Ey iman şerefiyle şereflenen müminler. Allah'tan korkun. Ayet-i Celileleri yine Ayet-i Celile ile tefsir mahiyetinde. Rabbi Zülcelal'imizden gücünüz yettikçe. Şimdi alışılagelen bir taatler var. Alışılagelmiş. Alışmışız. Böyle olur diyoruz. Öyle değil işte. Onun için biz, gerçek Allah'tan korkanları Celle Celalühü, yüzümüzü önünü alarak. Öyle bayağı basit değil. Onları, gözlerimizin ünna alarak dikkat etmek. Nedir? Yani onları gözlerimizin ünna alarak dikkat etmek, helalde bile riayet etmek, helalde. Mesela haram yok. Ama onda bile çok hassas davranmak. Şimdi biçimsizliğimiz belli. O biçimsizlik bütün şer-i Şerife, şer-i şerif ne demek? Şer-i şerif dinimizin itikadı, ibadet, ahlak ve muamelat ilmi. Buradaki eksikliğimizden ileri geliyor. Bizi çirkin gösteren şer-i Şerife, bunu söyledim, muhalif tavrımızdır. Siz hediye ne götüreceksiniz oraya. Şimdi, Allah'tan korkunuz. Gücünüz yettikçe.
Bunun tarifini şöyle de yapmışlar. Tarifini yaparken şu deve dikenleri olur. Onlara basmamak için biz onlara misal vermeyelim, isterseniz mayından misal verelim. Mayına basmamak için nasıl dikkat ederse kişi, Cenabı hakk'ın emrine muhalif bir hale gelirim de nehyolunan bir şeye, nehyolunan, yasaklanan bir hususa ben düşerim diye bu şekilde korkma. İşte mayın tarlasında insan çok hassas olur ya, onun gibi. Biz şimdi onları görmediğimiz için, bunu pek bilemiyoruz. Hemen söyleyin, kardeşlerimiz kendilerine göre o sohbet edenler düşünecek bunu. Diyoruz ki bak sohbetinizi yapın, güzel. Ondan sonra bir müddet de sohbeti müteakip öz eleştirilerde bulunsun. Mesela ne yapmam gerekir? Bak sabah da anlatılmaya çalışıldı, amel olarak ne yapacağız? İbadet ediyoruz. Ama biz amel dediğin nedir, biz bunu anlamıyoruz ki. Başkasının kurtuluşuna vesile olacak ne harekette bulunuyoruz?
Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir zata soruyor. Bu hayatta olan bir kimseyi söylüyor. Kaç kişiye vesile oldum buyuruyor. Hazreti Ali Efendimiz radiyallahu anh. Ta o Adem'den sesleniyor. Buyuruyor ki, kaç kişiye vesile olabildin? Yani ne demek o? Kaç kişiyi Allah'ın yoluna kılavuzlayabildin? Bunu söylüyorum. Çünkü aleyhissalatu vesselam Efendimiz buyurdular ki bu sancağı en hayırlılarınızdan birine vereceğim. Tabii sahabeyi bizim hep kendilerine arzu ediyorlar. Sabah olduğunda Nebi Ekrem Efendimiz aleyhisselatu vesselam, Hazreti Ali, Kerimallah veche Efendimize verdiler. Buyurdular ki, ya Ali, senin delaletinle bir kimsenin hidayete erişmesi, yani isyandan kurtulup da ibadete dönmesi, taate dönmesi, dünya ve onun içindekilerden hayırlıdır. Kızıl develeri infak etmekten hayırlıdır. O zaman develer var. En kıymetli olan o.
Onun için Nebi Ekrem Efendimiz bunu söylüyorlar sallallahu aleyhi ve sellem. Bu eserde, eser, el münebbihat. Libni Haceril Askalani. Bakın burada bir husus geçiyor. Bir tanesi vefat etti. Soruyorlar, Allah'ımız sana ne muamelede bulundu? Diyor, namazımı hiç geçirmedim. Ama namaz beni kurtarmadı diyor. Aynı. Orucumda da öyle diyor, diğer ta'lifdiler. Yalnız diyor, benim mağfirete bağışlanmama vesile olan bir kedi vardı diyor. Kedi. Kedi tutsaktı. Böyle sıkıntının içerisindeydi. Onu aldım. Onu aldım. Kurtardım. Cenabı hak yaratmış olduğu bir mahluka şefkatimle dolayı beni bağışladı diyor. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz buyurdular. Bir kadın, bir kadın hayatı düzgün değil yalnız. Bu hadis kitaplarında geçer. Düzgün değil. Fakat, mağfirete mazhar. O da susuzluktan toprağı yalayan bir köpek. Onun susuz kaldığını biliyor. Kuyuya iniyor. Hatta nalinini diyor.
Artık nalin nasıl tarif edeceksek. Su kabı gibi bir şey söyleyelim. Onu ağzına böyle tutarak ağzından yukarı çıkıyor. O köpeği sulamasından dolayı. Bir kadın çok ibadet ve tatmin ama katı mı yedi diye bir kediyi aç olarak, hayatının telef olmasına vesile olduğu için azaptır. Amel bu noktada. Onun için verenel derneği diyoruz. Onun için diyoruz ki biz aman ha, didar medreseleri çok önemli diyoruz. Onun için aman ha gençler için izcilik, gençler için çalışma. Bu boşuna denmiyor. Bu yetkililerden birisiydi yetkililerden. Bütün dünyada da itibarla karşılanan birisi. Bakın oğluna bir şey söylüyor. Oğlum diyor, ben beş sene sonra anlaşılırım. Biz vakıf kurduk ama ne çektiğimizi size anlatamam. Ne? Vakıf ne? İşte parti teşkilatları var. Vakıf ne? Görmemişiz. İslam hukukunda vakfın yerini görmemişiz. Bir kimsenin yaratılış amacının vakıf olduğunu görmemişiz.
Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Kassan diye bir arazisi. Oradan gelen bütün mahsulatı Allah yolunda sarf ediyor. Ya Bilal buyuruyor. Gözüm görmesin. Bunları Allah yolunda infak et. Sayamayacağımız kadar çok. Sayamayacağımız kadar. Aslında bir mürid tarif edilirken vakıf adamdır. Bir mürid vakıf adamdır. Kendisini, ashab billah, Cenabı Hak onların mallarını ve canlarını cennet mukabili satın aldı. Başka izah yok bunun. Ama anlaşılmıyor. Diyorum ki elli yılı geçti üstadımız şuraya adım atar. Bak isim vermiyorum, anlıyorsunuz. Ne diyorum böyle? Cenaze evleri. Nerede sulur o? Fakat asıl cenaze evini biz yapmadık. O yerine göre bir yarış. Sen ne kadar kıymetli ettin? Ben ne kadar yemek verdin? İşte ne kadar harcadın? Bu asıl cenaze evi, ahirete hazırlanma evleri arz ettiğimiz eğitimlerdir. Anlaşıldı. Ama yerine göre teker öpülüyor, yerine göre şu öpülüyor, boş, boş.
İşin bir aslına bakacağız. Sizi sıktığımı biliyorum. Nasrettin Hocamız Rahmetullah Ali attan veya merkepten düşmüş. Hocam yularına iyi sarılsaydın düşmezdin. Ben demiş aslına sarıldım, killarına sarıldım, yine düştüm demiş. Şimdi bu bir fıkra da. Asıl biz, asıl biz gerçeğine ulaşmamız gerekiyor. Her hususta şu gözümüzün bakmasından tutun kulağımızın işitmesi, elimizin kavraması, ayağımızın yürümesi. Bu ne demek? Gerçeği ne demek bunun? Kulun bana nafilelerle yaklaşır. Onun gören gözü, işiten kulağı kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum. Ne demek bu? Nur veririm de öyle kavralar. Bu. Şimdi zahiri bütün hallerden kurtulacağız, işin gerçeğine. Şimdi biz bunu anlamayacağız, belli. Şimdi biz bunu anlamayacağız, belli. Anlamıyoruz şimdi. Ne yapacağız? En azından öz eleştirir dediğim, duruma göre değişir.
Siz şimdi bir haseki külliyesinden veya İslam fıkhında ve diğer ilimlerde gerçekten uzman durumunda olan kişilere kalkıp da işte telkinetü'l Evliya okuyalım, işte şu kitabı siyerden diyemezsiniz. O kendi alanına göre. İlim ne demektir ilim? İlim haysiyeti olan, ilim haysiyeti olan hususta yükselmek demektir. Diyeceksiniz ki Sami Efendi Hazretleri, Hadisullahullahullahullah hiçbir zaman mürid tabirini kullanmamış. Bunu çok duyardım üstadlarımızda. Buyurlardı ki mürid yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen düşünürdüm. Bu nedir acaba? Ta ki Risale-i Kuşeyriye, Kuşeyriye onu gördükten sonra oradaki ibareyi demek ki dedim bunu mütalaa etmişler. Veya Allah gönüllerine düşürmüş. Onun için salik tabirini kullanmış. Çünkü yorum yapıyoruz, yorum. Böyle dil ama buna sunacak mümkün değil. İşte bunlar. Hep kaybettiğimiz bunlar.
Akşam Fethtin Veli, Hacı Bayram Veli, Gade Sallahu Hazretlerine gelince çok az zamanda yetişmiş. Demişler efendim çok yillarını verenler var. Bu neden büyüğüne bir anda Kemal verirdi? Ben demiş bir şey dediğim zaman siz yorum yapıyorsunuz. Ya olacak bir şey değil. Zaten memleketimizde öyle yerler var. Bu yorumları yapa yapa yapa kabir kapısına geldik. Bundan sonra yap bakalım. Olumsuz bir tablo çizmeyeyim ama işi iyi görmek lazım. Meseleleri iyi kavralamak lazım. Öldükten sonra her şeyi bitirir. Bu yorumlardan geçip, itaatimiz en güzeldir. Efendim, yine bak siyasi noktada yükselen birisinden misal vereceğim ama yanlış anlaşılacak. Çokça bir cemaat toplanır. Dediler ki efendim sizin görüşmenize çok insanlar bir araya geldi. Sapı çok ama tanesi ne kadardır? Ne olursa olsun. Çok güzel bir söz söylemiş. Sayı olarak çok ama bunlardaki amel nedir demek istiyorum. Yaptıkları iş nedir?
Yararlı, faydalı olan nedir? Bu, bunlarda yoğunlaşacağız. Bir tanesi Bayezid Bistami Hazretleri'nden çokça gelirler bu misali. Haddesallahu sırra bastığı yere basarmış. Oğlum demiş, derimi de giysen kaydetmez. Allah'ım yarabbim. Ta ki sözlerimizi tutmaz. Allah'ımız keşke dedirttirmesin bize. Ah yapsaydık dedirttirmesin. Bu çok zor. Ebedi bir alem. Ey iman edenler Cenabı Hak'tan hakkıyla korkun ve sadıklarla beraber olun. Sadıkların tarifini kısaca şöyle yapmışlar. Dili düzgün, Kalbi de düzgün. Ameli yaptığı işler de düzgün. Mübarek zat buyuruyor ki sekiz sınıf insan vardır. Şu sekiz husus onda ziyadeleşir. Yani okuyunca ortaya çıkacak. Mencerese mal, amini ya. Zenginlerle oturursa böyle sadece düşündüğüm mal mülk başka yok ahiret diye. Zadehullahu hubbet dünya. O zaman diyor Cenabı hak onun dünya muhabbetini çoğaltır. Çünkü o anlatacak tabi hep dünyadan anlatacak.
O da onun hesaplarını yapmaya çalışır. Dünya ve onun içindekilere büyük bir ilgi meydana gelir içinde. İçini bir hırs, ürün. Ve mancelese mal fukara ama kalbi fakir. Yerine göre eli de fakir. Böyle kimselerle oturursa şükür ve orada bir kısmet illai teala. Allahu Zülcelal'in bizim için neyi taksim etmişse, neyi ayarlamışsa ona rıza gösterir ve şükreder. Acaba bu nimetin şükrünü eda edebilir miyiz demeye başlar. O nimetler çok. Bunu görürsünüz Lokman suresinde Es Öyle bir nimet ki Mevla Zülcelal'in lütfettiği nimetler. Saymakla bitmez. O nimetleri biz saymakla bitiremeyiz. Cenabı hak böyle ikram buyuruyor ki sana. Onlar görmezler mi? Semavat ve arz. Ve onun içerisinde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiştir. Öyle bir nimet ki hem zahiri nimetler, yani şu azamız çoluk, çocuk, mal, mülk vesaire bitmez tükenmez.
Artık bunun inkarı durumunda olanlar hidayet üzere olmayan, Allah'u Zül Celal'in kitabına da uymayan kişiler. Şimdi bu devlet reisleri dediği idari noktada bulunanlar zalimlerdir. Kastedilen o. Yani bir idareci aleyhisselatu vesselam Efendimiz'in mübarek diliyle yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesabesinde Celle Celalühü. Bu halde olan değil. Bu zalim. Yani hak hukuku bilmeyen. Kendi kafasına göre hareket eden. Nefsani arzular içerisinde kimseler zadehullahi gasvet zeval kibir. Öyle kimselerle oturup kalkmak insanda kibri ve kalbin kararmasına vesile olur. Ve hiç aldırış etmiyor. Yani haram mı? Helal mı? Öyle kadınlarla görüşen kimsenin de cehaleti ve hayvani duygusu çoğu. Olur. Böyle biz bunu daha ziyade diğer hadis-i şeriflerden de alarak ayak takımı gibi. Ayak takımı. Hallede. Böyle gelişigüzel hareket eden. Yani gördüğü, bildiği her şey artık kendisini cemiyete göre ayarlıyor.
Yani şu yaptığım iş benim dinimizin esaslarına uyar mı? Uyumaz mı? Bir düşünce yoktur. Böyle çoluk çocukla oturan kimseye de izne eden minetle. Onda da oyun ve eğlenmeler çoğalır. Çocuklar da olduğu için. Ve mancenese malfussak, fasıklarla, yani büyük günah sahipleri demek, bunu daha değişik ele alırlar. İtikadi olarak da alırlar, ameli olarak da. İzdade minel cüreti alaudunu ve tesvif itteube. Bu kimselerde de ne meydana gelir? Günahı çok rahat işler. Ne olacak, dedi. Ne olacak? Şu da yapıyor. Bu da yapıyor. En çok söylediklerim bu. Onunla bizim ne alakamız var? Bizim alakamız Allah'ımızın emri neyse o zikrediyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın mübarek sözlerin ne ise odur. Ve tövbeyi de geciktirir. Ve artık derleyip toparlamış oldu. Salihlerle ultrason olursa, ibadet ve taate meydi çoğalır.
Ve mencerese mal v ulema, ilmiyle amil, alimlerle oturan kimse izde ede minela ilmi vela amel, ilim ve ameli ziyadeleşir. El Fatiha.