Bismillahirrahmanirrahim. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar: Üç kimseye taaccüb ederim. Bu Arapçada taaccüb, dinlenme manasına da gelir. Bu dediğimiz manada da olur. Çünkü mümin işine taaccüb ederim başına bir musibet gelse sabreder, bir nimete mazhar olunca da şükreder, buyruluyor. Bir de garipsenen bir durum. Cehennem azabına inanıp onun pek yakın olduğunu bildiği halde gülene. Burada şimdi biz ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin diye üç husus var. Bunun üzerinde çok durulur. Tekasır suresinde Rabbi Zülcelal'imiz bildiriyor. İlmel yakin nedir? Cuma namazı farzdır. Bu ilmel yakin, bunu biliyoruz. Cuma namazının farziyetini çünkü Kitabı Kerim'de Mevlamız Essairbillah ya eyyüheellezine amenu Ezan okunduğu zaman Cuma gününde namaza tez'av, burada yürüyün buyurmuyor Cenab-ı Hak, koşun buyuruyor. Yalnız edep olarak namaza geç kalsak bile koşmayı uygun görmezler.
Edeb olarak bir vakarla ağır ağır yürünür. Cuma namazını yani tembellik yapmayın, hoşunuz. Alışverişte iseniz terk edin. Yalnız müşteri gelmiş, onun işini bitirdikten sonra. Yoksa namaz işte ezan okundu biz gideceğiz, dinmez. Dinimiz o kadar mükemmel bir din ki, o anda onun alışverişi bitirilir. Ondan sonra Rabbi Zülcelal'imiz, Rabbi Zülcelal'imiz cuma namazı için ezan okunduğunda namaza iştirak edin. Bu ilmel yakindir. Aynel yakin nedir? Mescide gelip, imamla beraber arkasında cemaat olmak, bu taati, bu mübarek taati yerine getirmektir. Bu aynelyakin, bizzat şahit oluyorsun namaza, hakkalyakin de bunun esrarıdır. İbadet ve taatin sır yönleridir, o eğilince malumdur. Cehennem ateşini eğer insan görecek olsa buyruluyor ki, bu dünya ateşinde bir sene bir taraftan diğer tarafa dönmez, buyruluyor. Büyüklerimizden duyduğumuz bu. O kadar şiddetli. Bunu diyor, bildiği halde gülüyor.
İnsan gülmez mi? Güler. Çünkü ashable, en nevuhu ve ev hake ve ebka, güldüren de Allah, ağlatan da Allah Ama Rabbimiz yine Kuran-ı Kerim'de az gülün, buyuruyor. Felyebku kesira, çok ağlayın. Gülmenin de ölçüsünü bize aleyhissalatu vesselam Efendimiz kahkaha ile gülmemeyi, Kendilerinin bazen güldükleri haller var. Tebessüm buyurmaları var. O gülmede azı dişi görününceye kadar gülmüşler ama kahkaha yok. Güldüren de ağlatan da odur. Bunun üzerinde çok uzun durulmuş. Gülme ve ağlama hususunda bu gülmeyi, ehli irfana göre manevi neşeler olarak haber veriyor. Diyelim Cenabı hakk'ın rızasını elde etme, onun varidat gibi gönlüne ilahi nimetlerin inmesi, tecelliyata mazhar olması, bundan dolayı insandaki bir neşe hali. Ağlama ise ahiret derdinden dolayı. Vakit bulabilirsem onu hemen geçerim inşallah.
Bir gün muhakkak ayrılacağını bildiği halde nefsi dünya ile mutmain olana buradan ayrılacağız, burada ihtiyacımızı giderecek kadar. Üç, mafulün an, kendisinden gafil olduğumuz Rabbi zülcelalimizin bizi her zaman gördüğü, bildiği halde gaflet edip, lehviyat ile meşgul olmak. Lehviyat dediği, lehviyat ile meşgul olmak, bu boş, boş işlerle meşgul olmaktır. Bu gülüp ağlama hususunda bize Rabbi Zülcelal'imiz, Necm Suresi'nde haber veriyor. Gerçekten Kur'an-ı Kerim hakkında aşinalığımız olacak olursa hayatımıza yön vermiş oluruz. Biz gaflete düşmeyiz. Çünkü her husus haber verilmiştir. Necm Suresi Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz'in Miraç hadisesini ele alır. Burada bizim göreceğimiz yer, göreceğimiz yer evet, şu şekilde ele almışlar Allah'ımıza kurbiyet ve yakınlık olarak insanın ilahi neşeyle dolduğunu da ifade etmişler.
Yani öyle ki diyor, Rabbimizin ilahi nimetlerine mazhar olmak suretiyle ve insanda gabız ve bast hali olur. Bu tasavvufta önemli. Gabs hali böyle hiçbir zırh duymaz ibadetinden, ve taatinden. Bir de bast hali neşeyle dolar. Bunun verilmesindeki mana şudur ibadet ve taati işte ilahi bir coşkunluk yaşadın, öyle oldu ki nuru ilahi gönlüme giriyordu. Bu gibi düşüncelere dalıp da benliğe düşmemek için yani sırf zatı için yapmamız sebebiyle bazen Rabbimiz böyle bir hiç zevk duymama gibi bir hali veriyor, bir de bakıyorsunuz coşuyor. Bunun şeriatimizde karşılığı beynel havi var race, korku ile ümit arasında olmaktır. Böyle neşelendiği zaman ibadeti artırıyor. O ilahi feyiz kesildiğinde, taati de terk edecek olursa, o zaman Allah için yapmamış oluruz. Biz yaptığımız saati Mevla'mızın rızası için yapacağız. İzah ederken şu şekilde bir izah yapmışlar.
Ilahi perdeler Rabbimize kavuşmak için gönülde olan perdelerin kalkması, asıl sevinç budur diyor. Evet, ağlayış ise Rabbimizle kendi aramızdaki perdelerin oluşmasıdır. Ondan dolayı da kişi üzülüyor. Diyor ki Rabbimle neden münasebet kuramıyorum? Mesela beynim alaka kursa da yüce kudretini düşünebilsem, onun esrarı bende belirse, işte gözümde ibretle bakabilsem, Allah'ımızın eşyadaki hakikatini görebilsem, bunun gibi, bundan mahrumiyetten dolayı üzülüyor. Sonra gülüşünü izah tecelli, Allah Allah, cemalimin diyor tecellisi ile diyor insan sevinir, ağlayışı da celal sıfatından dolayı demiş. Yine ağlayış diyor, kalbin gafletinden dolayı, neden benim kalbim gafildir diyor. Kalbinin ilim ile marifet ile ihya olmasından dolayı seviniyor, bunun tersi olan durumdan dolayı da mahzuniyet içinde oluyor. Bu şekilde bir izah yapmışlar daha da uzun.
Rivayet olunduğuna nazaran ehli cennet bir şey arzu ettikleri vakit cennet ehli bir şeyi arzu ederse, sübhanekallahümme derler. Arzu ettikleri yiyecek ve içecek derhal gelir, yiyip içecekleri vakitte de Elhamdülillahi rabbil alemin diyorlar. Cennette hiçbir mükellefiyet ve külfet yoktur. Yani biz namaz kılmakla sorumlu değiliz, oruç tutmakla, hacyetmekle sorumlu değiliz. O da artık nimet dolu bir mekan. Ehl-i cennet ancak Cenabı Hakk'ı tespih ederler. Oradaki ibadeti, taati Rabbi Zülcelal'imizi tesbihtir. Hamd ile de meşgul olurlar. Yani her nereye baksa bir nimet görüyor. Bunu Nehir suresinde Cenabı hak bildirir, Eshamne ve ahiru davamum en elhamdülillahi rabbil alemin. Elhamdülillahi rabbil alemin diyor. Babamız Adem aleyhisselamın ilk aksırdığı vakit söylediği söz Elhamdülillah olmuştur. En son duası da yine Elhamdülillahtır.
Kul eğer dikkat nazarıyla bakarsa Allah'ın nimetleri deryasına müstağraktır. Bu sebeple her an ona aralıksız olarak hamdetmekliği lazımdır. Şimdi malum, nimetler tepemizden dökülüyor, dökülüyor. Hamdetmemiz gerekir. Bu hamd de çok uzun bir konu, şunu ifade ediyorlar, diyorlar ki Allah'ım bu kadar nimete karşı şükründen aciziz demek de hamdtir. Yani bu kadar nimet. Buna hamd etmekten aciziz demek. Cüneydi Bağdadi Hazretleri ile, Kaddafi sallallahu aleyhi ve sellem ile alakalı bir konu var. Böyle dört yüz alim diyor. Bir araya gelmişler, ilim ehilleri ne konuşacak? Rabbimizin ayat-ı ilahiyyesinden, ehadisi Muhammediye'den, İslam'ın esaslarından, İslam hukukundan bunlardan konuşurlar. Mevzu şükürmüş dört yüz alim. Fakat bu arada Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri çok genç, sekiz yaşında. Ona da bu gencin de gönlü kalmasın, bir de ona soralım demişler. Demişler ya Cüneyt, sence şükür nedir?
Cenabı hakk'ın verdiği nimetle ona isyan etmemektir demiş. Dört yüz alim ayağa kalkmış ey ulemanın gözünün nuru, ne güzel söyledin, demişler. Daha o yaşta. Arif'in hamdi. Arif, Rabbi Zülcelal'imizi tanimanın hamdi. Bu ara ara soruluyor. Diyorlar ki, işte bu irfana nasıl erişiriz? Diyelim bir hazine, o hazinenin anahtarı elimizde ise kapıyı açar, o hazinelere altındur, gümüştür, yakuttur, zümrüttür vesaire neyse hepsine erişiriz. Bu marifetullah'ın, Rabbimizi tanıma nimetin, irfanın, korbiyetin, Cenabıhakk'a yakınlığın, ünsiyetin hep anahtarı Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin mübarek dizinin dibine oturup aldığımız o istiğfar, tevhid, salatü selam, ölüm tefekkürü, rabıta ve zikrullah ve murakabeleridir ve ve günümüzde de Meşşai Uzamdan aldığımız ve evrad ve ezkar bu hazinenin anahtarıdır.
Artık kişiye ait, bize ait Cenabı Hak ashabına ve hadeynahunnecideyin sizi iki yola kılavuzladık buyuruyor. Birisi hayır birisi şer birisi cennet birisi ateş. Artık bu bizim irademize bağlı külli irade Cenabı Hak'ta, cüzi irade kullardadır. Fakat Cenabı Hak hayrı ve şerri yaratırken şerre rızası yok. Hayra rızası vardır. Hayra koştuğumuz zaman yardımı da koşar. Elimizde bu. Verilmiş. Rabıta güçlü, murakabesi güçlü ve bunda dikkatli olan, azalarına sahip olan kimin huzurunda olduğunu bilenler erişirler. Arifin hamdi diğer insanların hamdlerinden muhakkak bir farklıdır. Aynı o da elhamdülillahi rabbil alemin diyor, biz de diyoruz. O bütün aza ve cevarihiyle hamdeder. Dili hamdederken onun gözünde de hamd vardır. Rabbimizin yasakladıklarına bakmaz, şefkatle bakar, merhametle bakar, müminleri koruma niyetiyle bakar. Kulakları da öyle, diğer azası da öyle.
Asıl mesele de diliyle söylediği bir şeye, kalbiyle ve bütün azasının da iştirak etmesiyledir. Mücerret davanın bir faydası yoktur. Fahr-i Razi, Hazin ve Nisaburinin beyanı vechile, Yunus Aleyhisselam'ın gam, ussa ve şiddet yani zorluk ve sıkıntı zamanında duası kabul edilip rahata çıkmak isteyen kimse rahat ve afiyet zamanında duayı çok yapsın ki ihtiyaç zamanında duası kabul olunsun, buyrulmuştur. Birinci vazife, insanın kaza-ı ilahiye razı olarak, lisan ve kalbiyle musibete itiraz etmemek. Hem diliyle hem de gönlüyle. İkinci olarak musibet zamanında Allah'ın zikriyle meşgul olup duaya devam etmek. Üçüncü vazife bela üzerinden kalktığı zaman şükretmektir. Ey Resulüm, besmele getirerek, Rabbinin adıyla oku ki her şeyi o yarattı, insanı bir kan pıhtısından yarattı, oku. Sen Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir ki o kalem ile yazı öğretti, insana bilmediğini öğretti.
Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de kendisine vahyolunan bu ayeti kerime-i telakki ile okudu. İlk oku emri Kuran değil kıraat denilen fiile yaklaşmak için heceleme kabilinden bir ihzar ve teklif idi. Üçüncü tazyyitten sonra olan oku, Cenabı hakk'ın emriyle, adıyla başlamıştır. Hadise şu Cebrail Aleyhisselam, efendimizin mübarek vücudu saadetini böyle sıkıyor. Kendileri, ma anebbi gayrı, ben okuma bilmem buyuruyor. Üç defa olmuş onu izah ediyor. E birincide, birincide kıraat, evet, sonra Cenabı hakk'ın emriyle, adıyla başlamıştır. Oku emri ilk nüzulünde hem tekvini bir mahiyette, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem okumaz mimi iken kudret-i ilahi okur kılmıştır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zaten ifade buyuruyor, ben okuma bilmem diye, Cenabı Hak oku buyurunca burada hem zahiren hem de batınen öyle bir ilim ki onun tarifi yoktur.
Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.