Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sıfatı, Halıkı Lemyezel'e nail olan, kavuşan nefsinin bütün kötü arzularını terk edip içinde sulhu temin eden kimselerdir. İçinde sul. Diyeceksiniz ki kavga mı var içimizde? Hiç şüphesiz. Hiç şüphesiz içimizde kavgalar var. Çünkü nefis kötülüğü emrettiği için ruh da Allah'ımızdan bir nefha, bir nefestir. Bunun sulhü gerekir. Bu sebeple bize aman ha az yiyin, az uyuyun, az konuşun ve halveti çokça temin ederler. Bu yolun esasını dört madde halinde izah ederler. Bir, az yemek. Azime-i izah buyururken helal gıda yiyeceğiz ama rızkımızın helal olması. Aman ha helal rızık yiyin. Elinizin emeğini yiyin. Biz mürşid-i kamillerimize baktığımız zaman, bu adap Risalesini okuduğunuzda göreceksiniz, Meşşai Uzamdan bir tanesi ekmeğini kendisi hazırlıyor. Ekmeğini kendisi hazırlıyor. Okuduğunuzda görürsünüz.
Hepimizin elinde var adap bir tanesi. Ekmeğini hazırlıyor. Hamur ediyor. Hamuru fırında pişiriyor. Sonra o kurutmuş olduğu ekmeği un haline getiriyor. Bir torbanın içerisinde açlık galebe çaldığı zaman yiyor. Açlık ne zaman galebe çalar? O zaman yiyor. Size bazı konular hazırladım da hazırladım. Aslında görüşmemiz varsın bu şekilde olsun daha bir değişik tarz olarak düşünüyordum. Şimdi büyüklerimizin hayatını okuduğumuz zaman kendimize düzen ve intizam vermiş oluyoruz. Yoksa yolumuzu bulamayız biz. Şunu adet edinin. Bu dört maddeyi inşallah sıralayacağım. Her gün her gün Evliyaullah'ın hayatından birisini okuyalım. Her gün. Terk etmem bunu. Mesela Sıddıyı Azam'dan başlarsınız. Ondan sonra düşünürüz benim halim, hayatım, durumum Sıddıyı Azam'a ne kadar benziyor? Çünkü bizim yolumuzun önderileri, bizim mürşidi kamillerimiz bunlar. Bunlara halimiz, hayatımız uyuyor mu, uymuyor mu?
Mesela Sıddık-ı Azam dendiği zaman radiyallahu anh onda büyük bir teslimiyet vardır. Büyük bir teslimiyet. Bunda daha ziyade kitaplara baktığımız zaman Sıddık-ı Azam'ın Miraç hadisesini kabulü. Çünkü Miraç hadisesi bu insanın düşüncesinin alamayacağı bir durum. Yahu olur mu böyle bir şey dedikleri husustur. Hatta daha efendimiz aleyhissalatu vesselamın Miraç hadisesini Sıddık-ı Azam radiyallahu anh duymadan önce o kutsi Şerife de gidip geliyor. Müşrikler derhal yakalıyorlar. Derhal yakalıyorlar. Çünkü Miraç hadisesi çok kısa bir anda zuhur etti. Leyle tenvinle ifade edilir. Leyle tenvinle. Bu çok az demek. Gecenin çok az bir kısmında. Şimdi yatağı soğumadan derler. Muhyiddin Arabi Hazretleri kırk dakikadır. Kırk dakika gibi bir müddet bir aylık gucci şerif tekrar dönecek iki ay. İşte sema katları ve Rabbi Zülcelal'imizle konuşmak, görüşmek bu kafir kafaları almadı bunu.
Bu olacak bir iş değil dediler. Sıddıkı Azam'a, Sıddıkı Azam'a bunu okumaya başladılar. Dediler ki ya Sıddık daha efendimizi demiyorlar sana canım. Sen Kutsu Şerif'e gidip geliyorsun. Ne kadarlık yok? İşte bir ayısı diyor. Bir ayda dönüş. Bu dedi bir gecede çok kısa bir zamanda gidilip gelinmesi mümkün mü? O zaman dedi ki ey Mekke kafirleri biliyorum. Bir aydan fazla tutar oraya gidiş. Bu söze öyle seviniyorlar ki akıllı tecrübeli adamın sözü böyle olur diyorlar. Sıddiki azamı elde edebilmek için. Nerede, nerede bir Müslüman var. Efendimizin bu aklı almaz hadisesinde aklı almaz hadisesinde nasıl insanları bunun başından darmadağın ederiz diye fırsat arıyorlar. Dediler ki çok güzel, çok güzel, akıllı, tecrübeli, adamın sözü bu olur.
Gülerek alay ederek Hazreti Ebubekir'in kendi kafalarından olduğuna sevinerek senin efendin Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor diyerek Ebubekir'e sevgi saygı gösterdiler Hazreti Ebubekir, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek adını işitince eğer o söylediyse inandım. Bir anda gidip gelmiştir diye içeri girdi, Kafirler niye uğradıklarını bilemediler. Mesela okuruz Sıddık, Azamı çoktur. Hakkında malumat ne yaparız? Böyle bir teslimiyet Allah'ımızın emrine, Habibinin emrine, ya yellezine amenu ateyullah, Ey iman edenler Allah'a itaat edin ve resul, resulullah'a itaat edin velülüli emriminküm sizden olan ulü'l emir. Artık bu bizim mürşid-i kamillerimize itaatımız noktasında. Her gün okursak çok faydamız olur. İkinci gün açarız Muhammed Kasım Hazretlerini. Ondan sonra Ebul Hasan-ı Harakani devam eder işte. Muhammed Bahaeddin Hazretleri ta günümüze kadar.
Ondan sonra da ne yaparız? Yine büyüklerimizin hayatını diğer Tezkiretü'l Evliya'dan bunu Feridüddin Attar Hazretleri hazırlamış, okunur böyle kendimize çeki düzen veririz demek istiyorum. Biz okulda okurken hocalarımızdan bir tanesi yazı tahtasında bir nokta koydu. Ondan sonra çok milimetrik bir oradan ayrılışı gösterdi. Çok milimetrik bir sapış. Bakın dedi bu uzadıkça uzar. Bu açı dedi genişler. Bu sapma çok az bir sapış gittikçe çoğalır. Bunların çoğalmaması için ayağımızı denk alıp Allah'ımızın emrine Celle Celaluhu, Resulünün emrine büyüklerimizin emrine büyük bir saygıyla devam ederiz. Hayatlarını okuduğumuz zaman görürüz. Memleketimizde bulunan hocalardan bir tanesi burayı teşrif eder. Sami sultanımızla görüşür. Buyururlar ki hoca ben de size Ölü'ül Emre itaat noktasında diyorum Kuran-ı Azimüşşan'da geçer. Size bir emir verdiği zaman o farz gibi gelir değil mi? Evet efendim.
Eğer Hacı Hasan efendimiz bize şöyle yapın derse biz onu farz gibi kabul ederiz. Sanki sabah namazının farziyeti gibi kabul ederiz. Bir şeyden de men itse şunu yapmayın dese ondan da haram gibi kaçarsınız değil mi? Evet, biz de sizi bunun için seviyoruz, dediler. Bunlara dikkat ederiz, riayet ederiz. Birincisi az yemek. Diğer üçü buna bağlı da onun için söylüyorum ve rızkımızın helal olması. Ne yapıyor? Ekmeğini kendi eliyle yapıyor. Hazreti Davut ne güzel bir kuldur elinin emeğini yer diye buyuruluyor ve sonra onu acıktığı zaman yiyor, acıktığı zaman yiyor, acıkmadan yemiyor. Bütün gelişimizde gidişimizde biz büyüklerimizin sohbetinde beş esası her zaman duyduk. Bir duymadık, her defasında duyduk.
Mübarek efendimiz bilmez değil de Allah'ın izniyle daldığı zaman Kuran-ı Azimüşşan'a, Efendimizin mübarek sözlerine ve kendisinin Cenabı Hak gönlüne ilham etmiş olduğu o nurlardan anlatmakla bitmez o, tükenmez ama bunu çok önemli gördükleri için az yemek, helal gıda, ikinci olarak sıralarlardı artık, bunu mükerrem insanda görürsünüz. Kuran-ı Azimüşşan'ı huzurla okumak, manasını düşünerek okumak, En azından namaz surelerinde bile bu huzuru da temin eder kıldığımız namazda. Üçüncü olarak namazımızı huzurla kılmak. Hep bunlar birbirine bağlı. Salihlerle olmak ve geceyi ihya etmek diye anlatırlardı. Şimdi az yendiği zaman ne olacak? Az uyuyacak kişi. Az konuşacağız ve halvet bir andolsun kendimizi şöyle bir kenara çekip insanlardan uzak benim halim nedir? Ben neyim? Büyüklerimiz nasıl yaşıyor? Ben nasıl yaşıyorum? Dikkati de biliyor muyum?
Emri ilahiye benim hayatım efendimiz aleyhisselatu vesselama ne kadar benziyor? Bu yaşantım evimdeki yavrularım acaba zevcem Hazreti Aişe'nin ahlakında mı radiyallahu anha? Kızlarım Hazreti Fatıma'nın edebine uyar mı radiyallahu anha? Yavrularım Hasan'la Hüseyin'e benzerler mi? Gençlerimiz acaba Hazreti Ali'nin ahlakında mı? Büyüklerimizin edebinde mi diye derin derin bir düşüncenin bizi alması gerekir. Az bir müddet de olsa beş on dakika bir yere çekilip tefekküre dalacağız. Bu edeptir. Yolumuzda çok mühim bir edeptir. Bakın, Musa Aleyhisselam'ı görüyorsunuz. Otuz gün, bir on gün daha ilavesiyle münzevi bir hayatı var. Yani şu günümüzde yirmi dört saatin içerisinde münzevi böyle kendimizi sorgulayacağımız bir zamanımızın olması gerek. Yoksa yolumuzu bulmakta güçleniriz. Bunlar hep bizim yollarımızı açar. Burada muvaffakıyetimiz nasıl olacak? Çünkü bize bir hedef gösteriliyor.
Hedef Esselamü'l-vabud Rabbbeke hatta eti ekel yakin. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet edip saatte bulun. Şimdi seyri süluk hususunda derler ki seyri süluk aslında bunun genel tarifi güzel ahlaktır. Kötü ahlakı terk edip güzel ahlak ile memnu olmak, güzel ahlak ile ahlaklanmaktır. Seyr-i sülukün sınırını verirler. Mesela der ki bir kısım kimseler ben seyri süluku tamam, seyri sülük tamamlanmaz bitmez o. Niye derseniz sebebi Allah'ımızı Celle Celaluhu, iki ayet celle var bu hususta. Belki fazla da olabilir. Ve ma kaderullaha hakka kadri. Onlar Cenabı Hakk'ı hakkıyla takdir edemediler. Soruyor ya, Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz, ey Muhammed masum, babandan neler öğrendin? Utanırım Ya Rasulallah. Size karşı babamdan bir nakil yapmaktan çünkü şeyhidir aynı zamanda, haya ederim.
Söyle deyince bütün semalar geçilse, ötelerin ötesine gidilse yine Cenabı Hakk'ı tanıyamazsınız. Zaten esas bu. Yeri gelirse diyeceğim bir problem var bizim kafamızda. Hepimizde var. Kafamız karışık. Diyoruz ki kafam benim meşgul. Ondan sonra aile hayatına bakıyorsunuz, aile hayatımızda sıkıntılar görülüyor. Çocuklarımızın yaşantısında öyle, cemiyette öyle, ticarette öyle, Her nereye adım atsak bir problem var, bir sıkıntı var. Bunu nasıl çözeceğiz diye. Bunun izahını Rabbimiz lütfederse veririm. Çünkü zaman çok kısıtlı. Sadece şunu söyleyeyim. Problemde ne yapıyorsunuz siz? Mesela bir problem var ki çok zor. Bunu çözmeniz lazım. O zaman formülü uygulayacağız. Mesela fizikte üç, kuvvet, enerji. Bunu siz bu bu şeyi kurduğunuz zaman, bu formülü kurduğunuz zaman o problem hallolur gider. Şimdi biz kafamızın karışıklığı, gönlümüzün karışıklığı, bir türlü gönlümüzde mutmain sıfatı yok.
Her şeyde Rabbi Zülcelal'imizi tercih etme durumu. Fahreddin Razi hazretleri, tefsiri kebirinde üçe ayırır insanları. Bir, kafildir diyor. Bunlar ibadet yapmıyor değil ha. İbadet taat yapıyor da ibadetinde kafir diyor. Yok ibadet yapmıyor değil. İbadeti diyor. Mesela onlar yazıklar olsun o namaz kılanlara, namazı gafletle kılan, huzur ve huşu olmayan. Şimdi bu bizde bir problem. Bunu çözeceğiz biz. Bunu halletmemiz lazım. Mutlaka halledeceğiz. Rabbimizin lütfuyla yolu var bunun. Bu formülü uygulayacağız ve çözülecek bu. Rabbimizin lütfuyla, keremiyle, ihsanıyla. Kalbimizde mutmain sıfatı öyle bir hal ki tarif edemem bunu. Yaşanan bir hal. Cennettir. Onun gönlü cennettir. Aynen Rabiyyetü'l Adeviyye annemize döner. Esselamü'l-Adeviyye ve lahmi tayri minma yeştehun ayeti celilesine, Vakıa suresinde bir anda cezbeye kapılarak der ki Ya Rab beni kuş etleriyle oyalama.
Öyle bir cennet var ki içerisinde, ben cemalini zatını istiyorum diye. Öyle bir gönüllerinde cennet olur onların. Tarif edemeyiz. Bunu ifade etmekte çok güçleniriz. Cennet onun yanında nasıl söyleyebilirim? Bunu küçük düşürme gibi olur diye çekiniyorum. Şöyle anlatabilirim Esselam'a ve emma men hafe makama rabbihi cennete an. Rabbimizin azamet-i ilahiyesinden titreyen kimseleri için iki cennet vardır diye buyuruluyor. O cennetin birisini Esad Erbili Hazretleri, katesallahu sırra, cenneti ecile, ibadet ve taatte bulunan rızayı ilahiyi bulanların erişeceği cennet, acile olan bu dünyada kalbi mutmain olan huzura eren kimselerin cennetidir. Bizim derdimiz bu, sıkıntımız bu. İstiyoruz ki gönlümüz cennet olsun bizim. Mesela şimdi sabah kalktık ya, Sahabe soruyor birbirine keyfe asbah da nasıl sabahladın? Keyfe asbah da demesi geceleri hangi tecellilere mazhar oldun?
Bizzat şahit olduğumuz kardeşlerimiz var bizim görüştüğümüz. Sizlerle böyle görüşüyoruz ya, birer birer aynen onun gibi. Görüştüğümüz kardeşlerimizle üns, üns. Bununla uyanıyor. Allah'ımızla dostluk. Bu problemi çözebilirsek efendim, formülü uygulayıp, gönlümüzde bir cennet hayatı kafamız öyle bir açılıyor ki öyle bir üretken oluyorsunuz. Dervişin zaten ismi budur. Devamlı ileriye adım atar. Aklında da ileri, zekasında da ileri, dünyasında da ileri, ahiretinde de ileri, her şeyde ileri. Dikkat ederseniz Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da mümine lütfetmediği hiçbir nimet yoktur. Sadece siz bunu, siz bunu ahiret olarak ele almayın. Dünyasını da ahiret etmiş o. Dünyasını da ahiret etmiş. Cenabı hakk'ın yolunda her şey. Yani dünya şimdi Mevlana'mızın tarifiyle bir deniz gibi düşünelim. Bir deniz gibi düşünelim. Şimdi bunlar o gemide giderken dünya gemisinde ahiret denizine bakmıyor. Neden?
Gemiyi delmiyor da onun için. Onlar gönlünü gönlünü gözünü harama bakarak kulaklarını uygunsuz sözler dinleyerek delmiyor. Onun için derya ne kadar derin olursa gemi o kadar üstünde rahat gidiyor. Yani bu şekilde baktığımız zaman bu şekilde baktığımız zaman dünya ne kadar çok o kimsenin ahirete gönlünü vermiş, Mevla'yı tercih etmiş her halinde Sıddıki Azam gibi radıyallahu anh onlar nedir? Çok rahat gideceklerdir. Çok huzurlu gideceklerdir. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam efendimizin ruh taifelerine ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha'dır. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.