İman ve Amelin Birliği ile Takva ve Helal Rızkı kaydında Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunların hepsi cehenneme. Ancak bir tanesi cennete girecektir. Müellif hazretleri belki izah buyuracak. Fakat şimdiden söyleyeyim, hepsi ateşte olmaz. İnkar etmedikçe, eğer inkar ederse ateşte olur. Biliyorsunuz Mutezile mezhebinde görüş nedir? Büyük günah işleyen de ateştedir der. Ama İmam-ı…
İman ve Amelin Birliği ile Takva ve Helal Rızkı ne anlatıyor?
İman ve Amelin Birliği ile Takva ve Helal Rızkı kaydında Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunların hepsi cehenneme. Ancak bir tanesi cennete girecektir. Müellif hazretleri belki izah buyuracak. Fakat şimdiden söyleyeyim, hepsi ateşte olmaz. İnkar etmedikçe, eğer inkar ederse ateşte olur. Biliyorsunuz Mutezile mezhebinde görüş nedir? Büyük günah işleyen de ateştedir der. Ama İmam-ı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunların hepsi cehenneme. Ancak bir tanesi cennete girecektir. Müellif hazretleri belki izah buyuracak. Fakat şimdiden söyleyeyim, hepsi ateşte olmaz. İnkar etmedikçe, eğer inkar ederse ateşte olur. Biliyorsunuz Mutezile mezhebinde görüş nedir? Büyük günah işleyen de ateştedir der. Ama İmam-ı Azam, Rahmetullah Ali Hazretleri büyük günah işleyen hasıktır, der. Hadis-i Şerifinde yetmiş iki fırkanın cehenneme girmesinden murat azaba duçar olmalarıdır. Yoksa muhallet, binler değil, yani ebediyen ateşte değil, azap görmelerinden dolayı, yoksa imana münafi, yani imana muhalif ve kafirlere mahsus olan ebedi olarak cehenneme giriş değildir. Çünkü onların cehenneme girişlerine sebep kendilerinin bozuk itikadıdır. Bozuk itikatlarının gerektirdiği kadar Cehennem'de muazzep olacaklardır. Cehennem'de azap göreceklerdir.
Tek fırka ise, onların aksine cehennem azabından kurtulan bahtiyarlardır. Şu kadar var ki bunların da günah işleyip bu günahı tevbe veya şefaatle affolunmaları, Allah korusun affolunmayacak olursa günahı kadar cehennem azabına giriftar olurlar. Gerçi diğer fırkalar da cehennem azabında devamlı kalacak değillerdir. Zira bid'at ehli denilen bu fırkaların bid'at ehli, dinde aslı olmayan saatlerdir. Zira big'a ehli denilen bu fırkaların ehli kıble olanlarını zaruratı diniyyeyi ve ahkam-ı şer'iyeyi inkar etmedikçe tekfir mümkün değildir. Burayı tekrarlamak istiyorum. Önemine binaen. Bid'at ehli denilen bu fırkaların ehli kıble olanlarını, zaruratı diniyeyi ve ahkam-ı şer'iyyeyi inkar etmedikçe tekfir mümkün değildir. Ulema buyurmuşlardır ki bir zattan doksan dokuz vechile küfür zahir olsa ve bir vech ile bir İslam bulunmuş olsa, o adam hakkında uygun olan küfür ile hükmetmemektir.
Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir. Bu ümmetin tokarası zenginlerinden yarım gün önce cehenneme, cennete gireceklerdir. Bu ümmetin tokarası zenginlerinden yarım gün önce cennete gireceklerdir. O yarım gün dünya ölçüleriyle beş yüz yıldır. Zira bir gün Hak Teala ilminde bin senedir nitekim esaret. Allah nezdinde bir gün sizin sayageldiğiniz günlerin bin yıl gibidir. Allah nezdinde Cenabı hakk'ın yanında bir gün sizin sayıya geldiğiniz günlerden bin yıl gibidir. Ayeti kerimesi bu manaya şahittir. Fakirden murat, fakir-i sabirdir ki, sabreden fakirdir. Ahkam-ı şer'iyyeyi dinimizin esaslarını yerine getiren mahzurat-ı şer'iyyeden kaçınandır. Cenabı hakk'ın yasaklamış olduğu fiillerden uzaklaşanlardır. Fakirlerin de kendi aralarında dereceleri ve mertebeleri vardır. Nitekim biri diğerinden üstündür buyurulmuştur. Nur suresinde kırkıncı ayet-i celîne.
Onun da en yüce mertebesi makam-ı fenadır ki, o da Hak Celle ve ala'dan başka herkesi aciz ve naciz bilip yok kabul etmektir. Hakcelle ve ala'dan başka herkesi aciz ve naciz bilip yok kabul etmektir. Fakrın bütün mertebelerini şahsında toplayan fakir, onun bazı mertebelerine vasıl bulabilenlerden daha fazladır. Fakr tasavvufta çok önemli bir konudur. Fakr tasavvufta bazı esaslar var. Onları peygamberlerle alakalandırırlar. Mesela tasavvufta ne var? Dostluk var. Onu kullettir. İbrahim aleyhisselam'la alakalandırır. Mesela seyahat der, onu İsa aleyhisselam'la alakalandırırlar. En sonunda sıralar sıralar Hakr hali Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemden neş'et ettiğini, ondan zuhur ettiğini beyan ederler. Yalnız fakr çok önemli bir konu üzerinde durulduğu zaman bitmez o, saatlere sığmaz, kulak bunlar. Şudur.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, el-Fakru fahri, kalbi fakirliğimle ittikar ederim buyuruyor. Bu da, bu da Cenabı Hakk'a karşı aczini ifade etmektir. Allah'a karşı Celle Celalühu hiç olduğunu beyandır. Arifani İlahiden birisi diyor ki, Ben, Halık'ımızın azamet-i ilahiyesine şahit olunca sinek kadar dahi kalmadım diyor o azamet-i ilahiyenin karşısında. Böyle bu terimler ifade ediliyor da asıl yaşanılması gerekir. O zaman anlaşılır. Mesela, yeri gelince konuşulur Rabbimiz izin verirse, imandan bir zerre, imandan bir zerre, itikada ait bir konu, imandan bir zerre, yedi kat sema, yedi kat arzdan daha üstündür. Biz bunun hakikatini gördüğümüz zaman ancak anlayabiliriz. İnşallah çalışarak, gayret göstererek, bilhassa evrak ve ezkarımıza riayetle olacak. Okuyorum mesela, okuduğumuz eserlerde insan tevhidin nuruna erişir? Tevhidin nuruna tevhidle ulaşır.
Mesela tarikat-ı Adliye'de Nakşilerde ne var? Başta Kelime-i Tevhidi okuyoruz. La ilahe illallah. Zaten bütün hakikatler tevhidin içerisindedir. Bir de ayrıyeten Abdulhalık-ı Hucdevani Hazretleri'ne Hızır Aleyhisselam'ın öğretmiş olduğu nefh ü ispat, nefh yok etmek. Allah'tan başka hiçbir düşünceyi koymamak, illallah da ispat etmektir. Bu imanın durulduğu bir evrak ve ezkardır. İmanın tat ve lezzetini alır, o derse geldiği zaman kişi doyamaz zaten. Ondan sonra bir de murakebelerde murakebenin sonunda, murakabe kalbini Arş-ı Azam'a açtığı zamandır, açtığı zamandır. Bundan sonra tevhidin, tevhidin beş yüzünü, la ilahe diye sağ omuzda tamamlar, illallah diye kalbe vur. La ilahe illallah, imanın tat ve lezzetini alır deyince, bunu öğrettiği zaman, mürşid-i kamillerimiz evlatlarına diyorlar ki efendim, biz öyle bir hal yaşadık ki bu sesli olarak söylenir.
La ilahe illallah, la ilahe illallah, Cenabı Hak tarafından Ben neredeyim ki siz sesinizi yükseltiyorsunuz diye ama bu gönye gelmiyor. O zaman o derviş kendinden geçiyor. Ben neredeyim ki sesinizi yükseltiyorsunuz diye. Yani sağıra işitecek değilsiniz buyuruyor ya. Kitap ve sünnetin ruptezası üzere evvela Akaidin tashihi lazımdır. İmam-ı Rabbani'nin, Abdestallahu Sırri Hazretleri burada gelecek dört, esas seyahat. Birincisi, itikadın düzgün olmaz. Nedir o? Efendimiz aleyhissalatu vesselam ve ashabı gücü ve gerçek ulema-i kiramın görüşlerine muvafık düşecek. Bak, gerçek alimleri. İlmi, haşyet olan kimselerin. Çünkü Kitabı Kerim'de Cenab-ı Hak ashabler. İnnema yahşAllahe win a'da dihil ulema. Cenab-ı Hakk'a karşı saygı duyan. Yalnız burada haşyetin birkaç tarifi var. Birini söyleyin. Biri şu, korkuyu daimileştirmektir.
Mesela biz diyoruz ya, halk bir ayrı, haşyet bir ayrı Ama haşretin ulema-yı kiramız böyle de bir tarifini yapmış. Mesela biz hayatımızda bunu görürüz. Sohbetler olur, zikirler olur, çok güzel anlarımız olur, mübarek geceler olur. Böyle insan kendinden geçer gibi bir hal yaşar ve Cenabı Hak'ın korkusu gönülde yerleşmeye başlar ama bir müddet sonra biter. İşte bu değil. Haşyet, bu korkunun devam etmesidir. Hatta yine Arifani İlahi buyuruyorlar ki, haşyet konusunda, her feta aynmin ve nefesin diyorlar. Bir nefes dahi, göz açıp mumuncaya kadar dahi, Rabbimizin korkusunu kaybetmemektir. Bir hocamız, Samet Efendi Hazretleri'ne şunu söyler. Der ki efendim, Allah'ın korkusu öyle gönlüme yerleşti ki öyle gönlüme yerleşti ki, çok titriyorum. Acaba o huzurda ne olacağım deyince, Efendi Hazretlerinin vermiş olduğu cevap çok müstesna. Korkusuzluk, felakettir buyuruyor. Allah korusun.
Kitap ve Sünnet'in muktezası gereği üzere evvela akaidin tashihi lazımdır. Şüveyş üzere ki ulema-i ehli hap, o akaidi kitap ve sünnetten fehm ve ahs ve istinbat eylemişlerdir. Kitap ve sünnetten anlamışlar ve oradan almışlar, kitap ve sünnet ile delillendirmişlerdir. İkinci olarak, helal. Haram, farz ve vacibten ahkam-ı şer'iyeyi bilmek lazımdır. Esselamü'l-Ummal. Ayet-i Celilesini izah ederken, ilmin esrarı diye çok kıymetli bir eser. İlmin Esrarı, İlmin Esrarı, burada helal lokmayı alır. İşte, rızkın temiz olanlarından geyiniz derken şunu sıralar. Bir, El-halalu beyyünun vel haramu beyyünun. Helal de bellidir, haram da bellidir. Başta haramlardan kaçınıyor Cenabı hakk'ın yasaklamış olduğu. Yalnız burada, mesela Kuran-ı Azimüşşan'da yasaklananlar var mı? Var. Bunu Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ehadîs-i Muhammediyesinde görüyoruz yasaklananları.
Sonra, çünkü Efendimiz aleyhissalatü vesselamın tefsir yönü vardır. Siz bunu Kuran-ı Kerim'de Araf Suresi'nde yüz elli altı veya yüz elli yedinci ayet-i celilelerde göreceğiz. Bunu da göstermek istiyorum. Efendimizin teşni yönü var. Tefsir yönü var. Bir de kapalı olanları, Nebi-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Yuten diyoruz ya, bunları açıklıyor. Halık'ımız, Halık'ımız Celle Celalü, Habidine, Habidine şer'i esasları koyma yetkisini vermiştir esrarler. Ayeti cellesiyle ve yüz elli yedinci ayeti celilelerdir. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri de haram kılma yetkisi vardır Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Esaslar koyabilir, şarî-i Mübin'dir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Sonra, biz bunu, Efendimiz'in bu mübarek sözlerini, ondan mülhem, Kuran'dan ve Ahads-i Şerifeden mülhem olan sözleri neseb imamlarımız, İmam-ı Azam rahmetullahi, İmam Şafii rahmetullahi, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel Rahmetullahi aleyhima hazeratı ve diğer mezhepten müçtehid olanlarımız ifade ederler. Onlar arz ettiğim gibi Kuran ve sünnetten mülhem. Mesela Kuran-ı Kerim'de haram olan bir esas bildirildiği zaman onun açılımını biz Peygamberimizle görürüz, e Hadisin Muhammediye'de, onun sünnetinde görürüz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bunun tefsirini yine Kuran ve sünnete bağlı olmak suretiyle mezhep imamlarımızda ve mezhepte müştehib olan kimselerde görürüz. Saniyen helal ve haram, farz ve vacipden ahkam-ı şer'iceğimizi bilmek lazım. Üçüncü olarak, bu ilmin muktezası üzere amel lazımdır. Dördüncü olarak tezkiye-i nefis ve tasfiyye-i kalp lazımdır.
Bu ifadeyi düzgün kullanmamız gerekiyor. Nefiste tezkiye olur. Kalpte ise tasfiye olur. Nefis kötülüklerden arınacak. Mesela nedir? İtikadi bozukluklardan, bunun yanında diyelim ahlaki rezailiye denir. Haset gibi, gıybet gibi, o fiilleri ağzıma almak istemiyorum. Tama gibi, kokol gibi, adavet gibi, kötü, kibir gibi ahlak-ı zemime denir, kötü ahlaktan aranır. Tasfiye ise kalbin nurlanmasıdır. Artık kötülüklerden kurtulduktan sonra yönünü Cenabıhakk'a çevirmiş ruhun seyri başlıyor burada. Başta nefsin seyri. Nefsin seyri Kuran-ı Azimüşşan'da, Yusuf Suresi'nde elli üçüncü ayet-i celîlede ayet-i celilesiyle Sure-i Yusuf'ta bildirilir. Elli üçüncü ayet-i celîde. Daha sonra Kıyame Suresi'nde levvame, sonra Şems Suresi'nde mülheme, Fecir Suresi'nde mutmainme, Raziye ve Merziye mertebelere haber verildikten sonra, haber verildikten sonra ruhun kemali başlıyor.
Bunu Es'ad-i Erbili Hazretleri haber verirken, dediğimiz gibi elli üçüncü ayet-i celîceğiymiş nefs-i emmare, Sure-i Yusuf'ta hata olmasın diye baktım. Esani Erbili Hazretleri bedenen yapılan taatle, çünkü müellif Hazretleri, Sami Efendi Hazretleri buna işaret ediyor, Rabia dediğinde, dördüncü olarak birincisinde itikadın düzeltilmesi, ikincisi helal, param, farz, vacip, sünnet, müstehap bunları üremiyor. Üçüncüsünde bunların gereği ile amel ediyoruz. Dördüncüsü de artık ruhun seyrine başlıyor. Buyuruyor ki Esad Erbili Hazretleri, Katye sallallahü sırra, bedenen yapılan taatler karıncanın yürüyüşü gibidir. Eğer, mesela biz Allah diyoruz. Allah derken Celle Celalühü, o bedenin bir tatil çünkü dilimiz söylüyor. Dilden kalbe indiği zaman bu ruhun, Fatih olmuş oluyor ki trenin gidişi gibi buyuruyorlar. Ancak bu kadar söylüyor, daha da ilerisi var. Onun Nasıl var?
Bir, dilimiz de Allah dediğimiz zaman, yine bunları hep muteber eserlerden alarak söylüyorum. Mesela Bahr-ül Medithi Tefsir-i Kuran-ı Velit'ten söylüyorum. Daha başka, Kuşeydi'den söylüyorum. El-İşarat vesairlerden, kaynağına ulaşmadan Allah'ın izniyle hiçbir şey söylemiyorum burada. Sonra, ikinci olarak, eğer biz kalbi olarak Allah'ımızı zikredersek bunu biz diğerlerine kıyas edeceğiz. Derse, biz Allah'a -saic celaline- misal vererek diğerlerine örnek olarak ifade etmiş oluyoruz. O zaman bire gidiyoruz. Eğer muhabbetle doyamıyor, Cenab-ı Hakk'a öyle bir aşkı var ki bunu İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh söylemiştir. Doyamıyor. Eğer boyamama hali varsa ibadet ve taatten ol la yuzen, esamne. Innema yuveffe sabirune ecrau bizairi Hesapsız Cenab-ı Hakk'ı kut ediyor, ihsan ediyor. İmam-ı Azam ne dedi? Rahmetullahi. Çünkü Cenab-ı Hakk'ı müşahede edince Allah'ım dedi, ben, ben sana doyamıyorum.
Gerçekten mi? Doyamıyorum deyince Rabbi Zülcelal'imiz Kuran ile amel et ya imam buyuruyor. Kuran-ı Azimüşşan ile amel et. İşte, itikatta en güzel misaldir. Birinci şart olan tasiniyye Akaid, Akaidin düzeltilmesi, bu olmadıkça ahkam-ı şer'iyye ile amel fayda vermez. Bu şunun gibi düşünelim. Mesela bir araba düşünelim. Arabanın mesela aksamı var, tekeri var, ondan sonra bunun yanında koltuğu var, vesair var. Bunlar da arıza olursa derhal yerine getirildiği zaman yine araba yürür ama motorda arıza meydana geldiği zaman bunun telafisi mümkün. Diğerleri kolay yapılır. Kab ortası bilmem filan yapılır ama motordaki arıza o güçlü. Çünkü hepsinin yetkileri oluyor. İtikat aynen arabanın motoru mesabesindedir. Mesela adam milyarlarca La ilahe illallah dese, alnı deliminceye kadar secdeye varsa, ili de eriyinceye kadar Allah dese zikretse, itikadi noktada yanlışlık varsa bunun hiçbir faydası yok.
Onun için itikadın düzeltilmesi gerekir ve bu iki şart tahakkuk etmedikçe amel faydalı değildir ve bu iki müyesser olmadıkça da böyle nefsimizin temizlenmesi, ruhumuzun arınması, kalbimizin nurlanması muhaldir. Yani mümkün değildir. Kendini hali eylemek cihetine gelince mülakattan maksat ya ifade ya istifadedir. Bu taifenin önüne hali olmuş gelmek lazımdır ki dolu avdet olana ve kendi iflasını izhar eylemek gerekir ki onlar da şefkat gidip Ra'ı ifazayı kuşade ederler. Tabii Efendimiz Hazretleri ta bin sekiz yüz ellelerden geldiği için mübarek dilleri biraz anlaşılmakta güçlük çekiliyor ama nur gibi kelamlar ediyor. Evvela niyaz-ı hasde diyor. Zor anlaşılacak bu kelimeler şunu ifade ediyor. Mürellif Hazretleri bize ruhun kemalinden, kalbin tasfiyesinden haber veriyor. Bununla konuşuyorlar. Bunu nasıl temin edeceğiz biz? Bunu nasıl sağlayacağız? Elbette ki yerine getirmemiz gerekir.
Müttaki olmamız gerekir. Müttaki olmamız gerekir. Çünkü takva ele alınınca Cenabı hak esammet ve tezevvvvedu fe hayrazzadi takva ve tekuniyya ulililelbab. Dikkat edilirse Ayet-i Celilvenus'un bölümü gönül ehli mehitaptır. Akıl. Akıl nedir? Akıl, delillerle yürüdüğümüz bir husustur. Ama ulü'l-elbab dediğimiz zaman bu kalbe dayanır. Bunu Fahreddin Razi Hazretleri çok güzel bir şekilde izah eder, oraya da müracaat olurlar. Takva ne demektir? Vetezev ve ve azıklanınız. Bir de şunu arz etmek istiyorum. Böyle tefsirlerden ne de? Mesela vav geçiyor ya, bu vav'ı atlayarak hareket edemeyiz. Vav'ın da çok büyük manaları var ve azıklanması. Teynle haylazel, azığın en hayırlısı nedir? Takvadır buyuruyor. Takva nedir? Haşyetü'l. Arz ettiğimiz gibi o korkunun devamlı olması. Yani böyle geçici olmamalı, mevsimlik olmamalı, daim olmalı.
Çünkü Cenab-ı Hakk Kuran-ı Azimüşşan'da, rabul rabbeke hatta yekekel yakim yanlış bir itikattaki noktayı da burada zaten arifani ilahi başta Ulema-i Kiram ve arifani ilahi düzeltmiş bunu. Bir kısım yanlış düşünceler nedir? İşte biz yakin halini elde edersek Allah'ımıza böyle muhabbet hasıl bulursa ibadete gerek yok. Emin olun, bu düşünceler yillarca devam etmiştir. Üstadımızın bir askerlik devresi var. Bakın, itikattaki düzgünlüğüne, ibadet ve taatteki azmine ve gayretine çok güzel bir misal. Böyle askerlik döneminde artık nasıl haberdar olmuşlarsa yanlış bir itikadı bozuk tariklardan birisi. Dokuz Osmanlılar diye. Böyle bir yol. Diyorlar ki kendi artık neyse şeyhlerine burada bir asker var efendim. Bunu elde edersek bir memleketi elde etmiş oluruz. Onu diyor getirin. Getirin. Böyle sohbet ediyorlar.
Sohbet ederken Efendimiz ezan okunduğunda namaza kalkmak isteyin de diyor ki Hasan Efendi namazın kazası olur ama sohbetin kazası olmasın. Haydi! Dildir! Şiddetle! Benim. Hiç öyle bir delil getiriyor ki Aslında delil değil. Bu, batıl bir delil. Sohbetin kazası olmaz diyor. Namazın kazası olur. Bak, nasıl cehalet ince bir kötü ki! Eşrefzade Rumi var. Bir defasında itikadi konulara taalluk ettiği için söylüyorum. Şeytan geldi karşısına geçti. Ey kulum, Artık senin taat yapmana gerek yok. Sen kabul olmuş kimselerdensin. Böyle onu, böyle sesin geldiği tarafa elini şiddetli bir şekilde aktı ve yumruğunu san. Ey mel'un, evveli ve akiiri, Resulullah'ın gelmiş ve geçmiş bütün günahlara affolunduğu halde, bir vakit namazdan azade olmadığı halde, ben bir günahkar kul olarak nasıl uzak olabilirim? Diyor ve şeytan avucumun içerisinde bağırıyor: Bırak beni! Bırak beni, o da bırakmam seni diyor.
Böyle bir azim, böyle bir gayret. Görüyor musunuz? Burada kurtaran nedir? İlimdir. Üstadımızın o andaki ilmi yönü, ilmi yönü bakın ne yapıyor? Tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık konuşuyor böyle. Oturmuşlar, oturmuşlar. Sonra okunuyor, işte Efendimiz, direkt kalkınca, sen efendi namazın kazası olur ama sohbetin kazayım. Ondan sonra akşam namazına yakın bir vakitte yemek hazır diyor, müstağımızı elde etmek için. Yolumuza hacegan yolu denmesinin manasının ne kadar üstün olduğunu anlıyoruz şimdi. Ehl-i ilmin yoludur bizim yolumuz. Cenabı hak ilim vermediğine velayet de vermesin. Yemek hazırlanmış. Şey konuşuyor: Kediye merhamet ederseniz rahmete mazhar olsun, bilmem filan. Öyle hazırlamış ki bir vakit mi vazgeçireceklermiş? Nasıl yol olur bu? Bilmiyorum de biliyoruz. Bu yol değil zaten. Namaz geçirecekler üstadımız kalkıveriyor. Yanına bir asker almış.
Kalkıyor kulaklarımla duydum diyor Efendimiz. O kötü ifadeleri kullanmak istemiyorum. Nasıl olur da bunları içinize getirirsiniz? Görüyor musunuz? İlim ne kadar önemli? Zaten onu ifade etti. Parvacip, Sünnet, Müştehaf bunları öğreneceğiz. Gereğiyle amel edeceğiz ve bir taktiği olacağız. Çok misaller anlatmakla bitmez. Takva, haşyetim. Bu korkuyu devamlı götürebilmektir. Ve havfun minallahu Teala bir intiseli levamiri ve ititinebin nevayih, yasaklananlardan kaçarak, emri ilahiye uyarak. Ayet-i celîlede arz ettim ya, übül elbab gönülle alakalı. Yine, Gaf Suresi'ne baktığımız zaman, biz orada ne göreceğiz? Gaf Suresi'nde çok büyük hakikatlere şahit olacağız. O da. Bize müellif Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem öyle bir yol açtı ki, tabii bitmiyor. Sami Bende Hazretleri bir kutbul aktabtır yani. Eserleri milli eğitimde, okullarda okunmak için tavsiye edilen kitaplardır.
Bakın, Efendi Hazretleri'nde fıkhımızda Mukalliduun diye bir tabir var. Mukalliduun. Bunu yanlış anlamayalım. Kendi fikir ve düşüncelerini eserde göremezsiniz Sami Bendi Hazretleri. Benim fikrim şudur demez. Kadı Beydavi'den alır. Mesela Aliusi Rahmetullah Ali Hazretleri'nden alır, Ruhu'l Beyan'dan alır, ama kendi fikir ve düşüncelerini ortaya koymaz. Burada bize yol ve esas göstermiyor. Büyüklerimizi takip etmemizi ulemayı kiram ve meşayih izamı ifade ediyor. Burada, şüphesiz bunda aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Hayvanlar nasıl anlar? Hayvanlarda anlayış olmaz. İçgücüsüyle hareket eder o. Ama hayvanı kalkıp da akilla hareket etmeyi öğretmeye çalışsak bin yıl öğretsek öğrenmez. Çünkü onda akıl bu. Bu.
Kalbi yönü çalışan, ruhi yönü çalışan, o ilahi mekanizmaları harekette geçiren, Adem'i kendi suretinden yarattım esrarına eren ahlakıyla ahlaklanmak demek oldu ve bunun yanında insanın şerhinin, Mevlana'mızın ifadesiyle kendine gelemeyeceği esrar vardır demesindeki hikmetleri çalıştıran kişiler Kuran-ı Azimüşşan'ın yedi, yetmiş hatta daha engin manaları vardır. Yalnız bunu itikadımıza uygun bir şekilde izahını nasıl yapacağız? Şimdi kalbim vardır, ben işte anlıyorum diyerek batıni manaları vermek gelişigüzel mümkün değildir. Bir kere başta en büyük şer makasıdı şerr'dir. Şeriata mutlak uyacak. Mesela, biz tarikatı anlatırız, marifeti anlatırız, hakikati anlatırız. Bu, şeriat temellerinin üzerine bina edildi. Şeriate, marifetteki, hakikatteki, tarikatteki tavır ve hareketler ona uymadıkça makbul olmaz. Mesela, müstahazımızdan naklettikleri bir söz var. O marifetnamede geçin.
O Miftahü'l Kulüp'ta geçer. Marifetname demişim geçebilir belki. Fakat asıl Miftahü'l Kulüp'ta geçer. Şeriattan parmak kadar ayrılan tarikattan doğu batı arası kadar ayrılır, bu ülke. Esas budur. Diyelim ki, gönlünde ilahi doğuşlar var. O doğuşları, bizim Arifani İlahi büyüklerimiz buyuruyorlar ki, Srieman-ı Darani Hazretleri, Allahu alem, inşallah hata etmem, Ulema-üs Sufiyyun diye bir eser var, inşallah elimize geçer, görürüz, orada buyuruyor ki Benim kalbime bazı ilhamlar olur. Onu günlerce bekletirim, eğer şer'i Şerife uyarsa, Kitabı Kerim'e uyarsa, Sünneti Muhammediye'ye uyarsa kabul ederim. Okuduğumuz bu ayet-i celleye, Kaf Suresi'ndeki nasıl ki hayvana biz ne yapıyoruz? Yillarca bin yıl anlatacak akilla hareketi bilmez. Eğer aklıyla hareket edip de kalbi yönünü ihmal etmişse, ruhi yönünü ihmal etmişse bu kimseye de bin yıl bu hakikati anlatsak yine anlamayız.
Bu mevhibe-i İlahidir. Onların yaptığı her hareket Es'ad-i Erbili Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yine bunu Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri de ifade eder. Bizim bir ayağımız Kuran, bir ayağımız sünnettir. İtikadın tashihi çok mühimdir. Ettakva diye nefsinde kendi şahsında bir başkasından üstün kendisini katiyen görmeyecek. Ed-Dukah, İmam Ali bin Ebi Talib Kerremallahu vecheh Hazretleri bunu. Reisül ahlak, ahlakın reisi başı nedir takvadır. Diye terkın ma haram Allah, Allah'ımızın haram kıldıklarını terk ve ezau maffteravallah, üzerimize farz olan, hükümlü olduğumuz vazifeleri de yerine getirmiştik. Ettak var. Biz bunu, Rabbimizin lütfuyla bugün mütalaa ettik. Bir hocamızla mütalaa ettik. İkimizin de vardığı doktor Sivasallah, gayrallah, Zülullah. Gönülde, kalpte Allah'tan başka hiçbir şeyi bırakmıyor ve Ayet-i Celileler de bunu gösteriyor.
Sizin yanınızda olan, elinizde olan her şey biter ve tükenir ama zat-ı ilahi, mim, ilahimin yanında olan katiyen. İşte bu ölüyü üç şey takip edelim. Hepimizi bu takip edecek. Ehli, malı ve amel. İkisi dönecek. Zaten mal ölür ölmez kalır. Ehli gelirse belki kabristana kadar gelir. Sadece bizimle gidecek olan nedir? Ameldir. İkinci olarak, çok ayet-i celirler pek sor. Eshabü'l-hümen aleyhhafen ve ebkavetu rabbikazu celalali vel-ditram. Bu bize neyi gösteriyor, onu da ifade etmek istiyorum inşallah. Allah'ın dışında her şey bitecektir. Dünya ve onun içindekiler bitecektir. Ebu'l-Hasan Harakani Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra buyuruyor ki Cenab-ı Hak benim kalbime kıbhi yıldır nazar eden, nazar eden, kendi muhabbetimden başka bir şey bulamaz. Allah'ımız gay yurdudur. Kendi muhabbetinin dışında bir muhabbet kulunun gönlünde istemez.
Bayezid-i İslami Hazretleri diyor ya Ben sana nasıl vasıl olurum Ya Rab? Daannefsek ve ta'ad. Nefsin arzu ve isteklerini terk etme ve gel, buyurun. Hayır, bu Ebubekir El Verrak Hazretleri'ne, bu Hakim Tirmizi buyuruyor, Allah'ımızın haram kıldıklarından elimi yıkamam. Mesela bu abdestle abdest alıyoruz ya, bu düşünceyle almamız gerekiyor. Allah'ım ben elimi yıkıyorum, ben gönlümü yanlış düşüncelerden, itikadi yanlışlıklardan, büyük günah, küçük günah, masiva, her şeyden temizliyorum diye. Eğer eksik kalmışsa tamamlayalım. İslamiyet kulumun-u gayibati maracak ne yapalım? Allah'ımızın lütfettiği rızıklardan temiz olanlarını gayiniz derken burada birincisi demiştik ya, el halalu beyyimun vel haramu beyyimun. Bizim o vaizlik ve müşrik imkanımızda ilk sorulan soru buydu. Bu sorulmuştu. Haram belli, helal belli.
Bunun yanında şüpheli olandan da Cenabı hakk'ın korkusunu taşıyanların çekindikleri şüphelilerden kaçınmak. Üçüncüsü de helal olanda bile dikkatli olmak. Hatta daha başka da izah yapmışlar büyük günahtan, küçük günahtan kaçınmak diye de bir izah var. O değişik bir izahlar yapılıyor. Haramlardan, şüpheli olanlardan. Bir de helalde itikat. Biz takva dedik ya, takva da burada gelecek ileride, uzun bir konu. Hatta şunu diyebiliriz. Bayezid İslami Hazretleri Hiyet Tevarura anjemia şubuhat bulunur. Şüpheli olan her şeyden çekinmektir. Vera, vera helalde bile dikkatli olmaktır. Mesela haram değil. Bu takvada da onu söylüyor. Takva diyor. Takvanın hakikati takvadan bile takva. Bunun izahını şöyle gördüm. Hem ta kiim, Allah'tan korkuyorum düşüncesinden de uzak kalmaktır şekliyle izah edilmiştir. Velhamdülillahi rabbil alemin.
Kaynak: Genel
İman ve Amelin Birliği ile Takva ve Helal… | Mihmandar