüğümüz bu nefsin ve şeytanın, dünyanın ve nefsin heva, arzu ve isteklerinin bizi girdirmiş olduğu bu karanlıklardan sırat-ı müstakime dosdoğru yola, Kuran'ın, Kuran-ı Kerim'in ve Sünneti Muhammediyeye erişmektir. Çok şükür bizim şaşıracağımız hiçbir şey yok, hiçbir şey yok. İşte biraz önce görüştüğümüz kardeşimizle oydu Allah'ımıza ne kadar hamdisekaz altı bin altı yüz altmış altı tane işaret taşımız var ilahi. Öyle ki her hususta ilim ve fende, teknolojide, Bunun yanında artık sayamayacağımız kadar, astronomide ve arkeoloji diyeceğim bu Ala suresinde geçer ve aynı zamanda Ayet-i Celilesi'ne Mülk Suresi'nde geçer.
Bu madenler haber veriliyor, bakın ayeti bakalım, Ayet-i Cellenin sonunda ve aleyhiim nüşur, bu elde ettiğiniz dünyalıklarla aman ha nefsin yoluna girmeyin, bir gün huzuruna varacağınız Rabbi Zülcelal'imiz var buyuruyor. O zaman burada ne yapıyor? Batılılarda ilim kuvvet olarak kullanılırken İslam'da ilim insanların faydasına kullanılır. İslam'da ilim insanların faydasına kullanılır. Sebebi nedir? İlim, el-Alîm sıfatından damladığı için. İlim, büyüklerimizin min ledünna ilma sparklarından değil zatından ilim aldıkları için. Bunun için Bayezid-i Bistami, Ya Rabbi senden seni isterim diyor. Bunu nail olabilmek inşallah. Velîdü'l-ihihi kulub direl-mahbu. Kalbi asıl merkezine ulaştırabilmek. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki insanların garip olduğunu haber veriyor. Gariptir insanların. Bu gurbetimiz şuradan geliyor.
Bizim ruhumuz, bunu dedem de işaret etmiş, üstadımız da işaret etmiş, ruhum aşktan gelmişken diyor. Ruhumuz bizim aşktan gelmiştir. Onun için orayı özlüyor, ruh orayı özlüyor. Bu 10 kafesinde hapis kalmak istemiyor. Nasıl kurtulacak? Onlar tenlerini de ruhlaştırdığı için o zaman huzura yıktı. Tasavvufun tarifinde de bunu yapıyordu. Nefisle ruhu birbirleriyle uzlaştırmaktır. Vessud-u hayr buyuruyor Cenab-ı Hak. O zaman biz huzura ediyoruz. İnsanlarımızda görülüyor, böyle bir bunalma, daralma, sıkılma, duvar. Hele bu trafikte haber veriliyor. Az bir geri kalsa, Allah korusun, çok büyük sıkıntılar meydana geliyor, anlatılır trafik. Tabii. Az bir geri kalsın. Öndeki Arabiye bir korna çalacak olsa büyük bir kavga meydana gelir. İşte bu kavgaların, bu gürültülerin, bu sıkıntıların tamamen bittiğidir. Yer. Ruh ile nefsin uzlaşması. Zaten Ruh Mevlamızdan gelmiştir.
Ve nefat-u hihimir ruhta öyle bir nimet var ki insanın yeryüzünde Allah'ın halifesi olunmaz sırrı bu ruhun içinde. Emanetlerin yüklenmesi bu ruhun içinde. Melekut aleminin, Cebarut ve Lahut aleminin esrarı bu ruhun içinde. İşte biz kendimizi bulmaya çalışacağız. Edep tarif edilirken edep insanda meknuz olan güç ve kuvveti ortaya çıkarmaktır. Büyüklerimizin yaptığı bu gönlümüzde olan yaratılışımız da mevcut. Çünkü hayvanda yok, bitkilerde yok, dalda taşta yok. Mezheblerde bile olmayan bu esrarın ortaya çıkması için bize yüz on bir istiğfar, yüz on bir tevhid, yüz on bir salatü selam, bunun yanında Ölüm Tefekkürür, Rabıta, Zikrullah ve Murah Tepesi'lerin öğretişi budur. Olmayış sebebi nedir? Abdulkadir Geylani Efendimizin mübarek sözü, Haddisallahu'sü. Bir şeyi yaparken adet kabilinden yapmayın. Gerçeğe erişerek, hakkı bularak, hakikate erişerek, hakikati bulur, Hakk'a erişerek.
Bunu bize öğütler. Çünkü kalbimizdeki sevgiyi Cenabı Hak'a haber verirken üç madde halinde Tevbe Suresi'nde geçiyor. Birisi cihat sevgisi. Cihat nedir cihat? Cihat kan akıtmak değil. Cihat kan akıtmayı önleme çalışmasıdır. Daha sonra ayrı bir konu Allah'ın sevgisi Celle Celaluhu, Rasulünün muhabbeti. Şunu Mürşid-i Kamillerimiz çok söyler. Mellem yeduk lemyarib Tatmayan bilmez ama biz şimdi şu anda inşallah imreneceğiz. Meylimiz bu noktalar olacak. Başka nefsani arzu ve isteklere dönmeyeceğiz, bunlara döneceğiz. Bu bile güzel. Kalbimizin buna hayırlı işlere meyli bile güzel. Made edeceğiz, hedefimiz bu olacak. İnşallah Cenabı Hak, Tevfiiku Samedanisi ile eriştirir. Kalbin gerçekten sevilecek olana yönelmesidir. Bir tanesi ağlıyor yolda giderken geriden biri diyor ki, niçin ağlıyorsun? Arkadaşım öldü diyor.
O da diyor ki, ölmeyen bir arkadaş bulsaydı, hüvel haymü la ilahe illahu, onu bulsaydı, bizim o Muhammed abimizin hedef efendi, güyaında söylediği söz, her zaman bunu söylüyoruz demek hak bir söz. Diyordu ki kovayı alıp madeni paralara tutuyoruz. Yahu altına tutalım, gümüşe tutalım, yahut'a tutalım, zümrüte tutalım. Yani biz bedeni itaatlerle bunu yaparken mesela madeni değil de Rabbamıza kalbimizin büyük bir saygısı ve muhabbetinin hazır olması. Mesela ilimde, ilnema yahşAllahe min a'batihihu'l-lema'l-Leyma, bu haşyeti Azamet-i ilahiyyeye olan saygıyı elde etmektir. Ve vel yaravu anitdünya. Dünyanın sevgi ve muhabbetinden kurtulmaktır, yoksa dünyayı terk anlamına değil. Aslında Es'ad-ı Erbili Hazretleri dünya muhteremdir buyuruyor. Dedik ya büyükleriniz gerçekten büyük söz söylüyor. Ana karnı olmasaydı, ana karnını düşünelim şimdi biz.
Ana karnı kan ve uygunsuz böyle eğer şu dünyada üzerimize bulaşacak olsa bizim abdestimiz bozulur. O maddenin içerisinde üç beş litrelik bir mayinin içerisinde çocuk dönüp dolaşıyor. Göbek bağıyla hayatını devam etti gibi. Bak şu hayata. Bunun için Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dünya bir cifedir bu. O çocuk bu cifenin içerisinde azalarını teşekkül ettirir ve dünyaya çıkıyor. Şu dünyada ahirete nispeten, ahirete nispeten bir cifedir. Şu dünyada dokuz ay on günlük bir müddet içerisinde dönüp dolaştığı o bir çorba içerisindeki yiyeceği ve içeceği gözünün önüne getirilse ikrah eder o çocuğu. Yarın ahiretteki nimetlerle göz görmedik, kulak duymadı ve gönülden geçirmeye bile insanların kadir olmadığı nimet buyruluyor. Bu cennetin sadece menkuhat ve me'kulat huyüdür.
Bir de cennetü'l ma'rif, bu nimet için Yunus Emre diyor ki cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri, isteyene veranları bana seni gerek mevlam seni diyor. Esselam ne? Ayet-i celilesindeki izah ortaya çıkıyor. Bir cennetin maddi olan yönü, bir de ruhani olan yönü. Biz bunu inşallah dualarımızda Cenabı Hak bizden mahrum etmesin, bu ruhani yönü yakalayacağız. Yoksa ibadet etmeyen kimse yok. İbadet de yapıyor, taat de yapıyor ama ibadet ve taati istenilen şekilde yapabilmek. Nedir o istenilen şekilde yapmak? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın, buyuruyor. Bu sadece namaz değil, namaz ibadet ve taatin başıdır. Yaptığınız taatleri benim yaptığım gibi yapın, buyuruyor. Onun yaptığı gibi yapmak ihsan örtüsü içerisinde takva ile yapabilmek. Girmişti Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz mescide bir kimse gördü, O saçıyla sakalıyla meşgul oluyordu.
Bakın ibadeti nasıl veriyor, Aleyhissalatü Vesselam Efendimize nasıl veriyor. Buyuruyor ki bunun gönlünde haşyet olsaydı, bak ibadette, Rabbimize büyük bir saygı demek bu haşyet. O şey bir ayrı, havf-ı ilahi bir ayrı, haşyet büyük bir saygıdır Cenabı Hak'ta. Bu bir hal ister. Hal değil yapa yapa makam ister. O makam geçmez. Biz şimdi hayırlı meclislerde olunca kendimizde bir dellenip toparlanma oluyor ama isyan mahallinde bile bozulmuyor. Makam bulduğu zaman bu. Yoksa hal şimdi buradaydı geçti diyor Şeyh Şıpdi Hazretleri hali nedir deyince. Onun makam olması gerekiyor. İşte mutmain ne sıfatı bu. Efendimiz eğer bunun kalbinde haşyet olsaydı, azalarında da olurdu. Madeni nerede buluyoruz biz? Dağın yüzünde değil maden, dağın Çin'dedir maden. Kalp, insanın vücudunun dışında değildir. Ruh dışında değil. Sır bak, kelime anlamı bile sır, iştedir. Hafi gizlidir, ahfa dahi gizli.
Burayı bulabilmek. İnşallah, Allah'ımız mahrum buyurmasın. Ve veliye radu anit dünya dünyanın muhabbetinden kurtulmaktır. Esat El-Bina Hazretleri dünya muhteremdir buyurdu. Ana karnında nasıl azalar teşekkür ediyorsa, diyelim ki o azadan bir tanesi eksik. O eksik haliyle dünyaya gelse diyelim on parmak, on parmağın biri eksik. Burada dokuz sene değil, dokuz yüz sene dursa yine o parmak yerine gelmez. Çünkü o parmağın teşekkürü yeri ana karna hayatıdır. Eğer biz burada ahlak talep edilirken Kuran-ı Azimüşşan'a muvafık bir hayattır. Biz ruhumuzun azasını burada teşekkür ettirmezsek, ettirmezsek, ahirette bu meydana gelmez. Çünkü izamaten insan inka taamı. İnsan öldüğü zaman her şey biter. Diyelim ki burada biz hakkı göremedik. Şu ayet-i celleler var da Araf Suresindeki ayet-i celîle Allahu alem buna yeter diye düşünüyorum. Rabbimiz mahrum etmesin.
Halefımız rızasına uygun şekilde ifade ettirsin. Şu, azalarımızın burada teşekkülü A'raf Suresi'nde yüz yetmiş dokuzuncu ayeti diyeceğiz, esrarı. Halbuki bizim gözümüz var, kulağımız var, kalbimiz var. Rabbimiz ne buyuruyor? Andolsun biz cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, bak kalpleri var ama anlamayan. Hemen Kaf Suresi'ne geçeriz. Kaf Suresi'nde ancak hakkı anlayan buyuruyor, Cenab-ı Hak kalbi olanlardır buyuruyor. Böyle tıkır tıkır çalışan kalp değil Bu Eshabne Ketenel-i Ulu'l-ihummül-imah İmanın yazıldığı nokta. Bu Allah'ımızın korkusunun bulunduğu nokta. Bu Eshabne entahanallahu kulubehum rittekva. Allah'ımız takva ile onların kalplerini imtihan ediyor. Eshab-ı ve Haşiyer rahmana bil gayib ve ceehbi galbi münip Rabbimize yönelen ve haşyet-i ilahi içinde olan bir kalp. Kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyin.
Kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendisidir. Rabbimiz bu gözler kırılma ama kalp gözleri kırılır. Esselam. Allah korusun, burada Hakk'ı görmeyenler burada kör olarak haşr olacak buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Yerine göre Allah korusun burada kişi felç olmuş ise orada da perc. Burada diyelim perc. Orada da perc. Nasıl perc oluyor insan? Sak orada da perc olur insan. Orada perc olursak orada da perc olur insan. Orada perc olursak orada da perc olur insan. Orada perc olursak orada da perc olur insan. Orada perc olursak orada da perc olur insan. Orada perc olursak orada da perc olursak orada da perc olursak orada da perciz Allah korusun, esamen. Faiz yiyenler ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar, kalk.
Bir de ebedi bir hayat yine şu dünyada gözü görünmese, kulağı uymasa, inne ecellali lead sayılı bir vakit, sayılı bir müddet orada ise, Halidine fiha ebede ebedi bir hayat. Buna göre dikkat edeceğiz. Allah'ımız bize de riayet etmeyi nasip buyursun. El Fatiha.