İslami Hayatın Esasları ve Ruhani Terbiye… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Hayatın Esasları ve Ruhani Terbiye Yolları
İslami Hayatın Esasları ve Ruhani Terbiye Yolları kaydında Düşündüğüm bir kısım hususler var. O da artık bahar kaybolmuş gibi bir durum var. Mevsimler çok değişti. Yaz, kış. İnşallah biz değişmesek de hallerimizi, huylarımızı değiştirmesek çok dikkatimizi çeker. Her Fatiha'yı okuyuşumuzda da gönüllerimize nakş olması, hayatımızın bir prensibi olması icap eden bir ayet-i elli var. Esselam. Bizi…
Düşündüğüm bir kısım hususler var. O da artık bahar kaybolmuş gibi bir durum var. Mevsimler çok değişti. Yaz, kış. İnşallah biz değişmesek de hallerimizi, huylarımızı değiştirmesek çok dikkatimizi çeker. Her Fatiha'yı okuyuşumuzda da gönüllerimize nakş olması, hayatımızın bir prensibi olması icap eden bir ayet-i elli var. Esselam. Bizi hidayet eyle ya Rabbi. Essuratal müştakim, dosdoğru yola. Nimet verdiğim. Nimet ne demek? Biz buna girdiğimiz zaman çok uzun girer. Nimet bir maddi yönde nimet var, bir de manevi nimet var. Maddi elimiz, ayağımız, gözümüz, evladımız, ailemiz, çoluğumuz, çocuğumuz, arabamız, telefonumuz, ne diyelim, yememiz, içmemiz, her şey.
Semavat, arz ve onun içindekiler manevi olan, manevi olan dinimiz, imanımız, kitabımız, Kuran-ı Azimüşşan ve bunun yanında el ayak dedik ya biz, elin cömertli ayağın cihada koşması i'lau kelimetillah duygusunu yitirmemek, beynin Rabbimizin yüce kudretini tefekkürle bir saatlik tefekkürün altmış ve yetmiş yıllık ibadete denk gelmesi gibi güzellik ama nasıl bir tefekkür bunu ayrı mütalaa etmek gerekir. Tefekkür ama nasıl bir tefekkür Allah'ımızın zatı hakkında asla bir el-Musavvir sıfatını alsak bitiremeyiz. Mesela güller, çiçekler ve bir çiçek türü söylesek zambak desek, leylak desek, bunun yanında Çiğdem desek daha çok gül. Aynıdır bütün güllerin ortak adı gül ama biri bir diğerine benzemiyor. Beşer. Beşer insanın teniyle alakalı. Teniyle alakalı bütün insanlık diyelim, beşer diyoruz ya alem-i beşer. Şimdi insanlar birbirinden farklı mı? Farklı. Birinin göz rengi diğerine benzemez.
O parmak uçlarını duya duya artık bunun malum musunuz biliyorsunuz ama sırrı da var mı? Elbette onun da bir sırrı vardır. Çünkü eller boşuna değil doksan dokuz ismi Celal'in esrarı ondadır. El dediğimiz zaman bizim kıymetli hocamız İpek hocamız Rahmetullahi bir hoca kardeşimiz der ki Hanefi merhemi içerisinde alimler var ama Şafii'de daha fazla deyince hususi Mısır'dan kitaplar getirttirir. Şimdi bunu ifadeler kimseler de huzuruna gelir. Derhal kitabı ister ama kitabı bulamazlar. Bizzat şahidi kıymetli evlatları, vel efendi. Bizzat şahidi. Elini diyor açtı. Elini açtı. Kitabı olduğu gibi elinin diyor içinde okudu. Şuna hayret ederdim. Şimdi rical taifesi var. İki taife var. Birisi irşad ehli. Şer'i dinimizin emirlerini tatbike gayret ederler. Bir de meczubin tabakası var ama bunların kendi arasında çok sınıfları vardır. Ricalü'l-gayib girer ama ricalü'l-gayib demekle bitiremeyiz ki.
Bunu tabi ilk duyan kimseler de olacaktır. Herkesin bilemediği kimse ehlinin tanıdığıdır. O saçın renginden bile, şeklinden bile tanır. Bilhassa geriden omuz kısımlarından da bilir. Bu ayrı bir sırdır onlara ait. Bunlar seyri süluk görürler. Tarikat-ı aliniyede insan vücudunda mevcut olan zulümattan, zulmetten nura çıkmak için dördü yaratılışımızla alakalı su, hava, toprak, ateş. Bir de nefis. Bir de manevi ve ruhani olan şu döş kısmımızda bulunan niye döş kısmında? Şeytanın ifsada çalıştığı en önemli nokta insanın sadırıdır. Kalp bir ayrı, sadır bir ayrı, füet o bir ayrı. Yani düşündüğümüz zaman çok şeyler çıkar Rabbimizin izniyle ya'lemus sırra ve ahfa, Allah'ımız gizliyi daha da gizliyi. Sa'dirda en gizli düşünceye Cenabı hak vakıftır. En gizli ama. Öyle nasıl bunu tarif edebiliriz ki? Mesela deriz ki ben istemiyorum kötü bir düşüncenin kalbime gelmesine ama geliyor.
İslami Hayatın Esasları ve Ruhani Terbiye Yolları ne anlatıyor?
İslami Hayatın Esasları ve Ruhani Terbiye Yolları kaydında Düşündüğüm bir kısım hususler var. O da artık bahar kaybolmuş gibi bir durum var. Mevsimler çok değişti. Yaz, kış. İnşallah biz değişmesek de hallerimizi, huylarımızı değiştirmesek çok dikkatimizi çeker. Her Fatiha'yı okuyuşumuzda da gönüllerimize nakş olması, hayatımızın bir prensibi olması icap eden bir ayet-i elli var. Esselam. Bizi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunun daha ötesini Cenabı Hak bilmektedir. Onun için bir sınır konamaz ki. Mutlak bilir dersek herhalde ifademizde yanlış olmaz. Mutlak bilendir, mutlak görendir Mevla yüzülür. Şimdi rical taifesinden. Bunlar da seyri süluk görüyorlar. O manevi olan böyle elle tutulup gözle görülmeyen ama gerçekten her biri velayete işaret veliliğe ama öyle kalbin sadece yanması batması vurması ve sükunete irmesinden sonraki haldir. Derinleştikçe derinleşir. Derinleştikçe derinleşir. Taş deriz de herhalde yapıya konan taş değildir sadece. Bunun yanında granit olanları da var. Mermeri vardır. Mermerin daha bir, daha bir mermerin üstün olanları da var. Sadece mermerle değil bu taşlar vardır. Çok kıymetli taşlar vardır. Değeri ölçülemez. Ne vardır? Altın da zümrüt de Yakup da daha gider de gider. Yani bu letaitler de sadece kalbim benim çalıştı demekle bitmez. Aynı zamanda onun onun şahsımızda yaşanmasıdır.
Bakın bu bize bir şeyi çağrıştırır. İbadetler değil mi? Şimdi ezan okunuyor. Belki de duyuluyor. Eyüp Sultan da ezan okuyorum şimdi ve namaz eda edilecek. Namaza ve taate Cenabı hakk'ın ihtiyacı var mı? Kat'i. Bizim ona ihtiyacımız var. O zaman ibadetten gaye nedir? İbadetten gaye bizim şahsımızın o hale bürünüp o ibadetteki esrara bürünerek Cenabı Hak'ta kulluğun tadı ve lezzetidir. Daha da tarif edilmiştir. Yaptığımız taatlerde kendimizi bulmaktır izahına girmeyelim. Kendimizi bulmaktır yaptığımız taatler. Zaten kendimizi bulsak Rabbimizi buluruz. Herhalde bak mevzu değiştiğini biliyorum. Üstadımızın sohbetinde bazı notlar alırdım. Yine de otururdum notlar alırdım. Bir gün ne fıkıh kitabında var ne ilmi halde hiçbir eserde gördüğümü zannetmiyorum. Buyurdu ki suyu suya, havayı havaya, ateşi ateşe, toprağı toprağa, kendinizi de Mevla'ya verin demesin. Nedir bu?
Münip olmaktır ama bunun açılımı biz Kuran-ı Azimüşşan'da çokça okuyoruz. Peygamberlerin sıfatı o. Sad suresinde münnip olarak geçer peygamberlerimizle. Şimdi bunu öyle güzel izah ediyor ki, gerçekten öyle değil mi? İnsan öldüğü zaman suda, havada, ateşte, toprakta her şey bitiyor. Sadece Sami Efendi Hazretlerinin Kaddafi Allahü Teala çokça okudu o ayeti cel-i celsem'de. Mana-yı münifi. Herhalde ilkokulda ilk girişimde dinlemiştim. Çocuk olduğum için o yaşlarda yani çocuk yaşlarında kusuruma bakmıyorlardı zannederim. Yönümü tamamen ona çevirmişim. Söylediği kelimeleri anlamıyorum bazı. Tabii devir olarak uyuşmuyor. Uyuşmuyor. Mana-yı münifi buyuruyor. Mana-yı münifi ezberlemişim. Sonra bir hatıramı çokça sevdiğim için inşallah sevenlerden olurum. Sevip yoluna girenlerden, edebini erkanını takılanlardan olurum. Yaz gününde bir çocuğun uykusu ağırdır. Sabah kalktım.
Kendisinin istirahat buyurduğu evi vardı. Orayı tanıyorum. Ne bileyim dedim. Efendimizi karşılayın. Eğer çıkmayacak olursa kapının önüne otururum. O gelene kadardır. Nasıl olduysa aşk zincirini tak mürşidim diyor ya dedem Rahmetullah aleyh. Aşk zincirini tak mürşidim diyor. Bizde bir şey yok da onun himmeti olsa gerek. Ondan ayrılmak ölüm. Şimdi kitaplarda okuyorum. Rabiatü'l Adeviyye annemiz Rahmetullahi'ye bir an Allah'tan gafil olmak, cehennem ateşinde yanmaktan bize zor diyor. Öyle bir annemiz ki Vakıa suresinde, böyle hış kebapları canlımızın istediği ayeti celleye gelince öyle bir feryat eder. Ya Rab ya Rab beni kuş etleriyle oyalama ben senin zatını istiyorum. Bunu Bayezid-i Bistami kalpte sallallahuü sırra fenafillah nedir diyenlerimize, beka billah nedir diyenlerimize itiraz yok. Katiyen, Avrupa'sı, Asya'sı bütün gayrimüslimlerin bir kısmı şimdi Mevlana nedir onu araştırıyor.
Muhyiddin Arabi Hazretleri ve İbrahim Hakkı Erzurumi için üniversiteler kuruyorlar. Hususi onun için dersler açıyorlar. Bir kadın altmış senemi verdim Muhyiddin-i Arabi hazretlerine çözemedim, diyor. Çözemiyorum. O bezde tarağı olanlar çözecektir onu. Bunu ifade etmemin sebebi şu. Bayezid-i İslami hazretleri yalvarıp yakarışında şunu demiştir. Senden seni isterim Ya Rab. Bu ne demek ya? Bunun üzerinde bir düşünen bir tefekkür edelim. Düşünmediğimiz yok. Şimdi interneti açıyoruz. Araba alacaksak biz diyelim yüz, siz deyin bin. Şu modelin olsun, şu modelin hangi şekli olsun, rengi vesairesi araya araya yani bu çok kolay bir iş ama bir araba için ne kadar zaman harcıyoruz, hangisi olacak diye. Evet güzel alalım. En güzelini alalım ama zamanımızı hep buna sarf etmeyelim. Düşüncemiz ne olsun? Mesela telefon daha yeni çıkacak bilmem falan olacak.
Şu kalitede, şu değerde işte şu özellikleri var. Güzel, güzel amma velakin çokça onu uzatmaya gerek yok ki. Çokça uzatmaya gerek duyduğumuz tefekkürdür. Senden seni isteriz ya Rab. Ne demek bu? Bunu düşünelim. Senden seni isteriz. Onu istediğimiz zaman her şey hallolmuştur. Her şey bitmiştir. Efendim benim ticaretim var. Kazanmam da gerekir. Abdurrahman bin Avf olursun o zaman. O sahabe derecesinden mi? Hayır. O ahlakta kanaatim sebebiyle kumları avuçlasam altın olurdu, diyor. Kuddus-ı Veli Hazretleri çalışıyor. Bağında bahçesinde. Müridanın bazen gönlüne geliyor. İşte üstadımız ne bu bağda bahçede çalışıyor. Otursun güzelce dergaha post güzel bağ. Mübarek elleri dökülüyor. İstediği yönüne geliyor. Bunu kalplerinden geçirince toprağa o küreyi, bir küreyi onu saklıyor. Arfiye doğru atarken böyle cahil cahil altınlar dökülmeye başlıyor evladım. Biz size örnek olalım.
Elimizin emeğini yiyelim diye böyle yapıyorum Sami Efendi Hazretleri Tahta Tale'de ihtiyacı mı vardı? Seksen yaşının mütecaviz olmasına rağmen defter tutuyor ve sığara satılan yerden bile evinin ihtiyacını sağlamıyordu. Neden yapıyordun? Şimdi biz asıl meseleye geçelim. Ricalullah'ta dahi bu seyri süluk hali var. Bu elden biz hareket etmiştik. Aşiretten Mehmet Efendi diye bu Hızır Aleyhisselam'la da görüşüyor. Hızır Aleyhisselam diyor, Mehmet Efendi Risale-i süluk görmeniz gerekir. Efendim, nerede? Adana'nın adı Hasan Efendi'den. Olur, insan tabiat olarak değişiktir. Şimdi velilerde iki hal var. Birisi cemal sıfatı var, bir de celal sıfatı. O zatta celal sıfatı galip ama öyle bir hal ki karşısına oturanın edeple, erkanla istifade etme niyetiyle Cenabı Hak'tan onu vasıta kılarak şu göğsündeki letaifler patır patır Allah demeye başlıyor. Öyle bir celal sahibi.
Bizzat icazeti Halık'ı, Lemyezelin sevgilisi Muhammed'imizden sana olacak. Bizimki takliden ama Muhammed'imiz demek de hoşumuza gidiyor. Bizim insan takliden olduğunu biliyorum bizimki ama Muhammed'imiz, Peygamberimiz sallallahu teala ne büyük nimet lütfettin Ya Rabbi. Sünnet seniyyesine uymak suretiyle efendimize ümmet olmanın şükrünü eda ettir bize Ya Rabbi. Celal sıfatı olduğu için kendisi de aşiret deverlerin peşinde o nefhi ispat dersi neyi var? Biraz zor tarif edilir. Anlat. Hasan Efendi Hazretleri size kaç kere anlattım, niye anlamıyorsun? Üzülmüş. Hızır Aleyhisselam'a geldim efendim, ben anlamıyor, anlıyorum ki. Yahyal'da bir Hasan efendi duyuyorum. Onun da icazeti bizzat Peygamberimizden zaten Haseniyim tabirini kullanıyorlar. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin. Onu çok halim selim duyuyorum. O da halim selim de celal-ı sıpatı ver. Hani oraya gideyim, olur.
Gelmiş üstadımız tarif etmiş tabiri. Hasan Hocamız diyor ki Allah'ımız verdiği nimetlerden hareketle Fatiha suresinden buraya geliyor. İlirincileri okutuyorum. Bazı meseleleri çıkaramayınca belki de latife ediyordu. Hocamız severdi latifeyle. Mehmet Efendi bu mesele nasıl olacak? Avucunun içerisine bakıyor. Allahümme salli. Hocam bu mesele şöyle. Hocamızda da güzellikleri sonradan ortaya çıkıyor. Elini sanki bir kitap gibi okuyarak Allah'ın lütfu, ihsanıdır. Yani nimet deyince maddi ve manevi nimetler, şimdi bize nimet verdiğin kimseler buyurulurken kimdir? Nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler. Ne büyük bir nimet. Bak buna erişmemiz şu anda üç demeyeyim de o güçlüğü Cenabı Hak bize kolaylaştırsın ama ahdi dersek, gayret edersek insan da zor gelecek. Neden derseniz, Arifani ilahi Allah'ımıza vasıl olmayı bizzat zatı kibriyadan sorarlar. Öyle iki kişi oturmuş da öyle değil o.
0 sormak o değil. Enbiya nasıl soruyor? Vahiy. Evliya ilhamat-ı ilahiye ile bunu hallediyor. Da nefsek ve teal diyorlar. Nefsinizin arzu ve isteklerini terk edin ve gelin. Şu ayak bağından bir kurtulun. Şu ayak bağından kurtulun. Engelleri aşın. Bu engelleri kaldırın diye. Ondan sonra ruhun seyriyle elbette hareket edilecektir. Bizim en büyük bize nimet demek ki Nebi-i Sıddık, şehit ve salihler. Efendim biz tevhit yolunda Sami Efendi Hazretlerinin de ifadesi çok güzel. Buyuruyor ki tasavvuf aynı tevhiddir. Çok güzel, çok güzel. Biz bu mevzuya pek girmiyoruz. Fakat şu, la ilahe cinsi ilah, Allah'tan başka ilah yok derken nefsani bütün arzular bitiyor. Bu fenafillah'ın işaretidir iyi okuyabilirsek. İllallah nedir? Allah ile beraber olmanın beka billah tecellisidir. La ilahe illallah derken biz söyleriz de inşallah Allah'ımız o tadı, o lezzeti, o hali ondaki esrarı nut etsin, ihsan etsin.
Ne demek yani öyle la ilahe illallah doyamamaları onun tat ve lezzeti biz böyle diyebiliyoruz. Bunu ifade edemeyiz ki. Necib Fazıl'ın Rahmetullahi bir inançsız da bayağı bir mücadelesi olur. İnkar ediyor karşısındaki. Diyor ki biz öyle demeyiz de Necip diyor. Allah'ı gösterebilir misin Celle Celalühü? Her yerde o başka. O anda yemek yürürler. Et yemeği. Yediğin nedir? Et. Ne duyuyorsun? Lezzet, göster. Efendim Cenab-ı Hakk'ın bölünmemesi diye bir şey yok. O nasıl tarif edeyim nurunun ziyadeliğinden. Bakın şunu söylemeyelim. Ashable Allahu nurus semavati vel ar. Allah'ımıza nur itlakı olmaz. Nur diyemezsiniz. O nurun yaratıcısıdır. Efendimize dönüp geliyoruz. Efendimize sallallahu teala aleyhi ve sellem buyuruyor ki sen kendini nasıl vasf ediyorsan öyle tecellisidir. Ne bileyim isimde, sıfatta, fiillerinde tarifi yok onun.
İnşallah o deryaya dalmayı bize Cenabı Hak dost etsin, ihsan etsin. Hem rabıtamızda hem de yapabilirsek murakebemizde dalabilmek. Bak ilk anda çok şiir zor geliyor. İlk anda zor geliyor. Mesela büyüklerimizin esamına. Galile meeyhçav. Gecenin az bir kısmı. İstirahatleri o. Galilelen mayehçehu. Çok az ama istirahatini temin ediyor o. Ondan sonra da gönlünü Mevla'ya açmış. Bu anadan emilen süt değil ki. Siz çocuğu bir ana bağrına basar. Ona ikramda bulunur. Çocuk bir müddet sonra kendiliğinden bırakır. Şöyle ağzını getirseniz bile o nimete devamlı çekinir. İşte arzu ediyorsun, ağlıyorsun. Zaten her halini ağlamakla bitirmeye çalışıyorsun. Yavrum istifade em yok. Doyun ama ilahi inmemelerden, Evliyaullah'ın Arsullah, Kenzullah ve Beytullah olan gönülmemesindeki nimete doyulmaz. Ama müridanın öyleleri olur ki, öyleleri olur ki onlar mesela Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne üstazı diyor.
Seni doyuracak bende hal kalmadı, korudu ilahi memelerim, diyor. Bakıyorsunuz Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri. Üstazı sırr-ı sakati, Gaddisallahu sırrı dönüp dolaşıp sohbetine oturuyor. Allah'ımız bu lütfediyor, ihsan ediyor. Onun lütfuna bir sınır olur mu? Yeter ki istensin. Efendimize ne buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem? Sen tuta, iste habibin verilecek, iste habibin verilecek ve vereceğin de vermiştir. Efendimiz o ikramı anlatırken ruhani ve manevi ikramı ancak ben bilirim, ancak ben taşırım buyuruyor. Anlatamıyorum. İkincisi yaymakla emrolunduğu dinimizin emirleridir şeriat. Bir üçüncüsünü ancak ehline anlatırım buyuruyor. Şeyi çok merak ederiz. İnşallah, birbirilerimize dua edelim. Cenabı hak bizi yarın huzur-i ilahiye vardığımızda mahrum etmesin. Geceleri bunu düşünürüm. Tabii herkesin kendine mahsus düşüncesi olur. Selman-ı Farisi radiyallahu anh ile geceleri sohbet ediyor.
Kendi kendime diyor, acaba Selman-ı Farisi'ye ne diyor? Cenabı Huzeyfe radiyallahu anh'a sırrını veriyor. Acaba sadece burada münafıkların listesi değil o başka esrarını neydi acaba o anlattıkların neydi? İnşallah denir ya gönül kulağıma gelse bir sada, gel ey kulum haccını eyle eda. Dediği gibi şimdi evden kulağı geçtik herhalde. Şimdi gönül kulağıma gelse bir sada, bu dış duyularıdır. İç duyularını söylüyoruz. Bizde büyüklerimizden duyduğumuzdan ne hatırımızda kaldıysa o bizde ne olur. Sermaye o. Sermaye bu yolda hemen teslim olur buna inan diyor. Sermaye o. Üstadımızın mübarek hayatlarında ben rencide olur ruhu diye söylemiyorum. Bir kimseye giderdim. Sonra buyurdu ki oğlum artık şöyle kimselerle görüş. Vardım, bir adı Celalli. Böyle kızıyor ne yapıyor? Üstadımız da bize bir cesaret verdi. Oğlum pek fazla gitme deyince, amca ne diyorsun? Cebimde harçlık var.
Bize mürşidimiz mesela baba oğluna harçlık verir ya, harcadığı babasının malıdır. Üstadımız ne vermişse gönlümüze odur. Bizde bir şey yok deyince durdurduk kaldı. Yok. Varlık Allah'ımız muhafaza buyursun, yok olmaktır. İşte bir tanesi bunu çokça anlatırlar da yine olsun güzel olan defalarca anlatırsa yine güzeldir. İşte burada bizim herifin dergah var ya, Kapıyı çalar. Efendi Hazretleri, kimsiniz? Ben. Haydi evladım. Kapıyı açmazlar. Bir sene sonra gelir. Yine kapı çalınır. Kim sen. Her şey odur. Yeter ki bir görebilelim. Öyle olmasaydı Bişr-i Hafi'nin kalkıp da Gatta Sallallahühu'l-Sir'a yalın ayak boşuna gezmiyor. Onu görüyor da onda Allah'ımızın döşemesi diyor. Bak şurada üç kişiyiz. Bir şeyimiz yok mesela ayakkabıyla girmedik. Ayakkabıyı aşağıda bıraktık. Nedir? Temiz bir mekan, halılar var, neler var, temizlenmiş, fark olmuş. Biz ayakkabımızı çıkarız diyoruz.
Bakın tefekkürüne zaten onun üzerinde duracağız. Belki bu konuyu terk edeceğiz, ona döneceğiz. Bilemiyorum Rabbimiz. Yine lütfederse diyor ki yer Cenabı hakk'ın döşengisidir. Nasıl olur da ayakkabıyla çiğneyebilirim? Kol Allah'a aşık olunca, mahluk da ona aşık oluyor. Hayvan cinsi onun bulunduğu mevkiye gübre yapmıyor. İlahi saygı, sevgi Rabbimize muhabbetinden dolayı. Bir tanesi at alacak. Düşüner ki aman ha at çok azgın bunu alma. Seni bir yerde alır atar. Varıyor atın kulağına bir şeyler söylüyor. Görünür ki atıla konuştu bu kadar. Ne dedin diyorlar. Ne dedin diyorlar at. Anlamaz öyle. Bu dilden anlamaz onun gibi bir ayet. Ben Allah'a ve resulüne itaat edersem, sen de bana itaat eden mi dedim diyor. Sıkıntıları konuşup durmayalım asıl sıkıntımız. Bizim nefsani arzu ve istekler olduğunu bilelim de ondan kurtulmanın çaresine bakalım. Derdimiz bu olsun.
Bak ahiret derdi onlardaki başka bir şey yok. Ahiret derdi. Yani düşünün şuraya biz geldik diyelim. Kaç gün? Üç Bak ondan sonra Allah nasip ederse çıkacak. Üç günlük geldiğimiz bu yerde ben bir apartman düşünüyorum şöyle güzel dairesi olan. Akıllı evler de olsun. Ne dediler? Üç gün, üç gün. Git yapacaksan, nerede kalıyorsan oraya yap. Ben bir iş yeri de açmak istiyorum. Çok da geniş olsun. Hatta ihracat da yapabilelim. Gülerler, bilirler ki üç gün için dediğine bakın. Zaten söylerler böyle denecek olsa herhalde bu rahatsız ki tımarhaneye akıl hastanesinde tedaviye gelmiş dediler. Akıllı olalım akıllı. Fikirli olalım fikirli. Öyle olalım ki aklımız ilahi bir akıl olsun. Nedir o ilahi akıl? Delillerle yürüyen değil, gönüllerle yürüyen gönüllülel-bab olsun. Bu dünya bu. İhtiyacımız kadar, ihtiyacımız kadar.
Zengin olmayalım değil dünyalara malik olalım ama ihtiyacımız neyse onu kullanıp geri yanına Rabbımızın yolunda sarf etmek. Bakın çok kıymetli bir kimse tanımıyorum. Kendisi doktor. Otuzun üzerinde maaşı var. Kendi evinin ihtiyacını ne kadar bir ücretle karşılıyorsa onu alıyor. Geri yanını pak yeri yoksul olduğu gibi bahşediyor. Dinin kıvamı nedir? Beş şeyde. Kıvam dediğimiz hayatta durması. Zenginlerin cömertliği. Şimdi öyle bir durum olmasa biz Afrika'da, Somali'de vesaire yerde nasıl kuyu açacaktık? Nasıl yardım edecektik? Filistin'deki, Gazze'deki kardeşlerime nasıl yardım edecektik biz? Olmasa nasıl dersin? Üç kez bunları Cenabı hakk'ın yolunda kullana bilmektir. Asıl olan bu. Biz mevzuya giriş sadedinde ama bu mevzuya girişe benzemez. Çünkü zaman bir hayli geçti. Tevhid yolunda, kısa geçeceğim tevhid yolunda yolumuz tevhid yoludur. Nedir tevhid?
Tevhid inancı hak dininin temelini teşkil eder. İslam dinine girmek isteyen kimsenin yapması gereken ilk şey nedir? Kelime-i tevhid. Ya Resulallah Müslüman olayım öyle mi cihada katılayım? Cihat ettikten sonra mı Müslüman olayım? Evvela kelime-i şehadeti oku ve cihada gir ve şehit olur. Bunu bilmece olarak da sorarlar, işte hiç namaz kılmadı, oruç haceket yapmadı, nasıl cennete girdi, bu kimdir diye. İslam dini üç boyutlu bir hayat üzerine kurulmuştur. İslam. Nedir bu? Pratik uygulamadır bu. İman inançtır. İnanç kaideleri. İhsan nedir? İnanmak. Sıddıkı Azam olmak radiyallahu anh. Onun ahlakında bak, olmak dediğimiz zaman ahlakımda olmak. Bunu söyleyen kim? Miraç hadisesinde biliyorsunuz. Tabii küfür kafalarına bir türlü oturmadı mı? İman kafası istiyor. Bunu söyleyen Resulullah mı daha da ötesine inanırım demesidir. Ahlak, ahlak Mevla'mızı görüyormuş gibi yaşamaktır.
Tevhid konusu uzundur. Tabii biz önümüzde su var. Bak bu yeter biz. Bakıyoruz bunu, bu Hamidiye suyu. Şimdi bursu, su, su, su. Bizim susuzluğumuz gitti mi? Şurada bir ekmek olsaydı ekmek, ekmek, ekmek doymuyor karı. Yiyeceğiz, içeceğiz onu. Kelime-i tevhidi sadece din ile la ilahe illallah demekle olmuyor. Ne olacak? Şuhud haline gelecek. Şuhud haline gelecek. Bunun için Sami Efendi Hazretleri tasavvuf aynı tevhidtir ifadesini kullanmıştır. Hayatı tevhid. Hayatının her anı tevhid. Efendim ben gece kalkarım. Saat işte geceler kısa olduğu için üçü bölgelere göre değişir. Diyelim yirmi geçe, otuz geçe işte üç buçuk ünü de imsak vakti bitiriyor. Kalkıyorum, Bu değildir. Bu okuduğumuz tevhidin gittiğimiz zaman dükkanımıza, gittiğimiz zaman işyerimize emek hırsızlığı yapmamaktır. İş hırsızlığı yapmamaktır. Görev hırsızlığı yapmamaktır. Hakk'a ve hukuka riayet etmektir. Çok uzun.
Tevhid ilkesinin her durum halinde kendini göstermesi ve bu şekilde dini yaşamanın bütün alanlarında kendini hissettirmesi gerekmektedir. Her yerde tevhidi bunun yanında biz asıl tevhid yolunda dikkat edeceğimiz nedir? Tedbirdir. Tedbir ne demektir? Deriz ya tedbir kuldan takdir Allah'tandır deriz. Hangi şart olursa olsun bize verilen bu hayatı en mükemmel şekilde değerlendirmenin ve içinde bulunduğumuz hali faydalı bir şekle dönüştürmenin veya hayırdan ayrılmamanın formülüdür bu. Bak, olumsuzlukları olumlu hale getirmektir. Efendimize bakıyorsunuz, hicret hadisesi ayrı bir konu. Bu yillarca anlatılsa bitmez. Şimdi hicrette efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bakıyoruz Mekke'den çıktığında kuzeye doğru değil. Giriş oradan, ters yoldan giriyor. Neden? Tedbir alıyor, takip ederler diye.
Abdulhamid efendimizi herhalde bilirsiniz, bir ülkeye göndereceği çok kıymetli değerler var ve o ülkenin, o ülkenin, bu kelimeyi kullanmadan her zaman çekiniyorum. Bir tatsız ifade olmasın diye şekilsiz insanlar mı değil zalimler takip ediyorlar. Bakın, aldığı tedbire hemen gemiyi durduracaklar, içindeki kıymeti alacaklar. Ne yapıyor? İlk gemiyi boş olarak gönderiyor. İkincisine yerleştiriyor. Tedbire bakın. Hemen durduruyorlar. Aman biz bunları pusuya düşürdük diye. Arıyorlar hiçbir şey yok. Tedbir daha anlatmak da bitmez ki. Efendimizin dedik ya Medine'ye hicretinde takip ettiği yol. Mesela Bedir'de stratejik alanı tutuyor ve bir gün ashabı müziğini istirahat ettiriyor. Cihada girecekler ve sonra Allah'ımız yardım ediyor tabii yağmur yağıyor. Kumsal da bir yer. Orası setleşiyor. Her şeyinde tedbiri görürüz. Uhud Savaşı'nda görürüz.
Mesela ordunun arka tarafında kalan geçide okçuları yerleştiriyor ve aldığı tedbire bakalım. Düşman sizin üzerinizden geçse. Siz de düşman üzerinden, aman ha terk etmeyin diyor. Hendek Savaşı da aynen öyle. Yani düşmanın gireceği hiçbir yer bırakmıyor. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Hayatından çok örnekler var, bitmez ve tükenmez. Demek ki bu yola devamında ne yapacağız? Tedbir alacağız. Nefse karşı iyi bir tedbir alacağız, muhalefet edeceğiz. Şeytana karşı çok güzel önlem alacağız. Ne yapacağız? Onu şaşırttıracağız biz. Şeytanı şaşırttıracağız. Ne demek bu şaşırtmak? Kalbinden nur olanın katiyen semtinden de geçemez. Aldan diyeceğiz. Dünyaya karşı tedbir alacağız. Diyeceğiz ki bugün varsan yarın yoksun. Sen devamlı değilsin, biteceksin. Ben bitmeyen bir alem istiyorum. İnsanın zaten tabiatında bu vardır. Çok.
Ondan sonra tefekkür, hatalarımızı, Allah'ımızın yarattığı ne varsa onları, semavatı, arzı, kendimizi yani bir formül. İnsan acziyetimizi düşüneceğiz. İnsan acizdir. Kalkarken nefesini toplayamayan bir kardeşimiz felç olmuştur. Nefesimi toplasan bu hale düşmezdim. Dediği gibi insan holical insanu daife. Bu uzun, yani bu dediklerimiz Allah'ımızın izni hep ayrı ayrı konulardır. İnsan zahir yaratırmış ama biz kuvvetli olacağız. Bitminan, mutmainne sıfatıyla kuvvetli olacağız. İnşallah oraya geleceğim. Hemen biraz acele edin. Formül şuydu. İnsan aciz. Cenabı hak azim olan Rabbimiz. Ondan sonra dünya nedir? Bitecek. Fani, ukra, ebedi. Böyle bir tefekkür düşüneceğiz. Düşünerek hareket ederse ve ilk sözümüzün başlangıcında neydi? Altmış yetmiş senelik ibadete eder. Çok önemli ama düşünmek.
Kainattaki işsiz bir düzen, milyarlarca galaksi, Onların içerisinde güneşin yüz dört katı büyük olan cisimler anlatamayız bu bitmez tükenmez bu. Yani bu düzeni, bu intizamı koyan kim? Hiç şüphesi Rabbimizdır. Rabbimiz dememek zaten çılgınlıktır. Çılgının birisine inkar edenin birisine diyorlar ki buradaki yetkiliye bunun için bir otelden yer ayarladınız mı? Ayarladım diyor. Ayarlasan belli olur bu. Hep tespit edilmesi gerekiyor. Ayarladım. Hangi otelden? Akıl hastanesinden. Allah'ı inkar aklın zayi olmasından başka bir şey değildir, diyor. O aklını zayi edenden biterdir. Benhum edal, hayvandan da şahdım. Sonra bizim için ideal çok önemli. Bir kimsede gördüm. Böyle evrad eskar almıyor güzel. Yalnız zaten yine mevzu içerisinde geçti ya. Taatlerimizi yaparken o yaptığımız taatle Mevla'yı bulabilmek başta kendimizi demiştik. Şimdi idealimiz bir kimsede görmüştüm.
Dedi ki ben dedi şu veya bu onların ders aldığı gibi almayacağım dedi. Nasıl olacaksın? Ben diyor istikamet üzere nasıl olacağım. Basiret ehli nasıl olacağım? Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur. Sonra hikmete nasıl iyileşeceğim? İlmin esrarını, eşyanın hakikatini ve Allah'ımıza vuslat. İdealimiz böyle olacak. Bak şu inançsız gördüğümüz insanların hepsinde bir ideal var. Yani boş. Nefsani arzularının peşinde mahvolup geliyor. Hidayet duyuyoruz biz Rabbımızdan. Bir ideali var. Hepsinin bir ideali var. Mesela Yunanistan ideali var. Rusya'nın ideali var. Değil mi bunları? Mesela sıcak denizden inecek vesaire. Ülkelerin hep idealleri var. Mesela Nil'den Fırat'a kadar senin ülken. Hiç dememe gerek yok anlıyorsunuz. Bir ideali var. Bir Müslümanın kemiğini kırmak, onun için en büyük taat onun için Filistin'de durmuyor, Gazze'de durmuyor. Bizde var mı? Yaşlılara dokunmayın.
Ekinlerini bilmem planı ikili olan yerlerine dokunmayın. Hastalara, kalanlara, kadınlara dokunmayın. İslam'da öyle güzel ki Rabbimiz Bakara suresinde onlar ne kadar mukabelede bulunuyorsa, nasıl size karşı hücum veriyor, siz de o kadar. Şimdi o sapan taşını atacak, o fosfor, silahını kullanacak. Bunda denge var mı? İslam'ın güzelliği, her şeyde görünüyor. İyi sahip olalım da birbirilerimizi bitmedense kucaklayalım. Artık bitsin bunlar. Ne güzel olur. Beyinlerimiz bir araya gelirse, tarikat-ı aliyyede de idealin olması gerekir dedi. Ben bunun için alırım ve böyle olacak. İşte şu vücudumu ben şeytana ülke olmaktan nasıl kurtaracağız? Çünkü şeytan öyle sarılıyor ki insanın kalbine atıyor. Hortumunu kalbine atıyor. Orayı nasıl kurtaracağız? Zikrullah ile rabıtalar, zikirler vesaire. Ehl-i irfan gaye hususunun insanların ruh eğitimini sağlarken çok etkili bir şekilde kullanır.
İnsanın önüne getirilen kamil insan numunesi, varılması istenen büyük gaye, günlük işte zikrimiz, ibadetimiz, taatimiz ulaşılması gereken asgari gayelerdir. İrfan ehline gayesizliğin insanı nasıl bir açmaza götüreceğini de çok iyi bilir gayesi var. Mesela bir sohbete oturacak, yani sohbet dediğimiz zaman karşılık ayakları ayağının üzerine ayağını ayağının üzerine atmak değil bu. Böyle günlük konuşmalar vesaire de o bir ayrı. Orada nedir? Rabbimizin huzurunda oturuyormuş gibi istifade etme arzu eder. Sonra tevekkül gerekir. Kuran-ı Kerim'de ve hadislerde çok önemlidir tabii. Kişinin kendini her durumda Allah'ımıza teslim etmesidir. Mürid ne demek? İradesini Rabbimize teslim eden demektir. Sadece tarikatı üzerinde durdum. Böyle tefekkür nedir bunu da kısaca beyan edeyim inşallah. Mütezekkirun yetezekktarus sevab, böyle elde edeceği, bunun için yapmaz sevap için de hep hayırlı işler yapar.
Öyle diyelim biz. Mütezekkirun yetezekkerun eka. Ya ben bu işi yapıyorum ama Rabbimiz katında bu ortaya dökülürse ne yaparım? Şurada bak gömleğimizi değişiyoruz. Neden? Biraz kirli, şurasında bir yemek lekesi olsa katiyen diyor ben cemaat işine çıkamam. Niye? Burada leke var. Allah'ın huzuruna nasıl çıkacağız diye düşüneceğiz. Ve mütezekkirun yetezekkeru'l hukuh bilhisab. Hesap gününde Rabbimizin huzurunda durmak titremiştir. Peygamberler titremiştir bu hususta. Rabbimizin huzurunda durmak. Artık bildiğimiz bir husus. Biz bilmesek dahi siz daha iyi bilirsiniz. Mesela Hz. Ömer'in radiyallahu anh anam beni doğurmasaydı, Sıddıki Azam ağaç üzerindeki kuşa imreniyor mesul olmasaydı, benden sonra peygamber gelse, Hz. Ömer gelirdi, Ve mütezekkirun yetekkiru mafi terkiri masiyeti mincezir isevab, asıl ibadet ve taat yapmak kolay.
Bak bir tanesi diyor ki dinimize hizmet edelim deyince varlıklı bir kimse. Hocam bir şey isteme, maddi ama sabaha kadar namaz kıl dersen kılarım diyor. Bak bu bakil gibi cimrilik gibi bir hastalıktan kurtulmak ne kadar zor oluyor. Hatalı olmaktan Rabbimize karşı öyle bir haya sahibi ki utanıyor. Geçmişte yapmış olduğu hatalardan dolayı sıkılıyor. Allah korusun. Rabbimizin vermiş olduğu nimete karşı o nimetin şükrünü eda etmemekten dolayı üzülüyor. Bunu düşünüyor. Ve mütezekkirun tefekkürde ve bir düşünce içerisinde ytezekkeru, Uhhurballahii Te'lemin, Allah'ın Celle Celalühu kendisine kendisinden daha yakın olduğunu düşünüyor ve mütezekkirun ytezekkeru ihatatelhad sübhanehu ve teala. Allah'ımızın ilminin her şeyi kuşattığını yani insan için görevlenen melekler de var. Ben kısa geçeceğim tabii çok uzun görüşüldü.
Şimdi Rabbi Zülcelal'imizin nağiri hepimiz için gözetleyen şahidi halimize şahit ve mai bizimle olduğunun tefekkür içerisinde olmaktır ve mütezekkirun yetezekkeru nazaral hak ile Allah'ımız kalbe kalbe bir günde deniyor bunu çeşitli şekilde söylüyorlar. Üç yüz altmış defa nazar buyuruyor diye. Bu düşünce içerisinde Allah'ımızın nazar ettiği mekanı ben nasıl günahla kirletirim diye titriyor. Ve mütezekkirun yetekkeru muaahe de tallahiillah. Allah'ımıza vermiş olduğu sözü bezmi ezelde ve mütezekkirun yetekkeru fenaellezzetihi ve beka mutalebetihi fani olanların geçici olduğunu geçmeyen nimetlerin Salih ameller bizim için faydalı olacak ameller. Allah korusun. Şimdi Allah'ımıza karşı çıkmanın sorumluluğunu düşünüyor. Ağırlığını düşünüyor ve böyle olmanın da zelil olacağının tefekkürü içerisinde.
Sonra öyle ki kalbinin Rabbi Zülcelal'imiz ile sükune nasıl eder bunun tefekkürü içerisinde sonra hak ile kaim olma bu düşüncelerde bulunmuş oluyor.