Kalbi Selim ve Nefis Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mevlana Halid Gatyasallahu Sırr-ı Sırrı Hazretleri Anadolu'ya bu mübarek yolun yayılmasına vesile olan mürşid-i kamilimizdir. Mevlana Halid Efendimiz buyuruyor kimsenin gıybetini içseler dahi hiç kimsenin gıybetini itmeyesin. Diyelim ki maaşla çalışan bir kimseyiz,…
Kalbi Selim ve Nefis Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mevlana Halid Gatyasallahu Sırr-ı Sırrı Hazretleri Anadolu'ya bu mübarek yolun yayılmasına vesile olan mürşid-i kamilimizdir. Mevlana Halid Efendimiz buyuruyor kimsenin gıybetini içseler dahi hiç kimsenin gıybetini itmeyesin. Diyelim ki maaşla çalışan bir kimseyiz,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mevlana Halid Gatyasallahu Sırr-ı Sırrı Hazretleri Anadolu'ya bu mübarek yolun yayılmasına vesile olan mürşid-i kamilimizdir. Mevlana Halid Efendimiz buyuruyor kimsenin gıybetini içseler dahi hiç kimsenin gıybetini itmeyesin. Diyelim ki maaşla çalışan bir kimseyiz, elektriğimiz var, suyumuz var, evin diğer ihtiyaçları var, çocuğumuzun okuması var. Bu gibi ihtiyaçların içerisinde ne yapıyoruz? Mahdud aldığımız bir meblağ var. Çok ölçülü hareket ediyoruz. Eğer bunu çarçur edecek olursak ne olur? Geçimimizi sağlayamıyoruz ve katiyen de israf etmeyiz. Çünkü anca yetiştirebiliyoruz. Bizim ömrümüz de de mahduttur. Ebedi değildir. Bu dünya mutlak bitecektir.
Diyelim ki biz geceleri bütün taat yapmışız, gündüzleri de hizmet etmişiz Mevla yolunda, Fakirlerin gönlünü görmüşüz, kafalarında gönlünü görmüşüz, yanlış itikat ve düşüncelerden kurtulması için çalışmışız. Bunları eğer bir başkasının yüzüne söyleyemeyeceğimiz sözü arkadan konuşacak olursak helak eder, yok eder, mahveder ve kendimizi zayi etmiş oluruz. Nasıl ki biz dünyada yok olacak olan eşyamızı, maddi olan kıymetimizi, gelişigüzel harcamıyorsak ömrümüzü de boşa harcayamayız. Bizim sevgili üstadımızın üstazı, Kaddesallahu Sırra kendileri beylerbeyi'nde sohbet buyururlar. Sohbet ederken kendileri evlerine akşam geleceğini haber verirler. Yalnız ev sahibi der ki efendim biz sizin için bir sofrada hazırladık, lütfedin, bulunun soframızda bulunur musunuz deyince eve bir telefon açayım buyurur.
Eve telefon açarlar annemiz telefonun bulunduğu yere gelinceye kadar vaktimizi zayi gitmeyelim buyurur. Bir satır okur ikinci satırda telefon gelir konuşurlar. Bu nedir? Üstad zalimiz haliyle de bize örnek olmuş oluyor. Mesela biz örnek olma açısından şu misali vermek istiyorum. Çünkü Mevlana'mız veriyor bunu, doğan kuşu, doğan kuşu. Bu kuş çok yaşlanmış bir 9 bunu bahçesine alır. Der ki bu kuşu ben doyurayım, doğan kuşu bilirsiniz et yer ve onun gagası da çok kesicidir. Buna hamurdan yapılmış çok güzel yiyecekler hazırlar, hamurdan. Hamurdan hazırlar ama yemesi Hamurdan hazırlar ama yemesi mümkün değil. Herhalde budur, kavgası uzun olduğu için yiyemiyor, gagasını keser. Ondan sonra der ki bunun tıraşını da yapmamışlar, kanatları da bir acayip duruyor. Kanadında makasla düzelteyim der, düzeltir. Sonra bunun ayakları da çok uzun, bunun pençeleri var onu da keseyimdir.
Şöyle rahat olsun diye. Ne yapmış olur? Bir kere doğan kuşu, hamurlu yiyecekler, himez et, ye onun gagasını kesmek suretiyle mahveder, onu aç bırakır. Kanatları ile zaten uçacak, onu da zaten uçacak, onu da tıraş edeyim daha güzel bir şekil alsın der uçmasını engeller. Onun pençelerinde muvafık görmediği için, onu da kestiği için uçamaz ve avını yakalayamaz. Bununla Mevlana anamız buyuruyor ki eğer bilinçsiz olacak olursa bir kimse evini de barkını da çoluğunu da çocuğunu da etrafını da, komşusun da, akrabasını da, insanları da bir türlü idare edemez. Yedi tane sıfat var. Bu sıfattan bir tanesi siyasettir. Size siyaset hakkında bir hususu anlatmak istiyorum. Muhyiddin Arabi hazretleri buyuruyor ki, ben siyaseti bir çuvalcıdan öğrendim. Efendim nasıl öğrendim, bir kamyondan çuval indiriliyor, yalnız işçi başı diyor ki çuvalları yırtmadan, delinmeden çok güzel bir şekilde indirin.
Sakın ha çuvalları zedelemeyin. Ben diyor siyaseti bu işçi başının sözünden anladım. İnsanlara muamele ederken vurup gözüne çıkarmayın. Onu helak etmeyin. Onun gönlünü rencide etmeyin. Üzmeden, darılmadan, öfkelenmeden, usulüne uygun bir şekilde idare edin diyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar müdaratün nes sadaka, insanları idare etmek sadakadır. Yolumuzdaki büyüklerimiz bizi üç şekilde irşad etmişler, ıslah etmişler. Birincisi çünkü bir mürşid-i kamilin evladına iltifatı semdir, zehirdir. Aman evladım seni çok üzlerim, hüresim geldi, bir türlü sana duyamıyorum, sen neredesin, bak ben sana sofralar hazırlıyorum, yiyecekler içecekler, seni pazara göndereceğim, sen alışveriş merkezlerinde giyim kuşam yerlerinde en güzel elbiseleri giydireceğim, en güzel ayakkabıları sana aldıracağım ise bu semdir zehirdir. Neden?
Çünkü siz yetiştireceğiniz bir ağacı, Gübrelenmesi gerekir, aman ha ağacı incitmiş oluruz, Gübrelenmesi gerekir, aman ha ağacı incitmiş oluruz, biz bunu bellemek suretiyle deyip gübrelemeyecek olursak, rencide ederiz, işte ağır kokularla bunu rahatsız ederiz diye ilaçlamayacak olursak ve budamazsak ne olur? O bir ağaç haline gelir. Şimdi mevsim olarak geçmiş olabilir ama bir bahçeyi düşünelim, bir üzüm bağını düşünelim. Üzüm bağında biz ne yapıyoruz? Üzüm bağında çubuğu bu diyoruz. Budadığımız çubuk ne oluyor, çok güzel üzümler veriyor. Eğer budamayacak olursak o ancak yanar ve yanmaya bile yaramaz. Bizim bir kere evlatlarımızı da kocamızı idare olsun, bir kocamızı idare durumunda da olsa, vesair hususlarda da Efendimizin bu mübarek sözü bizim için geçerlidir, her an geçerlidir. Müdaratün nas sadaka, insanları en güzel şekilde idare etmek. Büyüklerimiz bizi nasıl idare ederlermiş?
Şu şekilde idare ediyorlar. Birisi candan candan yetiştirmeye çalıştıkları kimse. Mesela Muhammed Bahaeddin hazretleri buyuruyor ki ben diyor çok aşkla muhabbetle üstadımın kapısına geldim, beni kabul buyurmadı, hem de kış günüydü, beni kapının dışında bıraktı. Üzerime karlar yağıyordu, karlar yağıyordu. Sabah oldu ama himmet-i alisiyle kalp beni üşütmüyordu. İçeri girdim bana pek çok ikram ve ihsanlarda bulundu. Ancak bu gibi muamele yetişecek olan kimselere yapılır. İkinci bir idare tarzı vardır ki o da zarar ve ziyana gitmesin, helaka gitmesin, eğer iltifat etmezsek daha başka hallere başvurabilir, dönebilir diye korumaya çalışır. Bir üçüncüsü de arz ettiğim gibi sıkıntı doğmasın diye idare ederler. Bu bakımdan yetiştirecek kimsenin mutlak ehil olması gerekir. Mesela evlenecek olan kız çocuklarına yapacağımız tavsiye nedir? Nur suresini oku diyeceğiz.
Nur suresini Hazreti Ömer radiyallahu anh Efendimiz evlenecek kız çocuklarına Nur suresini talim ettiriyor. Çünkü Nur suresinde namusumuzu muhafaza, gözümüzü muhafaza, azalarımızı koruma hususunda Cenabı hakk'ın emirleri vardır. Eğer başından alacak olursak Aişe annemize radiyallahu anh'a yapılan bir ifk hadisesi var, iftira var. O iftiraların doğru olmadığını Cenabı Hak ayat-ı ilahiye ile belirtir ve kendisinin temiz olduğu ifade buyrulur ve sonra da gözümüzü korumak hem erkek hem de kadınların gözlerini koruması hususunda beyanda bulunulur vesaire meseleler hep orada geçer. Mesela evimizin geçimi diyelim ve etrafımız hususunda insanlar ile olan münasebetlerimizde ise bizim Hücurat suresini okumamız gerekir. Hücurat suresinde de insanlara da muamele diyoruz ya Rabbimiz orada öyle bir muamele anlatıyor ki bize ashable ve la tene ve zübilel kaba kendinizi yaralamayın diye buyuruyor.
Biraz daha yukarısına doğru Ayet-i celilden çıktığınız zaman kendinizi yaralamayın. Yani müminler sizin kardeşlerinizdir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Müminler sevgide, şefkatte, merhamette bir vücut gibidir. Eğer azasından birisi rahatsız olacak olursa diğeri de ona iştirak eder. Burada alacağımız ders kardeşlerimizle bir vücut olduğumuzu, insanın nasıl elini kesmediği gibi, gözünü koyup çıkarmadığı gibi, kulağını kesmediği gibi, kardeşlerinin de kardeşlerinin de rencide itmenin bu şekilde ağır olduğu ifade buyruluyor Hucurat Suresi'nde. Bu çok önemli. Mesela evlenecek olan dediğimiz gibi yavrularımıza söyleyeceğimiz söz nedir? İslam'ın edep ve erkanını mutlak okuyacak. Mesela Osman Karabulut Hocamızın yazmış olduğu Mahremiyetler diye bir eser var. Bunu bizzat kendi dilinden duymuştum. Sami Efendimiz, Kaddafi hazretleri yazdırdığı için hakikaten söylenen bir eser.
Onun yanında diğer eserler de çıkmıştır ama onun tasvibinden, onun doğrultusundan, onun arzu ve isteği ile eser hazırlandığı için hakikaten faydalı. Onlar okunur. Onda birçok esaslar vardır. Dinde utanma yoktur. Ergenlik çağına doğru gelen bir karşı muamelesi bir çocuk yetiştirmede riayet edeceği esaslar haber verilir. Bunları öğreneceğiz. Mutlak öğrenmemiz gerekir. Okuduğumuz zaman göreceğiz zaten. Hata ve eksiklerimizi bizzat müşahede etmiş oluruz. Bu husus ayrı bir konu ama kendimi alamıyorum çünkü yetiştirmek ve yetişmek çok önemli. Bir kimse o da kadar bilgisi olacak ki kapıyı haber verebilsin. Kapı kadar bir malumatı ifade ile bilsin. Yani bizim mutlak bilmemiz gerekir. Sonra biz ne isek şu şekilde alıyorum bunu. Sen ne isen ben oyum. Bir çocuk babası ile beraber kıra çıkar. Bu mevsimlerde daha çok piknik mevsimi ya. Çıkar, her tarafın yeşerdiği, tabiatın güzelleştiği bir zaman.
Gezerken, dolaşırken çocuk çiçekleri toplar, işte etraftaki gördüğü güzelliklere hayran kalır, gezerken, dolaşırken her nasılsa ayağa bir taşa isabet eder ve düşer. Çocuk bir de ağzından çıkan söz şudur Allah belanı versin. Bağırarak çünkü canı yandığı için çocuk nihayet Allah belanı versin der ve bir ses duyar Allah belanı versin. Allah Allah der. Böyle bir dere gibi mahal. Sonra diyor ki sen kimsin? Oradan da cevap olarak sen kimsin? Sonra çocuk diyor ki haydi neredeysen çık ortaya. O da aynı sözü söyle. Böyle şiddet ve hiddetle konuşur. Sonra babası gelir. Babası ona yavrum, diye şefkatle seslenince yavrum, diye bir ses gelir. Seni seviyorum evladım deyince seni seviyorum evladım, diye ses gelir. Burada anlayacağımız şudur. Mümin müminin aynasıdır. Eğer biz güzel hareket edecek olursak o da bize güzel tepki verecektir. Mesela biz evimizde, salonumuzda diyelim bir boy aynası var.
Geçerken biz o boy aynasında kaşlarımızı çarpmış duruyoruz. Aynanın içerisindeki de aynı muameleyi bize yapıyor. Eğer şöyle yan duracak o da yandırıyor. Sırtımızı çevirirsek o da sırt dönüyor. Efendimiz buyuruyor, Birbirinize hasetlik etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, devam eder. Aynen bir film, bir fotoğraf makinesi gibidir çocuk. Çocuğun yanında yapılan hareketler onun ruhuna işleyecektir. Altmış yaşına gelse bile adam annesiyle babasının birbirleriyle çekişmesi hatırından katiyen çıkmaz. Onu devamlı hatırlar durur. Ondan dolayı bizim dürüst olmamız İslam'ın edep ve erkanıyla yetişmemiz icabiler. Genç kardeşlerimize diyoruz ki biz gençlik devamlı bir değişme sürecidir. Bu bir halden diğer bir hale de geçişte riayet edeceğimiz hususlar vardır. Abdülhalıkı Vojrevani gibi genç olalım.
Öyle genç olmazsak bizi nefis de şeytan da şu dünyadaki hadiseler ve gördüğümüz haller de tabii ki değiştirecektir. Bunun için iki esasa da riayet ederiz. Bir, okuduğumuz eserler bizim için çok önemli. Bu hususa dair yanımda notlar da mevcut. Kütüphanemizde bulunması gereken kitaplar, birisi okuyacağımız eserler, ikinci olarak bizim takip edeceğimiz arkadaşlarımızın iyi olması gerekir. Onlar iyi olursa bizim ahlakımız da iyi olur. Neden büyüklerimizi ziyaret ediyoruz? Mesela bir görmemiz bize aylarca aşkı da muhabbeti de sevgisi de devam edip gidiyor. Busta birkaç hususu söylemek istiyorum Çünkü biz verilen derneğin envanterini de çıkartıyorum kahvehanelerin, ne kadar kahvehane var diye, orada kardeşlerimizin de malumat sahibi olması için Kuran-ı Kerim mealleri, tefsirler, akaid, bunun yanında ilmihal kitapları vesair bizi ikaz eden, uyandıran eserler mutlaka mutlaka bulunsun diyorum.
Elimizdeki bu notlar çok uzun. Kuran-ı Kerim meali olarak biraz söylemek istiyorum bunu çünkü bir ailenin riayet edeceği hususlardan birisi de evinde küçük da olsa bir kütüphanenin bulunması gerekir. Kuran-ı Kerim meali çünkü bizim mutfaklarımızda bile görsel cihazlar var. Bu görsel cihazların yanında daha çok dikkat edeceğimiz bizim ruhumuza, maneviyatı, ruhumuza güzelliği gösterecek olan aletlerinde, eserlerinde bulunması gerekir. Kuran-ı Kerim meali Muhammed Hamdi Yazır. Hem de tefsiri olarak bu sadeleştirildi kardeşlerimize faydalı olacağına inanıyorum. Kuran-ı Kerim meali olarak da çıktı, tefsir olarak da var. Muhammed Hamdi Yazır. Kuran-ı Kerim meali Hakim, Kuran-ı Kerim meali Hakim, Hasan Basri Çantayı Hocamızın. Akaid olarak Fıkhul Ekber, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin daha birçok akaide ait eserler var. Kuran ve hadise göre şirk ve müşrik toplum diye.
İslam makaidinde Şerafettin Gölcük bu zatın eseri. Tefsirlerde bir kısmını izah ettim, bu usul olarak devam eder. Kuran'ı anlamada dikkat edeceğimiz eserler mesela, başlangıçtan günümüze Kuran ve Müslümanlar diye Zeki Dumanın çok güzel. Kuran'ı anlamada yöntem Muhammed Gazali Hazretlerinin tefsir çalışmaları, bunun yanında fıkıh usulü çalışmaları, fıkıh çalışmaları, ilmi haller bunu söyleyebilirim. Büyük İslam ilmihali, Ömer Nasuhu Bilmen Hocamızın, İslam hukuku ve ilmi hali Yunus Vehbi Yavuz. Mesela günümüz meselelerine fetvalar, Hayrettin Karaman'ın, İslam'da helal ve haram Yusuf el Kardavi'nin ve diğer eserler mevcut. Çalışmalar var. Hadis usulüne dair çalışmalar var. Hadis kitapları var. Mesela bunlardan Riyazuz Salih'in, çokça kardeşlerimiz okuyor Riyazuz Salih'in kırk tane şehri var. İmamı Nevevi Rahmetullah Ali Hazretlerinin.
Mesela büluğul Meram, bu biraz ağır geleceğini biliyorum. Yönetim ve teşkilat olarak Ahkam-ı Sultaniye, tebliğ olarak birçok eserler mevcut. Allah erinin stratejisi diye bir eser, Said, Avva'nın. Tasavvuf ve ahlak olarak zaten Sami Efendimiz, Katde Sallallahü Sırrı Hazretlerinin musahabeleri. Şimdi bu ağır geliyor diyor kardeşlerimiz de kitabın son kısmında o kelimelerin anlamları var, anlayamadığımız, zorlandığımız kelimelerin anlamları veriliyor. Yani çok faydalı. Yüzüne baksak bile faydalı olacağına inanıyorum. Bunu bir hoca kardeşimiz öyle diyor, bir tıbbahenin diyor yüzüne bakılsa dahi ibadet ve taattir diye. Sonra üstadımızın çok güzel kardeşlerimiz okuyor bunu ilim çevreleri bile Biz aidiyatı da kazanmamız lazım. Mesela biz bulunduğumuz kurumun radyosudur. Bulunduğumuz kurumun dergisidir.
Bulunduğumuz kurumda bulunan, bize yol gösteren üstadlarımızın eserleri, Mürşid-i Kamilimizin yeni çıkacak veya çıkmıştır, sohbetler kitabı dördüncüsü Allahu alem hazırlanıyor, bütün kaynaklarıyla veriyorlar. Sonra efendimiz hazretlerinin konuştuğu çevre, bu çok önemli. Yani bizim gibi köyden gelmiş, kentten gelmiş bir çalışan, bağda bahçedeki insanlara konuşuyor. Öyle de bir şefkat var ki, merhamet var ki onlara kadar, anlayacağı şekle kadar indiriyor, Üstad zalimiz. Mesela biz Ankara'da bir görüşmesi oldu, Fetba kuruluna diyanetin hayran kaldı. Bir rabıtayı anlattı. Hani durumlarımıza göre vermektedir. Yalnız bir Evliyaullahın kelamı olduğu için evlerimizde de bulunsun. Böyle sohbetlerde okunduğu gibi diyelim ki yemek yendi, yemekle çay fasılası var arada, hemen de çay içilmez zaten. En az bir saatin geçmesi lazım meyve olarak da öyle.
Bir ara biz buraya geldiğimizde Üsküdar tarafında böyle bir villa gibi yedi geniş bahçeli denize nazır bir mekan. Orada Konyalı bir doktor Ali Kemal Belviranlı dedi ki bunu İngiltere yapıyor, yemeklerden önce meyveleri yiyin. Bak şimdi doktorlar dediği için yapıyor kardeşlerimiz yemekten önce iki bardak su içiyor. Neden? Mideyi gör hep yemekle doldurmayalım, rahatsız olmayalım diye. Halbuki bizim dinimizde mevcut ve diyor yürüyüş yapmamız gerekir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ve ashabı Sahabe-i Kiram evlerini camiye uzak mevkilerden tutuyorlardı. Çünkü attıkları adım günahlarının küçük günahın affına, Rabbimiz yanında kabulüne vesile olacak dereceler artıyor, günahları siliniyor, uzak olursa daha güzel. Sonra bir hasta ziyareti, bir cenazeye iştirak, sıkıntıda olan kimselerin dertlerine koşmak bunlar hep nedir?
Bizim vücudumuzun da aynı zamanda ruhumuza sıhhat olduğu gibi vücudumuzda da sıhhattir bizim. Da sıhhattir bizim. İlla doktor dediği için değil ki, tıbbı Nebi var, efendimiz aleyhissalatu vesselamın musahabe dördü okursak orada göreceğiz. Orada ifade etti dedi ki bunu dedi İngilizler yapıyor. Nasıl yapıyor İngilizler? Yemekten önce dedi meyve yiyorlar. Diyorum ki yemek yedikten sonra hemen çay içilmez. Arada bir fasıla var. Ne olursa olsun bir fırsat bulur. Üstad-ı Ali'mizin sohbetlerinde çok kısa bölümler var. Oradan da okumak suretiyle gözlerimizde canlanır, aynı zamanda rabıta yapmış oluruz. Bizim Yeşilhisar'da Ahmet Efendi diye Karagöz diye hatırlıyorum, bir zat bu ta alay müftüsü İbrahim Efendi'den yirmili yıllarda evrad ve ezkar almış. O okunmakta da güçlendiği için zorlanıyor. Herhalde gözleri de pek görmüyor.
Torununa diyor ki Sami Efendimiz hazretleri bu eserleri hazırlayana kadar ne zahmetler çekti evladım diyor. Bana diyor noktasına kadar, birbirine kadar hiçbir şeyi eksik bırakmadan eserlerinden oku. Okuyor, dinliyor, kulak veriyor, ağlıyor, gözyaşlarıyla dinliyor. Zaten ayaklarından da çok rahatsız, cuma günleri de camiye giderken merdivenlerden emekliye emekliye zorla diyor baba gitme dedik diyor yok oğlum camiye gitmeden olur mu diye giden bizzat dizlerinde çok bir rahatsızlıklar var gece olmuş Sami Efendimiz buyurmuşlar ki Ahmet Efendi sen benim eserimi hep okudun ben de senin ağrıyan dizlerine okuyacağım buyurmuş. Okumuş ve afiyet bulmuş. Maddi bile bunun faydası var bize. Manevisi bir başka. İnşallah dikkat ederiz. Mektubatlardan şimdi tasavvufi eserler olarak bu size çok ağır geleceğini biliyorum. Medari cüs salikin diye bizde mevcut bu seneki umrede. Allah'ımız lütfetti aldık.
İbn Kayyım El Cevzi hazretlerinin. Bunun yanında Mektubat'tır. İmam-ı Rabbani'nin. Esad Erbili Hazretlerinin Mektubatı çok güzel. Eğer okusak letaifler üzerinde bizim için çok faydalı letaiflerde. Sami Efendimiz hazretleri üstadımıza üç kere musafaha yapıyorlar. Bundan biz şunu anlıyoruz benim üç sene ömrüm kaldı dercesine, ondan sonra zaten o kadar bir ömür sürüyorlar. Üstadımız ne kadar da Efendimiz Hazretleri zayıflamış mübarek elleri, ne kadar iskelet gibi bir durum arz ediyor sanki o parmak boş bir derinin içerisinde gibi hatırına gelince öyle bir sıkıyor ki ellerim kavuşacaktı derdi. Biz bundan şunu anlıyoruz aleyhissalatü vesselam Efendimizin vücudu, adisini Cebrail aleyhisselam sıktı. Sıktığı zaman melekiyatı yükseldi. Bunda, onlar boşuna yapmazlar bunu, öyle düşünüyorum. Herhalde onu daha bir üstün derece ve makamlar için yapmıştır diye.
Sebebi de şu, büyüklerimiz nasıl ki Necm suresinde onlar kendi hevasından konuşmaz buyuruyor. Kendi hevasından konuşmadığı gibi kendi arzusuyla yaptıkları işlerde de kendi arzusuyla olmaz. İpek hocamız anlatırdı, siz bunu tanıyacaksınız Hasan hocamız diye. Bir tabağı dahi atarken üstadımız, bizim gönlümüzdeki sıkıntıları ve pürüzleri kaldırırdı diye. Öksürürken dahi ben onun manalı öksürdüğünü düşünüyor, yine kalbimizdeki pürüzlerin giderildiğine inanıyorum diye haber verirdi. Buyuruyorlar ki Hasan Efendi bir kalbimiz dahi zikretsin, eğer zikrederse o kalp sahibini Cenabı hak kabirde vücudunu çürütmeyecektir toprağa buyuruyorlar. Üstad-ı alimizde böyle bir hal var mı? Katiyen. O zaten müşahede halinde. Bunu söylemek, aman ha kardeşlerimiz dikkat etsin.
Bir tanesini Sami Efendimiz hazretleri, üstadımız dört yolda İskenderun'un dört yolda askerlik yaparken İlyas Efendi diye hatırlıyorum, bir hocayı git de Hasan Efendi'den kalp dersini al. Gelir askerler üstadımızı belli etmezler, derler ki haydi bil bakalım, o cemaat içerisinde bakar, derhal bilir. Hasan Efendi sen de bu kim, tanır mısın deyince bu da İlyas Efendi der, görüşürler. Ona kalp zikrini gönlüne tasarrufta bulunmak suretiyle, gönlüne nazar etmek suretiyle, kalbinin zikri temin Errad-ı Ezkar'ımız nasıl okunacak? Mesela siz On Birinci Mektuba orada baktığınız zaman hayran kalacaksınız. Bir Evrad ve Ezkar nasıl okunur? Es'adi Erbili Hazretleri'nin Mektubatından öğrenirsiniz. Onun sadeleşmiş şeklini sahifenin bir tarafında vermek suretiyle kolaylaştırdılar, öğreniriz. Mesela on ikinci mektup, on ikinci mektupta bir tanesi diyor ki efendim ben bu yoldan nasıl istifade edeceğim?
Siz diyor başta Allah'ın Resulü size neyi emretmiş ise onu alın, neden nehyetmişse ondan da kaçının. Buna dikkat etmek suretiyle diyor rabıta-ı şerifeyi yapın. Evrad ve ezkarınıza dikkat edin. Rabıtaya azami gayret gösterin. O üç taze alimize yapılır. Mübarek kalplerinin altına kalbimizi koyarak Allah'ım füyuzat-ı ilahiyyeni lütfet diye giyeceği gündüz bizim işimiz bu olsun. O zaman çoluğun çocuğun işi ne olacak? Hocamızın işleri güçleri ne olacak? Evin işleri ne olacak? Mutfağın işleri ne olacak? Ne olacak? Yoracak, ne olacak, ne yapacağız? O işlerimizi görürken de üstad-ı Alimiz size de bir latife şeklinde olsun aman ha buyurmuş her işinizde böyle sıkıldığınız zaman üstadınızı çağırırsınız diye biiznillahi Teala kadın böyle pakraşlarını koyuyor biiznillahi Teala yetiş diyor. Mesela bir çuvalı indirecek o çuvalı indirirken biiznillahi biiznillahi Teala üstadım yetiş diyor.
Mürşid-i kamilimiz görünce demişler ki kardeşim ben sana yetiştiririm ama bir pakacı dahi yerine korken yetiş denir mi, bir un çuvalını dahi korken yetiş denir mi diye latife bulunmuşlardı. Bizim memleketimizde çalışan bir amca dermiş ki ben bahçede çalışırım, çalışırken bazen kaldıramadığım taşlar olur. Biiznillahi Teala dedim ki dediğim zaman sanki Seyit Çavuş'un iki yüz elli kiloluk mermiyi tam ateşlenecek mekana koyduğu gibi kaldırırım demiş. Allah'ın izniyle biz buna inanan kimseyiz. Çünkü Kuran-ı Kerim'de de Yusuf aleyhisselama erra-durhane Rabbi ayeti celilesi ile Yakup Peygamberimizin parmağını ısırarak görünmesi, evliyaullah'ın ruhaniyetinin de yetişmesine misal olarak haber verilir, hiç besiz. Demek ki biz insanları yetiştireceksek ne olacağız? Ehil olacağız. Sohbet eden belki arkadaşlarımız burada vardır, Kardeşlerimiz. O sohbete gelirken bir kere gusül abdesti alınır.
Tövbeler ve istiğfarlarla gelinir. Ruhaniyetlere okunarak, sığınılarak gelinir. O yaklaşılır. Biz okul derslerimizde bile eğer derlerdi hocanızı sevmezseniz, dersinizi de sevmezseniz başarılı olamazsınız. Bir kere sohbet eden kimsenin halinden istifade edilecek, alnına bakıldığı zaman gönlüne nur saçılacak, halinden faydalanacak, ahlakı güzel olacak, seyri sülukünü tamamlamış bulunacak ki istifade ile bilelim. Bu evsafta kimi bulacağız biz? Üstazımızın üstazı, mürşid-i kamilimizi, sohbetler için tayin buyurduğunda efendim her yere yetişmem mümkün değil, istediğim kimseler de yaptırabilir mi? Evet olabilir buyurmuş. Dikkat edeceğiz. Bir de demek ki biz sen ne isen ben oyum ifadesiyle dört yaşına kadar çocuk anne ve babadan gördüğünü taklit eder. Mesela evimizde açık resimler olursa o onun kalbine tesir eder. Bundan anlayın, haya ediyorum.
Kadın kardeşlerimiz olduğunuz için bizim yaşantılarımız, karı ve koca münasebetlerindeki hallerimiz, evdeki giyim ve kuşamlarımız çocuklar üzerinde çok büyük tesir yapar. Dört yaşındaki çocuğa kırk yaşında unutamayacağı bir hadise, bir sahne olarak ortaya çıkar. Sonra ilahi hayat vicdanı besleyen şah damarı gibidir. Şimdi biz çocuğa ne yapacağız? Diyeceğiz ki oğlum mahlukata şefkat bizim en büyük görevimizdir. İlahi hayat vicdanı besleyen şah damarıdır. Şimdi çocuğa mahlukata şefkati üretirken kedinin vurduğumuz zaman belini kıracak gibi itelemek, bir köpeği uygunsuz bir şekilde kovalamak, onu rencide itmek. Tabii onu defileriz de böyle zahmet vererek, sıkıntı vererek, onu inleterek değil, böyle yaptığımız zaman ne olacak? Çocuğun, çocuğun vicdanında santim santim eksilmeler başlayacaktır.
Çünkü biz çocuğa diyoruz ki elimdeki not evimizin aile hayatınız dahi için gereken hususlar, buna geçemiyorum. Size Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nden başladım. Burayı olsun, burayı ifade ettikten sonra anlatabilirsem anlatmaya çalışacağım. İlahi hayat vicdanı besleyen şah damarıdır. Diyoruz ki şefkat ve merhamet ama bizim şefkat ve merhametimiz mahlukata olmayınca mesela sokakta gidiyoruz, giderken diyelim ki bir mahluk bir hayvan ona şiddetle tekme vuracak olursak o çocuk da bu ters tepkiler yapar, vicdanında, ahlakında yaralar açar. Yaşama hakkı kutsaldır deyip, kutsaldır deyip eğer karıncaları biz ezmeye başlarsak onun da def edilmesinin yolları vardır. Yok edilmesinin yolları vardır. Ne olur? Bu onda tabii ki menfi tefsirler uyandıracaktır. Sonra çocukta en önemli olan geçişmesindeki hususlardan birisi şu. Size bu anlattığım bir kitaptır aslında. Özetlemeye çalışıyorum.
Yalan çocuğun ahlakında, ahlakında bozulmalara en büyük vesilelerden birisidir. Çocuğu yalana alıştırmış oluruz. Sonra çocuk hani biz öyle bir çocuğa tesir edeceğiz ki, yalandan yılan gibi kaçmadıkça çocuğun ahlakının güzelleşmesinde biz yardımcı olamayız. Yalandan, bu tabiri de kolay anlaşılsın diye söylüyorum, yalandan yılan gibi kaçacağız. Yalandan yılan gibi kaçacağız. Eğer kaçmazsa çocuk buna alışır. Mesela diyelim ki sizin üstadınızdan aldığınız bir hatıra var, bir tespih var. Onu hep muhafaza ediyorsunuz. Aman ha bunu koruyalım, muhafaza edelim diye. Çocuk geliyor diyor ki anne ben o tespihi pencereden aşağı atsam ne dersin? Aman ha attın mı yavrum? Atmadım, şaka yaptım. Eğer attım diyecek olur da atmayacak olursa yalanı öğrenmiş olur. Şaka şekli bu. Öyle şaka ile başlar ondan sonra da bu Allah korusun bir yalan söylemek üç kere laneti icap ettirir.
Memleketimizde biraz kurak geçmiş Kayseri Ulemasından Hacı Hüseyin Aksakallı Hocamızı davet etmişler ve kendisi de gelip dua ettiğinde nili mübarek demişler. Yağmur öyle yağmış ki nili mübarek demişler. Vaazlarında şunu söylemiş nasihatinde, demiş ki bir yavrunuz var, yavrunuzu çağırıyorsunuz, gel ben sana çekilota vereceğim. O zaman pek çekilota olmaz da diyelim ki şeker vereceğim. Şeker de bulunmasa bunu mürşidimiz çokça anlattı, siz sohbet kitaplarından bile takip edersiniz, Yetmiş sene Allah ona azap eder diye. Gel çocuğum seni bir kucaklayacağım. Eğer kucaklasan şeker vereceğim ama şeker de vermiyor. Buna bile, buna bile Allah'ımızın azap edeceğini, çocuk anasına yalanı telkin etmemek için de azami gayret gösterir. Bir de önemine binaen ifade ediyorum. Çocuk kendisine adil davranılmasını hissetmelidir. Sizin kardeşiniz sayılır.
Şimdi bizim büyük kız küçük kardeşine nasıl olduysa biraz iltifat fazla olmuş, görmediğimiz bir yerde elinde iğne ile yakalamışlar iğne ile parmağına iğneyi sokmaya çalışıyor. Hatta gözüne yani çocuğa eğer iltifat birisine biraz fazla olacak olursa o tabi yeni dünyaya geliyor, daha da yavru yürüyüşü ile, şekliyle, şemailiyle, biçimiyle çok sevimli bir hal arz edilip de ona doğru ana ve baba yönelince, büyüklü çocuk ona tahammül edemiyor. İşte biliyorsunuz Peygamber çocuklarında bile bunlar meydana geldi. Çocuk kendisine adil davranıldığını her zaman hissetmelidir. Çünkü adaletle davranılmazsa çok çabuk çocuklar kullanılır. Bakın size başımdan geçen bir hadiseyi anlatacağım. Kötü niyetli bir insan olduğunu sonra öğrendim. Bizi çekti dedi ki sen dedi babandan çok kabiliyetlisin. Aslında baban seni çekemiyor dedi. Allah Allah ben çocuğum daha.
Yine de üstadimiz bizi konuşmaya görüşmeye alıştırıyor. Sonra mana ha bu mesleğimiz devam etsin diye. Dedi ki sen dedi babandan çok güzel konuşuyorsun, aslında o seni çekemiyor. Eğer adaletsiz davranacak olursa anne ve baba, çocukları arasında buna riayet etmezse o çocuk çok kolay aldatılır. Zihniyeti bozuk kimseler tarafından, bak görülür mü baban sana hiç iltifat etmiyor, diğerlerine gidiyor da seni aldırış etmiyor, demek suretiyle çeker götürür. Bunun için söylüyorum. Çocuğa aynı zamanda öfkeyi de öğretmek ne demek, gazabı mı öğreteceksin? Bunu şunun için söylüyorum. Şimdi çocuklar çok aldatılıyor. Sokak çocukları bildiğiniz gibi değil.
Eğer tepki verdiği zaman çocuk, diyelim ki evde, tabi çocukluk icabı yapar onun, kırar, döker diye her zaman yasakçı bir tavır alınacak olursa o çocuk artık tepki göstermeyi unuttuğu için, Allah korusun ben haya ediyorum yine kadın kardeşlerimiz olduğunuz için, kadınlara ve çocuklara tecavüz. Nasıl söyleyeyim? Bilim nasıl tutsun bunu? Bunu yapmalarının sebebi çocukta tepkinin olmayışı. Mesela bizim yakınlarımızdan bir çocuğu nasıl olduysa iki kişi almış kaçırıyorlar. Öyle bir bağırmış ki, öyle bir bağırmış ki onun bağlılığında vermiş olduğu tepkiden dolayı yani bu insanın kendi tabiatında mevcuttur. Tabiatında mevcut. Mesela sevdiği bir şey için ah ne kadar güzel, deyiveriyor. Mesela iğrendiği, nefret ettiği bir şey hususunda da olumsuz tepki veriyor. Bu insanın tabiatında mevcut. Cenabı Hak boşuna vermemiştir.
Ondan dolayı çocukların da bu durumlarını göz önüne alarak çocuklara yapılacak hakaretlerden dolayı, yapılacak düşmanlıklardan dolayı da tepki vermesi icap eden insanın fıtratında bu mevcuttur. İsterseniz size Kuran-ı Kerim'den de söylerim, Hadis-i Şerif'ten de söylerim Eğer Yusuf aleyhisselam bu tepkiyi vermeseydi ne olacaktı? Ben Allah'tan korkarım dediği için zeleyaha kaçtı. Ve cennetin arşı azamın gölgesinde gölgeleneceklerden birisi de kimdir? Bir kadın, şuhluğu var, malı var, mülkü var, güzelliği var. Geçenlerde görmüştüm, dinledim ve kardeşlerime misal olarak da hatırımda tuttum. Fakat hicap ediyorum bu gibi misalleri vermeye bir kadın anlatılıyordu. Bir kadın anlatılıyordu. Buna biz, Ey akıl sahipleri ibret alın gözüyle baktın. Bir dünya kadına aşık oluyor, gördüğü zaman bayılıyor.
Böyle bir kadın kendisini arz ettiği zaman o kimsedeki tepki duygusu fıtratta mevcut olan bu hal bulunmasa der mi, inni ahafullah ben Allah'tan korkarım, çekil şuradan diye. Bunu da çok güzel kullanmamız icab eder. Mevlana Halid Efendimiz ben Muhammed Bahaüddin hazretleri dedim ona sıra gelmez uzun sürer. Senin gıybetini etseler dahi hiç kimsenin gıybetini etmeyesin. Hiç kimseyi hakir görme. Nefsini kimseden üstün tutma. Bütün gücünü, kalbi ve bedeni taatlere harca. Niyet ibadetin ruhudur. İhlassız niyetin faidesi yoktur. Sevgili kardeşlerim bunun hepsinin uzun uzun izahı var ama çok önemli gördüğüm için burada bir husus söyleyeceğim. Niyet çok önemli. Mesela abdest alırken, ben üstazı adimizin bir guslüne şahidim. Bunlar edepli, erkanlı göbekle diz kapağı ağrıları değil, ta topuklarına kadar örtülü bir şekilde hareket ederler.
Buyurdu ki üzerine su dökülürken Allah'ım ben dışımı temizliyorum, sen de içimi temizle Ya Rab, ben dışıma gücüm yetiyor, sen de içimi temizle dediğine şahit et. Bak bir gusül abdestinde. Zaten gusül abdestinde başımıza dökerken şehadetle, sağ omzumuza dökerken şehadetle, sol omzumuza dökerken şehadetle yıkanılır. Bu da Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nin güzel bir edebidir. Evrad ve ezkarımızı çekiyoruz. Abdestimizde de bu olur. Evrad ve ezkarımızı çekerken de biz ne yapacağız? Niyetle. Ya Rab sana vasıl olma niyetiyle diyeceğiz. Mesela bizim çok mustarip hallerimiz oluyor. Mesela bunalıyor, daralıyor, sıkıntılanıyor. Böyle evde kedi varsa ona, çocuk varsa çocuğa, kocasına yerine göre acayip haller ve davranışlar zuhur ediyor. Bunun tek sebebi var. Tek sebebi vasılı illallah olamayışımız. Dikkat ederseniz ederseniz sular çok şarıltılı şarıltılı sesli akıp gidiyor.
Ama denize kavuştuğu zaman sesi yok onun. Allah'a kavuşursa insanın gönlü, aşkı ve muhabbeti Mevla ile olursa onda daralma bunalma olmaz. Kim bizim zikrimizden ayrılırsa bunlar için sıkıntılı bunaltılı bir hayat vardır diye buyuruyor. Burayı tamamlamaya çalışayım. Senin gıybetini etseler dahi hiç kimsenin gıybetini yetmeyesin. Hiç kimseyi hakir bölme, nefsini kimseden üstün tutma, Bütün gücünü kalbi ve bedeni itaatlere harca. Niyet ibadetin ruhudur, ihlassız. Niyetin faidesi yoktur. Kalbi, kalbi zikre devam hiç terk etme yolda yürürken bile olsa kalbimizin her an Allah'ımızın yüce kudretini tefekkürle meşgul olması içerisinde devam etmeliyiz. Allahü tealanın güç ve kuvvetine yapış, büyüklerin ruhaniyetlerinden yardım iste, Kuran okumakla meşgul ol, fıkıh ilmine çalış, nafile namazlara devam et, daha uzunca devam ediyor. Cenab-ı Hak cümlemizi şefaatlerine mazhar kılsın.
Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Hadya. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.