İslami Halvet ve Uzlet Anlayışı ile Ruh… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Halvet ve Uzlet Anlayışı ile Ruh Arınması
İslami Halvet ve Uzlet Anlayışı ile Ruh Arınması kaydında Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeri nedir? Bilhassa Meşşai I izamın bu husustaki görüşleri bundan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman, Uzlet insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak, o…
Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeri nedir? Bilhassa Meşşai I izamın bu husustaki görüşleri bundan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman, Uzlet insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak, o sözlerle zaman geçirmeyerek, o zamanlarda bir kenara çekilerek ibadet ve tefekkürle zamanı değerlendirmektir. Yoksa hep böyle televizyonun karşısında hayatı geçirmek değildir. İhtiyaç şer'i bir ihtiyaç müstesna. Fakat bazı kimseler ömür ve ömür boyu toplumun dışında kalmışlar, çilehane ve mağaralarda yaşamışlardır. Bunu da dinimiz uzun boylu kalmayı doğru görmez, belli bir müddet. Şunun gibi düşünelim. Gerçi arabalarda da şarjlı arabalar çıktı.
En azından bilebildiğimiz kadarıyla bir kullandığımız süpürgeden tutun, buna benzer bir tıraş makinesinden, elimizdeki telefona kadar, çünkü elektronik her şey bu şekle dönüştü. Bir mutfağımıza girecek olsa hep elektronik. Isıtıcılar, vesairiler, fırınlardı, saymakta bitmez. Bunların ne var? Yerine göre şarjlı olanları var. Bak devamlı şarjda kalıyor. Kendisinden istenileni yerine getirmek için bir müddet şarjda kalıyor. Ondan sonra ne yapıyoruz? Biz bunu şarjını doldurduktan sonra, şarj da olmaz zaten, şarj olduktan sonra kullanıma geçiyoruz. Bunun gibi insanda devamlı köşelerde kalmaz. Çünkü ailesi var, çocuğu, çoluğu var, işi var, gücü var, etrafı var, dinimize hizmeti var. Kuran-ı Kerim'de bu halvete delil olarak şu ayet-i kerime gösterilir. Rab'binin adını an, bütün varlığınla O'na yönel. Doğunun da Batı'nın da Rabbi O'dur. Ondan başka Allah yoktur.
Öyleyse yalnız O'na güvenip sığın. Onların söylediklerine katlan ve uygun bir şekilde onlardan uzaklaş. Yani çılgınca bir muamele itme, buyuruluyor. Hani o diyelim azmış. O azdı diye o bir söz söyleyince biz on söz söylemeyelim. Rabbimiz bak bize ne yol gösteriyor. Onların söylediklerine katlan ve uygun bir şekilde onlardan uzaklaş. Yani Rabbinin adını an onu gece gündüz hatırla. Kendini her şeyden çekerek Rabbine yönel, ihlas ile onun emirlerine, Resulü'nün sünnetine uy sallallahu teala için içinde bulunduğun dünya gönlünü asla meşgul etmesin demektir. Halvet ve çilenin kırk gün olmasının Kuran-ı Azimüşşan'da ve sünnette birtakım dayandığı yerler vardır. Kırk günlük sürenin Musa Aleyhisselam ile ilgili olan şu ayet-i celileye dayandığını beyan ederler, Esriu'l-i İmir'e. İnsan bazen böyle içinden çıkamadığı haller oluyor, bir beşer olarak.
Görsün, ne yaparız acaba, lideriz, şöyle bir hal var. Kuran-ı Azimüşşan bize her yönde deva. Buyuruluyor. Musa Aleyhisselam, Musa ile Aleyhisselam otuz gece için sözleştik ve buna on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu. Musa kardeşi Harun'a aleyhi ve sellem dedi ki, kavmimin içinde benim yerime geç onları ıslah et. Bozguncuların yolunu izleme. Bu ayetten başka şu Hadis-i Şerif'i de böyle çilehaneler denir ya, şimdi artık unutuluyor herhalde bunlar bilemiyoruz nasıl olduğunu. Bizim anladığımız nefsimizin ıslahı için küçük bir mekanda insanlardan ayrı taatle meşgul oldukları yer. Kırk gün Allah için iflasla amel edenin kalbinden diline hikmet pınarları akar, hadisi şerifini delil olarak ifade etmişler.
İslami Halvet ve Uzlet Anlayışı ile Ruh Arınması ne anlatıyor?
İslami Halvet ve Uzlet Anlayışı ile Ruh Arınması kaydında Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeri nedir? Bilhassa Meşşai I izamın bu husustaki görüşleri bundan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman, Uzlet insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak, o…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Halvet Dindiği zaman kendini günahtan, isyandan, yersiz kaygılardan uzak kılarak en şerefli mahluk olmanın Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde muhatap almasının, emanetleri yüklemesinin ve hilafet sırrına erdirmesinin bu noktada ayrı bir mekana çekilmek, kendimizi hesaba çekmek önemli bir adımdır. İnsan kendini anlayıp doğru ve hayırlı davranışları yeterince gerçekleştiremez. İnsanın başkalarını ve hayatı anlayabilmesi için önce kendini anlaması gerekir. Acaba benim görevim nedir, vazifem nedir, şu dünyaya ben ne için geldim, demelidir. Burada biz halvet hususunda nefsimizin, kendi şahsımızın halvette olması Aniriya fil ve ibadet ibadet ve taatleri gösteriş için yapmaktan uzaklaşmaktır. Buyur işte. Halvetun nefs, iyel halvet, aniriya fil ebade, ibadet ve taat de üsterişten uzaklaşmaktır.
Manevi olan halveti, yani bizim ruhumuzla alakalı, ilahi değerlerle alakalı, çünkü insan bir beden bir de ruhtan ibarettir. Beden şu, madem biliyorsunuz elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız. Bunun bir de ruhani ciheti vardır. Mesela ayağımız nedir? Yürümemizi temin eder ama bunun ruhani yönü manevi yönü nedir? Hayırlı gerilere atlatmaktır. İbadet ve taat için ayağımızı mesela bir fakirin yoksunun görülmesi, gözetilmesi bu usta kullanmaktır. Şimdi biz bu dünyadayız zaten. Bu dünyada sufli demesi terk edeceğimiz bir dünya. Şu dünyanın nimetlerini mesela yapılan bir yemek. Onu mevsim sıcak olsa da iki gün güneşin karşısında bıraksak burnumuzu tıkayacak bir hal midyanı gelir, yemez. Bir ekmek de öyle küflenir, dünya bu. Bu süfli olan alemde kalbimizi yersiz duygulara bağlamaktan kurtarıp Mevla-i Zülcelal'in emrine rahmet etmektir. Kalbin halveti nedir? Halvet biliyorsunuz yalnız kalmak.
Halvetü'l-galp, kalbin halveti. Yiyel halvetü'an, Mahabbetil makliugat. İnsan sever yani, çocuğunu da sever, evini de sever, etrafını da sever, dağı taşı yeşilliği sever, suları sever. Sever yani insanda bu durumu mevcuttur, Allah'ımız vermiş ama bu sevgileri atmaktı. Nasıl olacak o zaman? Senin arkadaşın da var, hayat yoldaşın da var, kendi canından gelen etinden, kanından, kemiğinden oluşan yavrum da var, tabiat var. Bunlara hep Allah'ımızın nasıl bakmamızı, nasıl görmemizi, nasıl muamele etmemizi istemişse o şekilde davranmaktır. Mesela hanımının namusunu koruyor ve yarısı mesabesinde dinimize hizmet noktasında. Çocukları yetiştiği zaman İslam'a hizmet edecek İslam, Edep ve erkanıyla yetişecekler ve insanlığa faydalı olacaklar. Kainat ibret almak için. Çalışıp çabalamamız hem helal hızı, hem helal yoldan kazanıp hem de helal yollara hac etmektir. Verir.
Daha başka şekli dururuz üzerinde. Bir de daha bir iç alemindeki halvet nedir? Böyle insanda havatir olur, düşünceler olur. Bu düşüncelerimizi düşüncelerimizi, beynimizi bir araya getirip toplayıp neyi düşündüğümüzü, neyi hatırladığımızı, nasıl ki kilomuz kaçtır diye tartı aletinde ölçüm yaptırdığımız gibi, yaptırdığımız gibi kalbimizle hangi duygu ve düşüncelerdedir diye bunun hesabını yapmaktır. Yeel halvet, anil itti hadi bil evha. Böyle yersiz düşüncelerden kurtulmak diyelim biz. Yani kafamızı toplamak. Ya ben ne yapıyorum? Şu düşündüğüme bağlı. Halbuki bu beyin boşuna verilmedi. Allahu Zülcelal, Esselamü, inne fih halk-ı semavati vel ard. Semavat ve arzın yaratılışı hususunda düşünüp ibret almamız için vermiş. Mesela bir dağı düşündüğümüzde sabit yerinden ne yel ne de sel götürebiliyor. Ben de öyle müstakim olmalıyım ki, beni nefsin ve şeytanın yeri yok gitmeme.
Suyun her zaman akışı, hayat verişi, bizim ibadet ve taatte daim olup gönlümüzün ilahi sular ile sulanması, gözümüzün Allah korkusuyla yaş akıtması ve buna benzer birçok düşünceler halimize göre değişir. Ruhun halveti yiyelhalvetü an müşehdetil eşşeil feniye. Bir kere şu alemin bir gün biteceğini, bizim de kainatın da içindekilerin de yok olacağını düşünmektir. Bunu anlayabilmek ve yaratılış sırrını da çok iyi fark etmektir. Bir de insan Şimdi biz bir kere sıyem dediği oruçtur ve gıyamun, namazdır, fitam yememizde ve iştigalün birikrillahil melikil allem, her şeyi bilen, her şeyin sahibi, hükümran olan, her şeye sahip ve onu idare eden, Allah'ımızın zikir ile meşgul olmak ve Rüzületün anilhalke isıdkıl ilticai ilelhak, Allah'ımıza Celle Celalühu çok samimi bir şekilde yalvarıp yakarmak ve insanlardan bu düşüncelerin hasıl olması için uzaklaşmaktır, demiştir.
Ebu Bekirü'l-Barrak Gatta Sallallahü Hazretleri buyuruyor. Ben buyuruyor dünya ve ahiretin hayrını yalnız kalmakta buldum. Artık yalnız kalmanın örtüleri ifade edilmiş oldu. Vel fille ve dünyanın yetecek kadarıyla iktifa edip fazlasına gitmemek. Eğer biraz sesimiz fazla gibi çıktıysa, üzgünlüğümüzü beyan ettiysek Allah'ımızın nimetinin yerli girince kullanması için, kullanılması için. Nefsi olan varsa Allah'ımız bizi bağışlarız. Ve şerruhu ma fil kesreti vel ihtilat. Beni diyor, Allah korusun, nefsani hallere götüren de bu şerli olan da fil kesre. Mesela giyeceğimiz var, yetecek kadar. Ondan sonra ihtiyacımız için gerekli ne ise bunlar mevcut. Onun dışına çıkmamak ama Allah'ımız çok vermiş, dünyaları vermiş, yolunda sarf etmek.
Biz böyle hayatımızı geçiriyoruz ama görüyorsunuz küfür beldelerinde kendisine sığınmış o mülteci diyoruz ya, onları böyle botlara, bilmem planlara sayısı, ölçüsü yok. İnsani olan hiçbir vazife yok. Olduğu gibi doldurup ölüme terk edilmesin. Yani bunları gören bir insan şu rahatlığın içerisinde daha da bir rahatlık, daha da bir rahatlık demez. Mesela, aleyhissalatu vesselam efendimiz fakir olarak ifade edilir, had'iyye. Sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz çok varlık sahibiydi, çok zengindi aleyhissalatu vesselam üzereydi ama fakirler üzülmesin diye fakra düşüyordu. Sırf fakirler rencide olmasın diye. Nasıl bir peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Mesela bakıyorsunuz, Fedek'te arazileri var, oradan mahsuller geliyor. Hazreti Bilal'e radıyallahu anh gözüm görünmesin, sabaha kadar beklemesin, bunu olduğu gibi dağıtın buyuruyor. Böyle bir peygamber, sende Allahu Teala'sı.
Bir gün cemaatin arasından beni mübarek ellerini omuz zarına koyarak ayrı verdi. Dediler, Ya Resulallah bir şeyim oldu, bir altın vardı. Onun benimle sabahlamasını istemediğim, fakire infak ettim geldim, buyurdu. Böyle bir peygamberimiz bizim Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Heyecanımız bundan dolayı, böyle bir peygamberimiz varken onun yolundan girelim istedim. Talep ne? Nedir o vahşi Azam? Güneşler yaklaşıyor. Güneş insanın böyle tepesine yaklaşıyor. Beyinler neredeyse kaynayacak. O sıcaklığı ne düşünmeyelim o sıcaklık? Allah'ım diyor insanlar, kimileri topuğuna, kimisi diz kapağına, kimisi göbeğine, kimisi omzına kadar ter devryasına gömülmüş, bizi buradan kurtar da cehennemine at dedikleri zaman. Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelenme var. Kimdir bunlar? Ben diyor bunu istedim. Vahr-i Kerimeullah, onu diyor halvette buldum. Nefsimi hesaba çekip.
Ey nefis, bak sen şu dünyaya sırf yemek ve içmek için gelmedin. İstediğin gibi bir hayat sürmeye gelmedin. Rabbımızın emrine ne kadar uyuyorum, ne kadar uyumuyorum, bunun tefekkürünü yap, diye gelir. O düşünceler diyor beni Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelenme bereketine erdirdi. El hal ve Elhalre, sıpatü ehnis sapfe, bu nurlu insanların, kirilerden kurtulmuş günahın, isyanın böyle hayırlı bir cümle, baktığında da ibretli, duyduğunda da haksız üzere duyar. Her tarafından hayırlara kat onların ilahi bir güzelliğidir. Ve loz ile min emaratil vus ile. İnsanların böyle içlerinde uygunsuz sözleri dinlemek için arasına katılmaktan uzaklaşmak, vasıl olmanın işaretleridir Cenabı Hak'a. Bir müridin dil kanlarda kendisine yoğunlaşması için, ıslahımız için uzet çok önemlidir.
Sonra nihayetinde insanların kötülüklerinden kaçmak suretiyle Cenabı Hak'la bir dostluğu temin etmek ve emme halvetü'l-batin, gönül alemindeki halvet, beyye enlayetkulafi kalbihi min tefekküratin nefsani yeti ve şeytani yeti. Şeytani ve nefsani hiçbir düşünceyi önüne getirmemektir. Şeytan durmaz ki her şeyi hatıra getirsin. Şimdi hayırlı mecliste olsan bile kafana, beynine, kalbine mutlak kötü düşünceler getirir. Neden getirir o? Biz çünkü mutmainne sıfatında değiliz. Nefsimizin mertebelerini geçmeye adım atmadığımız için bizimki bir an olur. Böyle bir an olur keşke bu bir anı götürebilsek biz. Bir an nedamet olur, pişmanlık duyarız, yerine göre ağlarız, Bir başka hayırlı insana derdimizi dökeriz yahu. Untulamıyoruz bu nefsin hallerinden. Hah, bir bakarız. Ondan sonra yine aynı hale bizim oğlan bina okur, döner döner yine okura döner. Gelir, Allah korusun. Yani ileriye adım atacağız.
O düşünceyi daha da bir ileriye Allah'ımıza kullukla Celle Celalühu, götürmekle olur. Yoksa bir anlık tefekkürle bu hürmet zaten. Bu gönlün halveti kalbimize şeytani ve nefsani düşünceleri getirmemek. Mesela muhabbetü'l mevkulat yeme ve içmenin muhabbeti, vel meşrubat içmenin vel melbuset giymenin ve Mahabbetü Mehabbetü'l ehli ve la yeli ve'l hayvaneti kelperest, benahli, benah ve mislülriyye ve süma ve şöhre. Mesela diyor ki, dediğimiz şeyi tekrar etmeyelim sözleri, çoluğuna, çocuğuna ve evine, barkına, arabasına bir düşkünlük, ne bileyim, eşyasına bunlardan kurtulmak, bunların geçici olduğunu bilmektir, demiştir. Halkın isyanından, kötülüklerinden Cenabı Hak'a kaçmak. Yoksa insanları terk anlamına değil. O zaman nasıl irşad olacağız? Nasıl ıslah olacağız? Ke net, halvetü Eyyub aleyhisselam filbele. Peygamberlerin hayatlarında da halvet, böyle yalnızlık halini görüyoruz.
Mesela Eyyub Aleyhisselam bela ve musibete müptela oldu. O halvetinde, bu rahatsızlığında şunu diyordu mesela Allah'ım dilimi ve gönlümü muhafaza ettim. Çünkü gönlüm seni zikretsin, sana muhabbet de dolsun, ilim de seni anısın. İbrahim Aleyhisselam ateşe atılıyor, zerre kadar tereddüt yok. Kendisine yardım için gelen Cebrail Aleyhisselam'a bile Allah'ım bana yeter, benim halimi görüyor, biliyor. Başta diyor Musa Aleyhisselam biliyorsunuz o anadaki Allah'ımızın emrine bağlılığa bakalım. Ne demek yeni doğmuş bir yavru onu tabutun içerisine küçük bir sandık bırakacak, Nil nehrine bırakacak. Bunu hangi anne yapabilir? Sırf Rabbimizin emrine uymak suretiyle. Böylece bir zulmet. SIM ve BİLYE-Tizali ve Sıyem. Sonra da malum kendisinin kavminin ezasından iman edenlerle beraber yola çıkması gibi hadiseler Kuran-ı Kerim'de geçer.
Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnında, bakınız öyle bir halvette ki orada bile bize ters veriyor aslında. Bunlar öğüt alın diye buyuruyor. Diyor Rabbimize söylüyor. Ne demek? Düşünelim şimdi balığı sıkıcı midesinin içinde kalıyor. Yine de Rabbımızı unutmuyor. Hal nimetin bazı dereceleri var. Başka isyanlar, isyan ve tuğyandan kaçmak nehyine, Allah'ımızın nehyettiklerinden rızayı Dilailiyi takip ederek uzaklaşmak ve cezasını düşünerek. İkincisi El-İnvetau bin Nefs-i anişehevat, Nefsani arzulardan kurtulmaktır ve Allah'ımızın razı olmadığı yerine göre diyor ve hecru'l Mahbubati minel mübatat, yani insanın uyumasında bir günah yok, yemesinde ama hep ölçülü. Hep uykuyla mı ömrümü geçireyim diyor, taatle, taatle meşgul, ihtiyacını giderdikten sonra. Tabii bu alışmaya bağlı. On saat alıştıysa on saat eder, sekiz saat de sekiz. Yoksa bunun ölçüsü biraz da insanın şahsına göre değişir.
Bu hususta yetişkin ve araştırmacılar üç saat sürdü ama akşam çokça yine inanıyorum, çok uyuyacak. Üçüncü olarak, kalbimizin yersiz düşüncelerden kurtulmasıdır diye talip verilmiştir. Bu halvetin birçok faydaları vardır. Onlardan birisi Et temekkünü min ibadeti tefekküri vel itibar. Gördüklerimizden ibret alarak ibadetle ve tefekkürle vaktimizi geçirerek bunun bizde tamamen oburmasıdır. İkinci olarak nefsimizi şerlerden muhafaza etmek, bir anda olsa ona yönelmemektir. Üçüncü olarak kalbimizin ve bedenimizin rahatıdır. Çünkü gal Mevla'mızın dışındaki hallerle huzursuz olacaktır, beden de aynen o şekilde ruhi bir ızdırap duyulacaktır, bundan uzaklaşmaya vesile olur. Çünkü insanlarla devamlı haşır ve neşir olmak insana bir zorluktur. Kalbin yersiz düşüncelerle meşguliyeti bir güçlüktür. Dördüncü olarak ibadet ve taatle huzura ermektir.
Münacat Allah'ımıza yalvarıp yakarmanın bizde tamamen huy haline gelmesidir. Beşinci olarak ibadet ve zikir için müstesna bir yer, artık insanlardan uzak, tamamen iç alemimize dönmek için meşgul olmaktır. Bu gibi mekanlarda takva ve iyiliğe azimdir. Daha sonra Esselametüm min subetil eşrar şerdilerle oturup kalkmaktan zulmetmemek ve kanaatkar olmaktır. Daha sonra kalbimizin muhafaza edilmesi riyadan bir başkasına gösteriş ve bu kelimeyi söylemekten her zaman çekiniriz. Yani dalga hukuk diye ifade etmiş ve diğerlerinden kurtulmaktır. Yani bu kelime bizim dilimize uymaz. Yani edebiyate uymaz ama mecbur başka bir anlam bulamıyoruz. Gözümüzü korumak bakıştaki afetlerden, yani şehvetle, hırsla, tama ile bakmaktan kurtulmaktır. Dilimizin muhafaza olmasıdır. Halvet insanların şerri hallerinden kaçmaktır. Asıl kalbin korunmasıdır. Halvet uzun uzun ilk ifade buyurmuş.
Yerde hebu ilallah, Allahu Zülcelal'e yönelmektir. İbrahim Aleyhisselam'ın ben Rabbime gidiyorum, o bana doğru yolu gösterir, bana hidayette bulunur, beni şeytan ve nefsin ve kötü niyetli insanların arzu ve isteklerinden muhafaza eder, korur. Zekeriya Aleyhisselam her ne zaman Meryem validemizin ibadet ve taatte bulunduğu yere girdiklerinde diyor ki Ya Meryem bu yiyecekler neler, nereden geliyor? O da diyor ki bu Rabbim'ın katından geliyor. Bu şekilde izah etmişler. Hani burada Allahu alem Meryem validemizin batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamamak için kendisini mescide ibadet ve taat için kapanması tarzında ifade de edilir ve sonra Şimdi Musa Aleyhisselam'ın Cenab-ı Hakk'a iltica, yalvarıp yakarması ve bunda da sözleşmesi sözleşmesi kendisinin otuz gün bir de on gün ilavesiyle insanlardan uzak kalmasıdır, Rabbimizle müracaat.
Halve hiye alel hakikati muah muahedesetüs sırre mualhak ya haytullaya ragayayrau. Bir başkasını görmeden Cenabı Hak ile adeta dilleşmektir. Bu kelam olarak, söz olarak değil, kalp olarak, vu olarak ehilince malum olan sükuti bir halin içerisinde Rabbimizle adeta bu halvet Allah'ımıza kulluk için, Allah'ımıza kulluk için böyle belli bir mekanda nefsimizin ıslahını hedefleyerek bir müddet kalmaktır. Mekenul inpiradi bin nefs tek başımıza böyle nefsin muhasebesini yapacağımız bir yerde bulunmaktır, buna mahsus bir yer. İnsanların uygunsuz hallerinden Mevla-yı Zülcelal'e dönmektir. Liyenne seferan nefsi ile el-galb, nefsin gönül alemine dönerek kalbini irşad ve ıslah ilahi muhabbetle doldurması ve minel-galbi ile ruh, kalpten ruha ve minel-ruhu ile sır, ruhtan sırra ve miner sırrı ile halikül kül, sonra da sır halinden tamamen Rabbimize odaklanmak.
Anlayacağınız şu, Mevlamıza kulluğumuzu bilmek her şeyimizle ona teslim olmaktır. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.