İman konusu üzerinde duruyordu. Bütün insanların imanı terazinin bir kefesine, bir diğer tarafına da Sıddıkı Azam'ın imanı konsa Sıddıkı Azam radıyallahu anh'ın imanı ağır gelirdi buyruluyor. Bayezıd-i İslamiye Hazretlerinin huzuruna bir kimse gelir. Sorar. Der ki kimsiniz? İşte tarif eder, kendisini tanıtır. Daha sonra da efendim ben şöyle bir kimsenin de manevi evladıyım. Ondan bir bahsettir. Şöyle sözlerinden neden ifade et? Der ki efendim, benim üstadım der ki yer demir gök demir olsa hiçbir şey ne yerden ne gökten yağsa, ne yerden bitsen ne gökten yağsa hiç keder etmem, Allah'a teslim olurum Celle Celalühü. Buyurur ki şeyhinizde nakıslık var. Çünkü semayı hatırlıyor, yeri hatırlıyor. Halbuki Rabbimizi hatırlaması gerekir diyor. Böyle dediği gibi biz de büyüklerimizi ifadeleriyle, sözleriyle anlıyoruz. Büyük insanlardan büyük kelamlar zuhur ediyor.
Hayrulkelam makelle vaelle, sözün hayırlısı az ama hayra delil olandır. Senesini tam ifade edemem yetmişli yıllar. Yetmiş üç olabilir O yıllarda, daha evvel de olabilir. Artık hesap edelim. Yetmiş üç yılından bu zamana kadar geçen vakit, neredeyse yarım asır. Sami Efendi Hazretleri bir söz söyledi, unutmam mümkün değil. Veciyiz bir söz, çok kısa bir söz. Bunu biz Ahmed Er Rıfai Hazretleri'nin eserlerinde de görüyoruz. Ehlullah'tan birisine soru soruyorlar. Diyorlar ki efendim bize bir nasihat et. Evladım zaman mahdut, ömür mahdut. Nefesler sayılı, çok kısa ve öz ifade edebilirim diyor. Diyor ki zaman kısıtlı, yani belirli, hayat belli, nefes sayılı, evciz diyor. Çok kısa olarak beyan et, uzatma diyor. Demek ki çok az bir söze büyük manalar ifade ediyorlar. Mesela Ashabı Güzin, onlardan biri diyor ya Resulallah emirler çoğaldı.
Bana öyle bir tavsiyede bulun ki az olsun ama benim hayatıma yetsin dünya ve ahiretime. Aleyhissalatu Vesselam efendimiz Nebiler Nebisi sallallahu teala aleyhi ve sellem, sevgili peygamberimiz sallallahu teala ve sellem buyuruyor ki, Allah'a inandım de dosdoğru hareket et. Hadis kitaplarını hep mütalaa edelim. Baktığımız zaman göreceğimiz şudur, itikat içinde, ibadet içinde, ahlak içerisinde, muamelat içerisinde böyle bir söz söylüyor. Çok kısa kelam ediyorlar. Böyle hatırladığımsa diyeceğim size. Çünkü biz okulda hocalarımız derlerdi ki yanınızda bir küçük defteriniz olsun. Duyduğunuz hayırlı kelamları oraya kaydedin. Büyüklerimizden duyduğumuz sözler unutamıyoruz. Mesela Kabe-i Muazzama'nın karşısında tam Makam-ı İbrahim'in umduğu yer, geceydi. Zaten hep hayırlı işler gece olur.
Muhyiddin Arabi Hazretleri ben diyor Kutbiyet hırkasını Altunoluğun karşısında gece Hızır Aleyhisselam vasıtasıyla giydim. Gece olur. Gece gündüzle alakalıdır. Gündüz güzel geçerse gece de güzel geçer. İnşallah başladığım sözden devam ederim. Rabbamızın lütfuyla unutmam inşallah. Görev yaptığımız yerde bir postacı kardeşimiz vardır. Ruhu şad olsun, vefat etmiş. O Rufai tarikında böyle ateşte kızdırılmış, hal olmuş bir şiş diyelim, onu yalıyor. Dedik ki biz de bunu görmek isteriz. O gün diyorlar hep yalnız gezdi. Konuşmak isteyen olursa akşam vazifem var, beni konuşturmayın. Eğer bir gıybet olursa, eğer yanlış bir söz olursa akşam ben Ahmed el Rufai Hazretleri'nden hatıra bir hali göstereceğim, ateşi yalayacağım, beni yakar diyor.
Düşünelim, düğünlerimiz isyanla olursa, işlerimiz, güçlerimiz, ticaretimiz isyanla olursa, beynimizin tefekkürü, dilimizin sözleri hatalı olursa bizim halimiz ne olur? Efendim bir istiğfar okuruz, geçer gider. Allah'ımız dilerse affeder, hem de Nasuh tevbesi. Çok kıymetli birisini tanırım. Velilerden olarak tanınır. Sabah birtihalinden sonra ateşe götürülür, tekrar getirilir. Ateş de yanmaz. O ateş gösterilir ama gözünden ırmak gibi yaşlar akar. Bu veli olarak tanınan bir insan gözünü haramdan korumadığı için. Kolay mı öyle? Şu dünyayı biraz rahat görüp isyan içinde olmak kolay mı? Sıddıki Azam'dan ifade edilecek, Sıddıki Azam Radıyallahu anh ateşe ne kadar tahammül edersen o kadar isyan et diye buyuruyor. Tevbe suresinde göreceğiz. Zekatı verilmeyen malların alın ve yanlara kızdırılmış ateşte kızdırılarak vücuda yapıştırılacağı ifade buyrulur.
O postacı kardeşimiz aman Nadir beni boş konuşturmayın. Bak, sözlerin sözlerin uygunsuz olanı değil boş bile konuşmamayı söylüyor. Boş bile konuşmamayı söylüyor. Akşam tabii bu gösterdi kendisi. Gösterdi. Böyle ateşte gerçekten kızdırılmış ve hal olmuş, hal ol, hal olmuş bir demir. Demir parçası, hal olmuş demir parçası hay diye yalıyordu da, hay diye yalıyordu da dilini bir türlü yakmıyordu. Dilini yakmıyordu. Demek ki bizim uhrevi hayatımız ne ile alakalı? Uhrevi hayatımız bizim bu dünyadaki yaptığımız işlerle alakalı. Gündüz ki hayatımız güzel olacak ki gece esrara nail olabilelim. Furkan suresinde eshamde Burada gündüz ve gece haber veriliyor. Gündüz ki hayatımız huzurla geçerse gece de huzurla geçiyor. Kabei Muazzama'da, Kabei Muazzama'da Makamı İbrahim'in yanında Afrikalı mübarek bir insan. Bize bir nasihatte bulundu. Çok az söz söyledi.
Salihlerle beraber olmayı, salihlerle beraber olmayı ve geceyi geceyi ihya etmeyi söylüyordu. Çok az söz söylüyorlar ama gönle oturuyor. Mesela siz hiç konuşmasa dahi bu ehilince malum olan bir husustur. Gönle o manevi ilimler akar. Bu arz ettiğim gibi siz oturursunuz huzurunda, isterse onun cismen huzuru olmasın. Rabıta halinde de olur, murakabe halinde de olur. Efendim yaşayamadığımızı söylemek kadar ağır bir şey olmuyor. Neler anlatırız ama yaşamadığımızı söylemenin vebalin de Cenabı Hak Saf suresinde, ashab ne? Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz buyuruyor. İmamı Azam rahmetullahi Ali hazretleri bir yerden geçerken, işte bu kimse gece üç yüz rekat namaz kılıyor. Onu yalan çıkarmamak için üç yüz kılıyor. Beş yüz kılıyor diyorlar, beş yüz. Hiç uyumuyor diyorlar. Aman ha, o sözünde kazip olmasın diye geceyi ihya ile geçiriyor.
Burada Hace Ubeydullah Ahrar hazretlerinin geceyi ihyası var. Bütün diğerleri de aynı. Şimdi biz burada Sıddıki Azam radıyallahu anh derken hep Arifani ilahi hemen hemen hepsi de aynıdır. Artık onun yüksekliğini birbirlerinden olan farkı haber vermek bize düşmez. Cenabı hak ile kendi aralarındadır o. Ama ama elbette ki farkı vardır birbirleri arasında. Mesela nebiler, peygamberler, risalet yönünden, eshamülelle la nufarri gubeyni ahaddi mirrasulü birdir ama kendi arasında dereceleri vardır. Aynen bunun gibi Allah'ın dostlarında da dereceler vardır. Şimdi bir insanın yüceliğini, üstünlüğünü, kemalatını, Allah yanındaki celle celalühu, makbuliyetini ne ile biliyoruz? Sözüne görebiliyoruz. Öyle bir söz söylüyor ki o onun kemalini ifade ediyor. Çok, bu, bura bitmez. Acaba Sıdddi Gazam ne demiştir? Beş tane karanlık var, beş tane de onun aydınlığı ışık vardır. Cenabı hak karanlıkta koymasın.
Dünya'nın muhabbeti bir karanlıktır. Hani bir karanlık ne görmüyoruz biz. Bu gönülde olan bir karanlıktır. Bu kalpte ama biz bunu bilemiyoruz. Eğer dünya muhabbetinin gönülde bir karanlık olduğunu bilmiyorsak, ayeti celileye dikkat edelim, onların amelleri hapt olmuştur buyruluyor. Yani amelleri kabul dergahına gitmiyor. Mesela bir hata işledik, günah nedir denince bir başkasının görmesini istemediğiniz ve kalpteki bir takınaklıktır der. Bunu izah, zor oluyor. Kalpte bir sıkıntıdır diyelim. Eğer bu sıkıntıyı duymuyorsak işte amelin kabul olunmama noktasına girer. Mesela bir hata işlemişiz, o hataya yillarca gözyaşı dökülüyorsa bu imanda kemalin de amelin de makbuliyetinin işaretidir. İşte dünya muhabbeti bir karanlıktır, ışığı ise takvadır derken o karanlığı kalpte hissedebilmek. Bu Nevşehir taraflarında, Nevşehir taraflarında hata etmemeye çalışıyorum Allah'ımız bizleri bağışlasın.
O taraflarda kıymetli bir insan vardı. Bize şunu anlattı. Ben dedi çok huzurlu günlerim geçiyordu. Nasıl oldu dedi. Kendisi çiftçilikle de meşgul olduk. Böyle biçerdöverleri neleri var. Urfa taraflarında, işte Adana taraflarında böyle o biçerdöverleriyle rızkını helalinden temin etmeye çalışır. Dedi ki bu üstadımıza da gelirdi. Zaten onun huzuruna hep kamil insanlar gelirdi. Cenabıhakk'a aşk ve muhabbet içinde olan kimseler gelirdi. Bu kimse o gelenlerden biriydi, gelenlerden biriydi. Dedi ki ne oldu bilmem. Bir komşumuz geldi. Dünyadan bana öyle sözler etti ki benim dedi o huzurlu halim kayboldu. İki gündür dedi gayret ediyorum o ruhani ve manevi güzelliği elde etmek için nasıl bir söz söyledi, nasıl bir sözler etti, benim kalbimde bir karanlık meydana geldi diye anlatmıştı. Onun için nasihatimizde bir araya gelirler ayrı halde onun dışında hep Mevla ile beraberdir onlar.
Bu zulümatı gönülde hissedebilmek. Günah bir karanlıktır. Tövbe ise onun ışığıdır. O günahın mahvına sebeptir. Asıl bizim düşünmemiz gereken noktalardan birisi budur. Bu hatmei hacigan'da okunuyor ya tam ifade edemem. Hapısı yok ki dışarı çıkabilsin. Penceresi yok ki ışık alabilsin. Böyle hapkaranlık bir yer. Ama Ehlullah için cennetten bir pencere açılmak suretiyle cennet bahçesi olur. O müstesnadır elbette ki ama bir zulümat, bir karanlıktır. Habir Hazreti Osman Radıyallahu Anh efendimizin çok ağladığı bir mekandır. Diyorlar ki ya Osman diğer yerlerde pek bu kadar ağlamıyorsunuz ama habre gelince gözünüzden yaşlar ırmak gibi boşanıyor. Buyuruyor ki ben Resulullah'tan duydum sallallahu teala aleyhi ve sellem. Haber hali güzel geçenin diğer hesapları kolay olur. Aynen şu dış ülkelere gidişte bilhassa Kabe-i Muazzama, Hac ve Umre gibi ilk müracaat ettiğimiz yerde pasaportu sunuyoruz.
Eğer orada iyi geçerse diğer yerler görürsünüz, belki müşahede ettiniz. Çok kolay. O pasaportun sahifelerini süratli süratli çevirirler, hemen damgalar basılır ama ilk önemli. Bir tanesi anlattı. İşte computer'e herhalde basılmış, hakkındaki bilginin alınması için bir hata işledim diyor. İş hayatında tamam dediler diyor. Alınamaz. Birini anlatırım biraz bu cemaate de, görünmeyen cemaate de, sonra bu mekana da uygun düşmez. Şimdi askerde bulunuyor seferberlikte. Bu seferberlikten gelenlerin işte kontrol edilmek suretiyle onlara madalya takıyorlar. Demişler ki birine, esen de aynı görevi yaptın. Neden sana madalya verilmedi? Demiş ki benim defteri açtılar, hakkımdaki defteri açtılar. Nöbete ne zaman geldim? Ne zaman gelmedim? İtaat noktasında nasıldı? Tek tek ne varsa hepsini kaydetmişler. Eksik ve hatalarım olduğu için vermediler. Bu dünyada olan bir hesaptır.
Allah'ımızın hesabı öyle kolay değildir. Bundan dolayı çırpındı bizim sultanımız, çırpındı ve dertli gitti bizim efendimiz. Çok dertli gitti. Onun için şiirlerinde buyuruyor ya gayretli bir salik göremez olduğunu. Çok üzüldü. Çok mahzun oldu. Dedi benim şu kadar bir kimsem var. Sonra durdu durdu Sami Sultanımızdan başka benim dostum yok dedi. Evet var, sevdikleri pek çok ama hakiki dostum dedi Sami Sultan'mış dedi. Ne kadar garip bir hayat yaşamışlar. Onlar böyle etraflarının böyle çivi gibi çakılmasını istemiyor ki onlar gönül dostlar arıyorlar, gönül dostlar arıyorlar. Kardeş pek çok ama aradıkları haldaştır onların. Unutmadığım bir hadise var. Erenköy'de Zihni Paşa Camii. Onun önünde Ağustos ve geniş. Üstadımız Hazretleri yaşlı birisi çok da zayıftı, yaşlı birisi berelli onunla kucaklaştılar. Pek öyle kimseyle de kucaklaşmazdı, çok az. Kucaklaştı.
Öyle bir görüştüler ki tarif edemem çok candan bir görüşme. Yani çok insanlarla görüşüyorlar da onunla görüşmesi çok farklı oldu. Hayret ettim, düşündüm. Allah'ım bu kimdir? Kendi kendime diyorum ki ricalullah'tan mıdır nedir, gerçekten öyle. İsmini verebilirim ama onu özel olarak vereyim. Gerçekten ricalü'l-gayip hatta ricalin üstünde de kimseler vardır, onlardan biri. Demek ki haldaşını bulursa ne hale geliyor. Mevlana'mızı biliyoruz, Şemsi Tebrizi'yle. Geceleri nasıl bir araya geldiğini, örneği aleyhissalatü vesselam Efendimiz Hazreti Selman'la radiyallahu anh geceleri görüşüyor. Huzeyfe radiyallahu anh'la geceleri görüşüyor. Böyle hususi görüştüğü sıddık-ı Azam müstesna radiyallahu anh kimseler var efendimizin de. Özel olarak sırrını verdiği kimseler var. Hazreti Ömer bile radiyallahu anh buna muttali olamıyor. Değişik tabii. Onların da ona göre dostları var, yoldaşları var.
Keşke bak şuna çok dikkat edelim, Allah'ım bizi onlara dost et diyelim. Yıkanır gönüller. Yine bir size hatıra anlatayım. Bu gibi kimselerden birisi huzurunda bulundum. Konuştuk. Bir hayli konuştuk. Ayrıldığımda biz en çok Sami Ramazanoğlu üstazımızın, mürşidi kamilimizin huzurunda bulunmak bizim için cennetlerin üstünde bir cennetti. Dedim ya Rabbi sanki ben Sami Efendimiz'le mi görüştüm? Hani hayırlı insanlarla görüşüp buluşmanın neşesi başka. Seni bütün bütün kötülüklerden öyle bir nefret ettiriyor ki artık onlar sana çok iğrenç geliyor. Hatırlamak bile istemiyorsun. Sıddıki Azam radiyallahu anh efendimiz Hazreti Osman'ın radıyallahu anh kabirlerde çok ağladı, işte orada diyor hesap Resulullah'tan duydum sallallahu aleyhi ve sellem kolay geçerse diğer hesaplar kolay olur. İşte bir işe alınacak basmışlar kompütüre. Neyse artık. Orada ne yaptıysa olduğu gibi ortaya çıkıyor.
Allah'ımız hesabı öyle bir andadır. Öyle sayılamayacak insanların hesabı yillarca beklemek suretiyle değil, çok kolay hesabı gören Rabbimiz Celle Celalühü. Ne yapmışsa, ne etmişse, gönüllerden ne geçmişse hepsi ayan beyan Cenabı hakk'ın önünde. Büyük küçük ne demeden hepsi kaydolurmuş. İşte biz bunu derken yaklaşamıyoruz bile. Bu gerçeği ifade edemiyoruz biz. Haber diyoruz, böyle yüzeysel geçiyoruz. Yüzeysel geçiyoruz. Kabir aslında burada şu dünya bir kabirdir. Burayı çok iyi geçirmemiz lazım. Ana karnı bir kabirdir, ora bir ayrı. Dünya bir kabirdir. İnsanın vücudu kendisine bir kabirdir. İnşallah Rabbimiz lütfederse izahına gayret ederiz. Onun handilidir. Ahiret bir karanlıktır. Salih amel, riyasız, kibirsiz, ucubsüz, benliksiz taat, Kuran-ı azimüşşan'a uygun taat odur ışığı. Sırat bir karanlıktır. Yakin ise onun nesidir? Yakin, yakin onun ışığıdır. Yakin onun ışığıdır.
Yakin ne demektir? Bu tasavvufi eserler içerisinde en mühimlerinden Kuşevi. Burada ilmel yakine haber verirken akıl sahiplerine aynel yakin ilim erbabına, hakkal yakini de marifet ehli dediği Allah'ın dostlarına verilmiştir. Marifet Rabbimizi tanıma Celle Celaluhu. İbnü'l Arabi ilmel yakini delilin verdiği bilgi, aynel yakini müşahede ve mükaşefe sonucunda elde edilen bilgi, hakkal yakini de ilimden hasıl olan ve hakkı görme iradesini teşkil ede teşkil eden bilgi diye ifade etmiştir. Bütün bunların ötesinde Muhyiddin Arabi Hazretleri buyurur ki, bütün varlıkta hakkı müşahede etme anlamındadır. İşte sırat karanlıktır, ışığı ise yakindir derken böyle bizim gibi geçiştirilir veremez. Mühimdir, yakin çok önemli. İşte büyüklerimizin dilinde kalpte hasıl olan ve şüphe ihtimali bulunmayan bilgi olarak görülmüştür. Hiç şüphe yok, tereddüt yok. Şimdi ızdıraplı anlar oluyor insanımızın, hepimizin.
Böyle daraldığımız ve bunaldığımız anlar oluyor. Ancak bu daralıp bunalmalar yakine ulaşmakla ya da yakine ulaşmaya doğru hareket etmekle sükun bulur. Yoksa ikimizdeki bu kavga bitmez bizim. Nedir kavga? Bir hayır işlemek, bir şer işlemek, bunun gibi. İlim ve itminan arasında bütün bir makam olan yakın imanın kalbe yerleşmesine benzetilmiştir. Bizim imanımız inşallah kalbe yerleşen bir iman olur. Kedep fi hulubihumul iman. İşte bu kalbimize yazılması hayatınızda yani şu dünyevi bütün işlerimizde şer'i emirlere muvafık sünnet seniyyeye uygun olarak vazifemizi devam ettirmektir, ondan belli olur. Yakığın bütün şüpheleri bertaraf edip gaybı tasdik etmek anlamı taşıdığı için bütün hallerin en son mertebesidir. Bundan dolayı yakinin neticesi sevinmek, münacatın tadını almak. Nedir münacat? Allah'a yalvarıp yakarmak. Böyle bizim elimizi kaldırdığımız gibi değil o.
Onlar ellerinin yanında evvela gönüllerini kaldırırlar. İllet ve töhmet taşıyan itirazların giderilmesi kalplerin yakın hakikatini müşahede etmesi sayesinde Allahutaala'ya nazar ederek saflığa ulaşmaktır. Görür mü? Kim yarattı bu alemi? Allah öyle bir onlara gönül lütfetmiş ki o gönülle yarattığı her zerrede müşahede eder. Kuran'daki kullanımdan hareketle ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin şeklinde üç şekilde ele alınır. Akıl, nakil ve haberle kazanılan bilgiye ilmel yakin, dış duyu dış tecrübe ile elde edilen bilgiye de aynel yakın adı verilir. Sonra bayağı bir usta bilgiler var. Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem hicretin ilk yılında aramızda ayağa kalktı, babam, anam ona feda olsun, sonra şöyle buyurdu. Allah'tan afiyet isteyiniz. Afiyet hem bedenen sıhhattir hem ruhen sıhhattir hem de kötü ahlakın bitmesidir. Mevla'ya yönelmektir, uzunca ifade edilir.
Çünkü bir kula yakin, kesin iman bahşedildikten sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Yakin, kesin, doğru ve değişmez bilgidir. Yani hakikatleri kalp gözüyle görmek gayba ait hususları müşahedeyle zan ve tereddütten kurtulmaktır. Uzun, buna bir misal vermek gerekirse Muaz bin Cebel radiyallahu anh benzeri bir durumu şu sözüyle ifade eder. Sanki ben bütün ümmetlerin yanlarında peygamberleri ve Allah'tan başka taptıkları putlarıyla ilahi huzura iz çökmüş halde ellerine kitapları verilmek üzere davet edildiklerini görüyor gibiyim. Sanki ben cehennem ehlinin akıbetini ve cennet ehlinin de sevaplarını görüyor gibiyim demiştir. Yine buradan Süleyman ed-Darani, Kaddesallahu Sırra, kardeşlerinden biri İbni Sevban'ı akşam yemeğini biz de yiyelim diye davet etti. O da pek iyi dedi. Kardeşi sabaha kadar beklediği halde gelmedi.
Şöyle dedi, eğer davetine gelmek için söz vermiş olmasaydın gördüklerimi sana asla söylemezdim. Niye gelmedin diyor. Bekliyorum diyor. Sabah ağlar gelmemiş. Bak diyor. Yatsı namazını kıldıktan sonra yola koyulacaktım ki vitir namazını da kılayım dedim. Tam vitir namazını kılarken bana cennetten yemyeşil bir bahçe gösterildi. Sabah oluncaya kadar onu seyrettim demiştir. Allah'ımızın cemalini seyri düşünelim. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.