İman Ve Seçilişin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mümin ve müminatın ervahına, bir Fatiha, iki bin altı yüz yirmi üç Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman, bu genel bir besindir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Mesved taşlar içerisinde en seçkin olanı o da bir…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mümin ve müminatın ervahına, bir Fatiha, iki bin altı yüz yirmi üç Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman, bu genel bir besindir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Mesved taşlar içerisinde en seçkin olanı o da bir taştır. Ama Hacı El-ül Resved cennetten gelen bir taştır. O buyruluyor nur gibiydi. Nur gibiydi. Hatta ışığı mikat diyoruz ya ihrama bürünüyor. Oraya kadar vurup vurduğu için oradan ihrama bürünüp Kabe-i Muazzıma'ya geliniyor. Fakat asilerin isyanı sebebiyle diyor siyahlaştı. Bir rivayette de haize bir kadın dokundu. Müşriklerin şirkinden dolayı siyahlaştı diye ifade edilebiliyor. Şimdi, topraklar içerisinde de elbette seçkin olanı var. Bunun kil toprak olanı var, çorap olanı var. Senede üç, belki de dört ürün bile çok verimli bir toprak da var, diyor.
Bakarsınız hayvanlar arasında da ürün. Mesela Salih Aleyhisselam'ın devesi müstesnadır, Kuran-ı Azimüşşan'da geçeceğiz. Bitkiler içerisinde mi? Mesela kuyular içerisinde böyle hatırlayabildiklerimizden biliyorsunuz söyleyeyim. Zemzem kuyusu müstesna. Yüzükler içerisinde Süleyman Aleyhisselam'ın yüzüğü müstesna. Bunun gibi mutlak bir istisna, seçkin olan bir varlık vardır. İnsanların da seçilmesi nedir? İmanla seçildik. Elhamdülillah, kelime-i şehadeti, okumak suretiyle seçildik. Öyle seçti ki Cenabı Hak ebedi cennettir. Bunun artık izahı çok uzun süre. Sadece Müminun suresinde on ayet-i celile'ye bakarsınız. En başta durun. Müminun suresinde on ayet-i celile. Efendimiz buyuruyorlar ki sallallahu aleyhi ve sellem o sure hakkında. Eğer biz Müminun suresinde on ayet-i celileyi yaşayacak olursak çok büyük müjdeleri bize Nebi-i Ekrem Efendimiz vaad ediyor.
Ben on ayetimdi ki buyuruyor bana Nebi-i Ekrem Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem, Durumu bunlara uyan, yaşantısı bunlara uyan, cennete girecektir buyurdu. Ve surenin ilk on ayetini okuyabilirsiniz, mümin olursunuz. İmanda seçilişin işaretidir. Bakarsınız. Daha diğer surelerde de çokça mevcut. Bak bu özellikle ifade buyuruluyor. Ebedi cennet. Bir de ayrıyeten zikretmek suretiyle yaptığımız bu taatleri Cenabı Hakk'ı görürcesine yapmak buna ihsan derler. Bunlara bak sesleniyor Cenabı Hakk. Furkan suresinde, Ayet-i celile altmış üç. Bu ayette esamüf ve ibadu'r-rahna Allah'ımızın seçilmiş kulları demek izafetle geldiği için bir tamlama diyelim bir şükür. Tamlama ile geliyor, öyle olunca seçkin kullar demek. Seçilmiş kullar. Kimdir onlar? Yeryüzünde tevazud ile görürler. Seçkin kulları burada sıfatları anlatılıyor.
Halavetihum bunların tatları, lezzetleri, hubbullah Allah'ımıza olan sevgi nedir? Lezzetihum onların lezzetidir. Şimdi bakarsınız insanların şu tatil münasebetiyle, tabii tatili değerlendirirken iki şekilde değerlendirilir. Birisi nefsani, birisi de ruhani. Nefsin arzusu nedir? Bol bol yemektir, içmektir, gezmektir, dolaşmaktır, istirahattır. Ama bu nefsin ruhun tatili nedir? Ruhun tatili yiyecek, içecek, gezecek, tozacak, konuşacak, öpüşecek, dinlenecek, tabiatı sihir edecek ama bakışı değişik. Gezerken deyin. Belki en güzel yerlere girecek. Bolu dağlarında dolacak, uzun göllerde dolacak, vesaire yerlerde dolacak. En güzel mekanlarda dolaşacak, en keskin olan yerlerde. Fakat gezerken Allah'ımızın emirlerini yalanlayan, peygamberlerini yalanlayanların akıbeti nasıl oldu gezin, bir görün buyuruyor. İbretle bakar. O da tatil yapar.
İman Ve Seçilişin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mümin ve müminatın ervahına, bir Fatiha, iki bin altı yüz yirmi üç Bütün eşyada bir seçilme hadisesi var. Mesela taş dediğiniz zaman, bu genel bir besindir. Taşlar arasında en seçkin olanı vardır. Mesela Hacerül Mesved taşlar içerisinde en seçkin olanı o da bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dağlara çıkar ama ruhumun tatili olduğu için, ruhu devreye girdiği için der ki o kadar yerler, siller, bu dağları alıp götürmüyor. Beni de neden nefsin arzuları, istekleri, mahvediveriyor, ibadetten alıkoyuyor, taatten alıkoyuyor. Evimizde bir geçim olmuyor. Aile arasında sıkıntı meydana geliyor. Akraba arasında oluyor, komşularda oluyor, insanlar arası münasebetlerde neden böyle oluyor diye, ticaretindedir mesela, sıkıntılar oluyor. Bunları tefekkür ederek gezer dolaşır. Bak o da yiyor, ruhunun hakim olduğu, kimselerin de yemelerinde, içmelerinde şu, İbrahim bin Ethem Hazretleri, hadi sallallahü sırra buyuruyorlar. Dünyadan hiçbir kimse bir nesne taat, bir nesne tatmadan ahirete giriyoruz. Diyorlar ki efendim öyle olur mu? Anasının karnında bile Rabbimiz ona gıda arz veriyor. Handır, ilindir. Dünyaya geliyor. Ballardır, böreklerdir, çöreklerdir yiyor, ütüyü.
Hayır hayır diyor, ben onu demiyorum. Marifetullahtır, Allah'ımızı tanımaktır. Burada marifet ne demek? Onu efendimizin tarifiyle olsun, sallallahu aleyhi ve sellem ve ulema-yı kiramımızın, Resuliha'nın varmış olduğu ortak karar şudur, marifet hakkı hakla tanımak. Hani biz kendimiz tanıyamayız, yine Rabbimizi yüce kudretiyle tanıyacağız. Rabbimizi eşyasıyla yani tanıyacağız. Yaratmış olduğu eşya ile tanıyacağız, ondaki güzelliklerle. Mesela hiçbir şeyin gelişigüzel olmadığını, bir yaprağın dahi diziliminin, birinin bir diğerine engel olmadığını, bunlar gelişigüzel olamaz tabii. Bir ayçiçeğinin teşekkülünün bile kendi başına olmadığını, altın oran diye, altın oran diye ifade edilir. Bir sayıyla devam ettiğini arının peteğinden tutun hepsi bir ölçü dahilinde açtım da çok zaman alırım diye okunan aşr-ı şeriften İnna kulleşeyhin halabnahu bihkader devam edin dün.
Buna da önemli, ora da önemli. Her şeyi Cenabı Hak bir ülkü içerisinde. Bu Ayet-i Celile'yi siz Levh-i Mahfuz'da takdir olarak da görürüz. Yalnız takdir o ilimdir. Levh-i Mahfuz'da bazı hususleri söyleyip geçmek istiyorum. Biz de öğrenmek istiyoruz sizler sayesinde. Şimdi kader şu. Levh-i Mahfuz'da yazılar ilimdir. Onun tecellisine kader denir. Oradaki ilim Allah'ın ilmidir o. Ezelde ilmidir. Kader nedir? Onun kader oluşu gerçekleşmesidir. Gerçekleşmesine kader denir. Bak hiç şaşıracak bir durum yok. Ne yapalım yazıldı, çizildi. Biz o yazılan çizilen değil, o külli bir iradedir. Bizim mesul olduğumuz cüzi iradedir. Mesela şu mescide önünden geçiyoruz diyelim. İrademizi hayra kullanın, girelim bir namaz bulalım desek, hayırda kendimizi vakfetmiş oluruz. Yok başka tarafa gidecek olursak şerre mi gitmiş oluruz? Bunun gibi. Rabbi Zülcelali miyiz?
Her bir nesneyi ne varsa gelişigüzel had yiyen değildir. Milyonlarca seneden beri devam eden bu hareket elbette boşuna olamaz ve izahları pek çok. Şimdi geziyoruz, dolaşıyoruz, bakıyoruz, görüyoruz ruhun tatilinde ne var? Ruhun tatilinde ibret almak var. İstirahat edecek. İstirahati nedir? Asıl mühim olan istirahat, ruhun istirahatıdır. Gölün istirahatıdır. Bu istirahatı nasıl temin edeceğiz? Buraya dokuz yüz otuz dörtte Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırrı Hazretleri teşrif buyurulur. Büyük insan, kamil insan bir hutbull aktabtır, devrin müceddididir. Etrafını hep ulema-i ikramdan alırlar. Okuduğu Ayet-i Celile, Salme, Kim bizim zikrimizden ayrılırsa tefsirlerde görürsünüz, El-Kuruen diye ifadeler. Kim zikrimizden ayrılırsa, onlar için sıkıntılı bir hayat var. Bunu tefsirlere baktığınızda bir geçimdirirken illa rızık olarak değil.
Belki yiyeceği, içeceği çok fazladır ama gönül huzuruyum. Mühim olan tatil, tatil gönlün huzuruyum. Mesela tasavvufi eserlerde geçer. Ariflerin, Rabbi Zülcelal'imizi tanıyanların tatili nasıl geçiyor? Onların diyor ruhları ruhları secdede bulunur. Kalpleri ise arşi azamda olur. Şu seyahate bakın, şu istilata bakın. Bir gün Bayezid-i Bistami Hazretleri ben oturuyorum diyor, oturuyorum. Ruhum benden ayrıldı. Diyor ki ya Bayezid, haydi Allah'a hasma kaldık, çıkıp diyor. Bir müddet sonra geliyor. Diyor ki, ben sana iki tane hediye getirdim. Nedir o? Birisi muhabbet, Allah'ımıza sevgi, saygı. Onların zevkleri nedir? Hukpullah. Allah'ımıza sevgi ile letuhum onların ezzetidir. İkincisinde rıza. Hakkın emirlerine razı olmak. Sana diyor iki tane hediye getir. Bu çok geniş ifade edilir. Şimdi gezeceksiniz, mesela vilayet vilayet geziyor, tabii turlar düzenliyorlar.
Diyorlar Urfa tarafından işte vesaire, Antakya diyelim Habib-ül Neccar Hazretleri, bayezid pis daha hazırlıkları vesair meclisimiz dolaştı, geziyor. Şimdi bunu gezmekle birlikte asıl burayı ziyaretlerdeki sırların sezinişi, gönül alemindeki şu bedenimizdeki ruhani, meleki olan vilayetlerde gezmek olacak. Kalp, ruh, sır, hafi diye devam eder. Öyle bir seyahat ruhu. Mesela akvaya geldiğinde denir, Resulullah'la buluşup. Çünkü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kadem-i şerifi tam döşümüzün orta kısmındadır. Bu ne güzel bir tatilmiş, ne güzel bir tatil. Tatilleri böyle yapsak güzel olacak. Biz burası daha bir derin anlamlar taşır, Velhasıl çocuklarımızı hıyanet, çok güzel uluslar, tatiller için tespit ediyor aşamalı bir şekilde. İlk Kuran-ı Kerim'e başlayacaklar.
Ondan sonra biraz yol almış olanlar, biraz daha ileride olanlar, hoca kardeşlerimiz dikkat ederler tabii, riayet edilmez. Çocuklarımızı biz de teşvik edeceğiz. Öğrensinler bilsinler. En güzel malımız bizim. En güzel malımız, en büyük servet bize. Öldükten sonra amel zevklerimizi kapatmayacak. Düşün sen şimdi bir hapishaneye düşmüşsün. Gelen, giden yok. Yiyecek, içecek getiren yok. Hiçbir işine bakamıyor. Ne yiyeceğine, ne yiyeceğine, ne yüzüne bakan ne kadar insan mahrum olur, ne kadar mahzun olur, bir köşeye atılmış. Kabil öyle bir yer de değil, yine oranın penceresi var, arada bir çıkar, gezer, dolacak. Abi oranın ne kapı var, ne pencere var, orada kim bizi ziyaret edecek? Kim ziyaret edecek çoluğumuz, çocuğumuzu ziyaret edecek?
Eğer burada bunları eğitmişsek, yetiştirmişsek, şu açılan kurslardan güzelce eğitimini almış ve babasına anasına bir Yasin-i Şerif gönderecek, bir Kuran-ı Kerim'e hatmedecek ve onlar bizim amel defterlerimizi kapatmayacak. Yapmış olduğumuz hayırlar. Tahkiri nasıl böyle olması lazım. Ne güzel. Hukbullah. Yalnız bu biz Hukbullah, Rabbimizin sevgisine nail nasıl ulaşacağız? Biz buna ulaşmak istiyoruz ama nasıl ulaşacağız bu sevgiye? Allah sevgisi celle celaluhu. Rabbimizin sevgisi ama bu aşamalıdır. Şimdi çocuk çıkmış, diyor ki ben üniversitede okuyacağım diyor. Nasıl okuyasın sen nasıl? Sonra anlayan orada sen. Bir ortaokulun, bilgisayarın dersini de anlayamaz seni. Yok okuyacağım diyor, ben orada okuyacağım diyor. Bir tıp fakültesini okuyacağım diyor. Bir silah fakültesini okuyacağım diyor. Bir hukukta okuyacağım diyor. Okuyabilir miyim?
Ben Allah'ı seviyorum demek, daha kardeşlerimiz arasında sevgiyi oluşturmadan, birbirimize muhabbetle, aşk ve şevk içerisinde olmadan, iyilik ve takvada yardımlaşmadan, sırrına mazhar olmadan, nasıl biz bu Allah'ımızın aşk ve sevgi muhabbet sınıfında olacağız? Birbirinize haset etmeyin. Ve la te bağadu buz etmeyin. Ve la teda berru, sırt da çevirmeyin. Allah'ın perde kullarından alın, bunu bir yer şey gelmez. Bütün teşvik edeceğiz, hayla teşvik et. Bak çocuğumuz, çoluğumuzu oku bakalım. Onları iyi itin, bak gelişigüzel yerlerde dolaşıyorlar. Çocukların gezdiği yerler çok acayip. Baktığı yerler çok acayip. Bu böyle gelecek keseceğiz. İyilik ve takvada birbirimize yardımlaşacağız. Bak şu işi yapıyorsun, bu iş yanlış. Bunun, şu yaptığımız işin, Kabe yolunda anasının nikahını kabul etmek gibi günah yapma bu işi. Bu ticari ahlaksızlığı yapma deyip birbirlerine yardımcı olacağız.
Hani bunu gerçekleştireceğiz birbirimizi Allah için. Ondan sonra bize yol gösteren kimselerin emri ilahiye uygun oldukları sürece riayet edeceğiz. Efendimize ulaşacak sallallahları Cenabıhakk'a geçecek, bu sırayla takip eder. O zaman Allah için sevgi dediğimizde, Rabbimize muhabbeti olmaz mı? Sevdiğini zaten Allah için seveceksin. O sevgiye bağlanmadıkça bir önemi de olmaz onun, bir kıymet değeri olmaz onun. Hep kıymeti, bu sevgilerin kıymeti, değeri, yani kişi zevcesine olan ilgisinden tutun, çoluğuna çocuğuna, akrabasına, şuna buna olan, malına mülküne olan sevginin temelinde ne vardır? Allah sevgisi vardır Celle Celaluhu. Bunu takip ederek gireceğiz. Yahu biz çoluğumuzu çocuğumuzu öpüyoruz, kucaklıyoruz. Allah'ımızın sevgisi burada yerde. Onun emaneti diyeceğiz. O bize verdi bunu ve bunu en güzel şekilde yetiştirmek için bize lütfet ihsan etti.
Bu en hseküm ve ehli kum nara ayet içindesin. Ayet içindesin. Ey zevcemiz, çoluğumuz, çocuğumuz, onu niye? Namusumuzu koruması için, bizi harama götürmemesi için. Ayeti celilesi için seveceğiz. Allah'ı zikreden erkek ve kadınlar, bunu Şeyh Mustafa Hulusi, Vakdesallahu hazretleri ne güzel beyan etmiş. Eğer kişi Rabbi Zülcelal'imizi anıyor, onu zikrediyor. Tek başına olursa, o günkü vasıtayla misal veriyorlar. Rabbimize kavuşmakta tek atlı araba gibi. Eğer ikisi de zakirinden olursa, ibadetle taat içerisinde olursa, yatışından, kalkışından hayatının her anını, bir hayıf altında olduğunu düşünerek gerçekleştirecek olursa, mesul olduğunu bilerek, çift katlı araba gibi diyor Cenabı Hak'ta, vuslatta bu kadar süratli ve güçlü olurlar. Şimdi vereceğimiz misal nedir? Elbette ki meselesi arabalar gibi, BMW'ler gibi vesaire. Dolu. Siz sayamazsınız zaten. Yüzlerce.
Araba, çitler ama en üstün olanlarını düşünelim şimdi. Bunlar, Allah sevgisi. Lezzetuhum onların lezzetidir. Doyulmaz. Bir delikanlı, bir kıza aşık oturuyor. Yanılıyor, yakılıyor hatta deli olanları var. Bunun ötesine aşkın, haram derler. Deli oluyor. O deli olduğu, böyle yusuf diye yanıp yakılıyor zeliha. Neredeyse Kuran-ı Kerim'de ifade edilişi şu, bakarsınız siz, neredeyse kalbinin zarı parçalanacaktı buyuruyor Cenab-ı Hak. O kadar aşk duyuyor. Yusuf aleyhisselam ne diyor? Diyor ki, Zeliha, sen bana niçin aşıksın? Diyor, ben senin gözlerine aşıkım. İlk diyor, bu ruh bedenden ayrıldığı zaman çökecek olan göztür. Neden mama aşık oluyorsun? Yüzler. Bu diyor, kuruyacak öldüğün zaman kemiğe yapışacak bu. Saçların benden ayrılacak diyor. Bunlar bitecek. Onu veren Mevla-yı Zülcelal aşkı nasıl tarif edeceğiz şimdi? Yine Bayezid-i Bistami Hazretleri imtihanımıza yetişiyor.
Bir an diyor, Allah'tan gaflet bize cehennemde yanmaktan daha zordur diyor. Duruyor. Bu, bu buna erişmiş. Nasıl erişmiş? Aldığı ifrat ve ezkarla nail olmuş. Burada ilmel yakinen, aynel yakine, akkal yakinle görüşüyor. İşte deliller de bilmek, aynel yakin bizzat görmek, akkal yakin müşahedesi, birbirine yakın anlamlar taşıyor. Siz bunu İbrahim Aleyhisselam'ın yine Kuran-ı Kerim'e bakarsınız, bir de Tekasür suresine bakın. Orada göreceksiniz. Çünkü kesretten vahdete bir geçiş var. Orada Ashab-ı Elhak muttekatsır, çokluk onları aldattı diye buyuruyor. Bu çokluktan biz vahdete geçeceğiz. Ne yapacağız? Onların hep Rabbi Zülcelal'imiz tarafından halk olunduğunu, yaratıldığını, hayır ve şerrin ondan olduğunu bilmek suretiyle. Ve uzun bir konu tabi. Hani ilmel yakini nedir? Bir girdiğimiz için kısa da bu hususta izah edilmesi gerekir. Mesela Mekke diye bir şehir var, biz bunu görüyoruz.
Coğrafya kitaplarında görüyoruz. Mekke diye bir şehir var Suudi Arabistan'da. Ama adam ombre yapıyor, hac yapıyor. Bu nedir? Ayiner yakindir. Yine o memleketten Mekkeli, bu hakka yakindir. Şimdi biz farzı, vacibi, sünneti, müstehabi öğreniyoruz. Bu, bilmel yakindir. Aynel yakini nedir? Aynel yakini zevkidir bunun. İbadet ve taatten duymuş olduğu huzur ve huşudur bu. Hakk'el yakini nedir? Hakk'el yakini, İmam-ı Azam rahmetullah ali hazretlerinin, Mai Müstahmen deniyor ya, abdest sularının vücudumuza sıçramaması. Ne var, ne, Abval yakin ne? Abdest alırken abdest azalarından günahların böyle çamur gibi paçavra gibi böyle yılan akrep gibi döküldüklerini müşahede ediyor. Bu iş. Allah'ımıza sevgi dediğimiz zaman, Bayezid-i Bistami Efendimiz bir an ondan adil olmak, bize cehennem ateşinden daha şiddetlidir diyor. Buna erişmenin yolu aldığımız vazifelerle gösteriliyor.
Rabıtalarla gösteriliyor, murakabelerle gösteriliyor. Ne kadar güzel, ne kadar güzel. Bunda yoğunlaşırsak Rabb'ımız da bize vermiş olduğu emir bu. El yetene fesil mütenafisu Ey yarışanlar asıl bu iş için yarışa. El yameli lamiyun amel edenler asıl gönlümüz nasıl irşad olacak ıslah olacak bunun için çalışır diye mi? Ve bundan yol alan kardeşlerimiz etrafına çok yardımcı olacak, çok Yaparsınız. Yaparsın. Yaparsın. Allah'ımızın sevgisi nedir? Levnetullah. Rahmanın has kulları, sevgili bunlar bu. Bak, büyüklerimiz hiç unutamıyorlar. Anasını unutuyor, babasını unutuyor, hedefini bile hatırlamıyor. Ama gönül doktorlarını hiç unutmuyor. Sebebi işte bu. Hukulullah, Allah'ımızın sevgisi lezzet onun onların sevgisidir. Buna erişebilmek için eserden müessire geçmek gerekir. Eserden nüessire. Mutlaka çiziriz.
Mesela yediğimizde, içtiğimizde bunu verenin Mevla olduğunu bilirsek, Allah'ımızın sevgisi kalpte uyanmaya başlayacak. Deriz ki bunu veren Mevla. Şu azamız, elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımızı ziyareten Mevla diyeceğiz. Ve ilallah hacetuhu. Onların istekleri, arzuları da hep Mevladır. Başka hiçbir şey değil. İstekleri ona kavuşma, ona girişmek. Bazen görülüyor ya bir kısım kimselerde zikreden, Coşuyor, taşıyor, kendinden geçiyor. Hep bunlar nedir? Ona erişmek için. Mesela bir suda akarken, şilane yapıyor, ses yapıyor, yapıyor, gürültü yapıyor, ama nehire kavuştuğunda veya denize kavuştuğunda kesiliyor, onlar da öyle. O zaman bitiyor asıl ızdırap. Her şeyi Mevla'dan bilmeye başlıyor. Derler ya, yolda birisi vermiş. Arkadan bir tokat isabet etmiş. Arkaya bakınca, niye bakıyorsun deyince, kimin vurdurduğunu biliyorum yalnız, hangi aletle vuruldu diye baktım.
Her şeyin Mevla'dan olduğunu bilmekte de. Mettapva Allah korkusu, zeduh. Onların azıkları da Mevla korkusudur. Mesela bizim kabirde yiyeceğimiz, içeceğimiz ne olacak? Seherde baktınız, tabi gece teheccüd namazları ile birlikte, evradımızı ve ezkarımızı okumuşsak, bu bize en büyük azı. Sabah kalkıp dünya değil, afet endişesiyle kalkarsak, acaba günümüzü nasıl geçireceğiz, isyanla geçmesin düşüncesiyle, bu çocuklarımız nasıl ıslah olacak, nasıl irşad olacak, bu meleği bir çevre mildana getirelim, hayırlı kimselerle otursun kalsın düşüncesi olursa en büyük azık bize içti. Okuduğumuz Kuran-ı Azimüşşan azı, mescide gelişimiz, okuduğumuz namazlar, imamın arkasında duruş, o sabah namazı ve güneş doğuncaya kadar bekleyişimiz, iki rekat, işraf namazını, kılıçımız hep bunlar ahirete olan azığımızdır. Ve maallah ticaratuhu. Onların asıl kazancı da Mevla'nın celle celalühü'nun muhabbetiyle olmaktır.
Her an onunla beraber, her an onunla beraber, durulmuş o, süzülmüş umut mayın nedir Neymiş? Demallah icaratu. Onların asıl kazançlarına Rabbi Zülcelal'imizde olmaktır. Ona Rabb'i celalimize tam bir gönül bağı ile teslim olmak ve dostluğu meydana getirmek, dostluğu meydana getirmek, bir sevgi oluşmaz. Nedir bu? Allah onları sever celle celalühü. Onlar da Allah'ı severler, bu. Allah onları seviyor, onlar da Rabbımızı seviyor. Sevince de, tabi 7 sevdiğinin yolunu takip ediyor. Halbuki biz yiyecek dindiği zaman başkalarına arzu ediyoruz. Ama onlar bu maddi nimetlerin yanında asıl taamın açlık olduğu. Vel curur taamuh açlık onların taamıdır. Çünkü Mevlana'mız midenizi bir müddet aç tutarsanız, içinde marifet nurları parlar boyutu. Yer kalmıyor. Şöyle oluyor aslında, yer kalmıyor derken, mide mide kalbin altındadır. Bir tencereyi düşünelim. Bir tencere düşünelim. O yemeği pişiriyoruz biz.
Yemeğin buharı ne yapıyor? Kapağını simsiyah hale getir. Onun gibi işte. Kalbimiz çokça doldurulduğu zaman ne oluyor? Kalp bunun üst kısmında ya, kapak gibi düşünün, siyahlaşmaya başlıyor. Ondan dolayı anlayamıyoruz. Ondan dolayı geceleri kalkanmıyoruz. Ondan dolayı bir derdimiz, bir sıkıntınız olmuyor. Ne olacak? Allah'ımızın huzuruna nasıl nasıl kurtulacağız, nasıl kurtulan cümleden olacağız düşüncelerinin hasıl olmayısının tek sebebi budur. Mühim sebeplerinden biridir. Mesela asıl gönül pimliklerini düşünürsek bu yazıda vermiştik. Onu hatırlayamayışımız bunlardan oluyor. Batıl düşüncelerle gönlümüzü doldurmalarlar oluyor. Mesela İslam'ı biliyoruz, su duracağız, buz duracağız. Asıl, asıl biz Ehlullah'ın meclislerinde bulunur. Ondan sonra da istirahatımızı temin edersek ne olur? Çılgınlığa düşmeyiz. O zaman hep mevlamızı hatırlarız. Yediğimizde, içtiğimizde bunu veren mevladır.
İsyana malzeme etmeyelim diye gayret gösteriyoruz. Geçmiş ulema-yı kiramımız ve almaya zenginler şuna çok dikkat ederlermiş. Tabii ticari işler, manevi düşünceleri yerine göre aksatıyor. Bize bu dünyevi çalışmalar, Mevlamızı unutturmasın diye Salihlerin sohbetlerine boşalırmış. Onlar ölümden anlatırlar. Dünyaya muhabbet etmemenin gerekliliğinden. Erde caiz, kesede kasada caiz ama gönülde caiz değildir diyerek kalbimizi Mevla'ya vermenin gerekliliğini anlatıp onu dinlerler. Böylece ıslah olurlarmış. Yoksa olmaz, kararmaya başlar gönüllü müsün? Sulanmayan bizim araziler ne oluyor? Şu yakın bir bahçede yüz tane ceviz ağacı var. Fakat su verilmediği için hepsi kuruyor. Su verin. Yani bu bizim için büyük bir ibret.
Gönül arazimizi de biz bu gibi sohbetlerle, zikirlerle, rabıtalarla, murakıbelerle, Cenabı Hak'la dönmelerle, Kuran tilaveti ile, Hadis-i Şeriflerle, Salihlerin sözleriyle sulamayacak olursak kararmaya başlar. İrfan çiçekleri açmaz. Manevi meyveler hasıl olmaz. Ve zühtü hima ruhum zühd dünyaya muhabbet etmemek, onları meyvelerdir ve hüznul hulu güzel ahlak, libasun onların elbiseleridir. Ve halakatul veci, güler yüzlü olmak da onların süsüdür. Onların meziyetidir. Ve sefavetül nefs. Böyle bir cömert. Dilinde de cömert, kesesinde de cömert, tebessümüyle de cömert, nasihatiyle de cömert, ilgisiyle, sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle cömert. Onların asıl kazancı budur. Ve husnul muaşere, insanlar arası güzel bir geçin, güzel bir geçin. Bu nedir? Sohbetuhu, onların asıl dostluğudur. Vel izmu, ilim nedir? Gaituhum onlara yol üstlenir.
İlim Allah'ın edebidir celle celalühü Peygamberlerini onunla edeplendirmiştir. Peygamberler de tabilerine bu nimeti sunmuştur. Sabır onların can damarlarıdır. Onların haklı bulmaları da en güzel bir binektir, mevlamıza erişmek için. Onların sözleri Kuran'dır. Bir kadından anlatılır İslam tarihinde hırkıyı Kuran'la konuşmuş. Ne denilse Kuran'la cevap veriyor. Diyorlar ki neden böyle yapıyorsun? Esselamü. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Ben diyor amel defterime böyle birikimsiz kayıp geçirmemek için böyle yapıyorum. Ve şükrur ziynetuhum, şükür onların zinetidir ve zikru mühimetuhum. Onların gayretleri, çabaları, merruda rahatuhum. Yalnız şunu söyleyeyim, bunların hepsi ayrı ayrı bir konu. Rıza, haptan gelene Abdulkadir Geylan efendimizin buyurduğu gibi, kaderoluğundan yılan, akrep ne yaparsa razı olsun buyuruyor. Rahatım, onların rahatleridir.
Vel' kanaatı maduhum, kanaat onların mallarıdır. Yani çok büz dikmiyor. Daha bir aşırı, daha bir aşırı. Onda bu var bizde yok demiyor. Allah ona bunu lütt etmiş. Bana da bunu takdim bitmiş diyor. Onların kazançları ibadettir. Şeytan onların en büyük düşmanıdır. Dünya, onları utanıyorum ama hadis-i şirk, hadis-i şirk. Dünya buyuruyor aleyhissalatü vesselam efendimiz, yiyip de dışarı çıkardığınızdır. Haya sıfatı onların gömleğidir. Allah korkusu onları ne yapar? Günahlardan koruyan bir muhafazadır. Gündüz de onların şerefleridir. İbadetle, taatle geçirirler. Mesela tatil haberi verilir ya, İslam'da haber verilirken şu şekilde söylenir. İbadetle geçirir. Bir kısmını, işte geçimini temin etmek için, Bir kısmı de tefekkür, niçin yaratıldığının, görevlerinin ne olduğunu düşünmek suretiyle geçirir. Gece onların tefekkürüdür. Yatağa girdiği zaman düşünür, o sık sıcak yatak, sım sıcak yatağı.
Bu yus yumuşak bir yatak. Ama kabir nasıl bir yatak bulacak? Kabir nasıl olacak? Orada yılan, akşam acaba ne yapar beni? Orada azim olmazsa ne olurum düşüncesi ve buna benzer daha başka güzel tefekkürle geçirir vaktini. Onların asıl gayreti, hikmet, önüne inen nurdur. Hikmet, hikmet doğruyu bulmaktır. Hak bunları koruyan, muhafaza eden bir nimettir. Bir kere şu hayatı geçici görür. Yani buraya ebedi değil. Ana karnında nasıl ebedi değilsek, vaktimizi tamamlayıp buraya geliyorsa, bu konuda takdir olunan vakti tamamlayıp ahirete göçeceğiz demek. Ölüm onlar için bir konaktır, bir mekandır. Gabir onların artık sığınacağı yerdir. İnşallah cennet bahçesi olur. Çünkü cennet bahçesinde oturanları iri cennet bahçesi olur. Fildevüs cenneti onların mekanıdır. Ne meniyyet olur. Bir kere Allah ondan büyük bir nimettir. Bizim gibi insanlara alimin üstünlüğü. Alimin bize olan üstünlüğü.
Kefavu lil kameri leynetel berr. Bu ayın on dördünde ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şimdi daha çok tatilden bahsedildiği için ünlerimizi tatile geçirelim diye. Mesela Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırri hazretlerinin müsaabelerini bir bitiririz. Üstadımızın eserleri, vesair. Bu firaset fethetti okunacak eserler velilde tefsir, hadis. Neyse bütün kitaplar orada kaydedilmiş tuğlahı. Böyle bir yol takip ederiz. Mesela bir İslam gibi hal, üç tane kitap çıkarır ta'füt gitmemiz için. Bunlara riayet ederiz. Bir günlük taati, ta'dirü'l ibadetel la abidi erbaine senede. Bizim gibi insanların yetmiş yıllık ibadetine denktir. Kıyamet günde üç kimse şefaat edecek. Nebiler, alimler ve şehitler. Evet, utiel mel ve mülk ma. Süleyman aleyhisselam mal, mülk ve ilimle serbest bırakıldı. Hangisini tercih edersek ettindi. O da ilmi tercih etti.
İlmi tercih edince Cenabı Hak ona malı da verirdi. Mülkü de her nimeti verdi. Yalnız burada alimin özelliği şu. Zümer suresinde es-saliler, git bakayım ki Zümer suresinde. Çok okuduğum bir ayeti celînen, insan aciztim. Şimdi kıyamet gününde şefaat edecek ya ulema, bu şefaat edecek ulema, arz ettiğimiz ayet-i celredeki bu özel sıfatı elde edenlerdir. Bizim yetmiş sene yapmış olduğumuz taate bir günlük taati denk olan alim, haşyet sahibi alim, hepsi değil. Yoksa Araf suresinde, okuduğu ilme mugayif yanlış hareket edenler köpeğe benzetiliyor. Cuma suresindeler, fuh alim de ilminin nefsi hareketi diyor. O konuşuyorsun. Orada da merkebe benzetiliyor. Öyle değil. Bunlar haşyet sahip. Bu haşyet nazarıyla devrilecek.
Bir kere istiğfarımız, tevhidimiz, salatü selamımız bölüm, tefekkürümüz, rabıta da mürşid-i kamidi, ruh şeklinde düşünüp bizzat Efendimiz aleyhissalatu vesselamdan icazetli olan bir Mürşid-i Kamil'in, kalbinden kalbimize, Allah'ımızdan bir nurun aktığını tefekkür edip, sonra da yedi kat semayı yok bilip, Arş-ı Azam'a gönlünü açan ulema-yı kiradır. Sıdddî-i Azam'dan bu zamana kadar gelen Allah'ın sevgili dostlarıdır. Harfi yen, onları takip eden kimseler odur. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.