Adaletle hükmeden devlet reisi. İki zümrenin salahı, halkın salahı, iki zümrenin fesadı halkın fesadıdır. Birincisi ümera, ikincisi de ulema. Eğer ümera idareciler düzgün olursa, alimler de düzgün olursa halk düzelir. Aynen bir suyun gözüne benziyor. Eğer suyun gözü temizse, akan suda temiz olacaktır ve attığı yerlere de hayat verecektir. Eğer suyun gözünde bir bulanıklık varsa, attığı yerlerde de ve içenlere de sıkıntı doğuracaktır. Ibadet ve taatten zevk duyan genç. Tasavvufda bir ifadede bulunurlar, derler ki tasavvuf zevktir. Gerçekten öyle. Bu ilahi bir zevktir. Midenin duyacağı bir zevk değil. O, kalbin duyacağı bir zevktir. Bu sebeple genç, neşelen, fi aladetillahi teala, ibadet ve taatten zevk duyan genç. Bu ibadet ve taatin zevki çok önemli. Yalnız bu kıldığımız namaz tuttuğumuz oruç, hac, zekat olarak da değil. Bunun yanında muamelat çok önemlidir.
Çünkü bu taatlerin yapılış gayesi muameledir. Muamelemizin düzgün olması. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde, namaz, namazı insanı kötülüklerden alıkoyduğu buyuruyor diyor. Demek ki namaz namaz taatinden bizim bütün ibadetlerden nasipdar olmamız gerekiyor. Yaptığımız taatten acaba biz ne kadar nasipleniyoruz? Çünkü namaz saatindeki nasiplenme nedir? Allah'ımızın yasakladıklarından kaçmak, emri ilahiye kuşmaktır. Diyelim biz zikir yapıyoruz. Yaptığımız zikirden nasiplenmek ne demektir? Nasip gelirken de dinledik üstadımızın karanlık bir oda olacak boyutu. Karanlık bir oda olacak ki, azalar bir oraya bakıp, bir buraya bakıp göz, kalpte değişik düşünceler hasıl olmaması için ve gece kalkmak da göz dinlenmiş, kulak dinlenmiş, beden dinlenmiş, bütün potansiyeli yine kendisini şirkullaha veriyor.
Bu sebepten olacak ki Samet ehli Hazretleri gece yapılan seherde çekilen Evrad ile gündüz çekilen Evrad arasındaki fark kazaya kalan oruç gibi buyuruyor. Nedir? Kapalı alanda yaptık, bizim zipullah'tan nasiplenmemiz ne olacak? İnsanlığın kurtuluşuna vesile olacak. İtikaden bozulmuş, ibadetten tembelleşmiş, ahlaken kokuşmuş bir topluma hayat olabilmektir. Sadece bizim yaptığımız saatler namaz, oruç, hac, zekat diye düşünülmemeli diyoruz. Bunlardan nasiplendiğimiz zaman ne olur? Tebliğ olur, davet olur, aile hayatına bir düzen gelir. Çoluk ve çocuğumuzun irşadına vesile olur. Konuğu komşu bütün insanlığın kurtulmasına vesile olacak bir nasiplenmedir. Bu nasiplenmeyi Cenabı Hak bize Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın oluncaya kadar mücadele etmek. Tasavvufta beş tane esas sayarlar. O beş esastan birisi de ulumbülhimvedir. Himmetinin yüksek olması. Böyle hiç geride kalmamak.
Nasıl ki Yavuz Sultan Selim, dünya haritasını ünne serer, bir padişaha yeter ama iki padişaha az gelirdi. Böyle bir asil, böyle bir gayret. Yoksa biz ne yapabiliriz? Zaten imkanlarımız da belli. Ne yapacağız? Katiyen böyle düşünmeyeceğiz, o zaman Ashab-ı Gücini gözümüzün önüne alalım. Onlar yokluğun içinden çıktı, kıtlığın içinden çıktı, Bütün ızdırabın içinden çıktı. Arabistan çölünün her bir tanesi dal gibi önlerine gerildi ama öyle bir aşk, öyle bir muhabbetleri vardı ki Allah'ın izniyle Allah'ın izniyle nice az topluluklar, çok topluluklara galip gelmiştir. İşte, Örnek. Yabancılar dahi bu nasıl bir iman? Bu nasıl bir İslam? Bunlardaki kitap nasıl bir kitap ki böyle direniyorlar dedirtip, imanlarına vesile olun. Bu. Bu toplantımız nedir? İbadettir. Şimdi düşüncemizin Salim olması lazım. Bir kişiye dikkat vereceğiz. Bir niyet. Bu çok önemli ama. İkincisi de ihlasımız önemlidir.