İslami Kardeşlik ve Tarikat Yolu kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar, mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif. Sami Efendi Hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem şu iki husus üzerinde çok durur…
İslami Kardeşlik ve Tarikat Yolu kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar, mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif. Sami Efendi Hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem şu iki husus üzerinde çok durur…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar, mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif. Sami Efendi Hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem şu iki husus üzerinde çok durur ve bir kimseye bunu defalarca sorar. İhvanın beyinleri nasıl? Usule riayet ediliyor mu? Beyin, ihvanın birbirleriyle alakası, münasebeti nasıl? İkincisi de tasavvufta en önemli olan usuldür. Usule riayet ediliyor mu diye buyururlar. İhvanın beyni elbette önemlidir arası. Allah'ın rahmeti gönüller bir araya geldiği zaman yağar. Bir kardeşimiz anlatmıştı. Biz sohbet ederiz. İki kimsenin arasında bir dargınlık oluştu. Eğer bunlar bir arada olursa feyzin muhabbetin, aşkın usulü hiç mümkün olmuyor ve bir feyz alamazdık.
Eğer onlardan bir tanesi bulunmaz ise o zaman füyuzatı ilahiye yağardı. Bunu biz şu şekilde mütalaayı diyoruz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Mekke-i Mükerreme'de tevhidi telkin buyurdular. Medine-i Münevvere'de ise buyurdular ki kapıları kapatın, pencereleri örtün. İçinizde bir ecnebi yabancı var mı? Ondan sonra kelime-i tevhidi okumaya başladılar. Ashab-ı Güzin efendilerimiz dedi ki ya Resulallah biz Mekke'de iman etmemiş miydik deyince siz Mekke'de açık küfürden imana geldiniz. Şimdi ise şirki hafi riya gibi, kibir gibi, ucub gibi, benlik gibi bu hatalardan dolayı tevhid okuyorsunuz buyurdu. Biz bunu Yunus Suresi elli yedi ila elli sekizinci ayeti celilelerde görürüz. Bu ayet celiler görürüz. Bayrama da yaklaşıyoruz. Bayram için bu ayeti celile-i cemileyi okurlar. İşte dünyanın malıydı, mülküydü vesairesiydi. Bunlarla sevinmeyin. Asıl sizin sevineceğiniz hatta emir olarak geliyor.
Sevinsinler buyuruyor. Neyle? Asıl yukarıda geçen birincisi mev'iva şeriattır. İkincisi rimaf-i sudur, kalpte olan bu ahlak-ı rezailiyye denir, kötü ahlak. Onlardan kurtulmak için yapılan çalışma buna da tarikat derler. Diğerleri de marifet ve hakikat olarak ele alınır. Burada gönüldeki kin, kibir, hasetlik, adavet, tamah, hukul bunun yanında hayvani duygular bunların yok edilmesi için gayret gösterilir. İşte asıl buyurdu tevhidi biz orada şirki celiden açık şirkten imana geliniyordu, şimdi ise gizli şirkten diye buyurdu. O zaman bu yolun ne kadar hassas olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü kapıları kapatın buyuruyor. Pencereleri pencereleri örtün ve bir ecnebi var mı buyuruyor. Yabancı da bulunmayacak. Umuma aleyhisselatu vesselam Efendimiz İslam'ı anlatıyor ama hususi anlattığı bir cemaat var. Bunun yanında daha da özel anlattıkları var.
Biri Sıddıki Azam radıyallahu anh kalbi zikri telkin etmiştir. Ahmed bin Hanbel hazretlerinin Müsnedinde geçer. Rahmetullah Ali bir de kelime-i tevhidi Ali Kerim aleyhi vechi Efendimize telkin buyurmuşlardır. Yani bu yol serçeşmei hakikat denir. İki hakikat çeşmesinden geliyor bu yolun nuru, aşkı ve muhabbeti. Sıddıki azamla nakşi yolu, Kadiri yol da isimlere göre değiştiği için böyle dinliyor. Aslında hepsi bir Muhammedidir. Bu da Ali kerimallah vechi efendimizden gelir. Bu sebeple çok önemli. Birincisi ihvanların beyinleri nasıl, araları nasıl? Araları düzgün olduğu zaman birbirlerine aşkla, muhabbetle yöneldikleri zaman Allah'ımızın rahmeti yağıyor. Hatta sohbette ve halaka-i zikirde halıkı arzu semaya eyleriz hamdu sena diye başlıyoruz, ila ahirihi daha bunu okumadan gözyaşları ortalığı alıyor. Eski dediğimiz kıymetli üstadımızın evlatları anlatıyorlar.
Diyorlar ki biz sohbet gününde gusül abdesti alırdık ve bir kimseyle buluşup da şer'i şerife muhalif bir hal olmasın diye dillerimize, gözlerimize, azamıza son derece riayet ederdik. Elimize tesbihimizi alır, ikindiden sonra başlardık istiğfar okumaya, tevhid okumaya, salatü selam okumaya, kendimizi korumaya çalışırdık. Sohbet halkasına geldiğimiz zaman Cenabı hakk'ın huzurunda bulunduğumuzu düşünerek öyle otururduk ki ashabı Güzin efendilerimiz anlatılıyor. Resulullah'ın huzurunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerlerine bunlar cansız bir varlıktır diye kuşlar bile konuyor. Böyle bir sessiz, böyle bir sadasız Rabbimizle münasebetini kurarak oturuyorlar. Bir gün Konya'daydı. Orada yakınımızın evinde kalıyordum. Dedim ki buradan görsel cihazı kaldırırsan iyi olur. Ne kaldırdı? Sabah bir kimse geldi. Dedi ki efendim bir yere gitsek razı olur musunuz? Olur dedi. Beraber gittik.
Vardığımız cemaat müstesna idi. Orada konuşmamız söylendi. Baktım cemaatin durumuna biiznillahi Teala öyle konuşacak gibi değil. Konuşma şudur. Bir bahçe düşünelim, bahçe. İçi bütün meyvelerle dolu. O bahçenin bir duvarı olur. O duvar nedir? O duvar içeriye bu bahçenin içine bir hayvan girmesin. Ondan sonra bir hırsız vesaire girip de o meyveler yok etmesin diye duvar yapılır. Başta ehlullah şer-i şerif duvarını yapar. Ondan sonra o bahçe tarikatı aliyedir. Oradaki meyveyi sayamayız. Kuran-ı Azimüşşan da Gaf Şivaka suresinde buyrulur. Bitmeyen meyveler. Mesela orada kirazdan anlatılır, muzdan anlatılır, vesair sure-i celile-i cemilelerde meyvelerden anlatılır. Mesela Araf suresinde nardan anlatılır, hurmadan anlatılır, zeytinden anlatılır, incirden anlatılır ama Cenabı Hak meyvenin sonsuzluğunu beyan için bitmez meyveler.
Gönüldeki o meyveler ilahi meyveler de saymakla bitmez, işte o bahçeyi o bahçeyi şeytan ve nefis kurdu. Dünya ve kötü niyetli insanlar yok etmesin diye şerhi Şerife son derece dikkat etmemizi riayet etmemizi göstermek için sohbette bulunurlar. Yoksa asıl sohbet sükutidir. Bunu Muhammed Bahaüddin Şahı Nakşibend Hazretleri Kardesallahu sonra sputumuzdan istifade etmeyen bizim konuşmamızdan istifade etmez buyuruyor. Bir an sükutlarında öyle bir aşk, öyle bir muhabbet meydana gelir ki tarifi yok. Bunu biz üstadımızdan duyardık. Ömrüme yeter buyurdu. Askerden gelmişler, askerden gelmişler üç buçuk sene askerlik yapıyor. Bayram yapacak. Üstadına öyle bir sevgi, öyle bir muhabbet içerisindeki bayramı bile diyor Sami Efendi Hazretlerinin huzurunda yapalım. Bir diyorlar hadise çok uzun, bir noktaya gelmek istiyorum. Orada Sami Efendi Hazretleri iki tane minder.
Birisinde Hasan Efendi Hazretleri üstağızımız, bir diğerinde kılavuz hafız dizlerine dayıyorlar. Bunu buyururdu ömrümün sonuna kadar unutamam aldığım aşkı ve feyzi ne görmüştür? Şunu anlattılar bize. Bir mürşid-i kamilin teveccühü böyle olur da fahri kainatın teveccühü nasıl olur Sallallahu Aleyhi ve Sellem? O Resulullah'ın teveccühü böyle olur da Cenabı hakk'ın cemali diye meğer o esnada fenafir resul ve fenafillah hallerine getirmeye çalışıyorlar. Bir defasında Ashab-ı Soffe'de üstadımız gayri ihtiyari şunu anlattı. Orada cemaat de vardı, kalktılar buyurdular ki, bakhi kainat sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin kabri saadeti, eskiden bu zemzem kuyusu vardı oraya, çok geniş merdivenler var. Onlar da inilirdi. Onun gibi bir merdiven yeşil bir örtünün üzerinde fahri kainat sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz ümmetine teveccüh ediyor diye buyurdular.
Cenabı hak istifade etmeyi nasip buyursun. Allah'ımızın bu teveccüh için, bu istifade ve faydalanmak için nefha-i ilahi her an yayılmaktadır. Yeter ki biz hazır hale gelelim. Nasıl hazır bir hale geliriz? Şimdi evimiz var bizim, pencereleri var. Bir pencereden ışık vuruyor ama diğer pencereden ışık odaya bir türlü girmiyor. Neden? Çünkü kalın perdelerle ora örtülmüş. Gönüllerimizde kalın dünya muhabbet perdesi, şeytanın biva, aldatma perdesi vesair nefsani arzu ve istek perdeleri bu nurun girmesine mani oluyor. Hiç unutmam, bir defasında üstadımız telefonun akizesini kaldırdılar. Eski telefonları söylüyorum. Şimdiki gibi değil. Konuştuğunda bakın söylediği söze bir hocayla konuşuyorlar. Hocam iki tane tel gönlümden verdim, korkma diyor. Konuş. Allah'ımızın lütuf ve ihsanı demek ki ona layık bir kimseymiş ki gönlünden iki tane diyor ben tel verdim. Aynen ifadesi bu.
Yeter ki kalbimiz hazır bir vaziyette olsun. Sohbetlerde de öyle. Sohbetlere geliş çok önemli. Mesela gelişte gusül abdesti alabilirsek ne güzel. Alamazsak taze bir abdest alıyoruz. Yolda yirmi beş istiğfar okuyoruz. Yirmi beş istiğfar ve burada okuduk ya biz ruhlarını üç İhlas bir Fatiha okuyarak edeple gelip oturuluyor bu şekilde. Öyle sandalyelerde ayak ayak üstüne atılmış ve dayanmış vaziyette buna sohbet demezler ve bir kere sohbeti yaptıracak insanın üç tane özelliği var. Birisi onların bir tanesi halinden istifade ettirecek. Yanında oturduğun zaman füyuzat-ı ilahiye ile gönüller dolacak. Bize bir hocamız şunu anlattı. Dedi ki Hasan Efendi Hazretlerine bir zat intisap etti. İntisap etti ama çok kısa zamanda yetiştin. Öyle bir aşkı muhabbeti vardı ki ben de dedi onun yanında oturuyordum. Aynen tarif etti bu.
Gönlüne diyor nefis geliyorsa o kalbinden bir kova da bir kova da benim kalbime dökülüyordu diyor. Kalbime dökülüyordu. Yansıma var. İnsibağ ve in'ikas bu yolda çok önemlidir. Anlaşılıyor herhalde. İn'ikas aks etmesi, nakşi denmesi ne demek? Nakşi bu dediğimiz terimleri içerir. Nakş olur kalbine gönlüne olduğu gibi girer. Bazı böyle ceviz ağaçlarının karşısına şekiller koyuyorlar. Bu ceviz ağacı bile o şekli resmidir. Değil ki insanın kalbi evliyaullah'ın huzurunda oturduğu zaman onun kalbindeki nuru hiç almaz mı? Hiç istifade etmez mi Rabbimizin lütfuyla, ihsanıyla? Bu daha fenafil, fenafil ihvan ve fenafiş şeyh zamanları. Fenafil resul ve fenafilla olduğu zaman onun resmedeceği esma-i ilahiyedir. Onun resmedeceği mülk aleminde, melekut aleminde esma iken, ceberut aleminde sıfatı ilahiyedir. Ceberut aleminde zatı sıfatların tecellisidir. Es'adi Erbili Hazretleri'ne soruluyor.
Efendim tecelliye mazhar oldunuz mu? Bak üç şeyden bir tanesin dedim. Burada da bir tanesin diyeceğim. O da şu halimdir diyor. Böyle bir inleme hali, bu üstadımızda da vardı. Bir inleme hali böyle bir nasıl tarif edeyim horlar gibi bir hal Esad Erbili Hazretleri'ne bir inleme sesi duyuluyor. Çok da yaşlı olduğu için bir kısım insanlar diyorlar ki işte pir efendimizdir der, Risale-i Erbili Hazretleri için. Pir efendimiz çok yaşlı olduğu için inliyor. Hal ehli İhvan der ki inlemiyor. O ilahi aşkın ve tecellilerin altındaki seslerdir ilahi seslerdir, kalbinizi verindirler. Kalplerini verdikleri zaman aşkla, muhabbetle dolar. Diyelim ki şimdi biz bunları nasıl bulacağız? Arz ettim Allah'ımızın nefası yayılıyor, kalplerimiz hazır olursa istifade ederiz. Bunu gerçek, dikkat ve riayet eden bir mürid duyar. Diyelim ki trende gidiyor, otobüste gidiyor, uçakta gidiyor veya yolda yürüyor.
Bir işiyle gücüyle meşgul. Mesela bakkaldadır vesaire işlerdedir. Gönlüne öyle bir feyiz gelir ki acaba bu neredendir, der. O kalbin hazır olmasından dolayı nefha-i ilahiyyeden onur kalbine işlemektedir. Mesela bizim sadatı kiram efendilerimize baktığımız zaman üstadlarımızdan biri ağaç budama işiyle meşgul oluyor. Öyle olurdu ki tecellinin galebesinden dolayı elinden o aşılama mı artık neyse o bıçak veya testere düşerdi, kendinden geçerdi diye. Yalnız saah hali olur. Kendilerinden pek öyle geçmezler onlar. Fatih elinden düşermiş. Bazen ellerinden düştükleri olurmuş. Bu denizin med-cezir olayı gibi bir şey. Her zaman olmaz o. Bazen bir coşkunluk hali yaşarlar, hayat çok sürmez. Mesela Sami Efendi Hazretleri'nde ağlamaklı bir hal. Şunu anlatıyorlardı kendileri, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz süt annesine veriliyor, Halime annemize veriliyor, Halime-i Sa'd'ye veriliyor.
Orada biraz gelişince kardeşi Şeyma validemiz olacak, Annesine koşarak geliyor. Diyor ki, anne Muhammed'i bir kimse kendi bulunduğu yerden alıp bir yere götür. Meğer kalbinin yarılma hadisesi imiş. Bakıyor ki Efendimizin rengi saadetleri uçmuş vaziyette. Bunu derken Sami Efendi Hazretlerinin böyle sesinde biraz değişme meydana geliyor. Kayseri'ye bir kimse gelmişti, üstadımızda bulundular. Yalnız baktım Efendimiz Hazretlerinin pek böyle arzu edeceği hal olmadı. Hissettim bunu biiznillah. Hemen ev sahibine bir odanız var mı? Var dedi. Baktım çok sevdiği bir kimse cezbe-i ilahiye ile dolama. Sami Efendi Hazretleri üstadımızı ondan soruyor, herkesten sormuyor. Yani herkes mücevheratın alıcısı olamaz. Herkes yakutun alıcısı olamıyor. Herkes Zümrüt'ün alıcısı olamıyor. Onun müşterilerinden bir zata diyor ki Hasan Efendi ile görüşüyor musun? O dediği kimse yani onlar çok müstesna kimselerdir.
Tanıyorum o kimseyi. Tanıyorum. İnanın bulunduğu sohbet füyuzat-ı ilahiye ile dolardı. Böyle duvarlar bile çatlayacak hale gelirdi. Bir gün üstadımız mescitte bulunuyorlar, mescitte bulunuyorlar. Emin olun yanında o halden anlayan bir kimse vardı, öyle deniliyordu cami çatlayacak aşk-ı İlahiden diye. Füyuzat-ı İlahiyeden. Onu yanına aldım, çok sevindi böyle bir sevdiği kimseyi de görünce. O da dedi ki efendim dedi, biz dedi gençliğimizde yanıyorduk, dönüyorduk, şimdi pek bir şey kalmadı bizden. Buyurdular ki, Mehmet Efendi o zaman kalbiniz bir cezve gibiydi. Ateşin üstüne konduğu zaman hemen taşıyordu. Şimdi ise kazan gibi oldu, içine dökülüyor buyurdu. Ehlullah'ın hali bazen Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam Efendimiz, bana konuş. Kendinden geçtiği an oluyor. Limaallahi vaktin benim Allah ile bir vaktim var buyuruyor celle celalühü.
Bir gün Aişe-i Sıddıka validemiz huzur-u Nebevi'ye girdim. Kimsin? Aişe. Aişe de kim? Sıddık'ın kızı. Sıddık da kim? Ayrıldım diyor. Bazen de ya Bilal bize kasideler oku ilahi aşkımız artsın diye. Demek ki dengeyi sağlıyorlar. Denge şudur. Bu tıpta da aynen öyledir. Şimdi mesela dünyanın en çok meşgul olduğu nedir? İlaç sanayi. Çok önemli. Ondan sonra enerji, daha sonra savunma. Bunlar çok önemli. Bu ilaç sanayinde bizim İslam alimleri tıp üzerinde çok hassas olan kimseler yetişen kimseler şuna dikkat ederler. İnsanın yapısında manen de öyle. Su, hava, ateş, toprak. Ama bunun Arapçasını kadar güzel. Ma, hava, nar, trump. Bunun dozajına ayarlar mürşid-i kamil iş budur. Onun için herkese haline göre evrad ve ezkarını verir. Mesela öyle müritler olur ki dersini okuyamayan kimseler var. Bir ihlas okuması yetecek şekilde bu hale göre değişir. Bizim gibiler ne yapar?
Estağfurullahel alıyım ama bunu gönülden okumamız gerekiyor. Ama onlarda bir istiğfarla işi tamamlıyor. Zaten halleri halleriyle bunu yaşıyorlar onlar. Tıpta da aynen öyledir. Demek ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin biz üç halkasını görüyoruz. Bir, umumi Mekke'de açık küfürden tevhide geliyorlar. Sonra Medine-i Münevvere'de bu hadis yani kaynaklarıyla verebiliriz bunu Allah'ın izniyle. Bu Mescid-i Saadet'te veya bir mekanda topluyorlar, bu özel. Bir de sıddık-ı Azam'la Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e üretmiş olduğu zikirlerdir. Bundan dolayı İmam-ı Gazali'yi Rahmetullahi Barih mişkatı Nübüvvet diyor. Kalbe atılan tohum nuru Nübüvvetten bir tohumdur. Bunu geliştirmek bize ait. Onlar atıyor ama çalışacak olan kim? Biziz. Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz ben Cenabı Hak'tan üç ilim aldım. Birisi şeriat ilmi, onu yaymakla emrolundum. İkincisi muhayyer kılındım.
Bir üçüncüsünü anlatamam. O kendisine ait, nübüvvet oluşuna ait, risalet oluşuna ait, Makam-ı Mahmud oluşuna ait. Bunu Ehlullah'ta velayet ölçüsü içerisinde görürüz, açmazlar. Uludağ'da Sami Efendi Hazretleri Essanü Bu Ayet-i Celileye mana verirler. Bu mutmainne sıfatıdır. Bu raziye sıfatıdır. Bu merziye sıfatıdır. Bu dedemin ifadesiyle kutbiyet makamında olan kimselerin halidir. Şu dünyada bakıyoruz insanlar olarak biz zengin olmak istiyoruz, varlık sahibi olmak istiyoruz, evimiz en güzel olsun, arabamız en güzel olsun, yiyeceğimiz giyeceğimiz her şeyimiz en güzel olsun istiyoruz. İnsanın içerisinde mükemmeliyet var. Çünkü insanı Cenabı hak mükerrem olarak halk etmiştir. Bunu Esada Erbili Hazretleri Cenabı hak Adem'i mükerrem olarak halk etmiştir. Bu mükerremiyeti ne kanda, ne ette kemikte değildir. Nedir mükerremiyeti?
Onun imanındadır, onun takvasındadır, onun kurbiyet halinde ve ünsiyet halindedir. Kayseri ulemasından Hacı Zühtü Efendi, Rahmetullah Ali, Esad Erbili Hazretleri ile görüşür. Görüştüğünde üstazı seyyidlerdenmiş. Acizuhd Efendim'i ve çok şekil olarak biçimli bir zatmış. Esad Erbili Efendimiz malum kendileri Irak'tan gönlünden geçer, benim efendim daha güzeldi diye kalbinden geçer. Derhal cevabını verir. Acizuht efendi Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil kalplerinize ve amellerinize nazar eder. Derhal estağfurullah, Efendimiz estağfurullah. Gençlik hali olabiliyor. Böyle İstanbul'da görüyorum böyle takım elbise ne giyiyor? Yaşlılar giyiyor. Üstadımız Hazretlerinin giyimi de güzeldi ama niye bu gönlümden geçti bilmiyorum. Açıktan söyledim, gönülden değil. Böyle bir çekehedi vardı. Herhalde onu da rahat ederdi ki çok gördüm onu.
Dedim ki böyle bir değişik olsaydı öyle bir vakarı vardı. Allah Allah. Üst ağzına giderken hazırlanır da giderdi efendimden istifade edeceğim diye öyle bir gayret gösterirdi ki zaten gayretli ve çabalı olmasına rağmen efendimden manevi gelirler alacağım diye şiirlerinde de geçiyor ya, Muhabbet harçlığı alsam o dostun dairesine varsam diyor. Yani biz namazdaki istifademiz, tevhitdeki istifademiz, evradta, ezkarda vesaire. Taatlerdeki neye bağlı? Kalp halimize bağlı. Bu hadis-i şeriflerde de geçer. Mesela namazdan en çok istifade edenler huzur sahibi kimselerdir. Fecr Suresi'ndeki son okuduğumuz Ayet-i celleler. Buraya gireceğim inşallah. Şimdi asıl konumuz var da konuya gireriz inşallah. Böyle işte bu ceket yerine başka bir şey olsa deyince Efendimiz bizim dışımıza değil içimize bakar, dedi. Allah Allah, diyor ya yak sultanım yak diyor.
Böyle bakışlarınla diye tam okuyamadım ama yani o bakışlar inşallah gönüllerimize kalplerimizin içine girer. Şahsımla alakalı olduğu için hiçbir şey değilim. Bir hususu anlatacaktın, vazgeçiyorum. Çünkü hiçbir şey değiliz. Keşke biz hiçbir şey değiliz sözünü gerçek manada yaşayabilsek. Bir hiçliği elde edebilsek keşke. Sami Efendi Hazretleri Uludağ'da bir de anlat derseniz şu, ravzai pakin Nebi'de bir zat göz. Böyle gözü sanki kalbimin içine girdi. Allahu ekber kimdir diye. Sonra Şeyh Zekeriyya olduğunu, akşamdan sonraydı bir yere götürürler. Vardır o mübarek zatımız. Hani Ehlullah'ın bakışları çok başka oluyor. Böyle zahiri bakış olarak düşünmeyelim eğer gönülden bakacak olursa biraz söz ağır gelir diye hep dikkatli konuşmaya çalışıyorum. İsterse Rabbimizin lütfuyla kişi o bakışla güzel haller elde eder. Her şeyi diyemem, Anlatamam. Yek nazar bestir efendim, diyor ya bir nazar.
Nazar çok önemli. Ashab-ı Güzin efendilerimiz eğer sahabe olmuşsa o nazarla olmuştur. Tabiin, Sahabe-i guzin efendilerimizin nazarıyla tebe-i tabiin'dir öyle devam edelim. Dikkat edilirse böyle sufileri anlatan tezkiretü'l Evliya gibi tabakat-ı sufiyye gibi eserlerde şuna denk geliriz. Bunu biz düşünmediğimizden oluyor. Düşünenlerimiz müstesna. Mesela anlatır der ki maruf-u Kerhi Hazretleri. İşte Zünnun-i Mısri Hazretleri ile görüşmüştür, Şakkiki Belhi Hazretleri ile görüşmüştür, sayar. O sayması şudur, onun nazarlarına erişmiştir. Çünkü nazarlarındaki öyle bir kıymet, öyle bir değer var ki tarif edilemez o. 0 nazar tarif edilemez. Şimdi semada bir kuş var. Buna alıcı kuş dediler. Alıcı kuş yerde yerde avunu yakalarken gözüyle semadan etkiliyor. Bir hayvan gözü bu. Etkiliyor ve o böcek midir ne ise ne sağa ne sola ne öne ne arkaya hareket edemiyor. Bu bir hayvan gözü.
Evliyaullah'ın gözü ise başkadır. Yine bu ayrı bir konu olarak düşünelim, biz mevzumuza geçelim. İşte manalar verir. Birinci de anlaşılır. İkincide biraz düşündürür. Üçüncüsünde gözler ayrılır. Bunu Ahmed bin Hanbel Hazretleri anlatıyor. Rahmetullah Ali, ben diyor bir şazeli şeyhi olacak. Allahu alem. Allahu alem. Fatiha'ya yedi mana verdi. Ahmed bin Hanbel Hazretleri cezbeye geliyor ve o huzurdan dışarı çıkıyor. Ya Rabbi diyor, bu ne ilim, ne bir aşk, ne muhabbet, bu net bir derya diye hayranlığını ifade ediyor. Bir gün İbni Abbas radiyallahuhama'ya soruluyor. Diyorlar ki sizin ilminizle Ali Kerremallahü vechhe hazretlerinin ilmi nasıldır? Bakın diyor, ben size bir misal vereceğim. Bir derya düşünün. Oraya bir şişe düşünelim. Artık nasıl düşünürüz bunu, bir litre gibi, ne gibi düşünelim. O bir litre suyu o denizden, o deri yağdan alıyor. Bizim ilmimiz diyor ancak budur.
O derya ise Ali Kerim Allahu ve celle. Neden olmasın? Çünkü ene medinatul ayn ve ali gün babı buyurdu Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Seyyid Burhaneddin de böyle zikrullah yapılır. Gönüllü açık olanlardan bir tanesi sordum diyor. Efendim bu ilmi nereden aldınız? Bizim hocalardan talim mi ettiğimizi zannettiniz. Buyurmuş. Biz ilmi fahri kainattan aldık. Şu yakın Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizim, Yeşilhisar, Hacı Ahmet Efendi diye. Bir kimse bunu biz ziyaret ederdik, çok görüşürüzdüm. Hatta bu intisabet deyince Hasan Efendi'ye diyor sorularım var, o sorularıma cevap verirse intisab ederim. Sormuş, soruları sormuş, üstadımız cevabını da vermişler, dersini almış. Bu vel-Asrı'ya mana verir bir Ramazan-ı Şerif'te otuz gün vermiş manayı ve vel-Asr demiş. Gerçekten ilim sahibiydi. İrfan sahibi olsa gerek. Bir matematikte cebir'de şey anlattı, denklemleri anlattı.
İki bilinmeyen, üç bilinmeyenli denklemler anlattı. Hayran kalmamak mümkün değil. Serendi badasını anlatırdı. Öyle bir tarih bilgisi vardı. Hayran kalırdı insanın. Kitabı neyde yoktu? Defterini gördüm işte oradan bazı okuyordum. Vel'la Zürih'e bir sene mana verilmiş. İkinci sene biraz ince konuşurdu, ikinci sene devam ederiz demiş. Orada asker hocadirler. Bizzat demiş ki efendim bu ilimlerden Hoca Efendi Erciyes'te ot otlatırken hayvanları otlatırken, Hızır aleyhisselam'da hem de zahiren okunmuş. İnşallah istifadelerimiz çok olsun. Gönüllerimizin ıslah-i irşaddıyla mümkün. Bu kadar nimet var inşallah şükranında oluruz da sohbetlerimize devam ederiz, kardeşlerimizi teşvik ederiz. Bazı ziyafetler olur da çağırır. Uzak yerde de olsa der ki keşke yakın olsaydın da beraber yeseydiktir. Yani bir türlü boğazından geçmez, çok sevdiği için beraber yeseydiktir.
Bu lokmalar, bu manevi lokmalar onlara benzemez. Onun için sohbet yaranımızı çok dikkatle riayet edip halka içerisine katmamız gerekir. Çok gayret etmemiz icap ediyor. Birincisi demek ki ihvanların beyni nasıl buyuruyor? Suhahadan birçok ihvan edininiz. Yani salihlerden birçok arkadaşlar edininiz. Zira salihlerden her fert şefaat için kıyamette mezundur. Cenabı Allah'a imandan sonra efdal amen, sulaha ile salihler ile muhabbet ve meveddet eylemektir. Bu murakabe hallerinde şunu öğütler bize üstadlarımız. Buyurdular ki aman ha salihlerle sohbet edin. Hayırlı insanlarla sohbet edin. Cenabı Hak Davud aleyhisselama ya Davud ben seni yalnız görüyorum, salihlerden dostlar edin, buyurulur. Cenabı Allah'a imandan sonra efdal u amel, sulaha ile muhabbet ve meveddet eylemektir. Efdal ula amel, el hubbu filla ve'l budu filla.
Efdal u amel amelin en kıymetlisi Allah için sulahayı sevmek, salihleri sevmek, Allah için küsekaya, fasıklara buğz eylemektir. Allah korusun anlatmıyorum. O çirkin, ahlaksızlığın müdafi olanlara buğz. Ağzıma dalmak istemiyorum. Eftalul amel amellerin eftali Allah için sülahayı sevmek, Allah için fasıklara buğz eylemektir. Aklın başı badeli iman, imandan sonra kavlen ve fiilen nasile muhabbet ve mühdeti sevgiyi husule getirmektir. Şeytan bir veya iki mümine tasallut ikdam eder. Lakin üç olunca me'yus olur. Yani insan namaz için olsun, zikir için olsun. Daima cemaatten ayrılmamalıdır. Sefer bile murat olunduk da kezaik, sulahadan salihlerden müteaddit, refik, dost aramalıdır. Hadis-i şerifler kardeşlik hakkında çünkü bu yolu dört ayaklı merdivendir. Birincisi fenafil ihvan çok uzun girecek. Üstazımızın gecelerinde kısa olması hasebiyle kardeşlik hakkında çok güzel sözleri var.
Birbirinize tazim edin, beraber olun da gidin, hep bir kardeş idiadın yönünü döndürdin, eden. Burada tazim Allah'adır. Burada Allah için sevgiyi ifade ediyor. Allah için muhabbeti ifade ediyor. Cenab-ı Hakk'ın Halık sıfatından dolayı bir hürmeti beyan eder. Hepiniz bir vücud olsun. Müminleri sevgide, muhabbette bir vücut gibi görürsün. Hepiniz bir vücut olsun, beraber suyunuz gelsin, kalp havuzunuz dolsun, bendini ayırdın neden? Düşenlerini tutmalı, salgınlarını yetmeli. Burayı ifade etmem lazım. Burayı itmeli manasını veriyorlar, öyle değil. Yetme demek tekrar onu ilahi halkaya katmalı manasınadır. İçinden kini atmalı, yaramaz ahlakın neden? Sohbetsiz zaman geçirme, fırsat kuşunu uçurma, aldığın dersi kaçırma kıymetini bilmen neden? Dışın başka için başka sohbete gelmesen keşke tatlı sandık tadın fişke dururken acıyom neden?
Beraber yemek yemeli fikrin bir araya koymalı kurban olayım demeli arada husumet neden diyor ve devam ediyor. Biz kardeşlik hususunda dikkat edeceğimiz birçok hususlar vardır. Buradan da bir madde ancak okuyabilirim. Bir müridin ihvanının meydana çıkmış bir ayıbına bakmaz. Geçmiş bir hatasının nazar-ı itibara almaz. Eğer ihvan'ın baki olan ayıplarını örtmez ve eski hatalarını karıştırırsa aynı vartalara kendisi düşer. İnsanların ayıplarına muttali olan kimse şeytani bir keşfe takılmıştır. Allahutaala o kimseye nazar etmez. Eğer insanların ayıplarıyla meşgul olur ve onları hep kötüye hamdederse tariktan istifade edemez olur. Sadrını fesat kaplar sırrı mahvolur ve şeyhından da istifade edemez. Yani birinci sınıfı geçmeyince ikinciyi atlayamayız. Yani kardeşliğimizin düzgün olması gerekir ki biz fenafiş şeyh, fenafir rasul ve fenafillah'ya gitsin Ebu Ayet-i Celilelerle bunlar.
Şeyh-i Kamile muhabbet Gerçek alimlere, sonra Lokman suresinde Cenab-ı Hakk'a teslim olan kimselere inabe edin, buyuruyor Kuran-ı Kerim'de Allahu alem ya on beş ya on altıncı Ayet-i Celile'yi cemile yani bu yolun her adımı Ayet-i Celile veya Hadis-i Muhammediye'de, onun dışında hiçbir şey yok. Allahutaala kendisine neyi bahşetmişse ondan ihvanına ikram etmeli, hediyeleşmelidir. Velev ki bir salatalık bir turp olsun. Bu hediyeleşmek hususu gönülden de olur. Sadece maddi olanı değildir bunun. Kalbinden de ikram olur. On haber olmaz ama der ki bir hal yaşadım ama bu neydi bilmem. O ona hediye göndermiştir. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.