İslami Niyet ve Ruhun Arınması kaydında Hud suresinin tefsirinde dört madde halinde insanların halini, seviyesini ne derece, ne makamda olduğunu ifade eden bir husus var. Bu da niyetle alakalı. Niyet dindiği zaman niyet çok önemli bir husus, çok mühim. Fabrika eğer üstün olur, kaliteli olur, artık son teknoloji ile çalışan bir fabrika ise ürettiği mallar da güzel çıkar. Bir…
Hud suresinin tefsirinde dört madde halinde insanların halini, seviyesini ne derece, ne makamda olduğunu ifade eden bir husus var. Bu da niyetle alakalı. Niyet dindiği zaman niyet çok önemli bir husus, çok mühim. Fabrika eğer üstün olur, kaliteli olur, artık son teknoloji ile çalışan bir fabrika ise ürettiği mallar da güzel çıkar. Bir tanesi fabrika kurmuş. Hatta Adana'da Sami Efendi Hazretleri ne sormuş, Bir istihareye yatın buyurmuş. Artık yattı yatmadı neyse iflas etmiş. Gelmiş efendim iflas ettik. İstihareye yatmış mıydınız? Kimler yattı? Şimdi yüz seneye varır belki. Hasan Efendi yattı. Abdülkadir Efendi yattı. Bak şahitli, ispatlı konuşuyorum Allah'ımızın izniyle. Çağırın diyor buyuruyor. Çağırıyorlar, diyor ki efendim aman ha katiyyen bir fabrika açma, istiharemiz iyi çıkmadı. Menistahare vela ne demek? İstihare yapan pişman olmaz diye buyruluyor.
Burada demek istediğimiz şu, meğer bir fabrika kurulmuş, bu fabrika bunun kurduğundan daha üstün. Aynı fiyata satıyor ama mal kaliteli. Şimdi fabrika üstün olursa ürettiği mallar da üstün oluyor. Bakıyoruz toprağa böyle çorak toprak var, senede bir ürün veren var. Hatta bir ürün verdikten sonra nadasa bırakılıyor toprak dinlensin, şöyle bir can lansın, verimli hale gelsin diye. Bir böylesi var, bir iki ürün veren var, üç ürün veren var, geçen duydum ama bunun aslını görmeyince bir şey diyemem. Bu Gazze'deki toprakların yılda beş ürün verdiğini duydum. Tek tek de anlattılar. Ora veya bir başka yer. Bu daha çok verim şuradan oluyor. Gündüzleri sıcak oluyor. Gece de soğuk, sıcakla soğuk karşılaşınca böyle çiğ düşmesi deriz, çiğ düşüyor. O toprağı tekrar canlandırıyor o çiğ düştüğü zaman. Biz buradan neyi anlıyoruz?
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor ki diliniz zikrullah ile nemli olsun. Diliniz zikrullah ile ıslı olsun. O zaman verim çoğalıyor. Hani dilinizi uygunsuz sözlerle mahvetmeyin. Aman ha Rabbimizin razı olacağı ifadelerde bulunun ki dil çok önemli. Bulunun da zarara girmeyin. Toprağın böyle verimi olursa dilin verimi olmaz mı? Gözün de verimi var, kulağın da verimi var, elinde, ayağın da, kalbin de, beyninde pek çok. Bunun yanında bunun yanında demek ki toprak verimli olacak olursa ürünü de o derecede kaliteli ve üstün oluyor. Bizde kullanılır Şam toprağı diye ifade edilir. Çok verimli. Esanı Kitabı Kerim'imiz tarlayı da anlatıyor, bağı da anlatıyor, bir ticari kurumu da anlatıyor, fabrikayı da anlatıyor, astronomi gök cisimlerinden de anlatıyor, vesair. Anlatmadığı hiçbir konu yok. Allah'ımıza hamdedelim, sımsıkı tutunalım inşallah.
Güzel memleketin bitkisi Rabbinin izniyle güzel çıkar. Kötü olandan ise faydasız üründen başka bir şey çıkmaz. Bazen çakır dikenleri olur, ot olur diken olur hiçbir faydası olmaz. Belki devede yemez onu. İşte biz şükreden bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz. Deve dedik de Cenabı Hak o dikenleri yediği için bakarsanız mutlaka gördünüz Eshabü'l-i Hayvanattan ders almamızı Cenab-ı Hak bize ifade ediyor. Ne sırları var? Çok acayip olduğu için imanımız güçlensin diye diyorum, bu artık trilyonda biri deme bile doğru değil. Trilyon bile sahih değil bunun yanında. Bir sineğin üç bin gözünün olması. Şöyle iğne ile iğne ile şöyle yürüyecek olsak bir iki üç diye mümkün değil. Allah'ımız öyle yerleştirmiş ki üç bin tane göz, diyoruz ki onun böyle gözü olur da bizim kalp gözümüz neden böyle kapalı kaldı? Bu bir sinek. Allah'ımız örümcekle misal veriyor, boşuna vermiyor.
İslami Niyet ve Ruhun Arınması kaydında Hud suresinin tefsirinde dört madde halinde insanların halini, seviyesini ne derece, ne makamda olduğunu ifade eden bir husus var. Bu da niyetle alakalı. Niyet dindiği zaman niyet çok önemli bir husus, çok mühim. Fabrika eğer üstün olur, kaliteli olur, artık son teknoloji ile çalışan bir fabrika ise ürettiği mallar da güzel çıkar. Bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sinekle misal veriyor, boşuna vermiyor. Arı ile misal veriyor, hatta kamil mümin arı ile anlatılıyor. Arı bal verir. Mümin de gözü ile ibret balı, kulağı ile hikmet balı, eliyle cömertlik balı, gönlüyle muhabbet balı, beyni ile tefekkür balı buna işaret ediliyor. Cenabı Hak bunu bildiriyor bize. İşte devenin hayvanata baktığı zaman insanın birçok esrarının olduğu Halık'ımızın dudaklarını gördünüz mü, bilirsiniz. Dudakları yukarıya böyle. Çünkü o dikenli bitkilerden yediği için batacaktır. Batmaması için Cenabı Hak onun rızkını ve ona göre de ağzını ne güzel ayarlamış, ne güzel tespit etmiş. Balığın ot yediğini bilmiyorum. Belki bu bazen akvaryumlarda ne de belki olabilir ama Cenab-ı Hak onun yiyeceğini de su olarak halk etmiş, ihsan etmiş. Rabbimiz bizim yiyeceklerimizi öyle ayarlamış ki yiyecek ve içeceklerin temiz olanlarından yiyiniz, buyuruyor. Bu helal olan demek.
Bir yavrunun bozulmasının ana sebeplerinden birisi rızkın helal olmamasıdır. Çok bu sadece arştan inen rızık değil, bir de öyle rızık lütfetmiş ki Cenab-ı Hak müminlere Arşullah olan, Kenzullah olan, Beytullah olan kendi tarafından nimetler ihsan buyurmuş. İnşallah dualarınızla tadarız. Tasavvufta bir kaide var. Mel'lem yezuk lem yarif. Tatmayan bilmez. Şimdi bize çok acayip görünen haller olur, anlatılır, bu nasıl olacak, bu mümkün değil. Bu nasıl yaşanır? Çünkü o değerde değiliz, o seviyede de değiliz. Ondan dolayı anlayamayız biz ama o noktaya gelince işi fark eder kişi. İşte bunu ölmeden evvel fark edersek çok istifademiz olur. Rabbamızın izniyle. Cenabı Hak demek ki verimi yüksek olan toprağın ürünü de hiç şüphesiz güzel oluyor. Burada ulema-i kiram'mız bu Ayet-i Celile üzerinde şu şekilde bir izahta bulunmuşlar. Vel beledud tayyib verimi güzel olan bir toprak.
Bu diyor tarla diye düşünmeyin, tarla olmakla birlikte asıl gönül toprağıdır diyor. Çünkü oraya biz ne ekiyoruz? Biz kalbimize ne ekeceğiz? İstiğfarı ekiyoruz. Evradımızdan söyleyecek olursak, tevhidi de ekiyoruz. Salat-ü selam ekiyoruz. Ölüm tefekkürü, rabıta, zikir. Eğer kademe biraz daha yükselecek olursa ahlakımızın güzelliği ile benlik ve kibri atmak suretiyle bir sohbet ettiren dahi gözüne bakılmaz, onun üstüne oturulmaz, ondan izinsiz bir şey yapılmaz, böyle cahilane kaideler konmaz. Sohbet ettiren sohbet arkadaşlarına gider mutfaktan, çayları kendisi doludur. Ayakkabılarını kendisi çevirir. Eğer çekediyse, pardüşüyse o tutar. Edep bu. Resulullah böyle yapıyordu sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bizzat gözlerimle gördüm. Sami Efendi Hazretleri'nin böyle bir sohbetini müteakipti veya sohbetin sonu değildi. Ramazan-ı Şerif'te teravih kılındı. Böyle bir kitap mütalaa ediliyor.
Hiç vakitlerini boş geçirmiyorlar. Orada kitap okunuyor. Çay geldi kendi elleriyle dağıttı. Müstahımızın son hastalığı müstesna Kayseri'dendi, misafirler geldi. Kendi eliyle çorbaları getirdi. Bu bir kutbu cihandı. Sami Efendi Hazretleri kutbul aktabtır ve duyduğumuza göre kendilerinden iki kimsenin icazeti bizzat Resulullah'tan Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Vekil olabilir ama Hac Hasan Efendi Hazretleri asaleten geliyor. Bizzat Aleyhisselam Efendimizden Adanalı, Hasan Efendi ve Zat-ı Alileri Arapça'da Haseneyn derler, iki Hasan manasına gelir, böyle kullanırlarmış. Böyle hizmet ederlerdi. Şimdi gönül toprağımız ne olacak? Öyle hilafet Resulullah'tan gelir sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bazı kimselere tayin buyurduğunu biliyorum üstadımızın. Soruyordu bize de. De akillansın diye soruyordu demek ki ne diyorsun oğlum diye. Bize söylüyorduk. Bu çay getirmeyi bir anlatayım size.
Böyle sizin gibi çok temiz bir grup huzurunda oturuyor. Ben şimdi öyle görüyorum, elhamdülillah. Tertemiz görüyorum. Çayı getirmem icap etti. Evimiz malum, iç içe, oralar, o çayı doldururken öyle bir haz tarif edemiyorum. Demi dolduruyorum üstüne suyunu ama bir zevk geliyor. Kendi kendime dedim ki sohbette oturmadansa bu gelenlerimize hizmet etsek daha güzel diye. Duyacağını hiç zannetmiyorum. Dilimle söylemedim. Gönlümden geçti. Belki de dedim ama duyulamaz. Arada mesafe epey var. Bir, iki, üç tane kapı var orada. Oturur oturura buyurdu ki sohbette bulunmaktansa gelen misafirlerimize hizmet etmek daha zevk oluyor, değil mi diye. Onun için oturalım oturduğumuz yerde kimseye üstünlük taslayamayız, Haddimizi bileceğiz. Ve'l meledü't-tayyib toprağı güzel olan memleket ve'hü'l-halbe-tayyib kalbin mor olan kimse diyelim Abdullahi Dehlevi Hazretleri dört tane esas sayar.
İnşallah o Behçet-üs Seniyye'ye baktığımız zaman Abdullahi Dehlevi Hazretleri, orada görürüz, bir de yoğunlaşalım üzerine, çok güzel. Diyor ki yolumuz dört esas üzerine kurulmuştur. Birisi varidat. Varidat sen böyle arabada dik direksiyonun başındasın, gidiyorsun fakat bir de bakarsın ki gönlüne bambaşka bir nur yağıyor. Ondan inersin, oturursun bir yerde, orada öyle alışveriş yaparsın, o bir anda gelir. Tabii hazır olana bir gün böyle seçkin misafirler geldi. Bahçede yemek veriliyor. Tabii yazmıyoruz sıcak güzel. Üstadımızın sohbeti güzel olduğu gibi sofra düzeni de çok güzeldi. Çay düzeni de çok güzeldi. Bir insan güzel oldu mu, her şey güzel oluyor. Böyle ikram ediliyor. Bu sofrada Hasan hocamız da var, İpek hocamız. O anlatıyor, diyor ki biz yemeği yiyoruz ama o yemekler midemize iniyor. O anda kalbimize de bir şeyler iniyor diyor.
Adeta pompalanıyor kalbimize bir acayip halloldu bende diyor. Allah'ım nedir bu gönlümüze gelen nimet nedir? O nimetin yanında yemekler tabii basit kalır. Sonra her nasılsa başını bir yukarı kaldırmış. Gördüm ki diyor Hacasen Efendimiz yukarıdan teveccüh buyuruyor diyor. İbadetlerimizle günahlardan kaçınırız. Günahlardan kaçınırız. Yalnız terakki ve gelişme mürşid-i kamilin teveccühüyle olur. İşte o günle bir girebilsek Yunus Emre bunu söylüyor. Hepsinden yekreyi bir gönüle girmektir. İnsan vapura girmezse ne olur? Gemiye girmezsek ne olur? Ne olur? Batarıyarız Allah korusun. Onların gönül vapurlarına gönül gemilerine gireceğiz. Nasıl gireceğiz? Oraya giriş şer-i Şerife riayettir. Takva esasını gözetmektir. Demek ki kalbimiz burada buyurulduğu üzere orada varidat olursa Abdullah-ı Geylani Hazretleri hatırlayabildiğim kadarıyla değil. Biri varidat diyorum, manevi doğuş.
Pek yanlış olmasın da bedavadan geliş gibi bir hal bu ama bedelini ödemiş gayretli, çabaları, zikirli, ibadetli, taatli bazı mürşid-i kamillerimiz var. Diyor ki ağaçları budardı. Budarken öyle bir gönlüne nur inerdi ki diyor, öyle bir nur inerdi, onur ile elindeki o bağ makası deriz biz, o bağ makası düşerdi, düşerdi, kendinden geçerdi diyor. Bak çalışıyor, gayret gösteriyor ama ilahi nimetten de mahrum değil. Evet ben de böyle güzel bir yolun müdavimi olurum ama okulumu bir bitirsem, şöyle işlerim, güçlerim var, daha da evlenmedik çocuklar var, çocuklar var, evinde ihtiyaçları var dersek haydi bunları düşünürken hayatımız son bulsa ne olacak? Bu nimete mazhariyet için gayret göstereceğiz. Bize avukatlardan birisi geldi, tanıyorum kendisini. Duyamıyorum bugünlerde de. İltihal ettiyse ruhu şad olsun. Üstadımız bu mübarek yolu anlattı anlattı. İntisabın gerekliliğini anlattı.
Tam gideceği zaman dedi ki efendim bana bir Evrad Ezkar Tarih buyurur musunuz? Siz bulunduğunuz beldede varsa Efendimiz çok cömert, Öyle tabii toplamanın hevesinde değil o. Rıza-yı ilahi toplamanın hevesinde değer veriyor, meşayika değer veriyor, Ulema-i Kirama değer veriyor. Gönül, kibir diye bir şey yok. Anlatırım bunu, çok anlatırım ama zaman buna yetmez konu o değil. Kuş taklidi yapar ama kişi o kuş değildir. Daha neler neler misaller çok. Tavus kuşunu taklit eden çakala döner bu iş. Bir boya küpüne düşmek suretiyle renk renk olmuş diğer çakalların yanına gelmiş Tavus kuşu oldu demiş. İnsanın gülmemesi mümkün değil. Çakal. Tavus kuşunu gördüyseniz çok güzel kanatları var. Demişler ki haydi kanadını aç, mümkün değil. Hakikat ve marifet semalarında uç, çakal uçabilir mi? Uçar mı çakal? Uçamaz. Demiş onun çok edalı bir yürüyüşü var, yürü. Nasıl yürüyecek ki?
Efendimizin sünneti üzere yürü. Enbiya'nın adeti üzere yürü. Şuheda'nın, salihlerin sıddıkları mümkün değil. O zaman tevazu büyük bir nimeti ilahidir. Efendim, bu gönüle girme, Yunus Emre'nin de dediği gibi hepsinden yekreyi bir gönüle girmektir, diyor. O zaman ne oluyor? İnsanda gelişme meydana geliyor. Bu misaller pek çok biz Abdullah-i Dehlevi Hazretleri'nin birincisi def-i hava'dır, yersiz düşünceleri terk etme. Bak Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin hazretlerinin muhasebesi bu. Hiç kötülük yapma diye bir şey yok. Gönlünden eğer geçerse öyle dikkat etmişler ki Sa'd ibn-i Muaz Hazretleri namaz kılarken diyor dünya hatırıma gelirse kaza ederdim, ahiret uçmağı hatırıma gelse secdeyi sehiv yapardım. Bu kadar dikkat etmişler, riayet etmişler. Allah'ımız da ona göre lütfetmiş, ihsan etmiş. Başarımız buna bağlı. Dikkat edersek fetihler arka arkasına gelir.
Fetih öyle biz kılıcıyla, bilmem filanla vesaire topla, tüfeğiyle şununla iyi. Burada okurum çok uzun. Asıl Fetih gönlün fethi gönlünü fethedenlere Cenabı Hak ihsanda bulunuyor. Namazda okundu. Ashable. Başta Allah'ın yardımı gelecek celle celalühü. Öyle olacak ki bizim riayetimiz sayesinde Cenabı Hak yardım edecek, ondan sonra fetih gelecek. Def-i havatır. Muhyiddin Arabi Hazretleri ben diyor ben diyor, gönlüme diyor, eğer yersiz düşünce gelirse ondan dolayı istiğfar okurum diyor. Girmez zaten. Temiz bir gönül nur üstüne nur olmuş. Girmesi mümkün değil. Üçüncüsü teveccühat, cezebatı ilahiye ve teveccühat. Üç şekliyle ifade ediyorlar. Allah'ımızdan emtarun nefehat yağmur demek manevi bir yağış meydana geliyor kalbine, Buna doyamaz. O ilahi yağmur yağdığı zaman kabına da sığamaz. Nereye sığar? Ancak sadık bir dost arar. Nerede bir Rabbimiz'ın aşık kulu varsa onu bulur.
Öyle buyuruyor Hızır Aleyhisselam, kul Allah'a aşık olursa biz de ona aşık oluruz diyor. Oraları arar. Kur'an-ı Kerim sahifelerinde adeta uçar. Hadis-i Şerifler, rabıtalar, murakabeler, onların niceleri düştüler dağı aşkın yüzünden diyor Şeyh Mustafa Efendimiz. O ilahi aşkın yüzünden dağlara giriyor. Rabbimizle olmanın zevki var içerisinde. İnşallah konu bunu ifade ediyor. Rabbimiz'ın izniyle ilim ve marifet onun gönlünden doğmaya başlar. Şimdi havuz temiz su ile dolarsa akan suda öyle olacaktır. Rabbimizin ıslahlaştırılırsa verimi yüksek olur. Dünya bunun üzerinde duruyor zaten. Verimi nasıl alırız? Bir tohumdan işte bire bir de alınır, bire onda alınır. Daha yükseğini nasıl alır? Aslında o yükseğini almayı düşünceleri alma düşünceleri Kuran-ı Kerim'de, Bakara suresinde iki yüz altmış birinci ayeti celile. Bak bunun adına İslam demezler. Kuran demezler.
Sonra işte Baara suresinde iki yüz altmış birinci Ayet-i celleye buna işaret ediyor demezler ama bunu uygularlar. Görürsünüz çok yüksek değerde verimler alırlar. Hiç mana vermeye gerek yok. Bizim bir tefsir hocamız var. Şunu anlattı bize, benim diyor üniversiteden öğrencilerim var, onlar biliyorlar, okumuşlar. Kalp bir öğrencim var diyor, o onlardan daha iyi anlar diyor. Yaşı en azaltmış diyor. O da oturur onların yanına diyor, gençlerin yanına oturur. İnanıyorum ki diyor, o diğerlerinden daha iyi anlıyor. Sebebini şöyle açıklıyor. O samimiyeti diyor, o iflası diyor, gönlü diyor adeta sünger gibi ilmi ilahi çekiyor diyor. Böyle bir medrese öğrencisi gördünüz mü bilmem bu büyük camilerde avlusu oluyor. Avlunun etrafında küçük odalar var köprüler, medreseler. Zaten bunu hep düşünmüşler. Yani bir camiyi yaparken hamamı da yapmışlar, medresesini de yapmışlar. Bir hamama girsin, temizlensin.
Hem kalben hem de ruhen diye boşuna yapmamış ecdadımız onu. Temizlik İslam'da esastır diye. Hem bedenin temizliği, hem gönlün temizliği hem de beynin arınması için medreseler kurmuş. Öğrencinin birisi sabah olmuş, hoca müderris zat, önüne rahle, ona üstadımız peş tahtası buyururdu. Çok güzel anlatırdı zaten. Onun anlatı işi nereye? Oturmuş, öğrenciler içerisinde yirmi sene mi devam etmiş, daha elefi de bilmiyor. Fakat hocası şefkat gösteriyor, gelsin gitsin belki bunun hürmetine biz de öğreniriz diyor. Böyle de mütevazı bir zat. Fakat o gün oturduğunda hoca okuyor işte eline almış, düşün onların. Ne diyelim burada? Ve galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem biraz uzunmuş hadis-i şerif. Okuyor şimdi Müderrisat. İki kelime okumuş, hemen o yirmi sene gelip de hiçbir şey bilmeyen öğrenci olan kimse, hocam orayı şöyle okusanız demiş. Hoca bir irkilmiş.
Allah Allah, bu nereden öğrenmiş diye. Biraz daha ileri gitmiş. Orada da hocam bu messur okudunuz, orayı meft okuyun dediğine dikkat etmişmiş. İçinde ledünni ilimler var. Hoca sonra tahammül edememiş evladım demiş. Şimdi bu zat, bu öğrenci, medrese kış günüymüş, çok soğuk. Kişi tükürse yere düşmesin. Dışarıda bir köpeğin inlemesini duymuş havluyu. Meğer yavru meydana getirmiş buzların üzerinde. Onları cübbesinin içine almış, çıkartmış o yavruları, köpeğiyle. Demek medresesinde bir şömine varmış demek ki. Güzel bir buna aş çarpmış. Suyu iyice ısıtmış. İşte unu şöyle hafif hafif içine dökmüş, sonra karıştırmış, bulamaç yapmış. Köpek doymuş, yavruları doymuş. Öyle olmuş ki köpek ne kadar memnun olmuşsa ayaklarını semaya kaldırmış. Rabbimize yalvarıştaymış köpek. Hoca efendi demiş ki müderris olan zat, yavrum o köpek Allah'a yalvarırken ben de amin diyordu.
Beni fazla sıkıştırmadı demiş ve müderris olarak koymuş. Allah'ımız eğer gönlümüze nur indirecek olursa o zaman rabbamızın izniyle ilim ve marifeti de gönlüne indiriyor. Gönül müstesna bir nimeti ilahiyedir. Nur oraya iner. Tecelli oraya iner. Zaten varidat diye ifade ettim. Tohum ıslahlaştırılırsa verimi tabii yüksek olacaktır. Rabbimiz ayeti celileyi okuduk Allahu alem mallarını Allah yolunda harcayanların örneği her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Cenabı Hak dilediğine çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Cenabı Hak dilediğine katlayarak verir. Cenabı Hak zat ve sıfatlarında sınırsızdır. Her şeyi bilmektedir. Öyle bir Rabbimiz ki bir iyilik yapıyoruz, bir insana biz faydamız dokunacak olsa, faydayım olduğu kadar sana senin yüzüne bakar, hürmet eder. Bir verirsen o da sana bir verir ama Allah'ımız bir vermiyor.
Bir taatimize on kat mükafat veriyor, Rabbimiz bu. Daha bununla bitmiyor. Bire yedi yüz veriyor. Kim verebilir? Bir kimseye iyilik yapacaksın. Yedi yüz katı sana iyilik yapacak. Nerede? Hacı Hasan efendiler müstesna. Onun yanında ila ed-afin kesira sayıya gelmiyor, daha da çok veriyor. Demek ki gönlümüz, gönlümüz irşad olur, ıslah olursa tarlayı bir kere güzel süreceğiz. Başta orada yaramaz otuydu, çalısıydı, çırpısıydı, taşıydı. Onları bir taşıyacağız, atacağız. Ondan sonra çok derin süreceğiz. Tabii yağmur yağacak, sonra ekin mi ekilir? Daha başka neyse, eke de Cenabı Hak bolca verecek. Bir kere ölüm tefekkürüyle kalbimizi iyi bir süreceğiz. İsyanı, tuğyanı Cenabı Hak'tan gayrı düşünceleri. Ondan sonra rabıta ile de iyice bir sulayacağız. Zikrullahı da ekmek suretiyle işte Cenabı Hak dilimizle yaptı. Burada Hadis-i Şerif uzun.
Et-Tekarrubi ilallahü Teala, bu Hadis-i Şerif olarak demiyorum ama. Yukarıda Hadis-i Şerif'te bu izahı olarak geçiyor. Et-Tekarrubi ilallahü Teala yekunü bil amelil beden Evet, şimdi bedenle yaptığımız saatlerde, saatlerde bire on, onu da anlatıyor zaten. Bakıyorum bire on değilmiş. Yüzden yedi yüze kadar bedenle yaptığımız dilimizde Allah diyoruz mesela dil vücutta bir beden. Sonra ve billa amelil mali, mali olarak diyelim Gazze'deki Müslümanlara öyle görüyorum, elhamdülillah memleketimize teşekkür etmemek mümkün değil, yediden yetmişe. Allah'ım ne aşk vermiş bu memlekete, ne aşk vermiş. Enbiya yurdu diyor ya Mehmet Akif, gerçekten öyle. Toprağı sıksan Şuheda fışkıracak diyor. İşte böyle bir verimli toprağın Şuheda'nın neslinde de aynı aşk ve muhabbet var. Göreceksiniz Gazze'yi öyle Londra'ymış, Paris'miş hepsinden daha üstün bir hale getireceklerine inanıyorum.
Çünkü biz canımızı veremediğimizin ıstırabını duyuyorduk. Allah'ımız lütfeder, ihsan ederse bu memleket gerçekten gerçekten müstesna bir memleket, Halık'ımız her türlü tehlikeden muhafaza buyursun. Malıyla hizmet edecek olursa, malıyla hizmet edecek olursa oraya da yedi yüze kadar bedenle yapılan binmiş. Yok, yüzmüş. Yüz. Mali olana sebamiye, yedi yüz kalbi olana feleyse lehu ezurun mahzarun. Öyle diyor sınırlayamazsınız, öyle verir ki Cenabı Hak böyle kalbinde aşkla, muhabbetle doyamıyorum diyen kimseleri duyuyorum. Rabıtama doyamam, murakabeye doyamam, doyamıyorum diyor. Böyle ellerini açıp sabah olduğu zaman geceler ne tez geçiyor Ya Rab diyen büyüklerimiz var. Öyle bir ilahi alışverişte ki onlar için diyor bir sınır yoktur. Allah, o gönülde neler bitiyor ki onun sınırı yok, onu da Zümer Suresi'nde onuncu Ayet-i Celile ile izah buyurmuşlar müfessirin i'zam hazeratı. Es'a-lem.
Allah'ımız onlara sonsuz lut ediyor sonsuz Allah Celle Celalühü onun için elimizi açtığımızda Rabbımızdan bol isteyeceğiz. Siz şimdi düşünelim. Zengin ki zengin, varsak ona versek desek ki cüzi bir istekte bulunsak emin olun üzülür. Der ki ben bir şey isteyeceğini zannettim. Bu Allah'tır Celle Celalü. Vaniyyun anil alemin olan Rabbimiz essanü vela sevfe yu fi'tike Rabbüke Rabbim vereceksen de razı olacaksın Habibim buyuruyor. Hatta sel tuta, iste verilecek sel tuta, iste verilecek Allah'ımız öyle verdi ki Makam-ı Mahmud'u ona verdi. Hatemü'l-Enbiya olmayı ona verdi. Nimet sayılmaz, Efendimizin üzerindeki nimetler sayılmaz. Sayılamaz. Nedir o gönül toprağı nurlanmış ibadet ve taatiyle ve'l-mahabbe, ve'r-Rada, ve teslim, ve'l-marife ve hüsnü'l-hulk ve'seiru'l-h Hamide, innema cezeuha errada.
Öyle ki diyor bunları anlıyorsunuz Allah'ın izniyle böyle mükafatlar ve ilahi rıza, öyle ki cennette göz görmedi, kulak duymadı, bütün nimetler kalbin bile düşünemediği nimetler veriliyor. Halikımız soruyor, daha ne istersiniz diyorlar ki, Ya Rabbi isteyelim her şey önümüze serildi. O zaman Rıza-yı İlahi, Cenab-ı Hakk'ın razıyım demesi kadar büyük bir mükafat olamaz. Şu dünyayı da cennet edelim. Zaten bu dünya olmasa cennet de olmaz, cemal de olmaz. Burada kazanalım, rızasına irelim, hayatımızı Cennet edelim, zehir etmeyiz inşallah. O şeytan nefis, o yoluna sevk edelim. Bir saat tefekkür yetmiş senelik taatten üstün. Rabbimizin ikramına bakalım, rabbımızın ikramına. Şöyle beynimiz bir düzeltse masiva Allah'tan gayreleri atsak şöyle düşüncemiz Mevla olsa Allah'ım seni nasıl bulabilirim ben?
Senin muhabbetine nasıl erişebilirim desek yetmiş senelik ibadetten üstün işte Ehlullah'ın üstünlüğü bu derecede, bugün de, bu noktada. Tefekkür sahibi. O murakebeler busunda değil ki. Bu tohumlar üzerinde durarak biz niyete geleceğiz, dört niyet. Onu inşallah biz söylemeye muvaffak oluruz. Yavrularımız en güzel tohum, değil mi? Yavrularımız, o cihad eden Allah'ın sevgili dostları, onlar ilahi bir tohum, öyle bir tohum ki, ashab-ı iman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin. Şundan da emin olun ki imanlı bir köle sizin hoşunuza gitse de müşrik bir hür kişiden daha iyidir. İslam'daki terbiye daha evlenmeden ilk şartını bu nikahta ifade edilir, altı tane husus vardır denklik olarak. Başta imandır denklik. İslam tarihinde bu hususta malumatlar da var hiç şüphesiz. Sonra biz asıl bunları ifadeden sonra binayı korumaya çalışalım. Burası temel oldu.
Belki temelde binadan daha fazla durduk şekliyle kabul etmeyelim. Bina çok güzel. İnsanın niyeti dört vasıftan hali olmaz. Dilinden ve gönlünden düşmeyen şey dünya ise bu kimsenin niyeti ve ameli kötü kimsedir. İki. Dilinden düşmeyen şey ahiret, gönlünden çıkmayan şey dünya ise bu kimse de niyeti ve ameli kötü kimsedir. Üç, dilinden ve gönlünden eksik olmayan şey ahiret ise o kimsenin niyeti ve ameli güzel kimsedir. Dördüncüsü dilinden ve gönlünden düşmeyen şey Allah Teala'nın rızası ise bu kimse de niyeti ve ameli en güzel olan kimsedir. Bunların birincisi kafirlerin hali. Hem beyni hem dili hem kafası içi ve dışı dünya. İkincisi münafıkların böyle gönlü dünya ve onun arzularıyla dolu ama dilinde ayetler, Hadisler, uhrevi haller infak hali. Çünkü dil kalbe uymuyor. Üçüncüsü, Ebrar'ın dilinde ve gönlünde ahiret olan, Ebrar hayırlı sınıf demektir.
Dördüncüsü de mukarrebinin halidir, gönlünde ve dilinde Mevla olan kimseler.