Kalbi Selimlik ve Ruhani Arınma Yolculuğu | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kalbi Selimlik ve Ruhani Arınma Yolculuğu
Kalbi Selimlik ve Ruhani Arınma Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış, mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber verir. Sofrada çorba olur, türlü olur, pilav olur, cacı olur, salatası olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur.…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış, mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber verir. Sofrada çorba olur, türlü olur, pilav olur, cacı olur, salatası olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur. Öyle bir meyve tadacağız ki bunu kalbimiz tadacak, onu dilimiz tadar ve o midemize iner. Bu kulağımıza gelir, kulağımızdan gönlümüze iner. Bakın şimdi Bismillahirrahmanirrahim Kamil Mümin nedir? Bütün ızdırabımız da bizim budur. Bir türlü sulh olmayışımız, içimizin rahat olmayışı, gönlümüzün rahat olmayışının sebebi kamil mümin olmayıştır. Nedir kamil mümin olmak? İfadede çok güzel, tekrarlayın çok güzel. Belki bunun manasını çıkaramaz gibi oluyoruz ama okurken anlaşılıyor. Bakın, Şimdi manava vardık. Manava varınca O zaman hakikati bilmemiz lazım.
Hakikat nedir? Hakikat, hakikat başta şeriat. Şeriat dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamelat yönü. Tarikat nedir? Bunu almak kadar güzel bir şey ne olabilir ki? Mevla'nın dışında her şeyi atacaksın, o zaman her şeyi almış oluyorsun. Rızayı ilahiyi de alıyorsun, cenneti de alıyorsun, cemali ilahiyi de alıyorsun, daha ne olacak? Gönüldeki o zevk, gözdeki, bakıştaki ibret almanın neşesi. Biz bunu bir tada bilsek çok doyulmayacak ilahi nimettir bunlar. Mesela kulak o tadı bir alabilse şu elimizdeki eser konuşur o zaman, hiç okumaya lüzum yok. Konuşur. Dağ konuşur, taş konuşur, nebatat konuşur, hayvanat konuşur. Her şey Mevla'yı dillendirir. Bundan iyi tat mı olur? Akıl, hakikate erirse akıl, Mevla'nın azametini tefekküre dalar, celle celal abi. Çok uzun geçiyorum. İnsanların elinde olana göz dikmemek. Bunu biz Sure-i Yusuf'ta Yakup Aleyhisselam ifade ediyor.
Biliyorsunuz Yakup Aleyhisselam'ın çekmediği dert ve sıkıntı yok. Ne çekti? Nübüvvet kokan bir evladını kaybetmek kadar zor bir şey olmaz. On iki oğlu var ama on iki oğlunun içerisinde sadece Yakup Yakup peygamberin nübüvvet kokusunu veren nedir? Nübüvvet kokusunu veren Yusuf aleyhisselamdır. Mesela bu şehitlikte Said idin Nursi hazretleri çok güzel anlatır. Said idin Nursi sultanımız. Buyuruyor ki, şehit çok olur, çok olur ama birinde tecelli eder. Hepsinde olmaz. Bir babanın diyelim dört çocuğu var, beş çocuğu var, beşinde olmaz. Bilinde tecelli eder. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek nesli hakinin işareti hepsinde olmaz. Birinde olur. Şimdi delili de sunayım isterseniz. Abdulmuttalip'in on tane oğlu var. Bakın Hazreti Abdullah'ta tecelli etti. Hazreti Abdullah'tan nereye geldi, Amine annemize.
Amine annemize zaten nur onun, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde olur. Şimdi bu evladından ayrılmak kadar zor bir şey yok. Bakın ne diyor Risale-i Nur, ben kederimi, tasamı, her türlü endişemi Rabbımızdan başka hiçbir şeye açmam. Sizin bilmediklerinizi ben biliyorum diyor. Neyi biliyor onu da arz etmek istiyorum Allah'ın izni. Aslında Yusuf Aleyhisselam öyle pek uzakta neden değil. Çok yakında. Fakat Yakup Peygamberimiz oğluma hile yapmasınlar diye yerini söylemiyor. Yoksa yakın, çok yakın. Bu da bir peygamberin siyasetidir. Bakın siyaset olarak burada başka husus da söyleyeceğim size, bu politika değildir. Yusuf Peygamberimizden açtık. Hocalarımızdan birisi bu ülkelere gitmiş de, bu olur. Hoca demiş ki oğlum demiş ne konuşayım, ne istiyorsun, cemaate neyi arz etsek acaba. Hocam Yusuf Peygamber anlat demiş.
Kalbi Selimlik ve Ruhani Arınma Yolculuğu ne anlatıyor?
Kalbi Selimlik ve Ruhani Arınma Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış, mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber verir. Sofrada çorba olur, türlü olur, pilav olur, cacı olur, salatası olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Öyle bir kalmış ki Yusuf aleyhisselamın, ayeti celile Yusuf aleyhisselamın kıssasını anlatan Sure-i Celile-i cemilen ayetleri yüz on birdir. Her bir ayet tasavvufun bir esasını anlatır. Tasavvufta bir esası anlatır. Çektiğimiz evrad ve ezkar da yüz on birdir. Burada bakın Yusuf Peygamber'i yanında koyabilmek için ne yapıyor. Şimdi Melikin su kabı kayboluyor. Zaten anlaşmalı bu. Anlaşmalı diyor ki ey Yusuf aleyhisselam Bünyamin için diyor ki yan dalıkoymak istiyor, ben diyor senin, senin buğday çuvalayın içerisine bırakacağım. Araştırıyorlar, bakıyorlar Bünyamin'de bulunuyor. Diyorlar ya zaten kardeşler bunun hırsızdı diyorlar. Haşa ve yanında kalıyor. Bu Nebevi bir siyasettir. Mürşid-i kamilimizi anlatmak isterseniz iki hususu vurgulamadan geçmeyin. Bu bütün meşayıkı kiramda olur. İki tane mühim özellikleri var. Birisi insan idare etmektir.
O çektikleri zahmeti bir görseniz insan idare etmek için. İkincisi de siyasettir. Siyaset böyle arz ettiğim gibi bir politika değil bu. Terimi İbni Abidinin, İbni Abidinin kitaplarında fıkıh kitabımızda geçen bir esastır bu. Siyasete, adile ve zalime diye geçer. Çok uzun. İnsan idare etmek. Böyle sizin gibi nezih kimseler üstadımıza geldi. Ayrıda bir odamız var, onların vazifeleri görüşülecek, mürşidimizin de yorulmaması gerekiyor. Ondan dolayı sıralıyorum. İşte Sinsilei Şerife, İstiğfar, Tevhid, Salehü's-selam, aradaki dualar, ölüm tefekkür, rabıta'ya geliyorum üstadımız ele alıyorlar. Şimdi hem de haydediyorum. Kayde derken Mürşid-i Kamilimiz mübarek kaşlarını yukarı kaldırdı. Alem oynamaz tabi. Sonra ayrıldı o kimse. O bize elli senedir gelen bir kişi. Diyor ki oğlum ben bunları idare ediyorum, bununla alakası yok. Bunları idare ediyorum, bu şekilde yürüyor.
İsmi cismi yok bunların da. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, Esad Erbili Hazretleri'nden Evradeskar tarifi için müsaade buyruluyor, daha başka görevler içinde. Diyor ki, Mustafa Ali kaç kişiye ders verdin, dört kişiye. İkisini kabul etti, ikisini etmedik diyor. Kabul olunuşun işareti ne olacak? İki tane işareti var bunun. Birisi ibadet ve saate doyum olmaz. İkincisi takva Allah'ımızın korkusu gönlünde çoğalır. Buyurun. Daha kamil müminin işaretini nasıl ifade edilir? Öyle bir amel işler ki kamil bir mümin, öyle bir amel işler, ne ona şeytan muttali olabilir, şeytan girip ne ziya, ne kibir, ne ucub, ne bela, hiç veremez o. Şeytan daha ılımumu semtinden geçmezler. İkinci olarak melek dahi yazamaz onu. Halbuki Hafaza melekleri var sağda solda, onlarda yazamaz. Allah'ımız kaydeder onu. Bunu vardır. Tarife sığmaz. Nedir o tarife sığmayan?
Hazreti Sıddık ne orucu ne namazıyla değil kalbi vakariyle bir huzurdur o. 0 Mevla'yı bulmuştur. O sükuna ermiştir. Bu bir olabilse bu olsa her şey biter. Mevla'yı bulan da başka hiçbir deftasa kalmaz. Bunu nasıl biliriz? Bunu nasıl bileceksin? Bunu bilmek şöyle battığın zaman gönlün ısınır. Böyle bir içinde bir nefret gelmez. Onu devamlı arzularsın, görmek istersin. Evet okuyorum. O kadar güzel ki inşallah bunu bir eldiyse çok güzel bu. Hiçbir zaman Hak'tan gafil değil. Bildiğiniz bir husus biliyorsunuz, Sultan Süleyman son nefesinde onun nedimi olan Hasan Can, Rabbimizi hatırlama zamanı dediğinde ki söz bunu ifade ediyor. Hasan diyor Mevla'yı ne zaman unuttuk ki diyor. Hiçbir zaman unutmazlar. Çünkü Allah'ımız Celle Celalü bunu biraz uzun nasıl anlasın. Sakın ha olmayınız. Onlar kafirlerin ta kendisidir. Mümkün değil, Rabbimizi unutması mümkün değil onların. Hep Mevla idi.
Bu yaşanmayınca ifadeyi verilmiyor. Çok çağırzettiğim bir hususta söyleyeyim size isterseniz ve bid'at olmadığını da ifade ederler Hızır Aleyhisselam'a, Buhari Hüiyuvani Hazretleri'nin öğrettiği için bunun bir ezazı. Bu Farsça terimlerdir. Bir tanesini söyleyin. Mesela nazar ber kadem, nazar ber kadem bu nefü ispatla alakalı. Biz o zaman imam hatipte Farsça derslerini görürdük. Hocamız ne Allah'ın izniyle hatırlıyorum. Nerdeyse parçayı konuşacak şekle geldik biz. Öyle üretti bize. Sonra kaldırıldı. Bu terimler bize hiç yabancı değil. Çünkü Farsçalı terimler. Yalan hayat diyeyim artık. Okuması yok, gitmesi yok, tahsili yok, kimseleri arzu ederdi. Bu hali yaşayan kimseler olsun onlara anlatabilirim diye mürşid-i kamilimiz. Bunları bir Hak ile beraber olduğunu kimse bilemez. İbni sen istiyor. Şimdi böyle geçersek ne anlayacağız. Şöyle arz etmek istiyorum. Bu geçer Eserlerde bildirilir.
Bunu Sami Efendi Hazretleri de yazmışlar. Adamın birisi Kabe'nin halkasına yapışmış, çok duydunuz bunu. Gözünden şakır şakır gözyaşları akıyor. Biri de diyor ki Allah Allah diyor adam ne kadar aşık nasıl gözyaşı döküyor. Sonra kalbine nazar edince görüyor ki bir dünyalık arzusuyla ağlıyor, öyle Allah aşkına değil, ciddiciler. Bir tanesi de görüyor Mina'da, çok karışık bir yer o, çok kalabalık bir yer. Şimdi adamlar öyle bir alışveriş yapıyor ki sağa sola dönecek gibi değil. Ne kadar dünyaya münhemik böyle bir dünyaya düşmüş, Derhal diyor ki beni Kabe'nin halkalarından tutan, ağlayan, dünyalık için sızlayan kimselere mi benzettin? Bizim elimiz dünyada, gönlümüz Mevla'da böyle olan kişilerdir. Onların bir anlık seyrini hesap edemeyiz. Şimdi şöyle hesap ederiz. Yürüyerek bizim gitmemiz yok mu? Var. Bisikletle bisiklet için hususi yolu da var zaten. Motorsiklet belli.
Ondan sonra motorlu taşıtlar belli. Bunun yanında uçağı da belli. Füzesi de belli. Bir füze ile gidenin sürat hızını yaya gidenle beraber ölçebilir misiniz? Bunu Risale-i Elvin Hazretleri bir karınca ile trenin girişine benzetmiş. Öyle bir hakikate ermiş ki buna inebilirsen olur mu? Onun Mevla'ya vuslatını ölçmek mümkün değildir. Anbean tire hak eder o. Hiç bilemezsin onu. Burasını açmak çok zor. Siz onu gelişigüzel bir hareket yapıyormuş gibi görürsünüz ama öyle olmaz. Bir de Şamil amca diye birisi geldi. Develi'nin Fıraktın diye bir köyü var. Şimdi orayı kasaba ettiler. Geldi adam yaşlı muhabbetli aynen böyle de üstadımızın önünde masa var. Bunun yarısı kadar büyük masa. Neden hep sevgi muhabbeti varsa bu masayı harekete geçirdi böyle. Hareket etti masa. Huzurunda da bulunuyoruz. Hareket ettirince buyurdu ki şu anda ne ile meşgul olduğumu biliyor musun, yine söyledi.
Sonra da fakiri anlattı. Dedi ki oğlum içlerinden bir tanesinin nefsi çok ayağa kalkmıştı. Aynen bir yılan gibi gördüm, buyurdular. Ona birkaç defa vurdum. Halbuki vurma ne diye bir şey, oturuyorum. Vurdum, ondan sonra da nefsi ezilince ağlamaya başladı. Bunların işlerine akıl yetmez. Daha anlatır mısın, çok sürer. Gönüllere bir şüphe girer diye korkarım. Hallerini bizim insafımız mümkün değildir. Biz anlatamayız onları. Daha başka, onların kalpleri Allah ile nurlanmıştır. Onun muhabbetiyle nurlanmıştır. Burada bir hata görüyorum. Olması lazım. Kalbin Allahu Zülcelal'in aşkıyla nurlanmış böyle. Işık Allah Allah Allah o ışık nedir? O tecelli var ya ilahi bir tecelli nurdur o. Saniyede altmış defa kamil mümine herkese bu tecelli var. Bak uyanık olmadığımız için bilemiyoruz. Yoksa var bu tecelli. Onlar erer bu tecelliye. O tecelliyi hali zuhur etsin, şu vücut ortadan kalkar.
Nasıl kalkar efendim? Bunu Araf suresinden sizlere arz etmek istiyorum. Nasıl kalktığını. Musa Peygamberimiz Cenabı Hak'la kelam edince Seniyye Tam kelam kılınacak yere geldiği zaman Musa aleyhisselam, Rabbi zülcelal'imiz onunla konuştu. O dilin konuşması değil işte abi. Bir anlayabilsek Kuran-ı Azimüşen ne lafızdır, ne kelamdır, ne savttır. Bu aleme indiği zaman kelimeye, harfe, sese bürünmüştür. Mevlit yazarımızı dinlediğimiz zaman buyuruyor ya, ne harf ne kelam ne savt diye ifade eder. Bu değil. Ehlullah'ın konuşması böyle dil ile bilmem filan olmaz, mektupla neyle olmaz. Nereden konuşurlar? Ahımdan konuşurlar. Buralarını gel örtelim biz, geçelim biz konumuza. Allah'ımız da kelamı derken bu kelamı inşallah cennette nail oluruz. Aslında hepimize konuşuyoruz Cenabı Hak.
Kuran Azimüşşan okuyan işte çıkınca dışarı kiminle konuştun Mevla ile dese bunda bir hilaf yoktur Ya Rab ne olur ben seni göreyim, sana nazar edeyim. Beni göremezsin. Daha bak. Böyle görürsün. Daha Mevlamız tecelli buyurunca dağ diye bir şey kalmadı zaten. Dep geldi ya. Bu paramparça demek bir kül gibi. Ondan dolayı o tecelli de insanın vücudu kalmaz. Sadece o kalır. Bunu yaşayan insanda öyle bir güzellik olur ki adam sarhoş oluyor, boşuna sarhoş olmuyor. Şimdi bir gün kendini unutanlar var. On gün kendini unutanlar var. On beş gün bir ay kendini unutan insanlar var. Kullandığı haplarda, ilaçlar. Niye kendinden geçmek istiyor. Diyor ki dünyanın tasfısından kurtulayım. O kurtulma değil daha kendisini helaka götürüyor. Bu kurtulma, bu kurtulma ilahi tecellidir ki bizim mürşid-i kamillerimizden de var. On beş sene tecelli-i ilahiye mazhar olup kendinden geçmişler.
Sami üstadımızın kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a bir halini yakınından dinledim. Dedi ki bize anlattı, üstadımız dedi on altı gün kendinden geçti dedi. Korktuk dedi acaba bir yolculuk mu var olacak ama gönül onların Nuh Peygamberimiz kadar ömrünün olmasını istiyor. Bir nefes alsa yeter o. Konuşması da değil. Biz içimizde bulunsa yeter bu. Allah'ımız muhafaza buyur, onların hürmetine okunuyor zaten. Şimdi daha sonra diyor kelam etmeye başladı da anladık ki yaşıyor diyor. Geçirirler efendim. Bunlar bizi nuralar keder, illa bayılalım düşelim demiyoruz de, bu zevke inersek dünya işimize de mani değildir bunun. Çok tatlı bir an geçiririz, huzurla dolarız. Herkes birbirine hoş bakalım. Kamil müminler öyle kişilerdir ki, Onlar her şeyde Rabbımızı tercih ederler. Mesela ticareti mi? Ticaretinde haksız yollara gitmez. Der ki katiyye. Emri ilahi ne ise onu yapacağım der.
Onun dışına çıkamam der. Yok işte bir anlık yap ondan sonra da tövbe edersin yapmaz. Mesela düğünüdür, düğün mevsimi çok olduğu için, düğün mevsimindeyiz çokça yapıldığı için söylüyorum. Memleketlerimizde sufi görüntüsünde oluruz da hepiniz için demiyorum, bir kısmımız işte canım bu ömürde bir olan iş. Çal kıstı olacak, iç kıstı olacak, şu da olacak, bu da olacak. O zaman Allah'ımızı tercih mi etmiş oluyoruz? Yok canım üstüne bir omre yaparız, bir hac yaparız, silinir girer. Kafa bu. Onlar bu şekilde değildir. Çoluğu çocuğu hususunda da öyle değil. Ailevi hususta da, insanlar ile muameleleri de ve böyle diyor işin oluş şekli budur diyor. Halbuki o oluş şekli Rabbimize uymayan şeklidir. Ama bunlar Allah'ımızın emri onlarda her zaman geçerlidir. Canım bir an gaflete düştük. O bir an gaflette canımız alınsa ne olacak. Ve o huzur-u ilahiye geldiği zaman ne yapacağız biz?
Yani geçti, gittik, bir sene olmuş bir iş, hayır. Devamlı bir dönüş. Dinleriz. Affımızı Cenabı Hak'tan talep ederiz. Ama huzur-u ilahi çok büyük. O zaman da o Rabbimizin emirlerini her şeye tercih edince Allah'ımız da O'nu bütün mahlukata tercih eder. Hayvanat da O'na ikram eder. Dağı da taş da her şey ona ikramlı olur. Herkesin kalbinde ona karşı bir sevgi meydana gelir. Allah'ımız onu herkese üstün kılar, tercih buyurur. Kamil mümin olarak bizim elde edeceğimiz hususlar kamil müminde şu güzel hususiyet olur, münafık da olmaz bu. Hüsn-ü semtin, ne demek bu? Hüsn-ü semt bir de zarif bir insan. Böyle latifiş bir insan. Biz büyüklerimizde görürdük, Onlar bize seslerini yüksek etse dahi bir tat gelirdi, bir zevk gelirdi. Büyük bir tatlı her şeyi Mevla için olması hasebiyle her şekliyle güzel. Ne yapsa güzel görünüyor. Hüsnü semtin güzel bir şahsiyet, güzel bir kişilik.
Şöyle bakıldığı zaman bu insandır diyebiliyorsunuz. Bu hülasa, insan. Burada bir düğün oldu. Sami Ramazanoğlu üstadımızın, kalpte Allahü Sırra torunlarının çok seçkin bir cemaat geldi. Fakat birbirlerini pek de tanıyamıyorlar. Herkes ayrı ayrı yerlerden gelmiş. Orada gördüğüm şu oldu. Hep geriden üstadımımızı gösterdiler. Kimdir, bu kim, bu kimdir diye bunu gösteriyorlar. Eğer kamil mümin olursa bir şahsiyet ki onu gönüller arzu eder, sever onu. Kalpler sever. Diyor ki seviyorum benim içime bir sıcaklık geliyor. Untammıyorum, dersin. Ve o kimse çok ince bir anlayışın sahibidir. Çok derin bir hukukiyet var. Fıkhi konuları da dini mesaili de çok iyi bilir. Onu öyle bilir ki zahiren değil, batınanda bilir. Mesela bir emir, ilahi emir bildirilirken onun hikmetini bilir. Nehyolunursa, bir şeye çirkin deniyorsa, haram deniyorsa onun haramlığındaki sebepleri de bilir.
O zaman iman tabi ki yükselir. Yine o kamil insanlarda Efendimize dedi ki Ali radiyallahu anh Ya Rasulallah bize bir emir gelse, bir konu arz edilse bunun biz yapılacak bir işimi yoksa yasaklanacak yasaklanan bir konumu olduğunu nasıl bileceğiz dedi. Nereden anlayacağız, bunun açıklığını, bunun izahını nasıl bileceğiz? Gal buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Siz, siz ilim ehli aynı zamanda ibadet ve taat, müttaki Allah'ımıza yakınlaştırılmış, mukarrep kullardan bu işi halledi. Bir mesele. O meseleyi bir türlü çıkaramıyorsunuz. Ne yapalım dedi. Bu meseleyi çıkarmak için gecelerini ihya ediyor, gündüzlerini hep düzgün geçiriyor, insanlara olan şefkati, merhamete, hakkı tavsiye etmesi göstermesiyle, seçkin kimselere müracaat edin buyurdu. Gerçek alimler de onlardır, deniyor zaten. Bilir misiniz insanların en iyi malumat sahibi kimdir? Bizde Allah ve rasulu bilir.
En bilgili, en malumat olan kişi deyince, buyurdular ki, insanlar çeşitli, değişik düşüncelere daldığı zaman, hakkı gören kimselerdir buyuruyor. Demek ki ne kadar büyük hususiyeti var. Efendim bunu nasıl göreceğiz, bunların özellikleri bitmez. Bizim evradımız, ezkarımız var mı? Onu çok güzel çekeceğiz. Zaten üç aylarına girdik. Bin de tevhidimiz var. Yalnız ilaveler çok. Aman ha şu ilaveler yapmayın. Bu bid'attir. Siteyi açtım. Bu yedi ulya baktım çeşit çeşit dualar. Derhal ifade ettim zaten. Anında kaldırttım. Bu nedir ben bu nereden çıkmış. Bu dualar nereden çıkmış. Sami Ramazanoğlu, Katde Sallallahü Sırrı üstadımızın kitabında ne yazıyorsa ona uyar. Bir gün zikir yapıyoruz, biraz zikri çeşitlendirdik. Orada da üstadımızın sevgili evlatlarından Hasan hocamız var. Zikir bitti.
Dedi ki efendim dedi, zikir güzel oldu da evliyaullah'ın koymuş olduğu esas var ya en tatlı son, gel dedi bunun dışına çıkmayalım. Biraz zikir çeşitlendirildi. Ya Rahman, ya Rahim, ya Vaklar, ya Settar. Kattık oradan buradan katıldı hep. Hocamız dedi ki gel efendim. Üstadlarımız ne yapıyoruz onu yapalım dedi. Bulmuyor dedi. Asıl tat dedi onların ne emrediyorsa onun dışına çıkmayın. Hiç duymadım ben. Orada yazıyor la ilahe illallah bin tevhid okuyacağız, sonunda bir Muhammed olsun, bir de Evet çok güzel ama onun okunduğu yerler var. Nefisbatta okunur o. Size bir kimse anlatayım. Bir hoca yerini yurdun demem. Allah gıybetten cümlemizi muhafaza buyursun bir hoca. Bu zikir yaptırıyor. La mevcude illallah, La mabude illallah çok güzel. Üstadımız bizimle haber gönderdi. O kadar da zor oluyor ki koskoca bir hoca. Oğlum dedi söyle buna hali neyi buna muvafık değildir dedi.
La mevcude illallah diyecek bir halde değil. Durumu öyle değil dedi. Kafada neler var, gönülde ne düşünceler var, bu düşüncelerle işte Allah'tan başka hiçbir şey yok, söyleyemez dedi kalp karışık gönül karışık, hoca değil de ne otuz dedi var hakaydın. Dedim kendisine üstadımız böyle buyuruyorlar. Derhal itaat etti zaten. Tamam dedi. Çünkü bunu diyebilmek için murakabe-i Ahadiyet ister. La mabude illallah diyeceksek, La mabude illallah diyeceksek bunun sınıfları var. Her şeyi yerli yerince çok tatlı olur. Adaletin bir tarifini gördüm, çok güzel. Adalet bir şeyi ne olursa olsun kendi yerine vaz etmektir diyor. Yani gözü göz yerinde kullanılır. Göz kulak yerinde olmaz, kulak gözün yerinde olmaz. Uzatırsınız artık bunu genişletirsiniz. Velhasıl bize üst yazlarımızın dediği ne ise o. Geri anlık sıkıntılıydı zaten. Anca kardeşlerimiz vazifesini yetiştirebiliyor.
Ondan diyoruz aman arabada deliriş olun, arabada deliriş olun, niye olunmasın. Mesela bir giderken yolun hakkına riayet etmek dervişliğin gereğidir. Eğer kırmızı ışık yanmışsa bakalım burada kontrol ne de yok, geçebiliriz deyip, dalıp gitmekteyim, durmak dervişliğin iktizasıdır. Bir başkasının hakkını da korumak, bir park yaparken dahi, arabayı park ederken dahi, yine bir başkasını zorlamamak çıkışında, girişinde bu bir virüsliğin icabıdır. Sadece bizim yapmış olduğumuz evrad ve ezkarda değildir. Mesela Ahzab Suresi'nde Cenabı Hak bir kısım insanlara diyor azap edecek. Diyecek ki Ya Rab, annemle babama azap et. Onlar bana hakkı göstermediler. Bana bildirmediler. Bu şikayeti yapan çok kardeşlerimiz var. Ben diyor yıllar evveli Ehlullahın elinden tutar, şu arz edilen meseleleri görür ve zevkine nail olurdum demediler. Hani bana bir anlatmadı diyor. Ne olacak?
Bu zevki bir başkasına da duyurmaya çalışacağız. Zaten gerçek mümini kamil de, derviş de Zaten gerçek Mümin-i kamil de derviş de olmanın işareti insanları hak yola kıla uzamaktır. Vel Asr suresi sahabei kiram buyuruluyor işte Akif'in safahatında da geçer ya Rahmetullah Ali, onlar karşılaştığında, ayrıldığında Vel'asri okurlardı. Kardeşlerimiz de öyle oluyor. Ayrılacağız bir Kuran-ı Azimüşşan okunsun dindi mi, melasriyi okuyorlar ekseriyetle. Orada ne yapıyor hakkı göstermeyi. Hep birbirimize hakkı göstermek. Şimdi biraz çekindiğimiz aynen sizin gibi mevsim sıcak bir mevsime giriyoruz. Girerken aman ha yanlışlık yapmayalım. Biz bunu kardeşlerimize piknikte dervişlik diye de anlattık. Nedir? Oraya biz yiyecekler içecekler içerken, şu bir bardak suyu içerken biz işte bu bana yetti deyip bırakıp dökmek bu israftır. Yemeklerimiz de öyle. Bir ara biz buraya geldik.
Yani ne kadar içecekse o kadar dolduracağız. Yemek kabımız bu çok önemli bir husustur. Eğer Sami Sultanımız kutbul aktab olduysa bu sebep olmuştur. Dinimizdeki inceliklere riayet ettiği için onlar büyük insan oldular. Bu kadarı da bizden, yok bunu demediler. Azami dikkat ettiler. Mesela babasının çalışmış olduğu iş yerinde iltihalinden sonra iki ay çalışıyor. Niye? Bir hak hukuk vardır diye bir misafir var, arz ediyorum binlerce var. Buraya gelmiştik bir sufi kimse, onun evinde misafir olundu. Yemek kaplarını böyle hepsi elleriyle, nineleriyle son kalan kısmını temizliyorlar. Öyle bir mürşidi kamilimizin hoşuna gitti. Ekmeğin ufaklarını topluyorlar. Bunlar çok mühim ama. Yoksa israf, nasıl kurtulacağız bu israftan? Kendimizi tembelliğe atmadan kimin verdiğini düşünerek yersek israf etmemiş oluruz. Bu nimet bize Rabbimiz tarafından ihsan olunmuştur.
O da kulluk görevimizi en güzel şekilde yerine getirmek için israf, gözün bakması israf, boş yere bakarsak kulağımızın duyması israf. Neden? Boş sözler dinliyoruz, ondan oluyor. Buralara inşallah iyi sarılırız. Buna sarılmamız, kalbimizin aldığımız evrat ve ezkar var ya zaten buradan yürümüştük. Onu bize üstadımız ne diyorsa, bazen hatma hac çekenlara da bakıyorum, bazı ilaveler görüyor. Şehyüdü'l-İstiğfar katıyor başka, ya biz o zaman bir ilmihal yazsınlar bize, bir sufi ilmihali yazsın, biz onu okuyalım. Okumam onu da. Üstadımızın yazdığını okunur. Ha bu ayrı bir yol değil mi? Takip edilen bir esas var. Onlar bize bir yol gösterir, mürşid-i kamilimiz değişik yolları müstesna, onlar bizim için çok müstesna bir değerdir. Onların Resulullah'la bir iştiraki var sadece, bir müşaveresi var, bir konuşması var Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem. Bunlar gecesini bol geçirmez.
Bir cuma gününden sonra Resulullah ile musafası olur onların sallallahu aleyhi ve sellem. Bir diriliş bunu yapması lazım. Bir cuma namazını kıldıktan sonra Resulullah ile musafaha eder Sallallahu Aleyhi ve Sellem. İnşallah bunlara erişmeye çalışırız, bu diyetlere düşelim. Diyorum ya pikniklerden nedir de, ne yaparız? Artanları fakir, yoksun veya orada çöp bilen indirilmez. Orayı temiz tutmaya çalışırız. Ondan sonra yine bilecekleri ne yaparız, bir paketleriz. Bir fakire bilmem falan vermek suretiyle israf etmemiş oluruz. Çünkü onların binde birine giremeyen çok insanlar var. Bak zekat hususunda zekatımızı öyle çarçur etmeyelim. Öyle kimseler var ki elhamdülillah memleketimizde biraz rahatlık görünüyor. Allah'ımıza şükürler olsun. Ama bunun dışında çok sıkıntılı kimseler var. Kardeşlerimiz biliyorlar bunu.
Ondan dolayı zekatımızı inşallah oraya buraya deyin, biz sizin zekatlarınıza da talibiz. Öyle fakirlerimiz, öyle yoksullarımız var ki inşallah onlara ulaştırabilmek için, senelerce yıkanamayan insanlar var, su bulamadığı için. Yiyecek içecek yok. Diyorum ya Allah'ımıza hamd olsun memleketimizde biraz rahatlık var. Sonsuz şükürler olsun. Allah'ımız sıkıntıya düşürmesin. Bütün insanlığımıza kurtuluş ihsan buyursun. Az bir yer bunu da okuyayım size. İbn Abbas radiyallahu anhum hazretleri rivayet ediyor. Efendimiz üzerimize çıka geldi. Allah'ım benim halifelerime merhamet eyle. Dedik Ya Rasulallah sizin halifeleriniz kimdir Ya rasul ve sünneti Benim, benim sözlerimi, mübarek sözlerimi ve koymuş onları tamamen müşahede edip, görüp, yaşayıp insanlara yaşatanlardır buyurdu. Hayırlı kimseler bunlar. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın.
Zaten Kuran-ı Azimüşşan'da da bu ümmet insanlığın faydasına çıkarılan hayırlı ümmet diye buyruluyor. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.