Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programlarımızın yeni bir bölümünde tekrar sizlerle birlikteyiz. Kavuşturan Rabbimize hamdü senalar olsun sevgili dinleyiclerim. İnşallah Mahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSallallahu Sirrahul Aziz'in Bakara Suresi tefsiriyle birlikteliğimiz devam edecek. Evet, bu bölümümüzde Bakara suresini bitirmiş olacağız. Borçlanmada usulden söz eden ve gerçekten beşeri hayatımızda mutlu ve huzurlu olmamızın yollarını gösteren ayetlerden birkaç tanesini bugün sizlerle inşallah paylaşmaya çalışacağım.
Ey iman edenler tayin edilmiş bir vakte kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir katip de onu dosdoğru yazsın. Katip Allah'ın ona öğrettiği gibi yazmakta tereddüt etmesin ve hemen yazsın. Üzerinde hak olan borçlu da yazdırsın, borcunu ikrar etsin. Rabbi olan Allah'tan korksun. Borcundan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer üzerinde hak bulunan yani borçlu bir sefih, yani kendinde olmayan aklı az yahut bir zayıf olur yahut bizzat yazdırmaya gücü yetmezse velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit tut. Eğer iki erkek bulunmazsa razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter. Kadınlardan biri unutursa öbürü hatırlatır. Şahitler çağırıldıkları vakit şahitlikten kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun onu vadesiyle beraber yazmaya üşenmeyin. Bu Allah yanında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemenize de daha yakindir.
Meğer ki aranızda elden ele devredeceğiniz ve peşin yaptığınız bir ticaret olsun. O zaman bunu yazmamanızda size bir vebal yoktur. Alışveriş ettiğiniz vakit de şahit tutun. Yazana da şahitlik edene de asla zarar verilmesin. Verilirse eğer bunu yaparsanız o sizin için bir fısk olur. Allah'tan korkun. Allah size öğretiyor, Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Eğer bir sefer halindeyseniz, bir yazıcı da bulamadığınızda o vakit borçludan alınmış rehinler yeter. Eğer birbirinizden emin olmuşsanız kendisine inanılan adam Rabbi olan Allah'tan korksun ve emanetini tamamca ödesin. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse hakikatçidur ki onun kalbi günahkardır. Allah ne yaparsanız hakkıyla bilendir.
Allahutaala kemali rahmeti sebebiyle kullarından hiçbirinin hiçbir muamelede mağdur olmaması ve üzücü durumların husule gelip birbirlerine husumet ve kin beslememeleri için hukuki mesailin problemlerin yazı ve şehadetle emniyet altına alınmasını ve bunun keyfiyetini birer birer beyan buyurmuştur sevgili dinleyiciler. Bu manalarla üç hale işaret vardır. Birincisi, Allahutaala ve Tekaddes Hazretlerinin kullarıyla olan durumudur ki namütenahi sonsuz lütuflarının asarı, eserleri onlara ne derece rahmet ettiği, muamelatının teferruatına varıncaya kadar en ince adabıyla öğretmiş, dinlerinde fitneye düşmemeleri için dünya işlerinin tanzimini ilahi ahkamıyla beyan etmiş, husumet ve adavete sebebiyet verecek hadisatın sebeplerinin ortadan kaldırılmasını kemali rahmetiyle tanzim, emir ve işaret etmektedir.
Aynı şekilde şer-i şerifin ahkamını da böylece beyan etmiştir ki din ve dünya işleri bir nizam içinde yürüsün ve her iki cihanda da huzur ve saadete erisin. Bunları beyan etmekle Allah size hiçbir zorluk fazladan bir iş ve sıkıntı çıkarmak istemez. Ancak sizi türlü günahlardan ve kötü şeylerden temizlemek ve sizin üzerinizde nimetini tamamlamak için bunları beyan eder. Umulur ki şükredersiniz. İkincisi, kulların Allah'a olan durumlarıdır ki şu fani dünyada gelip geçici muamelat sonunda büyük sıkıntılara sebep olmasın diye ne kadar dikkat ve ihtimam üstündür. Yarın Allah'ın huzurunda baki ahiret hayatının bitmez tükenmez muameleatı ise ne derece dikkat ve ihtimam istiyor. Akıl ve izan erbabına meçhul değildir. Bunlar yarın birer birer ve herkes bütün amellerinden ayrı ayrı hesaba çekilecektir.
Ayet-i celilenin sarahatıyla zerre miskal hayır işleyen sevabını zerre miskali şer işleyen ekabını, cezasını görecek. Şu durumda dünyada helal lokma tahsili başta olmak üzere ahiret gününe iman eden mümin her bir işine ayrı ayrı dikkat etmesi ve her işinde Allah'ın ve kullarının hukukunu gözeterek hareket etmesi ve ahireti hiçbir zaman aklından çıkarmaması gerekir. Allahutaala basit bir alışverişte eğer taraflar birbirlerini tanımıyorlar ve borçlanıyorlarsa adil bir katip tarafından yazılmasını emir buyuruyor. Kendisiyle kulları arasındaki söz alışverişinde de bir muahede yazıldı ve Allah cennet mukabilinde müminlerden canlarını ve mallarını satın aldı. Melekleri de bu muahedeye anlaşmaya şahit tuttu. Sonra bunu cennetteki bir yakut üzerine yazdı. Bunun Hacer-i Esved olduğu da rivayet edilmekte ve Allah asla sözünde hilafet etmez, dönmez.
Üçüncüsü kulların kendi aralarında birbirlerine karşı olan durumlarıdır. Burada da her bir kul yek değerine karşı ahlak-ı ilahiye ile muamele etmesi yani Allah ona nasıl rıfk ile, rahmet ve şefkatle ve müsamaha ile muamele ediyorsa o da Allah'ın kullarına öylece muamele etmelidir. Onlara her zaman iyi muamele edebilmekliği için Allah'tan daima yardım istemeli. Onlardan muhalefet gördüğü vakitte Allah'ın hududunu muhafaza etmelidir. Her halinde Allah'a beraber olduğunu hiçbir zaman unutmamalı, işlerinde dikkatli olmalı ve her işte halis niyet sahibi bulunmaya ihtimam etmelidir. Ne mutlu kendisini kötü ahlaktan kurtarıp uzak tutabilene. Ne mutlu Allah'a ve kullarla muamelatını ahkamı ilahiyeye muvafık ve mutabık olarak tanzim edip dünya ve ahiret saadetine erebilene. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır.
Sizler içinizdekini açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah ondan sizi yine hesaba çeker. Sonra kimi dilerse mağfiret eder, kimi dilerse ona azap eder. Allah her şeye katildir. O resul de kendisine Rabbinden indirilene iman etti müminler de. Onların hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar. Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden tefrik etmeyiz, ayırmayız, cümlesine inanırız. Emirlerini dinleriz ve itaat ediyoruz ey Rabbimiz. Mahfiretini isteriz. Son varışta ancak sanadır dediler. Allah hiçbir kimseyi gücünün yeteceğinden fazlasıyla mükellef tutmaz. Kişinin kazandığı hayır kendi lehine, yaptığı şerde aleyhinedir. Ey Rabbimiz, unuttuğumuz yahut hata ettiğimiz şeylerden dolayı bizi muahaza etme. Hesaba çekme, cezalandırma. Ey Rabbimiz bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz, takat getiremeyeceğimiz bir şeyi bize yükleme. Bizleri affet, bizleri mağfiret et, bizleri rahmetinin içine al, sen bizim mevlamızsın. Artık kafirler güruhuna karşı da bize yardım et. Sahih-i Müslim'de Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan rivayet olunduğuna göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekini açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azap eder. Allah her şeye kadirdir mealindeki ayet-i celile nazil olunca bu Rasulullah'ın ashabına çok ağır geldi. Gönüllerini bastı. Toplanıp Rasulullah'a geldiler. Dizleri üstüne çöküp ey Allah'ın Rasulü takat getirebileceğimiz amellerle mükellef tutuldu. Namaz, oruç, cihad. Fakat şu nazil olan ayettekine takat getiremeyiz dediler.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yoksa siz de ehli kitap, Yahudi ve Hristiyanların sizden evvel dedikleri gibi işittik fakat isyan ediyoruz mu diyeceksiniz? Bilakis işittik, dinliyoruz ve itaat ediyoruz ve senin mağfiretini istiyoruz ey Rabbimiz, son dönüşte ancak sanadır demeniz lazımdır. Ashab-ı Kiram dediler. Bunu söyleyince dilleri buna yatıştı. Allah hemen bunun akabinde Amenerrasulu BİMa unzila ile ayet-i celilesini inzal buyurdu. Bunu gönülleriyle tamamen kabul etmelerinden sonra gönüllerden geçenlerden de hesaba çekileceğini beyan buyuran ayeti celilenin hükmünü ümmeti Muhammed'in umumu hakkında nesh ederek Elfazı celilesiyle başlayan son ayeti celile'yi inzal etti. Ashab-ı Kiram her cümle sonunda kabul ve tasdik ettiler.
Bir hadisi şerifte Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Allah Teala ümmetimi gönüllerinden geçenlerden onları yapmadıkları ve söylemedikleri takdirde affetmiştir buyurmuşlardır. İnsan çoğu kere hiç de lüzumu olmadığı halde katıl gibi, zina gibi ve benzeri şeylerin günahlarına iştirak eder. Şöyle ki hadis-i şerifte kim masiyete şahit olur, ondan nefret ederse orada bulunmamış gibidir. Kim de bir masiyetten uzak bulunur. Sonra onu işittiğine memnun olursa o masiyette bulunmuş gibidir, buyrulmuştur. Bir başka hadis-i şerifte kim bir kavmin amellerini severse onların zümresinde haşrolunur buyurulmuştur. Yani onların işlerini sevdiği ve kalben rıza gösterdiği için onların amellerini işlemese bile onlarla hesaba çekilir.
Aklı selim sahibine yaraşan, havatırı kalbinden defedip bozuk şeylerden gönlünü uzak ve temiz tutup fasık cemaatlerle bulunmamak ve onlarla beraber haşr olma tehlikesinden uzak durmaya çalışmaktır. Bu ayet-i celile ile Allahutaala kullarının devamlı surette murakabe halinde olup gönüllerine sahip olmaya çalışmalarını ve orada hep iyi şeyleri ve Allah'ı gözetmelerini böylece batın tehlikelerinden helal olmaya çalışmalarını işaret ediyor. Eğer ubudiyet adabında küçük gördükleri şeyleri devamlı surette yapmaya alışırlarsa bu küçükler büyür büyür, sonunda büyük şeyleri de küçük görerek gönüllerini elden çıkarırlar ve helak olurlar. Bilinmelidir ki insan alemi emr ve alemi halktan mürekkeptir. İnsan için bir tarafta alemi emrden olan nurani ruh, bir tarafta alemi halktan olan zulmani nefs vardır. Ruh ve nefs daima kendi alemlerine meylederler.
Ruhun gayesi alemlerin Rabbi olan Allah'a komşu olup ona yaklaşmaktır. Nefsin gayesi esfel-i safilin ve haktan uzaklaşmaktır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Rabb'ül Alemin komşuluğuna layık olsunlar diye nefisleri çirkin vasıflarının zulmetlerinden tezkiye etmek için gönderilmiştir. Nefsin tezkiyesi çirkin vasıfların zulmetini gizlemekle ve ruhun ahlak nurlarını onun üzerine göndererek nefsi bu nurlarla süslemekle olur. İşte Allah yanında evliyanın makamı budur. Allah kendi dostlarını küfür karanlıklarından iman aydınlığına çıkarır. Şeytan ise kendi dostları, Allah düşmanlarını ruhani nurdan çıkarıp nefsani küfür karanlıklarına sürükler. Ayet tasavvufi açıdan tahkik edilecek olursa manası şöyledir.
Nefislerinizdekini izhar ederseniz yani zahirde şeriata muhalefet, batında tabiata muvafakatla nefsani vasıfların karanlıklarına emanet edilmiş şeyleri izhar ederseniz veya şeriata muvafakat ve tabiata muhalefette tarikatın tasarruflarını gizlerseniz Allah sizi ruhun nurları ve ahlakını kabul ettiği için nefis temizliğiyle veya nefsin zulümat ve ahlakını kabul ettiğinden dolayı ruh pisliğiyle hesaba çekecektir. Allah dilediklerini bağışlar. Yani Allah dilediği kimselerin nefsini ruhun nurları. Ruhunu da hakkın nurlarıyla aydınlatır. Allah dilediklerine azap eder. Yani Allah dilediği kimselerin nefsini sair cehennem derekelerinin ateşiyle, ruhunu da yüce büyük Allah'tan ayrılma ateşiyle cezalandırır. Allah'ın her şeye gücü yeter. Yani lütfunu ve kahrını izhar edebilir, halk etme ve emir alemlerini terkip etmeye gücü yeter. Ey Rabbimiz affını isteriz.
Bu ayet şuna işarettir ki mümin ve kul olmanın sonucu kul kendi nefsini bütün şerleri yapacak fıtratta, Mevla'sını da bütün hayırlara layık olarak görmeli, daima hüsnü edeple güzel gördüğü şeyleri efendisine, Allah'a nispet etmelidir. Bu da büyük küçük her şeyde O'na hamdetmek, şükrederken yapmış olduğu ihmalden dolayı da istiğfar etmekle ve bütün bunları yaparken kendi güç ve kuvvetinden kurtulup Allah'ın güç ve kuvvetine güvenmek suretiyle olur. Kul daima bütün hamdler Allah'a mahsustur. Allah'tan affımı dilerim. Taate yöneltici kuvvet, masiyete mani olan güç ancak Allah Teala sayesinde olur derse bu ona yeter. Bu dünya ve ahirette Allah'ın azabından kurtarıcı devam edenlere fetih kapılarını açan bir zikirdir. Şunu iyi bil ki tahkik derecesine ulaşabilmen şu aşağıdakileri yapmakla mümkündür.
İsyan anında tövbe, istiğfar, taatte Allah'ın ihsanını görmek, niyette rıza, nimette şükrün mevcut oluşunu göstermek. Bütün bunlara ulaşmak nefsini ıslah etmeye çalışmak, canın çıkarken bile olsa nefsini itham etmek de mümkün olur. Bu da ancak dört husustan biriyle olabilir. Birincisi Allah'ın vasıtasız olarak kalbine attığı bir nurla. İkincisi kamil bir akıl içerisindeki geniş bir ilimle. Üçüncüsü meşgul edici şeylerden uzak bir düşünceyle ve dördüncüsü bir mürşidin veya durumu anlatılan şekilde olan bir dostun sohbetiyle olmuş. Sevgili dinleyiclerim, İhsan Mektebi Programımızın bu bölümünü Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l-Aziz'in bir tavsiyesiyle bitirmek istiyorum. Şöyle diyor: Ey kul, resminin dairesinden çıkabilmen ve anlayış ve ilim tahkikine ulaşabilmen için nefsini cisim yani maddi aleminden kurtarmaya çalış.
Evet sevgili dostlarımız, bu bölümümüzle birlikte Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Siraü'l Azez'in Bakara Suresi tefsirinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. İnşallah bir sonraki İhsan Mektebi programımızda bir başka eserle birlikte olmak umut ve arzusuyla Allah'a emanet olunuz. Sultanü'l arif'in, Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sırlahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mikttibi. Seslendiren Aladdin Biçici.