İslami Ahlak ve Samimiyet Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yattı. Ettabakatı sufi yenelye bir eser. Fakat Nusaha ve beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani kamil mümin…
İslami Ahlak ve Samimiyet Yolculuğu kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yattı. Ettabakatı sufi yenelye bir eser. Fakat Nusaha ve beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani kamil mümin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Musahabe beşten devam ediyordu. Bazı değişiklikler yattı. Ettabakatı sufi yenelye bir eser. Fakat Nusaha ve beşten biraz devam edeyim. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut ona hilekarlı giden bizden değildir. Yani kamil mümin değildir. Bir Müslümanı gerek herhangi bir surette aldatan, gerek ona zarar veren yahut onu hilekarlık, ona hilekarlık giden bizden değildir. Yani kamil mümin değildir. Yalnız burada dikkat edilecek bir husus latife de olsa yapılmaz. İşte latife ettim, bir şakaydı dinmez. Şaka yaptım diyerek aldatmak, onu üzmek bu da caiz değildir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben latife yaparım ama haktır buyuruyor. Benim yaptığım latife de haktır, bir gerçeği ifade eder.
Çapulculuk veya soygunculuk eden yahut soygunculuğu emir ve işaret eyleyen bizden değildir. Yani hakiki mümin değildir. Alışveriş ettiğin zaman de ki İslam'da aldatma yoktur. Bu hadis-i şerif alışverişte daima aldatıldığını söyleyen bir sahabiye karşı idrak buyrulmuştur. Haklı haksız yemin yedi vermek, iyyakum ve kesreten filfi fil beyir ve innehu yenfagu zimme yemagu. Alışverişte çok yemin etmekten sakının. Zira bu muvakkaten nafaka sağlarsa da sonunda bereketi silip götürür. Alışveriş günü sayılır memleketimizin cuma. Bu alışverişte diyor çok yemin etmekten sakının. Yemin ettiğinizde belki o anda kazanırsınız ama bereket olmaz. Havuz tadıyla da yiyemezsiniz. Cenabı hak size huzur vermez. Evet. Borç hususunda ifade buyrulmuş. Şüphesiz ki Allah, satışta kolaylığı ve nazikliği, satın alışta kolaylığı ve nazikliği, borç ödemede kolaylığı ve nazikliği sever buyruluyor.
Alırken de verirken de karşısındakini rencide itmemek. Üzmemek, çok sühuletle, rahat bir şekilde yapmak. Ayakkabı satın alacağın zaman iyisini al, elbise satın satın alacağın zaman da iyisini al buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Her meteliğe işaret duyduk. İki cihan güneşi, ayakkabı satın alacağın zaman, Ayakkabı satın alacağın zaman iyisini al, elbise satın alacağın zaman da iyisini al buyurmuşsünüz sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de memleketimizde daha çok yüremizle alakalı, ittehiv I ganamen peynefiye bereke. Evmühani, koyun ve keçiydin. Çünkü onda bereket vardır buyurmuş. Zaten bununla meşgul olan insanlar derler. Tüyünden istifade eder, derisinden istifade eder, etinden istifade eder, kemiğinden istifade eder, tersinden bile istifade eder. Çok temiz bir hayvandır. Koyun çok temiz bir hayvandır ve bir de ağaç yetiştirmenin önemi ve fazileti.
Dinimizin ele almadığı hiçbir konu yok ki. Ne kadar güzel. Ah, dikkat edilseydi ne güzel olacaktı. Sadaka arası şimdi oldu. Manasını düşünmeye çalışırım ya. Kim ağaç ve fidan dikerse, onun meyvesinden gerek bir insan ve gerek Allah'ın yaratığından bir mahluk yedikçe, o kendisi için daima bir sadaka olur. Bunu büyüklerimiz derler ki bize, yoldan tarafı ağacın daha miğveli olur, daha çok biter ki gelip geçenin yemesinden dolayı derler. Ziraata teşvik hususunda, ekiniz, Allah Allah, içiniz, ziraatle meşgul olunuz. Şimdi tam onun zamanı. Bu münasebetle yerinde. Şüphesiz söz, iki cihan, güneşinin muhbiri sadık. Zamanına göre demek istiyorum. Ekiniz, biçiniz, ziraatle meşgul olunuz. Çünkü ziraat mübarektir. Mümünlü, bereketlidir, bir de orada ettiğiniz yerde bostan korkuluklarını çokça yapınız buyurmuş efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Demek ki onu da boşuna yapmazlarımız.
Okulun korkuluklarını da çokça yapın buyuruyor bize iki cihan güneşi. Talebul halali cihadin. Güzel. Bu musahabe beşi Ali Efendi, Bilecik, İstanbul'da da yani geliyorlar arkadaşlar. Bunlar ticaretle de meşgul kişiler. O ticaretin, alışverişin sıkıntısını, meşakkatini, eğer dünyaya bir muhabbet varsa, bir zevk uyanıyorsa onun zevklerini atmak için toplanıp, müsabebebebet'ten de takip ediyorlar elhamdülillah. Böyle sizin gibi toplamıp faydalanılıyor, istifade ediliyor. Sami Ramazan oğlu sırra üstadımız yazmışlar. Evet, bitmiyor. Ne kadar mühimmiş. Dedi ki, müsahabe beşi bir ele alalım. Çünkü Efendimiz bunu hazırlarken, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gündüz hazırlık yapar, geceleri yazarlardı. Devamlı meşgul olurlardı. Biz okuyalım olsun diyoruz. Devam edelim. Sizden biriniz akarını, yani ev, bostan, bahçe gibi sabit mülkünü satmak isterse, onu evvela komşusuna arz iç.
Çünkü ona komşusu ya talip olur yahut iyi bir komşuluk gidecek, hayırlı bir müşteri bulur. Cenabı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem komşu hakkına o kadar büyük ehemmiyet verirdi ki, ashabı kiram adeta komşuya mirasçı olacak sanırdı. O kadar ehemmiyet vermiştir. Kefareti olmayan beş günah üzerinde duruluyor. Şu beş günah kefareti yoktur. Yani bunlar keffaretle de ödenmez. Allah'a iş koşmak. Haksız ve hükümsüz cana kıymak, mümine iftira etmek, muharebe günü kaçmak, bir malı haksız olarak kesecek ve hakkı iptal ve hapsedecek yemin ile am gitmek. Hadis-i Şerif'in metninde geçen, sağ biratın, gukatta hapsetmek demektir. Yediğimiz şeylerin en temizi kendi kazancınızdan hasıl olandır. Kendi bizimle çalışmanızla şüphe yok, çocuklarınız da sizin kazancınızdandır. Size gelir getirir bunları. Öldüğümüz zaman eğer hayırlı kimse bırakmışsak, amel defterimizi kapatmayacaktır tabii.
Hiçbir kimse kendi elinin işinden, kazancından yediği kadar hayırlı bir yiyecek asla yememiştir. Hakikat Allah'ın peygamberi Davud aleyhisselam bile kendi elinin işinden, kazancından yetti. El emeği ile geçinmek, etyabul kesfi amelul racul fi yedi ve küllü eyen mebruri. Kazancın en temiz ve güzeli kişinin kendi eliyle yaptığı iş ve hileden, hainlikten azada meşru alışveriştir. Biraz uzun süre, o yüzden kestiğim kabak arzusu sufieden size az da olsa bir yer getirdiğim için okuyun kitap bu şekilde yetmez. El Fudayl ibni Ayyad, Allah'ımızın veli kullarından, Gadde Sallallahü Esrarumil Aliyye sözlerinde mübarek velinin, Mengelese ma sahibi bid'atin, lem yu utelli hikmetin. Şimdi sünnet çok önemli. Efendimizin bir sünneti Hüda var, bir de zevaid sünnetler var. Sünneti müekkede var, gayri müekkede var. Sünneti müekkede efendimizin hiç terk etmediği sallallahu aleyhi ve sellem.
Belki şu zaruri olduğu zaman nadiren terk ettiğidir. Eğer namazda terk edilecek olursa özürsüz, sünneti müekkede, özürsüz terk edilecek olursa, günaha yakın günah bunun sıkıntısı var. Tahdimen mekruhtur. Mesela öğle namazının sünnetleri, sabah namazının sünnetleri çok mühim, huzursuz terk edilmez. Bunun gibi, o gayri müekkede dediğimiz, yine zaruret olmadıkça terk etmek edevelere uygun düşmez. Çünkü iki cihan güneşine Sallallahu Aleyhi ve Sellem saygılı olur, saygısızlık olur. Sünneti zevaid dediğimiz de bu noktada çok dururlar ve bunun da çok yanlış mütalaası yapılıyor. Çok yanlış yapılıyor. Size bunun şedi yönünü ifade edeyim. Mesela efendimizin oturduğu, kalktığı, yattığı, ondan sonra konuşması, görüşmesi, kendine mahsus halleri, giymiş olduğu entari, ayakkabı, narin-i şerifleri, seçmiş olduğu renkler neler?
Şimdi sahabeden birine, ensardan biri dedi ki, sen Resulullah'ın her sözünü kaydediyorsun. Onun kendine mahsus halleri vardır. O kendine aittir. Bunları kaydetme dedi. O sahabe de bir müddet kaydetmekten uzak durdu. Efendimizin bütün sözlerini kaydederdi. Sahabeyi kiram bu hususta çok hassastı. Mesela Hafret Ömer radıyallahu anh benim bir emsalim vardı buyuruyor. Bir gün işte o çalışırdı. Onun çalıştığı gün ben Resulullah'tan ayrılmazdım. Nedir, ne yapar olduğu gibi kaydederdi. Akşam olduğu zaman arkadaşıma dedim ki o işten gelirdi. İşte bugün ben sabahtan akşama kadar Resulullah'ın huzurunda bulundum. Şöyle buyurdu, şöyle yaptı, şöyle itti, Tek bir an budur. İkinci gün Hazreti Ömer radiyallahu anh işlerine gittiği zaman, o kardeşi ne görmüşse Efendimiz aleyhissalatü vesselam olduğu gibi naklederdi. Sahabe analarımız çocuklarını çok sıkıştırırdı.
Siz Resulullah'ı bugün gördünüz mü görmediniz mi? Gördük derlerse memnun olurlar. Görmedik derlerse niçin görmediniz, niçin ziyaret etmediniz diye Evet. Teklif ediyor, analarımız. Şimdi bu sahabe ensardan olan kişinin sözüne uyarak bir müddet kaydetmedi. Kaydetmediği zaman da iki çok sıkıldı. Daraldı, bunaldı. Bunu efendimize anlattı. Dedi ki ya Resulallah, ben sizin sözünüzü kaydetmiyordum, kendinize mahsus halleriniz vardır diye. İki cihan güneşi bakın hiç olumsuz cevap vermedi. Buyurdular ki, benim benim hareketlerim, benim mübarek dillerinden çıkan sözlerim haktır buyurdu. Benden yanlış hiçbir tavır olmaz. Ondan dolayı efendimiz ne yapmışsa mübarek elini nasıl koymuş, nasıl kaldırmış, bunlara çok dikkat edilir. Sahabei kiramdan mübarek ağızlarına bakıp dudaklarının hareketine kadar tahrip ederlerdi. Mesela ya Ali buyuruyor, tuzla başla yeme, tuzla bitir. Bu zevat canı.
Biraz ileri girerseniz sakallı ne iş tanımazsınız, yanlış tavlara düşünürse, Bunun hususi araştırmasını yaptım. Elimde bir notum var. Hususi yaptım, çalıştım ve hoca kardeşlerinizle çalıştırıyorum. Sadece bu konuda değil. Diğer konularda da bunu cici yarılarına kadar mütalaa ediyorum. Sadece sünnet değil, diğer mevzularda uğraşıyoruz, takip ediyoruz kardeşlerimize temiz su akıtalım. Böyle olur olmaz sözlere kapılmasınlar diye. Diyor ki Resulullah'ım diyor, nerede sünnet olacak tuz? Hep aklımızı başımıza alalım. Da birilerini hiç utanmam konusu da bize zamanın kutbul aktabı Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu sırıra tuzla başlayın buyurduklarında bu Veysel kardeşimizin babası Hacı Hafız o soba işleriyle meşguldü. Böyle tenekeler bir dolap yapmış, oraya tuz koydu. Yemeğe başlanacağı zaman derhal tuz ikram edilir, tuzla başlanır, tuza bitirildi. Cevahir sünnet ne diye?
Terk etmek doğrulmaz, yaptığımız zaman ecir olur, müdafaa olur. Yapmazsan bir şey olmaz diyemem. Çünkü Resulullah'tı zallahu aleyhi ve sellem. O kendi hevasından konuşmaz, kendi arzusuyla da bir iş yapmaz. Onun her yaptığı iş halktır. Eğer kendi kendine hüküm meseleyle senin can damarını keserdik buyruluyor ya, Hakka Suresi'nde. Bu kadar mühim. Efendimizin sözleri, hareketleri ona çok dikkat veririz. Sağ ayaklarıyla mescide girmişler, sol ayaklarıyla çıkmışlar. Okursunuz. Bir kitabım var ya çok uzun sürer size efendimizin adetleri hususunda pek çok. Onu da getirdim ama zaman yok ona. Bileceğimiz şu, efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem bütün hareketini, yaşantısını tatbik edersek ecir ve mükafat olur. Çünkü Rabbimiz bize onu Ahzab suresi yirmi birinci ayeti celleye, model olarak gösteriyor esrarle. O size en güzel örnek. Allah'ımız onu kendi nurundan halt etmiş.
Ne güzel, onu örnek almak ne kadar hoş. Şu oturmamız onu örnek alma işte bizim. Şu oturucumuzda değil. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın sünnet seniyyesi bu. Sünnetin kitap ve sünnet olarak ifadesi var, sünnetin daha değişik ifadeleri var, yol ve çığır manasına gelir, bu ayrı bir konu. Girdiğim zaman çıkamam. Ama yol ve çığır anlamını şu şekilde açabiliriz. Efendimiz buyuruyor sallallahü ve sellem, bir insan hayırda çığır açarsa, hayırdır biliş, mesela kitap okutmaya başlatmış. İnşallah ellerimize geçecek üç kitabın şimdi tercümesiyle meşgulüz. Bunlar profesör gibi insanlar bu çalışmayı yapanlar. Birisi lila üstüne. Bunun son bölümünde tasavvufla alakalı, ahlakı Muhammediye ile alakalı bunlar. İkincisi, el ulemau sufyetü hakikiiyyun diye bir eser. Üçüncüsü, İbni Abidin'in risalelerinden bazı bölümler.
Eğer böyle bir hayırda çığır açacak olursa, kıyamete kadar takip eden olursa, o yol gösteren ecir ve mükafat veriliyor. Siz bir kimseye delil olmuş, koluna girmişsiniz veya bir mesaj çekmiş, haber vermişsiniz, haydi şurada güzel bir görüşme var, ağzımızın tadıyla yatalım, dinleyelim de derseniz, o getirdiğinizin yapmış olduğu ibadet ve taatten bir misli hiç eksilmeden size de verildi. Allah'ımız bize de yok etsin, ihsan etsin. Eğer kötü yolda çığır açacak olursa, onun da tam tersi günaha girmiş olur. Mesela İslam'da ilk o kadar Hazreti Sa'd radiyallahu anh kıyamete kadar Allah yolunda muharebe edenlerin geçirme mükafatından bir misli Hazreti Sa'd'a gelir, radiyallahu anh. Bid'at, bid'at bunlar dinde aslı olmayan hareketler. Mesela burada sünneti kıldık iki rekat yattıktan sonra üç kılayım diyorsun, olmaz iki rekat kılacağız. Bu mu gibi işte.
Eğer bidat ehli dinde aslı olmayan hareketleri din gibi göstermeye başlarsak, onlarla oturan kimseden hikmet olmaz, gönlünden nur diye bir al kalmaz onu. Efendimiz nasıl hareket etmiş, öyle edeceğiz sallallahu aleyhi ve sellem. Nasıl yaşamış, nasıl etmiş? Ahir zamanda buyuruyor Efendimiz aleyhissalatü vesselam, öyle kimseler meydana gelecek ki yüz çek, yüz çek, sana küp dost olacak. Fakat arkadan vuracak bunu diyor. Susan zana. Yine de arkadan vuranı kucaklayacaksınız. Hiç çareniz. Onun, o zehrini siz dökeceksiniz. O diyecek ki ya ben bu adama hile yapmak istiyorum. Nerede bunun eksiğini bulup da ben onu kaydırırım diye düşünürsen o bana hürmet ediyor. İkram ediyor, dizittirmek suretiyle kurtaracaksın, başka çare yok. Şimdi fitnenin şık olduğu zaman iki cihan güneşi buyuruyor sayın sen. Ahir zamanda mudaas, artarak devam edecek buyuruyor, artarak devam edecek.
Bir kere Allah'ımızın rızasına, onun hoşnutluğuna gelecek olan kimseler kimmiş? Onu tanıyan kimseler. Bu aldığımız evrak ve ezkarın içerisinde var bunlar. Dikkat edersek, yaptıkça, kendimize çeki düzen verdikçe, duyduğumuzla amel etmeye başladıkça düzen de siz verir. Şimdi eğer biz Kuran-ı Kerim'e riayet gider, elimizden geldiği kadar okur, ondan sonra da onunla amel etmeye çalışırsak, bu kimsenin insanlara ihtiyacı olmaz. Allahü Zülcelal onun bütün işlerini rast getirir, ummadığı yerden rızkını verir onun. Buyuruluyor ya Kuran azimüşşande, men yatta billah kim Allah'tan korkarsa, yecce alleu, makraca, Allah ona çıkış yolu lütf eder. Ummadığı yerden lütf eder Allah'ınızı ihsan eder. Nimetlere nail olur o. Eğer eğer kişi, insanlar için kendisini ezeyip, büzeyip, bezeyip, süslemezse, bu hareket rızkını helalinden temin etmek ve doğruluktan üstündür diyor. Böyle ifade etmiş. Bu mübarek zat.
O kadar mühim olduğunu söylüyor. Asrı zühdi erruda anillahi teala. Zühd dünyaya muhabbet etmemek demek. Bunun diyor temeli, Allahü Zülcelal'den gelen her şeye razı olmaktır. Ama basirate kalbi. Şimdi, dostuna dost olmadı da. Men havhara li yahih böyle kardeşine dostluk sevgi gösterisi içerisinde, hem şekil olarak da sevgi gösteriyor hem de dil olarak, böyle çok sevdiğini ifade ediyor. Fakat içinden kimliğini, buzunu saklıyor. Dışta yalama. Lanetullah, Allah ona lanet etsin. Onun bir kere kalp gözleri pür olmuş, kulağı da sağır olmuş. Cenabı hak cümlemizi muhafaza etsin. Ben sizi üzerinize getirmiyorum, bazı öyle bir cemaatti ben, hiç olacağını hissetmiyorum belki mümez için. Taksil kalp. Şu üç hal kalbimizi karartır. Üç şey, kalbinizi toksin kalp kalbinizi siyahlaştırır, ketretü'l ekin, çok fazla yemek. Şimdi memleketimizde çalıştığı için yiyeceksiniz, nevle çalışıp onu siz.
Eritiyorsunuz zaten. Ve ketratü'l nev'ü, ama ölçülü bir şekilde, uykuyu çoğaltmak, çok yemek ve çok uyumak ve ketratü'l kelah, çok konuşmak, çok uygun. Bunlar kalpleri karartır. Burada yalanı, değbeti, iftirası, dediği ne yok. Lüzümlü olan sözü bile uzatmayı, bu mübarek yolda büyüklerimiz doğru görünmez. Aynen, sıddık-i Azam gibi radiyallahu anh, mübarek ağzına, sıddık-i Azam, radiyallahu anh taş korumuş. Efendim burada görüşmemi istiyorlar bizim. Mehmet Efendi görüşmemizi mi istiyorsun? Hah, şimdi bu dedim ya size, kardeşleriniz toplandı bir yerde, böyle işe olan gelebilir, hiç çekinmeyin olur mu? Ben sizi yormayın. Bunlara üç veya beş dakika olsun, bir görüşmem gerekiyor, onlar da duysun. A'da meki muhabetillahi teala, Allahu Zülcelal'e sevginin işareti nedir? Yani yolda da çağırırsanız, bilde de çağırırsanız bir kimseye Allah'ı seviyor musunuz deseniz, elbette ne dedi?
Seviyorum, sevmez olur muyum der. Ama bunun bir işareti var. Örtüsü var, tartısı var. Alamati Şimdi ibadet ve taati öncelikli hale getiriyor. İbadet ve taati buna önem veriyor. Siz duyduğunuzu zannediyorum büyüklerimizle. Bir kimse, şimdi cuma ezanı okumuş. Hatırlayabildiğim kadarıyla söyleyebilirsem, anlatacağım. Bunun bahçesinin sulanması da gerekiyor. Değirmende işi var, o da görülecek. Af buyurun, merkebi de kaybolmuş. Onu da bulması icap ediyor. Şimdinin Mercedes'i Merkep. O zaman bunu bulacağız. Demiş ki başta Rabbi Zülcelal'imizin emrini yerine getireyim de ne olursa gelmiş cuma namazını kılmış. Bakmış ki ah buyurun mekem kafasını, ahırın kapısına vuruyor. Oh demiş, bu bulundu. İkincisi, değirmene hoşmuş. Değirmen'de, tabii çuvallar dizini. Değirmenci baba demiş ki, şu çuvalı getir. Aslında sıra onun değilmiş.
Şu çuvalı getir deyince, buradan gösterdiğinde diğer adam baktığında, şu taraf zannediyor. Yanırmış. Yanır, onu da elhamdülillah öğütmüş, o da hallolmuş. Bakmış ki çuvalın rengi var, ağzının böyle bir çapılığı var, kendisine ait olduğunun işareti mevcut, o da hall yokmuş. Bahçeye gireyim demiş. Böyle bahçesi sulanırken, böyle dolana dolana sulanırmış. Bazı bahçelerde olur bu. Dolana dolana, kıvrana, kıvrana öteki adam nasıl olduysa uyuyakalmış. Uyuyunca, o esnada onun bahçesinden taşan sular kendisininkini de sulamış. Eğer Rabbi Zülcelal olan görevimizi yerine getirirsek, Cenabı Hak bizim her işimizi halleder. Daha onların sırtı kire gelmiş değil, hayırlı imkanları gelmiş. Bütün işlerini de geldi Cenabı Size zevaid sünnetleri dedim ya, ne olursa olsun dikkat edeceğiz. Usulü tevhaydi te late tu eşya, tevhidin esası üç üç hususa bakar tevhidin. Tevhid bizim itikadımızdır.
Çok mühim bir esastır. Şimdi Allah muhafaza etsin, işte depremlerde ne yapıyorlar? Ses zemin alıyorlar. Aman ha şu semtin diyorlar, mekan olarak çok sert bir zemindir, oralara millet vuuv akıyor. Neden? Burada diyor, bu sıkıntı ne olsa diğer yerlere nispeten azdır diyor. Bunun gibi bir kere tevhidin esası üçtür. Marifetullahi Teala bir rububiya, Allahu Zülcelal'in bizi halk edişi, bize gün verişi, yedirmesi, içirmesi. Bizi olduğu gibi yerin altındaki mahlukata yedirip içirmesi. Şimdi tabiat uyanıyor, o küçük hayvancıklar bak bir bir çıkmaya başladı. Hep onları Cenabı Hak nasıl yetiştiriyor, nasıl orada saklıyor, hayat devam ediyor, çıkıyor şimdi yollara, türse çıkarlar. Mevla onların rızkını lütfediyor. Denizin altındaki mahlukatın rızkını veriyor. Dağdaki kurtlara lütfediyor, ihsan ediyor, herkesi. Bir kere bunu tanımak ve bilmek.
Biz namazda başlarken elhamdülillahi rabbil alemin, bütün alemi tedvir eden, düzenleyen, ayarlayan asıl ayarlıyor. O kış gününde mesela sıfırın altında yirmi derece, otuz derece bakıyorsunuz hayvanlar dışarıda dolaşıyordu. Niye? Derisini Cenabı hak öyle lütfetmiş ki onu ihsan etmiş ki, üşümüyor. Bu buzullarda bulunan o kutup ayıları neleri, onların on santim mi nedir yağ hatırı? On on santimdir, beş santim de derisidir. Buzlara kafasını sokar. Orada insanların yaşaması mümkün değil pek zor. Fakat Rabbi Zülcelal'imiz öyle terbiye ediyor ki, ona da o deriyi bu şekilde giydirmiş üşütmüyor Cenabı hak. Bunu bilebilmek Rabbi Zülcelal'imize sevgimizi de artırır. İnancımızla çok kuvvetli gösterir misin? Ya Rab deriz, biz iki kişiyi besleyemiyoruz. Bak sıkıntı çekiyor. Diyor ki ne yapacağım bu çocukları, nasıl idare edeceğim, yiyeceklerini bir temin edebilseydim diyor.
Elemeyince de intihara kalkanlar var. Kendisine, bunu biliyorsunuz siz, benzin döküp vücudunu yapmaya çağıracaklar var. Neler neler, biliyoruz ben sizi. Ama rabbi zülcelal'miz biz beş kişide zorlanırken milyarlarca mahlukat, o semavattaki kuş, yerin altında dediğimiz gibi mahlukat, o denizdeki balıklar nasıl rızkını lütfediyor, ana karnında o çocuğun rızkını nasıl lütfediyor, nasıl ihsan ediyor Mevla Zülcelal. Ana karnında yavruya nasıl lütfediyor? Yavru dünyaya geldiğinde o ekmek yiyebilir mi? O et yiyebilir mi? Ana sütüyle nasıl besliyor Mevla Zülcelal? O yumuşak sütlerle ve bağrına basmasının, basmasının birçok hikmetleri vardır, faydaları vardır. Çocuğun karakterinde çok önemlidir o. Böyle terbiye eden Rabdi zülcelal'imiz. Onun her hususta birliğini birliğini kabul etmek, ifade etmek, bunu bizzat kalbimizde ve ruhumuzda yaşamak, onun bir oluşu.
Ne işi var ne benzeri var, mümkün değil. Ve nefhül endade anhüdhumleten bir kere onun hiçbir benzeri dengi, eşi yoktur. Mevda I Zülcelal'in o tevhidin temellerindendir hiç şüphesiz. Fashihul muamela ki bu muamelemiz, yaptığımız hareketlerimiz, tavrımız, bunların hepsinin düzgün bir şekilde olması neye bağlıdır? İki esasa bağlıdır. Yaptığımız bütün vazifelerde ne yaparsak yapalım, birisi essaf vel ihlas birisi sabır, ikincisi de ihlas. Yaptığımız hak rızasını yapmak. Essabu alihi ve lihlasu fiha. Şimdi sabır, müjde bir güzel sıfat ki, bu hem ibadette taatte olur, mesela şimdi yorulduğunu biliyorum kardeşlerimizin, çalışmaya başlarlar. Ama ne olursa olsun deyip soğuk suyla bir abdest alıp camiye yetişeyim, vaktinden evvel geleyim. Hılıyım namazını iki rekat olsun, bir Tahiyyatü'l-mescit konuşmadan kılınır zaten.
Hemen mescide girince, sünneti seniyyeyi şimdi evde kıldığını düşün, çok bir tembellik gelir, bir üşenirsin böyle. Dersin ki farzından kılıversem de yatsan, camiye geldiğinde cemaatle bir araya gelmenin öyle faydaları var ki. Ne olur? O ibadetle taat çok kolaylaşır o cemaat sayesinde. Şimdi diğer ibadetlerimiz, taatlerimiz sabırla alakalı, günah işlememek sabırla alakalı. Şu dilime bir dul diyeceğim diyorsun. Dur diyorsun, sesleniyorsun. Öğle olan meclislerle zaten alaka kurmazsınız. Böyle leşko han geride durabilir misiniz? Düşün. Bazen derelere atıyorlar, yol kenarından geçerken burnumuzu tutuyorsunuz böyle. Kim atmış bunu diyorsunuz, kim atmış? O bir hayvan leşi. Günahımızın leşleri ne olacak? Bir yalan söylense, bir iftira gibi söz olsa, ondan dolayı büyüklerin yanında fazla durmazlar. Öyle bir hali olan kimse de zaten yapamaz, mümkün değil.
Fakat biz çok yaklaşacağız ki tedavi olalım diye yaklaşacağız. Sabır, Allah'tan gelene sabır, başımıza gelen sıkıntılarda bilhassa ibadet ve taat yapmaya günah işlememeye sabır. Bu çok önemli. Bir tutuvermek, ağzımızı bir tutuvermek. Midemizi tutacağız mesela, kafamızı tutacağız. Kafayı tutacağız, mideyi tutacağız, eli ayağı tutacağız. Kafan ne sınırıdur cevapdan? Kafamızı tutmak demek gözümüzün harama bakmaması, kulağımızın kötü sözler dinlememesi, ağzımıza giren lokmanın helal olması demek. İyi mideyle tutunacaksın. Ticari ahlaksızlığa gitmeyeceğiz, namusumuzu da koruyacağız. Bak, bu helal mühimmiş bu. Allah'tan hakkıyla haya ediniz, hadis-i şerifi gelir o zaman hatırımıza. Vel ihlas her yaptığımızı Mevla için yapmak, yoksa çok belli olur. Bizzat büyüklerimizin yanında çok belli olur. Mesela siz karanlıkta böyle kiri, pası göremezsiniz, göremeyiz.
Ama ışık her tarafa aldığı zaman bir projektör olacağısa, bir karıncayı dahi görürsünüz. Niye? Işık çok fazla. Evliyaullahın kalbinin nuru çok fazla olduğu için öyle kir ne mümkün değil olduğu gibi görünür onu. Bizzat bir söz söylemiş. Bak, o söz biraz gösteriş şeklinde olunca, üstadınız onun kalbine ziya diye seslenmiş, ziya. Biz de bahar tesadüf veriyoruz. Efendim diyor, bahar geldi, sizin de bulunmanız ayrı bir bahar. Eğer ihlaslı olmazsa sırtları verirsin. Ders belli oluyor. Bundan samimi olacağız. Şimdi şunu kaydedin bak. Kalbimizin söylemediğini dilimiz söylemesin. Bak bunu unutma. Bu sizin öyle ufkunuzu açacak ki, kalbimizin doğrulamadığını, kalbimizin söylemediğini dilimiz söylemezse ihlasa o zaman eğer. Lazım. Bak bu unutma bu çok önemlidir. Kalbimizin tasdik etmediğini dilimiz söylemezse, kurtuluruz. Şimdi ben size bu kadar uzatmazdım. Yalnız bu telefonu uzattırdı.
Mazur göreceksiniz, bir yedi daha okuyacağım. Çünkü bunlar çok uzaktı. Allah'ımıza yaklaştırdı, çok güzeldi. Ali Efendi'nin bulunduğu yerde toplantılar bizi dinlemek istiyorlar. Çok güzel. Çok güzel bir söz. Ebu Yakub'un Nehru Curi Hazretlerinin et dünya bahru. Bu dünya nedir? Bir denizdir. Hakikaten çok güzel. Eddünya, eddünya bahru, dünya denizdir. Vel ahiretü sehilim, ahirette bu denizden çıkıp kurtulduğumuz bir mekandır. Vel melke bu bizim bu denizdeki vasıtamız nedir? Et-tekva, Allah korusun. Allah'ımızdan korktuk mu sahile bir yeneriz. Allah korusun tersi olacak olursa, gitmeyiz inşallah, siz gitmezsiniz. Bizi de Cenabı Hak götürmezsiniz sizi. Yuvalarınıza götürmesin. Ven nasuh sefer ol. Hepimiz şimdi seferdeyiz ama bildiğimiz yok, bir denizdeyiz. O baktığımızı nereden bileceğiz derseniz kalbinize bir karanlık gelir böyle, ne huzursuzum.
Ne evinizde geçiminiz, ne aileyle geçiminiz, ne çoluğuyla, ne çocuğuyla, ne arkadaşınızla yahu ne bu kadar delirecektir sözü. Ne bu? O şeyden deliriyor böyle, feryat ediliyor. Patlıyor böyle. Bunlar hep Allah'ımızın emirlerini yaşayamamamızdan beri gelir. Yaşayanlarda olmaz bu. Huzur dolu o kimse. Hiç düşünmez bile o Mevla ile hep beraber hayatını geçiriyor. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin, Aleyhissalatü Vesselam annemizin ruh tayyibelerine, ehli ashabına, peygamberan nizam ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhlarına. El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.