Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Hamdimiz, şükrümüz, sonsuz saygımız, sevgimiz, artık ona mahsus ne tazim varsa, hepsi Rabbi zücelalimize olsun. Akıbet, esamü vel akıbetü littakva, biz başlangıçtan alarak söylüyoruz hamdele ve salvele diye ifade edilir. Hiç şüphesiz güzel ölüm ve ölüm ötesi bütün başımıza gelecek hadiselerdeki rahatlı huzur Mevla-yı Zülcelal den korkmamıza bağlıdır. Dünyada da huzurumuza bağlıdır. Dünyada da Rabbi zülcelalimizden korkup, düzgün ticaret yapan, korkup, evi ile ailesi ile hoş geçinen, Rabbi zülcelalimizden korkup, insanların hak ve hukukunu, hayvanatın hak ve hukukunu, yerin ve semanın hak ve hukukunu gözeten kimseler her an huzurludur. Bizim yolumuz Sıddıy-ı Azam ile Ali efendimizden gelen yol, buna münevver yol buyurur Essadi El-Bidye hazretleri.
Nurlu yol, aşklı yol, muhabbetli yol, sohbetten ibarettir, Pir-i kamil ile şer-i şerifin tasdik ettiği, tarikatı aliyyenin kabul ettiği, meşayiye I izamın sohbetidir bu yol. Yalnız bak burada iki tane esas geçti. Birisi şer-i şerifin evetlediği, ne demek o? İtikaden inanç noktasında evet diyor, inancı düzgün. Yanlış düşünceler var mı? Hem de nasıl. Neredeyse Rabbi Zülcelal'imize inanmayacak şekilde, koymuş olduğu esasları artık bugün için geçerli değil diyecek kadar büyük çılgınlıklar. Bunlardan azade, ibadeti ile ahlakıyla mükemmel ve tarikat-ı aliyenin tasdik ettiği derken, nefsinin mertebelerini geçmiş dediğimiz zaman anlaşılacak. Nefsin mertebeleri dediğimiz zaman anlaşılacak. Mesela kötülükten tamamen kurtulmak kalbe, biz mesela ne diyoruz? Artık isyan işlemiyoruz. Günah işlemiyoruz. Ama o günahın tadı ve lezzeti içimizde. Eğer fırsat bulsa nefis onu yapacak.
Bak bundan kurtulamadık biz. Bunun için tarikat-ı aliyenin evet dediği bir mürşid-i kamilin sohbetidir, bu yol. Diyelim ki biz onunla her an sohbeti temin edemiyoruz. O zaman Ehlullah'ın bize güzelliklerini haber veren, mesela İmam-ı Azam efendimizin rahmetullah Ali, ben müminim demesi. İmam-ı Şafiii rahmetullah Ali ben Müslüman'ım demesi ve diğer halıkımızın sevdiklerinin, yemeden içmeden bütün tavırlarındaki müstesna hallerinden günde on altı sahife diyor büyüklerimiz. Okumak suretiyle siz bu ihtiyacınızı giderirsiniz. Eğer Şeyh vesiledir. Mesela içimizden atamadığımız duygular olur. Fena duygular. Biz uğraşırız kendi elimizle gayret gösteririz bir türlü içimizden gitmez. Ama huzur-u alilerinde bulunduğumuz zaman o kötü duyguların bir bir uçtuğunu görürüz. Kendiliğinden çıkıp gittiğini ve büyük bir nedamet içimizde oluşur yapmış olduğumuz hatalardan dolayı.
Onların o sohbetini anlatmakla bitiremeyiz. Bu ne demek yani? Bir kötülüğün gönülden çıkıp gitmesi, arınmamız ve temizlenmemiz demek. Biraz önce biz bir hadis-i şerif Allahuzün celal tayyibtir, temizdir. Ne demek bu? Allah'ımız noksan sıfatlardan münezzehtir. Onun yemesi, içmesi, uyuması gibi bir hal, bir yardımcısıymış. Ona bir destek olacak kimseymiş. Bunlardan uzaktır Cenabı Hak. Temiz olanları sever. Temiz olanları sever demek helal olanlara dikkat eder demek. Helal noktasında artık rızkımız olsun, ticaretimiz olsun, giyimimiz kuşamımız her türlü tavrımızda helal yolu takip edebilmek. Gözümüzün baktığı olsun, kulağımızın işittiği, elimizin tuttuğu, ayağımızla yaptığımız bütün fiillerde Rabbimizin razı olduğu halleri yerine getirmek. Allah'ımız bunu seviyor. Hadis-i şerifin devamında Allah Celle Celalühu sizin temizlenmenizi ister buyuruyor. Bunu sever. Bu temizlenme nedir?
Mesela biz banyolarda keseleniyoruz ve temizleniyoruz biz. Neyden keseleniyoruz biz? Bir kere küfürden, şirkten, nifaktan, kelime-i şehadetle ama şartlarını aciz olarak, okumak suretiyle biz keseleniyoruz, ruhen ve manen. İbadetsizlikten de keseleniyoruz, o kirler gidiyor. İbadet ve taatteki kirlerden de biz keseleniyoruz. O da riya, kibir, ucu benlik gibi. Daha nasıl kötü ahlaktan güzel ahlaka geçmek suretiyle asıl fena hali budur. Bir kere müridin yolunu ve gidişatını dört esas üzerine bina etmelidir. Bizim için geçerli olan şu dört esası temin edeceğiz. Bunlar sayılıp da kafalarımıza, gönüllerimize, defterelerimize kaydettiğimiz zaman ne yaparız? Aynen bir doktora müracaat edip de hastalıklarınızdan kurtulmak için işte şunlara dikkat edeceksiniz dediği gibi aman ha şunlara dikkat et. Etkisi sıhhat ve afiyet. Mesela acıdır, ekşidir bunlardan kurtul. Yağlı yiyeceklerden kurtul.
Dediği gibi biz şu esaslara dikkat edersek ruhen arınır, temizlenir, sıhhat ve afiyet bulunur. Birincisi nedir? Perhizdir. Perhiz, ne demek bu perhiz? Riyazettir. Nefsimizi dizginlemektir. Onu nasıl dizginleyeceğiz biz? Nefsimizden çekmiyor değiliz, çekiyoruz bunun hutbelerde bile min şurur-i enfüsina nefsimizin şerrinden bizi koru Ya Rab diye hatipler söylüyor bunu. Ne olacak yememizde, beyza ayrıca en önemli noktalardan birisi bu, uyumamızda, gerekir. Bu ifademiz hep şer'i esaslara dayanır. Bakın dikkat ederseniz, çünkü insan bundan uzak değil ki yiyecek. İnsansın çünkü melek değilsin ki. Melek değiliz insanız. Yiyeceğiz, uyuyacağız, giyinip kuşanacağız. Bizim şehevi arzumuz var, dünyevi arzularımız var. Bunu ihtiyaç ölçüsü içerisinde götüreceğiz. Hiç olmasın, bu da olmaz. O da şerrin dışında bir hareket olur.
Efendim biz bu nefsin elinden çok çektik deyip de aşırıya da giremeyiz, o da şer-i şerifin dışına çıkmak demektir. Hep ölçüler içerisinde bize ölçüyü Rabbimiz Habibullah olarak sunmuş. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Açlık çok önemli bir esastır. Bunun için ehlullah bazı esasları getirmiş. Bakmışlar ki mesela büyüklerimiz buyuruyorlar tezkiretü'l Evliya'da da geçer, diye ahlak kitaplarında da görürüz. İşte günde bir defa yemek sıddıklar işidir. İki öğün yemek müminler işidir. Günde üç vakit yemek alev horluktur. Bu hayvanların işidirdir. Az yemek suretiyle günde altı öğün de yiyelim. Ama çok az yemek suretiyle. Sıhhati buna muvafık değil. Rahatsızlığından dolayı bu şekilde de tavsiyede bulunmuyor. Az yemek suretiyle. Açlık, bu esas doğrultusunda yolunu de tanıdığım için biliyorum biiznillahi teala, görüntü olarak böyle bir nur hasıl olmuş belli, alnında bir nurun izi var, işareti var.
Simaun fi vücuhi min ederi Siz bunu secde eserlerinden tanınır müminler derken sadece alına bakmayın. Alına bakmayalım bu aynı zamanda insanın bütün günlük hayatını içerisine alır. Bütün yaşantısını içerisine alır. Yani müminler secde eserlerinden tanınır derken sadece alnındaki pırıltı parıltı ışık nur değildir o. 0 ışık ve nurun ağzında da tecelli etmesi gerekir, boş söz söylemez. Kulağında da tecelli eder, boş sözleri duymaz, hep hak sözleri işitir. Diğer hayatımızın her anına yansır. Biraz derin tefekkür etmemiz gerekiyor. Fetih suresinde Onları secde eserlerinden tanırsınız. Şimdi bizim secde eserlerimizin şok olması gerekir. Nasıl olacak? Evde de secde eseri olacak ev halkının hepsinin elinde Kuran-ı Azimüşşan. Ve Ehlullah'ın mesela üstadlarımızın yazmış olduğu eserler bir defa olsun hadmedilmeli. Nerede olacak? İşimizde olacak. Kendi kardeşlerimizin dışında da olacak. Secde eseri.
Mesela yaklaşık dört yüz seksen bin altı yüz otuz sekiz tane iki bin on, misal tarihli araştırmaya göre Türkiye'de kahvehane var. Buralarda mescit haline gelecek. Oraya güzel bir mihrap, güzel bir kürsü, güzel bir minber mi yaptıracağız? Evet. Gönüllere güzel bir mihrap yaptıracağız. O bir kere batılların hayatına değil, daha yine okuduğumuz hadiseleri getirseydik. Ne kadar güzeldi. Yahudi'ye benzemeyin buyuruyor. La teşef, la teşefbü'l-yahud Yahudi'ye benzemeyin. Şimdi anlayışlarımızı biraz daha genişlettirecek olursak burada sadece Yahudi değil değil, kafasında tepesinin üstünde küçücük bir el ayası kadar örtü bulunan takke gibi bir giysi bulunan kişi değildir. Nedir o? Bu Yahudi'ye benzemeyin demek, batıllara benzemeyin. Bu ne demek? Bunun aslını araştırın, bid'ate gelir. Benzemeyin. Bu ne demek? Bunun aslını araştırın, bidate gelir. Çünkü bu yolun en büyük mücadelesi bidattir.
Dinde asıl olmayan hareketleri terk ettirir. Zikrimizde de, rabıtamızda da murakabemizde de, hepsinde de. Buralarda ne yapacağız? Secde eseri belli olacak. Açlık çok önemli bir esastır. Bunu gerçekleştirmeyen kimse bu yolda muvaffak değildir. Muvaffakıyet bu açlığı temin etmektedir. Onun için ölçüler getirmiş. Hep kesmiyor. Arzusu iken ayrılın. Aslında midemiz bize artık yeter diyor. Bir kulak vereceksin midemiz olsun. Kulak versek mide söylüyor bize. Belli bir yere gelince tamam diyor. Ama biz aldırmıyoruz. Canım istiyor diyoruz. Çok tatlı bir daha bunu nereden bulacağız? Börek. Çıtır çıtır hazırlanmış yiyeceğiz bunu. O da bizi yiyoruz. Hayatımızı yiyor. Taatimizdeki zevki yiyor. Bizim gece kalkacağımız taatlerden yiyor. Biz onu yiyor yerken. Daha ne yiyor, bizim melekiyet vasfımızı yiyor. Melekiyet yönümüzü yiyor, hayvaniyet yönüne kuvvet ediyor. Öyle yiyor ki bizi.
Hiç hayret etmedim de. Düşünürdüm, üstadımızın üstağzının az yeme hususunda ne zaman gittim, ne zaman geldim mürşid-i kamilimize hep halayı batın, halayı batın. Dedim ya size omre veya hacda gördüm, pırıldı. O bize şunu anlattı. Benim dedi, bağlı olduğum kimseler aman ha mideni tıka basa doldurma dedi. Ben de bir arkadaşla geldim. O da gel seninle bir yemek yiyelim dedi. Yemeği yedim ama hem Ehlullah'ın hem de ariflerin sözlerinin dışına çıktım. Yemeği fazla yedim, içimde öyle bir zevk vardı ki kaybettim diyor. Mevlana'mız buyurur, Kaddesallahu sirra, mideni bir müddet az aç tut ki, boş bırak ki içinde marifet nurlarının parladığını göresin. Hakikaten öyle. Biz yemeği azalttığımız zaman Ramazan-ı Şerif'teki aşk ve muhabbete bakın, çıktıktan sonraki durumumuza bakın. Tabii soruyoruz devam eden ne kadar diye. Hoca diyor ki, efendim biz açtık yirmi kişiyle devam etti, şimdi ona düştü.
Ona düşmesinin sebebi de sensin. Otuz kırk olmasının sebebi de sensin. Ene yapacağız? Ne mi yapacağız? Hanım kardeşimiz veya beyefendi kardeşimiz, hoca kardeşimiz her gün bir ev veya beş altı eve varacak. Hususen varacak. Bunu bir başkası varıyor, Afrika'da varıyor, aç insanlara varıyor. Yoksul insanlara varıyor. Ellerine İncil'in içerisinde paralarla varıyor. İçerisine paralar yerleştirmek suretiyle varıyor. Böyle bir deriliş de çok kolay. Hakikaten rahat. Şimdi dergahlarda biz bunu çok görerek ifade etmiyoruz. Dergahlar neredeyse bir restoran haline geldi oldu. Böyle olursa. Çok rahat. Ama asıl bizim dergahımız arz ettiğim gibi beş yüz bin kahvehane, bunun on beşinci yüzyıl ortalarında Tahtakale'de açıldığında kıraathaneler olarak açıldı. Kıraathane bir kütüphane demek. Şimdi buralarda, Verenler Derneği iki yüz elli TL'ye bir kütüphane kuruyor ve bunu başlattı.
İşte asıl dervişlik böyle olacak. Yoksa aşkla muhabbetli fenafir resul olmuş, fenafilla olmuş kimseler de kim oturup kalkmaz onlara doyulmaz bile. Böyle olan bir zata öyle hüsn-ü zan besliyoruz. Demiştim ki fenafir resulden anlat. Dedi ki kendimizde fani olamamışız ki dedi kalkıp fenafir resulden anlatacağız. Çok doğru söylüyor. Bir kere kendimizi efendimizin biraz önce okuduğumuz Hadis-i Şerif'te ifade buyurulduğu gibi temizleyecek olursak, ruhen arınırsak o zaman hizmetimiz çok güzel. Nefis boyun eğmedikçe, şeytan da uzaklaştırılmadıkça ve dünya düşüncesi gözden silinmedikçe, kötü arzular da ölmedikçe hedefe ulaşamayız. Nasıl olacak efendim bunları nasıl öldüreceğiz, nasıl ortadan kaldıracağız. Şimdi biz bir vilayetten kalktık, diğer bir köy de olabilir, mahalle de olabilir, ilçe de olur, il de olur. Ama öyle bir engeller var ki yol yapımı. Sonra bir köprünün yapımı.
Daha başka inşallah olmaz. Cenabı Hak korusun. Şu rüzgarın esmesi ile de karların şiddetle eriyip heyelan gibi bir sıkıntının oluşması. Nasıl olacağız oraya? Bir kere o köprü yapılacak. O sıkıntı bir kalkacak. Sonra heyelan ile meydana gelen bir göçük oluşmuşsa onu da kaldıracağız. Daha heyelanla meydana gelen bir göçük oluşmuşsa onu da kaldıracağız. Daha başka sıkıntıları da kaldıracağız. O zaman biz ulaşacağımız yere çok rahat vereceğiz. Yoksa mümkün değil. Biz Rabbamıza ulaşmak emelimiz ya. Bu Nasrettin hocamız çok güzel demiş. Aslında en güzel tefsirini yapmış Nasrettin hocamız. İlim ehli bir insandır o. Çok güzel. Nasrettin hocamızın tefsirinin üzerine bu ayeti celilenin başka bir mana nasıl verilir bilmiyorum. Haydan gelip hu'ya gitmek demiş. Allah'tan gelip Allah'a ne güzel söylemiş. Hepimizin kafasına oturur. Biz Hayy olan Mevla'dan geldik, taruhlar aleminden.
Ondan hu olan Mevla'ya gideceğiz. Gideceğiz ama önde engeller var. Bunu aşacağız. Şimdi çok konuşulur, çok görüşülür, hep düşünüyoruz, acaba kardeşlerimize nasıl bir bilgi versek? Neleri anlatsak acaba? Mesela düşündüğümüz israf konusuydu. Daha başka mevzular hak önemine binaen bunu bir kaldıramadık biz. Diyorum ya üstadımızın üstadını çok dinleyenlerden hal ehli bizzat şunu anlattı bize. Dedi ki her varmamda halayı batın halayı batın mideyi az doldurun, tıka basa dolmasın. Demek ki dedi bu sınıfı da geçememişiz. Gittiğimde de gördüm. İkindi namazını müteakip bunları sıraladı. Akşamdan sonra da bir grupla görüşüyorlar. Aynı meseleyi konuştu. Kendisi aynı zamanda müfessir de, muhaddis de çok muazzam bir ilim ehli. Şam-ı Şerif'te ilim meclisinde en gözdelerden, en önde olanlardan biri. Ama demek ki çok mühim gördüğü için bunları ifade etmiş.
Bazen salgın mesela günümüzde bir rahatsızlık var. Üst solunum yolları, sonra diğerlerde neden enfeksiyon gürdüler. Bu gibi sıkıntılar. Bunun için ne yapacak? Bana bir ayrı ilaç. Ahmet Efendi'ye ayrı bir ilaç. Mehmet Efendi'ye ayrı bir ilaç verecek değil. Hepsine ortak. Bunu daha çok biz kongrelerde, haçlarda görüyoruz. Oradaki hastanelerde olsun, tedavi yerlerinde olsun, ilaç vere vere Mekke ve Medine boşaldı diyor. Aynı rahatsızlıktan. Şimdi bu rahatsızlık genel olduğu için demek ki ondan anlatıyorlar. Ondan bildiriyorlar. Bir başka riyazatta nedir? Uzlettir. Uzletin yapılmasının sebebi nedir? Niye uzlet yapıyoruz biz? İnsanlardan niye kaçıyoruz biz? İnsanlardan kaçmamak için bunu yapıyoruz biz. İnsanların daim ortasında bulunalım diye uzlet ediyoruz. Uzlet hazzele fiilinden hani insanlardan ayrılmak demek. Bunu kelamda neden görürdük diye. Uzaklaşma manası.
Halvet tek başımıza kalma demek. Neden böyle oluyoruz? Gönül ve zihnin korunması içindir. Uzletin ve halvetin sebebi gönül ve zihnin arınması, bulanıklıktan kurtulmasıdır. Bu lezzet bu kalbe. Bizim kalple zihnimiz neden böyle karmakarışık yediklerimizden duruyor, gördüklerimizle, duyduklarımızdan. Bir şeyi arz etmek istiyorum. Hiçbir kardeşimizi rencide etmemek şartıyla. Gördüğüm kadarıyla selefi salihin, Allah'ın sadık dostları çok seçkin kimseler. Ahlakıyla da, taatiyle de, inancıyla da çok seçkin. Ondan dolayı rabıta döneminde vermiş oldukları bize o manevi süt var ya, o süt, o sütün içerisinde yavrunun gelişimi için her türlü gıda, vitamin mevcut. Biz rabıta dendi mi gönlümüze füyuzat-ı ilahiye inecek diyoruz. Çok güzel keşke. Bunu bir sağlayabilirsek o zaman zihinle durulacak. Bunu almak demek rabıta da mürşid-i kamilin gönlümüze Rabbimizin nurunun akması, ona vesile olması ilimdir.
Bir fandır, hikmettir, basirettir. Hani bunlara kafamızı göreceğiz. Ben rabıta ediyorum herhalde kuru kuruya yirmi dakika en az durmamız yirmi dakikadır. Yirmi dakika böyle gözümü yumup kafamıza da değişik düşünceler geliyor. Hemen bitiriversek de işlerimize gitsek. Bu değil işte. Orada bize akacak olan onların gönlünden ilim akıyor, Allah'ımızdan ilim de geliyor. Zatından ilim de geliyor. Marifet de geliyor. Hakikat de geliyor. Daha onun kendi arasında mertebeleri var. Onlar da geliyor. Evimizde güzel geçim de geliyor. Ticaretimizdeki ahlak da geliyor. İnsanlar arası cemiyeti tatlandırmak da geliyor. Aynen aşura aşı gibi kaynadıkça lezzet de meydana. Bunu düşüneceğiz. Bu şekilde rabıta ve murakabe yapacağız. Böyle olsaydı bizim feth etmediğimiz hiçbir yer yoktu Allah'ın içinde. Ondan büyüklerimiz hiç bencil olmayacak. Onlar olmasa biz olmazdık.
Yalnız üstadımızın manevi torunları bunu gerçekleştirecekler. Manevi genç. Manevi genç torunları bu dediğimizi gerçekleştirecek Allah'ın izniyle. Bize büyüğümüz, kahvehaneleri efendimiz aleyhissalatü vesselamın yeryüzü bana mescit kılındı derken sadece kahvehane değil, birçok mekanlardır. Eğitim kurumlardır vesaireler. Dolu. İş merkezleri, bir iş ahlakını anlatsak bile yeter. Müesseselerin hususi uğraşlarından, çalışmalarından birisi de budur. İş ahlakı, iş verimi, bir işçinin üretken olabilmesi verimi bunun üzerinde durulur. Bunu da secdeli hale getirmek. Ama kafası çalışan, rabıtasını yaparken rabıtasını kuru kuruya elini dizlerinin üzerine bizim gibi koyup gözlerini yumup bekleyendi. Bunu yaparken onun aşkını, muhabbetini, feyzini bu dediğimiz bütün güzellikleri gönlüne tamamen yerleştiren kimseler yapacaktır.
Mesela Sami Efendi Hazretlerinin halinden şikayet etmemesi, bela ve mesaibe sabrı, Allah'ımıza şükrü, o gelecek günde. Üstadımızın hiç yorulmayıp Allah'ın kullarına hizmet ettikçe sıhhat buluyorum. Ey doktor bana dinlen demek, öl demek. Hizmet ettikçe ben sıhhat buluyorum düşüncesinin aşkının ve muhabbetinin gönlüne yerleşmesi. Bu rabıta ile, bu rabıta ile oğlum üç kişiyi sen bulacaksın, üç kişiyi sen, üç kişi desen isyandan kurtarmaya vasıta vesile olacaksın demesidir. Nedir rabıta? Kimi eviyle etmiyor geçim, ailesi ağlar ne ola suçum, Düşündüm sizleri ağardı saçım, kimseye diyecek sözüm kalmadı. Geçimleri de temin etmek. Riyazatın başka bir şeklinde az uyumaktır. İmam-ı Gazali Rahmetullahi İl Bariyye'nin bu hususta çok güzel bir misali var. Şimdi sekiz saat deniyor ya iki saatini ibadet ve taate veriyorlar. Zaten az yiyince de az uyunuyor.
Eğer üstadımızın manevi torunları iyi çalışırsa göreceksiniz dünyada secde etmedik hiçbir fer kalmayacak. Yeter ki bu genç fidanlar çok iyi gayret göstersin. Bizler de onlara aynen Bedir muharebesinde olduğu gibi yardımcıyız. Elimizden geldiği kadar yardım edeceğiz. Daha da onlar durmayacak. Onlar hedeflerini çok iyi gözetecekler. Çünkü bir, biri iki edemedik. Ama siz bin edeceksiniz Allah'ın izniyle. Ama çok ciddi olmak şartıyla. Çok ciddi. Hepsini sıralamam mümkün değil. İkinci olarak, lokmanın ve yiyeceğimizin helal olmasıdır. Yalnız burada Cüni-i Bağdadi hazretlerinin çok özel bir sözü var. Alacağız. Bak arada muvaffak olamayınca havada muvaffak oluyor. Havada muvaffakiyetini temin eden düşmanın elinden silahını alacağız. Ne demek istiyorsun dersen, Araf suresindeki ikinci sahifeyi söylüyor. Şeytan alttan, üstten, önden, arkadan, sağdan, soldan gelir. Bunun silahını alacağız biz.
Nasıl alacağız? Eoğlu Besmeleyi. Dördüncü esas artık tek tek bunu anlatmamız vakit itibariyle de mümkün değil, Zikrullah'tır. Onlar Ayaktayken, otururken, yanları yerde iken Allah'ı zikreder. Ayaktayken tefekkür ederler. Bu insanlık nasıl kurtulacak? Biz burada taatlerimizi rahat yapıyoruz ama isyan mahallerinde bulunanlara da nasıl bir hizmet edebiliriz? Bir çizgi filmini biz nasıl hazırlayabiliriz? Onu eğer hazırlayamazsa bir çizgi romanını nasıl ayarlayabiliriz? Bunu tefekkürdür. Allah'ı ayakta zikir bu demektir. Uyuştuk işte bizler. Sizler efendimizin genç fidanları çok iyi çalışacaksınız. Bizim gibi uyuşmuşları siz dirilteceksiniz Allah'ın izniyle. Uyandıracaksınız bizi. Aynen Necip Fazıl'ın dediği gibi ceketinin astarında güneşi karartan sizsiniz diyeceksiniz, bize yük vereceksiniz siz.
Hiçbir şey yapmazsanız bile halkın bizim yapacağımız bir kahvehaniye iki yüz elli TL'lik kütüphane için yardım elini uzat diyeceksiniz. Bizim gırtlağımıza kadar sarılacaksınız. Siz uyuduğunuz için bu insanlık böyle oldu diyeceksiniz. Çünkü hacazen efendiyi duyuyoruz, o merkebin üzerinde gezmediği yer kalmamış. Çünkü o günkü imkanlar dahilinde siz neden yattınız diye bizim yakamıza sarılma sizin hakkınızdır. Bir ilçemizde yüz elli tane genci görünce üstadımızın hastalığı bitmiştir. Dirildi. Siz neden o yüz elli genci on beşten de aşağıya düşürdünüz diyeceksiniz. Sizin hakkınız çok fazla da hırpalamayın. Usulüne uygun bir şekilde bize söyleyin. Sizler de hakikaten sadık, dili sadık, kalbi sadık, işleri sadık insanlarla mutlak irtibat kurmak suretiyle en güzelini yapacaksınız. Çünkü gençlik delillikten bir güzdür. Her şeyi başarırım diye düşünür.
Fakat bir tecrübeli arifani ilahiye ihtiyaç vardır. Tecrübe sahibi. Bilen insana soracağız. Bakın bir işti. Dedik ki, bilen bir kimse bugün şu işi yerine getir. Bak bu kimsenin bu hareketi pek münasip düşmüyor. Yaptığı iş pek münasip. Dedi ki şimdi gidersem acele ile giderim, tehevvürle giderim, öfke ile giderim, gazapla giderim. Siz dedi bana müsaade edin Ben sabah gideyim dedi. İyi bir düşüneyim dedi. Yatayım ben de. Yatayım ani karar vermeyin dedi. Bir tecrübelinin söylediği sözmüş. Bakınız yine bir tecrübeli hakikaten tecrübesi zikrullah ile, mücahede ile, halvet ve uzletle teşekkür eden zihni durulmuş kimselere bakın. En çok kızacağı kimseye dahi onun güzelliklerini ifade ederek yaklaşması ne kadar güzel bir görmek. Bu arz ettiğimiz dört esasa iyi sarılalım, iyi dikkat edelim. İnşallah başarırız. Çünkü biz Allah'ımıza kavuşmak için yola çıkan kimseleriz. Hepimizin emeli bu.
Ondan dolayı Rabbimize kavuşma emel ve arzusu ile can kimse şu şöyle hareket ediyor, bu böyle hareket ediyor. O genel ele alır aman ha kurtulalım kimde iman varsa bağrına basar. Biz şimdi öyle bir dönemden de değiliz. O dönemde zaten bu düşüncelerin gerçekleştiği zaman değildir. Zaman aynen yetmiş sekizdeki Maraş'ta meydana gelen hadisede, kahvehanede içkisini yudumlayan bir sarhoşun dinimiz ne olacak diye ortaya çıktığı gibi hepimizin dinimiz ne olacak, bu din güç ve kuvvet bulsun diye azim ve gayret göstereceğiz. Bunlar çok basit hareketlerdir. Müminlerin hareketi her zaman ulvi olur. Çünkü onu Cenab-ı Hak en tümül alev, siz en üstünsünüz buyuruyor. Mümin de en üstün işleri yapar. Basit işlerde boğulup kalmaz. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.