Kalbi Selimlik ve Ruhun Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sıfatı, Halıkı Lemyezel'e nail olan, kavuşan, nefsinin bütün kötü arzularını terk edip, içinde sulhu temin eden kimselerdir. İçinde sul. Diyeceksiniz ki kavga mı var içimizde? Hiç şüphesiz. Hiç şüphesiz içimizde kavgalar var. Çünkü nefis kötülüğü emrettiği için ruh…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sıfatı, Halıkı Lemyezel'e nail olan, kavuşan, nefsinin bütün kötü arzularını terk edip, içinde sulhu temin eden kimselerdir. İçinde sul. Diyeceksiniz ki kavga mı var içimizde? Hiç şüphesiz. Hiç şüphesiz içimizde kavgalar var. Çünkü nefis kötülüğü emrettiği için ruh da Allah'ımızdan bir nefha, bir nefestir. Bunun sulhu gerekir. Bu sebeple bize aman ha az yiyin, az uyuyun, az konuşun ve halveti çokça temin ederler. Bu yolun esasını dört madde halinde izah ederler. Bir, az yemek, azime-i izah buyururken helal gıda yiyeceğiz ama rızkımızın helal olması. Aman ha helal rızık yiyin. Elinizin emeğini yiyin. Biz mürşid-i kamillerimize baktığımız zaman, bu adap Risalesini okuduğunuzda göreceksiniz, Meşşai uzamdan bir tanesi ekmeğini kendisi hazırlıyor. Ekmeğini kendisi hazırlıyor. Okuduğunuzda görürsünüz.
Hepimizin elinde var adap Risalesi. Ekmeğini hazırlıyor, hamur ediyor, hamuru fırında pişiriyor, sonra o kurutmuş olduğu ekmeği un haline getiriyor. Bir torbanın içerisinde açlık galebe çaldığı zaman yiyor. Açlık ne zaman galebe çalar? O zaman yiyor. Size bazı konular hazırladım da hazırladım. Aslında görüşmemiz varsın bu şekilde olsun, daha bir değişik tarzı olarak düşünüyordum. Şimdi büyüklerimizin hayatını okuduğumuz zaman kendimize düzen ve intizam vermiş oluyoruz. Yoksa yolumuzu bulamayız biz. Şunu adet edinin. Bu dört maddeyi inşallah sıralayacağım. Her gün, her gün Evliyaullah'ın hayatından birisini okuyalım. Her gün, terk etmeyin bunu. Mesela Sıddık-ı Azam'dan başlarsınız. Ondan sonra düşünürüz, benim halim, hayatım, durumum Sıddık-ı Azam'a ne kadar benziyor? Çünkü bizim yolumuzun önderileri, bizim mürşid-i kamillerimiz bunlar. Bunlara halimiz, hayatımız uyuyor mu, uymuyor mu?
Mesela Sıddıkı Azam denildiği zaman radiyallahu anh onda büyük bir teslimiyet vardır, büyük bir teslimiyet. Bunda daha ziyade kitaplara baktığımız zaman Sıddık-ı Azam'ın Miraç hadisesini kabulü. Çünkü Miraç hadisesi bu insanın düşüncesinin alamayacağı bir durum. Yahu olur mu böyle bir şey dedikleri husustur. Hatta daha Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Miraç hadisesini Sıddık-ı Azam radiyallahu anh, duymadan önce o kutçu Şerife de gidip geliyor. Müşrikler derhal yakalıyorlar. Derhal yakalıyorlar çünkü Miraç hadisesi çok kısa bir anda zuhur etti. Leyle tenvinle ifade edilir. Leyle tenvinle, bu çok az demek. Gecenin çok az bir kısmında. Şimdi yatağı soğumadan derler. Muhyiddin Arabi Hazretleri kırk dakikadır. Kırk dakika gibi bir müddet, bir aylık guc-u şerif, tekrar dönecek iki ay, işte sema katları ve Rabbi Zülcelal'imizle konuşmak, görüşmek bu kafir kafaları almadı bunu.
Kalbi Selimlik ve Ruhun Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sıfatı, Halıkı Lemyezel'e nail olan, kavuşan, nefsinin bütün kötü arzularını terk edip, içinde sulhu temin eden kimselerdir. İçinde sul. Diyeceksiniz ki kavga mı var içimizde? Hiç şüphesiz. Hiç şüphesiz içimizde kavgalar var. Çünkü nefis kötülüğü emrettiği için ruh…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu olacak bir iş değil dediler. Sıddıyı Azam'a, Sıddıyki Azam'a bunu okumaya başladılar. Dediler ki ya Sıddık daha efendimizi demiyorlar sana canım. Sen Kutsu Şerif'e gidip geliyorsun, ne kadarlık yok? İşte miraçi diyor. Bir ayda dönüş. Bu dedi bir gecede çok kısa bir zamanda girilip gelinmesi mümkün mü? O zaman dedi ki ey Mekke kafirleri biliyorum. Bir aydan fazla tutar oraya gidiş. Bu söze öyle seviniyorlar ki akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur diyorlar. Sıddıy-ı Azam'ı elde edebilmek için. Nerede nerede bir Müslüman var. Efendimizin bu aklı almaz hadisesinde, aklı almaz hadisesinde nasıl insanları bunun başından darmadağın ederiz diye fırsat arıyorlar. Dediler ki çok güzel, çok güzel, akıllı, tecrübeli, adamın sözü bu olur.
Gülerek, alay ederek Hazreti Ebubekir'in kendi kafalarından olduğuna sevinerek senin efendin Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor diyerek Ebubekir'e sevgi saygı gösterdiler Hazreti Ebubekir, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek adını işitince eğer o söylediyse inandın. Bir anda gidip gelmiştir diye içeri girdi, kafirler niye uğradıklarını bilemediler. Mesela okuruz Sıddık Azam'ı çoktur hakkında malumat ne yaparız? Böyle bir teslimiyet Allah'ımızın emrine, habibinin emrine, ya yellezine amenu atehullah, ey iman edenler Allah'a itaat edin ve resul, resulullah'a itaat edin ve bülulli emriminküm sizden olan ulü'l emir. Artık bu bizim mürşidi kamillerimize itaatımız noktasında. Her gün okursak çok faydamız olur. İkinci gün açarız Muhammed Kasım Hazretlerini, ondan sonra Ebul Hasan-ı Harakani, devam eder işte Muhammed Bahaeddin Hazretleri, günümüze kadar.
Ondan sonra da ne yaparız? Yine büyüklerimizin hayatını diğer Tezkiretü'l Evliya'dan bunu Feridüddin Attar Hazretleri hazırlamış, okunur, böyle kendimize çeki düzen veririz demek istiyorum. Biz okulda okurken hocalarımızdan bir tanesi yazı tahtasına bir nokta koydu. Ondan sonra çok milimetrik bir oradan ayrılışı gösterdi. Çok milimetrik bir sapış. Bakın dedi bu uzadıkça uzar. Bu açı dedi genişler. Bu sapma çok az bir sapış gittikçe çoğalır. Bunların çoğalmaması için ayağımızı denk alıp Allah'ımızın emrine Celle Celaluhu, resulünün emrine, büyüklerimizin emrine büyük bir saygıyla devam ederiz. Hayatlarını okuduğumuz zaman görürüz. Memleketimizde bulunan hocalardan bir tanesi burayı teşrif eder. Sami sultanımızla görüşür. Buyururlar ki, hoca ben de size, Ölü'l Emre itaat noktasında diyorum Kuran-ı Azimüşşan'da geçer. Size bir emir verdiği zaman o farz gibi gelir değil mi? Evet efendim.
Eğer Hacı Hasan Efendimiz bize şöyle yapın derse biz onu farz gibi kabul ederiz. Sanki sabah namazının farzıyeti gibi kabul ederiz. Bir şeyden de men içse, şunu yapmayın dese ondan da haram gibi kaçarsınız değil mi? Evet, biz de sizi bunun için seviyoruz, dediler. Bunlara dikkat ederiz, riayet ederiz. Birincisi az yemek, diğer üçü buna bağlı da onun için söylüyorum ve rızkımızın helal olması. Ne yapıyor? Ekmeğini kendi eliyle yapıyor. Hazreti Davut ne güzel bir kuldur, elinin emeğini yer diye buyuruluyor ve sonra onu acıktığı zaman yiyor, acıktığı zaman yiyor, acıkmadan yemiyor. Bütün gelişimizde gidişimizde biz büyüklerimizin sohbetinde beş esası her zaman duyduk. Bir duymadık, her defasında duyduk.
Mübarek efendimiz bilmez değil de Allah'ın izniyle daldığı zaman Kuran-ı Azimüşşan'a, efendimizin mübarek sözlerine ve kendisinin Cenabı Hak gönlüne ilham etmiş olduğu o nurlardan anlatmakla bitmez o, tükenmez ama bunu çok önemli gördükleri için az yemek, helal gıda, ikinci olarak sıralarlarda artık bunu mükerrem insanda görürsünüz. Kuran-ı Azimüşşan'ı huzurla okumak, manasını düşünerek okumak. En azından namaz surelerinde bile. Bu huzuru da temin eder kıldığımız namazda. Üçüncü olarak namazımızı huzurla kılmak. Hep bunlar birbirine bağlı. Salihlerle olmak ve geceyi ihya etmek diye anlatırlardı. Şimdi az indiği zaman ne olacak? Az uyuyacak kişi. Az konuşacağız ve halvet bir andolsun kendimizi şöyle bir kenara çekip insanlardan uzak, benim halim nedir? Ben neyim? Büyüklerimiz nasıl yaşıyor? Ben nasıl yaşıyorum? Dikkati de biliyor muyum?
Emri ilahiyeye, benim hayatım Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a ne kadar benziyor? Bu yaşantım evimdeki yavrularım acaba zevcem Hazreti Aişe'nin ahlakında mı radiyallahu anha? Kızlarım Hazreti Fatıma'nın edebine uyar mı radiyallahu anha? Yavrularım Hasan'la Hüseyin'e benzerler mi? Gençlerimiz acaba Hazreti Ali'nin ahlakında mı? Büyüklerimizin edebinde mi diye derin derin bir düşüncenin bizi alması gerekir. Az bir müddet de olsa beş on dakika bir yere çekilip tefekküre dalacağız. Bu edeptir, yolumuzda çok mühim bir edeptir. Bakın, Musa Aleyhisselam'ı görüyorsunuz. Otuz gün, bir on gün daha ilavesiyle münzevi bir hayatı var. Yani şu günümüzde yirmi dört saatin içerisinde münzevi, böyle kendimizi sorgulayacağımız bir zamanımızın olması gerek. Yoksa yolumuzu bulmakta güçleniriz. Bunlar hep bizim yollarımızı açar. Burada muvaffakıyetimiz nasıl olacak? Çünkü bize bir hedef gösteriliyor.
Hedef, ashabına, ve bud rabbeka hatta yeti ekel yakın, sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet edip, saatte bulun. Şimdi seyri süluk hususunda derler ki seyri süluk aslında bunun genel tarifi güzel ahlaktır. Kötü ahlakı terk edip güzel ahlak ile memnu olmak, güzel ahlak ile ahlaklanmaktır. Seyri sülukün sınırını verirler. Mesela der ki bir kısım kimseler ben seyri süluku tamam, seyri sülük tamamlanmaz, bitmez o. Niye derseniz sebebi, Allah'ımızı Celle Celalühu, iki ayet celle var bu hususta, belki fazla da olabilir. Ve ma kaderullaha hakka gadri. Onlar Cenabı Hakk'ı hakkıyla takdir edemediler. Soruyor ya, Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz, ey Muhammed masum, babandan neler öğrendin?
Utanırım ya Resulallah, size karşı babamdan bir nakil yapmaktan, çünkü şeyhidir aynı zamanda, haya ederim, söyle deyince bütün semalar geçilse, ötelerin ötesine gidilse yine Cenabı Hak'ı tanıyamazsınız. Zaten esas bu. Yeri gelirse diyeceğim bir problem var bizim kafamızda. Hepimizde var. Kafamız karışık. Diyoruz ki kafam benim meşgul. Ondan sonra aile hayatına bakıyorsunuz, aile hayatımızda sıkıntılar görülüyor. Çocuklarımızın yaşantısında öyle, cemiyette öyle, ticarette öyle, her nereye adım atsak bir problem var, bir sıkıntı var. Bunu nasıl çözeceğiz diye. Bunun izahını Rabbimiz lütfederse veririm, Çünkü zaman çok kısıtlı. Sadece şunu söyleyeyim. Problemde ne yapıyorsunuz siz? Mesela bir problem var ki çok zor. Bunu çözmeniz lazım. O zaman formülü uygulayacağız. Mesela fizikte güç, kuvvet, enerji.
Bunu siz bu denk bu şeyi kurduğunuz zaman, bu formülü kurduğunuz zaman o problem hallolur gider. Şimdi biz kafamızın karışıklığı, gönlümüzün karışıklığı, bir türlü gönlümüzde mutmain sıfatı yok. Her şeyi de Rabbi Zülcelal'imizi tercih etme durumu. Fahrettin Razi Hazretleri tefsir-i kebirinde üçe ayırır insanları. Bir, kafindir diyor. Bunlar ibadet yapmıyor değil ha. İbadet taat yapıyor da ibadetinde gafil diyor. Yok ibadet yapmıyor değil. İbadet ediyor. Mesela ashabına erayitelledi yukarıda bir bittin fedalikellez yezluul yeti ve la yahhul ve ala taamil miskin favayül lil musallin. Onlar, yazıklar olsun o namaz kılanlara, namazı gafletle kılan, huzur ve huşu olmayan. Şimdi bu bizde bir problem, bunu çözeceğiz biz. Bunu halletmemiz lazım, mutlaka halledeceğiz. Rabbimizin lütfuyla yolu var bunun. Bu formülü uygulayacağız ve çözülecek bu. Rabbimizin lütfuyla, keremiyle, ihsanıyla.
Kalbimizde mutmain sıfatı öyle bir hal ki tarif edemem bunu. Yaşanan bir hal. Cennettir. Onun gönlü cennettir. Aynen Rabbiyetü'l Adeviyye annemize döner. Esselamü'l-Adevir minma yeştehun ayeti celilesinde Vakıa suresinde bir anda cezbeye kapılarak der ki, Ya Rab beni kuş etleriyle oyalama. Öyle bir cennet var ki içerisinde, derzinde, ben cemalini zatını istiyorum diye. Öyle bir gönüllerinde cennet olur onların. Tarif edemeyiz. Bunu ifade etmekte çok güçleniriz. Cennet onun yanında nasıl söyleyebilirim? Bunu küçük düşürme gibi olur diye çekiniyorum. Şöyle anlatabilirim. Esselamü, ve emme men hafe makama rabbihi cennetean. Rabbimizin azamet-i ilahiyesinden titreyen kimseleri için iki cennet vardır diye buyuruyor.
O cennetin birisini Esad Erbili Hazretleri, katesallahu sırre, cenneti ecile, ibadet ve taatte bulunan rızayı ilahiyi bulanların erişeceği cennet acile olan bu dünyada kalbi mutmain olan huzura eren kimselerin cennetidir. Bizim derdimiz bu, sıkıntımız bu. İstiyoruz ki gönlümüz cennet olsun bizim. Mesela şimdi sabah kalktık ya, sahabe soruyor birbirine keyfe asbah de nasıl sabahladın? Keyfe asbah de demesi geceleri hangi tecellilere mazhar oldun? Bizzat şahit olduğumuz kardeşlerimiz var bizim görüştüğümüz. Sizlerle böyle görüşüyoruz ya birer birer aynen onun gibi. Görüştüğümüz kardeşlerimizle üns, üns. Bununla uyanıyor. Allah'ımızla dostluk. Bu problemi çözebilirsek efendim, formülü uygulayıp, gönlümüzde bir cennet hayatı, kafamız öyle bir açılıyor ki, öyle bir üretken oluyorsunuz, dervişin zaten ismi budur. Devamlı ileriye adım atar.
Aklında da ileri, zekasında da ileri, dünyasında da ileri, ahiretinde de ileri, her şeyde ileri. Dikkat ederseniz Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da mümine lütfetmediği hiçbir nimet yoktur. Sadece siz bunu, siz bunu ahiret olarak ele almayın. Dünyasını da ahiret etmiş o. Dünyasını da ahiret etmiş. Cenabı hakk'ın yolunda her şeyi. Yani dünya, şimdi Mevlana'mızın tarifiyle bir deniz gibi düşünelim, bir deniz gibi düşünelim. Şimdi bunlar o gemide giderken dünya gemisinde ahiret denizine batmıyor. Neden? Gemiyi delmiyor da onun için. Onlar gönlünü gönlünü, gözünü harama bakarak, kulaklarını, uygunsuz sözler dinleyerek delmiyor. Onun için derya ne kadar derin olursa gemi o kadar üstünde rahat gidiyor.
Yani bu şekilde baktığımız zaman, bu şekilde baktığımız zaman dünya ne kadar çok o kimsenin ahirete gönlünü vermiş, Mevla'yı tercih etmiş her halinde Sıddıy-ı Azam gibi, Radıyallahu Anh, onlar nedir? Çok rahat gideceklerdir. Çok huzurlu gideceklerdir. Daha aile hayatımız derseniz sevgili kardeşlerim, size bizim büyük sevgilerimiz var, muhabbetimiz var. Hakikaten büyük bir sıkıntı. Kardeşlerimizi bu ustada diyoruz aman ha aile hayatına çok dikkat edersin, riayet edilsin. Sizin hayırlınız ehline hayırlı olandır. Şurada biz size konuşuruz, görüşürüz. Siz edep erkanla oturursunuz, bu oturma değil. Böyle oturduğumuz gibi edepli erkanlı evimizde de bir edep erkan. Üstadımız dedi ya kimi eviyle itmiyor geçim, ailesi ağlar ne ola suçum. Düşündüm sizleri ağardı saçım. Kimseye diyecek sözüm kalmadı diye. Burada kaydettiklerim var, aile hayatı hususunda.
Mesela bir kavgayı bitirebilmek için hitap şekilleri var. Bunu ayrı görüşüm. Şu formülü söyleyeyim size. Ondan sonra da sıraladım bu yolun dört esasını. Bir, az yemek. İki, az uyumak. Az uyumak, az yemekle alakalı. Üç, az konuşmak. Dört, uzlet. Problemi çözeceğiz. Bunun içini de Allah'ımız lütfederse başka zaman dolduracağız. Bu formül. Birincisi Mevla-yı Zülcelal'i tanıyacağız. Aman ha aldığımız bu evlat var ya bizim, aldığımız ders orada asıl mühim olan rabıta-ı şerifedir. Bütün ağırlık o noktada. Daha sonra murakabeye geçilecek. O zaman Rabbimizi tanımaya başlayacağız. Fahrettin Razi Hazretleri'nden alayım o sözü tamamlayarak şunu söyleyeyim size. Bir, gaflete haber verirken ibadet ve taatte gafil. İbadet ve taatte gafil. İkincisi diyor ki yapmış olduğu çalışmalarında hep ahiret ağır basıyor. Dünya lezzetlerinin yerini ahiret lezzete alıyor.
Yani şehevi, hayvani duyguları tamamen mahvoluyor. Hep Cenabı hakk'ın sevgisi zuhur ediyor. Bütün davranışında yaşantısında. Mesela ticari bir hayat diyelim, ticaretinde haksızlık değil Hakk'a riayet. Aman ha, aslan olayım elimin böyle kazancından bir başkaları da istifade etsin diye çalışıyor. Budur diyor, ikinci sınıf. Üçüncü sınıf, üçüncü sınıf artık gönlünde Halıkı Lemyezel'den başka bir şey yok. Bu Niyazi'den de Mevla görünür gark olmuş. Halıkı Lemyezel'in sevgisinde gark olmuş o. Her şey halinde o sevgiyle dolmuştur. Birincisi dünya, ikincisi insan. Birincisi Halıkı Lemyezel'i tanımak Celle Celalühü. Yaptığımız yorum evrad ve ezkarı sırrı budur. İşte onu tanımak. Fahrettin Razi Hazretleri'nin o sözü naklettikten sonra sıralayayım. Kendisi bir memlekete gider. Memlekete gider. Fahrettin Razi Hazretleri Müfessirini İzamın en büyüklerinden.
Diğer tefsirleri okuduğunuz zaman onun yanında biraz geri kalır. Çünkü müfessirine'zam deyince onların şanına dokunacak bir sözün de şanını düşürecek söz söylenmez. Çünkü büyüklerimiz ulema-i kiramdır onlar. Fahrettin Razi deyince anlayacağımız akan sular durur. Bunu mürşid-i kamilimizden hiç dinleyeniniz olmaz mı? Dinleniriniz bunu. Çok çok anlatır. Üstadımız çok anlatırdı bunu. Ama ne kadar güzel anlatırdı. Anlatırken ne yapardı? Kafanızla, günlüğünüzle de meşgul olurdu. O öyle bir Mürşid-i Kamil ki bir gün tanıyorum Şamil amca diye birisi. Şimdi oturduğu masasını beni bir hareket ettirdi. Güzel vakit nasıl, derim oraya, işe niye içecekler bunlar? Şey, ne kadar şey yapabilirim? Şimdi on beş, yirmi dakika tizi toparlarım, işleri olur. Bu Şamil amca masasını az bir hareket ettirdi. Allah izin verirse, Cenabı hak fırsat lütfederse evlerinizde hususen de görüşmek istiyorum.
Bu olmuyor böyle. Buraya çıkıp da bunu ben sizinle ben diz dize gelmek istiyorum. Böyle kardeşlerimizle namaz safında dururuz ya böyle yan yana, sofrada yan yana, işimizde gücümüzle yan yana, bütün bütün ne yaparsak onunla aynı fikir, aynı düşünce yine Mürşid-i Kamil'imizin dediği gibi beraber yemek yemeli, fikrin bir araya koymalı, kurban olayım demeli, arada husumet neden? Şimdi biz diyoruz ki kardeşlerimizle beraber yiyelim, beraber oturalım, beraber kalkalım. İnşallah bunu da temin ederiz böyle görüşelim de. Allah'ım sizlere de bereket ihsan etmiş. Bu bereketinizi de emre riayette gösteriyorsunuz. İnanıyorum elhamdülillah. İşte önümüzde kurbanlarda vesair çalışmalarımızda, her şeyimizle Rabbimizin lütfu keremiyle hamdediyoruz ona şükrediyoruz. Şimdi inşallah öyle de bir araya gelmeye çalışırız. Bereket vermiş. Cenabı hak kardeşlerimize yetiştiremiyorum.
Şimdi Fahrettin Razi Hazretleri o ülkeye doğru gider. Kısaltayım artık. Gider. Kitapları deve, develerin tartamayacağı kadar kitaplarla gider. Develer yükü kitaplarla gider. Herhalde bütün memlekette karşı çıkınca olur, Allah'ımız muhafaza etsin. Der ki bizi karşılamayan oldu mu? Efendim sizi karşılamayan kimse kalmadı ama bir derviş gelmedi. Bunu mürşid-i kamilimizin dili olarak söyleyeyim. Zaten bu dervişler aksi olur, der. Biz onun ayağına varalım diyor. Varırlar. Der ki neden herkes aktı geldi sen gelmedin? Neden ziyaret etmedin? Seni ziyaret etmem vacip mi? Değildir. Baktır, yüz delil ile Allah'ımızı ispat ettim. O da der ki, Necmettin Kübra Hazretleri konuştuğu Ulema-i Kiram'dan aynı zamanda hem Meşşai'zam'dan hem de alim. Allah lütfetmiş onu. İnkar etmiyor. Öyle uzun boy okumasına gerek onu. Resulullah'ın bir elif demesiyle Kuran-ı Kerim'e hafız olduğu gibi tefsirini yapıyor.
Onlara bir be demek yeter. Bir o noktayı ifade etmek yeter ona. Onun için de uzun bir sekiz yıl, daha bir yıllar istemez ona. Çok kısa bir zamanda Cenabı hak lütf eder onu. O dediğiniz nokta nedir? Bayi ilsak derler. Kuran'ın Fatiha'da Fatiha'nın besmelede besmelenin altındaki o nokta, o nokta bayi ilsak ne demek? Bayi ilsak? İki nesne arasındaki bağ demektir. Allah ile kul arasındaki bağ. Bu bağı kurunca her şey bitiyor zaten. Bunun için ulema-ı kiram diyor. İlim bir noktadır ama cahiller bunu çoğaltıyor diye o nokta onların gönlünde Süveydai Derun denir. O bir noktadır. Burası ayrı bir konu. Der ki Burhan, delil demek, Burhan tereddütten hasıl olur. Benim ise Cenabı hak gönlüme öyle bir nur ihsan etti ki onur ile Halık'ımı tanıyorum der. İşte yaptığımız evrad ve ezkarda rabıta ve murakabeler onurun kalbimize girmesidir. Neymiş bu problemi çözmek için?
Birincisi Mevla'yı Zülcelal'i tanımak. İkincisi, Mevla'mızın hitap ettiği bu alemde kimdir? Hiç şüphesiz insandır. Bu hakikatlerin muhatabı olarak insan seçilmiştir. Cenabı Hak'tan alınan emrin samimi bir amele dönüştürülmesiyle de takva sıfatı hasıl olur. Sonra ahireti bilmek, dünyayı bilmek yani bu dünyayı cennet zannetmemek, ebedi görmemek, öbür alemi cennet yapmanın gayret ve çabası içerisinde olmaktır. Muvaffakıyetin sırları eğer kalan bir yer varsa sözlerimiz arasında onu derhal sorun, sorun tamam diyelim. Vakit de kısa olduğu için sabahın bu vaktinden nurlu andır İşleriniz, güçleriniz var. Kısa geçeceğim ama bir ahit de yapmış olduk. Allah'ımız lütfederse evlerinizle beraber olacağız. Oturacağız, böyle tatlı tatlı dervişlerin, ulema-i kiram biliyorsunuz bir araya gelmiş. O uzun saplı kaşıklarla bir türlü yiyemiyorlar. Dervişler oturduğu zaman birbirlerinin ağzına veriyor.
Birbirimizin ağzına vererek madden, ruhen de gönülden birbirimizin kalplerine vererek böyle bir dostu ölünceye kadar devam ettirirsek Rabbimizin lütfuyla arş-ı Azam'ın altında gölgeleneceğiz. Bundan büyük bir nimet mi olur? Yirmi üç yıl gibi kısa bir zamanda bu derece başarılı olması Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem öyle tesadüfi değildir. Bunun hiç şüphesiz manası vardır. Başka başta efendimiz aleyhissalatu vesselam tebliğ ettiği dinde samimidir. Ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür demiştir. Yani biz her ne iş için adım atıyorsak tekrar sıfırdan başlama değildir o. Hepimizin daha bir ileriye, daha bir ileriye gitmesi ve o yapacağımız işe inanacağız, mutlak inanacağız. İnanmazsa ağzına kalmaz o kişi. Biz elhamdülillah bu yola inandık. Ne ağzımıza almayalım?
İnandık ve inandığımızı da gerçekleştirmek için büyüklerimizin hayatlarını da okuyarak, Allah'ın kitabına, Resulünün edebi seniyyesine bakarak riayet ederiz. Cenabı hak onu en güzel bir ahlak üzere yaratmıştır. Tabii ayrı ayrı bir konu bunlar, özetleyeceğim size. Muvaffak olmak için ne yapacağız? Bir kere bu yola inanacağız. Bu yol vasıtasıyla Mevlam'ı bulacağız diyeceğiz. İkincisi güzel ahlak. Kuran-ı Kerim'e baktığımız zaman Rabbimiz habibini güzel ahlak ile vasfetmiştir. Güzel ahlak ne? Üçüncü olarak Efendimiz bütün insanlara değer vermiş. Siyah, beyaz, kavim, kabile gözetmeksizin bütün insanları aynı samimiyet ve içtenlikle kucaklamış insan şahsiyetine itibar göstermiştir. Efendimizin mübarek hayatında sallallahu aleyhi ve sellem iki sofra hasıl olduğu zaman biri fakir biri zengin fakir sofrasına otururdu. İnsanları küçük görmemek.
Mesela soframızda mutlak fakirlerin bulunmasına da dikkat edeceğiz. O zaman göreceksiniz gönlümüzdeki cennet hayatını göreceksiniz. Fakirlerle olmak. Efendimiz dualarında sınısem, Ya Rabbi beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür, fakirlerle haşru cem ile. İnsanları kötü görmemek. İslam'la la tusair hadtekellin nas. Lokman suresinde insanları Habibim hakir görme. La tusair hadtekellin nas. Mevla yaratmıştır diye. Diye. Diyorlar ya işte, güzele itibar edilir, zengine itibar edilir, o itibar edilmeyen, yüzüne bakılmayan insanlara değer verir. Bunu söylüyor. Efendimizin muvaffak oluşu, böyle bir şekilmiş, şemayilmiş, varlıklı, yokluk içerisinde bunu gözetmez. İnsanlara, Rabbimize olan muhabbetinden dolayı değer verirdi. Mesela bir defasında Ebu Zer radıyallahu anh, Bilal-i Habeşi radıyallahu anh, siyah karının çocuğu deyince efendimizin huzuruna geldi.
Ya Resulallah bu deriyi ben mi vurdum? Bu derinin rengini ben mi verdim? Bana siyah karının çocuğu diyor diye. Efendimiz beyazın siyaha, siyahın beyaza. Rüçhan üstünlüğü yoktur, üstünlüğü takvadadır diye buyuruyor. Velhasıl insanlara değer vermek, bilhassa fakir ve yoksulu gözetmek, zengindir diye peşine düşmemek ancak nasihat için düşülür. Ancak nasihat için buranın geçici olduğunu bildirmek için. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem af, müsamaha, hilm, şefkat ve merhamet, kin, öfke, zorbalık düşmanlığa kin, yanlış olun. Efendimiz af, af yolunu insanları bağışlıyor. Din, iyi meseleler müstesna. Af, müsamaha, hilm, yumuşak huyluluk, şefkat ve merhamet kin, öfke, zorbalık düşmanlığa tercih etmiş, katiyen, kaba ve sert davranmamıştır. Hep ayetlerle dolu. Efendimizin tebliğ ve davet faaliyetlerini sürdürürken insanlardan hiçbir maddi menfaat de beklememiştir.
İnsanlarla olan münasebetlerini kesmemiş, Müslüman olan veya olmayan akraba ve çevresiyle ilgisini ısrarla devam etmiştir, ettirmiştir. Biliyorsunuz süt anneleri geldiğinde elbisesini çıkarttığını, cübbe-i saadetlerinin üzerine oturttuğunu, süt kardeşlerin de eteklerini yaydığını, görüyoruz mübarek hayatlarla dolu ayetler, hadis-i şerifler. İnsanın ömrünün ömrünün artırır, ömründe huzur meydana getirir, rızkı da bereketlenir sıla-ı rahim'le diye buyrulur. Toplu olduğu her yerde, evde çarşı, pazar, panayırlarda tebliğ faaliyetiyetini hikmetle ve ısrarla sürdürmüştür. Cenabı hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın, yalnız bunu hususen getirin. Buradan kardeşlerime okuyayım diye size, sizin misafiriniz gelir ya, geldiğinde misafir parçalanırsınız. Şunu mu getirirsek, şunu mu içirsek, daha neleri getirsek, bu, ona benzer biraz. Bir tane olsun, bir maddesiniz olsun. Allah Allah. Vikrullah.
Allah'ımızı anmak, Vikrullah. Onu biliyorum, Rabb'ımızın lütfuyla burada zikir hakkında bir görüşme yaptım. Onun bir maddesi, iki maddesi okundu, geri yanını kaldı. Daha o bir yirmi üç maddenin yedi maddesi söylendi, diğeri kaldı. İnşallah dua edin. Tamamlamayı Cenabı Hak muhakkak kılsın. Mümkün olduğunca yetişmiyor. İkrullah, Allahü Zülcelal'in bak, yarder rahman. Allah. Biz buna yurdirrahman desek daha güzel. Rahman olan Mevla'nın sevgisini meydana getiriyor. Ve yesadül insan. İnsanı çup bahtiyar kılıyor. Rahat ve huzura eriyorsunuz. Şeytan da mahvediyor ve yedebü'l ahsen hüznü gideriyor ve yevneb'l mizan, mizanı da çok ağır getiriyor. Saidün, Saidün, mentale umruhu ve hasüne amelu. Said cennet ehli kullar demektir bunlar. Kimdir? Mentale umruhu ömrü uzun olandır. Neden? Ömrünün uzun olması ibadet ve taat yapacağından dolayı. Ve hasune ameli, ameli de çok güzel olan kimsedir.
Zaten çok güzel olması için girdik biz buraya. Rabbımızı görür gibi tagt. Evet. Kalbin gıdası nedir? Fil ihlas, vettebe ve vetnebe ve'l inabe. Çok samimi olmak, her şeyi Mevla rızası yapmak, Rabbımıza yönelmek, inabe ile tövbe birbirinden farklıdır. Tövbe yöneliştir, inabe bütün mal, mülk, çocuk, çocukla feda olmaktır Mettevekkülü ala Allah'ımıza bağlanmaktır. Ve rağbetu fime inde, Allah'ımızın yanında olanlara rağbet etmek, ve rahbetü min ahhebbih, azabından çekinmek ve hubbehu teala, Cenabı hakk'ın sevgisi. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, el, ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.