Şeyhin tabiri yeryüzünde Allah'ın emirlerini yerine getirmesi için hem şer'i hem de şer'i vazifelerin batini yönünü ve Kitabı Kerim'in de hakikatini bize duyurmaya vekil olan kimselerdir. Ve vekilul resul sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize vekildir. Onun yapmış olduğu gayret ve çabaya, bu uğurda çekmiş olduğu zahmete, sıkıntıya hepsini vekildir. Müvekkilul Kuran-ı Kerim. Kuran-ı Azimüşşan'ın emirlerini duyurmaya, onu hayatımızın her alanında geçerli kılmaya vekildir. Müvekkilü'ş-şeriati ve tarika. Dinimizin, dinimizin itikat, inanç, ibadet, ahlak, muamele. Mesela ticari alışverişler. Bu hususta emirler vardır Rabbamızın hiç şüphesiz. Sonra bir nikah akdi gibi. Buna benzer. Bu gibi görev ve vazifelerde vekildir. Bunlar bize tarif eder.
.Bunları tarif ederken ibadetin nasıl ki imanda kemal, hakikatine ermek, imanın taklidi olmaktan İman da hakikat, ibadette Rabbımızı görür gibi yapmak, halis olmak, sırf meblağ için yapmak, onu görür gibi yerine getirmek. Ve hüve mana hilafetullahi fil art, yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Yalnız bu hilafet Bakara suresinde otuzuncu Ayet-i celilede bildirildiği üzere nedir? Umumidir. Umumi bir velayet vardır. Bir de hususi olanı var. Demek ki seçkin insanlar var. Mesela biz burada oturuyoruz ama biz diyelim bir okulda öğrenciyiz. Bu öğrenci olan kimselerin de içerisinde seçkin olanları var. Takdir alan kimseler de var. Bunun yanında bize talim eden kimseler de var. Asistan olanları da var. Doçent olanları da var. Profesör olanları da var. Böyle değişik. Bunun gibi bir misal olarak arz ediyorum. Nasıl ki bitkilerde de kendi arasında ne var, bir seçim var. En güzel olan meyveler de var.
Mesela döküntü elma deriz bu da var. Külah elma bu da var. Ekstra derler, o en üstündür. Oğlan da var veya külah, üstün olandır. Misal olarak anlaşılsın diye diyorum. Toprağın mesela çorak olan da var. Tınlı olan da var. Humus olan da var. Seçkin olanı var. Bunun gibi. İnsanların da kendi arasında neleri var? Mertebeleri var. Biz yaratılış olarak aynıyız. Yüzümüz, gözümüz, elimiz, ayağımız, kulağımız aynı da takvaya göre değişir. Allah'a Sen nasıl bakıyorsan o da öyle bakıyor. Sen nasıl duyuyorsan öyle duyuyor. Sen nasıl tutuyorsan, nasıl yürüyorsan aynen o şekilde. Ama buradaki fark nedir? Takvadadır. Mevla'dan korkmaktadır. Bakarken o belki ibretle bakıyor. Belki değil ibretle bakar. Duyarken o Allah'ımızın zikrini duyar. Mesela onlar ne diyelim, yerken Mevla'nın lütfettiğini bilerek yerler. Nerede eriteceğiz diye onu düşünürler. Bu şekilde.
Bu velayet anlatılırken, biz mühim de bir gündeyiz şimdi, bir mürşid-i kamilin ilahi davete icabeti münasebetiyle hatimlerin okunduğu bir gündeyiz. Onun için bu konuyu alıyoruz biz. Ne demektir veli? E gelirlerdi. Üstad-ı aliğimize, heda veli derler. Derler. Hakikaten Allah'ın velisi dostu derlerdi. Ama biz bu neden dostu dediklerini de anlamak istiyoruz. Hiyel gurubu minel hakke I sübhanehu ve teala. Burada iki mana verebilirsiniz. Birisi ibadet ve taatinde, Mevlamızın rızasını elde etmek suretiyle ona yakınlık meydana getirmiş. Şu bedenin yakınlığı değil o. 0 nedir? Kalbinin yakın olması. Onun muhabbetini duyuyor ya şu kalp, Allah'ımızın muhabbeti kalbinde işte yakın demek. Gözüne de yakın. Gözüne yakın oluşu biraz önce dediğimiz gibi ibretle alemi seyretmesidir. Bunun gibi ve Allah'ımızın da kendisine yaklaştırdığı kul olarak hesap edebilirsiniz.
Allah'ımız onun kabiliyetini, onun nasıl hareket edeceğini durumlarını bildiği için kendisine yaklaştırmıştır onları, yakın kılmıştır. Bu velayetin bir umumi olanı var, bir de hususi olanı var. Umumi olanı, yani hepimiz için geçerli olan inşallah buna olsun, gelişir. Şimdi okuyacağız acaba bu velayet bizde var mı? Bu velilik. Allah'a her şeyiyle teslim oluyor. Öyle bir inanç ki güçlü bir inanç var. Salih amel işliyor. Salih amelde kitabı kelime uygun amel. Biraz daha açılacak olursa, siyasi yok, gösteri yok. Kibri yok, benliği yok. Yapmış olduğu vazife de samimi. Mesela burada üstazı Ali'mizin evlatlarından bir zat. Misal olsun diyorsunuz. İmamdı kendisi. Bazen gelmediği günler olurmuş. Gelmediği günün parasını hitap eder, gelir müftülüğe teslim edermiş. Gelmişti ben şu günleri gelemedim, bir hak var üzerinde diye. Salih amel bu hayatlarına yansımış.
Mesela üstad-ı Ali'mizin evlatlarından birisi bir işe girer. İşveren de çok yakın akrabası. Bunu iki var diye çalışıyor gösterir. Bunu duyunca ben der bu mübarek yola muhabbet eden bir kimseyi, başkaları bir alırken benim iki almam caiz değildir. Benim rızkıma haram karışıyor der ve o işten ayrılır. Böyle dikkat etmek hayatımıza böyle yansıyacak. Mesela ben gördüğüm kadarıyla biz gördüğümüz kadarıyla burada genç kardeşlerimizi görüyorum. Öğrencileri görüyorum. Şimdi bunlarda Salih amel ne olacak? Bir öğrencinin Salih ameli Allah'ımızı tanımak için okuyacağız. O hangi meslek olursa olsun o meslekte Rabbimizin yüce kudretini anlatabilecek, onları bildirecek huydu olacak. Allah'ımızın yüce kudretini, o okuduğu mesleğinde gösterecek. Allah'ımızın varlığını, birliğini, onun emirlerini ama genç de kardeşlerimiz var. O zaman ne olacak salih amel bir gencin?
Ve şahabın neşeye fi'ye ibadetillahi, Teala ibadet ve taatinden zevk duyacak. Budur işte salih amel. Velhasıl özel olanı nedir? Mesela dolu insanlar var ama biz onları bu kadar fazla yad edemiyoruz. Evet müminlerin ruhlarını okuyoruz ama geçmiş İslam büyükleri hakikaten bu yola hizmet etmiş. İnsanlığın kurtuluşu için gayret göstermiş. Dertlilerin devasa olmaya vesile olmuş. Açların doyurulmasına, yoksulların çıplaksa giydirilmesine, her türlü ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacının giderilmesine vesile olmuş. Bunların özelliği nedir? Biz bunu yakalamakla mesulüz. Mükellefiz. Bu bizim için bir sorumluluk. Biraz önce ne geçti? Vekil tarif edilirken ve vekilul gurenil kelim, Kuran-ı kelime vekil. Şimdi biz bunu Davut-u Gayseri hazretlerinin ifadesinde görüyoruz. Kuran-ı Azimüşşan'a vekil ise Kuran'da ne geçer? Ey insanlar diye bir tarif geçer. Bu bir geneldir. Der geçer. Genel bir ifadedir.
Ama bir de bakarsınız bunun bir üst sınıfı. Ey iman edenler. Ondan sonra bir üst. Ey Allah'tan hakkı Ondan sonra ileride, Ebrar sınıfına geçer. Daha geçer, mukarrebun vasfına, o şedi edepleri yerine getirmeden bunların hiçbirisi olmaz. Mümkün değil. Ondan tasavvufi eserlerde der ya başta Allah ile kendi arasındaki Hakk'a ve hukuka riayet eder. İnsanlar arasındaki Hakk'a ve hukuka riayet eder diye söyler. Cenabı Hak bizi bazı üstad eksiğimiz yok değil. Sayamayacak kadar. Sıdddi-i Azam radiyallahu anh öyle buyuruyor bir şiirinde. Mitle ramlinle yuhayd. Benim diyor hatalarım kumlar gibi sayılamaz diyor. Çoğu Rabbimizin bağışlamasına bakıyoruz. Kurtulmak için çareler rağıyuz. Hususi olanı hem fiilen Allah'ımızın sıfatlarında hem diğer evsafında ve onun bizzat şahsında yok olmaktır. Demek ki bir insan olarak şu dünyada mevcutuz ama bu mevcudiyetimiz ne oluyor?
Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanmak oluyor. Hususi olanı bu işte. Öyle insanlar bulunacak olsa Allah'ın dostları, memlekette kavgam olur, olur, gürültü mü olur? Hangi çılgınlık olabilir? Hiçbirisi olmaz. İnsanlığa huzur getiren kimseler. Her tarafı Rabbi Zülcelalimizle münasebetini temin eden kimse, her yönüyle. Biz bunu okuyoruz ama bunun yaşanılması gereken bir husus. Bunu da ifadede hakikaten insan zorluk çeker. Yok olmuş. Mevla da yok olmuş. Buna nasıl erişecek insan? Çok önemli bir ifadede bulundukdu ama buna ulaşmak istiyoruz biz. Nasıl ulaşacağız? Akıl. Salim olan akıl nedir? Dinimizin ölçüleri içerisinde olan vahyin gemi ile yemlenmiş olan bir akıldır. Bak mesela serteş. Ama ne yapıyorsunuz? Gemliyorsunuz. İşte bunun gibi. Biz bu aklı ilahi vahiyle vahyin yemiyle yemleyeceğiz. Kamil bir akilları var. Yaptıkları işleri hep akilları başında olarak yapıyor.
Ne desek mesela bir dostunu ziyarete gidecek olsa aklı başında diyor ki bir gönlü görmüş olacağım ve bu vesile ile belki ondan istifade ederim. Belki biz ona duyduğumuz hayırlı sözlerden naklederiz. Bu düşünceler işte aklı başında giderim sıkıntısı varsa onun giderilmesine gayret gösteririm. Her şeyi de aklı başında. Yakıyor aklı başında. İstirahat edeyim. İbadet ve taatime daha yöneleyim. Bu şekilleri düşünüyorum. Evine girse aklı başında. Diyor ki bak sımsıcak şimdi eve giriyorum. Sıcak. Eve giriyorum. Sıcak ama bu sıcaklığı bulamayanlar da var. Çadırların altında kalanlar da var. Konteynir bilmem filan. Buralarda üşüyen kardeşlerimiz de var. Sıkıntıda olanlar var. Aklı başında olduğu için bunu yapıyorum. Aklı başında olmasa yapmaz. Tabir çok mühim. İlla ilahemula aklı mesela Essadi Elbili hazretleri diyor ki bana akıllı Esad derlerdi.
Dedim ki akıllı olmak için ne yapmam lazım, bir istihariye yaptım. Babalarımın, dedelerimin takip ettiği yolu ben de takip ettim diyor. Aklı başında. Mesela onu seçkin hulefasından Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırrı hazretleri çok akıllı. Hem zeki, zeka ile akıl farklı olduğu için diyorum. Hem zeki bu gayrimüslimde de olur bu zeka. Hem de akıllı. Ne yapmış? Bir şüphe var düşüncesiyle babasından miras kalan malı almamış. Hani biz görevlerimizi icra etmiyoruz. Mesela bir devlet memurusun. Gelmen lazım vazifene. Biz bunu yapmazken, bakın aklını kullanmış. Kamil bir akılsa, Müşteba efendi ahirete göçtüğü halde kereste mağazasında iki ay hiç para almaksızın çalışmış. Neden anlıyorsun? Belki babamın gelmediği saatler olabilir, günler olabilir. Bu bir haktır, hukuktur diye demiş. Ben gelip geliyorum. Aklını kullanmış. Önemli, en önemli olan nokta bu. Yedi yüze yakın ayat-ı ilahiye var.
Hepsi bunun akilla alakalı, akıl. Akledenlere buyuruyor. Efele takilmün, akletmez misiniz, düşünmez misiniz buyuruyor Mevla Zülcelal. Aklımız başımızda diyelim. Aklı başında olan insan acziyetini bilir. Ben bir aciz bir kulumdur. Ula gereken de Rabbine itaat etmektedir. Aklını kullanırsa Mevla'yı tanır. Onun azametlik kibryasını isimleriyle tanır. Mesela bir Kahhar ismi Celali. Kahretmesin. Şimdi biraz derece fazla düşecek olsa güneş dünyadan biraz uzaklaşsa çok az milimetre. Bunlar alem yaklaşsa yanar. Su mesela biraz katı olacak olsa damarlar Aklını kullanıyor bak Rabbımızla tanımaya çalışıyor. Aklını kullanırsa dünyanın geçici olduğunu da bilir. Aklını kullanırsa ebedi alemi de tanır. Aman ha oraya hazırlık yapalım der. Boşuna ifade değil bu. Biz üzerinde duramıyoruz bunlar. La yasiliul abdu ila makamil ve la yetilkemile, ve kemula ablu. Aklı ziyade. Akıllı insan.
Bizim aklımızda hiç ziyadelik yok mu? Var akıl ama durağan bir akıl. Tefekkürü yok. Düşünce yok. Biz diyoruz ki, görüşmeleri yaparsınız kardeşlerimize, oturuyorsunuz kardeşlerimize. Bir on dakikasını biz eleştiri yapalım. Ya bizden ne isteniyor? Ne yapalım? Daha nasıl insanlığa faydalı olalım? Ne yapabiliriz? Kuran Azimüşşan boşuna inmedi. Her şey tamam olmuştur. Allah'ımız vahyini tamam İmamimi tamamladım diye buyuruyor zaten. Maide suresinde ben nimetimi tamamladım etmem. Habibim ni'meti. Habibullah da buyurmuş mübarek sözlerini. Ulema-i Kiram'mızın yazdığı eserlerin sayısını ifade edemezsiniz. Hepsi söylenmiş, edilmiş. Bir düşüneceğiz kendi aramızda. Biri diyecek ki, ya biz her hafta bir sünnet-i seniyyeyi ihya edelim. Bir diğeri kalkar der ki, altı bin altı yüz altmış altı ayet ama hiç ezberimizde de bir bildiğimiz surelerin dışında hiçbir şey yok.
Birer ayet olsun her hafta kolay da olsun ezberleyelim. Nasıl ki insan tek başına bir şey ifade etmezse, Allah'ın rahmeti cemaatler üzerinedir. Fikirlerimizi, kafalarımızı, beyinlerimizi bir araya getirdikçe ziyadeleşir bu. Allah'ın rahmeti olur. Bilmediğini öğrenirsin. O bir başka bir söz söyler. Derse ki bunu hakikaten hiç hesap etmemiştim. Ne güzel söyledin. Bunlar kurtuluşumuza vesile olur. Bir yol arayacağız. Kurtuluşumuz için yol arayacağız. Mutlaka kendimizi adam etmedikçe mümkün değil. Ebu Cehil, Ebul Hikem tarifi var. Filozof demek. Bu akıllı insan değil mi? Zeki. Akıllı değil. Zeki. Zekası var ama akıl Allah'ı ve resulünü tanımaktır. Aklını kullanamaz işte. Nefsini kullandı. Ne dedi? Kibirlendi, gururlandı. Bir yetim midir, bir güçsüz mü biz buna mı inanacağız? Fakirdir yoksuldur demek suretiyle nefsinin esiri olur. Lanet himmeti çok üstün. Kul olduğumuzu bilmek yeter bize.
Hiç bunu uzun boylu izaha gerek yok. Kul olduğumuzu bilmek ya. Biz biz kul olduğumuzu bilsek, kulluk kadar üstün bir gaye olamaz. Kulluk kadar. Çünkü Allah'ımız habibini bile kul olarak tanımlıyor. Kul, kul. Kullu Muhammedi buyuruyor. Kullu Muhammedi. Bu çok üstün bir gayedir. Gayesiz olmaz. Gayesiz insan yaşayamaz zaten. Mutlak bir gayesi vardır. Bizi bu dünyaya bağlayan sebeplerden birisi nedir? Gayedir. Gayesiz olmaz. Gayesi üstün olacak. Kulluk. Bundan üstün bir gaye olamaz ki. Daha nedir? Sadakatin öyle bir bağlı ki Rabbimizin emrine ne emrolunuyorsa o başının tacı olmuş olur. Nefsi onu zorlasa da, şeytan onu aldatmaya kalsa da hiçbirisine meyil etmiyor. Kelimelerinin evliliğinde efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendi evinde gerdeğe girdirmiştir diye kendi elleriyle götürdüler, Damatlarının evine teslim ettiler ve o evi kendileri yaptırdılar. Kendi evinde izdivaç hasıl oldu.
Bunları düşünüyor. Rasulullah'ın sünnetini düşünüyor. Her hareketinde öyle. Şimdi hayatını nasıl anlatalım biz her şeyi sünnet sallallahu aleyhi ve sellem efendimize uymuş. Mübarek baş parmağını sav avucunun içerisine dokundurur. Resulullah'ın sünneti buyurur. Mübarek ellerini yıkamadan oturmaz sofiye. Sonra yıkarlar. Temiz ya azami bir rivayeti var. Hepsi sünnet seni ye. Biz şimdi çok yüksek bir noktadan gidiyoruz. Yüksek perdeden gidiliyor. Ticaretimiz diyelim haksız kazançlarla dolu ise bunlar belki onlardan kurtulmamıza vesile olacak ifadelerdir. Ümmete Efendimiz 'den vekil olan kimseler bu şekildedir. Sonra onlar nedir? Yeryüzünde Allah'ın nurudur. Belaya sabrederler ve yarda bil gada. Allah'ın hükmüne razı olurlar ve nimetlere de şükrederler. Mesela arabaları şoförün frene basacağım derken gaza basarak havuza düşer. Muayene için doktor tansiyon rahatsızlığı var.
Herhalde çok yükselmiştir. Hayatına da çok büyük sıkıntılar açabilirdir. Kontrol eder aynı seviyede duruyor. Sonra der ki, belki hata olmuş olabilir birkaç defa ölçer. Hocam hiç siz üzülmediniz mi? Biz Allah'tan gelene üzülmeyiz der. Belalara sabırlı. Onların çektiklerini anlatamayız biz. Ama şikayet ediyor, sabahlara kadar uyuyamadım diyor. Dizlerim hep ovalandı diyor. Böbreklerimden rahatsızım ciğerim su topluyor diyor. Otuz kırk senedir bu bizler diyor kalkmaz, zorlanırım diyor. Tansiyonunu anlatıyor. Kalpten rahatsızlığını anlatıyor. Bu şikayet değil mi? Siz dinlemediniz mi hiç onun ifadesini? Bunu anlatırken Rabbımızdan bir şikayet olarak değil Rabbımıza. Halimi arz ediyorum.
Belki görüşmemde sizi memnun edemezsem, kusurumuza bakmayın kusurumuza bakmayın diye, bir buçuk saat konuşuyor bunu derken, biz günde bir buçuk saat bir tebliğ, bir davet, bir Kuran-ı Kerim tilaveti, bir Hadis-i Şerifler okuyabiliyor muyuz? Zamanım yok. Var zamanımız her şeyimiz var. İnşallah aklımız olursa bunlar hep yerine gelir. Aklımız kamil olursa akıllı insanlarsınız enammül. Belalara sabırlıdırlar. Yokluk çekmişler. Kıtlık çekmişler. Bir acı biberle bulabilirse bir ekmek onunla iftar etmiş, onunla sahur yapmış. Sabretmiş. İnsanlardan gelen ezalar. Üstaz zalimiz kendisine üç yüz kırk bir Fatiha oku ve az u nasihatte bulun buyurmuş. Memleketimizin dar olması hasebiyle bu sözü bize söylenir diyerek, periyedı fidanlar kopmuş, hep sabretmiş. Mübarek gözüne gelmişler. Evleri taşlanmış. Bunu şahit evi taşlanmıştır. Evlatlarını öldürmek için yola çıkılmıştır.
Mübarek yüzüne bu sıkıntıların hep müsebbibi sensin dinmiştir. Bir bahçeyi sularken suları kesilmiş, hususen suyunu kesmişler, hiç kızmamış, sadece bu suyla abdest alın, bu suyla gusül edin demiş. Bunu derken mübarek sözlerini taklit etmeye başlamışlar. Haramcadan file kadar hakkım helal olsun demiş. Onun için siz bir araya geldiniz, onun için toplandınız. Yoksa insan gelişigüzel bir kimse için, şu soğukta, şu tatil de istirahat anında, ailesi çocuğu çoluğu baba diyor seni bir gün olsun evimizde görelim dediği gün de siz bir araya gelip toplanıyorsunuz. İşte bunun için, Bilerek veya bilmeyerek bu güzellikler bizi bir araya getiriyor. Getirirken de mühim olan edepleriyle edeplenmek, ahlakıyla ahlaklanmak. Bu. Belalara sabırlı, Allah'tan gelene razı ve nimetlere de şükretmiştir. Artık biz bilemiyoruz şu koyun cebi diye ifade edilir, elbiselerinde. Oradaki paranın aynı anı biz bilemiyoruz.
Bilen varsa yakınlarından da söylesinler. İşte birileri gelirdi o koyun cebine paraları bırakırdı. Eğer öyle olmuşsa öyle desinler. Tükendiğini zannetmiyorum. Devamlı veriyordu, devamlı veriyordu. Dinimiz için yapılacak hizmetlerde, memleketimizde o tarihte halılar çok kıymetli, insanın geçimi onlara verirler. Şimdi namazdan önce kardeşimize anlattım. Üzerime fazla gelmeyin, her şeyi dağıtırım buyururdu. İşte efendim bu kadarı yeter dediler mi? Eğer biraz daha derseniz her şeyi veririm içinden çıkar girerim diye. Böyleydi ve öyle olmuştur. Mal olarak üstadımız hazretlerinin fazla bir malı yok. Mirası yapılırken, mirasında üstad-ı alimizin çok mal kalmamıştır. Yok. Sarf etmiş Mevla yolunda. Allah'ın nimetine şükür de. Ahiret kardeşi olan bir kimseye yaptıkları aralarındaki anlaşma şu.
Yiyeceğimiz içeceğimiz kifayet miktarı ondan ötesini Mevla yolunda sarf edeceğiz demişler ve hakikaten öyle yapmamış.