Ne yapacağız biz kendimize, ailemize günahlardan uzaklaştıracak şeyleri öğretmeliyiz? Mesela bu bayramlaşmalar bunun için en güzel fırsattır. Birden bu konuya girilmez. Konuşulur, görüşülür, halleşir. Ondan sonra da bunlar eğer ortam müsait olursa anlatılmaya başlanır. Hakikatten Allah'ımızın kitabından, resulünün sünnetimiz. Bu acının fikir meclisleri tevhid şuurunun elde edilip yakini bir imana kavuşmak için gayretlerin sarf edildiği bir mekteptir adeta. Yoksa toplanıp hatmi haceganı yaparken bu hatmi haceganda biz ne yapacağız? Tevhidin esaslarında öğreneceğiz. Ancak sana ibadet ederiz. Ancak senden yardım bekleriz. Çünkü yapı ispat vazifesini yapanlarımız da var. Ancak maksadın ve gayem Cenabı hakk'ın rızasıdır ve hüküm de ona aittir. Hükmün ona ait oluşu öyle bir esastır ki hepsini tamamlar. Mesela gözümüzdeki hüküm şehvet değildir. İbrettir.
Kulağımızdaki hükmü, olumsuz sözleri işitmek değil, hikmeti anlayabilmektir. Esrara kulak verebilmektir. Ve bu ilimlerini, perişan verir. Bu mecliste sırf tespih, tespih, tahmin, Allah Teala'nın isimlerinin okunduğu yerler olarak özelleştirilmemelidir. Bilakis bu mecliste Hacı Hasan Efendi'nin okuduğu şu dörtlüğü içermelidir. Fıkıh ile hadis ören nefsini yıkmaya davran Mürşide binle bir oran. Sakal altı sual yapıyor. Bak neye götürüyor bizi? Zikrullahın yanında. Hükbeyle hadis diyor yani. Mevlana ahalim Hazreti Allah'ın Sırrı hazretlerine bakıyorum. Tavsiyesi hep budur. İlim edep takva. Mevlana Hazretleri. İlim edep takva ile sıraları. Böyle bir meclis, Zikrullah Meclisi Cenabı hakk'ın emirlerini yasaklarının helalin, haramı, onun sevdiklerinin merazı olduklarının içerisinde tanımladığı her yeri kapsar. Sadece dilin Allah kelimesini Celle Celalühü tekrarından ibaret değildir.
Aynı zamanda Rabbimizi Azameti İlahiyat-i İlahiyesinin Resulü Kibriya Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimizin en güzel örnek oluşunu ve takip edeceğimiz kimselerin Nebiler sıddıklar, şehitler ve Salihler olduğunu haber verir. Efendimizin hayatında biz doğru dedik ya Kütüb-ü İsa diye, dokuzda Diskitarlı ve diğer eserlerin üzerine geçtiği üzere bütün bunlar gerek yok. Sizlere alındığı yerleri söyleyebilirim. O halinden alınmış. Evet buralardan alınmıştır. Böyle olunca daha çok unutmayın oluruz. Zikrullah'a önemi daha çok veririz. Bunlar daha iyi bir açalım istiyorum. Cenabı Hakk'ı gerektiği bir zikretmenin amacı. Niye zikrediyoruz? Bunu Abdulkadir Geylani Hazretleri, Kadri Sallallahü'l-Sallahu anhü'l-Sallahu anhü'l-Sallahu anhü'l-Sallahu anhü'l-Sallahu anhü'l-Sallahu anh Nasıl bir Allah'ın bir kuluymuş. Hem insanlara hem de cinlere hükmedecek.
Dedemde de öyle üstadımızda Allah'ı gereği gibi geliyor yani. Zikretmen gayesi insani kamil yetiştirmektir. Şu çoğuna acaba başına toplanan var mı? Yok mu? Eyyub aleyhisselamın iki tane ümmeti var. Mesele o değil. Dokuz yıl elli yıl hizmet eden Nuh aleyhisselamın bu kadarlık ömrün içerisinde ellidir. En çok seksendir. Burada kemmiyet değildir. Mühim olan keyfiyettir. Mühim olan Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Mekke bize ciğer farelerine battı buyurduğu kimselerdir. Bunun en iyi yollarından birisi ilim yoludur. İlim yolunu benimseyen, böyle gevşek, halis. Saliklerden Mevlana Halid. Bu yolu anlatırken eğitimin, bu mübarek yolun eğitimi verdiği dervişlerine şöyle bir mektup yazar. Onların fıkıhla diğer ilimlerden daha fazla meşgul olmalarını şunu söyleyeyim der ki anlaşılmayabilirim. Bu İla üstüne son Hint alimlerinin hazırlamış olduğu eser.
Bunu elhamdülillah İstanbul'da kıymetli bir hocamız, doçentimiz çok güzel bir eğitimini verdi. Birçok talebelerde yetiştirdiler. Onun son bölümünde ahlaki konuları alır ve burada tasavvufta işlemiş. Biz okullarda görürdük zaten. O zaman İslam menüsüydü. İslam menüsünde Hazeratı Hanze diye Yaklarını hatırlamaya çalıştım da. Soy ismini çıkaramadım, Süleyman ismini. Bir ara Diyanet'in reisi de oldu. Çıkaramadım. İşte okulumuzun bugün de bir çalışması olsun. Siz münasipsiniz diye. Bakın mürşid-i kamilimizin yanından ayrılmak istemez. Çünkü çok layık olmadığımız halde ihtiyaç duyuyor. Oğlum, hayır, hepimize kaldırıyor, dedi. Halbuki hepimiz bir şey yok. Hizmet ne çalışır? İşte şu kadarını evradını eski her zaman görüştünüz. Şükürler olsun Mevla'ya. İlim yoludur. Bunun en iyi yolu. Mevlana hali bu manevi eğitimi verdiği sabitlerinden şöyle bir mektup yazar.
Onların fıkıhla diğer ilimlerden daha fazla meşgul olmalarını, İrşad hizmetlerini Kuran-ı Kerim ve sünnet esasları çerçevesinde yürütmelerini istemiştir. Keramet vardır, bunda bir şüphe yok. Dikkat kitaplarımızda. Enbiya'nın mucizesi, Evliyaullah'ın da kerameti haktır. Yalnız bizim mazur böyle bir şey anlatacak. Hoşumuza da gidiyor, anlatıyorlar. Tadı durur diyor. En azından büyükler anlatıldı mı Allah'ın rahmetlileri yarar. Konuşuluyor. Böyle bir yerdeyiz. Böyle açık havalar suyu çok güzel, buz gibi. Elini vurmak mümkün değil, çok zor. O da hatırıma geldi. Efendimizin Said'deki kerameti bu mudur diye. Onun aile hayatındaki Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem aile hayatını örnek almasıdır. Tabilerini Kuran ve sünnet ölçüsü içerisinde yürütebilmektir. Bunun için kendisi eseri hatırlayın size. Bu eserden aldığı bir söz var. Bak buna Hacı Hasan efendimiz diye diyorlar.
Hacı Hasan efendimiz o sözü bu kitaptan aldı. O kitapta şeriattan parmak kadar ayrılan bu mübarek yoldan doğu ve batı arası kadar ayrılır diye. Müktavi kulüb. Onun asır olanından aldığı. O Türkçelerinden önemli değil. Öyle yetiştiriyor. Zikrin hakikati de budur. Allah'ın ve Resul'ünün emirlerini bilip öğrenmektir. Bu zikir tamam olduktan sonra ikinci büyük zikir öğrendiklerini başkalarına da öğretmektir. Bu efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda hutbesinde burada bulunanlar bulunmayanlara duyursun. Şimdi elimizdeki telefonlar neler? Bunda en güzel bir araç. Hakiki saliki ömrü bununla geçecektir. Yalnızca dilde, kalp dilde kalıp kalbe intikal etmeyen zikir, zikir sayılmaz. Kalbimize geçmesi gerekir. Bunu haklısınız. Enpara suresinde en başta geçen ayeti celilede hidayet gelir. Mevla ile alaka kuran. Bu desenleri okuyorsunuz buna inanıyoruz.
Biraz daha dikkatli okursak bakın bu okuduğumuz bize büyüklerimizin tavsiye ettiği eserlerden iki tabir var. Zikrederken asıl mezkur ile zikredin buyuruyorlar. Zikrettiğiniz mevlalle öyle olduğu zaman bunun ecir ve mükafatı verilemez. Mesela dilimizle yaptığımız bire on. Şimdi bire on dediğimizde de biz çekiniyoruz çünkü Allah'ımız ne kadarı verir? Biz bunu ölçüp tartamayız. Yalnız Kuran-ı Kerim'de buyrul emsaliye buyurulduğu için Gönülle, ruhla, sırla yapılan bir ayrı böyle olursa yedi yüz diye. Fakat muhabbetle yapılacak olursa o ashable. Güzel bir anlayış elde ederek zikrin amacını iyi kavrayabilirsek onu böyle bir ferdi bir zevk olmaktan kurtarırız. Ayrıca esas zikrin de sadece evrad olmadığını anlarız. Bunu nereden diyorsun derseniz, Aleyhissalatü vesselam efendimize bir tanesi geldi. Dedi ki ya Resulallah ben bir gecede Kuran azimüşşan'ı hatmettim.
Efendimizin burada Kuran'ı azimüşşan'ı okumaktan gayeyi nasıl ifade buyuruyorlar? Sadece dilin okuması olarak ifade buyurmuyor. İşin hakikatine ermemizi, hatta bunu ağır gelir diye söyleyemiyorum ama söyleyin geçiyor mu? Büyüklerimizin dilinde geçiyor hem de bunların Fessirini Izam'dan. Süleymyi Hazretleri'nden, İbni Acibe Rahmetullah Ali Hazretleri'nden okuduğunuz Kuran'da diyor ayetleri talim ederken onu indirenle de münasebet Kuran. Mesela Muhammed İkbal Kuran-ı Kerim okuyor. Kuran-ı Kerim okuyor. Her sabah da babası yanından geçerken Kuran okuyor evladım diyor. Artık Muhammed, İkbal buna dayanamamış. Hemen Kuran-ı Kerim'i uzatmış. İşte okuyorum baba dediğinde. Oğlum, sana indiriliyor gibi oku. Yoksa zikretmeyen hiçbir şey yok. Bir şoförü dinledim, bundan elli yıla yakın olabilir. Öyle bir Evrad Ezkar anlattı. Bir sufi bunu yapmıyor şimdi.
O kadar çok İhlas-ı Şerifler, Salla-i Selamlar bu değil. Ders aldığımız kimse vasıtasıyla Cenabıhakk'a ulaşmaktır asıl gaye bu. Adet kabilinden değil, ders aldı. Ama bu ders aldığınız kimsenin mürşidi kamil olması gerekir. Asaleten gelmesi gerekir. Yoksa Kudd Nursi Veli Hazretleri buyuruyor ya, her mürşide dil vermek yolunu sarpa uğratır mürşit olanın yolu gayet asaniymiş diyor böyle trenleri görürüz vagonlar. Eğer lokomotif bir hata işliyede vurursa hepsini deviriyor Allah korusun. Gerçek bir muktela bir bulabilmek. Önemli olan bu. Şimdi anlaşmayan kararda ne yapalım? Bu şey girmiştir. Efendimiz, hani gözyaşı diye buyuruyor. İşte Muhammed İkbal'e de babası, Kuran-ı Kerim sana indiriliyormuşçasına oku evladım diyor. Hazreti Ömer'in hayatında radiyallahu anh bayıldığı naklediliyor diyor Kuran-ı Kerim'i dinleydiğinden. Neden bayılıyor?
İşte bu sebeple adet kabininden değil de hakikatine eriştiği için. Şeyhi Kuraneddin hazretleri imamlık yapar. Böyle bir gün imamlık yaparken hatta cemaati de söylemiştim, hiç kendinize göre bir imam bulun. Bazen ben kendime geçip, kendimden geçiyorum. Seyfiye vardığımda alnımı bir türlü kaldıramıyorum. Sizin işiniz gücünüz olabilir, uzatıyorum deyince demiş ki cemaat ne olursa olsun biz senin peşinde namaz kılmak isteriz. Yani köpek kaideler de var. Böyle Fazıl, işin ehli, ehli sünnet ve cemaat görüşü üzere takva bir imam varsa, hasılin arkasında kılınmaz diye. Yoksa genel bir kaidedir. Kılınabilir ama böyle bir kimse varsa der bu okuduğumuz zaman köpek kitaplarından müşahede ederiz. Diyorlar, sizin arkanızda namaz kılacağız. Bir gün diyor, Seyit Kuraneddin Hazretleri namaz kıldırırken kendinden geçti. Allah dedi ve yere düştü.
Kendine gelince efendim buhar nedir deyince, Kuran'ı indirenin sadasını duyduğum mu? Amin. Bütün tariflerimizi buna göre kıyas edersek, biz kabukta kalmamış oluruz. Mesela bazı meyveler bölgelere göre değişir. Hiç ceviz meyvesi kabuğuyla yenilmez. Kabuğunun kırılması gerekir ki gözüne erişebilelim. Nefsimizin arzu ve isteklerini kırmamız gerekir. Öyle kıracağız ki o bir kırmayla değil. Onun o kabuğun üzerinde yeşil bir tabaka var. Zehir gibi o. Onu yok Onu da kaldıracağız. Duyduğunuz bir şey ama tekrarından fayda oldu. O birincisi zehir gibi olan nefsin arzu ve istekleridir. Hakikaten ibadet ve taat bazen zor geliyor. İşte bu nefsimizi alt kademediğimiz için. Böyle yerimiz genişken burada kılmıyor. Şey cuma, cuma kardeş neydi acaba ya? Gir, sıcak zaten. Öne geçelim, rahat kılalım. Yemiştim de unuttun herhalde. Açalım burayı. Şeyin kapısını açsan yeter. Diğeri zorlayıp zorlanabileyim.
Şuna şöyle. Şöyle rahatlasın namazlarımı rahat.