İman ve Seçilişin Sırları ve Kalbi Selimlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hac mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, çiftler-ı Şerif. Allah'ım yarabbim. Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman bu genel bir cisimdir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Resved. Taşlar içerisinde en seçkin olanı o…
İman ve Seçilişin Sırları ve Kalbi Selimlik ne anlatıyor?
İman ve Seçilişin Sırları ve Kalbi Selimlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hac mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, çiftler-ı Şerif. Allah'ım yarabbim. Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman bu genel bir cisimdir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Resved. Taşlar içerisinde en seçkin olanı o…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hac mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, çiftler-ı Şerif. Allah'ım yarabbim. Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman bu genel bir cisimdir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Resved. Taşlar içerisinde en seçkin olanı o da bir taştır. Ama Hacerü'l-resved cennetten gelen bir taştır. O buyruluyor nur gibiydi, nur gibiydi. Hatta ışığı mikat diyoruz ya ihrama bürünüyor, oraya kadar vurup vurduğu için oradan ihrama bürünüp Kabe-i Muazzama'ya geliniyor. Fakat asilerin isyanı sebebiyle diyor, siyahlaştı. Bir rivayette de haize bir kadın dokundu. Müşriklerin şirkinden dolayı siyahlaştı diye ifade ediyor. Şimdi, topraklar içerisinde de elbette seçkin olanı var. Bunun kil toprak olanı var, çorap olanı var. Bir senede üç, belki de dört ürün birer çok verimli bir toprak da var.
Bakarsınız hayvanlar arasında da övün. Mesela Salih Aleyhisselam'ın devesi müstesnadır Kuran-ı Azimüşşan'da geçecek. Bitkiler içerisinde mi? Mesela kuyular içerisinde böyle hatırlayabildiklerimizden biliyorsunuz söyleyeyim. Cemzem kuyusu müstesna. Yüzükler içerisinde Süleyman Aleyhisselam'ın yüzüğü müstesna. Bunun gibi mutlak bir istisna, seçkin olan bir varlık vardır. İnsanların da seçilmesi nedir? İmanla seçildik. Elhamdülillah, kelime-i şehadeti, okumak suretiyle seçildik. Öyle seçti ki Cenabı Hak ebedi cennettir. Bunun artık izahı çok uzun süre. Sadece Müminun suresinde on ayet-i celile'ye bakarsınız. En başta durun. Müminun suresinde on ayet I celile. Efendimiz buyuruyorlar ki, sallallahu aleyhi ve sellem o sure hakkında. Eğer biz Müminun suresinde on ayet I celile'yi yaşayacak olursak çok büyük müjdeleri bize Nebi-i Ekrem Efendimiz vadediyor.
Ben on ayet indi ki buyuruyor bana Nebi-i Ekrem Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem. Durumu bunlara uyan, yaşantısı bunlara uyan, cennete girecektir buyurdu. Ve surenin ilk on ayetini okuyabilirsiniz, müminsünüz. İmanda seçilişin işaretidir. Bakarsınız. Daha diğer surelerde de çokça mevcut. Bak bu özellikle ifade bürünülüyor. Ebedi cennet. Bir de ayrıyeten zikretmek suretiyle yaptığımız bu taatleri Cenabı Hak'ı görürcesine yapmak buna ihsan derler. Bununla da bak seçiyor Cenabı Hak. Furkan suresinde, Ayet-i celile altmış üç. Bu ayette esamih ve ibadurrahman Allah'ımızın seçilmiş kulları demek izafete geldiği için bir tamlama diyelim bir türlü. Türlü. Tamlama ile geliyor, böyle olunca seçkin kullar demek. Seçilmiş kullar. Kimdir onlar? Yeryüzünde tevazud ile yürürler. Seçkin kulları burada sıfatları anlatılıyor. Bunların tatları, lezzetleri, hubbullah, Allah'ımıza olan sevgi nedir?
Lezzetihun, onların lezzetidir. Şimdi bakarsınız insanların şu tatil münasebetiyle, tabii tatili değerlendirirken iki şekilde değerlendirilir. Birisi nefsani, birisi de ruhani. Nefsin arzusu nedir? Bol bol yemektir, içmektir, gezmektir, dolaşmaktır, istirahattır. Ama bu nefsin ruhun tatili nedir? Ruhun tatili yiyecek, içecek, gezecek, tozacak, konuşacak, bölüşecek, dinlenecek, tabiatı seyredecek ama bakışı değişik. Gezerken Belki en güzel yerlere girecek. Bolu dağlarında dolacak. Uzun göllerde dolacak. Vesai yerlerde dolacak. En güzel mekanlarda dolaşacak. En seçkin olan yerlerde. Fakat gezerken Allah'ımızın emirlerini yalanlayan, peygamberlerini yalanlayanların akıbeti nasıl oldu gezin, bir görün buyuruyor. İbretle bakar. O da tatil yapar. Dağlara çıkar ama ruhumun tatili olduğu için, ruhu devreye girdiği için, der ki o kadar yeller, siller, bu dağları alıp götürmüyor.
Beni de neden nefsin arzuları, istekleri, mahvediveriyor? İbadetten alıkoyuyor, taatten alıkoyuyor, evimizde bir geçim olmuyor, aile arasında sıkıntı meydana geliyor. Akraba arasında oluyor. Komşularda oluyor. İnsanlar arası münasebetlerde neden böyle oluyor diye ticaretindedir mesela, sıkıntılar oluyor. Bunları tefekkür ederek gezer bulaşır. Bak o da yiyor, ruhunun hakim olduğu kimselerin de yemelerinde içmelerinde şu. İbrahim bin Ethem Hazretleri, kadri sallallahü sırra buyuruyorlar Dünyadan hiçbir kimse bir nesne taat, bir nesne takmadan ahirete giriyoruz. Diyorlar ki efendim öyle olur mu? Anasının karnında bile Rabbimiz ona gıdaımız veriyor. Handır, ilindir. Dünyaya geliyor. Ballardır, böreklerdir, çöreklerdir yiyor, ütüyü. Hayır hayır diyor, ben onu demiyorum. Marifetullahtır, Allah'ımızı tanımaktır. Burada marifet ne demek?
Onu efendimizin tarifiyle olsun, sallallahu aleyhi ve sellem ve ulema-i Kiram'mızın, Resülahha'nın varmış olduğu burada karar şudur, marifet hakkı hakla tanımak. Hani biz kendimiz tanıyamayız, yine Rabbimizi yüce kudretiyle tanıyacağız. Rabbimizi eşyasıyla yani tanıyacağız. Yaratmış olduğu eşya ile tanıyacağız, ondaki güzellikler. Mesela hiçbir şeyin gelişigüzel olmadığını, bir yaprağın dahi diziliminin, birinin bir diğerine engel olmadığını, bunlar gelişigüzel olamaz tabii. Bir ayçiçeğinin teşekkülünün bile kendi başına olmadığını, altın oran diye, altın oran diye ifade edilir. Bir sayı ile devam ettiğini arının peteğinden tutun hepsi bir ölçü dahilinde açtım da çok zaman alırım diye okunan Aşr-ı Şerif'ten, İnna külli şeyin halabnahu bihkader. Devam edin dün. Burası da önemli, orası da önemli. Her şeyi Cenab-ı Hak bir ülkü içerisinde.
Bu Ayet-i Celile'yi siz Levh-i Mahfuz'da takdir olarak da görürüz. Yalnız takdir o ilimdir. Levh-i Mahfuz'da bazı sözleri söyleyip geçmek istiyorum. Biz de öğrenmek istiyoruz sizler sayesinde. Şimdi kader şu. Levh-i Mahfuz'da yazılar ilimdir. Onun tecellisine kader denir. Oradaki ilim Allah'ın ilmidir o. Gezelde ilmidir. Kader nedir? Bunun kader oluşu gerçekleşmesidir. Gerçekleşmesine kader denir. Hiç şaşıracak bir durum yok. Ne yapalım yazıldı, çizildi. Biz o yazılan çizilen değil, o külli bir iradedir. Bizim mesul olduğumuz cüzi iradedir. Mesela şu mescide önünden geçiyoruz diyelim. İrademizi hayra kullanın, girelim bir namaz bulalım desek, hayırda kendimizi vakfetmiş oluruz. Yok başka tarafa gidecek olursak şerre mi etmiş oluruz? Bunun gibi. Rabbi Zülcelali'miz her bir nesneyi ne varsa gelişigüzel had'iyen değildir. Milyonlarca seneden beri devam eden bu hareket elbette boşuna olamaz.
Ve izahları pek çok. Şimdi geziyoruz, dolaşıyoruz, bakıyoruz, görüyoruz ruhun tatilinde ne var? Ruhun tatilinde ibret almak var. İstirahat edecek. İstirahati nedir? Asıl mühim olan istirahat ruhun istirahatıdır. Gölün istirahatıdır. Bu istirahatı nasıl temin edeceğiz? Buraya dokuz yüz otuz dörtte Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırr-ı Hazretleri teşrif buyurulur. Büyük insan, kamil insan bir up'ul aktabtır, devrin hücceddididir. Etrafını hep ulema-i kiramdan alırlar. Okuduğu Ayet-i Celile, Kim bizim zikrimizden ayrılırsa tefsirlerde görürsünüz, el-guren diye ifadeler. Kim zikrimizden ayrılırsa onlar için sıkıntılı bir hayat var. Bunu tefsirlere baktığımızda dar bir geçim değilken illa rızık olarak değil. Belki yiyeceği, içeceği çok fazladır ama gönül huzuruyum. Mühim olan tatil, tatil gönlün huzuruyum. Mesela tasavvufi eserlerde geçer.
Ariflerin, Rabbi Zülcelal'imizi tanıyanların tatili nasıl geçiyor? Onların diyor, ruhları ruhları bulunur. Kalpleri ise arş-ı Azam'da olur. Şu seyahate bakın, şu istilata bakın. Bir gün Bayezid'in İslami Hazretleri, ben oturuyorum diyor, oturuyorum. Ruhum benden ayrıldı. Diyor ki, ya Bayezid, haydi Allah'a asma dedi. Çıkıp diyor. Bir müddet sonra geliyor. Diyor ki, ben sana iki tane hediye getirdim. Nedir o? Birisi muhabbet. Allah'ımıza sevgi, saygı. Onların ziftleri nedir? Hukpullah. Allah'ımıza sevgiyle, onların ezzetidir. İkincisinde rıza. Hakkın emirlerine razı olma. Sana diyor iki tane hediye getir. Bu çok geniş ifade edilir. Şimdi gezeceksiniz, mesela vilayet vilayet geziyor. Tabii turlar düzenliyorlar. Diyorlar Urfa tarafından işte vesaire, girdilerden, Anlarken diyelim, Habib-ül Neccar Hazretleri, Vaiz-i Bistami Hazretleri vesaire. Meclisimiz. Dolaşıldı, geziyor.
Şimdi bunu gezmekle birlikte asıl burayı ziyaretlerdeki sırların sezilişi gönül alemindeki şu bedenimizdeki ruhani meleki olan vilayetlerde gezmektir. Kalp, ruh, sır, hafi diye devam eder. Öyle bir seyahat ki bu. Mesela Akfa'ya geldiğinde denir, Resulullah'la buluşup. Çünkü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek kadem-i şerifi tam döşümüzün orta kısmındadır. Bu ne güzel bir tatilmiş, ne güzel bir tatil. Tatilleri böyle yapsak güzel olacak. Biz burası daha bir derin anlamlar taşır. Velhasıl çocuklarımızı diyanet, çok güzel, ulsar, tatiller için tespit ediyor aşamalı bir şekilde. İlk Kuran-ı Kerim'e başlayacaklar. Ondan sonra biraz yol almış olanlar, biraz daha ileride olanlar bunda hoca kardeşlerimiz dikkat ederler tabii, riayet ederler. Çocuklarımızı biz de teşvik edeceğiz. Öğrensinler bilsinler. En güzel malımız bizim. En güzel malımız, en büyük servet bize.
Öldükten sonra amel defterimizi kapatmayacak. Düşün sen şimdi bir hatifhaneye düşmüşsun. Gelen, giden yok. Yiyecek, içecek getiren yok. Hiçbir işine bakamıyor. Ne yiyeceğine, ne yiyeceğine, ne yüzüne bakan ne kadar insan mahrum olur, ne kadar mahzun olur, bir köşeye atılmış. Kabil öyle bir yer de değil, yine oranın penceresi var, arada bir çıkar, gezer, dolacak. Abi oranın lakabı var, ne pencere var, orada kim bizi ziyaret edecek? Kim ziyaret edecek çoluğumuz, çocuğumuzu ziyaret edecek? Eğer burada bunları eğitmişsek, yetiştirmişsek, şu açılan burçlardan güzelce eğitimini almış, babasına herhalde, anasını bir Yasin-i Şerif gönderecek, bir Kuran-ı Kerim'e hatmi edecek ve onlar bizim amel defterlerimizi kapatmayacak, yapmış olduğumuz hayırlar. Tatili nasıl? Böyle olması lazım. Ne güzel. Hukbullah. Yalnız bu biz Hukbullah, Rabbimizin sevgisine nail nasıl ulaşacağız?
Biz buna ulaşmak istiyoruz ama nasıl ulaşacağız bu sevgiye? Allah sevgisi celle celalühü. Rabbimizin sevgisi ama bu aşamalıdır. Şimdi çocuk çıkmış, diyor ki ben üniversitede okuyacağım diyor. Nasıl okuyıyorsun sen nasıl? Sonra anlayan orada sen. Bir ortaokulun bilgi senin dersini de anlayamazsın sen. Yok okuyacağım diyor, ben orada okuyacağım diyor. Bir tıp fakültesinde okuyacağım diyor, bir ziray parkesinde okuyacağım diyor, bir hukukta okuyacağım diyor. Okuyabilir miyim? Ben Allah'ı seviyorum demek, daha kardeşlerimiz arasında sevgiyi oluşturmadan, birbirimize muhabbetle, aşk ve şirk içerisinde olmadan, iyilik ve takvada yardımlaşmadan, sırrına mazhar olmadan, nasıl biz bu Allah'ımızın aşk ve sevgi muhabbet sınıfında olacağız? Birbirinize haset etmeyin ve la tebavadu buz etmeyin ve la tedaberu sırtla çevirmeyin. Allah'ın perde kullarından alın, bunu bir her şeye gelir.
Bütün teşvik edeceğiz, hayda teşvik et. Bak çocuğumuzu çoluğumuzu okualım. Onları iyi tenin bak gelişigüzel yerlerde dolaşıyorlar. Çocukların gezdiği yerler çok acayip. Baktığı yerler çok acayip. Bu böyle gelecek. İyilik ve takvada birbirilerimize yardımlaşacağız. Bak şu işi yapıyordun bu iş yanlış, bunun, şu yaptığımız işin, Kabe yolunda anasının nikahını kabul etmek gibi günah yapma bu iş. Bu ticari ahlaksızlığı yapma deyip birbirlerine yardımcı olacağız. Hani bunu gerçekleştireceğiz birbirimizi Allah için seveceğiz. Ondan sonra bize yol gösteren kimselerin emri ilahiye uygun oldukları sürece riayet edeceğiz. Efendimize ulaşacak sallallahları Cenabıhakk'a geçecek, o sırayla takip edelim. O zaman Allah için sevgi dediğimizde Rabbimizin muhabbeti olmaz mı? Sevdiğini zaten Allah için seveceksin. O sevgiye bağlanmadıkça bir önemi de olmaz onun, bir kıymet değeri olmaz onun.
Hep kıymeti, bu sevgilerin kıymeti değeri, yani kişi zevcesine olan ilgisinden tutun, çoluğuna çocuğuna, akrabasına, şuna buna olan, malına mülküne olan sevginin temelinde ne vardır? Allah sevgisi vardır celme celal. Bunu takip ederek gireceğiz. Yahu biz çoluğumuzu çocuğumuzu öpüyoruz, kucaklıyoruz. Allah'ımızın sevgisi burada elbet. Onun emaneti diyeceğiz. O bize verdi bunu ve bunu en güzel şekilde yetiştirmek için bize lütfet, ihsan etti. Ayetindesin. Ey zevcemiz, çoluğumuz, çocuğumuz, onu niye? Namusumuzu koruması için, bizi harama götürmemesi için. Ayeti celilesi için seveceğiz. Allah'ı zikreden erkek ve kadınlar. Bunu Şeyh Mustafa Kudüsi Kaddafi Hazretleri ne güzel beyan etmiş. Eğer kişi, Rabbi Zülcelal'imizi anıyor, onu zikrediyor. Tek başına olursa, o günkü vasıtayla misal veriyorlar. Rabbimize kavuşmakta tek atlı araba gibi.
Eğer ikisi de zakirinden olursa, ibadet ve taat içerisinde olursa, yatışından, kalkışından, hayatının her anını, bir kayıp altında olduğunu düşünerek gerçekleştirecek olursa, mesul olduğunu bilerek, çift katlı araba gibi diyor Cenabıhakk'a, vuslatta bu kadar süratli ve güçlü olurlar. Şimdi vereceğimiz misal nedir? Elbette ki, meselesi arabalar gibi, BMW'ler gibi vesaire. Dolu, siz sayamazsınız zaten. Yüzlerce. Arabacı işler ama en üstün olanlarını düşünelim şimdi. Habbullah, Allah sevgisi. Lezzetuhu onların lezzetidir. Doyulmaz. Bir delikanlı, bir kıza aşık oturuyor. Yanmıyor, yakılıyor hatta deli olanları var. Bunun ötesine aşkın, haram derler. Deli olun. O deli olduğu, böyle yusuf diye yanıp yapılıyor zeriha. Neredeyse Kuran-ı Kerim'de ifade edilişi şu, neredeyse kalbinin zarı parçalanacaksa buyuruyor Cenab-ı Hakk. O kadar aşk duyuyor. Yusuf aleyhisselam ne diyor?
Diyor ki, Zeliha sen bana niçin aşıksın? Diyor, ben senin gözlerine aşıkım. İlk diyor, bu ruh bedenden ayrıldığı zaman çökecek olan göztür. Neden babama aşık oluyorsun? Yüzler. Bu diyor, kuruyacak öldüğün zaman kemiğe yapışacak bu. Saçların benden ayrılacak diyor. Bitecek. Onu veren Mevla'nın tüccedale aşkı nasıl tarif edeceğiz şimdi? Yine Bayezid-i Bistami Hazretleri imdadımıza yetişiyor. Bir an diyor, Allah'tan gaflet bize cehennemde yanmaktan daha zordur, diyor. Bu bu buna erişmiş. Nasıl erişmiş? Aldığı ifrat bir ezkarla nail olmuş. Burada ilmel yakinen, aynel yakinen, akkal yakinle görüşüyor. İşte deliller de bilmek. Aynel yakin, bizzat görmek. Hakkal yakin, müşahedesi, birbirine yakın anlamlar taşıyor. Siz bunu İbrahim Aleyhisselam yine Kuran-ı Kerim'e bakarsınız, bir de tekrar sır suresine bakın. Orada göreceksiniz. Çünkü kesretten vahdete bir geçiş var.
Orada Ashab-ı Elhak muttakasıru, çokluk onları aldattı diye buyuruyor. Bu çokluktan biz vahdete geçeceğiz. Ne yapacağız? Onların hep Rabbi Zülcelal'imiz tarafından halk olunduğunu, yaratıldığını, hayır ve şerrin ondan olduğunu bilmek suretiyle. Ve uzun bir konu tabi. Hani ilmel yakini nedir? Bir girdiğimiz için kısa da olsa izah edilmesi gerekir. Mesela Mekke diye bir şehir var, biz bunu görüyoruz. Coğrafya kitaplarında görüyoruz. Mekke diye bir şehir var Suudi Arabistan'da. Ama adam ombre yapıyor, hac yapıyor. Bu nedir? Aynel yakindir. Bir de o memleketten Mekkeli, bu Hakk'a el yakindir. Şimdi biz farz-ı vacibi, sünneti müstahabi öğreniyoruz. Bu bilmel yakindir. Aynel yakini nedir? Aynel yakini zevkidir bunun. İbadet ve taatten duymuş olduğu huzur ve huşudur bu. Hakkal yakini nedir?
Hakkal yakini, İmam-ı Azam rahmetullah Ali Hazretlerinin mai müstahmen demiyor ya, abdest sularının vücudumuza sıçramaması. Ne var, ne, Abalyakin'le abdest alırken abdest azalarından günahların böyle çamur gibi paçavra gibi böyle yılan, akrep gibi döküldüklerini müşahede ediyor. Bu iş. Allah'ımıza sevgi dediğimiz zaman, Bayezid-i Bistam Efendimiz bir an ondan afil olmak, bize cehennem ateşinden daha şiddetlidir diyor. Buna erişmenin yolu aldığımız vazifelerle gösterilir. Rabıtalarla gösteriliyor. Ne kadar güzel, ne kadar güzel. Bunda yoğunlaşırsak rafımızda bize vermiş olduğu emir bu. El yetene fesil müten müte fi su. El yetene fesil müte fi su. El yametil laminun Amel edenler asıl gönlümüz nasıl irşad olacak ıslah olacak bunun için çalışır diye mi? Ve bunda yol alan kardeşlerimiz etrafına çok yardımcı olacak. Çok kötü, yaparsınız. Yapmışsın, çok basit. Allah'ımızın sevgisi nedir?
Levnet ruh. Rahmanın has kulları, sevgili kullar bu. Bak büyüklerimiz hiç unutamıyor da. Anasını unutuyor, babasını unutuyor, hedefini bile hatırlamıyor. Ama gönül doktorlarını hiç unutmuyor. Sebebi işte bu. Hukulullah, Allah'ımızın sevgisi, leblehün onların sevgisidir. Buna gelişebilmek için eserden müessire geçmek gerekir. Eserden nüessire. Mutlaka çiziriz. Mesela, yediğimizde içtiğimizde bunu verenin Mevla olduğunu bilirsek, Allah'ımızın sevgisi, ittifakta uyanmaya başlayacak. Deriz ki, bunu veren Mevla. Şu azamız, elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımızı ziyareten Mevla diyeceğiz. Ve illallah hacetuhu. Onların istekleri, arzuları da hep Mevladır. Başka hiçbir şey değil. İstekleri ona kavuşma, ona erişmek. Bazen görülüyor ya, bir kısım kimselerde zikreden, coşuyor, taşıyor, kendinden geçiyor. Hep bunlar nedir? Ona erişmek için.
Mesela bir suda akarken, şilane yapıyor, ses yapıyor, gürültü yapıyor, ama nehire kavuştuğunda veya denize kavuştuğunda kesiliyor. Bunlar da öyle. O zaman bitiyor asıl ızdıran. Her şeyi Mevla'dan bilmeye başlıyor. Derler ya, yolda birisi gidermiş. Arkadan bir tokat isabet etmiş. Arkaya bakınca, niye bakıyorsun deyince, kimin vurdurduğunu biliyorum. Yalnız hangi aletle vuruldu diye baktım. Her şeyin Mevla'dan olduğunu bilmekte. Mettakla Allah korkusu, zeduh. Onların azıkları da Mevla korkusudur. Mesela bizim kabirde yiyeceğimiz, içeceğimiz ne olacak? Seherde baktınız, tabi gece tereddüt namazları ile birlikte, evradımızı ve ezkarımızı okumuşsak, bu bize en büyük azı.
Sabah kalkıp dünya değil, ahiret endişesiyle kalkarsak, acaba günümüzü nasıl geçireceğiz, isyanla geçmesin düşüncesiyle, bu çocuklarımız nasıl ıslah olacak, nasıl irşad olacak, bu meleği bir çevre mildana getirelim, hayırlı kimselerle otursun, kalsın düşüncesi olursa en büyük azık bize işte. Okuduğumuz Kuran-ı Azimüşşan azık, mescide gelişimiz, okuduğumuz namazlar, imamın arkasında duruş, o sabah namazı ve güneş doğuncaya kadar bekleyişimiz, iki rekat, işraf namazını kılıçımız, hep bunlar ahirete olan azığımızdır. Ve Meallah Ticaratuhu. Onların asıl kazancı da Mevla'nın celle celalühü'nun muhabbetiyle olmaktır. Her an onunla beraber, her an onunla beraber. Durulmuş o, süzülmüş umutmain nedir Neymiş? Demallah icaret. Onların asıl kazançlarına Rabbi Zülcelal'imizde olmaktır.
Ona Rabbi Zülcelalimize tam bir gönül bağı ile teslim olmak ve dostluğu meydana getirmek, dostluğu meydana getirmek, bir sevgi oluşmaz. Nedir bu? Allah onları sever celle celalühü. Onlar da Allah'ı severler, bu. Allah onları seviyor, onlar da Rabbımızı seviyor. Sevince de, tabi 7 sevdiğinin yolunu takip ediyor. Halbuki biz yiyecek dendiği zaman başkalarına arzu ediyoruz ama onlar bu maddi nimetlerin yanında asıl taamın açlık olduğu. Velcur taamu. Açlık onların taamıdır. Çünkü Mevlana'mız midenizi bir müddet aç tutarsanız, içinde marifet nurları parlar bulunur. Yer kalmıyor. Şöyle oluyor aslında, yer kalmıyor derken, mide mide kalbin altındadır. Bir tencereyi düşünelim, bir tencere düşünelim. O yemeği pişiriyoruz biz. Yemeğin buharı ne yapıyor? Kapağını simsiyah hale getir. Onun gibi işte. Kalbimiz çok sert doldurulduğu zaman ne oluyor?
Kalp bunun üst kısmında ya, kapak gibi düşünün, siyahlaşmaya başlıyor. Ondan dolayı anlayamıyoruz. Ondan dolayı geceleri kalkanmıyoruz. Ondan dolayı bir derdimiz, bir sıkıntınız olmuyor. Ne olacak? Allah'ımızın huzuruna nasıl varacağız? Onun yanında biz nasıl kurtulacağız? Nasıl kurtulan cümleden olacağız düşüncelerinin hasıl olmayışının tek sebebi budur. Mühim sebeplerinden biridir. Mesela, asıl gönül pikniklerini düşünsek bu yazıda vermiştik. Onu hatırlayamayışımız bunlardan oluyor. Batıl düşüncelerle, gönlümüzü doldurmalardan oluyor. Mesela İsabi diyoruz, şu duracağız, bu duracağız. Asıl, asıl biz Ehlullah'ın meclislerinde bulunur. Ondan sonra da istirahatımızı temin edersek ne olur? Çılgınlığa düşmeyiz. O zaman hep mevlamızı hatırlarız. Yediğimizde, içtiğimizde bunu veren mevladır, isyana malzeme etmeyelim diye gayret düşeriz.
Geçmiş ulema-yı kiramımız ve almaya zenginler şuna çok dikkat ederlermiş. Tabii ticari işler, manevi düşünceleri yerine güle aksatıyor. Bize bu dünyevi çalışmalar Mevlamızı unutturmasın diye Salihlerin sohbetlerine boşalır. Onlar ölümden anlatırlar. Dünyaya muhabbet etmemenin gerekliliğinden. Elde caiz, kesede kasada caiz ama gönülde caiz değildir diyerek kalbimizi Mevla'ya vermenin gerekliliğini anlatıp, onu dinlerler. Böylece ıslah olurlarmış. Yoksa olmaz kararmaya başlar gönülümüz. Sulanmayan bizim araziler ne oluyor? Şu yakın bir bahçede yüz tane ceviz ağacı var. Fakat su verilmediği için hepsi kuruyor. Su verir. Yani bu bizim için büyük bir ibret. Gönül arazimizi de biz Hu gibi sohbetlerle, zikirlerle, rabıtalarla, murakıbelerle, Cenabı Hak'la dönmelerle, Kuran tilaveti ile, Hadis-i Şeriflerle, Salihlerin sözleriyle sulamayacak olursa kararmaya başlar.
İrfan çiçekleri açmaz, manevi meyveler hasıl olmaz. Ve zühtü hima ruh, dünyaya muhabbet etmemek, onların meyvelerdir ve hüznul huluk, üzere ahlak libasüun, onların elbiseleridir. Ve salatatül veci, güler yüzlü olmak da huliyyetun, onların süsüdür. Onların meziyetidir. Ve sefavetül nefs, böyle bir cömert. Dilinde de cömert, kesesinde de cömert, tebessümüyle de cömert, nasihatiyle de cömert, ilgisiyle, sevgisiyle, şefkatiyle, onların asıl kazancı budur. Ve husnul muaşere, insanlar arası güzel bir geçim, güzel bir geçim. Bu nedir? Sohbetuhu, onların asıl dostluğudur. Ve ilmü ilim nedir? Gaituhum onlara yol üstlenir. İlim Allah'ın edebidir celle celaluhu. Peygamberlerini onunla edeplendirmiştir. Peygamberler de tabilerine bu nimeti sürmüştür. Sabır onların can damarlarıdır. Onların hakkı bulmaları da en güzel bir binektir, mevlamıza erişmek için. Onların sözleri Kuran'dır.
Bir kadından anlatılır İslam tarihinde kırk yıl Kuran'la konuşmuş. Ne denilse Kuran'la cevap veriyor. Diyorlar ki neden böyle yapıyorsun? Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Ben diyor amel defterime, böyle biçimsiz kayıp geçirmemek için böyle yapıyorum. Ve şükr-u ziynetuhum, şükür onların zinetidir ve zikr-u mühimmetuhum, Onların gayretleri, çabaları, merruda rahatuhum. Yalnız şunu söyleyeyim, bunların hepsi ayrı ayrı bir konu. Rıza, haptan gelene Abdulkadir Geylan efendimizin buyurduğu gibi kaderoluğundan yılan, akrep ne yaparsa razı olsun buyuruyor. Rahatım, onların rahatlarıdır. Vel'ganatü maduhum, kanaat onların mallarıdır. Yani çok göz dikmiyor. Daha bir aşılı, daha bir aşılı onda bu var bizde yok demiyor. Allah ona bunu meth etmiş. Bana da bunu taksim bitmiş diyor.
Ve'l ibadetu tesruhum onların kazançları ibadettir ve şeytanu aduzvuhum, şeytan onların en büyük düşmanıdır ve dünya mezabilhum, dünya onları utanıyorum ama hadi şirk, hadi şirk. Dünya buyuruyor aleyhissalatü vesselam efendimiz, yeyip de dışarı çıkardığımızdır. Haya sıfatı onların gömleğidir. Allah korkusu onları ne yapar? Günahlardan koruyan bir muhafazadır. Gündüz de onların şerefleridir. İbadetle, taatle geçirirler. Mesela tatil haberi verilir ya, İslam'da haber verilirken şu şekilde söylenir. İbadetle geçirir. Bir kısmını, işte geçimini temin etmek için, bir kısmı da tefekkür, niçin yaratıldığının, görevlerinin ne olduğunu düşünmek suretiyle geçirir. Gece onların tefekkürüdür. Yatağa girdiği zaman düşünür bu sıcak yatak, sım sıcak yatağa. Bu yus yumuşak bir yatak. Ama kabir nasıl bir yatak olacak? Kabir nasıl olacak? Orada yılan, akşam acaba ne yapar beni?
Orada azim olmazsa ne olurum düşüncesi ve buna benzer daha başka güzel tefekkürle geçirir vaktini. Ve'l hikmetü sebuhum, onların asıl gayreti, hikmet önüne inen nurdur. Hikmet hikmet, doğruyu bulmaktır asıl. Hak bunları koruyan, muhafaza eden bir nimettir. Bir kere şu hayatı geçici görür. Yani buraya ebedi değil, ana karnında nasıl ebedi değilsek, vaktimizi tamamlayıp buraya geliyorsa, buğda da takdir olunan vakti tamamlayıp ahirete göçeceğiz demek. Ölüm onlar için bir konaktır, bir mekandır. Gabir onların artık sığınacağı yerdir. İnşallah cennet bahçesi olur. Çünkü cennet bahçesinde oturanların iri cennet bahçesi olur. Fil devüs cenneti onların mekanıdır. Ne meniyyetuhu. Bir kere Allah ondan büyük bir nimettir. Bizim gibi insanlara alimin üstünlüğü, alimin bize olsun üstünlüğü kefallül gamer I leyvetel bedr, Bu ayın on dördünde ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.
Şimdi daha çok tatilden bahsedildiği için günlerimizi tatile geçirelim diye. Mesela Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırri hazretlerinin müsaabelerini bitiririz. Üstatımızın eserleri vesair. Bu firaset nette okunacak eserler, velilde tefsir, hadis. Neyse bütün kitaplar orada kaydedilmiş durağı. Böyle bir yol takip ederiz. Mesela bir İslam ilmihal, üç tane kitap çıkarırdır. Takip edip gitmemiz için bunlara riayet ederiz. İbadetü'l alimi yevmen vahiden, ta dilü ibadete la abidi erbainen seneten, Kıyamet günde üç kimse şefaat edecek. Nebiler, alimler ve şehitler. Ve huc yere Süleyman aleyhisselam, beynelmil, Süleyman aleyhisselam mal, mülk ve ilimle serbest bırakıldı. Hangisini tercih edersek ettindi. O da ilmi tercih etti. İlmi tercih edince Cenabı hak ona malı da verirdi. Mülkü de her nimeti verdi. Yalnız burada alimin özelliği şu.
Zümer suresinde estiaibibü'l-Arabî Şimdi kıyamet gününde şefaat edecek ya ulema. Bu şefaat edecek ulema, arz ettiğimiz ayet-i celsede ki bu özel sıfatı elde edenlerdir. Bizim yetmiş sene yapmış olduğumuz taate bir günlük taati denk olan alim, haşyet sahibi alim, hepsi değil. Yoksa A'raf suresinde okuduğu ilme mugayif, yanlış hareket edenler köpeğe benzetiliyor. Cuma suresindeler okumuş alim de ilminin nefsi hareket ediyor. O konuşuyorsun. Orada da merkebe benzetiliyor, öyle değil. Bunlar haşyet sahibi. O haşyet nazar diye evlenecek. Bir kere istiğfarımız, tevhidimiz, salatü selamımız bölüm, tefekkürümüz, rabıta'da Mürşid-i Kamil'i nur şeklinde düşünüp bizzat Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'dan icazetli olan bir Mürşid-i Kamil'in, kalbinden kalbimize, Allah'ımızdan bir nurun aktığını tefekkür edip, sonra da yedi kat semayı yok bilip, Arş-ı Azam'a gönlünü açan ulemayı ikramdır.
Sıdddî-i Azam'dan bu zamana kadar gelen Allah'ın sevimli dostlarıdır, harfiyen onları takip eden kimseler budur. Elhamdülillahi rabbil alemin el-Fatiha. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
İman ve Seçilişin Sırları ve Kalbi Selimlik | Mihmandar