Kader ve Rıza: Sabır ve İtikadın Gücü kaydında Elhamdülillahi vahde. Buyuruyorlar ki kader sırrına inanan keder etmez. Çünkü her şeyin Allah'ın takdiriyle olacağını bildiği için keder etmez. Burada bizim havuz var. Mahallenin orta kısmında bir cuma günü imam hatip okulu yapılıyor burada. Oraya yardım için efendimiz hazretlerine vaaz vermesini söylerler. Kendileri vaaz eder. O zamanki…
Elhamdülillahi vahde. Buyuruyorlar ki kader sırrına inanan keder etmez. Çünkü her şeyin Allah'ın takdiriyle olacağını bildiği için keder etmez. Burada bizim havuz var. Mahallenin orta kısmında bir cuma günü imam hatip okulu yapılıyor burada. Oraya yardım için efendimiz hazretlerine vaaz vermesini söylerler. Kendileri vaaz eder. O zamanki vasıta cip. Jeeple gelirler. Yalnız o ki cipi kullanan kimse frene basacağı yerde gaza basar. Gaza basınca havuza düşülür. Ve biiznillahi teala su dolu olsa da tehlike, hiç olmasa da tehlike. Şöyle bir metre kadarine su biiznillahi teala sıhhatle, afiyetle çıkarlar. Bunu duyan doktor üstadü aliğimizde tansiyon olduğu için böyle bir heyecanlı, vakada ne de daha da yükselir. Herhalde demiş hayatı son bulabilir. Gelmiş tansiyonünü üşmüşler. Hep normal çıkıyor kendisi de daha evvel düştüğü için. Normal normal normal. Sonra kendi kendine taaccüb etmiş.
Demiş ki hocam hiç üzülmediniz mi? Deyince aynen burada geçtiği üzere buyurmuşlar ki Allah'tan gelen celle celalühü ne olursa biz ona rıza gösteririz. Bu tabii iş başa geldiği zaman söylenecek söz aleyhissalatu vesselam efendimiz buyuruyor. Şimdi kaza ve kadere rıza sabır hali diyelim ki babası ithal etmiş. Beş sene geçmiş. On sene geçmiş. Diyor ki ben sabırlıyım. Zaten üstü soğumuşum. O ilk anda bir tanesiydi bize şunu anlattı. Dedi ki benim dedi çok sevdiğim bir amcam vardı. Anlattı bize. Çok dedi seviyordum dedi. Babam gibi bana kıymetliydi. O da dedi bizi severdi. İltihalini duydum. Ağzımdan dedi ilk çıkan söz şu oldu. Emri hak vaki oldu. Yani Allah'ın belli bir zamana kadar takdir buyurmuş olduğu zaman tamamlandı. Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri, ne bir adım da geri attırır. Artık buna canı gönülden de inandığı için bu aynı zamanda bir halde ister.
Hal değil bir makamın gereğidir. Hal şu. Bazen insan duygulanır. Mübarek geceler olur. Çok duygulanır veya başka bir zamanlarda bir sohbetin tesiriyle olur Kuran azim müşan okur evrad ve ezkarından sonra gönlüne çok güzel duygular ve düşünceler gelir Şunu yapacağım, bunu edeceğim. Hep hayırlı işler. Ama bir müddet sonra tam tersi olur. Bu geçici. Hal, geçici. Makam olduğu zaman o geçmez. Mesela biz halvette kaldığımızda yalnız kaldığımızda ne yaparız? Kötülüklerden uzak olmuş oluruz. Kendi iç alemimize daha çok döneriz. Ama insanların içerisine karıştığımız zaman duyduğumuz sözler, gördüğümüz hal ahval artık ne görüyorsak, ne duyuyorsak onlar bizi değiştirebilir ama onlarda değişme olmaz. İnsanların içine de karışsa, onlarla konuşsa görüşse artık bu kendisinde makam haline gelir. Onu hiçbir şey biiznillahi teala bozamaz. Tabii kader önemli.
Her şeyin yok olduğunu, görünen her şeyde hak olduğunu bilen tasalanmaz. Ne kadar güzel söz söylemiş. Mübarek Allah'ın dostu, zamanın kutbu her şeyin yok olduğunu yok olacak zaten. Her şeyin yok olduğunu bilirsek ne olur? Böyle sımsıkı sarılmayız. Aynen bir çocuğun babasının evinde şu benim malım, şu benim mülküm demesi gibi olur. Halbuki babasına ait. Her şey. Allah'u Zülcelal'e ait ve biteceğini de biliyor. Çünkü anasını görüyor, babasını görüyor, kardeşini görüyor, evladını görüyor, etrafını görüyor. Onların hep ahirete göçtüklerini görünce ne yapıyor? Artık tam bir Cenabıhakk'a teslimiyet hali meydana geliyor. Şimdi her şeyin yok olduğunu, çünkü Cenabı hak kitabı azizinde de buyuruyor ya, Dünya ve onun içindekiler bitecektir. Bunun şimdi bizde nazaridir bu. Bunu bir diğerlerine kıyas ederiz. Bizde hep bunlar nazari, nazari. Nazari ne demek? Şu suyu verirseniz.
Kader ve Rıza: Sabır ve İtikadın Gücü ne anlatıyor?
Kader ve Rıza: Sabır ve İtikadın Gücü kaydında Elhamdülillahi vahde. Buyuruyorlar ki kader sırrına inanan keder etmez. Çünkü her şeyin Allah'ın takdiriyle olacağını bildiği için keder etmez. Burada bizim havuz var. Mahallenin orta kısmında bir cuma günü imam hatip okulu yapılıyor burada. Oraya yardım için efendimiz hazretlerine vaaz vermesini söylerler. Kendileri vaaz eder. O zamanki…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Nazari Şimdi bardağa bakıyoruz biz. Ne diyoruz? Bunun içerisinde su var diyoruz. Bu nazaridir. Ama içtiğimiz zaman şuhudi olur. Şimdi bunların bizde tam gerçekleşmesi gerekiyor. Yani dünyanın yok olacağı şuuru gönlümüze tam yerleşecek. Her şey gönülden geçiyor ya. Böyle olduğu zaman zaten insanı kamil olmanın İmanın taklitten tahkike geçmesi de budur. İbadetin ihlas olmazsa da bu, ihsan olmazsa da bu, takva olmazsa da bu. Ahlakın ahlakı Muhammediye olmazsa da bu. Nasıl olur? Rabıta yapa yapa yapa yapa yapa yapa ne yapar? Kendisinde ruhani bir güzellik meydana gelir. Yine bir hadise Üstad zalimiz bir yerde bulunuyorlar. Bir apartmanın altında da namaz kılmıyor. Bazı böyle apartmanlar var. Namaz kılmıyor. Oraya için tahsis edilmiş. Böyle namazlarını kılmışlar. Evrad ve Ezkarine başlamışlar. Diyor ki kardeşimiz ben diyor zikrullaha doyamadım. Rabıta yapıyorum. Bayağı yapmışım diyor.
Artık kaptırmışım. Tabii haz ve lezzetini alınca bu bal da değil, börek de değil. Ondan usanır ama insan ruhani gıdadan usanmaz. Artık lezzetini almış onun. Almazsa yapamaz onu. E dizi uyuşur. Ondan sonra aklına şu iş gelir. Bu iş gelir. Aman ha bunu tamamlayayım da benim dükkanımdır var. Bakkalım vardır. Şu işlerim var. Bu işlerim hep bu gönle gelir. Ama tam hakiki bir şekilde sarılır. Hazzını ve lezzetini de gönül olarak duymaya başlarsa doyamaz. Bak içimizde oturanlar var tanıyorum. Mesela oturduğu zaman uyumuyor. Üç saat, üç saat uykuyla uyanıklık arası devam ediyor. Az da olsa Cenabı hakk'ın lütfettiği böyle kimselerde mevcut. Her hali böyle bir zikrullah'la geçiyor. Her hali zikrullah'la geçiyor. Ben diyor bir hayli durdum. Bir saati de geçti. Derhal üstadımız buyuruyorlar ki sizin evlat ve ezkar okuyuşunuz rabıta demlenmenize ne kadar sevindim diye.
Bunu Üstadımız hazretleri demlenme olarak anlatırlardı. Şimdi çay yapılıyor ya. Bizim gibi insanlar nasıl anlayacak? Tamam. Şimdi biz kaynayan suyun üzerine demir koyduk ya. Demliği koyduk. Çay da attık üstüne suyu. Bu hemen bardağa aktarılacak olsa ne olur? Bizim tabirlere göre çiğ gibi olur. Böyle bir çiğ gibi olur. Tadını vermez. Bir ot kokusu gibi olur. Ama en az şöyle bir on beş dakika kadar ne bir kaşık hiçbir şey değmeden kendi kendine çökecek olursa ne olur? Tadı başka olur. Bundan misal veriyor. Buyuruyorlar ki bir kere rabıta da demleneceksiniz. Rabıta da demlenen kafasında havatır diye bir şey kalmaz, yer su düşünce. Dili dili hayır söyler, şerre gitmez. O demlenen insanların gözü harama da bakmaz. Her şeyiyle düzgün olur ve bir ağırlık başlar. Şimdi kalbindeki duymuş olduğu haz ve lezzet kendisini ağırlaştırır. Öyle hafif tabiatlı olmaz. Ağır olur.
Böyle oturduğu zaman mesela bir camiye geldik diyelim. Veya bir meclisteyiz. Ellerini iki dizinin üzerine koy. Başın böyle bir eğiktir. Kalbine doğru huzur içerisinde. Bir ona, bir buna. Bunlar hafif işler. Böyle huzur içerisinde. Bu tabii eski ihvanlarımız kalmadı. Kalmadı. Biz de onları örnek alamadık. Mesela onlardan bir tanesini diyeyim. Böyle eller dizlerinde bir rahatsızlık olmamak şartıyla dizlerinin üzerine devamlı huzur içerisinde, huzur içerisinde bir gün şey Mustafa efendimizin huzurunda şu dirseğini, dirseğini böyle evlatlarımdan bir nas olduysa pencereye koymuş. Böyle cezbede bir kimseymiş. Bir feryat etmiş. Demişler ki bir hatam oldu. Bakın demiş. Üstadımızın huzurunda kusur şekline bakın. Çok dikkatli der. Bunu Meryem validemiz, Rahmetullah Aliha hakiki annemiz anlatırdı bize. Gerçek annemiz anlatırdı bunu. Bizim yaylalarımızda bu alaca değiliz ama çoğunuz bilmeyecektir.
Bezden olan değil de hasır parçalarından onlardan meydana gelen bir istirahat yeri diyelim artık. Şimdi bir tarafı yedi kişi alıyor. Kaç yaşında yedi kişi alıyor. Akşamdan sonra İhvan oturuyor. Yalnız o zaman da ne televizyon var, ne gözünü kirletecek, ne kulağını kirletecek, ne kalbini karıştıracak. Hiçbir şey yok. Dertleri, elleri dünya işlerinde rızkın helalinden olsun diye çalışıyor, çabalıyor, gayret gösteriyor. Bütün Zikullah'ta, evrad ve ezkarlarını soruyorlar. Üstadımızın dediği gibi hafta geçmez, tekrar gelir, görüşür. Letaif dersine alışır diye. Güzel ifade ediyorlar. Bir hafta geçer de dersini sormazsa o cezalandırırmış. O kadar. Vetaiflerini geçiyorlar. Zikrullah'a geçiyorlar. Hayvaniyetten insaniyete dönüyorlar. Hayvaniyetten insaniyete dönüyorlar. Böyle bir zamanda böyle oturuyorlar. Yayla bu. Orada elleri dizlerinin üzerinde istiğfar okunuyor tabii.
Ondan sonra tevhide geçiliyor. Okurken la ilahe illallah, la ilahe illallah dizlerine vurmaya başlıyorlar. Yani temiz de olunca gönül, temiz olunca artık tefsirleniyor. Kir yol. Biiznillahi Teala. Bu böyle olur. Bir arkadaşımızdı bunları duyunca dedi ki biz kendimizi yoğun bakma almamız gerekirdi. Uyandı mı? İzn-i Ayetale. Dedi ki bu iş böyle olmayacak. Biz dedi dersliyim diyemin yanına bile vardığımız zaman acayip konuşuyor. Ne bir Allah'ımızdan bahis var, ne resulünden bahis var, ne meşayi izamdan hep boş kelimeler, boş sözler ben dedi bıktım dedi. Bunlardan da ben uzaklaşıyorum dedi. Sonra kendisini gerçekten sıkı bir denetime aldı. Böyle başladı letaifleri zikretmeye. Hep bizi böyle mahrum eden bunlar. Hususi tefsirlerde o Bahrul Medid diye bir tefsir bunu şimdi Türkçesini de çıkarmışlar. Orada kalbin muhafazası huzurunda bu hakkında huzur nasıl temin edilir birkaç madde saymış.
Birisi diyor ki, Rabbımızın azamet-i ilahiyesini bilecek. İkincisi de diyor azalarını koruyacak diyor. Azalarını koruyacak. İşte beyin dedik ya, gerisi düşünce olmayacak. Kalbinde Rabbımızın muhabbetinin yerleşmesi vesaire. Korur da diyor emri ilahiyeyi de bilir uygulamaya başlarsa kendisini kötülüklerden uzaklaştırırsa o zaman diyor bu güzelliğe gelişmeye başlar. Yani hiçbir şey bedava olmuyor. Her şey bir bedelin karşılığı olarak oluyor. Adap risalesini okuyorsak orada geçer. Belini kıracak kadar eza görünmedikçe velayete inemez diyor. Biliyorsunuz Musa Aleyhisselam bir kimseye denk geliyor. Büyüklerden de bizzatmış. Böyle Tur Dağı'nda Cenabı hak ile mükaleme kıldıktan sonra tekrar dönüyor. O veliye bakıyor ki nasıl olduysa bir kurt mu saldırmış, ne yapmış? Sadece bir kemikleri kalmış. Rabbımızla konuşabilme kudreti de olduğu için sormuş. Ya Rabbi bunun sebebi nedir?
Bu senin veli bir kulundu. Senin dostun. Neden böyle oldu? Rabbimiz buyurmuş ki, o benden öyle bir makam istedi ki kendi çalışmasıyla elde edemezdi. Ancak bir eza ile ilişmesi sebebiyle bu hal zuhur etti demiş. İşte bildiğiniz hadiseler, Rabiatü'l Adeviyye annemizin işte oruç tutma hadisesi var. İşte birinci gün fakir geliyor. Yetim geliyor. Öksüz geliyor. Yoksul geliyor. İftarını açacağı zaman işte Allah için anneciğim bir yiyecek verin diyor. İftarlığını veriyor. Tabii su ile iftar etmiş. Sonunda da ona da bir mecali kalmamış. Demiş bir desteden su içeyim. Fakat elleri neyde titremeye başlamış. Böyle oruçta tuttuğu için günlerce de aç sayılır. O titremesiyle destli devrilmiş. Ondan sonra demiş şu ışığı olsun yakayım. Aydınlanayım. Ona da muvaffak bulamamış. Ama gönlünde bambaşka bir incelik hasıl olmuş. Ve dilinden bu kendiliğinden olmaz. Kendiliği böyle zorlamayla olmaz.
Rabbımızdan gelen bir nida ile söyler onu. Diyor ki, ya Rab sevdiklerine hep böyle mi yaparsın? Evet ya Rabia. Sevdiklerimize hep böyle yaparız diye. Yani onların hiçbir rahat halleri olmaz. Çünkü aleyhisselatu vesselam efendimiz diyelim ki konaklarda yaşıyor deseniz bile o kabrin içerisindedir. O konak gözüne görünmez onun. O dünyanın rahatlığıymış. Binmen falanmış. Hiç görün gözüne görünmez. O Allah'ımıza gözünü dikmiş. Allah'ın yanındaki nimetlere gözünü dikmiş. Habibullah'taki bereketlere göz dikmiş sallallahu aleyhi ve sellem. Evliyaullah'ın erdiği esrarın içerisinde. Onun böyle. Dünyayla ne alakası var? Zahirendir o. Ve bize onlar iç hallerini de göstermez. Dış hallerini de göstermez. Şimdi bu mevzu çok geniş gidecek. Ve bu bizim de anlamamızın bizim gibi insanların sizi demiyorum, zor alacaktır. Çünkü bizim şu beynimiz onu almaz. Onu tartamayız.
Onların o cilveli halleri öyle çözülecek gibi değil, gösterilemez. Efendim her şeyin yok olduğunu, yok olduğunu, görünen görünen her şeyde hak olduğunu olduğunu bilen taslanmaz. Ne demek görünen her şeyde hak olduğunu? Her eşyada demek ki Rabbimizin ilahi nimetlerini görüyor. Bu Niyazi Mısri'nin de sözleri var. Niyazi Mısri'nin de. Eşyada Rabbi Zülcelal'imizi görmek hakkında. Demek ki bunlar bunlar eşyaya baktığı zaman bir olan Mevla'yı buluyor. Her şeyde teke eriyor. Şu içimizdeki sıkıntıdan da her türlü dertten de kurtulmamızın tek yolu budur. Her şeyde biri bulabilmek. Efendim nedir aç. Şu beynimizi açtığımız zaman ortaya çıkar. Şimdi sıkıntılar insan geçirir. O benim Rabbimden der. Beni deniyor der. Mevla'yı bulur. Nimete kavuşur. Aynen Kuran-ı Kerim'de geçtiği üzere işte Süleyman Aleyhisselam'ın sözü teke erimek budur. Nedir o? Nasıl erimiş bunlar teke?
Tek olan Mevla'ya tek bulayım Mevla'm seni diyor ya. Tek bulayım Mevla'm seni. Budur işte. Bakın ne diyor? Süleyman Aleyhisselam nimetlere mazhar oluyor. Belkıs'ın tahtı geliyor. Allah'ım beni diyor deniyor şükür mü ineceğim yoksa ben nankörlükten mi bulunacağım? Bak her şeyi Mevla'ya veriyor. Her şeyi Mevla'ya veriyor. Bir çocuğunu, bir çocuğunu kucaklasa dahi bile veriyor. Diğerini demiyor. Dünyayı kucaklasa Mevla'ya veriyor. Anlaşılmazını biliyorum. Bizim gibi siz anlarsınız da biz anlayamadık. Tek bulayım Mevla'm seni. İnşallah düşünürüz. Rabıtaamızda düşünürüz. Zikrimizde düşünürüz. Ehlullah'ın hayatını okuruz. Oralarda buluruz bunu. Her şey ona gider. Aslında daha bir ileriye gitsek eşya diye bir şey yok. Onun için şu beynimizin alması biraz zorlar bunu, zorlanırız. Yok eşyada hiçbir şey, yok kainatta. Varoluşu köl feyekun. Ol deyince her şey oluyor aslında.
Efendim biz burayı bu şekilde geçelim. Gerçek dervişlik bütün varlığıyla sıratı müstakim üzere yürümektir. Gerçek dervişlik bütün varlığıyla sıratı müstakim üzere yürümektir. İnsanın tabi bir şeyi anlattığı zaman gönlünde de bazı takılmalar oluyor. Mesela Bayezid-i Bistami, ilimde de öncü, irfanda da öncü, hakikatte de öncü müstesna bir Allah'ın dostudur. On iki sene Ebu'l Hasani Harakani Hazretleri kabrinde tefsir okumuştur. Öyle bir Allah'ın dostu. Niye bu zatı memleketinden çıkardılar? Beş defa çıkardılar. Artık diyor söylediği söz avam kursağına sığmaz oldu, anlayamaz oldular. Beyin perdeleri çatlamaya başladı. Bu nasıl olur? Mümkün mü? Demeye başladılar da ondan diyor. Bak Zünnun-i Mısri Hazretleri'ne demekten hicap ederiz küfür yaftasını vurdu bu insanlar. Zünnun-i Mısri Hazretleri'ne Allah'ın büyük velisi. İnşallah biz gayret gösterelim.
O kardeşimizin ben kendimi diyor yoğun bakıma aldım. Yoğun bakım dediği bizim dünya işimiz ne kalmayacak. Hepsini göreceğiz. Belki o işlerimizi biz niyetimiz hadis olarak yaptığımız zaman İmam Rabbani Hazretleri'nin buyurduğu gibi zikri daim olacak. Hiçbir şeyde bozulma yok. Zannediyoruz ki biz kendimizi tamamen insanlardan, dünyadan soyutlayacağız. Mümkün değil. İki cihan güneşinin hayatı malum dünyanın içerisinde Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Efendimizi her şeyde örnek gösterebilirsiniz. Bak ordu komutandır aynı zamanda. Kendisi ordu komutanı olduğu gibi asker de. Bir devlet reisidir. Halktan birisidir. Aile reisidir. Muallimdir. Öğrencidir. Her şeyde zengindir, fakirdir ama Allah'ın Rasuludür. Bir an Rabbımızdan gafil olmamıştır. Onu takip eden hak dostlarının da hali budur. Onun için kafayı iyi toplayalım.
Bizim Mevla-yı Zülcelal'e dönüş işte biz Hace Ubeydullah'ın Ahrar Hazretleri'nden anlattıkça onlar dünyayı elinin tersiyle itmiş, öyle kavuşmuş değil. Şu dünyanın içerisinde bulmuşlar onu. Hatta en güzel nimete insanlar ile münasebetinde beşeri olan münasebetlerinde insanları memnun etmekle, mesrur etmekle, gönüllerini almakla, sıkıntılarını kaldırmak ve ona katlanmak suretiyle hep öyle devam etmiş. Yani halktan uzak değiller. Halkın içerisindeler. Mesela Beytullah'ta bir tanesi böyle tutmuş Beytullah'ın halkasından böyle şakır şakır gözyaşı döküyor. Birisi demiş ki ya bu nasıl böyle ağlıyor? Biz ağlayamıyoruz. Böyle gönül elinde bir kimseymiş. Kalbine nazar etmiş. Meğer memleketinde bir tarla varmış. O tarlayı nasıl elde ederim diye ona. Ondan sonra bakmış Mina'da alışveriş çok fazla. Bir tanesinin böyle nefes alacak durumu yok.
Bütün alışverişte demiş dünyaya ne kadar düşkün bir kimse, Ehlullah'tan da olduğu için gönlü de açıkmış, ona da nazar etmiş. O zaten o nazarından evvel demiş, beni demiş Beytullah'ın halkasına dünyalık için yapışıp da ağlayanı mı zannettin? Biz eli karda, gönlü yarda olan kimseleriz. Elimiz dünya işiyle ama kalbimiz bir an bile Allah'tan gafil değildir. Açın bir aşk ile. Kelimesiyle cümlemize hüsnü hatimler eyle. Tevfikına refik eyle. Amin. Gerçek derinliklik bütün varlığıyla sıratı müstakim üzere yürümektir. Sıratı müstakim bütün huylar sırat-ı müstakimle alakalıdır. Bütün ibadetler, taatler. Mesela camide oturuyoruz değil mi? Camide oturmamızın yirmi dört tane edebi var. O sofuzade diye bir zatın mecmuul adap diye verilen bizim bunu dergimiz dağıttı. Dağıttı. Okusak orada görürdük. Okuduğumuz zaman orada yirmi dört tane eder.
Böyle farz ile sünnet arası inanın buraya durduğumuzda biz şaşırıyoruz. Dediğimiz halde. Oğlunla konuşur, onunla konuşur. Hep sesler geliyor. Halbuki farz ile sünnet arası konuşulmaz. Yani bir toplantı salonuna dönüveriyor mescit. Orada çok güzel izah etmiş efendim. Burada da nedir? Bir camiye geldiğimizde de ikamet üzere olmak, edebi var, erkanı var. Yolda yürümenin bile edep erkanı var. Harama bakmaz. İnsanlara mani olan engeli kaldırır. Zikreden huzura ererse bu ebrar sıfatının halidir. Biz ebrar'ı nasıl diyeceğiz? Ebrar Allah'ımızın seçtiği kul diyelim. Efendim bizim tavrımıza göre seçiliyor zaten. Halimize göre seçiliyor. Ölçü tuttuğu zaman ne yapıyorlar? Kabul ediyorlar. Onun gibi. Ölçünün tutmasına bakan. İmtihanlara nelere şöyle bir nazar ettiğimiz zaman okullara girişlerde neden? Aynen onun gibi. Belli bir puanı yakaladığı zaman ne yapıyor?
Mesela ben diyor tıbba girmek istiyorum diyor. Tıp paketlerine girmek istiyorum. Ben hukuku onu diyor seçmek istiyorum. Ben diyor Maldiyeyi seçmek. Ben şunu seçeceğim, Memnu seçeceğim. Ne yapıyor? Puanı tutturduğu zaman oraya alınıyor. Yani puanı tutturduğumuz zaman nedir? İbadette iflası, samimiyeti, geceleri gözyaşını, teheccüd namazını, ibadet ve taati dillerimizde Rabbimizin zikrini bunları tercih etmeye başladığımız zaman şerrin yerine hayrı, isyanın yerine taati, cehaletin yerine ilmi seçtiğimiz zaman bunlar meydana gelir. Vasıl nedir? Kendi zatıyla kendinde hazır olanın Cenabı Hak olduğunu müşahede edendir. Kendi zatıyla kendinde hazır olanın Cenabı Hak olduğunu müşahede etmektir. Bu meczubin sözü Cemil babamızın Rahmetullahi aleyh sahabeye mahallesinde denk geldi. Elini öpmek isteyince nasıl öpeceksiniz dedi. Bu el Allah'ın elidir. Burada bir enaniyet yok. Kendinden geçmiş.
Bu Niyazi'den de Mevla görünür olmuş oldu. Mevla'dır her şeyi. Onu ifade ediyor. Efendim biz buna nasıl erişeceğiz? Evvela itikadımızı düzelteceğiz. Sahabe-i Kiram başta aleyhissalatu vesselam Efendimizin görüşü üzere. Bu Şerafettin Gölcü'ün en azından itikat kitabını okuyacağız. İtikada dair eserini okuyacağız. İbadet ve taate müteallik, ona ait Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın İslam ilmi halini okuyacağız. Üstadlarımızın eserlerinden nereden başlarsak başlayacağız, ancak bu şekilde. Biz elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Çalışmak bizden. Tevfik ve hidayet Allah'tandır. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.