İnziva ve Muhasebe ile Ruhun Arınması kaydında Bir kardeşimizin görüşmesi üzerine bu mevzuyu ele aldık ve genel olarak da müşahademiz bu. Böyle kimin yanına otursak ehlullah elbette müstesna böyle Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinden, onun esmai ilahiyesinden, sıfatlarından, fiillerinden, velhasıl yüce hakikatlerden, efendimizin güzelliklerinden sallallahu aleyhi ve sellem, ehlullahın…
İnziva ve Muhasebe ile Ruhun Arınması ne anlatıyor?
İnziva ve Muhasebe ile Ruhun Arınması kaydında Bir kardeşimizin görüşmesi üzerine bu mevzuyu ele aldık ve genel olarak da müşahademiz bu. Böyle kimin yanına otursak ehlullah elbette müstesna böyle Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinden, onun esmai ilahiyesinden, sıfatlarından, fiillerinden, velhasıl yüce hakikatlerden, efendimizin güzelliklerinden sallallahu aleyhi ve sellem, ehlullahın…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir kardeşimizin görüşmesi üzerine bu mevzuyu ele aldık ve genel olarak da müşahademiz bu. Böyle kimin yanına otursak ehlullah elbette müstesna böyle Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinden, onun esmai ilahiyesinden, sıfatlarından, fiillerinden, velhasıl yüce hakikatlerden, efendimizin güzelliklerinden sallallahu aleyhi ve sellem, ehlullahın bizi Rabbimize yönelten menkıbelerinden konuşan yok. Hep dünyevi meseleler konuşuluyor, görüşülüyor. Mesela zamanımızı çok iyi programlamamız lazım. Zamanın programlanması hep dünyevi oluyor, uhrevi yok. Mesela onlardan biri nedir? Kendimizi böyle bir inzivaya çekmek. Bu uzun boylu sürecek değil. Bir müddet olsun muhasebe yapmak, muhasebe çok önemli. Üç şey önemli ama bu çok yüksek hallerdir. Bir muhasebe, iki muharebe, üç müşahede. Ancak yaşanan bir haldir. Ehlullahın durumu bu. Rabbimizin sevgili kulları bunun dışında değildir.
Ondan dolayı yalnız kalmayı çok isterler. Onlara yalnızlık sanki bir ganimettir. Neden derseniz, siz iki kişiyle çok samimisiniz, çok samimi. Mevlana ile Şemsi Tebliğzi bir üçüncü şahıs istemez çünkü halinden anlayan o. 0 zayıf vücutlu olan ama nur ile bezenmiş, nur üstüne nur olmuş, şemsi göstererek rahmetullah Ali işte bana yirmi altı bin beyti yazdıran bu demişti. Böyle bir dost olunca bunların haline uymayan üçüncü bir şahsı istemez. O Allah'ımız ile bir münacat içerisinde. Ne demiş? Ölçülür mü bu? Biz takmadığımız için merlem yatığlem yarip, tatmayan bilmez buyruluyor ama tadınca üçüncü bir şahsı istemez. Onların konuşması görüşmesi sadece bizim israf ve irşadımız için emri ilahi olması hasebiyle onun dışında nedir? Kendilerine mahsus hazleri vardır. Uhrevi olan durumdan birisi en azından kendimizi şöyle bir halvet bir inziva, halvet bir ayrı, inziva kelimesi de bir ayrıdır.
Müzevi bir hayat nedir? İnsanlardan uzak olmaktır ama halvet hali insanların içerisinde olsa bile halvette çünkü halini ne anlamaz var? Buraya ricalullah'tan bir kimsenin delaletiyle kıymetli bir hocamız geldi. Burada hocalarla kendisi de Burada hocalarla kendisi de görevli memur, hocalarla yemeklerde bulunuyorlar, davetlerde bulunuyorlar, sohbetlerde bulunuyorlar ama bu kardeşimiz, hocamız elini şöyle birbirine geçiriyor, boynunu büküyor, hiç konuşmuyor. Diğerleri konuşuyor, dönüşüyorlar, latifeleşiyorlar Bak bunda yok. Bunda ruhunda bir güzellik var. İçinde bir ağırlık var. Hali onlara hiç uymuyor ve onlar da garipsiyorlar. Ne olacak diyorlar. Bu ne böyle? Pizzelin ayrı gibi. Onun onlardan ayrı bir durumu yok. Eğer hakikatten konuşsalar iştirak edecek ama yahu o söze söyleniyor. Eni ve bendi dergahına bir kimse geldi. Bunlar ladikli Ahmet babayla alakalı.
Şimdi ladikli Ahmet babamız ahirete göçendi. Sene olarak siz söyleyin. Altmış sekiz, kaç sene olmuş olur? Elli iki sene olur. Elli iki sene ebdalin zümresi Bunların bir tanesi ahirete düştüğü zaman diğeri onu tamamla. Evet, biz onları sena ettikçe Allah'ımızın nurunun yağdığına inanıyoruz. Veya onlardan bahsedildiği zaman Nuri ilahi yağar buyuruluyor. Tenzilür rahmet. Fakat yeni, iyadli Ahmet babalardan haberimiz yok. Bizim biraz garip hissettiğimiz nokta bu. Evet, o başımızın tacı ama elli iki sene olmuş. Hemen ondan sonra takip eder gelir. Mesela askeriyede ne görüyoruz biz? Terfi durumunu görüyoruz. Diyelim ki terfide bir tanesi üst seviyeye geçerse bir diğeri onu tamamlayıp geliyor, aşağıdan geliyor, Aşağı bir rütbeden üs bir rütbeye getir. Bunun gibi. Daha hala güzel, çok seviyorum.
Fakat sevgili kardeşlerim hemen onları takiben bunların yerlerini işgal eden kimseler gelir ama mürşid-i kamili bulmak zordur. Bunun için ne demişler? Kibrit-i Ahmer tabirini kullanmışlar. Eskiden kibrit bulunmuyor. Eğer siz büyüklerimizden işitmişseniz, mesela Hadis-i Şeriflerde var. Bir kimsenin ateş ihtiyacını karşılamanın büyük bir ecir ve mükafat olduğu bahsedilir. Şimdi bol da Şimdi bol da onun için ona da gerek yok. Bizim ocaklarımıza ne de işte bir düğme diyelim. Onu çevirdiğimiz zaman derhal yanıyor. O zaman da bu yok ki kibrit bile yok. Bundan dolayı küllerin içerisinde kor ateşleyelim, saklıyorlar. Gündüz onu üfleye üfleye üfleye ihtiyaçlarını görmeye çalışıyorlar. Şimdi bundan dolayı ne denmiş? Mürşid-i kamiller için kibrit-i ahmer bulunmaz. Zor diğerleri gelir. Bunu ne için söylüyorum ve çok dertlendiğim için içimden atamıyorum.
Diyorum bakın, bunları layık olmayarak kitaplardan söylüyorum. Sekiz tane sıfatı var. Dört tanesi zahirdir. Dört tanesi batındadır. Bunları bilelim. İşte şu büyüklerden, o büyüklerden ipi biliyoruz. Hacı Hasan Efendimiz söylüyorsa başımın tacı. Efendi Hazretleri söylüyorsa başımın tacı. O gibi insanlar söylüyorsa sana demez. Böyle bir hususu konuşmazlar. Şimdi ne kadar basitleşmiş ki on ikilerden, üçlerden sevgili kardeşim onları bir görsek biz emin olun insan gelir karşılarında. Mesela onların bir teslim hali olarak çok hafif ciddi teslim hali olarak. Eğer mahsuniyeti icap eden bir hal olursa karşıdakinin Allah korusun HDP bilmektir. Şöyle bir başını eğmesin. Mahsuniyetini ifade etmesin. Üzüntüsünden dolayı Allah'ımıza yaygın bir handen dolayı. Ne demek onlar? Buraya askeriyeden bir zat gelir. Yanında da o günün artık hep belediyeli hislerim olur. Nasıl olursa onlar da bulunuyor.
Bir kimse gelir harpçığım. O gereği yüksek rütbede olan bir kimse derken şu bin kişiye bedeldir. Ne biliyorsun deyince meğer dedemin çok kıymetli evlatlarından biriymiş. Bin kişiye bedel diyor. Konuşmaları gönle geçer. Sen gözyaşlarını tutamazsın. İnsan bildiğini konuşmalı. O kimselere yakın bir kişiydi, Elif Efendi devgahını geldi. Böyle görüşme olacağı zaman ayrı veriyor. Biraz az bir dinliyor, ayrılıyor. Halini de bir İzmirillahi teala hissediyorum. Orada Ehlullah ile beraber olma adında bir eserdi Ahmed er Rufai hazretlerinin. Orada Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetine işaret eden böyle bir fenabillah beka billah ifade eden bir yazıydı. Uzun. İşte sen Cenabıhakk'ı seversen, Allah da seni sever. Sen onu talep edersen o da seni talep eder. Bu şekilde devam ediyor. Uzunken. Böyle yıkayınca kalkan kimse sohbetten kalkmadı. Sonuna kadar dinledim.
Sonra dedi ki bunu bana dedi bir WhatsApp'la mı maille mi atabilir misin dedi. Şimdi bu hususlar konuşulunca kendinden geçiyor, dinliyor. Büyüklerimizde biz bunu müşahede ederiz. Hayırlı kimselerde görürüz. Bunun için Ahmet İbni Hanbel hazretleri Bişr-i Hafiye afdil mi yani illa bana Allah'tan haber ver diyor. Kim söyler bunu? Şimdiki insanlarımız ekseriyetle ne diyoruz? Bize bağ ve bahçeden haber verir. Mahsul ne kadar çıktı? Patates ne kadar para ediyor? Elmalar hangi fiyatta? O ne diyor? Ah bir miyanillah, bana Allah'tan haber ver diyor. Tabii kişi haline ve durumuna göre. Bunun misalleri pek çok sözlerinden anlıyorlar onları. Ek seviye böyle dünyevileşme olunca dünya hakkında bir bahse girmiş olduk. Biz dünya ile ahireti çok iyi dengelememiz lazım. Bunun dengesini size Kuran-ı Kerim'de, Bakara suresinde iki yüz birinci ayeti celili olarak hatırlıyorum esanı.
Biz namazda zaten son rekatında ne yapıyoruz? Salli barik okuyoruz. Ondan sonra da bunu daha sonra artık ulamayı kiramızın göstermiş olduğu dualar okunur. Bak ulamayı kiramızın diyor, Öyle kendi başımıza dualar dizilmez. Ya Rabbi dünyada da ukrada da bize ihsanda bulun, ikram ikramda bulun, bakın ne diyor ulemai kiram, müfessirini zam, hazeratı. Dünyada diyorlar salih amel ve tevhid demişler. Şimdi dünyada dünyada amelimizin salih olması ne demek? Hep hatırımıza namaz oruç zekat gelir. Yaptığımız işi düzgün yapmaktır. Rızkımızı helalinden talep etmektir. Salih amel bu işte. Evlatımızı İslam'ın edep ve erkanıyla yetiştirmek, yetiştirmek ailede reisse ailesini ailesini dini mesaili öğreterek onun da bir başkalarına faydalı olmasını sağlamaktır. Salih amel bu. Tarikatı aliyeyi tekeline almak değildir. İstediğini kabul edip istediğini etmemek değildir.
Bu tarikatı aliye gerçekten eğer bir fetih yapılabilmişse kıymetli bir zat dedi ki biz harcamalarda israfa gitmeyeceğiz. Mesela yetkililerden birisi çok yıllar oldu. Dedi ki otuz sene biz içeriden yedik. Otuz sene de dışarıdan yendi. Hala Türkiye'nin kaynakları bitmiyor. Bir kimse de dedi ki ben bunu gelişigüzel harcatmayacağım. Ülkenin faydasına, insanlarımızın faydasına deyince ne oldu? Bir açılım oldu. Tarikatı aliyede de bu tarikat senin tekelinde değildir. Bu tarikatı aliye efendimiz aleyhissalatü vesselamın alemlere rahmet oluşu. Kaffetellin nas, bütün insanlara gönderilişi. Bu tarikatı Aliye Ebul Hasan ı Harakani'nin kati sallallahü sırra Ebul Hasan'ın sofrasına oturanın dinini sormayın, herkes otursun diyor. İrşad ve ıslahını talep ediyor. Bunu bu günahkar kardeşiniz bir türlü anlayamıyorum bu kafaları. Onun için biz bu kafalardan en uzak.
Üstünlük evli bir aileye mahsus değildir. Bak dikkat dikkat edin. Belli bir aileye mahsus değildir. Üstünlük Abdülhamit Hazretlerinin en uzak beldelere artık güneş doğduğu zaman batmayacağı yerlere sahip olan ulu hünkar bakın ne söylüyor? Bizde üstünlük takvadır diyor. Hucurat suresinde gayet Allah yanında kıymeti haiz olan mittaki olandır. Takva'dan ne kadar ileri o kadar kıymetlidir. İşte belli bir kimseler tespit edilmiş, eğer varsa bizde bunu darbeleyen, darbeleyenlerden ama yok elhamdülillah. Böyle bir şey yokmuş. Eğer olursa olmuşsa bunu darbeler var. Allah'ın ismiyle. Nedir? Hadis-i şeriflerde görüyoruz. Üzeri böyle elbisesi pejmürda biçimde saçalı saçı sakalı birbirine karışmış. Kimseler itibar etmiyor ama Allah yanında sevgili. Eğer diyor elini kaldırsa da yalvarsa Cenabı hak onları reddetmez. İnsanın şekmailine biçim parasına, puluna göre değer verilmez.
Değer yani biz bir yanlışlıkla gördük ki eğer büyük şeyden o olursa, onun daha bir üstün olur. Okur. Büyük şehirden değil de Veysel Karani efendimiz gibi Kuddesallahu sırra Karen köyündense o 0 değerde değildi. Bu birden çıkmıyor bu Ekim bitmeyen taşlık bir yerde. Ama alemin fahri o. İki cihanın güneş geldi Allahü Teala Aleyhisselam. O şehirden değil diye itibar edilmemesi kazaryen yaptırılmıştır. Ondan da dinimizi sahih hüppe sahih eserlerden ve müspet ulema I kiramdan ilmiyle amin Rabbani alimlerden öğreneceğiz. Biraz aç derseniz, esenle. Rabbimizin havf bir ayrı, haşet bir ayrı havf korkmak. Haşet azameti ilahiyeye karşı büyük büyük bir saygıdır. Bu kalbi hallerinin böyle olan kimselerden olması mühimdir. Böylelerinin Kuran'a ve sünneti Kuranı Kerim'e ve sünnet seniiyye muvafık bütün ölçüler içerisinde vermiş olduğu esaslardır kıymetli olan.
Yani herkesin söz söylemesi değil, Hazreti Ömer bile Radıyallahu anh buna karşı çıkmıştır. Hem de sahabeyi kiramı duyuyorum diyor. Siz bazı irşad ve ıslahta bulunuyorsunuz, razı olmuyor. İrşad ve ıslahta bulunacak insanın kimliği önemli. İlmiyle amin, ihlas ve ihsan takva sahibi olmasını ifade ediyor. Bu sebeple biz ne yapacağız? Böyle bir belli aile bilmem falan değil de belli bir Kuranı Kerim'de ifade buyurulan Ebrar sınıfı, belli bir sınıf. Bunun yanında müttaki bir sınıf. Muharrebu olan bir sınıf. İtibarımız Allah'ımızın kitabında vasfettiği, hatta tamlama olarak gelir. Rabbamıza has kullar vardır. Önemli olan bunlar. Şeriatimizin tasdik ettiği sünnet seniniyenin kabul bulurdu. Çünkü Sami bende Hazretlerinin icazetnamesinde bunu görürsünüz. İki tane diyor Esad erbidi hazretleri şahidim var. Biri Kuran azimüşşan onu tasdik diyor halinin güzelliğini, ona muhakkak demek istiyor zaten.
Bir de sünnet seni ye. Bunun yanında bakın esasları öyle koyuyor ki ilim ehlinden hiçbir zaman zarar gelmez. Zarar bize hep cahillerdir gibi. O zaman cahilimiz ne yapacak? Cahilin edebi sükuttur. Bilmediğimiz mesele de ileri gitmeyeceğiz. Şimdi dünyevi meseleler ve uhrevi konular bunun denkleştirilmesi lazım. Nasıl olacak? Kuran-ı Kerim işte geçti. Dünyada ve ahirette de hayırlar, iyilikler Rabbımızdan istiyoruz. Dünyevi meselelerde de işimiz de gücümüz de salih amel yani salih amel denildiği zaman Kuran-ı Kerim'e muvaffak olan amel işlerimizi şerri esasa uygun bir şekilde götürmektir. Bu denge hususunda aleyhissalatu vesselam Efendimiz tamamen kişi dünyaya dönerse mesela dünyevi işlerini yaparken zengin olayım kafasındaki bu. Zengin olayım ama hangi yolla rızkımı temin edeyim? Helal yoldan temin etme düşüncesi olur, o müstesna. O zaman ahiretine zarar verir buyuruyor.
Tamamen ahirete döner de yiyeceği içeceği her şeyini terk ederse o zaman da dünyasına zarar verir. Ölçülü bir şekilde gitmemiz. Bütün peygamberlerimize bakalım. Ta Adem aleyhisselamdan iki cihan güneşine kadar sallallahu aleyhi ve biz Sıddık-ı Azamdan bu zamana kadar gelen mürşid-i kamillerimize baktığımız zaman hepsinin bir iş ile meşgul olduğunu görüyoruz. Peygamberlerimiz öyle. Hepsi bir sanat sahibi. Hatta Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz bir babanın evladına yapacağı en büyük fayda evladın babası üzerinde hakkı olarak ifade edilen bir sanat öğretecek. Onu bir meslek sahibi kılacak. Biz büyüklerimizden hep bunları gördük. Dünya hususunda dünya şu önümüzdeki hayat, şu yaşantımız. Bak doğdu, büyüdük, okudu. Sonra görevler aldık. Evlendik.
Çocuğumuz çocuğumuz, işimiz, gücümüz, insanlarla olan münasebetimiz, akrabayla olan, komşularımızla olan bütün insanlarla bu sel var adet raflat dünya filgurenil Kerim yüz on beş yerde geçiyor. Bunlardan bir tanesi dünyayı en güzel tarif eden bir Ayetcelili. Bu Ayetcelili de Amkamut suresinde altmış dördüncü ayeti İslamiyet. Ve mehadihin hayatu dünya, şu sizin adeta bayılır gibi olduğunuz dünya hayatı var ya, dünya hayatı kendinizden geçtiğiniz, canınızı verecek gibi feda olduğunuz, az edecek bir menfaat için birbirinizin neredeyse kanına girecek gibi olduğunuz yillarca bir dünya menfaati için birbirilerinize dargın olduğunuz şu dünya hayatı var ya illeehüm ve layık, oyun ve oyuncaktan ibarettir. Sanki bir çocuğun eline verilen oyuncak gibidir ve innettarel ahirah, ahiret hayatına gelince, nehyel hayevan, asıl hayat odur. Levkeanu yala mun, keşke annasınız. Keşke bizsiniz.
O zaman bizim dünyaya bakış açımız nasıl olacak? Diyelim ki bir babanın evladı, babasının malı hususunda ne diyor? Bu da benim, şu da benim. Halbuki onun değil ve babasına ait. Biz emanetçisi olduğunu bileceğiz. Bize bir emanet olarak verildiğini, ebedi olmadığını anlayacağız, Geçici. Dünya sugul ahıra. Hasan Basri hazretleri buyuruyor sugul ahıra ahiretin sanki bir pazarıdır. Şimdi biz pazardayız. Güzel de bir beyit vardı. Ona rahmin'den geldi pazara. Bir kepenaltı gittik mezara. Ne kadar yüksek olsa da şanı, iki taş olur nişanı dendiği gibi bura bir pazar. Biz alışverişteyiz. Nedir alışverişiz? Onlar cennet mukabini, canlarını ve mallarını eda etmişlerdir. Caferi Sadık hazretleri pazardaki alışverişimizin karını haber veriyor. Siz diyor sadece kendinizi cennete sapmayın cemali ilahi var diyor. Bak Saf suresinde geçer. Cenabı hak sizi hayrında bir ticarete delalet edeyim mi? Buyuruyor.
O da nedir? Allah iman rasul malımızı canımızı her şeyimizi onun yolunda feda etmek, ticaretimizi dünya, mağfiretin pazarı olunca bakın ticaret hakkında Rabbimiz kızı. Bakara suresinde on altıncı ay içinde bunlar işte öyle kimselerdir ki hidayete karşılık olarak sapıklığı satın almışlar. Peygamberlerin Rabbımızdan getirmiş olduğu emirler varken onların bize bildirdiği hakikatler, günümüzde sadık ve salih insanların bizi Rabbimize kılavuzlamak için göstermiş olduğu hedefler var iken buna karşılık sapıklığı satın almışlardır. Ne diyorlar? Allah'a ve resulüne sizden olan ölü emre itaat edin. Onun yerine şeytana ve nefse ve nefsimizin arzularına kendimizi satmak ne kadar açar? Ona teslim olmak. Ticaretlere hiç kar etmemişti. Ne kar edecek? Hidayetin yerine dalaleti tercih etmek kar yolunu tutmuş da değillerdir ve sonu da nedir?
Sonu da ancak nedamete pişmanlıktır ki o da öbür hayata geçtikten sonra hiçbir faydası yoktur. Dünya dediğiniz diyor, yani burada ahireti onu talep. Şimdi biz formülü çok güzel tespit edeceğiz. Dünya, ahiret, insan ve rıfkımız. Bu denklemi çok iyi bileceğiz. Bunu bilirsek mesela adam kafam karışık diyor, içim çok diyor ne bileyim, mahsum bir halim var. İçimden çıkamıyorum, bunalıyorum, daralıyorum. Dünya beni adeta böyle sıkıyor. Çareyi yerine göre intiharda bulmaya çalışıyor. Bunlardan çıkışın yolu bu denklemdir. Bunlardan birisi nedir denklemde? Dünyanın geçici olduğunu bilmek, dünyayı tarif ederken ukrayı hesap etmeden dünya hiyemma şulin kalp kalbin vay işte bizim otobüs bugün sefere çıktı, çıkacaktı nereye gitti acaba, ne yaptı? İşte bizim bugünkü karımız ne oldu? Hep bu. Evet meşgul olacağız ama hep bununla değil, helalini düşünerek.
Vehtemebbi hep bunun düşüncesiyle endişesiyle sabahlara kadar. Bunu düşünür. Acaba ne olur? Dünya, ye, erbakı eşşe, melnene, maldır, vel kene, oturup konuşmaktır, vel menen uykudur ve taam yemek ve içmektir. Mal nedir? Allah korusun, nutri, eğer biz ahiretteki asıl meta göz dikmeyecek olursak sadece mal der de o malın emanetçisi olduğumuzu bilmeden sanki vücudumuzdan bir parça gibi ona sımsıkı sarılacak olur da ahiret unutursak saptırır Allah korusun. Velke'ne söz hayır söz olmazsa ül, hoş, hoş. Velmene uyku, uyku da ibadet artık aslında. Mesela alimin uykusu ibadettir böyledir. Cahilin ibadetinden hayırlıdır gece. Uyku ise unutmaya vesile oluyor. Halbuki Arifani ilahi uyudukları zaman ruhlarının kemale eriştiğini görüyorlar. Çünkü insan dünyada ne ise şöyle düşünelim, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız.
Gündüz ki yaşantısı güzel olunca, uyku ölümün arkadaşıdır. Uykusunda da ruhunun melakut aleminde dolaşmasıyla bambaşka bir huzura gelir. Eğilince malum ve tam yuhsi, yediği içtiği de böyle gelişigüzel kin tarafından ihsan edildiği bilinmediği için kalpte bir siyahlık meydana getirir. Dünya arı usullülük. Böyle ona tapma kelimesini kullanamam. Çünkü bu kelime ağır gelir. Dünyaya münhemik diyebiliriz. Şimdi bu kelimeler anlaşılmaz. Dünyaya düşkün. Onların sanki bir düğün gecesi gibi ferahı süruru ve neşesidir. Zahitlerin de ancak bir ayinesi gibidir. Böyle melikler de onu daha nasıl ileriye götüreceğiz diye, daha nasıl zengin olacağız diye bununla meşgul olurlar Zaitler bir gün bu dünyanın biteceğini düşünmek suretiyle muhabbetini gönüllerinden atarlar. Allah korusun bizi Rabbımızdan alıkoyan bir değer olmamalı. E dünya hamuru İblis. Allah korusun. Böyle İblis'in sarhoşluğudur diyor.
Yani dünya sarhoşu. Emin olun böyle dinlediklerimiz oluyor. Açıkça da söylüyorlar. Diyorlar ki doyamıyorum. Çok olsun da yolun da olsun. Çünkü dinin kıvamı zenginlerin cömertliğindedir. Yok. Şimdi ondan o iblisin şarabı diye tarif edilen dünyanın muhabbetinden bir yudum aldığı zaman kendisine de gelemez diyoruz. Hepimizi korusun Cenabı Hak. Ebdünya burada Huddîd-i Muhammed Hazretleri hayatta ise Sellemeullah, dünyayı bakın tarif ediyor, dosdoğru bir yoldur. Eğer ibadet ve saatte biz oluruz. Allah'ımızın dinine yardım edersek Allah da bize yardım eder ve ayağımızı sabit kılar. Şeytanın tuzağına nefsin ve arzularının tuzağına dünyanın da keçi süs ve müzakarat denir, süslerine katiyen aldanmaz. Daha dünya büyüklerimizin dilinde tarih buyrulmuştur. E dünya hayal. Ile zeval. Dünya kurt, bir rüya ama rüya olsun. Şimdi adam rüyasında en güzel yiyecekler yiyor. En güzel gezilerde de bulunuyor.
İstanbul'da diyelim Boğaz'da. Gemiyle sefer de yapıyor yiyeceklerde. Uyandığı zaman aslında o uykudayken o tadı alıyor, görmenin lezzeti var. O suyun dalgalarının tatlı bir sesi de var, ahengi de var. Daha sonra yediğinin içtiğinin lezzeti de var. Karşılaştığı insanların da bir şevki var ama uyandığında olur. Allah korusun rüyasında bir kazaya uğruyor. Sıkıntı çekiyor mu? Çekiyor. Çünkü kan ter içerisinde kalktım diyor ama kalktığında elhamdülillah uyandım ki böyle bir şey yokmuş. İşte dünya bu rüyadır ama rüya olsun. Yaptığımızdan da çünkü bu münakacığa götürürüm değil mi size? Şunu bileceğiz, bizim dünyaya gerçimiz Bununla eğer perçinlemezsek perçinlemezsek biz yanlış yapmışız. Bakın bununla perçinleyeceğiz biz. İnşallah Teala mülk suresi bizim hayatımızın özetidir. Bu ayeti celimler okunuyor inşallah. Ne yücedir ki mülk onun elinde. O her şeye gücü yetendir.
Biz bu ayeti cehennem içinden çıkamayız, izahına girmiyoruz. Bak ne buyuruyor. Ne yücedir ki mülk onun elinde. Bu mülkte neler görüyoruz biz? Bak gözle görülmesi çok küçük olan şu virüs. Gözle görülmüyor ama hayata mal oluyor. Daha öyle küçük mahlukat var ki çok zor onu görebilirsiniz. Bunun yanında filleri de görürsünüz. Sömürün içerisindeki balıkları görürsünüz. Nasıl yaşadıklarını, ne yediklerini, ne içtiklerini, havadaki kuşları da görürsünüz, onların hayatlarının nasıl değiştiğini, onlara Cenabı hak nasıl bir hayat lütfettiğini, sürüngenin o mahlukun da nasıl yaşadığını, onları nasıl Cenabı hakk'ın koruduğunu bir düzen içerisinde devam ettiğini düşünmek ona muhabbeti meydana getirmez. Bunun için ne yüce kudret sahibi demişlerdir? Büyüklerimiz yüzü kaşına bilen ne yüce kudret sahibi diye yazdırmışlardır. Her şey bunu gösteriyor. Eserle hayatımız şu Risale-i Nur'da.
O ki ölümü ve hayatı takdir edip yarattı. Sizi imtihana çekip şunu bildirmek için ki hanginiz amelce daha güzel? Hem o öyle aziz ve öyle afur. Hanginiz daha güzel amel işleyecek diye sizi denemek için ölümü ve hayatı yaratan Cenabı hakk'ın şanı ne yücedir. Neden burada buyuruldu? Soruyorum ben size cevap veririm. Neden? Efendim, kişi ölümü hatırlamasa şu dünya hayatına düzen vermez. İnsan insanın kurdudur der, batıl bir düşünce ve batıl bir üf. Ölümü bilmese bunu söyler. Bir tanesine diyorlar ki Salihlerden bir insan hakkında biz size yardım edelim, diyar diyar dolaş, bunun sen şerefini şanını yok. Öyle beyinlere gir ki mehirlerde gir. Mesajlarla gir. O yalan sözleri onun bunun kulağına işlemek suretiyle gir. Çeşitli yakıştırmalarla gir. Bunun biz bu ne mal olduğunu gösterelim deyince o kimse ne diyor?
Elimi yanlarına koyup can vereceğim, yapılmayan bir hareketi nasıl yapıldı diyebilirim. Bakın ölümü hatırlanmak insanı kötülüklerden nasıl muhafaza ediyor. Uzun bir rüya dediğimiz şu hayat bizi denemek için Cenabı hak ölümü ve hayatı yaratıp hangimiz daha güzel ama gemimiz daha güzel amel işleyecek diye ashabinde Bu Kehf suresinde hanginiz buyuruyor. Kişi yarın huzur-u ilahiye vardığı zaman hayır ve şer ne yapmışsa onu orada bulacak ve görecek. Böyle bir rüya. Diyor ki Arifani ilahi yani biz dünyada evrad ve ezkar verdiğimiz müridana dünyayı terk et demiyoruz. Derler ya işte varacaksın buraya. O sen daha gençsin de evin barkında yok. Evleneceksin. Dünyayı gözünde kötüleyecekler. Sen evsiz bahtsız bir köşede rezilli bir hayat yaşayacağız. Öyle değil mi? Bir kere okuduğum için söylemiyorum.
Bir kere diyor ahiretini ihya etmek suretiyle ibadet ve taate hedefini ibadet ve taat olarak koyup dünyevi işlerin de imamı Rabbani hazretlerinin buyurduğu gibi helalinden temin etmenin zikri daim olduğunu bilerek yerine getirmektir. Diye söz söylemiştir. Dünya, şu hayatı bizim önümüze açılan bir kapıdır. Bu kapı ile biz şöyle diyelim. Ruhlar aleminden ana karnıma ana karnından dünya hayatı. Ana karnından sonra dünya kapısı açılıyor ve gözlerimizi gözlerimizi bu alemde açarak gelişimimiz Kuran-ı Kerim'de Müminun suresinde de geçer, Hac suresinde de geçer, hayatın safhalarıdır. Ana karnındaki bir devletdir onlar. Ondan sonra da bu dünya hayatında Rum suresinde geçtiği üzere Kuran-ı Kerim'de söylemek istiyorum. Rum suresinde haber verilen nedir? Rum suresinde onu hemen inşallah temine çalışacağım. Son kısmına doğru Ayet-i Zülcelal. Birden söylemiyorum.
Ayet-i Bakın Cenabı hak nasıl kalp buyuruyor? Mevlai Zülcelal'imiz, Allah o Kadiri Mutlak ki sizi bir hayal ederim. Bir kokar suda yaratmakta, sonra bir kuvvet yapmakta, sonra da kuvvetin arkasından bir zayıflık, bir yaşlılık, neyi dilerse yaratan o böyle alim, öyle kadir. Şimdi bunu daha bir güzel ele almak lazım. Bu şekilde kabul edelim. Vurgulamak istediğimiz şu, kabul edelim derken içimize tam oturması gerekir. Bunu bizzat araştırarak şu, insan çok zayıf bir varlık, dünya hayatı. Yani bir kapıdır, oluyor ya, bu kapıdan içeri girdiğimiz zaman aciz, her şeyini ağlamakla halleden bir et parçası. Daha sonra büyüyor, gelişiyor, kuvvet buluyor. O kuvvet bulduktan sonra da eskiden diyor şu dağı nasıl tırmanırdım. Çok uzakta olanları da görürdüm diyor. Sonra zabı düşüyor. Hayat da o işte. Daha ait kirliler var insanı. Yasin I Şerif'te. Bunun birkaç izahı var.
Allah'ımız hayat veriyor, sonra da o hayatta birileri bükülüyor. Bir kısım ulema-i kiramıza göre de kabre girerken bükülüyor. Bu şekilde de izah edilmiştir ilk tabi. Aslı ile vermemiz gerekir. Öyle bir kapı ki onun yolu ahirete açılan bir penceredir. Ahiretin tarlasıdır bu dünya. Salk Allah'u lazım. Kelimesi velagat keteb nefiz Zebur, Davut Aleyhisselam'a indirilendir kitaptır. Zikir kelimesi de Hazreti Musa Aleyhisselam'a indirilen Tevrat'tır. O Zebur'da da yeryüzü salih kullara emanettir. Allah'ımız zalimlere kaptırmasın, cehenneme mi der dünyaya? Allah'ımız şu dünyamızı da yine Kuran-ı Kerim'de geçer. Çok zor okumamıza rağmen yine insanı düşünüyoruz. Yasin-i Şerif'te ve bunun yanında asıl Rahman suresinde Rabbi Zülfü Ali'nin alimi buyuruyor. Ayeti celilei cemilesinde geçiyoruz. Rabbinin azametinden korkan kimseye iki cennet vardır. Şu mahallerde çok önemli.
Biz bunun üzerinde de duruyoruz. En böyle sahih olanları onu biz sitemize de koydurttuk Hasan Basri çantayı hocamızın. Bunu burada Hasan hocamız derdi. Eğer onun dipnotları biraz genişletirse sanki bir tefsir gibi diye. Öyle hakiki alimlerden öğrenmemiz gerekir. Bu ayet-i kerimeyi okumamızın sebebi bu dünyayı da Allah'ımıza ibadetle ve taatle dünya nedir, cennet nedir? Zevk yeridir. Burada da ibadet ve taatin zevki şevki anlatılamaz onu. İnsan niye yedin deyince mesela şu yemeği yedin. Ne uyuttun? Tat göster, onun gibi işte. Duymuş olduğu rabıtasında murakabesinde, başta istiğfarında tevhidinden salihatü selamındaki zevki tarif edemeyiz. Çünkü Zikrullah'ta zikir gelir, sonra da nur gelir. Bir kısım insanlarda da nur zuhur eder, sonra zikir. Üçüncü bir kimse vardır ki onlar tamamen müşahede o zikrini de unutur melkur ile olur, zikrettiği Mevla ile olur.
Daha zikre başlamadan önce bunu diğerlerine kıyas dileriz. O ibadet ve taatin nuruna boyanır adeta. Bir mevzu var bunu inşallah yeri gelince konuşuruz çünkü vaktin geçtiğini biliyorum. Allah'ımızın vurmuş olduğu o boya, müminlik boyası, muhsin olmanın boyası bu çok uzun gider ve derin anlamları vardır elbette ki. Daha zikrullah'a oturmadan biz duyuyoruz mesela geçmişlerimize, biz diyor ne sohbete otururduk, daha silsilei şerifeyi oturmadan sesler duyardık diyor, ilahi sesler duyardık ve duyardık diyor ilahi sesler duyardık ve ağlayarak da kalkardık diyor. Bu nuru tecelli ediyor başta. İbadet ve taat yaparken ondan önce bu bir anlık işte bu hale gelmemiz icap eder, o muura nail oluyor. Bakın çokça düşündüğüm ayet celleye dediğimiz tekrar size arz edeyim mesela. Çok şükür. Dokunmasam da yanacaktı. Mesela Kabe'yi Muazzama daha bölmeden onun nuruna erişiyor.
Bize üstadımız anlatmıştı, kırk yedide hac çektirmiştir. O hac ların da genç tabii. Gece Beytullah'ı görüyor, Beytullah'ın örtüsüne kendisini sarıyorlar daha. Hac vazifesi yapmadan önce. Diyor ki ya Rabbi beni bu kadar beytiyle yakıp kavuruyorsun ki göstereceksin. Paramı kimin verdiğini bilmem derdi. Patri Celalullah arayıp durmayalım. Gerçek olanları söylüyorum. Böyle gelişi güzel ifade edilmezse iyi olur. Pakistan'da Muhammed Can diye bir zat. Ne pasaport var ne bir şey var. İlahi muhabbetiyle geliyor. Bakın isim vereceğim size. Muhammed Naci diye Dağıstanlı üstadımızın çok sevdiği bir kardeşiydi. Aynı zamanda evladı sayılır. Bu gece kalkar, yatıyor tabi. Kalkarken ağlayarak kalkar. Getirmeye ihlas insan ve takva ölçüsü içerisine riayet ederiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin el-Fatiha.