İman ve İbadet İlahi İlim ve İrfan Ehli | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İman ve İbadet İlahi İlim ve İrfan Ehli
İman ve İbadet İlahi İlim ve İrfan Ehli kaydında Bu duaları okusak biz, İman hakkında konuşacağız. Bu görüşmemizin mukaddimesi olan buna hamdele denir. Sadveele. Hamdele Allah'ımıza hamdi ifade eder. Elhamdülillahi rabbil alemin. Geçen bir misafirimiz geldi. Bu gerçekten ilimde otorite bir zat, hem de inandığım, öyle inanıyorum, ihlas sahibi, müttaki bir kimse olduğuna inanıyorum.…
Bu duaları okusak biz, İman hakkında konuşacağız. Bu görüşmemizin mukaddimesi olan buna hamdele denir. Sadveele. Hamdele Allah'ımıza hamdi ifade eder. Elhamdülillahi rabbil alemin. Geçen bir misafirimiz geldi. Bu gerçekten ilimde otorite bir zat, hem de inandığım, öyle inanıyorum, ihlas sahibi, müttaki bir kimse olduğuna inanıyorum. Kendisini gizleyen fakat İslam ülkelerinde kürsüsü olan mübarek bir insan. Bir söz söyledi, çok hoşuma gitti. Dedi ki mesela soruyorlar nasılsınız? Elhamdülillah. Dedi ki elhamdülillahi rabbil alemin diyelim. Biz Yunus Suresi'nde Yunus Suresi'nde cennet ehlinin verdiği nimetleri görüyoruz. Yunus Suresi'nde cennet ehli. Nimetlere mazhar oluyor. O nimetlere mazhariyette ifadeleri bu. Bakın. Esselam. Büyük bir nimetin içerisindeler.
Allah'ımızın noksan sıfatlardan tenzih ederek, kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğunu ifade ederek derdim ki kendi kendime acaba cennette cennet ehli ne konuşacak? Bazen hatırına geliyor insanın. Sonra Rabbimizin izniyle anladım ki hep konuları Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nin Bişr-i Hafi'ye sorduğu soru. Ne o? Ahbir minanillah, bana Allah'tan haber ver, değişin. Şimdi irfan ehli kimseler siz otursanız ağzının suyunu akıtacağını zannedersiniz cenneti anlatırken. Fakat buna mahzun olurlar. Neden? Cennetin nimetini küçük görme anlamında değil bu. Cennetül maarifin zevkine erdiği için, mesela biz bir yere misafir olduk. İkramlar, ikramlar, ikramlar bunu o anda haz eder, lezzet alır. Belki onun lezzeti üç saat devam eder, sonunda biter. Ama bir hak dostunun gönlünü kazanmış da onun, onun nurlu nazarlarına erişip kalbimiz de haz ve lezzete kavuşmuşsa bunu ömür boyu unutmak mümkün değildir.
Ömrünü sonuna kadar unutamaz. Anlattım. Geçenlerde yine size sadece bir hatırlatmış olurum, çok bu. Başkasını anlatayım. O anlattığımın dışında bize müftülerden birisi geldi. Üstadımızın teveccüh edeceği halinden belli olurdu. Böyle mübarek gözünü yumdu. Böyle bir horlama gibi ama çok tatlı bir şekilde. Bir iniş ama onu tarif zor oluyor. Mübarek gözlerini yumdu. Böyle bir inleme halinde. O zat öyle bir ağladı ki bunu onun unutması mümkün değildir. Cennetin nimetleri de bu şekilde. Orada teveccüh var mı? Var. Nasıl var? Eğer burada biz mesela duyuyorum Girener Derneği olarak Kuyular açılıyor. Fakir ve yoksul düşünülüyor. Birçok duyulmayan duyulmayan pek çok elhamdülillah hizmetler var.
Eğer bu hizmetler de Mevlamızın rızasına gelişmişsek ta en uzak diyarlara yiyecek ve içecek bulamayan, sömürülen diyelim, yiyecek ve içecek bulamayan değil, yiyeceğe ve içeceği çok fazla vesair ülkelere de bol bol yardım edecek şekilde kimselerin bütün gelirleri, kaynakları sömürülmüş, zalimler tarafından sömürülmüş. O ülkelere gidip de oradaki yavruların gönüllerinin görülmesinden Mevla razı olmuşsa o hal ona cennette gösterilecektir. Ne olacak gösterilince onu artık yaşayan insanlar hazzını ve lezzetini duyacaktır. Biz cennet dendiği zaman cennet dendiği zaman onlar cennetül maarif diyorum ya ne konuşulacak derken Allah'ımızın sıfatlarından, fiillerinden, efalinden. Bu açıldıkça açılır. Bitmez mi? Mesela orada konuşulacak. Bu bir saat konuşulur, iki saat konuşulur. Bizim inşallah dua buyurun da bize de Cenabı Hak nasip buyursun.
İman ve İbadet İlahi İlim ve İrfan Ehli ne anlatıyor?
İman ve İbadet İlahi İlim ve İrfan Ehli kaydında Bu duaları okusak biz, İman hakkında konuşacağız. Bu görüşmemizin mukaddimesi olan buna hamdele denir. Sadveele. Hamdele Allah'ımıza hamdi ifade eder. Elhamdülillahi rabbil alemin. Geçen bir misafirimiz geldi. Bu gerçekten ilimde otorite bir zat, hem de inandığım, öyle inanıyorum, ihlas sahibi, müttaki bir kimse olduğuna inanıyorum.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kuran-ı Azimüşşan'dan bir harfin, bir harfin altındaki esrar, deriyalarca manayı içerir ve anlatılması mümkün değildir. Ondan sonra Cenabı Hak biz Taha suresinde öyle hatırlıyorum. Ya Rabbi ilmimi artır diye ötesinde bahşedilecek nimetin tarifi yoktur. Bak yine dönüp geliyoruz Ahmet Bin Hanbel Hazretleri'ne. Bu Şazedi tarikından bir şeyhe müntesip. Fakat Şeyh Efendi Ayet-i Celilelere mana veriyor. Mana verirken Ahmet Bin Hanbel Hazretleri bunu işitti. Şöyle bir düşündü. Bu hangi medresede okudu? Hocası kim? Yok. Ne medresesi vardı? Ne hocası var? Verdiği manaları gördükçe Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nin gönlünde öyle bir şevk meydana geldi ki cezbelenerek diyor dışarı çıktı Allah'ım bu ne ilim demeye başladı diyor. Orada konuşulacak olan tarifi mümkün olmayan Rabbimizin nimetleridir. Bir sıfatı ilahiyesi isimlerinden ve fiillerinden, zati sıfatlarından anlatılmasıdır.
Burada onların tahiyyeleri selamdır. Bu selam deyip geçiyoruz ama konuda bu hususta hazırlık yaptım. Yalnız içinden çıkacak gibi değil. Çünkü elimizde Kuran-ı Kerim Sad suresini açıyoruz. Ne görüyoruz biz? Sad suresinde gördüğümüz hep Cenabı hak çoğu enbiyayı selamla ifade buyuruyor. Evet, açtım. Belki mütalaa edilebilir. Sad suresinde nereden alınabilir? Kırk dördüncü Ayet-i Celile'den itibaren okuduğumuz zaman görürüz. Allah'ımız onları aynı zamanda selamlıyor. Onun dışında hayırlı kimselere olmaz mı? Olur. Mesela Ebubekir Sıddık Radıyallahu Anh Efendimiz için Cenabı hak ona selam ediyor. Mesela Hazreti Salim Cenabı hak buyuruyor ki Hazreti Saim Bened suresini okusun, selama mazhar ol diyor. Bir velinin dahi selamına erişmek hayatı değiştiriyor. Deyin ki Cenabı Hak'tan bir selam. Biliyorsunuz İmamı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri evde beş defa hacc etmiş diye konuşulur.
On iki defa girmemiş huzur-u Nebi Nebeviye'ye Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayasından ve utancından. Meczubinden mi ricalullah'tan mı bir hap aşığına rüyasında Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki imama söyleyin, tabii selamlarla imama söyleyin artık huzuruma gelsin. Bunu İmamı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri'ne anlatınca o fakire başında bir kıymetliymiş. Demek ki bir kavuk gibi veya bir takke nasılsa onu veriyor. Sonra diyor ki anlat ey fakir. Anlatıyor. Anlatınca küpesini veriyor. Anlat ey fakir ne dedi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem? İmam dışarılarda gezmesin, huzuruma gelsin selamlarla. Elinde avucunda ne varsa onu veriyor. Bizim burada kıymetli bir hocamız, Hasan hocamız, Rahmetüvari bu bizim yakın ilçelerden, işte Yeşil Sarı, İncesu buralardan hacca bir kısım kimseler götürmüş.
Tabii götürürken onlardan kapora mı almış, ne aldıysa biraz yakın para da almış nasıl aldıysa. Demek de alması icap ediyor çünkü kurban parası var. Bunun yanında Arafat'ta şimdiki gibi değildi. Çadırlar tutuluyordu. O çadırların vesaire kalacak, konakladıkları yerlerin ücretleri onları tahsil etmiş. Orada Allah'ımızın cemalini müşahedeyi hocamıza Cenabı hak lütfetmiş. Bunu lütfedince elinde avucunda ne varsa hepsini bahsetmiş. Buraya bir Hadis-i Şerif aldım. Acaba bulabilir miyim? Türkçesini söylerim ama Arapça hatırlayabilirsem efendimizin bir Hadis-i Şerif'i var. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor der. Eğer buyuruyor eğer buyuruyor benim ümmetim öyle bir sevgi ve muhabbet ihsan buyuruyor ki beni görmek için malını mülkünü ailesini her şeylerini terk ederler buyuruyor. Öyle bir ümmetim gelecek ki zaten ah ihvanımı özlüyorum buyurmuştu.
Ashabı Güzin de biz seninnen oluruz deyince siz ashabımsınız, onlar kardeşim kardeşlerimdir, onları özlüyorum buyurmuştur. Burada burada bu uzun süreli. Onların Cenabıhakk'a yalvarış ve yakarışları, taatleri. Dua aynı zamanda ibadet anlamında taşır. Elhamdülillahi rabbil alemin diyorlar. Biz Fatiha'da Fatiha-i Şerife'de biliyorsunuz ilk başlangıcı nedir? Elhamdülillahi rabbil alemin. Ne kadar insana haz ve lezzet veriyor, doyurulması mümkün değildir. Sonra selamet selam ve okunan o estağfurullah estağfurullah diye yapmış olduğumuz hatalardan dolayı nedamet etmek aslında bu bile yeter bize. Düşünecek olursak kafi. İman, em, eman kökünden iman güven duygusu, güven duygusu insanda bir huzurdur. İçinde bir tasdik. O tasdik ile hasıl olan nedir? Büyük bir huzurdur. Rabbimiz önemine binaen Kuran Azimüşşan'da sekiz yüz ayeti celileyi geçer iman hakkında. Sekiz yüz ayeti celileyi geçer.
Sadakattir. İmanda asıl olan sadakattir. Bu sadakat şüpheden uzak demek. İmanla huzura kavuşma demektir. İmanla huzura kavuşmadır. Bakara ve Maide surelerinde biz bu huzuru Arapça itminan kavramı ile ifade ederiz. Itminan. Bakalım Kuran-ı Kerim'e. İbrahim Aleyhisselam Rabbi Zülcelal'imize ya Rabbi ölüleri nasıl diriltirsin buyurduğunda dediğinde Cenabı Hak inanmıyor musun yoksa esame kalbim mutmain olsun diye, burada İbrahim Aleyhisselam inanmıyor diye bir şey yok. Kalbim mutmain olsun diye biz En'am suresinde İbrahim Aleyhisselam'ın inancının öyle bir kuvvetini görürüz ki müstesna Cenabı Hak peygamber olduğu için insanlara tebliğde ve davette bulunacak ne yapıyor? Semavat ve arzın esrarını gösteriyor. Bakın imanda yakin çok önemli. Hem de bu ayeti celîlede yakini görürüz biz. Yakin kesin inançtır. Kesin inanç nedir? Bizzat görmüş, müşahede etmiş. Ben diyor gördüm diyor.
Mesela bize Ayasofya'yı anlatıyor. Biz diyelim gördük elhamdülillah. Yalnız görmeyen bilmeyen bir kimse olsa biri de onu görse, içinde de namaz kılsa nedir? Gördüm. Arkadaşlar gördüm. Öyle bir heybet ki tarifi mümkün değil. Girdim içine benim kalbimde de gönlümde de vücudumda da bir değişiklik oldu. Bambaşka bir haz duydum. Zevkin içerisindeyim der, görünce. İmanda yakin bu, ashabiyetle. İmanda kesin bir bilgiye erişmesin. Biz bu kelimeleri kullanırken hiç bunun manası olduğunu ifade edemiyoruz. Ancak bir sağından, solundan, önünden, arkasından yaklaşmış gibi oluyoruz. Tam bir anlamı yok. İman, bunun tarifi nedir? İmanda iyi kan. İmanda iyi kan desen kimse anlamaz bunu. Çünkü dilimiz mesela Osmanlıcada var bu. İkan dediğim zaman derhal anlar. Ne diyeceğiz? Kesin inanç diyeceğiz. Böyle bir halden sonra İbrahim Aleyhisselam'ın imanındaki güce baktığımız zaman bu Araf suresi yok.
Enam suresinde yetmiş beşinci ayet indi. Ondan sonra devam eder. İşte yıldız, ay ve güneşi görmesi. Bu benim Rabbim değildir, doğup batan Rabbim olamaz diye. Bu bize yol göstermek için İbrahim Aleyhisselam inanmıştır. Bu imanda ilmel yakini, aynel yakini ve hakkal yakini gösterir. İbrahim Aleyhisselam diyor Eshable. Hanif olarak tevhid inancı üzere semavat ve arzın arzın yaratan Cenabı hak, semavat ve arzı yaratan Cenabıhakk'a yönümü döndürdim diyor. Bu fiziki olarak beden dönüşü değil, kalbin dönüşü, her şeyiyle dönüş. Oğluyla, kızıyla, malıyla, mülküyle, canıyla, ağzıyla, kalbiyle, beyniyle, her şeyiyle dönüştür. Efendimizde de biz bunu görürüz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bunu nerede görürüz biz? Yusuf suresinin son kısımlarında müşahede ederiz. Ne geçer orada Esenre? Bakın davette. Basar görmektir. Basiret gönül gözüdür. Ben ve bana tabi olanlar bendendir.
Ve Sübhanallah, Allah'ı noksan sırukatlardan, noksanlıklardan tenzih ederim de Cenabı hak'ı ve ben müşriklerden değilim diyen ne güzel bir ifade daha çok. Demek ki imanda önemli olan bitminandır. Biz bunu Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hakk'ın İbrahim Aleyhisselam'a ölüleri nasıl diriltirsin deyince inanmıyor musun yoksa esarne velakin liadme inne kalbi kalbim mutmain olsun diye ifade etmektedir. Yine biz Kuran-ı Kerim'de Kuran-ı Kerim'de görürüz. Mesela nedir gördüğümüz? İmanda itminan hususunda, Onlar inanmışlar. Kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur, buyruluyor. Aynı zamanda yakin ifade edilir. Yakin, kesin bir inançtır. Bakara Suresi'nde dördüncü Ayet-i celilede esamiyet. Onlar sana indirilen kitaba da senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirette yalnız onlar, ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
Katiyen bir şüphe yok. Çünkü gönül artık onu takmış ve lezzetini almıştır. Şimdi biz iman noktasında baktığımız zaman Kuran Azimüşşan'a imanla salih amel beraber ifade edilir. Biz Sahih-i Müslim'de diğer birçok hadis kitapları var. Bilhassa Sahih-i Müslim'de imanla alakalı efendimiz aleyhissalatü vesselamın üç yüz seksenin üzerinde hadisi şerifleri vardır. Diğer hadis kitaplarında da olmakla birlikte. Şimdi salih amel işleyenlerin kurtuluşu da yine kitabı kerimimizde en baştaki ayeti celile'de ifade ediliyor. Hani Bakara suresinde geçiyor. Esselamü. Rablarından bir nimet olarak, ikram olarak, lisan olarak. Demek ki hidayet kendi elimizle de değil. Allah'ımızın lütuf ve keremi biz talep ediyoruz. O ihsan buyuruyor. Ve onlar kurtuluşa gelenlerdir buyuruyor. Ehli sünnet kelamcıları imanın esas, esasını tarif ederken kalbin tasdiki demişlerdir. İmanı tarif ederken kalbin tasdikidir.
Biz bunu Hucurat suresinde on dördüncü ayeti celilede şu şekilde görürüz. Burada kendimizi ölçüp biçeceğiz. Biz hangi noktadayız diye çok kolay Rabbimizin ayeti celilesiyle bakarız. Esselamü. Yüzeysel olarak Müslümanlığı kabul eden bazı göçebe kabileler biz de iman ettik dediler. Ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem onlara de ki ve Ey Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem onlara de ki hayır, siz henüz tam olarak inanmış değilsiniz. Bu yüzden iman ettik demeyin. Fakat biz Müslüman olmaya karar verdik ve bize tebliğ edilecek İslami hükümlere prensip olarak boyun eğdik deyin. Çünkü Kuran'ın ortaya koyduğu iman ilkeleri henüz kalplerinize yerleşmiş değildir. Bununla birlikte. Eğer bundan böyle Allah'a ve elçisine itaat ederek iman iddianızda samimi olduğunuzu gösterirseniz elbette Rabbiniz yaptığınız hiçbir güzel davranışı karşılıksız bırakmayacaktır.
Unutmayın Cenabı hak çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Bu ustadaki misallere geçmiyorum çünkü gerek yok. Bunu anlatmak. İşte para verseler ben Hristiyan da olurum sözünün hiç burada yeri yoktur bu güzel konuyu işlerken. İman hususunda biz gerçekten çok zorlandık. Biraz çatısını oluşturmaya çalışıyoruz. Geçenki görüşmemizde de bunun üzerinde duruldu. Bitmiyor ve tükenmiyor. Fakat biz burada, burada asıl öz nedir onu vermeye gayret edelim. Şimdi imanın imanın aynı zamanda imanın aynı zamanda şudur, Akaid kaidesinden hareket edersek iman bir bütündür, bölünmez ve parçalanmaz. Ama ne vardır? İmanın kuvvet ve zaafı vardır. Bak iman bölünmez ve parçalanmaz ama kuvveti var, zaafı vardır. Bunu da biz çok ayeti celleler var. Ancak içerisinden seçtiğimiz Enfal suresinde ikinci ayeti celiledir, esame. Bu ayeti celile bize imanın güç ve kuvvetini haber verir.
Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki Cenabı hakk'ın adı anıldığı zaman yürekleri korku ile heyecanla ürperürüz. Kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu zaman bu onların inancını pekiştirilerek artırır ve onlar yalnızca Rablerine dayanıp güvenirler. Demek ki iman ibadetle, taatle artmış oluyor. Hiç şüphesiz. Artık imanı güçlü olan, kuvvetli olan kimselerin mizan bile tartması mümkün değildir. Bazı hususlarda Cenabı hak siz olduğu gibi olduğu gibi bırakın ecir ve mükafatı bana aittir buyuruyor. Burada Ayet-i Celile'nin izahı var, yalnız onu geçerek Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ve galen Nebiyyü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Cennette yüz derece vardır. Her derecenin arası yüz senelik yoldur.
Hülasa bir hakkın mümin olabilmek, Cenabı Allah'tan korkmak, Kuran okundukça imanın ziyade ve kuvvet bulması ve Cenabı Allah'a tevekkül ile teffiz-u umur etmek, teffiz-u umur işlerini ona ısmarlamak ve farz namazları eda etmek ve zekat vermeye tevakkuf ettiği bu ayeti celileden müstefat olmaktadır. İbni Abbas radiyallahu anhuma'dan rivayete göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur. Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını ikmal etmiş olmaz. Bu elimizdeki eserde de ŞURUT'L iman kisatü eşyae diye mevcut. Sonra imanın kalbe yazılma hususu daha birçok konular mevcut iman hususunda. Çünkü imanın kalbin tasdiki olduğunu gösteren ayeti celileler vardır. Çok. Bu ayeti celile kalben tasdikin gerekliliğini ey peygamber sallallahu teala ve sellem, kalpleri iman etmediği halde imanın kalbin tasdiki olduğunu belirtir Cenabı hak.
Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla inandık diyenler ve Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ayet içinde bu. Sadece dilleriyle inandık diyorlar. Bu neyi gösteriyor bize? İmanın kalben tasdikinin ne kadar mühim olduğunu ifade buyuruyor. Yine Cenabı hak Hemen söylüyorum. İşte onlardır. Allah'ın kalplerine imanı nakşettiği ve kendi katından hayat verici bir vahiyle desteklediği bahtiyar müminler. Bu yüzden Cenabı hak onların o müminleri ağaçlarının altından ırmaklar çağlayan ve sonsuza dek içinde yaşayacakları cennetlere yerleştirecektir. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın tarafında yer alanlardır. İyi bilin ki ebedi mutluluk ve kurtuluşa erişecek olanlar ancak Allah'ın tarafında yer alanlardır. Burada burada işte onların kalbine Allah imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.
Efendimizin yaptığı dua, iman açısından kalbin önemini gösterir. Efendimiz veya efendimiz böyle dua ediyorlar. Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim, kalbimi dininde sana itaatte sabit kıl diye yalvarmıştır. Görüldüğü üzere imanın aslı kalbin inanılacak şeyleri tasdik etmesidir. Bir kimse diliyle inandığını söylese bile kalbiyle tasdik etmediği sürece mümin olamaz. Yani kamil mümin olamaz. Buna karşılık kalbiyle tasdik edip inandığı halde inancını diliyle söylemeyen kimse ahirette mümin kabul edilir. İnanılacak şeyleri kalbiyle tasdik ettiği halde dilsizlik gibi bir özrü sebebiyle inancını diliyle açıklayamayan kişi de aynı şekilde mümindir. Burada ölüm tehdidi de burada Ammar bin Yasir ifade ediliyor. Biliyorsunuz Ammar bin Yasir bir kuyuya başı suyun içerisine gömülerek öldürülmek isteniyordu. Dediler ki dediler ki Lat ve Uzza'ya inandığını söyleyinceye kadar bırakmayacağız.
Ölecek nihayet. Sonra onların dediğini ifade etti. Efendimize geldi ben küfre girdim diye. Efendimiz de hayır Ammar. Tepeden tırnağa kadar imanla doludur. İman onun etine ve kanına kadar işlemiştir buyurdu. İyi Ammar, eğer onlar bir daha bu söylediklerini tekrarlatmak için seni zorlarlarsa tekrar söyleyiver buyurdu. Bu hadise üzerine şu ayeti kerime nazil oldu, Eshanüm. Kalbi iman ile mutmain olduğu halde dinden dönmeye zorlananlar dışında her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazap gelir ve kendisine çok büyük bir azap vardır, buyuruyor. Anlaşılmıyor diye diyemem de iyice anlaşılsın diye şimdi kafirler hayatına mal olacak şekilde eza ediyorlar hayatını. Yok etmek üzere. O zaman onların dediğini kalbinde imanını muhafaza ederek söylerse bunda bir sıkıntı yoktur.
Ama ama her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa o zaman büyük bir azap vardır buyuruyor. O zaman ne yapacağız? Kuran-ı Kerim'in diliyle Cenabıhakk'a şöyle yalvaracağız. Esselamle. Rabbene ve deyip Cenabıhakk'a yalvarıp yakaracağız. Rabbimiz bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi eğittme. Bizi batıl yola götürme. Bize tarafından bir rahmet bağışta hiç kuşku yok. Lütfu en bol olan yalnız sensin deyip Cenabıhakk'a sığınacağız. Burada bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını ikmal etmiş olmaz. Bir, et tevekkünü alallah, Cenabı Hakk'a tevekkül ve teffiu ilallah, Allah'a teffizuzu umur. Bunu Sami Benda Hazretleri, Haddes Allah'a Sırrı başka türlü ifade edemez. Çünkü içini doldurmamış oluruz biz. Ne diyeceğiz biz? Türkçe bunu. Allah'a, işlerini ona ısmarlamak çok basit kaçıyor.
Allah'ın emrine ondan sonra ve teslimi ili emrillah, Allah'ın emrine teslimiyet, ve rada big gada ille, Allah'ın kazasına rıza ve sabru ala bela illa Allah'ın imtihanına sabırdır. Burada Hadis-i Şeriflere giriyoruz. Düşünüyorum şimdi. Bir kimse sevgisini ve buğzunu, hatasını ve men'ini, bak anlaşılmayacak. Ata, vermesini ve vermemesini hadisan Cenabı Allah rızası için ederse tahkikan imanın kamil etmiş olur. Sonra, nefsin için sevdiğin hayrı cemi nas için de sevki, yani bütün insanlar için de sevki, o halde Müslim'i kamil olursun. İman-ı kamil kalp ile marifet, lisan ile ikrar azayı cevarihle amel eylemekten ibarettir. İmanı kamil kalp ile marifet, kalbin taskiki demek bu. Sonra lisan ile ikrar, diliyle beyan etmek, azalarıyla da Allah'ımızın emirlerini tutmaktır. Yalnız amelsiz olarak iman kafi değildir. Yani ameli azaldıkça imanı da fevt olur. İman kavi ve amelun.
İman, iman hiç şüphesiz. Iman havildir, sözdür ve amelun ameldir. Ve yezidu ve yengusu. Yani herkesin imanı amel ve ibadetin nispetindedir. La yekbelullahu imanen bile amelin ve amelen bile imanın. Cenabı Allah amelsiz imanı ve imansız ameli kabul buyurmaz. Sadaka Resulullah ve netekabibullah. Iman ile amel yetdiğerine mütekarin ve mütalaa, mütelazimdir. Yani imanla amel mutlak icap eder. Binaenaleyh iman amelsiz yahut amel imansız bir işe yaramaz. İman ne temenna ve arzu ile ne de zahirde kendini havlen ve fiilen salih kimselere benzetmektedir. Tekrar okuyorum. İman ne temanna ve arzu ile ve ne de zahirde kendini kavlen dil olarak ve fiilen, yaşayış olarak salih kimselere benzetmektedir. Velakin müminin imanı öyle bir şeydir ki kalbinde yer tutmuş olan ve amel ve ibadeti de onu tasdik eder. Bu Taha suresinde olacak eserler. Hile söylenecek. Eksililmesinden endişe etmez.
Cenabı Allah ve sellem'e. Hakikat iman edip de iyi amel ve hareketlerde bulunanlar buyurmuş, imanın şartı sıhhatini amelde kılmıştır. Binaenaleyh amelsiz iman tekemmül etmez. İman ile amel birbirinden lazım-ı gayrı mufarık gibidir, buyurmuştur. Yine Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de biz burada şunu beyan etmek istiyorum. Kıymetli bir hocamıza diyorlar ki bize hocam bir de tasavvuf dersinden okutsan dedim ki diyor benim okutacağım tasavvufa tahammül edemezsiniz. İbrahim Mekan hocamız diyor. Rahmetullah Ali biz diyor tasavvuf kelimesini iki aydır diyor tarifi üzerinde duruyoruz. Aynen onun gibi biz daha imanın çatısını oluşturamadık. Öyle bir nimet ki esselam. Nasıl küllisi mertebede müsavi olur mu? Elbette olamaz. Zira o kimseler ki Allah Teala İslam'ı kabule kalbini vasi kıldı, nurlandırdı. O kimse Rabbinden hidayet üzerinedir. Azabı azim de zikri ilahi işitmekten kalbi katı olanlar içindir.
İşte kalbi katı olanlar açık bir dalalet içindedir. Daha izahlar yapılıyor burada. Bir de parça parça gitmiş olduk. Elimizdeki hadis kitabından ifade edemedik. Fakat yine iman hakkında elimizdeki eserden hareketle neyi diyebiliriz buna bakıyorum Rabbimizin lütuf ve keremi ihsanıyla. Aslul İman, Abdülaziz Eddirini Hazretleri rahmetullahi, Aslül İman İlham, yulupiyehullahu teala fil kalp. İman öyle bir nimettir ki Rabbimiz tarafından ihsan olunan ancak gönle atılır. Şu Allah'ımızın yaratmış olduğu eşyaya bakıp da mesela çok küçük bir böcek diyelim, çok küçük. Gözle bir böcek diyelim, çok küçük. Gözle görülmesi bile zor. Bir de bunun yanında fil. İşte bu bir misal, daha yerin altındaki hayvanat sürüngenler vesairler, havada uçan kuşlar, bunlar tarifi mümkün değildir, insanın imanını artırır diye ifade ediyor, çok. Yine mesela aslül iman, imanın aslı ikraru lisen bir tasdikil kalp.
Kalbin tasdiki ile dilin ifadesi, kalbin tasdiki önemli. Onun için biz azalarımıza sahip olacağız isyana gitmemek için. İkinci olarak kalbimizi koruyacağız. Üçüncüsü de en başta Rabbimizin yüceliğini bileceğiz. Ve füruhu, yani yüceliğini derken azameti karşısında nasıl biz hata edebiliriz diye bir üzüntü içerisinde bulunmamız gerekir. Ferizei ilahiyeyi yerine getirmektir. Burada İmamı Rabbani Hazretleri'nin çok güzel bir izahı var. O da mesela farz saati yaparken bu benim Rabbimin emridir, mutlak yerine getireceğim düşüncesi olacak. Mesela sünnet-i seniyyeyi yaparken efendimiz aleyhissalatü vesselamın bu bize Nebiyy Ekrem Efendimizin sünnetidir demek. Burada Ahmed-i Gümüşhanevi El-Nahiş Bendi Hazretleri'nin kısa olanını seçmeye çalışıyorum. İzahını yapmadan kısaca geçebiliriz. El iman, nedir iman? Ve tasdik, o kalben tasdik etmektir. Ve rasuhu, imanın başı nedir?
Ezzühtü ve takva, dünyaya meyletmemek ve Cenabı hakk'ın korkusunu hiçbir zaman terk etmemektir ve ve satuhu, imanın artık ilerlemiş şekli, ettaatu velyakin. Bunu demekten kelimenin manasını uygun göremediği için diyemiyor. Ve vasatuhu, imanda biraz ilerlemek, kemale adım atmak, ettatu ibadet, velyakin, kesin inançtır. Ve urukuhu imanın damarları nedir? Essalatü vel iflas, namaz ve samimiyettir ve şeceratuhu imanın ağacı ise, emri, ilahiyi tebliğ etmek ve neh yolundan da kaçmaktır Ve husnuhu, o imanın ağacının dalları nedir? Tevhittir. Meyvesi nedir? Zekattır. Onun toprağı nedir? Müminin, iman eden imandır, müminlerdir ve mauhu o ağacın suyu nedir? Allah'ın kelamıdır. Nehri nedir? İlimdir. Bu Usta Ahmed er Rufai Hazretleri'nin Haddesallahu sırra çok güzel bir şema, bu bir ağaçtır. İşte onun toprağının ne olduğunu çok güzel izah eder. Ondan sonra gövdesini anlatır. Altı tane daldır.
Altı tane dalın meyvelerini anlatır. Bu ayrı bir konu. Bunu biz kardeşlerimize de bir ara dağıtmıştık. İnşallah imanın tat ve lezzetini duyarız. Duymak için adım atacağız çünkü biz imanla cennete dahil olabiliriz Rabbimizin lütuf ve keremiyle iman çok önemli bir husustur. Titremiş böyle. Koskoca peygamberler titremiş. Mesela Yusuf Aleyhisselam Kuran-ı Azimüşşan'da ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içerisinde kat diyor. Bir Mekke bunun aksi de olabilir. Rabbimiz korusun. Velhamdülillahi rabbil alemin. Fatiha'yı çekemiyorum. Sebebi de bize bir soru sordular. Dediler ki bu hastalık nedir dünyayı kasıp kavuran? İman mücadelesidir. Burada biz safımızı iyi tespit edeceğiz, bir de imanın kemali için gayret ve çaba içerisinde bulunacağız. El Fatiha.