Kalbi Selim ve Kamil Müminlik Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zü'l-Celal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber veriyor. Sofrada çorba olur, türlü olur, olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur. Öyle bir meyve tadacağız ki bunu…
Kalbi Selim ve Kamil Müminlik Yolculuğu ne anlatıyor?
Kalbi Selim ve Kamil Müminlik Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zü'l-Celal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber veriyor. Sofrada çorba olur, türlü olur, olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur. Öyle bir meyve tadacağız ki bunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Görüşmemizi aynen donatılmış mükellef bir sofra olarak kabul edeceğiz. Çünkü Rabbi zü'l-Celal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'ı sofra olarak haber veriyor. Sofrada çorba olur, türlü olur, olur, turşusu olur, hoşaf olur, tatlısı olur, meyvesi olur. Öyle bir meyve tadacağız ki bunu kalbimiz tadacak, onu dilimiz tadar ve o midemize iner. Bu kulağımıza gelir, kulağımızın gönlümüze iner. Bakın şimdi Bismillahirrahmanirrahim kamil mümin nedir? Bütün ızdırabımız da bizim budur. Bir türlü sulh olmayışımız, içimizin, ifadede çok güzel, tekrarlayın çok güzel. Belki bunun manasını çıkaramaz gibi oluyoruz ama okurken anlaşılıyor bakın. Şimdi manava vardık. Manava varınca insan meyvenin çürüğünü almaz. Manava varınca meyvenin çürüğünü almaz. Nesini alır? En güzellerini alır. Bizde kamil müminin işareti neymiş? Hakikati alır.
O zaman hakikati bilmemiz lazım. Hakikat nedir? Hakikat, hakikat, başta şeriat, şeriat, bir şey ne olabilir ki? Mevla'nın dışında her şeyi atacaksın, o zaman her şeyi almış oluyorsun. Rızayı ilahiyi de alıyorsun, cenneti de alıyorsun, cemali ilahiyi de alıyorsun, daha ne olacak? Gönüldeki o zevk, gözdeki, bakıştaki ibret almanın neşesi, biz bunu bir Dağ konuşur, taş konuşur, nebatat konuşur, hayvanat konuşur. Her şey Mevla'yı dillendirir. Bundan iyi tat mı olur? Akıl, hakikate girerse akıl, Mevla'nın azametini tefekküre dalar, celle celal celalühü. Çok uzun geçiyorum. İnsanların elinde olana göz dikmemek. Bunu biz Sure-i Yusuf'da Kuran-ı Kerim olursa isterim. Yakub aleyhisselam ifade ediyor. Biliyorsunuz Yakub aleyhisselamın çekmediği dert ve sıkıntı yok. Ne çekti? Nübüvvet kokan bir evladını kaybetmek kadar zor bir şey olmaz. Dır.
Mesela bu şehitlikte Said idin Nursi hazretleri çok güzel anlatır. Said idin Nursi sultanımız. Buyuruyor ki, şehit şok olur, şok olur ama birinde tecelli eder. Hepsinde olmaz. Bir babanın diyelim dört çocuğu var, beş çocuğu var, eşinde olmaz. Birinde tecelli eder. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek nesli pakinin işaret hepsinde olmaz. Bilinde olur. Şimdi delili de sunayım isterseniz. Abdulmuttalip'in on tane oğlu var. Bakın Hazreti Abdullah da tecelli etti. Hazreti Abdullah'tan nereye geldi? Amine annemize. Amine annemizden zaten nur onun, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde olur. Şimdi bu evladından ayrılmak kadar zor bir şey yok. Bakın ne diyor Esselamle. Ben kederimi, tasamı, her türlü Rabbımızdan başka hiçbir şeye açmam. Sizin bilmediklerinizi ben biliyorum diyor. Neyi biliyor onu da arz etmek istiyorum Allah'ın izniyle.
Aslında Yusuf Aleyhisselam böyle pek uzakta da fakat Yakup Peygamberimiz oğluma hile yapmasınlar diye yerini söylemiyor. Yoksa yakın, çok yakın. Bu da bir peygamberin siyasetidir. Bakın siyaset olarak burada başka husus de söyleyeceğimizi, bu politika değildir. Yusuf Peygamberimizden açtık, hocalarımızdan birisi ışık kenara gitmiş de bu olur. Hoca demiş ki oğlum demiş, ne konuşayım, ne istiyorsun, cemaate neyi arz etsek acaba? Hocam Yusuf peygamber anlat demiş. Öyle bir dalmış ki Yusuf aleyhisselamın, ayet-i celile Yusuf Aleyhisselam'ın kıssasını anlatan Sure-i Celile-i cemile'nin ayetleri yüz on birdir. Her bir ayet tasavvufun bir esasını anlatır. Tasavvufta bir esası anlatır. Çektiğimiz evrad ve ezkar da yüz on birdir. Burada bakın Yusuf Peygamber'i yanında koyabilmek için ne yapıyor. Şimdi Melikin su kabı kayboluyor. Zaten anlaşmalı bu.
Anlaşmalı diyor ki ey Yusuf Aleyhisselam Bünyamin için diyor ki yanında alıkoymak istiyor. Ben diyor senin, senin buğday çuvalayın içerisine bırakacağım. Araştırıyorlar, bakıyorlar Bünyamin'de buluyor. Diyorlar zaten kardeşler bunun hırsızdı diyorlar ve yanında kalıyor. Bu Nebevi bir siyasettir. Mürşid-i kamilimizi anlatmak isterseniz iki hususu vurgulamadan geçmeyin. Bu bütün iki tane mühim özellikleri var. Birisi insan idare etmektir. O çektikleri zahmeti bir görseniz insan idare etmek için. İkincisi de siyasettir. Siyaset öyle arz ettiğim gibi bir politika değil bu. Terimi İbni Abidinin, İbni Abidinin kitaplarında fıkıh kitabımızda geçen bir esastır bu. Siyasete adile ve zalime diye geçer. Çok uzun insan idare etmek. Böyle sizin gibi nezih kimseler üstadımıza geldi. Ayrıda bir odamız var. Onların vazifeleri görüşülecek, mürşidimizin de yorulmaması gerekiyor. Ondan dolayı sıralıyorum.
İşte Silsilei Şerife, istiğfar, Tevhid, Sallatü Vesselam, aradaki dualar, ölüm tefekkür, rabıta'ya geliyorum, üstadımız ele alıyorlar. Şimdi hem de kaydediyor. Kaydederken Mürşid-i Kamilimiz mübarek kaşlarını yukarı kaldırdı. Kalem oynamaz tabi. Sonra ayrıldı o kimse. O bize elli senedir gelen bir kişi. Diyor ki oğlum ben bunları idare ediyorum, bununla alakası yok. Bunları idare ediyorum, bu şekilde yürüyor diyor. İsmi cismi yok bunların. Dedem Rahmetullah Ali hazretleri, Esad Erbili Hazretleri'nden Evrad Ezkar tarifi için müsaade buyuruluyor, daha başka görevler için de. Diyor ki Mustafendi kaç kişiye ders verdin? Dört kişiye. İkisini kabul etti, ikisini etmedik. Kabul olunuşun işareti ne olacak? İki tane işareti var bunun. Birisi ibadet ve saate doyum olmaz. İkincisi, ikincisi takva. Allah'ımızın korkusu gönlünde çoğaldır. Buyurun. Daha kamil müminin işaretini nasıl ifade edeceğiz?
Evet, öyle bir amel işler ki kamil bir mümin öyle bir amel işler, ne ona şeytan muttali olabilir, şeytan girip ne ziya, ne ne ben hiç veremez onu. Şeytan dahının semdinden geçmezler onu. İkinci olarak melek dahi yazamaz onu. Halbuki Hafaza melekleri var sağda solda, onlar da yazamaz. Allah'ımız kaydeder onu. Bunu aslında siz yaşıyorsunuz. Hepiniz yaşıyor. Aldığımız evrad ve ezkarda kalben okuduğumuzda, çünkü melekler iki dudak arasından çıkarı yazıyor. Bunlar hep kaydolunuyor Mevla'mız tarafından. Öyle bir nimete mazhar Elhamdülillah kardeşlerimiz çalıştıkça daha büyük bir nimetler var. Tarife sığmaz. Nedir o tarife sığmayan? Hazreti Sıddık ne orucu ne namazıyla değil kalbi vakariyle bir huzurdur o. 0 mevdayı bulmuştur. O sükuna ermiştir. Bu bir ermiştir. Bu bir olabilse, bu olsa her şey biter. Mevlayı bulanda başka hiçbir deflasa kalmaz. Bunu nasıl biliriz? Bunu nasıl bileceksin?
Bunu bilme şöyle baktığın zaman gönlün ısınır. Böyle bir içinde bir nefret gelmez. Onu devamlı arzularsın, görmek istersin. Evet okuyorum. O kadar güzel ki inşallah bunu el değilse çok güzel bu. Hiçbir zaman haktan gafil değil. Bildiğiniz bir husus. Biliyorsunuz Sultan Süleyman son nefesinde onun nedimi olan Hasan Can, Rabbimizi hatırlama zamanı dediğinde söz bunu ifade ediyor. Hasan diyor Mevla'yı ne zaman unuttuk ki diyor. Hiçbir zaman unutmazlar. Çünkü Allah'ımız Celle celalü bunu biraz uzun nasıl anlasın? Sakın ha olmayınız. Nesullah, Allah'ı unutanlar gibi olmayınız. Zaten unutmam mümkün değil onu ama o unutanlar gibi olmayın ve Allah'ın da kendisini kendisine unutturduğu kimseler gibi olmayın, Onlar kafirlerin ta kendisidir. Mümkün değil Rabbımızı unutması, mümkün değil onlar. Hep Mevla ile. Bu yaşanmayınca ifadeyi verilmiyor.
Çokça arz ettiğim bir hususta söyleyeyim size isterseniz ve bid'at olmadığını da ifade ederler Hızır Aleyhisselam'a, Buhari Guyidvani Hazretleri'ni öğrettiği için bu bir ezazı. Bu farz ve ilimlerdir. Bir tanesini söyleyin. Mesela nazar ber kadem, şöyle güzel güzel. Güzel. Nazar ber kadem bu nefü ispatla alakalı biz o zaman İmam Hatip'te Farsça derslerini görürdük. Hocamız ne Allah'ın izniyle hatırlıyorduk. Neredeyse Farsçayı konuşacak şekle geldik biz. Böyle üretti bize. Sonra kaldırıldı. Bu terimler bize hiç yabancı değil. Çünkü Farsçalı terimler. Yalın ayak diyeyim artık. Okuması yok, gitmesi yok, tahsili yok, kimseleri arzu ederdi. Bu hali yaşayan kimseler bunları bir yaşayabilsek göreceksiniz doyumu mümkün değildir. Buyurulur ya Tatmayan bilmez. Derler. Nedir bu? Hak ile beraber olduğunu kimse bilemez. Bir misal istiyorum. Şimdi böyle geçersek ne anlayacağız?
Şöyle arz etmek istiyorum. Bu geçer. Eserlerde bildirilir. Bunu Sami Efendi Hazretleri de yazmışlar. Adamın birisi Kabe'nin halkasına yapışmış. Çok duydunuz bunu. Gözünden şakır şakır gözyaşları akıyor. Biri de diyor ki Allah Allah diyor adam ne kadar aşık nasıl gözyaşı döküyor. Sonra kalbine nazar edince görüyor ki bir dünyalık arzusuyla ağlıyor. Öyle Allah aşkına değil değil, cindeler. Bir tanesinde görüyor Mina'da, çok karışık bir yer o, çok kalabalık bir yer. Şimdi adamlar öyle bir alışveriş yapıyor ki, sağa sola dönecek gibi değil. Ne kadar dünyaya münhemik böyle bir dünyaya düşmüş, derhal diyor ki beni Kabe'nin halkalarından tutan, ağlayan, dünyalık için sızlayan kimselere mi benzettin? Bizim elimiz dünyada, gönlümüz Mevla'da. Böyle olan kişilerdir. Onların bir anlık seyrini hesap edemeyiz. Şimdi şöyle hesap ederiz. Yürüyerek bizim gitmemiz yok mu? Var.
Bisikletle bisiklet için hususi yolu da var zaten. Motorsiklet belli. Ondan sonra motorlu taşıtlar belli. Bunun yanında uçağı da belli. Füzesi de belli. Bir füzeyle gidenin sürat hızını yaya gidenle beraber ölçebilir misiniz? Bunu der. Anbe anti hak eder o. Hiç bilemezsin onu. Burasını açmak çok zor. Siz onu gelişigüzel bir hareket yapıyormuş gibi görürsünüz ama öyle olmaz. Bir de Şamil amca diye birisi geldi. Develi'nin Fırtın diye bir köyü var. Şimdi orayı kasaba ettiler. Geldi adam yaşlı muhabbetli aynen böyle de üstadımızın önünde masa var, bunun yarısı kadar bir masa. Neden öyle sevgi muhabbeti varsa o masayı harekete geçirdi böyle. Hareket etti masa. Huzurunda da bulunuyoruz. Hareket ettirince buyurdu ki, şu anda ne ile meşgul olduğumu biliyor musun? Öyle söyledi. Sonra da fakiri anlattı. Dedi ki oğlum içlerinden bir tanesinin nefsi çok ayağa kalkmıştı.
Aynen bir yılan gibi gördüm buyurdular. Ona birkaç defa vurdum. Halbuki vurma dediği bir şey oturuyorum. Vurdum, ondan sonra da nefsi ezilince ağlamaya başladı. Bunların işlerine akıl yetmez. Daha anlatır mısın? Çok sürer. Gönüllere bir şüphe girer diye korkarım. Hallerini bizim hesabımız mümkün değil Allah ile nurlanmıştır. Onun muhabbetiyle nurlanmıştır. Burada bir hata görüyorum. Olması lazım. Kalbin Allahu Zülcelal'in aşkıyla nurlanmış böyle. Işık Allah Allah Allah o ışık nedir? O tecelli var ya ilahi tecelli nurdur o. Saniyede altmış defa kamil mümine herkese bu tecelli var. Bak uyanık olmadığımız için bilemiyoruz yoksa var bu tecelli. Onlar erer bu tecelliye. O tecelliyi hali zuhur etsin, şu vücut ortadan kalkar. Nasıl kalkar efendim? Bunu Araf suresinden sizlere arz etmek istiyorum. Nasıl kalktı?
Musa peygamberimiz Cenabı Hak'la kelam edince, tam kelam kılınacak yere geldiği zaman Musa Aleyhisselam, Rabbi zülcelal'imiz onunla konuştu. O dilin konuşması değil işte abi. Bir anlayabilsek Kuran-ı Azimüşşan ne lafızdır, ne kelamdır, ne saftır. Bu aleme indiği zaman kelimeye, harfe, sese bürünmüştür. Şu mevlit yazarımızı dinlediğimiz zaman buyuruyor ya, ne harf, ne kelam, ne savt diye ifade ver. O değil, Ehlullah'ın konuşması, öyle dil ile bilmem filan olmaz, mektupla neyle olmaz. Nereden konuşurlar? Avından konuşurlar. Olmaz. Nereden konuşurlar? Avından konuşurlar. Buralarını gel örtelim biz, geçelim biz konumuza. Allah'ımız da kelam ederken bu kelamı inşallah cennette nail oluruz. Aslında hepimize konuşuyoruz Cenabı Hak. Kuran Azimüşşan okuyan, işte çıkınca dışarı kiminle konuştun Mevla ile dese bunda bir hilaf yoktur buyur. Ya Rab ne olur ben seni göreyim, sana nazar edeyim.
Beni göremezsin. Daha bak. Böyle görürsün. Dağ, Mevlamız tecelli buyurunca dağ diye bir şey kalmadı zaten. Tek geldi öyle. Bu paramparça demek bir kül gibi. Ondan dolayı o tecelli de insanın vücudu kalmaz. Sadece o kalır. Bunu yaşayan insanda öyle bir güzellik olur ki adam sarhoş oluyor, boşuna sarhoş olmuyor. Şimdi bir gün kendini unutanlar var. On gün kendini unutanlar var. On beş gün bir ay kendini unutan insanlar var kullandığı haplarla ilaçlarla. Niye? Kendinden geçmek istiyor. Diyor ki dünyanın taskısından kurtuluyor diyor. O kurtulma değil, daha kendisini helaka ötürü. Bu kurtulma, bu kurtulma ilahi tecellidir ki bizim mürşili kamillerimizden de var. On beş sene tecelli ilahiye mazhar olup kendinden geçmişler. Sami üstadımızın bir halini yakınından dinledim. Dedi ki bize anlattı. Üstadımız dedi on altı gün kendinden geçti dedi.
Korktuk dedi acaba biz yolculuk mu var olacak ama gönül onların Nuh peygamberimiz kadar ömrünün olmasını istiyor. Bir nefes alsa yeter, konuşması da değil. Bir içimizde bulunsa yeter. Allah'ımız muhafaza buyur, onlar hürmetine korur zaten. Şimdi daha sonra diyor kelam etmeye başladı da anladık ki yaşıyor diyor. Geçirirler efendim, bunlar bizi nuralar keder. İlla bayılalım düşelim demiyoruz de, bu zevke inersek dünya işimize de mani değildir bunun. Çok tatlı bir an geçiririz, huzurla dolarız. Herkes birbirine hoş bulduk. Hem kavmin, kamil müminler öyle kişilerdir ki, onlar her şeyde Rabbımızı tercih ederler. Mesela ticareti mi? Ticaretinde haksız yollara gitmez. Der ki, emri ilahi ne ise onu yapacağım der. Onun dışına çıkamam der. Yok işte bir anlık yap ondan sonra da tövbe edersin yapmaz. Mesela düğünüdür.
Düğün mevsimi çok olduğu için, düğün mevsimindeyiz çok şey yapıldığı için söylüyorum. Memleketlerimizde sufi görüntüsünde oluruz da, hepiniz için demiyorum, bir kısmımız işte canım bu ömürde bir olan iş, çal kısıtı olacak, iç kısıtı olacak, şu da olacak, buz da olacak. O zaman Allah'ımızı tercih mi etmiş oluyoruz? Yok canım üstüne bir ombre yaparız, bir hac yaparız sililir girer. Kafa bu. Onlar bu şekilde değildir. Çoluğu çocuğu hususunda da öyle değil. Ailevi hususunda da. İnsanlar ile muameleleri de. Böyle diyor işin oluş şekli budur diyor. Halbuki o oluş şekli Rabbimize uymayan şeklidir. Ama onlar, Allah'ımızın emri onlarda her zaman geçerlidir. Canım bir an gaflete düştük. O bir an gaflette canımız alınsa ne olacak? Ve o huzur-u ilahiye geldiği zaman ne yapacağız biz? Canım geçti, gittik, bir sene olmuş bir iş. Hayır. Devamlı bir dönüş.
Dileriz, affımızı Cenabı Hak'tan talep ederiz ama huzur-u ilahi çok büyük. O zaman da o Rabbimizin emirlerini her şeye tercih edince, Allah'ımız da onu bütün mahlukata tercih eder. Hayvanat da ona ikram eder. Dağı da taş da her şey ona ikramlı olur. Herkesin kalbinde ona karşı bir sevgi meydana gelir. Allah'ımız onu herkese üstün kılar, tercih buyurur. Kamil mümin olarak bizim elde edeceğimiz hususlar, Kamil müminde şu güzel hususiyet olur, münafık da olmaz. Hüsn-ü semtin, ne demek bu? Hüsn-ü sem ve de zarif bir insan, latif bir insan. Biz büyüklerimizde görürdük. Onlar bize seslerini yükseltse dahi bir tat gelirdi, bir zevk gelirdi. Böyle bir tatlı, her şey Mevla için olması hasebiyle her şekliyle güzel. Ne güzel bir şahsiyet, güzel bir kişilik şöyle bakıldığı zaman bu insandır diyebiliyorsunuz. Bu hülasa insan. Bunu bir düğün oldu.
Sami Ramazanoğlu üstadımızın kalpte Sallallahü Sırrı torunlarının çok seçkin bir cemaat geldi. Fakat birbirlerini pek de tanıyamıyorlar. Herkes ayrı ayrı yerlerden gelmiş. Orada gördüğüm şu oldu. Hep geriden üstadımızı gösterdiler. Kimdir, bu kimdir, bu kimdir diye bunu gösterdiler. Eğer kamil mümin olursa bir şahsiyet ki onu gönüller arzu eder, sever onu, kalpler sever. Diyor ki seviyorum benim içime bir sıcaklık yerim, unutamıyorum Ve o kimse dini emirlerde çok ince bir anlayışın sahibidir. Çok derin bir hukukiyet var. Fıkhi konuları da dini mesaili de çok iyi bilir. Onu öyle bilir ki zahiren değil, batınan da bilir. Mesela bir emir, ilahi emir bildirilirken onun hikmetini bilir. Nehyolunursa, bir şeye çirkin deniyorsa, haram deniyorsa onun haramlığındaki sebepleri de bilir. O zaman iman tabii ki yükselir.
Yine o kamil insanlarda, Efendimize dedi ki Ali radiyallahu anh, Ya Rasulallah bize bir emir gelse, bir husus gelse, bir konu arz edilse, bunun yapılacak bir işimi yoksa yasaklanacak bir konumu olduğunu nasıl bileceğiz dedi. Neden anlayacağız? Bunun açıklığını, bunun izahını nasıl bileceğiz? Buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz. Siz siz ilim ehli aynı zamanda ibadet ve taat, müttaki Allah'ımıza yakınlaştırılmış mukarrep kullardan bu işi halledi. Bir mesele. O meseleyi bir türlü çıkaramıyorsunuz. Ne yapalım dedi. Bu meseleyi çıkarmak için gecelerini ihya ediyor, gündüzlerini hep düzgün geçiriyor, insanlara olan şefkati, merhameti, hakkı tavsiye etmesi göstermesiyle, seçkin kimselere müracaat edin buyurdu. Gerçek alimler de onlardır dinliyor Bilir misiniz insanların en iyi malumat sahibi kimdir? Bizde de Allah ve resulü bilir.
En bilgili, en malumat olan kişiyi deyince, buyurdular ki İnsanlar çeşitli değişik düşüncelere daldığı zaman, hakkı gören kimselerdir buyuruyor. Demek ki ne kadar büyük hususiyeti var. Efendim bunu nasıl göreceğiz, bunların özellikleri bitmez. Bizim evradımız ezkarımız var mı? Onu çok güzel çekeceğiz. Zaten üç aylarına girdik. Bin de tevhidimiz var. Yalnız ilaveler çok. Aman ha şu ilaveler yapmayın. Bu bid'attir. Siteyi açtım. Bu yedulya. Baktım çeşit çeşit dualar. Derhal ifade ettim zaten. Anında kaldırttım. Bu nedir ben? Bu nereden çıkmış? Bu dualar nereden çıkmış? Sami Ramazanoğlu Üstadımızın kitabında ne yazıyorsa ona uyan. Bir gün zikir yapıyoruz, biraz zikri çeşitlendirdik. Orada da üstadımızın sevgili evlatlarından Hasan hocamız var. Zikir bitti. Dedi ki efendim dedi zikir güzel oldu da evliyaullah'ın koymuş olduğu esas var ya en tatlı su geldi dedi bunun dışına çıkmayalım.
Biraz zikir çeşitlendirildi. Ya Rahman, ya Rahim, ya Vavbar, çıkmayın. Hiç duymadım ben. Orada yazıyor La ilahe illallah bin Tevhid okuyacağız, sonunda bir Muhammed olsun, bir de Evet çok güzel ama onun okunduğu yerler var nefis var da okunur Size bir kimse anlatayım. Bir hoca yerini yurdun demem. Allah gıybetten cümlemizi muhafaza buyursun bir hoca. Bu zikir yaptırıyor. La mevcude illallah, La mabude illallah çok güzel. Üstadımız bizimle haber gönderdi. O kadar da zor oluyor ki koskoca bir hoca. Oğlum dedi söyle buna, hali neyi buna muvafık değil dedi. O diyecek bir halde değil. Durumu öyle değil dedi. Kafada neler var, gönülde ne düşünceler var bu düşüncelerle işte Allah'tan başka hiçbir şey yok söyleyemez dedi. Kalp karışık, gönül karışık, hoca değil de ne olursa dedi var hakikaten. Dedim kendisine üstadımız böyle Derhal itaat etti zaten. Tamam dedi.
Çünkü bunu diyebilmek için murakabei ehadiyet ister. Diyeceksek, diyeceksek bunun sınıfları var. Her şeyi yerli yerinde çok tatlı olur. Adaletin bir tarifini gördüm, çok güzel. Adalet bir şeyi ne olursa olsun kendi yerine vaz etmektir diyor. Yani gözü göz yerinde kullanılır. Göz kulak yerinde olmaz, kulak gözün yerinde olmaz. Uzatırsınız artık, bunu genişletirsiniz diyor. Velhasıl bize üstadlarımızın dediği neyse o. Geri yalnız sıkıntı veriyor zaten. Anca kardeşlerimiz vazifesini yetiştirebiliyor. Ondan diyoruz aman arabada derviş olun, arabada derviş olmuyor, niye olmasın? Mesela bir giderken yolun hakkına riayet etmek dervişliğin gereğidir. Eğer kırmızı ışık yanmışsa bakalım burada kontrolüne de yok geçebiliriz deyip dalıp gitmekteyim, durmak dervişliğin iktizasıdır.
Bir başkasının hakkını da korumak, bir park yaparken dahi, arabayı park ederken dahi, yine bir başkasını zorlamamak çıkışında, girişinde bu bir dervişliğin icabıdır. Sadece bizim yapmış olduğumuz evradlı ezkarda değildir. Mesela Ahzab Suresi'nin hesabına Cenabı Hak bir kısım insanlara diyor azap edecek. Diyecek ki Ya Rab annemle babama azap et. Onlar bana hakkı göstermediler. Bana bildirmediler. Bu şikayeti yapan çok kardeşlerimiz var. Ben diyor yıllar evveli Ehlullahın elinden tutar, şu arz edilen meseleleri görür ve zevkine nail olurdum demediler. Yani bana bir anlatmadı diyor. Ne olacak? Bu zevki bir başkasına da duyurmaya çalışacağız. Zaten gerçek mümin-i kamil de derviş de olmanın işareti insanları hak yola kılavuzlamaktır. Vel'Asır suresi Sahabei Kiram, buyuruluyor işte Akif'in safahatında da geçer ya Rahmetullah Ali, onlar karşılaştığında, ayrıldığında Vel'Asrı okurlardı.
Kardeşlerimiz de öyle oluyor. Ayrılacağız bir Kuran-ı Azimüşşan okunsun dindi mi vel'asri okuyorlar ekseniyetle. Orada ne yapıyor? Haklı göstermeyi. Hep birbirimize haklı göstermek. Şimdi biraz çekindiğimiz aynen sizin gibi mevsim sıcak bir mevsime giriyoruz. Girerken aman ha yanlışlık yapmayalım. Biz bunu kardeşlerimize piknikte dervişlik diye de anlattı. Nedir? Oraya biz yiyecekler içecekler götürüyoruz. Götürdüğümüzde çok da artıyor. Bir bardak suyu dahi içerken, şu bir bardak suyu içerken biz, işte bu bana yetti deyip bırakıp dökmek bu israftır. Yemeklerimiz de öyle. Bir ara biz buraya geldik. Yani ne kadar içecekse o kadarı dolduracağız. Yemek kabımız bu çok önemli bir husustur. Eğer Sami sultanımız kutbul aktab olduysa bu sebep olmuştur. Dinimizdeki inceliklere riayet ettiği için onlar büyük insan oldular. Bu kadarı da bizde yok bunu demediler. Azami dikkat ettiler.
Mesela babasının çalışmış olduğu iş yerinde, iltihalinden sonra iki ay çalışıyor. Niye? Bir hak hukuk vardır diye bir misafir var, arz ediyorum. Binlerce var. Buraya gelmiştik bir sufi kimse. Onun evinde misafir olundu. Yemek kaplarını böyle hep elleriyle, nineleriyle son kalan kısmını temizliyorlar. Öyle bir mürşidi Kamilimizin hoşuna gitti. Ekmeğin ufaklarını topluyorlar. Bunlar çok mühim ama yoksa israf. Nasıl kurtulacağız bu israftan? Kendimizi tembelliğe atmadan, kimin verdiğini düşünerek yersek israf etmemiş olur. Bu nimet bize Rabbimiz tarafından ihsan olunmuştur. O da kulluk görevimizi en güzel şekilde yerine getirmek için israf, gözün bakması israf, boş yere bakarsak kulağımızın duyması israf. Neden? Boş sözler dinliyoruz, ondan oluyor. Buralara inşallah iyi sarılırız. Buna sarılmamız, kalbimizin aldığımız Evrad ve Ezkar var ya zaten buradan yürümüştük.
Onu bize üstü az, ne diyorsa, bazen hatma, hal çekenlara da bakıyor. Bazı ilaveler görüyor. Şehyüdü'l-istihfak katıyor başka. Ya biz bunu o zaman bir ilmihal yazsınlar bize, bir sufi ilmihali yazsın, biz onu okuyalım. Okumam onu da. Üstadımızın yazdığını okurum. Ha bu ayrı bir yol değil, bu takip edilen bir esas var. Onlar bize bir yol gösterir Mürşid-i Kamilimiz değişik. Yolları müstesna, onlar bizim için çok müstesna bir değerdir. Onların Resulullah'la bir değerdir. Onların Resulullah'la bir iştiraki var sadece. Bir müşaveresi var, bir konuşması var Resulullah'ın, sallallahu aleyhi ve sellem. Bunlar gecesini boş geçirmez. Bir cuma gününden sonra Resulullah'la musafası olur onların Salli Allahu Aleyhi Vessellem. Bir derviş bunu yapması lazım. Bir cuma namazını kıldıktan sonra Rasulullah ile musafaha eder Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İnşallah bunlara erişmeye çalışırız.
Bu diyetlere düşelim. Diyorum ya pikniklerde ne dedi, ne yaparız? Artanları paket, yoksul veya orada çöp kutusuna birden indirilmez. Orayı temiz tutmaya çalışırız. Ondan sonra yine bilecekleri ne yaparız? Bir paketleriz. Bir fakire, bilmem ne vermek suretiyle israf gitmemiş oluruz. Çünkü onların binde birine yetişemeyen çok insanlar var. Bak zekat hususunda zekatımızı öyle çarçur etmeyelim. Öyle kimseler var ki Elhamdülillah memleketimizde biraz rahatlık görünüyor. Allah'ımıza şükürler olsun. Ama bunun dışında çok sıkıntılı kimseler var. Kardeşlerimiz biliyorlar. Ondan dolayı zekatımızı İnşallah oraya buraya deyin, biz sizin zekatlarınıza da talibiz. Öyle fakirlerimiz, öyle yoksullarımız var ki, inşallah onlara ulaştırabilmek için, senelerce yıkanamayan insanlar var. Su bulamadığı için yiyecek içecek yok. Diyorum ya Allah'ımıza hamdolsun memleketimizde biraz rahatlık var.
Sonsuz şükürler olsun. Allah'ımız sıkıntıya düşürmesin. Bütün insanlığımıza kurtuluş ihsan buyursun. Amin. Az bir yer bunu da okuyayım size. İbni Abbas radiyallahu merhamet eyle. Dedik ve sünneti Benim benim sözlerimi, mübarek sözlerimi ve koymuş olduğum esasları, onları tamamen müşahede edip, görüp, yaşayıp, insanlara yaşatanlardır. Hayırlı kimseler bunlar. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Amin amin. Zaten Kuran-ı Azimüşşan'da da bu ümmet, insanlığın faydasına çıkarılan hayırlı ümmet diye buyruluyor. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.
Kaynak: Genel
Kalbi Selim ve Kamil Müminlik Yolculuğu | Mihmandar