İmanın Tat Ve Lezzeti Ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İmanın Tat Ve Lezzeti Ve Ruhun Arınması
İmanın Tat Ve Lezzeti Ve Ruhun Arınması kaydında Ve çok önemli bir taahhüt şüphesiz. Yalnız bu tarihlerde bizim dikkat edeceğimiz bir husus var. Ona yapılan taatlerin bizde etkisi. En önemli olan bu. Daha ziyade meyve mevsimindeyiz, meyvelerin. O yakınlaşmaya başladığı bir devrede bulunuyoruz. Mesela, bu tarihte en çok çilek gibi, Allah'ını silinebilirse bölgelerini göre değişir kiraz.…
Ve çok önemli bir taahhüt şüphesiz. Yalnız bu tarihlerde bizim dikkat edeceğimiz bir husus var. Ona yapılan taatlerin bizde etkisi. En önemli olan bu. Daha ziyade meyve mevsimindeyiz, meyvelerin. O yakınlaşmaya başladığı bir devrede bulunuyoruz. Mesela, bu tarihte en çok çilek gibi, Allah'ını silinebilirse bölgelerini göre değişir kiraz. Yediğimiz çileğin tadını duyuyoruz. Mesela kiraz. Görülülemeyen birisi olsa dahi nedir? Bu kirazdır. Diğer meyvelerin de tadını bilir kişi. Bu sebeple aleyhüssalatü vesselam denimiz, imanın tat ve lezzetini alan şu üç kimsedir buyuruyor. Demek ki imanın da bir tadı var, bir lezzeti var. İsviçre deyince bir kimse gördüm. Gayri müslimken ismini bilmeyiz. Yalnız Mahmut ismini atmış. Bu namaza duruyor. Geride de olduğumuz için görüyoruz. Namazda bir müddet durduktan sonra ağladığı belli. Çok ağlıyor. Namazdan ayrı, tekrar geliyor, sorduğumuzda bu iman etmiş.
Artık iman tat ve lezzetimi imanım duymuş. Öyle olmalı ki namaz tatilinde ağlıyor. Diğer saatlerde de böyle. Efendimiz üç hususu zikrediyorlar. Birincisi Allah'a ve resulü ona hep şeyden sevgili olacak. Tevbe suresinde yirmi dördüncü ayeti celile de halimiz bize üç sevgiden haber veriyor. Birincisi cihat, Allah yolunda cihat etmek. Gerek nefsimizle, gerek şeytanla, nefsin arzu ve istekleriyle, bir de din düşmanları. İkinci olarak, ikinci olarak birincisi Allah ve Resulü bize her şeyden sevgili olacak. Cenabı Hakk'a muhabbet celle celalühü. Üçüncüsü Tevbe suresinde ifade buyurulduğu üzere Nebiyy-i Ekrem aleyhüssalatü vesselam efendimize sevgiyle sevgili. İmanın tat ve lezzetini birinci madde olarak Allah ve Resulüne her şeyden sevgili olacak. Hani hayatımızda Allah'ımıza emri hakim olacak. Resulü'nün sünneti hakim olacak. Sallallahu Allahü teala Aleyhisselam.
Bir üçüncüsü, İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşi atılırcasına zor gelecek diyor. Tadı olmalı ki, Mebiyy Ekrem Efendimiz böyle buyuruyor. İbadetlerde de böyle. Bunu ahlak kitaplarında şöyle bir ifade var. Diyelim ki biz sabah kalkıp evrak ve eşkarımızı okuyoruz. Fakat okuduğumuz dersler lezzet ve tat duymuyoruz. Tat ve lezzet gelmiyor. Diğer taahhütlerimizde de öyle. O zaman, diyorlar ki eğer kişide bir safra rahatsızlığı varsa artık bunun tıbbi şeklini biz tam olarak bilemeyiz. Yalnız kitaplarda böyle geçiyor. Safra hastalığı varsa diyor, en tatlı tamamı, en tatlı tamamı önüne getirsem bile zip almaz, tat almaz. Neden? O safra rahatsızlığı var. Bununla şunu ifade etmek istiyorlar. Nefsimizin arzu ve isteklerinin bulunduğu müddetçe ibadet ve taatin lezzeti kaldı. Es'uni İrbili Erbili Hazretleri'nden alarak mürşid-i kamilimiz bunu şiir haline getirmişler.
İmanın Tat Ve Lezzeti Ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
İmanın Tat Ve Lezzeti Ve Ruhun Arınması kaydında Ve çok önemli bir taahhüt şüphesiz. Yalnız bu tarihlerde bizim dikkat edeceğimiz bir husus var. Ona yapılan taatlerin bizde etkisi. En önemli olan bu. Daha ziyade meyve mevsimindeyiz, meyvelerin. O yakınlaşmaya başladığı bir devrede bulunuyoruz. Mesela, bu tarihte en çok çilek gibi, Allah'ını silinebilirse bölgelerini göre değişir kiraz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bizim ibadet ve tarihten bizi duymamamızı şuna bağlıyor. Bunun hepsine kıyas ederiz biz. Hepsinde. Bakıyoruz efendimizin mübarek kadem-i saadetleri şişiyoruz. Gece namaz kıla kıla, bu neden oluyor derseniz bunu muhabbet de yapıyor. Bir ibadeti adet kabilinden yapmalı, kurulu. Abdülkadir Geylani ve tesulhu'l Sırrı Efendimiz ifade buluyor. Adet kabilinden, Esad Ebini hazretlerinin sözlerinde de var burada. Ben diyor sadece namaz kırıyorum, acaba adet kabilinden mi? İşte yaşlı bir pil, namaz kılmıyor demesinler diye mi kılıyorum, acaba yediriyor. Burada çok mühim hakikatlere temas kılıyorlar, Ama çok önemli. Bunun manevi geliri de tarif edilemez. Gördüğümüz kadarıyla, yapmış olduğumuz tariflere bira un, bira un, mukazaf veriliyor, bira un. Halben yapmış olduğumuz taatlere ise bire yedi yüz. Fakat öyle olmuş ki nefsimizin arzu ve istekleri kalmamış.
Tamamen Cenabıhakk'a yönelmiş isek o zaman ölçülemiyor. Onun mükafatı ölçülemiyor. Şu dünyada varlıklı olmak istemeyen şu nedir? Herkes varlıklı olmak ister. Dünyanın en zengini oluyor ister insanı. Bu zenginlik, kabre habertiler. Ama bu haber verilen Ehlullah'ın bize duymuş olduğu zenginlik, öldükten sonra tevavi'den bir zenginliktir ve orada ebedidir. Bunları, bunları biz nasıl ısrar edeceğiz dersek, bir tefekkür istiyor. Bir müridin elinde olabilir, bir mescitte olabilir, bir dergahta olur, kendisine mahsus bir alan insanlarla münasebetin olmadığı, orada kendi iç alemimize dönmemiz gerekiyor bu sünneti ve bir sayılı Allahü Teala Aleyhisselam. Efendimiz Hira mağarasına çekiliyor, Hira mağarasına çekiliyor. Demin kendi tefekkür ediyor, düşünüyorlar, Lima Allah'a vaktim, Benim Allah ile vaktim var buyuruyor. Kendisinden geçtiği zamanlar var.
Mesela Aişe-i Sıddıyka valilerimiz geliyor, radyolarına. Sen kimsin diyor. Aişe de kim buyuruyor. Kızı. Buyurunca hemen dili çekiliyor. Kendisine mahsus halleri var. Aleyhissalatu Vesselam ben bizleri bize gördü. Demek ki, demek ki bir müridin iç alemine yürümesi gerekiyor. Bizim asıl işimiz ve görevimiz iç alemimizdir. İçimizi ıslah etmediğimiz için dışımız ıslah olmuyor. Büyüklerimizin birbirlerine yapmış olduğu mektuplarını Bu mektupta üç tane tavsiyeler var. Birincisi Allah ile münasebeti düzgün olanın, insanlar ile de münasebeti güzel olur. İçinde ıslahilenin Cenabı Hak dışıyla da ıslahilenin buyuruyor. İç alem. Öyle merkezler var ki bunu büyüklerimiz şu şekilde haber verirler. Kişi, bak kaldır, mahalle bak kaldır, vesaire. Çalışıyor. Kırk yedi sene, bakkallık yapmış. Ama artık yoruldum diyor. Yoruldum, nasılsa cemetim de var.
Onunla geçinelim, evine döneceği zaman dükkanı terk edelim. Şunu bir ara gözüne çarpıyor. Bu dükkanın döşemelerinin altında bazı maddelerin bulunduğunu görüyor. Bazı maddeler var onlar der. Acaba bu nedir diye şöyle bir, o oranlığı genişletiyor. Bakıyor ki küp var. Acaba bu küpün içinde ne var diye tahtalarını kaldırdığında görüyor ki altın dolu küpler. Kırk, elli sene boşuna çalışmış. Şu dükkanın taban tahtalarını kaldırsaymış, orada bu kürk kürk altınları bulunmuşsun, öyle yorulmaya da gerek kalmazmış. Bununla mürşid-i kamilimiz buyuruyor ki şu insan ahirete göçerken, göğüs tahtaları, döviz kafesi açılır. Açıldığı zaman kalbini müşahede eden, kalpteki zikrullahı ve bu nuru müşahededir. Daha neler mendebur? Ruh öne, sır öne, hafi öne, afvar öne, daha da ötesi o zaman dün dizlerine vurmaya başlar. Eyvah. Ben nasıl bundan gafil olmuşum?
Nebi-i Ekrem Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem Allah'ımız Celle Celalühu, kişi adamını bir yere atmadan bir yerden, diğer bir yere dört şeyden sorulacak. Birisi de ömrümüzü nerede geçirdiğimizde. Ömrümüzü öyle bakkallıkla, Risale'le geçinip zor geçin. Temin etmek yanında o tavan tahtalarını kaldırıp göğüs kafesinde bulunan öyle nimetler var ki, tevhid bile orada kudret olarak Allah'ımızın yüce kudretiyle yazılmış Onun için eyvah demeden şu ömür rüzgarı başımızdan eserken bu tefekkürle alakalı. Düşünün, kendinizi Rabbi Zülcelal'imize tamamen teslim etmeye çalışacağız. Burada hatırımıza daha çok şu gelir. Yonca olsun, yaşlısı olsun, diyoruz ki bir dünya işimiz ne olacak? Hacca Ufeidunbağahı Ahran Hazretleri'nin müşipi tamirlerimiz üzerine en zengin olanlardan biri. Üç bin kişi çalıştırmıyor. Çok var bir zat.
Buna benzeri pek çok, mürşid-i kamicilerimizden pek çok ama Abdulkadir'in bir yani İmameti sallallahu ve sellem hazretlerinin buyurduğu gibi yedi yüzü filkiyiz, yedi yüzü filbeyt, mal, mülk, kesefe caiz, kasada evde caiz, kalpte caiz değil. Ölülerine giydirmemişler. Nasıl girdirmemiş? Öyle bir ölüm tefekkürü yapmış ki, bunu yine arifani ilahi bunun ucunda ki, büyüklerimiz öyle ölümü düşünürler ki yıkayıcının vücutlarındaki ellerinin temasını müşahede ederler. Yapılan hepimize tavsiye Aleyhissalatü Vesselam efendimizin. Kabirleri çokça ziyaret etme. İşte bu da bizim gibi yaşıyordu. Acaba şimdi ne haldeliği düşünebilmemiz. Bize mürşid-i kamilimiz, kalbinizi yarıp da içine temiz doldurmaz. Yol gösterir. İşte ezendim var benim için hiçbir kaide ve keder yok. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz ya Fatıma, ya Fatıma, Resulullah'ın zevcesin diye had'iyyen kendinize güvenmeyin.
Sizi de hatır uyuyamayacağım anlar var burada. Yağ Fatıma çokça secde etmek suretiyle radiyallahu anh'a bana yargıcu olur. Bu bizim gayretimiz olur, çabamız olur. O zaman bunlar ne yapıyor? Bunların yaptığı hizmeti, ancak ehli olanlar bilir. Diyelim ki, karanlık bir sopa, karanlık bir cadde, karanlık bir cadde, biz oradan yürüyüp gidiyoruz. Yalnız bir ışık çakılıyor, Böyle bir lamba, bir fener diyelim, nasıl söyleyeyim? Buna benzer aydınlatıcı ahirette. Onlar bize sağı solu, önümüzde çukur varsa bunu, engel varsa bunları gösteriyor. Mürşid-i kamilin görevlisi bu. Allah'ımızın kitabıyla Celle Celaluhu, Kitabı Kerim'imiz zaten nurdur, onunla yol göster. Nedir? Dediler ki sakın ha faize yetmedi. Faiz batırır, sadaka artırır. Hadis-i Şerifler de efendimizin bir ışık önümüzde bize ışık koridor gösterir. Faizin öyle belaları var ki yetmiş iki belası değişik hadis melekler de var.
En küçüğü Kabe yolunda anasının nikahını kabul etmem. Ne olur? Sonra yine ışık çeker. Ne denir? Sakın ha fuhşa gitmeyin der. Her an cuma gününde de vuruluyor zaten ifadesinde şunu buyuruyorlar, ağıza alınmayacak kötülükler. Öyle isyan ki söylenemeyecek olan bütün hatalar ondan vazgeçmemizi. Böyle ışık sefer bize. Yürüyecek olan biziz, hazmedecek biziz, gayret gösterecek biziz. Es'abıyet Binni Hazretleri, Mektubat'ta çok güzel ifade buyurmuş Sami Efendi Hazretleri için. Şehiati tahara ile diyor zahirini tezyin, tarikat-ı aliyetine de diyor, batınını nurlandığına şahit oldum diyor. Gayret göstermiş. Dünya işi yok mu? Kendisi çift dile bile meşgul olmuş gençlik zamanında, çift dile. Bir ticaret sahibi aynı zamanda bir mağazada, o mağazanın, nanköriye mağazası defterini tutmuş. Ta seksen yaşını mütecrahit olmasına rağmen defter tutuyor, yol göstermenin hiçbir ihtiyacı var.
Ama ifvanım tembel olmasın, ben karda gönül yerde olsun diye bunu yapıyorum. Zamanım kul, hatta kul. Ona dünya meyan oldu mu? Biz o zaman üstadlarımızın eserini çok ciddi bir şekilde ele alacağız. Çok ciddi ama mürşid-i kamirlerimizi burada görürüz. Burada devamlı muhafaza ettiğim okursunuz inşallah. Ada Prisahanesinde bir cümle var. Sadece bir cümle. Bunun yanında hepsi mücevherat. Tarifi yok mu mücevherat? Okuyorum efendim, okuyoruz ve başlığımızı iki elimizin arasına alıp da derin derin düşünüyoruz. Acaba bu güzellikle ben de tecelli ediyor mu, etmiyorum mu diye bir tefekküre dalma işimize. Okumadığımız eser kalmadı. Hemen hemen, okumadığımız eser kalmadı. Ama şu halde olmaktan Cenabı Hak'tan sığınıriz. Nedir o hal? Diyorsanız, o kitap yüklü merkebe dönmemek. Çok uzun. Allah'ımız Celle Celalü, Celle Celalü, Eşalibine kitap yürür merkebe benzetti. O zaman ne yapalım biz?
Amelin şikayetine gidelim. Ashab-ı güzel ezenler düzeltılırken böyle gör ki malumatıından ziyade mamulatı çok kolay kimselerdir. Amelleri çok, amelleri çok, dikkatleri çok. İnşallah bu vesile ile o kurtulmayan gayret göstermez. Hepimiz bunu istiyoruz. Buranın cezasıymış, buranın cezaiviymiş, bunlar hiçbir şey değil. Bakın, büyüklerimiz bize ne güzel söylüyorlar. Eğer diyorlar, kuru müşahede etmese dinmezler zaten. Cehennem ateşini görseniz buyuruyorlar. Bu dünya ateşine girdiğimizde bir yıl sağdan sola bilmezsiniz. Günde bir şiddeti var ki bölünüyor. Şimdi kolay geliyor, niye bölünmedik? Şunu çok düşünürdü Mürşid-i kamilimiz çırpınırdı böyle. Çırpınırdı dedi. Böyle bir, dikkat edin bize, Çırpınır da bizim mürşi-i kamilimiz, evladı olarak da müriyeti olmaya layık değil. Müryet olmak, her şeyde onun emrini tercih etmek demektir.
Mürid demek Risale-i Puşeyliye'de geçtiği üzere yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen kimsedir. Geldim ki hasta olurdu çünkü sohbet edenin, çok sağlıklı bir ağaçiyetle gelir böyle, yirmi bir yaşında delikanlı gibi konuşur. Sonra da yatağa düşer bunu kimse pek bilmezdi. Derhal doktorlar getirdi. Neden bu ızdırabı duyaraydı? O alemi görüyor, o alemi görüyordur. Kabir halini görüyordur, vesair hallerini görüyordur, ondan tahammül gidemiyordur. Biz neyiz ki mürşid-i kamilimiz ayaklarınıza tuğrak oluyor, yapmayın, ayaklarınıza tuğrak oluyor, yapmayın diye feyyatı falan kopar. Sonra da şey üzerinde de göreceksiniz gayretli bir sail göremez. Bu o alemi seyretmekten dolayı görüyor. Ona ilim böyle Allah'ımızın demirleri ilme yakin olarak gerçekleşmiyor. Aynen yakin ve haktan yakin olarak bizzat müşahede ediyor. Tekasür suresinde buna işaret bulunuyor. Aynen yakin ve hatta Latin.
Dünyanın bütün hepsi bizim olsaydı olacak. Ukrayna, Eshabü El-Fatiha Hazretleri dünya için topladığım olur bir gün hiç Ukrayna müfil olan amali seç diye bilinir. Böyle gençlikle bunları anlamaz gibiyiz, daha ömrüm var. Derken bu hayat belli değildir. Çok yakında bir sporu Arkadaşlarıyla koşarken, bir ara kalbini tutuyor ve bir tarafa yaslanıyor. Çok yakın durdu. Hepsi kriz geçiriyor, geniştir. Hayat bezimi olur mu? Onun için hazır olmak, Sıddık Azam bize en güzel ömrü. Demişler ki ya Sıddık, sana ölüm gelse ne yaparsın? Aynı hal üzere kalırım demiş değil mi? Demek ki bölüme her zaman hazır. Eksiği yok, geldiği yok. Hazır mıyız? Mürşid Kamilimizden biz görürdük, her şeyi şimdi anlatalım mı? Bir hasretlik duyardı, Cenabı Hak'la aşk ve muhabbetinden dolayı ah bir öteye geçsek diyor. Çünkü bizzat müşavir görüyor, diyor o Adem.
Birincisi Allah ve Resulü her şeyden daha sevgili imanı takdim etti. İkincisi, sevdiğimizi Allah için sevmek. Bir üçüncüsü, İslam'a gafil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atıldığıcasına zor gelecek. Ve biz ibadet ve taatin lezzetini duymamız için başta ne gerekiyor? Aynen, bayezid isami içirtılmış, o da bizim gibi bir kimse. Diyor ki ya Rabbi, sana vasıl olmam için ne gerekir? Nefsin arzuusunu bırak ve geldin. Allah'ımız kim istemiyor? Cenabı hak Kuran'la cinüşşan'da, Tevbe suresinde de geçer, Bakara suresinde de geçer. Cenabı hak temizlenenleri seviyor. Tahyi. Belbiseni temizle ya Muhammed derken, Sa'dur teala versem, beden temizliği mutlak şarttır, gerekli. Bedenimiz fark olacak, temiz olacak. Bunun yanında, kalbin ve hubuhun temizlenmesi, hiç alemimizin huylanması, o zaman edmana geldi. Bir noktaya geldik, onu söyleyin, daha mukaddimesin değil iken görüşmemizin böyle olsun.
Bir müridin seyri ruh hile olmalı. Büyüklerimiz böyle buyuruyor. Daha nefsimizi halleden Kendimizden nefret ettiğimiz anlar oluyor. Ben bunu niye böyle düşünüyorum? Hala bu kötü düşünceler kafamdan, gönlümden, zihnimden neden geçmiyor Nufmaimne sıfatı değer hissetmedikten sonra ruhen yükselme yoktur. Onu adap Risalesinde, Meynun'un Leyla'nın çadırına varıncaya kadar kurup dinlenmediği, sonrasındaki seyrin, sonra seyrin ruhen başladığı. Bunu Esani El Binalert'de bu şekilde anlatıyor. Bizim şu bedenle yapmış olduğumuz saatte Cenabı Hakk'a bu suratımız kalemcanın gidişi gibi. O zaman öyle misal veriyor. Bugün de olsa füzeyle misal verirdi, daha başka misaller verirlerdi. Ruhu ile yapılan seyir, ibadet ve taatte ruhun iştiraki ile o zaman trenin bir işi gibi. Şimdi zengin olmak istiyoruz, insanın tabiatında var bu. Ama bu zenginlik bir yere kadar.
Asıl zenginlik ukrelgi zengindi, ahiret zengindi. Buna efendimizin ifadesiyle sallallahu teala alevyinasıyla bir iğneyi deryaya batırdığımızda iğnenin aldığı su muhbir-i sa'da hep sözünde doğru olan Resulullah'ın beyanı Sadullahüteze. O iğnenin aldığı dünyanın büyük. Geriye kalan hak ettin. Onun için okuduğumuz o eserlerde IŞİD-i kamilimizin yazmış olduğu ibadet ve tatil lezzetine mani olan üç şey derken bunu kafamızı iki elimiz arasına alıp düşünmedikçe bu mümkün olmaz. Yoksa yüzünden geçer Böyle bazı günahlar olur. Böyle onu sıkıştırılırken böyle pat atar, tutar atar. Böyle beyniniz hemen akmayacaksın. Beynimiz tutacak. Aman ha, ne güzel sözler söylemiş. Ashab-ı Kiram'ın hibatası akmıyordu. Kuran-ı Kerim'de bir ayeti okudu mu, onunla amel ediyor muyum, etmiyor muyum diye tefekkür ederlerdi.
Hazreti Ömer'in Bakara suresinin bir tefsiri var, bir okuyuşu var, yıllar alıyor, sonunda da Ashab-ı Müzin efendilerimize ziyafet için deve kesiyor. Amel etmeden bir ayet ile ikinci bir ayete geçmiyor. Aziz Mahmut Hügayi hazretleri buyuruyor. İnsan ile Kuran-ı Azimüşen, buyuruyor, ikisidir. İnsanın dışı insanda öyle bir sır var ki Mevla anamız eğer buyuruyor insanı şerh ise insanı anlatsan insan bayılırır. Öyle bir esrar var insanda. İnsanın dışı buyuruluyor Hazreti Mahmud Kütahya Hazretleri Kuran'ın zahiri. Batını ve insanın batını. Buradaki beyan şu, selefi salih efendilerimiz gönüllerinde Cenabı hakk'ın dışında hiçbir alaka koymuyorlar. Tamamen o bağları kesmişler. Öyleyse o gerisiyle de alakalı değil. Oyuncusuyla da herkese küsmüş bir yere ölçmüş, öyle değil. Hep bunları şerhi esasa göre yerine getirdik. Dünya yönüyle de geçici olduğunu bileli. Değil.
Ailesini, İslam'ın bir hanımefendisi yavrumu yetiştirecek diye demek yumruğunu sıkıp da hanımın gözünü çıkaracak değil o. Onları İslam'ın kavvamın alemi misal ederken edep ile, elkan ile yetiştirilmesi demek. Öyle yetişirse ne olur? Bir toplantıya gittiğimde, birilerinin evine gittim, mutfak şöyleydi, bunu dinlesin. Fatıma, Zehra'nın ahlakında olur. Şimdi neslimiz ona da yollanır. O 0 zaman dedim. O 0 zamansa Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de Onlar bize nebiler, sıddıklar, şehitler, salihler örnek olarak şey. Giymemiz olmasın ama meylimiz, sefalet miktarı varken dolaplarımızın alamayacağı şekilde olmamalı. Muhammed Zahir Kuran-ı Zülfü Hazretleri şu şekilde bir izah var. Bir gün gündelik geldiyseniz olur. Bir, Cenabı Hakk'a sevgi insanın yaratılışında büyür. Bu sevgi yaratılışında büyür. Bunu diyor, mürşid-i kamil ortaya çıkarmak için size evlat verir, ezber verir.
Aman rabıta dersinizin rukbunu, havamı olsun. Dikkat edin, Gönlünüze Kuran-ı Kerim okundu burada zulumadan sonra çıkış olarak şimdi bakıyoruz ne sahabe, ne zula, ne elinde, ne arkada, şöyle bir karanlık yok. Neden? Işıklar yok mu hiç? Kalbimizde, istiğfarında, tevhidinde, salatü selamında, rabıtaında, murakebenin de ışıkları bulunursa nefsani karanlıklar şehirli hayvani ve bu karanlıkları kalmak, bunu ifade ediyorum. Mürsi tekamülimiz bize, Mürsi ikameimiz bize üç şey bu deftere zarar. Hasta, derde devaar. Üstadımız vermiş karar reçetesini tutmak lazım. Ne hastalığı bize, ne halde sığar ve hafiflik. Bu bir. Bu bölümdeki rahatsızın. Bu hayvani duyguların zor, hastalığı. Şeriatsiz işi yapmak. Fenalık kartına koşmak, iğne kadar haktan sapmak zararını bilmek lazım. Başta şeriata dikkat etmemek. İkinci olarak gafil ile sohbet.
Aman bu işten et nefret sana lazım, üzüm, buzvet, Halvete çekilmek lazım. Üçüncü olarak ibadet ve taatin bize lezzetini koymayan hallerden birisi, üçüncü dünyayı sevmek, kalbine sevgisini koymak daima lafını demek bu sözlerden hazer lazım. Böyle bir Nevşehir'den geliniyordu, önce de bir araba. Onu üstadımız hazretleri nasıl hissetti bilmiyorum. Bir şekilde o arabayı kurutdular. O arabaya bindiler. Meğer bu kasabada batıl kimselermiş kendisinden ders alan. Onlara şunu anlatmış. Bakın, yolculuğa çıktığınızdan beri hiçbir Allah kelamı ağzınızdan çıkmıyor. Hiç peygamberimizin sayılı Allahü gazi hayatından söz sözlemiyorsunuz. Evliyaullah'tan ahiretten bir kelam yok oğlum öleceğiz. Böyle bir vakti geçireceğiz. Bu tembihmiş. Bunu tavsiye alıyormuş.