Takip ettiğimiz zaman Bu bölüm itikadle alakalıdır. İnançla alakalıdır. Bildiğimiz de ki altı esasla alakalıdır. Hayya ale salah dediğimiz zaman buyruluyor, hayır namazı. Namazda ibadet ve taat başı mevkiinde olduğu için, bu da ibadet kısmı. Hayrın felaha, kurtuluşa, kurtuluşa, kurtuluşa, dinmesine ahlaka ait bir görünüm. Ezan için ifadelerin çok güzel olması lazım. Çünkü Miraç hadisesinin zuhuru bile, aleyhissalatu vesselam annemizin hakkın huzuruna davet edilmesi bile, ezanı dinletmek için diye de ehli tahkik mana vermiştir. Ezan ilan manasına gelince neyi ilan ediyor? İşte biz en azından ilçelerde vesaire yerlerde belediyeden anonslar yapılır. Dikkat, dikkatli, din ilan. Aslında kainatı da Rabb'ımızı ilan etmeyen hiçbir şey yok. Her şey onu ilan ediyor. Bunu sizler de müşahede ediyorsunuz. Rabb'ımızı ilan etmeyen hiçbir şey yok.
İsra Suresi kırk dördüncü ayet-i celilede essayede Yeryüzünde alemde hiçbir varlık yoktur ki Halıku'l Lem'yezeli tesbih etmesin. Her şeyi tesbih. Celilenin tefsirinde, kuşların mahlukatın kuş türlerini gün. Rabbımızı zikrinden bahis bulmuş. Diğer kısımlarına geçmemiz burada programı belki size haber verdiler. Bunların yerine getirilmesi için uzatmanın bir anlamı yok. Derler ya hatipler, hutba okurlar, hutbenin sonunda. Bayizler de söylerler şimdi tekrarlanıyor mu bilmiyorum. Dinleyip, belleyip mucizevi muktezasıyla amellere Cenabı Hak bizi muvaffakız. Dinlemediğimiz bir şey yok. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye, Efendimizin ehadisi Muhammediyesi, hepsine bir misal olsun yedi yaşında Kuran-ı hakık, sekiz yaşında hiç zorlamadaki teheccüd namazını kılan İmam Şarani hazretlerinin, hadisallahu sırrı mum ışığında, ay ışığında üç yüzün üzerinde eser hazırlamıştır.
Artık diğerlerini buna kıyas de Bize İpek Hocamız Rahmetullahi Ali derdi ki binlerce kelam etmektense bir gram iş yapmak ondan üstünlük. Şurada konuş konuş konuş güzel. Çünkü biraz önce ifade edildi. Tarikatü maderi sohbet et Muhammed bayüddin hazretleri sohbet yoludur. Bizim takip ettiğimiz yol sohbettir bugün. Evet faydalanacağız. Bu artık mizaca göre değişir. Kimi insanlarımız zikrullahtan çok faydalıdır. Kimi insanlarımız sohbette, kimileri Kuran-ı Azimüşşan okumaktan bu değişir. Şimdi hepsini yerine getirmekle birlikte hangisinden çok istifade ediyorsa onu arttırırız. Mesela Zikrullah'tan onu arttırırız. Rabıtadan çok istifade ediyoruz onu arttırırız. Fakat burada bizim için gerekli olan ameldir. Tasavvuf üzerinde çalışma yapan bir zat ta yıllar evvel bir konuşma yaptı. Dedi ki Ashab-ı Kiram vezetarifi, malumatından ziyade mamulatı olan kimselerdir.
Maruman bilgiler, bundan ziyade mamulatı, yani yaptıkları iş çok fazla olan. Konuşuruz da, görüşürüz de, sabahlara kadar ama bunun bir gereği var. Bir iş yapabilmek. Bunu inşallah görüşmemizi müteakip, kardeşlerimizle müşavireye girecek. Hepinize saygımız sonsuz, imanımızdan dolayı, imanımızdan dolayı, itikatımızdan dolayı, Allah'ımıza olan saygı, sevgi, Resulüne muhabbet, Ehlullah'a olan aşkımızdan dolayı siz mi duyarız? Hiç şüphesiz. Ama bizde Ehlullah'ın istedikleri var. Allah'ımız kulundan ne istiyor? Allahu alem'a muvafık bir yaşantı. Allah'ımız bizden iş istiyor, vazife istiyor. Çünkü yaratılması nedir? Ne demek? Halifetullah, inniceailun fil ardı halife, ilahi daim, sonra Allahu alem yeryüzünde kendi namını, kendi namını vazifesini icra eden yerine getiren kimse demedi. Bizim üstazı-ı alimiz böyle hizmet edenler olurdu, severlerdi tabii, saygı duyarlardı.
İnsanlara çok değer verirdi Mürşid-i Kamil'miz. Çoğu Allah'ımızın kullarıyla bilhassa itidip kapılan, değer verilmeyen insanları bağrına basardık. Şimdi arabaların arkasında bile görüyoruz. İtibar diyor zengine ve güzel. Hafilada böyle. Biraz cebi kabarık olursa ve güzelliği de olursa insanlar daha çok ondan itibar ediyorlar. Lakin Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, harplerinize ve amellerimize hazır etti. Ondan böyle itilen, itibar görünmeyen insanları çok severler. Kehf suresinde yirmi sekizinci ayeti celine'ye baktığımız zaman, vasfil diye geçer Habib müşrikler diyorlar ki biz Muhammed'in huzurunda oturacağız, sad ola. Fakat şu fakirler var ya Bilal gibi, Selman gibi vesaire. Şu şu fakir yoksul, elbiseleri pegürler, saç sakal birbirine karışmış gibi. Bunlar olmasa biz onun yanında oturacağız.
Allah'ımız buyurur ki gece ve gündüz Rabbisine yalvaran, Rabbımızdan başka bir arzusu olmayan kimselerle oturmayan Habibim Rabbine. Onlarla otur, onlarla hak diyebilir. Onlarda bu fıtridir. Hani böyle zoraki yaptıkları bir iş değil zaten ahlak da tarif edilirken ahlak zorla yapılan bir iş değil. Artık önüne tamamen gerileşir. Mesela biz de bir mahalli tabir olarak kullanırlar. Ehli masdardan doğru çizgi çıkmaz dedik. Bunun için yolumuz da itikadın tashihi denilir. İtikadın düzgün olması. Öyle de çok önemli. Düşünüyorum, düşünüyorum Bu diyor Behçetü'l-Seniyye Ağdık Risalesi, yalnız bu Abdülkadir Haticeyim tercümesini Hasan hocamız çok daha çok tasvip ederdi. Yoksa Ali Hüsrevoğlu müze yapmışlar. Orada itikadın tashihi diyor. Ondan sonra parti bale sünnet müstahab bunlar öğrenilecek. Gereğiyle Ahmed edilecek ve ahlakın güzelleştirilmesi. Şimdi bunlar çok basit gibi gösteriliyor.
Yani adap risalesi bir menfi kitabı değil. Oradaki tevbe bölümünü açarım göreceksin. İzahını kim yapabilir? O tevbe bölümünün izahını öyle herkesin yapabileceği bir konu değil Orada gördüğümüz itikadın tashihi diyor görüyorsunuz. Allah'ımızın kitabı kerimini tarihsel olarak ele alıyoruz, ne demek? Yani o tarihe mahsustur diyor. Doğru o tarihte Kuran azimüşşan indi. Amma velakin manası cihan şümuldür. İncildir, Tevratıdır, Zeburdur, sahibelerdir. Artık Kuran-ı Azimüşşan gelince onların geçerliliği bitmiştir. Kuran-ı Azimüşşan gelmiştir. Çantaya müsaade edersiniz. İki tane tefsire var. Fazla dedik İbni Kesir bir de Teviler-i Medmiye. Buna bakın burada Üstad-ı Adil'mizin de bu delide de, da yazılarda var. Hocalar gelirlerdi, mürşid-i kamilimiz Bu ayeti celle yok.
Yani o tarihlerde böyle sözler yok ama öyle bir yerinden bulmuş bu ülşir-i kamilimiz, tam gözünden Allah'ın Celle Celalühü sevdiklerini iddia edenlere söyle Muhammed'in, Habime tabi olsunlar ki Allah da bunları sevsin. İşte baktım iki getirdim. Fazlız dedi ama bunlar kaynak eseri. Bakın. Meryem oğlu İsa Aleyhisselam benim devrime yetişse benim şeriatıma, benim getirdiğim esasa uymak mecburiyetindedir. Eğer uymazsa yüzü üstü cehenneme sürüklenir mi? Her şey bitmiştir. Bundan dolayı itikadımızın tashi çok önemli. Ulema-i kiram, Efendimizin mübarek sözleri her zaman geçerli. İki zümre saga salih olursa halk salih olur. İki zümre bozulursa alt bozulur. Hümera ve ulema. Bunun için ulema-i kiramımızın hakikaten efendimiz sallallahu aleyhi vessellemin, Ashab-ı Kiram'ın yolunu takip eden biz buna ehli talihiyi tıklıyoruz. Ulema-i kiramın görüşüne müracaat edilecek. Böyle geliş düzelteyim.
Kime müracaat edilecek? Al-i İman suresinde. İlimde rüsuh sahibi, derinleşen kimseler, bu derinleşen kimselerin sadece maddelerinden birini söylemiş size. Yani mutmainne sıfatına erişmiş. Yani öyle herkes dedik. Diğer ayet-i celdelerden alırsak ancak Allah'ı zülcelal'i haşyetiyle doğmuş, bu yaşanan bir addır. Ravıtası ile belli bir noktaya gelmiş, murafebeyle, makamlar sahip olmuş, kimselerin yapacağı. Böyle bayağı basit dedi. Bundan dolayı itikadın tashihi çok önemli. Peygamberimiz cihan şümul bir peygamberdir. Ona Bu NASA var ya biliyorsunuz ilmi araştırmalar yapan hep Kuran-ı Azimüşşan. Şimdi yerini bulabilsem gösteririm size. Bunu almıştım, denk gelirse söyledim. Ne söyleniyor? Alemin genişlendiği haber veriyor. Diyorlar ki dünya genişliyor. Allah bunu Zariyat suresi kırk yedi. Ayet-i celilede ifade buyuruyor.
Bu yeryüzünün genişlemesini ifade etmedi mi materyalistlere, ateistlere, inançsızlara en büyük cevap bu. Çünkü alemi ne diyorlar? Bir oluşup gelirken başlangıcını ifade etmiyorlar. Ama bu ilmin yanı hiç mesela bir balonu düşünün, balona üflüyor. Üfledikçe büyümeye başlıyor o balon. O zaman bunun bir başlangıcı var geliştiğine göre, alem genişlerine göre bir başlangıcı var. O başlangıcını ifade etmek inanca götürür. Ve ne diyorlar? Diyorlar ki bir irade, yani başlangıcını dememek mümkün değil. Ama Rabbimiz bunu Kuran-ı Azimüşşanında zaten ifade buyuruyor. İtikadımızın tashihi çok önemli. Bazı noktalara temas edip geçiyorum bitmez tükenmez. Bütün Adem'in zikir içerisinde olduğu zaten Hayy ismi Celaliyle Cenabı Hak hayat vermiştir. Okurduk biz o konularda sizin bildiğiniz husus. İşte atomlar bölünmez parçalanmaz, bölünüyor da parçalanıyor da.
O elektronlar böyle bir ne yapıyor bir dönüş içerisinde nasıl ki insanlar Beytullah'a tavaf ediyorsa onun gibi dönüyor. Beytul Mahmut'da meleklerin döndüğü gibi dönüyor. Adem'de dönmeyen hiçbir şey yok, her şey dönüyor. Mevlana gibi dönüyorlar. Öyle bizim gücümüzün yeteceği gibi değil bu dönüşe. İşte her şeyin bir canlı olduğu ve hareket içerisinde bulunduğu haber veriyor. Bunu Rabbimiz bildiriyor bize. Kitabı kerimimize neyi sarsa, yani bunların buluşları on altıncı on yedinci yüzyillara var. Bütün buluşlar öyle. Bu buluşların asıl Allah'ımız Kitabı Kerim'inde, Efendimiz sünneti seniyyesinde ulema-i kiramız belirmiş, ifade etmiş. Yani bizim arayacağımız, tarayacağımız hiçbir şey yok. Biz aslımıza döneceğiz. Mez tükenmez. Bir sivrisinek insanlar demiş. Bitmez tükenmiş. Sivrisinekten konuşsak bitmez. Rabbimiz niye misal vermiştir? Bakara suresi yirmi dokuz. Ayeti celîlede anlatılıyor.
Biz sivrisineten, sivrisineğin kanadının hareketi zahiren ifade edilecek olursa saniyede on beş defadır kanadını çıkması. Kanadını nasıl çırpıyor? Kanadını bir saniyede iki bin defa hareket ettirir. Bunu kim yapabilir? O hareketini bizzat mikrofonlarla ona mahsus ama mikrofonlarla dinliyorlar, ayrışımına geçiyorlar, Allah diyor iki bin defa bir sivrisinek Allah diyor. Kainat bütün zikirde sizleri üzmek istemem ama kendi şahsım için diyeceğim, Muhyiddin Arabi hazretleri en çok zikreden cemadat diyor. Yani cansız var lütfen. Çünkü saniyede diyor bir Alman, araştırmacı, bir taş diyor iki yüz defa hareket ediyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri iki yüz defa Allah diyor. İlla ağzını açıp da bir hayvan, bir aslan Allah demez. Bunu kendine mahsus bir dil ile söyledi. Ya böyle deniyor. Mesela şu mikrobun hayda Allah desin, şu sehpa desin, şu kürsü desin, şu taş desin, şu ağaç desin öyle olmaz.
Allah'ımız velilere vahiyle, velilere de ilham ile bildiriyor. Onun için bir kulak istiyorum. Niye böyle kulakları değişecek miyiz? Hiç değişmedi yok. Bu kulakları patını gidereceğiz. Gıybet, iftiram, dedikoduunu haydi diyeceğiz. Gözünü yapacağız, yahu perde etmiş, kataraktlar ameliyat olan yok, ameliyata gerek yok. İbretle bakacağız. Nasıl bakacağız? İbretle yok. İbretle bakacağız. Nasıl bakacağız? İbretle bakacağız. Hasetle bakmayacağız. Kötü niyetle düşüncelerle bakmayacağız. Allah'ımızın bakmamızı emir buyurduğu yerlere bakacağız. Bu, ameliyatı bu. O zaman gözleri açılır ve uzar da uzar, o zaman hiçbir şey yapamayız biz burada. Şu kuşların usul zikrinden anlatacak da, ondan sonra nebatattir, ondan sonra hayvana, en sonra da insanlar denir. En son. Neden yek hatrei hukunes ve hezalen diş. İnsan bir damla kan ve bin türlü endişe.
Bu ve ulemai kiramımızın biraz söz yarım kalmasın, olgunlaşmış olsun, mahlukatı zikirde üç maddeye dalmışlar. Birincisi onun yaratıcılığına delil olmasıdır alemin. Bunların hepsi ayrı ayrı bir konu, burada çok iyi kardeşlerimiz var bile. Onlar bunu size çok güzel anlatsınlar. Çok güzel bilirler. İkinci olarak insan gibi zikrettiğine inanılır. Bu İsra suresinde arz ettiğim gibi kırk dördüncü ayetinde. Onlar duyar konu. Üçüncüsü, Allah'u Teala'nın emrinde olmak, lütfi dersi anlatırız, bitmez. Yani kainat dilli aslında kainat konuşuyor. Böyle bir kervan geliyor. Kervanın içerisinde bir tanesi hiç uyuduğu yok. Hu diyor, Allah diyor Celle Celaluhu zikrediyor. Diyorlar ki bak herkes istirahat ediyor. Sen ise hiç durmuyorsun, sabahlara kadar uyumadın. O da diyor ki suda yemekler, havada kuşlar, dağda geyikler hep Allah'ı anarken diyor benim yapmam. Nasıl doğru olabilir? Hepsi Allah'ı zikirdi.
Sainin Nursi hazretleri Rahmetullahi aleyh rahmeten bahsi. Kendisi Van'da bir devre, Ömer Efendi isminde bir müsrük. Etrafıyla birlikte çok güzel çayır, çimen oturmuşlar. Çay içecekler semaver kurmuşsa içlerinden birisi diyor ki Said I Nursi hazretlerine teh tefek buysa, fakat diyorlar cesaret edemeyiz, kim buna bir yakınsa bu söylesin. Bir tanesine işaret ediyorlar. Diyorlar ki bu arz ederse bunu kırmaz diyor. Giriyor, söyledikleri zaman efendi hazretleri kabul buluyor. Onun için çok güzel bir ağacın dibine minder hazırlatmış, tam yaslanacağı bir şekilde, arkasına yaslanacağı tam yaslanacağı bir şekilde arkasına yastıklar bulunmuş. Efendi hazretleri bekleniyor geliyor, oturuyor ama çok geçmiyor. Hemen böyle bir şimşek gibi fırlayı veriyor, kalkıyor. Bu hareket dersinin dikkatini çekiyor.
Diyorlar üstadım neden böyle yaptın birden ayağa halkı verdiniz, bu normal bir durum olmadı deyince çok ısrar etmeyin diyor. Çok ısrar etmeyin. Fakat onların taaccübünü gidermek için diyor ki ben buraya gelirken o otların, o ağaçların zikrini duyarak geliyordu. Siz minderi üzerine koymuşsunuz, ben üzerine oturunca orada bazı bazı çayır ve çimenlerden kırılanlar oldu ve zikrin tatil oldu der. Güneyli Bağdadi hazretlerine bir kuş getirmişler, Ama çok güzel bir kuşmuş, şimdi fiyatını neyini ölçemeyeceğimiz şekilde çok kıymetli kuşlar var. Zaman bulsam da okusam size burada. O kuşu getiriyorlar hemen bırakmıyor. Efendim neden bak biz bunu size susen getirdik, neden böyle yaptınız, birbirimize verseydiniz. Bir kafeste bunu korusaydık, beni konuşturmayın. Bu kuş bana dedi ki ya güleyim, sen dostunla konuşmaktan hiç usanır mısın? Beni neden dostumdan alıkoyuyorsun?
Yine böyle Hindistan'da birisi bal oluşturdu. Tuttuğu bal yanında kız çocuğuna verir. O da öyle verir verilmez denize bırakır, suya bırakır. Bu işlem bittikten sonra babası der ki kızım ne yaptın bu balıklarını? Baba suya bir. Aman kızım ben ne kadar uğraştım. Der ki baba siz hadisi şerif olarak söylenmiyor musunuz? Bir varlık zikinden tatil olduğu zaman oltaya takılır. O verdiğin balıklar sübhanallah diyordu. Nasıl olurdu onu tutabilelim dedi. Mesela kuşların sultanı olarak anlatılır leylek. Biz Hacı leylek geldi, Hacı leylek gitti. Hatta bunun için bir şehirle, biraz rahatlatayım diye söylüyorum bunu, mürşid-i Kamilimizi Adana'nın Kozana davet etmişler. Efendimiz bunlara bir misal verilmiş. Herhalde iki kere mi ne davet etmişler, bir sene gelmiş, ikinci sene yine davet etmişler. Buyurmuş ki, hacile ile bir yere geldiğinde öyle dedin, geldiğinde bir deve kesmişler.
İkinci sene bir koyun kesmişler, üçüncü sene de tavuk budur nedir. Ben buyurmuş birinci sene geldim, bu da ikinci sene ne yapacaksınız bakalım diye. İddati de buyurmuş. Biz leylekliyoruz ya, Mevlana'mız buyuruyor ki o sizin leylek dediğiniz var ya, Allah'ı böyle zikrediyor ki hamdü lek, şükrulek, mülkü lek, ya müstaham lek. Seni ya seni ama biz hacileyle deyip geçebiliyoruz. Vakit müsait olmadığı için hep bunları diye diye de biz de usandık. Her konuşmamıza bunu diyoruz, dinliyorum acaba nasıl konuştuk dikkat edelim diye. Hepsinde vakit müsait değil, vakit müsait değil, ne zaman müsait olacak bilmiyorum. İnşallah dualarımızda, Allah'ımız bizi huzuruna alırsa orada müsait geçiyor. Umru diye bir kuş, hepsinde diyemem, umru kuş. Bakın ne diyor. Biz onun bazen taklidini yapmıyoruz. O taklidini yaptığımız kuş Bunu duyar da o insanlar hiç Rabbimize muhabbetler duyar.
Onun emirlerini yerine getirmek, nehiylerinden kaçmak, insanlığın kurtuluşu için hizmet etmek hiç bunlardan doyar. Mesela hırlandı, bunun zikrine bakın. Kırlangıçsünüz diyor. Ünden ne gönderirseniz onu bulursunuz, bilmeden evime hazırlık yapın ki kabirde onu bulasınız diyor. Bütçeyen kuşu Estağfurullah ya münnimim diyor. Ey günahkarlar Allah'a özür dileyip istiğfar edin, bağışla talebinde bulun. Hüdhüd ne diyor? Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Çayla dönengeç de deniyor buna. Onun ötüşüne bakın. Onun zatından başka her şey bitecektir. Humruk kuşu güvercin, men Seyfettin. Ne diyor? Endişesi hep dünya olana yazıklar olsun. Al buyurun merkefin bağırmasında Allah'a sığını, şeytanı görmüştür. Bir horozun ötüşünde de Sübhanallah diye meleği görmüştür. Buyuran. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gönül ehli hal ehli gönlüne ilham olunan kimseler bakın nasıl duyuyorlar mı? Bir horoz diyor.
Şu akbaba, biz insanız artık. Ey adem oğlu ne kadar yaşarsan bunlar hep bundan ibret almış. Ehlullah'ın bakması da, görmesi de, duyması da ona her şey nasihati olmuş. Alemin dili o. İthallan'da ne olacak, Ermenistan'da ne olacak? Bir heyet, nasıl güzel Sami benim hazretlerini duyarlar, öyle bir grup gelir. Yakınlara diyor ki biz diyor eğer İngilizce ne olsa patşak bir şey diyeceğiz ama adamlar Rumca konuşuyor. Rumcada kimse bildiği yoktu. Üstad-ı Alimiz Rumca konuşmaya başlamış. Bizim diyor elimiz ayağımız dolaştı diyor. Hayran kaldık Rumca konuşuyordu. Kendileri o devren Fransızca, bunu biliyorlar. Hatta şefkatine bakıp Pakistan'da Muhammed Can diye bir evladı için İngilizceyi öğrendiği üstadımız bizim. O zaman seksen yaşını geçiyordu, hemen diyor anamın yanına vardık. Ama efendimiz Rumca konuşuyor. O da diyor hiç kendisini bozmadan evladım, babayı bilmediği dil mi var?
Biz şimdi diyoruz. Bu ayet-i celileyi en güzel tefsir eden bir onu serpin. Alemin diliyle konuşuyor bunlar, alemin diliyle bizden istedikleri bu. Namazı herkes kılıyor. Ama siz diyor kılarken Hac, oruç herkes tutuyor. Ama siz tutarken takva esasına dikkat edin. Zekat veriyor, herkes veriyor. Ama siz verirken Sadakaten Gönlünüz arınsın, ruhunuz arınsın. Umreden tatil yapar gibi giriliyor, haçlar giriliyor. Ama siz gittiğinizde Beyiku vah'ı tavaf ederken nefsinizin mertebelerini geçerek yapın. Kardeşimiz müzide bir toplum dedi, topluluk dedi de müzide topluluk böyle yok. Cihat mı Allah yolunda? Dininin yüceltilmesi olur. İşin farkı bu, biraz yüzünden değil derinden gitmektir. Yunus Emre'yi der bize bilir, belki bir kıtasını vurup, dağlarıyla taşlarıyla zikredelim Mevlam seni. Seherlerde kuşlarıyla zikredelim Mevlam seni. Su dibinde mahi ile, sahralar dauhu ile, nefs. Ne düşünüyorsun?
Haşa ama hakikaten Mevlana'mızın buyurduğu gibi Allah'a vuslatta diyor hep bu Türkmen hocasının ayak izini önünde görürdük. Koskoca yirmi altı bin beyitlik mesnevi yazmış, sonunda da Yunus Emre'nin ete kemiğe büründüm, Yunus diye büründüm. Eğer bunu bilseydim diyor hiç yazmaz. Yani biz okuyoruz ediyoruz da biraz aklımız başımızda tahkul, tefekkürle, tedebbür, tezekkürle, tefakkulla bunu anlarsak daha güzel olacak. Bizde ehlullahın istediği bu. Hani yüzünde kalmamak işin derinlerine dalmak. Mesela derler ki denize dalmasak korkan incileri toplayamaz. Dünya endişesiyle, çoluk çocuk endişesiyle, mal mülk arzusuyla bunlarda olmaz. Hep bunları hangi gaye ile sevdiğimizi bilerek ölçüleri Allah'ımızın emrine uygun bir şekilde korsak, formülü uygularsak tamam. İnsan, Allah Celle Celalühü dünya hakim. Bunları tanırken her şey yolunda girer.
Mesela çil kuşu, Duan kuşu En çok Allah'ınızı zikreden, mahlukat içerisinde hayvanlardan kurbağadır. Bir de çekirge. Kurbanın zikri, geleyim, taze bir hayat. Diye geçelim. İnanın büyüklerimizden bir dinlediğimiz zaman, bilimde usul sahibi insanların hiçbir şey okumadığı insandır. Bir, bir şey diyor okumamıştır. Cenabı Hak yolunda daim ve kahin eylesin. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruh daimbelerine eh-i nas zammı, Peygamber-i izam ve Pir-i izamın bütün geçmişlerimizin ruhları için hususen burada bulunan kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhları için