İman ve Takva Birliği ile Kalp Arınması kaydında Aynen bu ayeti celile cebimizdeki kimliğimiz gibidir. Kimlikte, anasının adı, babasının adı, cinsiyeti, tabii başta dini vesaire, kan değerleri buna benzer bilgiler verilir. Sebebi nedir? O kimliğin sebebi bir iş için müracaat ettiğinde, bir trafik olsun, bir pasaport muamelesi olsun veya bir devlet dairelerinde işlerimiz olsun, bunu…
Aynen bu ayeti celile cebimizdeki kimliğimiz gibidir. Kimlikte, anasının adı, babasının adı, cinsiyeti, tabii başta dini vesaire, kan değerleri buna benzer bilgiler verilir. Sebebi nedir? O kimliğin sebebi bir iş için müracaat ettiğinde, bir trafik olsun, bir pasaport muamelesi olsun veya bir devlet dairelerinde işlerimiz olsun, bunu sunduğumuz zaman onunla senin kim olduğun tespit edilecek ve bir başkasıyla da karıştırılmayacak. Olmazsa ne yaparsın? O zaman nasıl ayırt edebilsin ki? Bu hangi vilayetten, hangi ilçeden, hangi mahalleden tabii ki ayırt edemeyecektir. Onun için Cenabı Hak yarın ahirette bizi kimliğimizle ayırt edecek. Ferigun fil cennet ve ferigun fissair. Bir fırka var ki cennet fırkası, bir fırka da var ki Allah korusun cehennem fırkası. Bir kısmı bir kısmı şaki, azgın zalim, bir kısmı da said, kurtulan zümre. İnsan hatıraları unutamıyor.
Hele gençlikte onu yaşayacak olursa capcanlı kalıyor beyninde. İmam hatip okulunda biraz diller ağır da olsa Ahmet Sekilli hocamızın İslam dini diye bir kitabı vardı, ondan takip ederdik. Belki cümleleri o zaman anlayamazdık. Fakat imtihanda başaralım diye biz ezberliyorduk, sadeleştirilmemişti. İslam ilmi hali de öyle Ömer Nasuh Bilmen Hocamızın. Bir müftü dahi orada tekaddi kelimesini çıkaramıyor. Bir başkasına soruyor, bu müftü aynı zamanda. Tekaddi nedir? Hocam gıdalanmak diyor. Bunun gibi dillerimiz farklılaştığı için zorluk çekilebiliyor. Orada gördüğümüz şu idi. Mümin, kafir, münafık. Mümin inanmış. Kafir, kökten inkar ediyor. Şimdi müşrikle kafir farklı. Müşrik onlar Allah'ımızın vahdaniyetini, birliğini kabul ediyor. Hatta sıfatlarını da kabul ediyorlar. Rızık veren Allah diyorlar. Bizi yaratan Allah diyorlar. Bunları kabul ediyorlar. Ya niye bunlar müşrik oluyor?
Müşrik kelimesi bu ikileme manasına. Şirkin sebebi burada bir Cenabıhakk'a itaat etmemiz gerekirken Celle Celalühü, bir başkalarının da sözlerini hayat tarzı kabul etmek. Ne kadar ağır şimdi ama, ne kadar ağır. Bunun için Yunus Emre, ikilikten usandım birlik hanına vardımdir. İkilikten usandım birlik hanına vardım. Onun birlik hanı demesi basitçe bir ifade değil bu. O vahidiyet sıfatıdır ki Medine-i Münevvere'de Sami Efendi Hazretlerinin çok kıymetli bir evladı, çok eza çekmiş ama çok İftiraya da uğramış. Halbuki onu yapacak bir kimse değil. Hatta en sevdikleri bile haydi bu memleketten çık demiş, çok zoruna gelmiş sevdiği kimselerin iftira edinmiş ama Sami Efendi Hazretleri benim cismimi de o yıkayacak buyurduğu kimse. Yani ona bile tevdi edilmemiş cismi saadet. Hatta ne kadar yanlış bir hareket kimsenin kalbinden bizim kalbimize bir kötülük gelmesin diye araya engeller bile konmuş.
İman ve Takva Birliği ile Kalp Arınması ne anlatıyor?
İman ve Takva Birliği ile Kalp Arınması kaydında Aynen bu ayeti celile cebimizdeki kimliğimiz gibidir. Kimlikte, anasının adı, babasının adı, cinsiyeti, tabii başta dini vesaire, kan değerleri buna benzer bilgiler verilir. Sebebi nedir? O kimliğin sebebi bir iş için müracaat ettiğinde, bir trafik olsun, bir pasaport muamelesi olsun veya bir devlet dairelerinde işlerimiz olsun, bunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hepsine sabretmiş. Halbuki Medine'ye davetini aleyhissalatu vesselam Efendimiz olarak söylüyordu. Üstrazımızla yakınlığı vardı. Mesela şimdi telefonlar var. Hemen deniyor ki şu vakit Allah'ımızı nasip ederse varırız. O zaman bu telefonlar da yok. Üstadımız Konya'ya geliyorlar, geldiğinde efendim nasıl yapalım, ne edelim, hem de biraz soğuk hava kış günü gibi. Nereye misafir olacaksınız? Şimdiki imkanlar da yok. O zaman da bile doğal kazlar, bilmem filanlar bir şehirde dahil. Gelir beni götürecek kimse diyor. Şöyle otobüsü ileri geçmeden hemen hasıl oluyor. Ben şahsen efendimizi, hanemize götüreceğiz diye bunlar. Manevi haberli. Bak bu kimseye vahidiyet konusu oldu iftar sofrasında. İşittim tabii bulunuyorum. Dedi ki tabii hoşumuza gitti. Bu vahidiyeti izah edemeyiz dedi. Bunun izah edinememesi şu, şimdi bir zakir zikreden kimse zikrini unutuyor. Unutur mu zikrini?
Allah diyor, nehy-i aynallah diyor. Merkürdan dolayı zikrettiği Mevla'yı bulmuş gizli Celalü bulmuş. Ondan sonra bunun ne bileyim suya dalmışsa işte benim şu üstümü örten tamamen vücudumu kaplayan su diyemez. O un içine girmiş artık ayırt edilemez. Yalnız şeri esası çok iyi korumamız gerekir. Esabi billah la şerike leh. Onun hiçbir zaman ortağı yok. İhlas suresi ile ancak bunlar kendilerine gelebilirler. Bir hallacı mansurun enallah demesi. Bu onda gayb olmasındandır. Hatta Mevlana'mız hallacı Mansur ne kadar mütevazi insan diyor. Bak kendisini görmüyor, Mevla'yı görüyor diyor. Hallacı Mansur bilmez değil. Leyse kemislihi şeyun. Allah'ımızın celle celalü hiçbir şeye benzemediğini elbette biliyor bilmemek mümkün değil velakin onda öyle kaybolmuş ki onda öyle erimiş ki siz şimdi suyun içerisinde de olabilir, biz sütü misal verelim.
Çünkü İmam-ı Azam Efendimiz de rahmetullah Ali sütten misal veriyor. Diyorlar ki Cenabı hak nerededir? O her yerde, her yerde. Onun dışında bir şey yok ki, her şeyin halıkı o. İşte bunu hissedebilmek vahidiyetin kokusunu biraz da olsun almak demek. Bu hususu bile anlamak. Esselamü ve lehu kulli şey, her şey ona aittir olduğunu bir hissedebilsek. Bak bir meczup sözü olacak. Aysel'de Cemil Baba vardı. Bunu Sami Efendimiz hazretleri kucaklarmış. İki kimseyi orada Esad Erbirliği Hazretlerinin de hulefaasından Hacı Hüseyin Aksakallı hocamız. Bir de sırtında ayakkabı boyasına boyamasına ait bir sandık. Böyle perişan gibi bir vaziyette dolaşan hakkın dostu ama meczubinin başı Allahu alem. Biz İslam menüsünde bugünkü ifadesiyle ilahiyat giderken o zat Talas'ta otururdu Cemil Baba. Biz o Talas otobüsleriyle İslam menüsünün bulunduğu yerde inerdik.
Şimdiki fakülteler, tıp fakülteleri vesair hastanelerin olduğu yer. Orada inerdik. Bir gün yanına düşmüşüm. Efendimize öyle bir anlattı sallallahu teala aleyhi ve sellem. Gözleriyle görmüş, Yemen'den geliyorum dedi. Çok sıcak dedi. Onlar için bir zorluk yok. Tayyi mekan yapar. Çünkü vücudu artık ruhlaşmış. Bak, miraç gününe geliyoruz. Miraç gecesine geliyoruz. Böyle düşünürüm de onlar için belli bir gün artık receb-i şerifin yirmi yedi gecesi onlar her an miraçta her an miraçta bizim büyüklerimizden duyup da diyemediğimiz çok hususlar var Arş-ı Azam'ın altına kalbini korurken ötesini biz diyemeyiz. Yok, arada bir hain yok, engel yok. Oturduk, aleyhissalatu vesselam efendimizin mübarek gözlerini anlattı. Sahabiye mahallesi var, denk geldi Cemil Baba. Biz de dışarı çıktığımızda okulda derslerimiz tamam olduğunda, bir de yatır olduğumuz için çıkarılmazdı ama cumartesi, pazar çıkardık.
Onda hep o zatı nasıl görebiliriz diye çıkardım. Sözleri var anlatamam. O sahabeye mahallesine denk geldi. Elini öpmek isteyince nasıl öpeceksin diyor. Bu Allah'ın eli. Öyle değil mi? Sebebi nedir? Artık o ilahi cezbenin içerisinde. Bayezîd Bistami Hazretleri Cenabı hak cübbemin içinde diyor. O sarhoş hali, o hal içerisinde diyor ki vücuduma kılıçlar vurun diyor. Tesir etmiyor ama ondan sonra yok. Bir de bunun saah hali var, uyanıklık hali. Tabii bu bir devredir, aşamadır. Onu geçirirler onlar. Şimdi düşündüm o öğrencilik döneminde gencim tabii on altı ne olabilir, on yedi olabilir. Derhal hatırıma şu geldi. Bu el Allah'ın eli nasıl öpeceksin deyince kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü işiten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum. Bu olsa gerek. Elhamdülillah. Öyle bir itiraza kapılmadım. Çünkü onlar mesul durumda değil. Aklı başında olarak söylemiyor.
Teklif ilahi yükümlülük akilla alakalıdır. O anda ilahi bir sarhoşluğun içerisinde, katiyen biz en büyük halleri yaşasa bile şer-i Şerife uymadıkça kabul edilmez o. Burada bir süt misalinde, süt misalinde sütün içerisinde elbette yağ vardır ama yağ süt diyemezsiniz. Süde de yağ diyemezsiniz. Birbirinden ayrı ama yağ sütten olur. Ne munfasıl ne de muttasıldır. Ne tamamen bir ne de ondan ayrıdır. Bir buz parçası. Siz buna diyelim ki bir denizin veya bir ırmağın, bir suyun başındasınız. Orada bir buz parçası var. O buza su diyemezsiniz, suya da buz diyemezsiniz ama buz sudan olur. Bir meyvenin çekirdeği kayısı diyelim. Siz o çekirdeğe kayısı diyemezsiniz deseniz hep gülerler. O çekirdeği getirseniz de bu kayısı. Halbuki o kayısının kökü, gövdesi, dalları, yaprağı, meyvesi, ondan.
Allah'ımız Celle Celalü Adem'in çamurunu kendi elimle kardım, yüzünü yüzümden yarattım buyurması, ittihat değildir, bir ittisal de değildir ama insana vermiş olduğu değeri de bildiriyor Cenabı Hak burada. Ondan dolayı biz Allah'ımızın nasıl bir değer verdiğini, esamle inni cea irun fil ardi halife yeryüzünde onun namına vazifesini yapan kimse ne kadar mühim, ne kadar müstesna sıfatlarının tecellisidir o. Halık yaratma sıfatının bütün kainat yaratılan ne varsa bu sıfatın tecellisi ama Allah'ımız Celle Celalü yaratılan bütün mahlukatı insan için insanı da zatı için. Burada katiyen Cenabı Hak muhafaza buyursun itikadi esasa muhalif muayir bir hareketten Allah'a sığın. O zaman her şeyi kül ederiz biz. O Allah kemal sıfatları ile muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh. Biz bunu Ayetü'l Kürseyi de görürüz. Sinetün ve lanevüm. Onun için bir yanılma, bir uyku vesaire yok.
O Allah bütün sıfatlarıyla. Üstadımız Hazretleri dedeme baba niye Cenabı Hak biz diye buyuruyor. İnna, şüphesiz biz, bütün Azameti Kibriyamızla biz. Evladım, Allah'ımızın sıfatları var. Sübuti sıfatları var. Hayat, ilim, Semi, basar, irade, kudret, kelam, tekgün. Zati sıfatları var. Vücut, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetü lil havadis, kıyam bin Bunun yanında esması var. Hep bunlarla biziz. Buyur. Bu bir İrfan ister, bu bir Kemal ister. Dedemin bu cevabı Rahmetullah Ali Rahmeten vasi. Allah'ımızla olan münasebetle birlikte Rabbımızdan gelen bir ilimle ifade ettiği bir beyandır. O hiçbir şeye benzemez. Bunun için İmam-ı Rabbani kalpte sallallahu aleyhi ve sellem başta itikadın tashihi, ondan sonra dini meselelerimiz, onlarla amel etmek ve nefsimizin ıslah ve irşadı. O Allah'tır, biz onun Halid sıfatının eseri. Her şey ona aittir. Burada vahidiyet hususunda dedi ki bunu izah edemeyiz.
Esad-i Erbili Hazretleri de mesela ahadiyet murakabe-i ahadiyet ihlasla bunu ifade buyuruyor. Mayiyeti, Hadid Suresindeki dördüncü ayeti celileyle, akrabiyeti gaf suresinde, muhabbeti Maide suresinde elli dördüncü ayeti celileyle ifade buyuruyor. Ama Vahidiyette durup kalır. İzahirlemez mi? İlersek çok yalın kalır. O ancak yaşanan bir husustur. Şer'i esası muhafaza etmek suretiyle. Istailillah. Innel müslimine vel müslimat kimliğimizde birinci ifade bu. Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar. Galetseil gatdesallahü sürre. İman İslam'dan üstün. Neden? İlahiyatta da okusa, demişim de dese inanma noktasında zafiyet var. Zaafiyeti hangi noktada diyecek olursanız başta zafiyetimiz, bizim baştaki zafiyetimiz nedir? Taklidi, onun tahkiki halinde olamaması, Surette tasdiki en azından şu üç kimse imanın tat ve lezzetini alır. Sevdiğini Allah için sevecek.
İkinci olarak Allah ve resulü ona her şeyden üstün olacak üçüncüsü İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelecek El İman sebatun El İmanu bi'un ve sebune şube yetmiş küsur şube Efdalüha kavlü la ilahe illallah, en üstün olanı Tevhid ve etnaha en aşağı olanı da. Yolda insanlara eza veren bir engeli kaldırmak, haya imandan bir şubedir. Neden böyle bir suret dedik de tasdike geçemediğimizi ifade ettik? Biz bunu sadece il olarak ifade edip kabukta kalıp meyveye ulaşamadığımız için. Eğer imanımızın tadını alsak, iman bizde suretten tasdike geçseydi, o kadar bir cemaat, o kadar evler, barklar, cami ortasında bir sabah namazına üç kişiden başka kimse gelmiyor. Neden? İmanımızın tasdik olmayışında. Bu İstanbul'da efendimiz hazretleri bir hanede kalırlar, camiye girerler. Misafir olduğu kimse der ki efendim bak camide kimseyi bulamadınız, az, üç beş kişi.
Eğer şu apartman bunlar Müslümanlar, biz bayramda da bunlarla bir araya geliriz, otururuz, Müslümanlığı kimseye vermezler ama bakın şu apartmandaki kimseler inse camiyi cemaat alamaz. İmanın tadı, lezzeti. Onu bizzat özümsemek, bizzat yaşamak, bunun ifadesi zor ama ümitsiz olmak katiyen doğru değildir, cehd edeceğiz, gayret edeceğiz. Benim dersim murakabe, bunlarda nelerdir? Olmaz. Nefsimizin mertebelerini aşmadıkça olmaz. Tam murakebenin en yükseğinde olsak bile eğer ahlakı da beraber götürmemişsek bir anda yok olabilir Allah korusun. Bizim korktuğumuz bu. Yani bu noktada bizi şöyle kimse böyle kimse ona niye böyle davranıyor demek kimsenin hakkı yoktur. Çünkü biz büyüklerimizden gördük. Bu işi sureta görmedik, bir mürşi-i kamilimizden gerçeğini gördük. Yaşayamasak, yapamasak.
Çünkü bizim son nefesten haberimiz yok, kabirden haberimiz yok, oradaki sualdir, oradaki cevaptır, ne olduğunu biz bilmiyoruz. Görmediğimiz bir alem var şimdi. Ondan dolayı Sufyani Sevri olsa gerek vattesallahu siret beli bükülmüş inşallah hata olmaz demişler gençsiniz sizin akranınız böyle çok genç görünüyorlar Siz niye böyle Benim hocam son nefeste kelime-i tevhidi okuyamadı. Benim belim nasıl bükülmesin diyor. Şimdi bak biz Medine vardır, biliyoruz. Bu ilmel yakindir. Girip geliyoruz, aynel yakindir. Biz de oralı olmuşuz, hakkal yakindir. Burada bunun ifadeleri pek çok, bunlara erişebilmek, çok güzel beyan buyrulmuştur bunlar. Önemli olan bu güzellikleri elde etmek. Yoksa biz bilmiyor değiliz. Biliyoruz zannediyoruz ama bilmediğimiz çok hususlar var bizim. İbadeti ediyoruz ama ubudiyetin, ona hakiki bir kul olmanın, ubudle esrarına ermenin bizdeki tecellisi ne kadar?
Bak bunlardan haberimiz olmuyor. Kulluğu öyle ifade buyurmuşlar ki Akşemseddin Veli Hazretleri, tende kulluk, nefiste kulluk, gönülde kulluk, sırda kulluk, canda kulluk yaşadığımızı zannediyoruz ama gayret göstereceğiz, ümitsiz olmayacağız. Yoksa ben bunu yapamıyorum, başaramadım demeyeceğiz. Öyle dersek hataya düşeriz. Şimdi biz burada imanın tasdikine işaret edince, ilimle bilmektir ilmelyakin. Aynelyakin, gözle görerek bilmek. Bizzat kabir ve kabirdeki ahvali de görüyor. Bununla da olmaz. Her şeyi ile bilmek, vakıf olmak. İlim bir şeyi bilmek ve tanımaktır. Bu bilgi kesinliği ispatlanmış olan bilgidir. Kesinliği delillerle ispat edilmeyen şeye bilgi denmez. Malumat denir. Bilginin yakin mertebesi kesin bilgidir. Aynel yakin, duyularla ya da tecrübe ile elde edilen bizzat müşahede sonucu ortaya çıkan bilgidir. Hakkal yakin ise bizzat yaşanarak elde edilen bilgidir.
Kesinlik ifade etme bakımından en üstün bir bilgi çeşididir. Hakkalyakin mertebesine ulaşan kimselere ehli marifet marifet sahibi arif denir. Bunların elde ettikleri bilginin sözde ifadesi güçtür. Ondan dolayı vahidiyet anlatılamaz. Bazı müfessirelere göre Kuran'ın şu ayetleri ilmin bu mertebesine işaret eder, esalne. Inne hede lehu vel, lehu ve hakkul yapayım. Doğrusu kesin gerçek budur. Ve gerçekten kati bilginin ta kendisidir. Eshamne. Ve innehu lehakkul yakin. Şüphesiz ki bu kesin gerçektir. Rabbi züncelalimiz daha birçok ayet-i celilelerde izah buyrulur. Mesela Süleyman Aleyhisselam hüdhüd'ü görürsem hemen boğazlayacağım. Geliyor hüdhüd, su mühendisi denir. Geliyor, diyor ki ya Süleyman gel sen beni boğazlama. Ben sana bine beyin, yakayım, kesin bir haberle geldim diyor. Ben sana Kesin bir haberle geldim. Ne yapmış? Bizzat görmüş.
Aynen arz ettiğim gibi mübeyni korku ile ümit arası olacağız ama katiyen, katiyen ümitsizliğe düşmeyeceğiz. El iman eftalüminal İslam ve takva fil iman eftalüminal iman imanla birlikte cenabı hakk'ın korkusu gönlümüze girerse, bak gönlümüze girerse takva anlatılırken esamne, çok müthiş bir ayeti celledir bu. Bunu bir anlayabilsek bizim gecemiz gündüz olur. Efendimizin buyurduğu gibi sahralarda Allah diye feryat ederdiniz buyuruyor. Yataklarınıza giremezdiniz. Çünkü kalp takva ile imtihan ediliyor. Müttaki oluşumuz Aleyhissalatü vesselam Efendimiz diye üç kere, Nebi-i Ekrem efendimiz sallallahu teala, aleyhi ve sellem, mübarek kalbi saadetlerini işaret ediyorlar. Asıl takva kalbin takvasıdır buyuruyor Cenabı hak. Takva'l kulub, bunun için böyle ifade edilmiştir o Hucurat suresinde beyan buyurulan işte onlar ne diyorlar Hucurat suresinde?
Bizi derin derin düşündürecek, öyle yaptım da oldu, yok. Bu yaptım da oldu, yok diyen kimdir? Efendilerimizdir. Bir Esad-ı Erbili Hazretleri kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum buyuruyor. Bu ne demek? Gupbu ağza mı? Kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. Bizim mürşid-i kamilimiz ilahi müjdelere mazhar, Resul-i Ekrem Efendimizden tebşir olunan, müjdelenen, biyetin artık hutbiyetin, o makamın sahibi olduğu halde imanıma dua edin diyor. Ne kadar önemli. Hiç kimse kendini şöyle gördüm, kendimizi böyle gördüm, bilmem filan yok. Teslimsek tam üstadımıza teslim olacağız.
Gayret şeyh el iman eftalluminal İslam iman İslam'dan üstündür ve takva fi iman imanla beraber takva eftalluminal iman imandan üstün yani müttaki olmamaktan vel yakinu fit takvada yakini elde etmek, artık işin esasına gerebilmek efdalümine takva, takvadan üstündür ve sırdgu filyakin, tamamen sadakat ve yakin kesin bir inanç efdalüminal yakin yakinden üstündür. Siz bunun için diyor tamamen odaklanın Rabbi Zülcelal'imize. Onun dışında hiçbir şey kalmasın gönlünüzde. Evladınız, çocuğunuz, aileniz, eviniz, barkınız, işiniz, gücünüz, ticaretiniz her şey olsun ama iman gözlüğüyle bak. Velhamdülillahi rabbil alemin, biz kimliğimizin sadece bir maddesi üzerinde durmuş olduk. El Fatiha.
Kaynak: Genel
İman ve Takva Birliği ile Kalp Arınması | Mihmandar