İslami Yaşantıda Zikir ve İbadet Güzellemesi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Yaşantıda Zikir ve İbadet Güzellemesi
İslami Yaşantıda Zikir ve İbadet Güzellemesi kaydında Allah'ımızın kitabı Kerim'i, Mevlamız buyuruyor yaş, koru neyse hepsini zikrettik. Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Allah'ımızın kitabı Cenabı Hak kainatı halk edip ondan sonra deizm'in ifade ettiği gibi bu yanlış düşüncenin Cenabı Hak kainatı terk etmiş değil, insanoğlunun nasıl hareket edeceğini, neler yapacağını gününe göre de haber…
Allah'ımızın kitabı Kerim'i, Mevlamız buyuruyor yaş, koru neyse hepsini zikrettik. Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Allah'ımızın kitabı Cenabı Hak kainatı halk edip ondan sonra deizm'in ifade ettiği gibi bu yanlış düşüncenin Cenabı Hak kainatı terk etmiş değil, insanoğlunun nasıl hareket edeceğini, neler yapacağını gününe göre de haber vermiştir. Bakın Mevlamız şu sıkıntılı dünyada Kuran-ı Azimüşşan'da buna ait ne buyuruyor? Şimdi deniyor ki Cenabı hak yarattı. Evet, bunu müşrikler de kabul ediyordu. Kainatı yaratan Cenabı Hak'tır ama idaresinde bulunmadı, idaresini terk etti. Bunun kadar yanlış bir düşünce olamaz. Bakın, böyle bir sıkıntılı anda Cenabı hak bize nasıl bir yol gösteriyor. Öyle olsaydı bu ayeti, Cemileler bize yol göstermezdi, her hususta olduğu gibi bakın, günümüze ait, essayne, ey inananlar ihtiyatlı davranın. Şimdi ne denir? Ellerimizi yıkayız.
Yirmi saniye böyle köpüklü bir sabun, yani sabunun köpüğüne veya diğer temizlik aletleriyle yıkayın. Sadece bu yıkayın, demetle geçmez, Cenabı Hak, mesela yüzlerinizi yıkayın buyuruyor. Bu yıkamak zahiri değil. Ellerimizi yıkadığımız zaman ellerimizin zulme uzanmasını da yıkayacağız. Hiçbir kimseye zulmetmeyecek. Mesela ellerimizi yıkayacağız, cimrilikten yıkayacağız. Ellerimizi yıkayacağız, bir başkasına hakaretten yıkayacağız. Ellerimizi yıkayacağız, öyle yıkayacağız ki ellerimiz, ellerimiz Mevla-yı Zülcelal'i zikirde tesbihi tutacak. Öyle zikredeceğiz ki Cenabı Hakk'ı ellerimiz nur gibi olacak çünkü Hadis-i Kudsi'de buyruluyor. Kulum bana nafilelerle yaklaşır, Gören gözü, içten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum. Elimizi yıkamak sadece bir sabunla değil. Zaten biz bunu dinimizin gereği olarak yerine getiriyoruz. Yemekten önce ellerimizi yıkamak nedir? Bir sünnettir.
Eğer yemekten sonra yıkayacak olursak sünnet, ecir ve mükafatı ikiye katlanıyor. Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allahü Teala mübarek ellerini yıka ettikten sonra yemeğe otururken bir başkasıyla musafaha bile etmiyorlar. Mesela bir sohbete giriyor, hijyenik olacak diyoruz. Sohbete girmeden önce gusül abdesti alıyor, sohbetten sonra da gusül abdesti alıyor. Zaten evrak ve ezkarını, ezkarını gençlik döneminde bile gusül abdesti almadan yapmamıştır. Cuma günleri gusül abdesti alıyoruz. Bunun yanında tabii bütün vücudumuzun temizliğini de yapıyoruz, onu ifade etmiyorum, anlaşız, anlaşılır bilinir bu. Temizliğimizi yapıyoruz. Mesela tırnakların kesimi, Gallim avfarak ya aba Hureyre uzayan tırnakları kes ya aba Hureyre çünkü şeytan uzayan tırnaklar üzerinde oturur. Ne deniyor? Aman ha tırnaklarınızı kesin, ellerinizi temiz tutun, en çok bunun üzerinde dur diyor.
İslami Yaşantıda Zikir ve İbadet Güzellemesi ne anlatıyor?
İslami Yaşantıda Zikir ve İbadet Güzellemesi kaydında Allah'ımızın kitabı Kerim'i, Mevlamız buyuruyor yaş, koru neyse hepsini zikrettik. Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Allah'ımızın kitabı Cenabı Hak kainatı halk edip ondan sonra deizm'in ifade ettiği gibi bu yanlış düşüncenin Cenabı Hak kainatı terk etmiş değil, insanoğlunun nasıl hareket edeceğini, neler yapacağını gününe göre de haber…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Vücudun temizliği elbette gerekli. Elbiselerimizin temizliği, mesela Abdülhalık ve Hojdevani Hazretleri Hızır Aleyhisselam'dan on bir esası aldığında suya gömülmesini söylüyor. Neden? Elbisesi tıyib olacak, temiz olacak da onun için. Dinimizin gereği bu temizlik. Mesela yine üstadımızın üstadı Sami Efendi Hazretleri, Kaddesallahu Sırra Konya'da Mehmet Efendi diye çok kıymetli bir zat vardı. Başı, yaşı seksenin üzerindeydi. Kuran okuyalım, Kuran okutalım. Kuran okutun demiyor. Edebi, edebi seniyyeleri Kuran okuyalım, Kuran okutalım, devamlı Kuran-ı Kerim okutuyordu. O anlatmıştı bize, taharette nasıl dikkatli olduklarını, iki günde bir elbisenin değişmesi icap ettiğini. Bunun yanında başka neler söyleniyor? Mesela deniyor ki kalabalığa, böyle cemaat olan yerlere e girmeyiniz, dikkatli olun.
Allah'ımız bize Celle Celalü, felatebutbadezik ramal kavmi zalimin, Zalim bir kavimle işi yaptıktan sonra fazla durmayın buyuruluyor. Yani hayırlı kimselerle olmamızı, şerlilerle olmamamızı, onların bakışları zehirli oktur, kalbinizi yaralar buyuruluyor. Yani bir cemaat olduğunda elbette bu gibi durumlarda hassas davranılması icap eder. Bunun yanında mesela evlerimizi havalandıracağız biz. E gönüllerimizi de biz ne yapacağız? Zikrullah ile havalandıracağız, rabıta ile havalandıracağız. Allah'ımızdan gelen eğer o nimete mazhar olabilirsek ne büyük bir ikram? Tecelliyat-ı ilahiye ile havalandıracağız. Varidat manevi doğuşlardır onunla havalandıracağız. Kalbimizi ilhamat-ı ilahi Cenabı Hak'tan gelen o güzel duygularla, hallerle, bu tarif edilmez tabii, yaşanan bir husustur, bununla havalandıracağız biz. Dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz.
Deniyor tabii aman ha bu hususlarda dikkatli olun diye bu bize dinimizin emridir. Bir tanesi gelmişti de, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin huzuruna buyurdular ki deveni bağla, ondan sonra Allah'a tevekkül et. Bakıyoruz tedbir hususunda Yakup Aleyhisselam oğullarına bakın ne diyor Essenü ve gal ve buyurdu ki ya Büney, ey oğullarım, bir kapıdan girmeyin vetkulum min evvabin müte, değişik kapılardan girin. Bakın nasıl tedbir alıyor. Allah'ımız bize Kuran-ı Kerim'de buyuruyor ahsenel kasas, Sure-i Yusuf kıssaların en güzelidir. Bakın bu kıssada yüz on bir ayettir. Yüz on bir ayet tasavvufta on, yüz on bir esası ifade eder. Zaten çektiğimiz destekten adede yüz on bir değil midir? Hepsi hikmet dolu. Yeter ki bunu anlayacak bir gönül olsun bize. Ne buyuruyor, Esselam ne?
Sonra diyor ki bu sözümle Allah'ın kazasından hiçbir şeyi sizden gideremem, Takdir neyse o olur ama siz tedbir alın buyruluyor. Şimdi ne olacak canım? Misafir de gelebilir ama tedbirimizi alacağız. Gelenlere ben ne diyeyim? Tedbirimizi almamız icap eder. Rabbimiz bize Salakallahülave'l ne güzel yol gösteriyor, hüküm Allah'tan başkasına ait değildir. Ben ancak ona güvenip dayandım, tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayansınlar buyuruyor. Belki şu söz bize tez gelebilir. İbrahim Hakkı Hazretlerinin kalbin ona berk eyle, tedbirini terk eyle, takdirini terk eyle. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler. Burada takdirini terk eyle diyor, tedbirini terk eyle, tedbiri terk manasına değil burada. Tedbirini al demek istiyor. Tedbirini al demek istiyor. Sonra Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bir ilim sahibidir, irfan sahibi, hikmet sahibi bir kimsedir.
Bu tedbirini terk manasına değildir. Tedbire riayet anlamına söylemiştir. Şimdi Şuayip Aleyhisselam'da buna ait sözler söylüyor. Yani insanın tedbirli olması gerektiğini bakıyoruz Al-i İman suresinde yüz elli dokuzuncu Ayet-i Celilede ve Cenabı hak bize şimdi ne büyük hakikatleri gösteriyor. Bir iş hususunda müşavere edin. Bilen insanlarla, anlayan insanlarla, işin farkında olan kimselerle, halis kimselerle, müstakim kimselerle, mesela haset kimselerden müşavere edilmez, cimri kimselerden müşavere edilmez. Böyle insani vasıfları, İslami özellikleri bulunan kimselerle, esselamü feiza azemte fetavekkel alaallah, bir işe karar verip azmettiğinde Allah'a güven, Fetevekkel alallah, Allah'a tevekkül et. Innallah'a yuhibbül mütevekkilin. Şüphesiz Cenabı Hak kendisine tevekkül edenleri sever. Mesela bakıyoruz biz yatağımıza girdiğimizde bile sabah evden çıkıyoruz. Ne deriz?
Biz Allah'a teslim olduk, ona güvendik, ona dayandık ve güç ve kuvvet ona aittir diyoruz. Yatağımıza girdiğimizde bile deyip dualarımızı yapıyoruz. Ey Rabbimiz, vekil, nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana tevcih ettim. Dişimi sana teffiz ettim, ısmarladım. Sırtımı sana dayadım. Senden korkarak ve seni isteyerek sana iltica ettim. Senden başka sığınağım ve kurtuluş yolum yoktur. İndirdiğin kitabına gönderdiğin Nebiyi Muhtereme iman ettim. Beni, annemi, babamı ve bütün müminleri dünyada bela ve musibetlerden, ahirette cehennem azabından koru diye yalvarıyoruz biz Cenabıhakk'a. Şimdi bakıyorum, bizim Cenabıhakk'a teslimiyetimizde ve bağlılığımızda ne yapıyoruz? Tedbirleri alarak ona teslim oluyoruz. Ashab-ı Rakim'de bunu görürüz. Ashab-ı Kehf'te de bunu görürüz. Bakın, takyanusun kendisini tevhid inancından vazgeçirmeye çalışıyorlar. Ne yapıyor? Tedbir alıyorlar.
Gidip bir mağaraya sığınıyorlar. O tedbirlerinin neticesi burada asıl dikkat ettikleri husus nedir? Hepimiz için Hicabi'den husus bu, Esselamle, kim Allah'tan korkarsa Cenabı Hak ona çıkış yolu lütfeder diye buyuruyor. Yalnız bu korku öyle bir nimeti ilahi ki Rabbi Zülcelal'imiz kendisinden korkanlar için nur ihsan ediyor ve konuştuğunda da onur ile konuşur. Konuşmasının tadı da onda, lezzeti de onda. Mesela bir husus sorulduğu zaman onda yol gösterir. O yol göstermesi herkes için değil, gönlüne nur verdiği insanlar öyle bir işarette bulunur ki bizim önümüz açılır, her iş denk gelmeye başlar, onur ile olur. Yeter ki biz bu nura erişebilelim. Mesela ne deniyor? Bugünlerde evlerinizde oturunuz diye ifade ediliyor. Tehlikeye karşı aman önlem alınız diye.
Evet, önümüzde böyle bir tehlike var ama bir tehlike daha var ki Hasan-ı Basri Rahmetullah Ali, Rabiatü'l Adeviyye annemize dedi ki ya Rabia, şu diyarda seninle benim gibi anlaşan, hakikat ve marifetten konuşan pek kimse yok. Var ama çok az. Gel bir evlilik yapalım. Bu evlilikle hakikatlerden konuşalım deyince dedi ki ya Hasan, benim altı tane hastalığım var. Önümde altı tane tehlike var. Eğer bunu giderebilirsen elbette mümkün. Nedir o deyince? Birinci tehlike, bak önlem almamız gerekiyor. Nasıl ki mesela bir devre sars, hastalıkları oldu. Onu saymakla bitiremem. Tarihteki umumi, elli milyon kişi birden bir ithal etmiş, öyle hastalıklar oldu ki ta Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin devrinden beri devam ediyor, altı yüz yirmi yedi. Sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh devrinde bu zamana kadar geliyor. Ne yapıldı?
Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz veba olan bir yerde bulunuyorsanız çıkmayın ve oraya da girmeyin diye buyruldu. Şimdi biz önümüzdeki uhrevi tehlikelerden ne yapacağız? Önemli olan bu. Zaten buna dikkat edersek hiçbir sıkıntı gelmez bize. Kim Allah'tan korkarsa, Cenabı Hak ona çıkış yolu lütfeder. Birincisi dedi ki ya Hasan, bu Rabia imanla mı göçecek yoksa tersi mi olacak? Allah korusun. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam buyuruyorlar. Bizim asıl düşüneceğimiz bu. Bu tedbirlerle birlikte uhrevi hayatta huzura ermek, Cenabı Hak katında mahcup düşmemek için. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz buyurdular, kim de şu üç haslet bulunursa imanın tat ve lezzetini alır. Allah ve Resulü ona her şeyden daha sevgili olacak, bunun dışındaki her şeyden. Bizim ferdi olarak yaşantımızda Allah ve Resulü'nün hayatı galip mi, hayatı bizde, hayatı bizde yaşanıyor mu yaşanmıyor mu, bunu düşüneceğiz, şahsi olan.
Mesela beynimizdeki tefekkür acaba yüce kudreti mi düşünüyoruz yoksa Allah korusun bunu arz etmek bile istemem, söylemek bile istemem. Haram yolları mı düşünüyor? Mesela kalbimiz Allah ve Resulü'nün ve yolundan gidenlerin muhabbetini mi barındırıyor yoksa başka sevgilerle mi dolu? Gözümüzde öyle, kulağımızda öyle, ev hayatımızda öyle. Acaba Allah ve Resulü'nün sevgisi evimizde hakim mi? Ev hayatımız nasıl bizim? Yavrularımızın durumu nasıl? Kuran kıraatiyle mi meşgul? Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sevgisiyle mi meşgul? Ehli Beyt'in muhabbetiyle mi nasıl? Bizim tavrımız nasıl? Biz acaba bir rayi olarak, yani bir ailede, aile reisi olarak onların İslami bir hayatı yaşamalarında örnek olabiliyor muyuz? Bunu düşüneceğiz. Buradaki ifade budur.
Sonra buyruluyor, sevdiğini sadece Allah için sevmek İmana, İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ona ateşe atılırcasına zor gelecek olursa, bunu söylüyor. Rabiatü'l Adeviyye Annemiz ya Haset, bu Rabia imanla göçecek mi? İmanının tat ve lezzetini aldı mı almadı mı, ne olacak, düşünmeye başlıyor artık. İkinci derdin nedir dediğimde o da bu Rabia kabirde nasıl suale cevap verebilecek mi veremeyecek mi bunu ifade ediyor. Tabii, gelin düşüncelere dalıyor çünkü kabir hadisi şerifte geçmektedir. Ya cennet bahçesi ya da cehennem çukuru. Allah'ımız muhafaza buyursun, ne demek cehennem çukuru. Onun, saniye diyemem, çok az bir anına da tahammül edilemez ateşin. Bunu üstadımız çok okurlardı. Cehennemin ateştendir yapısı, ne bileyim üstündeki işte kapısı, her şeyi ateşten beş yüz senelik yerden gelir kokusu diye ifade buyururdu. Zor, Allah'ımız muhafaza buyursun.
Bizim asıl önlem alacağımız hususlardan birisi budur. Acaba kabirde halim ne olacak? Ben ne yapacağım? Orayı cennet bahçesi mi edeceğiz yoksa Allah korusun değişik bir şekilde mi olacak? En çok tefekkür edeceğimiz bu, bura ne ki? Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz buyurdular dünya ile ahireti benzetirken bir deniz düşünün, denize iğneyi batırdığımız zaman iğnenin almış olduğu su dünya, yeri yanlı ahirettir, ebedi gireceğiz Allah korusun. Şimdi ne yapıyorlar? Dış ülkelerden neden duyuyoruz? Diyor ki biz de aldırış etmedik, ne olacak ki dedik. Aman ha dikkat edin, ne deniyorsa onlara riayet edin, başımıza bu bela, bu sıkıntı geldi, öyle bir ölüm ki daralıyor, bunalıyor, ölüm anını anlatamıyorlar bu hastalıktan meydana gelen sıkıntıyı. Tabii ciğerlerine işliyor. Ciğerlere işlemesi ne demek? Artık nefes alamaması demek. Birçok organları elbette ki tesiri altında bırakır, çok zor.
İşte bizim kabirde de nefes alamamamız ne büyük bir tehlike diye bunu düşünüp orada nefes almayı, sağ tarafa dönmüş bir vaziyette yüzümüzün cennetten bir pencerenin açılıp seyretmek güzelliği de var. Biz buna bakacağız. Asıl dikkat etmemiz gereken hususlardan birisi budur. Üçüncüsü nedir? Ya Rabia derdin suale cevap verebilecek mi bu Rabia veremeyecek mi? Hazreti Osman radıyallahu anh haber başlarında çok ağlıyor. Diyorlar ki neden böyle yapıyorsun? Çünkü ben diyor Resulullah'tan duydum sallallahu teala aleyhi ve sellem Eğer bir kişi haber halini güzel geçirirse orada suali verebilecek olursa onun diğer başından geçecek haller de, mizandı, sırattı, mahşerdi onlar çok kolay olacak. Onun için diyor ben kabrin başında ağlıyorum. Bizim düşüneceğimiz o Yanından böyle gülerek geçtiğimiz o kabristandaki kimseler acaba ne yapıyor?
Bir gün dedem Rahmetullahi Ali Hazretlerinin huzuruna evlatlarından biri ağlayarak gelir. Ne hafız, niçin ağlıyorsun deyince efendim bir kabristanın yanından geçiyordum, günü gözü açık olan bir kimse gönül gözleri. Akrabam da vardı, bir okuyayım dedim. Kabirde çekmiş olduklarını görünce tahammül edemedim efendim diyor. Yani kolay gelmesin bize, iyi düşünelim, iyi tefekkür edelim. Arz edeceğim şimdi evimizde oturduğumuzda ne yapmamız gerektiğini. Öyle insan boşu boşuna oturup da elimize telefonu alıp, telefonlarda onun tuşlarına basa basa, evet, bazı önemli hususlarda meşgul oluruz ama boş yere, hele oyalanmak suretiyle bizim ahiret hayatımızı mahvedecek hiçbir faydası olmayan işlerle uğraşmanın hiçbir faydası yoktur. Dördüncü ağrın, derdin, hastalığın nedir ya Rabia deyince bu Rabia amel defterini acaba sağdan mı alacak, soldan mı alacak? Kısaca ifade edeyim mesela ne.
İşte o vakit kitabı amel defteri sağ eline verilmiş olan kimse der ki gelin kitabımı okuyun diye seviniyor ama bunun yanında desem ne? Daha dertli dertli devam ediyor. Kitabı sol tarafından verilene gelince o keşkedir, bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Bak bu tehlikenin yanında elbette Aleyhissalatü Vesselam ve Efendimiz dualarında Ya Rabbi, senden sıhhat ve afiyetle bir de güzel ahlak istiyorum. İbadet ve taatler güzel ahlaka bakar. Sıhhat ve afiyete bakar. Sıhhat ve afiyet, buna dikkat etmemiz dini bir vecibedir aslında, dini bir görevdir. Bizim sıhhatimizi korumamız ve bu hususta önlem almamız icap eder ama bunun yanında bir de ahirette sıhhatli olmak, orada perişan olmamak, orada Allah korusun sıkıntıya düşmemek için de bu derdi hiçbir zaman içimizden çıkarmamız gerekir. Beşinci olan derdini şöyle ifade eder. O da mizandır. Es'amle.
Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. O zaman hiçbir kimse, hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan her işi bir hardal tanesi kadar da olsa adalet terazisine getiririz. Herkesin hesabını görmeye biz yeteriz. Mesela altıncı diyor derdim, Tabi Hasan-ı Basri Hazretleri ağlamaya başlıyor, o anda ağlıyor ve Hadis-i Şerif'te geçtiği üzere ennehu edakku mineşar ve ahaddü münesseyf, kıldan ince, kılıçtan da keskindir. Şimdi bizim dikkat edeceğimiz hususlardan birisi de nedir? Evimizde oturuyoruz. Evimizde böyle önümüzde elbette çay da olur, yiyecekler de olur ama bunları yerken ya Rabbi aynen Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin şükrü nedir dendiğinde yediğimiz taamlarla Allah'a isyan etmemektir diyor. Allah'a isyan etmemektir. Kimin verdiğini düşünerek Rabbimizi zikrederek yenir. Böyle gelişigüzel yenilmez. Birinci dikkat edeceğimiz husus bizim nedir? Tevbedir. Cenabıhakk'a dönüştür.
Rabbimiz bizden bunu istiyor. Evde böyle ellerimiz bağlı bir şekilde durmak değil, nerede olursa olsun? Tevbe her yerde yapılır. Hakikati müridin bir kulu alakadar etmediği halde meşgul olduğu lüzumsuz işlerden, lüzumsuz sözlerden tövbe etmezdir. Bizi ilgilendirmeyen meselelerle uğraşmamak, Gözümüzle, kulağımızla, kalbimizle yaptığından mesul olacak. Bunları tefekkür edeceğiz. Şimdi görüyorum, başta nefsimiz ve etrafımız hiç bundan konuşanı, görüşeni yok. Bir kardeşimiz gelmişti Almanya'dan, hasretle geldi o. Burada eskiden oturduğu, konuştuğu, görüştüğü, sohbet ettiği, zikrettiği gönül dostları var. Oturuyorum diyor yanlarında hiçbir Allah'ımızın muhabbetinden, resulünün sevgisinden konuşan hiçbir kimseye denk gelmedim diyor. Böyle mi? Olmamız gerekir. Üstadımız bir yerden geliyordu bu Nevşehir yolunda, gelirken öndeki arabayı durdurdu nasıl olduysa biiznillahi teala.
Hemen arabaya oturdular, buyurmuşlar ki oğlum hep dünyadan konuşuyorsunuz, hiç mi ahiretten konuşulmaz? Biz büyüklerimizi gördük. Zaten onlar Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin edebi ile edeplenmiş Sallallahu Aleyhi ve Sellem ya kul hayran, evli yasmut, ya hayır suyuna ya sükut et. Yani dinimizin emirlerini sadece biz mescitlerde, dergahlarda yaşayacak değiliz, her yerde yaşayacağız. Bir sokakta gezerken dahi, bir alışverişe giderken dahi ne yapacağız? Biz yürürken vela temşihil artı meraha, şımarık şımarık yürümeyeceğiz. Ya nasıl yürüyeceğiz? Bu toprak bir gün bizi içine alacak diyeceğiz, derdimiz bu. Gözümüzde, kulağımızda öyle. Onlar gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını korusunlar diye Cenabı hak bize Nur Suresi'nde buyuruyor. İşte bundan evvelki günlerdi belanın, Umumi gelen musibette Sami Efendi Hazretleri'lerimiz, Katkeselallahu Sırra müsahabede işlemişler.
Bunu Enfal Suresi'nin tefsirinde işlemişler ve tefsirlerden alarak buyuruyor ki müfessirini izan, eğer zina fiili çoğalırsa Allah'ımız bir şeyi haram kıldığı zaman ona giden yolları da tıkıyor. Mesela önümüzde bu hastalık, bu hastalığa karşı ne yapılıyor? Önlem alınıyor. Rabbi Zülcelal'imiz de zina fiili gibi bir belaya düşünmesin diye gözün zinası bakmaktır, elin zinası dokunmaktır diye ifade buyuruyor. Gidin zinası, dinlemektir diye. Mevla-yı Zülcelal'imiz, yakın bile olmayın buyuruyor. Şimdi bak ne yapıyoruz? Arada iki metre mesafede olacak dinliyoruz. Yakın bile olmayın. Bu bir hastalık. Uhrevi hastalıklarımıza, manevi hastalıklarımızda ne kadar uzaklaşmamız gerektiğini bize bu hadise ders olarak, ibret olarak öğretmelidir.
Burada Sami Efendi Hazretleri kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar ki müfessir-i nizamın beyanına göre birincisi zina, ikincisi yani hiç aldırış etmiyor. Zaten diyor biz eskiden beri birbirimize gider geliriz. O onun karşısında haram olan, yani helal olmayan kimse o da onun karşısında böyle olur mu? Kalpte diyor bir şey yok ki. Benim akrabamdır diyor ne kadar nikah düşse dahi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz elhamdülillah vel mevtü diye buyuruyor. Bu ölümdür, daha da beterdir buyuruyor. İşte belanın neden geldiğini tefekkür etmemiz icap ediyor. Hasan Ali Basri Hazretleri'ne biri geldi dedi ki efendim dedi bize cenneti vaat edenler var. Böyle hep sevindirici sözler söylüyor, rahatlatıcı sözler söylüyor. Bir kısım kimseler de sanki canımızı alacak gibi. Siz onu dinleyin buyurdu. Onlar size olan sevgisindendir, muhabbetindendir.
Bak, üstadımızı unutmadık ve unutulması mümkün değil. Ayaklarınıza turap olayım diyor, eskimiz ki. Aman kimse bir tehlikeye düşmesin diye. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz ben buyuruyor konuşurken Nebi Ekrem Efendimizin şu boğazındaki damarlar havkar gibi olurmuş. Vücutları mübarek vechi saadetleri kıpkırmızı oluyor. Heyecanından ümmetime bir şey olmasın diye. Sonra kendilerini teşbih buyururken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir kimse ateşi yakmış. Ateşin başında bulunan kimse ateşe gelen böceklerin eteklerinden tutup tutup çekiyor kanatlarından. Ben sizin buyuruyor, eteklerinizden tutup tutup cehenneme düşmesin diye yalvarıyorum. Bir milyonun üzerinde ehadîsi Muhammediyesiyle yalvarıyor.
İfade ettiklerini yaşamalarıyla, kabilelere göndermiş olduğu mektuplarla, krallara gönderdiği mektuplarla ve muallimlerle etrafa göndermiş oldukları muallimlerle vesairelerle aman ha, Allah'ın kulları ateşe düşmesin diye çırpınıyor. Üstatlarımız da onlara vekil olmak suretiyle bu şekilde hareket ediyorlar. Allah'ımıza hamdolsun yirmi beş sene capcanlı Sami Efendi Hazretlerini gördüm, haddesallahülazillah. Üstazımızı da gördüm, emin olun bambaşka bir ciddiyetin içerisinde. Örneğimiz ortada elhamdülillah, örneğimiz ortada. Onların hayatlarına bakarız, riayet ederiz. Bakın her gün tartıya çıkıyoruz, acaba kilom kaç deyip ölçülüyoruz. Yani bizim Allah'ımızın muhabbet kilosu bizde ne kadar, resulünün muhabbet kilo kilosu, sonra emri ilahiye riayet ölçüsü bizde ne kadar bunu ölçelim, bunu tartalım.
Efendim, bu tevbeyi layıkıyla yapmayan, yine bildiği gibi aldırmadan gidenin zikrinden bir şey hasıl olmaz. Zünnün-i Mısri Rahmetullah Ali dünyayı sevdiği halde zikrin tadını aldığını iddia eden kimsenin sözlerine inanmayınız buyuruyor. Bu okuduğum nere? Bu okuduğum Sami Bendi Hazretleri'nin Şevket Yardım Edici diye Ankara vaizlerinden on iki yaşında ilme başlamış, evim diyor bütün kitaplarla dolu. Sami Efendimiz buyurmuşlar ki Şevket adap Risalesi okuyun. Şevket adap Risalesi okuyun. O Abdülkadir Atçiçeğin. Mesela en çok onu Hasan hocamız, İpek hocamız, rahmetli Ulu Ali, tavsiye ederlerdi, okuruz. Onun bizde elhamdülillah Arapçası da var, bakıyoruz. Oradan alarak söylüyorum. Her gün adap Risalesinden bir sayfa, musahabelerden bir sayfa olsun okuruz, illa bir sahifeyle kayıtlandırılmaz. Üstadımızın eserlerine bakmamışız biz.
Hacı Hasan efendimizin yazmış olduğu zahiri ve batıni şifa tarifi emin olun orada kalemdar ve alemdar diye karşılıklı yazılan şiirde bile o güzelliği görünce hayran kalıyorum. Salih sohbetine alış, kamil müminlerle buluş, leylü neher ayılme çalış, meslekinden bezme kuzum. Neler söylüyor? Biraz düşünerek öyle pıt pıt pıt okuyup geçmeyle olmaz. Ne yaparız düşünürüz. Acaba benim halim bunlara uyuyor mu, uymuyor mu diye tefekkür ederiz sevgili kardeşlerim. Asıl bu bize. Bak, şu okuduğumu belki hiç duymadık diyeceğiz, okumuyoruz ki. Televizyonların karşısında evet haberlere, önemine binaen şer'i esasa uygun bir şekilde dikkat ederiz ama bunun yanında gönül ekranını hiç hatırımıza getirmiyoruz. Yani şu beyinde öyle bir ekran var ki bakacak olursak Allah'ımızın yüce kudretini seyredecek bir ekran var. O melekut alemine bakar, ceberut alemine bakar, lağut alemine bakar.
Şu kalpteki ekran Rabbi Zülcelal'imiz ma vesiani ardi ve la sema-i hadisi, kudsi, kudsi, beni ne sema aldı, ne yer aldı. Navesiani ardi ve de semai. Velakin vesiani kalbi, Abdül mümin, kamil müminin kalbi aldı. Allah'ımızın muhabbetini buradaki ekran tarih verilemez. Nedir bu ekran? Biraz az isterseniz Abdülkadir Geylani Hazretleri ben dünyayı iki adımda alırım diyor. Mesela velilerin gözünde bu dünya bir yüzüğün içi kadardır çünkü diğer alemlere bakan bir kalp baronlarda uhrevi aleme bakıyor, ruhani aleme bakıyor, Sırrın alemlerine bakıyor. Nefsin yedi mertebesi, ruhun altı mertebesi, sırrın beş belki değişebilir, on sekiz eder bunlar. On sekiz bin aleme tekabül eder. Şimdi ekranımız diyelim ki beş yüz kanalı çekiyor. Bu kanal hiç ona benzemez. Bu kanal öyle bir kanal ki eshamüle, şimdi biz neler koyuyoruz? İletişim için iletişim için birçok vasıtalar koyuyoruz.
Diyoruz ki ekranda bir sıkıntı var. Acaba tenlerde bağlantılarda mı bir sıkıntı var veya ekranda bir şey, bir değişme mi var ki bir türlü çekmiyor diye? Bizim itikadi durumumuz düzgün olursa, ibadetimiz güzel olursa, ihlas ve ihsan takvaya uygun bir şekilde, ahlakımız da güzel olursa öne bir irtibat için Cenabı Hak gönül ekranına imkan lütfediyor ki ne oluyor? Ve nahnu esamle ve nahnu ve biz en yakınız biley I kulumuza min hablil verid şah damarından daha yakınız. Daha ne istiyoruz biz? Vakit geçiremedik, bunaldık, daraldık. Hiç bunalacak, daralacak bir şey yok. Asıl buralara yönelim. Amel edenler asıl bu iş için amel edin. Asıl imreneceğiniz bu işlerdir buyruluyor. Tabii o taraf kapanınca açanlar müstesna böyle kalıyoruz. Onlar o ekranı açtığı için doyamıyor.
Bu ekranı açan Muhammed Baki Billah Hazretleri Kuran-ı Azimüşşan'ı gece hatmediyor, sabah namazına gidiyor, o ekran açıldı mı tarif edilmez, yaşayan bilir onu. Artık yeter bizim. Hep onun bunun sözleriyle, bilmem planlarla olmuş, olmamış, bunun hiçbir manası yok. Bunlar boş, oturduğumuz yerde şu şöyle yokmuş, bu böyle hiç alakası yok bunların. Bunlar da oyalanacağımıza asıl bizim meşgul olacağımız yerler var. Bakın, işi fazla olan kimseler böyle sokakta tutsanız da deseniz ki sen askerde bulunmuşsun, şöyle de bir iş geçmiş, bir anlatsın, ya benim işim var, benim ödemeleri yetiştireceğim, bilmem filan edeceğim, daha başka yapacağım vazifelerim var. Bir an bile bunları terk edemem mi yoksa yetişmez mi? Bak dünyevi işlerde böyle, uhrevi işler hiç buna benzemez. Çok önümüzde öbür, alem bitmeyen bir dünya, şey var, hayat var.
Kişi buyuruluyor doğduğu zaman başını secdeye koysa ölünceye kadar öyle kalsa ya Rabbi yine bir şey yapamadım diyecek. Artık bunu bilen bir kimsemizin, şer-i Şerifin dışında, sünnet-i seniyyenin dışında bir hareketle meşgul olmamız bizim ruhi ve manevi hayatımıza büyük bir virüs değil midir? Hep bu virüsleri düşünüyoruz. Evet, dikkat edeceğiz ama bizim öyle manevi virüsler var ki hayatımızı yok eder. Mesela bir gıybet virüsü amelimizi olduğu gibi mahvediyor. Hasetlik öyle. İkincisi zikir için gusretmek yahut abdest alır. Bayezîd-i Bistami Hazretleri ben diyor çalabımı zikirde, çalabımı zikirde, Çalabımı zikirde gül suyu ile ağzımı yıkarım çünkü Mevlam'ı zikrediyorum. Sırara bütün İslam alimleri ittifak etmiş, karar vermişlerdir haramdır diye. Üçüncüsü sükunet ve sükuttür. Bununla sıdkali tahakkuk eder, kalp Allah ile, Allah demek ile meşgul olur.
Teneffusuz olarak tefekkür eder, havater definir. Sonra kalbin la ilahe illallah demesine lisan da iştirak eder. Mükafatını bizzat rabbimiz veriyor kalben yapılan ruhi taatlerde. Dördüncüsü zikre başlarken şeyhinin himmetini kalbiyle istimdat eder biiznillahi teala yetişin diye canı gönülden yetişmemeleri mümkün değil. Biz yeter ki Es'adi El-Bidî Hazretleri'nin buyurduğu gibi canı gönülden yalvarabilelim. Şam'ı seher ağlar isen. Tez bulunur umman sana diye ifade ediyor ya. Sular gibi çağlar ise diye. Haleti zikirde dikkat edeceğimiz birçok hususlar vardır. Namaz kılarken nasıl ki temiz yeri seçiyorsa Zikrullah için temiz bir seccade üzerinde, iki elimizi dizlerimizin üzerine koyarız, asıl dikkat edeceğimiz bunlar. Zikir meclisini güzel kokularıyla kokulandırmaktır aynı şekilde elbisesini de. İşte bir ara yapıyordum, terk ettik. Nasıl, Rabbimiz bizi terk ediyor mu?
Rabbimizin vermiş olduğu nimet şöyle bir güneş ziyasını bir an terk etsin, hayat biter. Suyumuzu terk etmiyor, yiyeceğimiz, içeceğimiz, azalarımız, teneffüs ediyoruz, sayılamayacak nimet. Rabbimiz kesiyor mu nimetini? Kesmiyor. Biz nasıl böyle yapıyoruz? Hatta hadis-i kudsi'ler var. Kulum ben sizi unutmuyorum ama siz ben nasıl unutuyorsunuz? Ağır değil mi bu? Çok ağır. Helalinden temiz elbise giymendir. Eğer bulabilirse karanlık ve loş bir odada Allah'ımızı zikretmeli gönül alemine dönmelidir. Gözlerimizi kapamalı bunu yapmanın gerektiği, kapattığı zaman malum beş duyu kapanmış olur ve kalbe bağlı duyuların açılması temin edilir. Şeyhinin suretini iki gözü arasında tahayyül eder. En kuvvetli edep budur. Sekizinci olarak zikirde sıdk sahibi olmaktır ki gizli ve açık onun yanında müsavi olmalıdır, ihlastır. Bu da ameli bütün şaibelerden muhafaza eder ve korur.
Sonra zikir lafızlarından kendisine göre bir tercih yapmaz. Şeyhi kendisine ne demişse onda çok dikkatli olur. Mesela kalp zikri verilmiş. Dikkati der ki ruha geçebilecek. Bugün oldu daha yeni bir kardeşimiz ben dedi emekli oldum, olmasak bile. Çünkü Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Hele ben şu işlerimi bir tamamlayayım da ondan sonra zikre dönerim. Bakın bir kardeşimiz ne anlattı bize, hastalığına gitmiştim ziyaret için. Dedi ki ben dedi düşünüyordum, işte kızımı evlendireyim, oğlan evlensin, şu dünyevi işlerimizi tamamlayalım. Ondan sonra gidip Hacı Hasan Efendimiz'den ders alırım. Gelmiş, buyurmuşlar ki evladım düşün, bir koç dağda kurt olmasına rağmen yalnız otlamaya çalışsa onu kurt yer ama bir sürüye katılacak olursa önünde çobanı var, Ondan sonra köpekler onu muhafaza ediyor vesaire artık.
Buyurmuş ki sen tarikat-ı Aliye'de önümüzdeki Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen manevi, bunlara çoban ifadesini kullanamam, üstadlarımız var, mürşitlerimiz var, koruyucu melekler var, ricalü'l-Vayıp var, Allah'ın sevgili dostları var. Evladım ne zaman olursa olsun dersimizi alırsınız. İşte işlerim bitsin. İşlerimiz bittiği zaman biz hastaneye gitmeyi ne zaman tercih ediyoruz? Hasta olduğumuzda. Sıhhat bulduğumuzda zaten ihtiyacımız yok. Zikir lafızlarından kendine göre bir tercih yapmaz. Şeyhi kendisine neyi telkin ederse ona devam eder. Dedim ya kalp ve zikri, ben diyor artık bunda yoğunlaşmayı istiyorum. Biz de inşallah sağ tarafında, sağ memenin altında da Rabbımızı zikretmeye başlar haber verirsin diye. Bu birbirini takip eder. Asıl bizim oradaki rahatlığımız bu olacaktır. Bu önlemleri alacağız biz.
Nasıl ki bu virüste biz önlem almaya çalışıyorsak ahiret sıkıntılarından kurtulup Rabbimiz yanında mahcup olmamak için de bunlara dikkat edeceğiz. Müşahedelerindeki derecesine göre zikrinin manasını kalbine düşürür ve vasıl olduğu her zevki maneviye ile şeyhine anlatır ki o da ona adab-ı tarikın, geri kalanını ona öğretsin. Emin olun eğer mürşidimiz olmasın şaşırırız biz. Görmüş olduğumuz güzel rüya, ondan sonra bazı haller, inanın ona mürşit dememek mümkün değil. Anlattıklarına baksak, baktığımız zaman ona sadece bu uçmak kalır, bu uçacak dersiniz. Fakat efendilerimizin yol göstermesine riayet ettiğimiz zaman tavsiyelerine insan bu halleri, çünkü tarikat-ı Aliyyenin başı sonunda, sonunda başında, Son anda olanlar belki başta da tecelli edebilir, öyle beka gibi, fenafillah gibi, halleri yaşar gibi bir durum arz eder ama nefsi emmarededir. Yoksa bunu neden anlayacağız biz?
Yoksa, Allah korusun gururla, kibirle, hele ibadet kibri insanı helak eder, bin sene ibadet etse buyuruluyor, bin sene ibadet etse ama ibadetiyle gururlanacak olursa Cenabı Hak hebeam mensura, hiçbir işe yaramıyor. Zikir halindeyken Allah'tan başka bütün mevcudatı kalbinden sürüp çıkarmaktır. Çıkmıyor, zikredemiyoruz ki. Mesela biz elbisemiz diyelim kirlendi. Diyoruz ki bir türlü temizlenmiyor, bu yahu nereden bulaştı? Yine aynen yıkandığı halde bu kir devam ediyor. Ona göre temizlik aletleri kullanılıyor, ona göre. Şimdi biz istiğfarı okuyoruz ama istiğfarı okurken temizlik aleti olarak bizim kalbimizde nedamet var mı yok mu bir pişmanlık? Sonra günaha tamamen veda etme gibi bir halimiz var mı? Cenabı hak'a karşı özrümüzü ifade edebiliyor muyuz? Bunlara dikkat ettiğimiz zaman ne olur? O zaman arınmış oluruz biiznillahi teala.
Zikir halindeyken Allah'tan başka bütün mevcudatı kalbinden sürüp çıkarmaktır. Çünkü Allahü ve yurdur, kulunun kalbinde kendinden başka bir sevginin olmasını istemez. Cenabı Hak insanın senin göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Yani birisi dünya muhabbetiyle dolu, biri ukra olmaz. Hangisine itibar ediyorsak diğeri itibardan düşer. Kalben, kalpten bütün masivayı sürüp çıkarmalarının sebebi illallahın kalbine yerleşmesidir. Şimdi dikkat edersek bu nefiy ispatlarda neden? İllallah dendiği zaman, ondan önce de böyle düşünerek la ilahe illallah, yani candan demek gerekiyor. Yani hafif tutmalarla, bilmem planla, bu iş, görünmez, mümkün değil. Ta cami gönülden istiyor, gözden istiyor. Şu Ayet-i celleyi bir düşünsen, esemle, Cenabı hak kalplerimize takva için deniyor. Demek ki biz muttaki olmamız gerekir. Küfürden, şirkten, nifaktan temizleneceğiz büyük günah, küçük günahtan ve masivayı atacağız.
Ya tabii bu gayret isteyecek, bizden atacağız ilmek atılmaz o. Çalışırken, gayret gösterirken önümüze tabi engeller gelecektir, gelecektir. Onları da aşacağız biiznillahi teala, salihlerle bir olmakla, bunun yanında Kuran kıraati manasını düşünerek, seherde Cenabıhakk'a tazarru ve niyaza bulunarak, gece namazlar kılarak ve midemizi de değil haram lokma, helal lokmada bile tıka basa yememek suretiyle olur bu. Sükunet halini muhafaza edecek, zikirde hasıl olacak faydayı gözetlememiz lazımdır. Gelecek olan gelir de onu bir lahzada tamir ediverir. Zikirde azameti, azami bir istifadeyi medar olacak şey riyazet ve mücahededir. Yani istediğimiz gibi yemek, istediğimiz gibi giymek, istediğimiz gibi gezmek, tozmak yok. Yani evimizde oturuyor, bir tefekkürdü ve oturuş olması lazım. Hani bu bir evde oturuyorum ama benim anam vardı, babam vardı, kardeşlerim vardı, yavrum vardı. Kendimi söylüyorum.
Biz de bunu kıyas ederiz, kendimizi buna kıyas ederiz. Hani bunlar nerede? Onlar da bizim gibi hal ve düşüncelerin içerisindeydi, nerelere gittiler? Hani anan, hani baban, sen de aynı yere giden bunu bir tefekkür etsek kurtulacağız. Yani musibetler gelirken bize ders olması lazım. Ya bu bir mikrop diyoruz ama gönlümüzde Eshabübillah. Bu Konevi'nin haşiyesinde burada şeriat, tarikat, marifet, hakikat. Asıl diyor bunlarla sevinin, topladıklarınız bir gün yok olup gidecektir. Bunlara yönelin, buyuruluyor. Asıl bunlarda yoğunlaşın. İkincisi nefesimizi tutmak. Basiretin nurlanması, perdelerin açılması. Bak ne diyor? Basiretin nurlanması. Şimdi basa gözüne görmek. Basiret kalp gözünün açılması. Kalp gözü açılmış, nurdan perdeleri aralıyor artık. Nerede? Zulmetin içerisinde kalmışız, nerede biz nurdan perdeleri? İnşallah hazır olun, dikkat edersek ne olmasın? Bak üç ayların içerisindeyiz.
Her sene diriler ki bize büyüklerimiz bir daha bugünler ele geçmez, bakın geçiyor, bak geçti. Şimdi bu da ne oldu? Recep-i Şerif'i geçirdik, Şaban-ı Şerif, Şaban-ı Muazzam. Hemen önümüzde miras gecesi. Ne yapalım? Miras gecesinde Sami Efendimiz Hazretlerinin Dualar ve Zikirler kitabı yastık altı kitap dinler, yastığımızın altında, illa yastığın altına konacak değil. Her zaman gözümüzün önünde acaba biz Miraç gecesinde ne yapacağız diye bakarız. Onlar her zaman bize şunu yapalım ne demez ki? Yol gösterirler onlar. Onlar aslında bize anahtarı verirler. Diyelim ki büyük bir alışveriş merkezi mi diyeyim, ne diyeyim artık, nasıl söyleyeyim, büyük bir saray diyeyim. O sarayın anahtarını vermişse biz o anahtarla kapıyı açar, o sarayın bütün odalarında ne de artık istirahat edilecek yerlerde bulunuruz. Onlar bize gönül sarayının anahtarını veriyor. Alın evladım diyor.
İmamı Gazali Rahmetullah Ali bu anahtara mişkat-ı Nübüvvet diyor, Nübüvvetten bir nurdur diyor. Almış olduğumuz evrad ve ezkar ile anahtarı veriyor. Bize girin şu hazineden halk gibi bir hazinede Allah'ın nuruna erişmek suretiyle tarifi mümkün değildir. O kapıdan girin ki melekut alemi Ceberut yahut alemlerine, ne diyeyim, artık ulaşabileceğiniz on sekiz bin alem diyoruz, gayb alemine erişin, gaybe imanınız güçlensin, ibadet ve taatlerinizle Rabbimizi görür gibi taat yapın diye bize bunun anahtarını vermiş, anahtar veriyor. Basiretin nurlanması deyince artık bu bizim elimizde. Eshabü'l-ehdeynehün necdeyn, Cenabı Hak ben sizi iki yola kılavuzladım buyuruyor. Biri hak, biri batıl. Ebunu nasıl seçeceğiz? Akıl vermiş. Bunu nasıl seçeceğiz? Fegem vermiş. Bunu nasıl seçeceğiz? İdrak vermiş. Bunu nasıl seçeceğiz?
Tefekkür vermiş, tefekkür vermiş, tefakkuk vermiş, her şeyi ihsan etmiş Cenabı hak. Bakın, hayır ve şerri seçmemizde akıl gibi bir nimet. Vahye müstenit olduğu zaman Kuran-ı Azimüşşan'a bağlı bir kere işi fark eder, anlarız. Başka ne olacak? Ne yapsınlar? Yani onlar zannediyoruz ki bizim elimizden tutacak, sırattan bu şunu verecek. Onlar bize karanlık bir gecede ışık çakan bir kimse gibi, bir lamba gibi diyelim. İşte şurada çukur var, aman dikkat et. Şurada işte sol tarafa doğru gidersen bura uçurumdur, bu mühim gibi. Bize Allah'ımızın kitabıyla yol gösteriyorlar. Zinaya girerseniz uçurumun en büyüğüdür, cıvatı en büyüğüdür. Bunun yanında ticari ahlaksızlık en büyüğüdür. Emri bil maruf nehyi anil münker'i terk etmek gibi. Bunun yanında hakkı haykırmamak, hakkın karşısında sükut etmek kadar yanlış bir tavır olamaz. İşte oğlumdu, kızımdı, sen oğluna mı intisap ettin? Oğlum diyorsun.
İşte ben herkesi idare ederim, Allah sana herkesi idare mi et diyor. Hak neyse onu ifade edeceksin. Hak neyse onu ifade edeceksin Hazreti Ömer gibi Radıyallahu Anh. Bu kalbimize nurun girmeyişinden olur ve bunun çok büyük bir cezası vardır. Hakkı haykıracağız. Zehir de olsa o zehri bal lokması gibi yutacağız. Olmaz böyle. Bizi, müsteazımız nereye emanet etmişse bu o şekilde yürür. Nefesi tutmak, hapsi nefes, basiretin nurlanması, perdelerin açılması, nefsin ve şeytanın havatının kesilmesinin en çabuk yolu budur. Bunun da en fazla miktarı yedi nefestir. Neyi anlatıyor burada? Abdülhalık-ı Gucdevani Hazretleri'nin Hızır Aleyhisselam'dan almış olduğu tavsiyeyi söylüyor. On bir esas. İnşallah bu kardeşlerimizden çok güzel haberler alıyorum ve seviniyorum. Elhamdülillah, biz böyle konuşsak dahi sevgimizden, muhabbetimizden çünkü bir gülü koklamayla siz esans haline getiremezsiniz.
Herhalde dalından koparılacak. O kendisine mahsus işlemlerde ezilecek, süzülecek. Ne olacak? Ceplerimizde sakladığımız, evrad ve ezkarımızı okurken namaza şuuru eder başlarken evvela sol elimizin ayasına ondan sağ şahadet parmağı ile sağ kaş, sol kaş, sağ bıyık, sol bıyık ve yüzlerimizi böyle kullanacağız. Bu şekilde olacak bu iş. Elhamdülillah bu güzel haberleri almak sevindiriyor. Kardeşlerimiz zaten dikkat ediyorlar, riayet ediyorlar. Bu niye söyleniyor o zaman? Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de esamleye, abi musalla tevatüz zeka, namazı kılın demekle terk mi ediyor? Sekseni geçkin ayet celilerde tekrar ahi musalla namazı adap ve erkana riayet ederek kılın diye buyuruyor. Game fiili bunu ifade eder. Mesela bir husus anlatılıyor. O husus dolu yerlerde geçiyor. Mesela gözümüzü muhafaza bir ayet-i celilede değil diğer ayet-i celilelerde de geçiyor. Dilimizin muhafazası hususunda da geçiyor.
Yani büyüklerimizin bize yapmış olduğu tavsiyelerde ne oluyor? Ham, dikkat edelim, riayet ederdim, belaya, musibete, ahirete uğramayalım diye çırpınıyorlar, ondan olur. O, bu gazap değildir. Bu gayrettir. Bize olan Allah'ımıza zaten aşklarından oluyor, muhabbetlerinden oluyor. Zakir bu üç edebe de dikkate riayet eder. Zikrin faidesi bundan sonra kendini gösterir. Cenabı hak en iyisini bilir. Cenabı hak yolundan ayırmasın. Elhamdülillahi rabbil alemin, kardeşlerimizin sünnet-i seniyyeye riayet etmeleri, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin mübarek sözlerine dikkati, başta Kuran-ı Azimüşşan'ın emirlerine riayetimiz ve Evliyaullah'ın, Sadat-ı Kiramın yolundan gitmeye gayretimiz bize çok büyük faydalar hasıl edecektir, hem dünyada hem de ahirette. Velhamdülillahi rabbil alemin.