İman Ve Takva Rütbesi Ve Allah'tan Korkmanın Önemi
İman Ve Takva Rütbesi Ve Allah'tan Korkmanın Önemi kaydında Bütün peygamberani zaaf, bütün ivene kiram, bütün kirani zaaf, hatta hatile yeksem olanlar, bir Fatiha'ya muhtaç olanlar, bütün bir müminatın ruhu için rıza Ya Rabbi okuyana da dinleyenlere deve bu memlekete varınca orda dinleyenlerden bilmeyenlerden de Allah cümlemizden razı olsun amin. Halid-i Zülcelal'ımız, Allah'ımız Eshabübillah…
İman Ve Takva Rütbesi Ve Allah'tan Korkmanın Önemi ne anlatıyor?
İman Ve Takva Rütbesi Ve Allah'tan Korkmanın Önemi kaydında Bütün peygamberani zaaf, bütün ivene kiram, bütün kirani zaaf, hatta hatile yeksem olanlar, bir Fatiha'ya muhtaç olanlar, bütün bir müminatın ruhu için rıza Ya Rabbi okuyana da dinleyenlere deve bu memlekete varınca orda dinleyenlerden bilmeyenlerden de Allah cümlemizden razı olsun amin. Halid-i Zülcelal'ımız, Allah'ımız Eshabübillah…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bütün peygamberani zaaf, bütün ivene kiram, bütün kirani zaaf, hatta hatile yeksem olanlar, bir Fatiha'ya muhtaç olanlar, bütün bir müminatın ruhu için rıza Ya Rabbi okuyana da dinleyenlere deve bu memlekete varınca orda dinleyenlerden bilmeyenlerden de Allah cümlemizden razı olsun amin. Halid-i Zülcelal'ımız, Allah'ımız Eshabübillah bismillah ya eyyüellediğine amenu. Ey şerefi imanla şerefyam olan umlarım. İman rütbesini omuzuna diken umlarım, kalbine diken umlarım. Allah'ımız Ya eyyühen Mebiyyü buyuruyor. Bir de müminlere Ya Eyyühen dedi de hemenu iman edenlere o şerefi veriyor. Ya Nuh Ya Musa, Ya İsa. Hepsine böyle hitap ediyor da Peygamberimize ya eyyühennebiyyü diye hitap ediyor. Müminlere bak ya eyyühennebne amenu, ey şerefi imanla şerefyam olan kullarım diye kıtas buyuruyor. İ'tteullah Allah'tan korkun. Allah'tan korkanlar Allah'ın rızasını bulanlar.
Allah'tan korkanlar Allah'ın cennet ve cevabını görenler, Allah'tan korkanlar her kötülüklerden kurtulanlar, öyle korkun ki iki aslan arasında bir dilkenin nasıl korktuğu gibi Allah'tan öyle korkun ama. ''Beynel harfi vel Recada olun. Hafife rica beyninde olun. Biricik dişi cehenneme gidecek deseler o kadar korkuyor ki acaba ben miyim ona Ya Rabbi diye. Günahları var çünkü Allah korkutuyor kendini. Öyle ümmi geliyor ki bir tanecik bir şeyi cennete girecek olsa herhalde benim Allah'ın rahmeti bu efendim ayetini buyur, buyuruyor yemin ediyor. Böyle hemen bir kişi gidecek derse cennete benim herhalde diyecek, bir kişi cehenneme girecek deseler benim herhalde deyip böyle de korkacak. Çok insanı gülme tuttun mu? Hürmetesini verir. Birden şu dınayinin dibine bakınca şu beyazlığı örünce kesilir.
Adem Aleyhisselam cennetten çıkınca her yeri simsiyah oldu da yalnız Allah'a üç bir kavilde iki yüz sene, bir kavilde üç yüz sene kavgayı ağdayı, eyyamı beyyida on üçüncü, on dört. On beş. Ayın günlerini tutar. Yani o günleri oruç tuttuğundan büyük bembeyaz oldu. Bu beyazlık cennetten geldiğinden oraya baktım ve ona keder mevtiyiymiş, gülme kesilir. Her yirmi bölüm gün beyaz kesildi. Umarım miraçtan Allah'a, hakiki belki azaldı, Allah'a imatla ömürsün, rızasını korusun. Gitmek gelir de böyle ha hakim Peygamberimiz istemez, dersen derhal kes. Tecrübe olan şeyler bunlar. Kitabullah, Allah'tan korktuğunda, korktuklarımızdan emin olun da cennet ve cemalını bulun inşallah. Allah'ım sen bize bulursun, yüzülürsün, güldürsün inşallah yürürken ve künü olun maas sadıkin sadıklarla beraber olun. Onu kaç defa geliyor. Saliha lazım olan şartlar ne hayır? Salih oldum.
Buraya bir efendi geldi, oturduk şuraya, şu oda dolu, bu oda dolu, salın dolu. Oraya bütün imam doldu. Şöyle baktılar dedi ki: Burada Kazım olan kimse yok. Hep salih kimseler bunlar. Şahit oldu adam, Yahya'nın boynu bükük yavrularını, divaninin boynu bükük yavrularını görünce bunların hepsi Salih. Hadiata girenlerin hep Salih. Yalnız saliha lazım olan şartlar var, şartlar. Şart olmayınca meşrut olmaz. Abdest olmayınca namaz kılınmaz. Onun için şart evvel gelir. Birincisi devamül hubu abdestle devam etmek. Birisi bozuldun mu hemen bir yandan abdestin birini eklemek, oraya yine abdest almak. Bu topraklar diyor, ya bişr-i haki niye ayağını yalmaya geziyorsun böyle diyor. Bu yeni ayağımızın altına döşeyen benim. Su efendinin evine gelince döşemelerinin üstünü dıştan giyip geldiğin ayakkabı ile çılgınamıyor da Allah'ım döşediği ayakkabı ile görünür mü?
Diye böyle, nereye daha içini söyle hep nur görüyorum da nurun üzerine ayakkabı ile basamıyor. Bütün nur oluyor, yeryüzü ballıyor. Huzurlu gezelim kardeşim. Bu topraklardan bize şehitlerini verdik de öyle geldik o toprağa. Bir gün elimizden almak istiyorlar. Allah Kuranlarını yedirmesin kufare haissalih daha harsmiyle Allah kahretsin. Onun için Mişşir'l-Hakdîse sirrehul Aziz Bağdat Dağı'nı, Bağdat'a gelen bütün bazara gelen adlarıyla, katırlarıyla, beygirleriyle, hayvanlarıyla gelen bir tercih bizim tarihlerde, dış tarihlerde da yazlayarak, Tezkilat ile evliyadan konuşuyorum şimdi. Onun için hiçbir hayvan gübre yapmazmış bağdara, ayağına bulaşmasın iştir harfi hazırlıklarını diye. Allah şefaatin nail etsin Ya Rabbi. Bütün hayvanların arkası da tutulmuş. Hiçbirisi gübre yapmaz. Şunu böyle sulardanıyım, baz alsın falan.
Ondan sonra birisi, birisi elmas sanattan beygiri afferasımız gübre yapmış, ağlamaya başlamış. Ağlayınca başına bitmişler, Ne ağlıyorsun kardeşim? İşte kahve vefat etti, görmüyor musun hayvanım gübre yaptı diye ağlamaya başlayınca koşmuşlar, gitmişler, varmışlar ki Anne, Efendimiz birden Efendimiz on dakika evvelip Rahmeti Rahman'a kavuştu. Allah Rahman'ına kavuştu, vefat ettirilmiş. Yani böyle arkalara tutulurmuş. Abdestsiz gezilir mi kardeşim? Abdest müminin silahı, silaha düşman yaklaşamaz. Üstadımız abdestten evvelle taharet lazım. Henüz temiz olmak lazım. Hicaz'da Abdülaziz'ımız hep tuvaletlerde sabun var sabun. Büyük taharatınız ilk sabunla, beyaz hiç kimsenin sürülmediği bizlerle unutur böyle. Acele bakıyoruz diyor Efendimiz gayseri ulemalarının içinde konuşurken bir cama su koysan şöyle ağız üstüne koysan buraya su sızar. Şuraya da koysan sızar üçüncüde anca kesilir.
Şişedeki olan su bu. Etten gelen su birden kesilir mi lakakabı verip abdest alıyorsun? Bizim orada Adana nedir bir köyün imamına sen abdestsiz namaz kıldırıyorsun bize demiş gençler. Nereye? Hemen su yoluna oturuyorum ne yıkama var, ne bir şey var. Şahi geliyor, Maliki geliyor, Hanbeli geliyor, Hanefi geliyor. Nereye? Onlara göre abdest alman, sen suyla taharet etmen, ondan sonra o haletin dörtte birisi bulaşacak olursa hiç abdest olmaz, kıldığın namaz olmaz. Hem de uyku halinde sızıntı kesilmez. Donunu açtılar diyor böyle sapsarı geçmiş ömür. Mü? Üstadımız bunu böyle buyurdu yani büyük ulemaların içinde ondan sonra hakikaten da tecrübe ettikdik. Tam taharet edip şey ettikten sonra Efendimizin vaazından sonra tecrübe etiyek sızıntı geliyor yerine su tapmayı. Kardeşim dikkat eder vallahi açından. Abdestli huzurla alalım, namazı huzurla kılalım, abdestsiz gezmeyelim inşallah. Devamul vudu.
Birincisi saliha lazım olan şartın birisi. İki, Fillah söylememek, sözüne ihlas söz katmemek. Münafığın alameti olur o zaman Allah korusun. İki. Gıybet etmemek. Gıybet zinadan eşet. Ne yapayım? Hadis-i şerif böyle diyor. Birisi camide böyle toplarken Hasan'ı Basri, Kuddise, Sirrahul Aziz Efendimiz şu zat camide elini açmasa daha iyi çünkü camide Allah'a açılır. Yani Dışarıda toplasaydı bunlar iyi iyi bir. Deyince giyecek onu kızartmışlar ve buna getirmişler. Yiyeceksin, ona gıybet ettim. Kalben oldu. Sen salihlardansın. Senin kalben de gıybetin gıybet yazılıyor. Yapmam onu diyor. Gıybet ettim o adamı korkuyla uyandım ağladım diyor. O adamı aradım diyor. Aradı mıdır, baktı mıdır ekmek sokumunu eline almış düküntü otlarını çeşmenin orada toplayıp toplayıp etmenin içine koyuyor diyor. Görünce kopuştum gelme gelme camide gıybet ettin. Beni kızarttılar, önüne verdiler.
Şimdi mi aittin dedi, kayboluştum. Bir huma boşuymuş Merve dedi. Kaybettim dedi. Tövbe olsun bir biz daha kimseye kalben de böyle gıybet etmemiye de tövbe olsun. Bilinen gıybet, yarın huzur ile ye var ya bu defter benim değil deyince senin değille kimin filan adamı gıybet ettin de onun günahları niye hep senin defterine geçti? Senin sevabın da onun defterine geçti. Bu defter benim değil Ya Rabbi diyen. Oğlum sen maz bulmazdım, köşemde otururum da yıl gıybet ederdi seni. Onun sevabı sıkına geçti de onun için onun için insan sevmediği insana beş lirasını, on lirasını, yüz lirasını, bin lirasını vermez. Sevmediğin adama gıybet ediyorum, sevabımı ona veriyorum. Gıybet bana adet ustayla anam gıybet ederdim de sevabımı anama verirdim, diyor. Zaten biri de o zaman bunlar çünkü binlerce bundan vaaz veriyoruz biz. Onun için şimdilik bu kadar usul usul göstereyim, göstereyim geleyim inşallah.
Namazı vakti ile eda etmek uzun. Namazlarımızı bu da etrafımda da kardeşlerim var, yavrularım var. Yaşım çok geçti onların benim çocuğum yerinde olduğundan yavrularım diyorum. Huzularım var, hele memmerim var, emmedi Eminim var, nabzım var, o develiden kardeşlerimiz var, Yahya'dan birçok kardeşlerimiz vardı. Onlarla gittik sohbete, onları gönderdik Bunlar ne yapacağız şimdi? Vaktında namazı kılmak, üç amel, en efdal amel, üç amel. Birisi kafirle savaş. Kafirle harp etmek en efdal amel. Anaya, babaya ikram etmek, hizmet etmek, gönüllerini almak en büyük amel. Üçüncüsü, üçüncüsü, vaktinde kılınan namaz en efdal. Bu efdal amelleri bırakmayalım inşallah. Yani hiddetli hiddetli konuştuğum takriben üç metre var efendi şeyi bana deyip de oraya sesim varsın ve Mehmet'e yazdım mahsin gitmesin diye bağırıyorum. Beş, kazaya kalmış namazı, borcu kaza etmek. Kaza edeceksin ve bir de tevbe edeceksin.
Namaz geçirdiğine tevbe edeceksin. Çünkü kabul olmadık namaz olursa, hubse Allah acav edecek. Hubb sene, ruhul beyandan aldık seksen kere bin sene, seksen kere bin sene. Seksen üç yerde Allah'ımız öyle buyuruyor. Ne kadar tevbih ettiğine bak oruçta üç beş ayet, efendim hacda üç beş ayet haccılığa şeyine, namazla, zekette seksen üç ayette sarahattan, yüzlerce ayette de sarahatla işaretle namaz bu kadar tembih edilmiş. Aman büyük misafirimiz geliyor. Haber gönderiyoruz otostla Kayseri'den, evde efendim filan bir kahvemiz yokmuş, bir kahve bulup gelme, bir daha yalvarıyormuş, bir Anladım yahu! Diyor. Yüz daha kondu belki konulmuş ya yüzlerce adama var bunu ondan imtihan ettiler, Allah'a az verdiler bize. Mevleviullah Efendi dedi ki: Nasıl cahilalar hep selamlar var efendime, hepsinin evine girdin girdin de ben Adana'ya düelloullah Efendi'ye geliyorum diye.
Ben de selam gönderdi herkes bana deve. Buna kesretten kinaye derler. Yani tecrübeye alıp durma, imtihan olup geliyor o zaman zaten. Yazıyorum şey Onun için kesretten kinaye derler. Allah'ım bu kadar tembih ediyor namaz hakkında. Allah'ım namazı geçerkenlerden gitmesin kurban olduğum Allah. Kimse namazı geçiremezmiş ki. Namaz kendine geçirirmiş. Hatinin kalbi namazı geçirmek. Namaz onu geçirirmiş kurban olayım. Ya! Kazaya kalmış namazını, orucunu kaza etmek lazım üstazımız. Daha ona ders verirken evvel kaza namazını kün de bir günlük yap, kün de bir günlük yap. Oruç da kefaretin varsa tut, kazan varsa tut, şeriye at, çenel gibi bir kelle tabanı, bonurumu, on dörtlük devirleriyle neyle öyle dondur ki, çimento on dörtte bir kat içerisine dört ve birine iki imonta olsun, öyle donsun ki üstüne kaç kat yaparsan tarikattan su, şeriattan sonra tarikat da yap, hakikat da yap, marifette yap.
Ne yaparsan yap üstüne olur mu? Yoksa şeriatsız olmaz, şeriatsız tarihi olmaz. Cahil sofu gine bilmez, belki camiiyeden gelmez bu garibimden kaçmak lazım. Altın kalem ile yazsın bunu yazan, kendi düşer, ilin çünküyü kazan. Şeriattır cümle işlerin başı. Şeriatsız tarikat, şeytan işi. Tarikat ehlinden yoksa şeriat onun şeyhi şeytandır oldu mutlak. Söz altındur kelam inci hemen derce ile derce ile ey bant! Hemen derce ile derce ile Terazi yağ koyup satma yeri geldikçe harcayla. Yeri geldi mi kot koy bandına, yerinde her şeyle, yok yerine götürme bandı mı ne. Ondan sonra devam ediyoruz. Üstadımız bu yoldur. Tarikat yolu, demir yolu gibi. Bir tarafında bir ray demiri, bir tarafında bir ray demiri. Sen de ona göre ölçülü vakunu hazırlayacaksın. Tam o demire denk gelecek. Yetersen girer mi? Yetmez.
On kişiyle gitsen bir yere varır, azıcık bayır oldu mu gelir lakadaka lak aka'ın müstesna geriye gelir. Mümin de bir erkek putmu cihan ister. Ona takılmak ister. Ona takılana takılman ister. Ona takılana takılman ister. Ona takılana takılman ister. Ona takılana takılmak ister. Ister. Ona takılana takılman ister. En sonra takılana takılman ister. Hemen kıprayı yer mi? Takır takır takır takır takır takır. Tak arkası büyük gök gök emmadeden levvameye, levvameden mühhimeye, mühhimeden mutmainneye, mutmainneden raziyeye, raziyeye'den Merziyeye'ya, Merziyeye'den Safiyyeye Buralarda on tane bant dolduracak kadar sözler var. Ne yapayım hiçbirini? Çünkü Allah Kuran-ı Kerim'de buyuruyor: buyuruyor. Bunlara gider birer zat yapardı lakin bak buna kafi değil. Onun için geçiyorum burayı da. Yemek efendim, gazabızı yapacağız.
Şeriat bir yerinden bir iki ray demirini kaldıracak olsan gider o tarafa diyor ölür gider. Allah şeriattan ayırmaz. Şeriata hizmetçi ona ikinci ray Demir sünnettir. Maasaballahu şeyen Hadis-i Kudsiyle Cebel-i Sevr'de Muayeyi tarikat-ı Nakşibendiyi cebsiyle emin getirdi ve Hz. Muhammed'in kalbine sabretti. Ya sıktık, benden yanına dön dizini dizime daya bir teveccüh buyurunca o da Baş, mayayı tarikatın hatiye onun kalbine nahş oldu. Ya kadın tabi ki nerden geliyor efendim. O da Hz. Ali Radıyallahu Anh Efendimiz Allah şefaatine nail etsin, cübbesinin Peygamberimizin yatağında beklediği için öyle düşmanlar çevirmişti orayı, orda beklediği için de cehri tariki da Rabbim olan lütfetti Peygamberimiz sen cehri tarik, kadri ile nahşi böyle ikiye ayrıldı. Çok tarikatlar var ya Nahşi, Kadri diye. Onlar da şubelendi. Güneydi Bağdadi'den şubelendi.
Efendim İmam-ı Rabbani müceddidi El-tesani, Mevlana Halis Ziyaüddin Bağdadi'den şubemdir. Biz şuba güneşin burcu gibi bak ordan oraya doldu, gitti, gitti. Şimdi geriye geliyor Bunlar hep güneşin burcu gibi üstadımız dedi rabıtadan faide ne var diyorsunuz ama dedi bir perdemsizi elimize alın, böyle güneşe tutun şuraya da cayır cayır kahır, gibisin sesi yanıyor parpar. Yanır mı oğlum Fatih? Yanır oğlum böyle. Bir evliyaullahın perdesiz kalbini, kalbine yaklaştırın da Kuran'ı, hırsı, tabağı, fukuru, adavetı, keni, buğzu, riyayı, sıvayı, hızıdır, hasedliyi, riyayı yakıp temizlemez mi? Zikrullah şifa hulüp, değil mi? Kalbin zikir, kalbi ip, kalbi şifaya kavuşturmaz mı? Bu emraz-ı batınıiye tüm geçmez mi bir iznillah? Bunu kendim bilimle söylemiyorum. Nelere veriyorlarsa oradan söylüyorum. Esnusla kalmayın. Dilleyin.
Mevlana'mızdan bir de misal Şeybanü'r-Rahi, Hudsesirrahul Aziz, Hursal kardeşlerim, dört köşe yedi iklimlı kardeşlerim. Kim dinlerse dinlesin Allah rızası için bizim gibi çok günahkabe kusurlu bir kimsenin imanla ölmesine, rıza-yı İlahiyeyi bulmasına dualarınızı rica ederim. Allah cümlemizden razı olsun. Amin. Ya Muin. Diyor metü ta reyasin. Dünderim, dünderim, tüyüm. Şeybanir Ragi Hazretleri biliyorsunuz Arapça okuyanlar rai de çobana derler. Çoban gün gelmiş cami, girda namaz geliyor. Şeybanu'l-ray, kuddise sirrahu'l-Aziz demiş: Doğarımızın, oyunlarımızı ne ettin? Şu yüzler, dağın, şu yüzünde göynük var, orada yayılıyorlar. Ben diyor Michael'lık da varacağım. Ey kurt, huşt, hor mu koyunumuzu yahu? Ben diyor onun etrafına üç tane cızık çizdim. Ta göbek, cızıktan çıkan ikinci cızıktan alır, yine kurt ne hoş ne gelemez.
İkinci cızıktan çıksa üçüncü cızıktan gene çıkmaz, yine kurtuluş bir şey giremez. Ama millet bütün dağı almışlar, kimisinin yüz koyunu var, kimisinin yetmiş beş var, kiminin elli var, kimisinin yirmi beş var, On koyunu olan da ağlayaraktan geliyor. Benim iç kovanı götürdüler, böyle ettiler mallarımızı. Hiç korkmayın bir Ahmet Amışanın deli koyunu var. Anca deli çıkar o cısıklardan. Deli olmayan çıkmaz. O mu belki kurt yer, ondan başkasını yemez demiş. Başmışlar, tepeyi ol koyun, köylülü çeviriyor yani birisini kurt yemiş gelin bakın Ahmet Ana'nın muskalı koyun mu? Değil mi? Mıskalı koyun demiş. Gördün mü? Deli olan çıkar. Oğlun, deli olmazsanız o üç cüzıktan çıkmak. Her yerinde onun için ciziktan dışarıya çıkıyor. Ney bu cizik ya Şeyban! Şu Kuran-ı Kerim cızğı, şu büyük cızık, Mevgamız cızdı bunu, Kuran'dan çıkmadıktan sonra şeytan nefis imanımızı alamaz, yiye bez! Demiş.
Şu cızık Muhammed Mustafa'nın hadis-i şerif sünnet cızıkları. Bu cızıkta olursan üçüncü cızık ne ya? Şeyban-ı Rai'yi cızık cızdı idi ya, birisi Kuran-ı Kerim Ayetel Kürsi'yi okuyaraktan onu çizmiş. İkincisi de sünneti sediyyeyi çizmiş. Üçüncüsü, tasavvufu. Tasavvufu çizmiş. Kim? Zıptıysa Hasan. Ali Yer-i Nurtasu Efendimiz. Burada durursanız hiçbir şey olmazsınız. Bak! Bir cızık var, ikinci cızık var ve siz üç cüzün içindesiniz. İmanla göçersiniz inşallah. Allah çıkar basit bizi cızıklarımızdan. Anca deli olan çıkar diyor, deli koyun çıkmış Kur'an-ı Kerim'den. Ray demirinin birisi şeriat, birisi de tarikat olduğuna göre tarikattan da birkaç demiri alacak olursan sünnetten, o tarafa tren yıkılır Allah korusun. Daima kontrol halinde bu demirler birbirine bağlanmış görmüyor musun? İstasyondan geçe geçe tarazıyarı, yayı geçmiş geçmiş görmüyor musun? Devimi tekrar ettirmememize.
Şeyhı da teslim-i külli ile teslim olmak altıncısı. Salihlara, salihlara lazım olan şartlardan altıncısı da şeyhı da teslimi külli ile teslim olmak. Öyle teslim olmak ki uzun, gasir önünde meyyit gibi teslim olmak. Yönüyü bu yana döndürür, o tarafa döndürür. Dur yahu da diyemez Eline bir sarar, takasına sol eliyle tahalatını verir, elini alıp da koyana koyamaz. Koyan zatlar oldu ben Evliya'nın tezkiresinde gördüm ama kendisi koyabiliyor ve böyle öpmüş, ruh geçmiş. Ruhsuz ceset gibi teslim olmak lazım. Kasşi önünde bir hit gibi teslim olmak lazım. Gözümü yumunca ölüm tefekküründen ne kadar teslim etsem yıkayan hocanın gelip vücuduma geldiğini duyardım diyor. Ölmedim, ne diyor? Bu kadar derin ölüm tefekkürü yapardım. Öyle rabıta-i şerif yapardım ki, etrafıma bütün pileri düzeldim. Yerine gelen olmadığı için bütün pileri diyorum bak, anla manadan.
Kimsenin hakkında şöyle böyle diyemem ben, hiç konuşamam. Kimsenin aleyhinde olmadım elhamdülillah. Kimse de benim aleyhimde olmaz. Tecrübe geçinenlerin en yaşlısı benim yetmiş bir yaşında varmışım. Hüsazımız vefat edince Mektubat'ı okusanız da canım yüz kaçıncı mektup oğlum? Yüz otuz dört. Yüz otuz dört. Yüz otuz dört. Mektup de üstadımıza Sami evladı manevi üyemiz diyerekten yazmış. Onunla talipler gördüm, nef-i ispatını gördüm, murakabalarını gördüm. Eshabübillah bismillahinnallahe yanrukum entüettu'l emaneti ila ehliha diye, gününde yazılmış emaneti eline verdim diye üstadımız on iki sene, on beş sene sonra efendim herkes halifeler senin kutlu cihanın yerine geldiğini söylüyorlar, kalpler hep sana dönüyormuş, harabı tanıyormuş. Yok ondan sonra bu fakir layık değilim, ruhaniyete rabıta edelim. Bir defa ağzından duyurarak duyurmadı kimseye.
Yavuz Hasan Efendi'ye demiş ki: Man itmeyin yapsın demiş. İşte boğalardan dağıldı. Yine de biz sorduk mu? Sizden birini sordum mu? Hasan Efendi'ye o hırsıztan danışın geldi dilinden demezdi ben layıkım diye. Yani o kadar titiz doğuran ki bu hususta Allah'ımız şefaatine nail etsin. O Cüneyd-i Bağdadi gibiydi. O Bayezid-i Bestami gibiydi. Allah'ın ahlakıyla ahlaklandı. Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklansın. Allah şefaatime nail et Ya Rabbi! Şimdi bizler zıbır zıbır dışarıya çıkıyoruz. Rabıta bana olacak, sana olacak hiç olur mu böyle? Herkes! Ene oldu ya? Üstadımız Menemen'de şehiyle hakikat mülkün'nin şehri, Füyuzat Bahrinin nehri, içirdiler modazehri şehittir benim efendim. İtaatı emri ferman arar her deftere derman. Din yolunda oğlum kurban verendir benim efendim dediği zaman üstadımız gitti babamla hep şaşkın oldular.
Buradan itham müdürü Hacı Abdullah Efendi Hicaz'daki Atasayarın babası büyük halifeden birisiydi. Ailesi de yeniden altmış derece yüksek bir hanımını beni evlatlığa kabul etti, sekiz kişiyle şirket olduk. Onun şirketinde olduğum için Allah'ıma ümit ederim ki onların yüzü gözü hürmetine bizi de affeder inşallah. Ona yazınca cevap veriyor şöyle rabıta edilecek kimse yok şimdi daha. Dedi ya, hadis-i Sami Sultan'a: Hızır Aleyhisselam ilan edecek, yediler ilan edecek. O ne bekliyor üstadımız dedi. Ondan sonra: Mustafa Efendi kılıç kınından çıkmıştır, füyuzat daha çoğaldı, diyor. Vücut kınılığı, ruh kılıcını çıktı daha tez yetişir. Heyecanlan can söylediğimi Allah aşkına. Köylü bir adamım işte, söylüyorum lisanımdan belli. Ben onları hep bütün öyle konuşuyorum kaba saba. Usul var, bakmayın, rica ederim. Ondan sonra on iki, on beş sene sonra dedim ya kendi yine demeli de illerdir.
Allah şefaatini nail etsin. Ondan sonra efendim gidelim, şeyhine teslim külli ile teslim olmak deyince asil önünden meyyit gibi teslim olmayı dedik. Her bir nefeste her bir nefeste hiç arası yok şeyhına rabıta idik. Bu cihan Hacı Es'adi elbili Benim evlatlarımın semtine şeytan yaklaşamaz ki namaz da vesvese versin ve ölürken şeytan teselli etsin. Hiç yaklaşamaz. Ya da efendim filan filan da ders verildi de şu hali var, şu havalı var, tangayla alakası var, yetim malı yiyor, veresini yarı yarıya bir ediyor, ailesini veresini, Kur'an-ı Kerim'i çınar gibi hakaret oluyor. Bunlar yok. Birincisi şeri'yi alttan kılı hiç o kadar ayrılmayacak. Cerrahiti bu. İkincisi, ikincisi üst ağzına teslimi külli ile teslim olacak. Üçüncüsü rabıtadan hiç hali olmayacak o zılli manevi altında yaşayacak. Rabıta oldun mu kalp zikirli olur.
Demek kalbimizin zikretmediği rabıtası değmedi efendim rabıta yok da ondan. Çünkü cezveyi iletmişsin hava kazına, yanmıyor. Ne kadar tutsak yanmıyor. Yandı, bir soluk tutuyor çekiveriyor. Bir kahve olur mu? Peşleyen mi? Üç dakikada cilt, cilt, cilt, cilt atmaya başlar diyor. Efendimiz bunu tarif etti. Yani La taife hamsei alemi emir, kalp, ruh, sır, hafi, tehva, tehva. Televizyonsuz şimdi dividen gösterirdim böyle kalbime koyuyorum, ruhuma koyuyorum, sırrıma koyuyorum, hafine koyuyorum, ahvama koyuyorum. Onlar cip cip cip cip atan o noktalar zayıf geliyor. Dayanamıyor füyuzata, rahataya dayanamıyor. Ondan sonra vücut altı yirmi dakika daha bekledim mi? Su Bütün vücut zikri kül oluyor. Bir de nefis, beş de o. İkisi bir araya geldim ve letaif-i aşere oluyor menümüz. He, ondan sonra nefis bat gelir, bu, ayakkabılar gelir. Başka mevsimi gelince denilir onlar.
Ondan sonra Demek ki birisi şeriatten hiç ayrılmayacak Allah'ın salih kulları şu da salyalar. İki, iki teslimi külli ile teslim olacak. Üç rabıtadan hiç ayrılmayacak kalp o zaman zikreder. Kalp zikrederse, kardeş şeytan gidebilir mi diyorum ben size. İnsanlara tesirini lütfeyle Ya Rabbi! Efendim kalpte zikir olursa, Mehmetimiz dinleyin, yani Arapçada bilmiyorummuş hoca diyor orada bahane bulunur mu bana? Kalbine şeytan gider. Allah şerrinden muhafaza etsin. Bir, Kalp zikir yaptı mı melekler oradan çıkarırlar, kovallar, Kıbrıs'tan bütün denize dökerler Rumları. Ama Eğer zikri kalbi unutursa yeniden şeytan gelir oraya konur. Şimdi gözüme bakın da ben konuşmayı tatlı konuşayım. Burnunuzu yere dikmeyin Allah aşkına yahu! Burada iman, akıl, haya, sabır, tahammül, kanaat, tevekkül, tevazu, sahavet bu tarafta oturuyor, yarısını Kıbrıs'ını almış.
Bu tarafta da şeytan, nefis, hırs, tamah, fıkıh, adavet, kin, suya, sümah, hıkıs. Sayarım ya! Yolluyor. Kafamız da onun için bu kadar sayıyorum. Eğer ibadeti gevşerdir de düşman fırsat bunun da ruh tarafını yıkarsa o galip geldin mi bütün şubeler, baksana size kendinize dinleyenler sizin de kendinize haber veriyorum. Eğer şeytan hobmediyorsa ırzın namusun olduğu halde ailen oğlu elin açık saçık kadınlarına gözün akar akar girerse şeytanın şubesi oluyor. Göz o zaman kötü yerlere bakıyor. Kendimizi muhafaza edelim. Ulak kav, gıybet, iftira, istinat karşındaki televizyonu neyi böyle seyrediyor, onları böyle dinliyorsa Ulak şubesi elden çıkmış, şeytanın eline geçmiş. Eğer dilin iftira, isnat, gıybet filan buluşuyorsa dillerin şeytanın eline geçmiş. Ellerim hile eriyor, ayaklarım kötü geliyorsa şeytan hop mu ediyor, yardımcısı da başvvekkili de nefis oluyor, yine yıkıyorlar evini.
Kıstırıyorlar, yollar koyuyorlar Müslümanları. Eğer iman galip geliyor, eğer akın galip geliyor, eğer tevazu galip geliyor, eğer cehalet galip geliyor, o taraf galip geliyorsa deri tarafı yıkıyorlar. Vizyon baktın mı şimdiki okuduğun Okunuyor Kuran-ı Kerim'i, orada Allah'ı zikredin. Dinlenirken kadar Allah'ı düşünün. Fikir de zikir, zikir de fikir. Oturduğunuz yerden de Allah'ı zikredin. Yatağınıza bir tarafa yattınız mı Allah? Allah diye abdest ile yapın. Abdestsiz hiç yapman, Uyku israf olur o zaman. Ondan sonra abdest ile yatın. Allah'a Allah der. Yüyünsen, görürsen imanla yurdun o zaman. Demek üstadımızdan soruyorlar: Efendim, İnanirken ey Allah! Letaiflerinizi çalıştırın da o diyesin, diyor. Dinlenirken de diyesin. Otururken letaiflerinizi çalıştırın da muhalifi edep insanların yanından da amma zikretsin içiniz.
Uyudu mu sabaha kadar annemi uyandırırmışmış babam Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri. Hemi buradan Kadir Tarikatının halifesi hem İstanbul'dan Nakşi Tarikatının halifesi onun icazetini Ömer, Ömer onun icazetine şirk Mustafa Efendi diye yazıldı. O şıhkı Ben onun ziyaretine geçtim, dedi üstadımız. Onun için büyük insanı gece annem uyuyamaz. Neye uyuyamıyorum? Kalbimin gürültüsü beni bir uyandım, diyor. Kalbi Allah'ı zikrettiğinden Sıddık-ı Azam'ın neyin menkıbasında ey elli-altmış dev uyuyamazmış kalbinin gürültüsünden Allah şefaatına nail et Ya Rabbi! Onun için Gözleriniz diyor eğer aklın, bu özel bakanların ne bakanı, Ne bakanı olacak?
Şeytanın bakanı hırfta, mahfukun, acayip ne olur da imanın ve aklın bakanları, başbakanın yanında devlet bakanları ney olmazmış de onlar sabır, kanaat, tevekkül, tevazu, efendim, sakavet, sabır Bana da seyahattan saydıklarını çok Allah, kurban olduğum Allah hepimize ruh tarafını, iman tarafını, akıl tarafını galip getirsin şeytanı nefsi mağlup etsin inşallah. Size bir şeyden birçok şeyler çıkarıyorum, söylüyorum. Bu hem rabıta da ne oldu? Şimdi sekizin misli neymiş efendim? Salih kimselere lazım olan kebairden, sagayirden içtin etmek. Büyük günahlardan bilhassa küçük günahlar da da Allah'ın yanında büyük olur. Az günahı az sanma kime karşı ona bak. Az nimeti az sanma kimden geldi ona bak. Gelen adamın şekerinin ucundan cızınca kalpte bir şey alıyor mu, kül durak alıyor mu? Geçiyor, geliyor. İnguvaz ölüp geliyor.
Ey sana Sultan-ı Enbiya Efendimiz hayatta olsaydı da şu iki hurmayı plan ümmetime bir dese kalıbıma sığar mıydın kendini yerden yere çalardın keyfinden? Peygamberimiz bana hurma göndermiş. Bu verdiği nimetler hep Allah'ın nimeti. Az nimeti assanma kimden geldi ona bak. Az günahı assanma kime karşı ona bak? Allah'a karşı olunca günahı sahair de kepair gibi oluyor. Ümmetim üzerine malayani'den korkarım ben diyor Peygamberimiz. Onun için arkadaşlarım, her günahtan sakınalım. Çünkü zehiri içip de tiryak hep öpüşmayalım. Ya yetişir, ya yetişmez bizi zehir. Günahlar hep zehirdir. Ondan sonra daha gafil olunan zikir, fikir ahd-ı misatı icraya gayret eylemektir. Bunlara gayret edelim. İnşaallah da Rabbimiz bizlerden razı olsun inşallah. Onun için kardeşlerim ne kadar geçsem tükenmeyecek. Bu dereceye ne ile nail oldum ya Abdülkadir Geylanı?
Buyurdu ki: Bir bu dereceyi geceleri hıyamla, gündüzleri sıyamla, geceleri sabaha kadar namaz kılmayla, gündüz akşama kadar oruç tutmayla, dile, ilim tahsili ile bu dereceye gelmedik. Ne ile geldiniz ya? Kerem ve Saha ile herkese ikram ettik, sahavetli gösterdik. Yerliler, içtiler. Ondan sonra dua ettiler, gittiler. Allah'ımız bana sahabe lutfettiler. Kerem ve SAHA-yı Küsrevöyle öyle. İki. İkincisi: Tevazu ola. Tevazu ola. Hiç kendimi kimseden yüksek göremedim ki tevazu olunca herkesin ayağının altında ben oldum. Şimdi arkadaşlarımızın böyle genç yavrulara bile hayatlarımız fetret ne diye konuşur kadar. Ne evleniyorum efendim. Ne bileyim, hep ayağımızın altındayım sanıyor. Bak bunu buna bunu lütfettiği ihsan buyurdu bu hali bana. Ney? Hevasu Allah ihsan buyurdu. Şuraya Ömer Bey oturdu da sen ne diyorsun, Hacasın Efendi ben hiç yok gibiyim, Benden daha aciz, benden hakir, benden fakir.
Benim gibi düşkün, benim gibi şaşkın bir insanı bilmiyorum ki. Fena alır, fena alır. Bilmem ne? Fena oldun sen. Raka olduğunu da bilmiyorum. Nikavlı olduğunu da bilmiyorum. Onun için, ellerin gittiği duaya niye canı sıkılır, güzel geleceği da anneniz, bacımın emri getirmedi. Bu sene mermi bandın bana Ali Efendi var. Benim öz dostum yanına gittin mi hiç? Bir de giderse elini ayağını öpem. He! Bu yüzden kardeşim Allah'ımız bir tevazu nutfetti. Ben diyor kerem ve Saha ile bir de tevazu ile üçüncüsü ne ile? Selamet-i sadr ile vasıl oldum. Onunla harama bunlar beni vasıl etti. Elimle okudum, ibadet de ettim. Hepsini yaptım ama asıl amilleri bu üç şey. Hüzzeti anlayabildin mi? Ki oradan anlattım oraya varıp. Dinlerken, inşallah alabildiyse, sahabimiz, ondan sonra bu hal bana keldi. Sahavet ile kerem ile bünye muhabbeti içinden çıktı gitti. Oradaki dinleyen müstesna.
Allah'ın razı olsun bu fakiri dua adamı unutmayın. Bir, Demek ki insan sahih oldun mu? Biriktiremiyor ki. Biriktirdiğini misafir ediyor, diyemiyor. Rüya olmasın, Faik hocamız geldi onlarla. Diyor ki: Ey Allah Azze ve Celle. O Peygamberimizden beri misafirlerine mal kesmek, Onun malın yerine cehennemdeki yanacağın yeri söndürür. Nedir? Eba Eyyub eyyüb el-Haniye Hadid ibn-i Zeyd Resulullah gelince mal kesmedi mi Sıddık'i kalsa ne? Çok, yani, faniler sömürüyor, günü sömürecek şimdi. Yani kendime çok zat veriyorum. Beni söyle, beni söyle. Başıma biriktiler sözler. Ne yapayım? Anısını söyleyeyim size yavrum? Ondan sonra Demek ki tevasumla da, Kerem mesela Hayy ile dünya muhabbeti koydu gitti kalbimde. Sürçü kar-ı yar-ı dilden ta tecelliye de hak. Padişah olmaz seraya, hana mamur olmadan, kalp mamur olmadan tecelli olmaz ki.
O yalan devayı gel ortaya, o civayı temiz et, ömür evini dostkenecek, koşturmadı. El kabri Beytullah ora. Onun için Tevazula da böyle bir hale geldim ki Allah'ın Resulü herkesi benden iyi gördüm, bitiyor ne olur. Üçüncüsü de, selamet-ül sabrla da bütün ahlakı zemime gitti içimden. Akla da Habibe geldi. Fakir dedim çıkmış fakirlik yerine sahabet geldi, kondu. Zaten birisi istifa verdim, onun yerine götüne verdim onlar. Böyle böyle hep istibar geldi içimdeki kötü ahlaklar, yeğeni de hepsi geldi kondu, O buruna da bu geleceğe Rabbim beni irdirdi.
Kaynak: Genel
İman Ve Takva Rütbesi Ve Allah'tan Korkmanın… | Mihmandar