İman Hakikati ve Kalp Selimiyeti kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. İmanın hakikati. Bir gün Nebi-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz, Zeyd ibn-i Haliseye keyfe esbahte ya Zeyd. Nasıl sabahladın ya Zeyd. Çünkü sahabe I kiram bu kelamı çok tekrarlardı. Nasıl sabahladın? Ne demek bu? Dişin ağrıdı mı? Gözünde, kulağında, dalında, belinde bir sızı,…
İman Hakikati ve Kalp Selimiyeti kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. İmanın hakikati. Bir gün Nebi-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz, Zeyd ibn-i Haliseye keyfe esbahte ya Zeyd. Nasıl sabahladın ya Zeyd. Çünkü sahabe I kiram bu kelamı çok tekrarlardı. Nasıl sabahladın? Ne demek bu? Dişin ağrıdı mı? Gözünde, kulağında, dalında, belinde bir sızı,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. İmanın hakikati. Bir gün Nebi-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz, Zeyd ibn-i Haliseye keyfe esbahte ya Zeyd. Nasıl sabahladın ya Zeyd. Çünkü sahabe I kiram bu kelamı çok tekrarlardı. Nasıl sabahladın? Ne demek bu? Dişin ağrıdı mı? Gözünde, kulağında, dalında, belinde bir sızı, bir dert, bir elem duydun mu? Bu değil. Bizim sormamız nasıl sabahladın diye. İşte rahat uyudun mu? Onların rahat uyudun mu demelerinin sebebi şu, insan uykuya vardığı zaman uyku ölümün arkadaşıdır. Ruhu secdeye varır ariflerin. Kalpleri de arş-ı Ala'da dolaşır. Onun için keyfe esbahte diyorlar. Nasıl sabahladın. Biz bildiğimiz şu vücudumuz, alnımız secdeye gelir. İşte vücudun hareketinden ibaret görürüz. Öyle değil. Bunu namaz vazifesini yaparken, kıyamda duruş kadar önemli bir görev yok. O kıyamda duruş, demektir.
O kıyamda duruş, Kuran ve sünnetin katiyen dışına çıkmamaktır. O kıyamda duruş, Ashab-ı Kehf'in takyanusa karşı vermiş olduğu cevap demektir. Nasıl cevap verdi? O takyanus batıl yollara sevk ediyor. Tevhid inancını inkar ediyor. Bakınız bunlar ne diyor. Onların samimiyetinden dolayı. Yoksa kalp birden güçlendirilmez, kuvvetlendirilmez. Ashab-ı Kehf diğerleri inancından vazgeçiyor. Fakat bu yedi kişi katiyen vazgeçmiyorlar. İmanlarında sebat ediyorlar. Bu azim ve gayretlerinden dolayı, imanda sebatlarından dolayı, şimdi onların bir talepleri, bir güzellikleri var. Bir gayreti, bir çabası var. Allah'ımız o çabalarını, gayretlerini boşa çıkarmıyor. Azimleri çok kavi, çok kuvvetli bir azim var.
O kuvvetli azme karşılık Rabbimiz, eslemle Biz onların kalplerini efendimizin yaptığı dua gibi sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ım kalbimi dinin üzere güçlendir, kuvvetlendir, asla sağa sola meylettirme. Şimdi handa gider takyanus ettiler. Şimdi takyanus muhakkak. Çekip gitti asırlar oldu ta İsa Aleyhisselam'ın devretti. Öyle değil. Allah'ımız bize öyle bir kitabı kerim lütfetmiş ki, şu şekliyle çok iyi anlayacağız. Bir kısmı diyecek ki, bu ayetler Yahudiler hakkında inmiştir. İşte bu ayet Hristiyanlar hakkında hayır öyle bir şey yok. Evet onlar hakkında inmiş ama onun manası kıyamete kadar gelecek bütün insanları kuşatır. Bunu biz sadece İsa Aleyhisselam devrindeki takyanusun yatağımıza girdiğimizde de, o zalimin karşısında hakkı haykırdığı gibi, şeytan gibi bir zalime karşı katiyen meyletmeyeceğiz. Onlar, o şeytan bizi iva aldatmaya çalışıyor.
Nefis gibi bir düşmana karşı da onun heva, arzu ve isteğine kapılmayacağız. Dimdik ayakta duracağız. Dünyanın arzusuna karşı da biz yıkılmayacağız. Kötü niyetli insanlara da, güçlü ve kuvvetli olacağız. Ayet-i celileyi ele alırken, ayet-i celileyi bir yönüyle ele almamız çok yanlış olur. Bir yönüyle ele almak çok yanlıştır. Biz kitabı kerimimizi ele aldığımızda, Yine Keyhüs suresinde yüz dokuzuncu ayeti celile. Rabbimiz buyuruyor ya samimi. Kul de habibim. Deniz, midaden, hep mürekkep olsa deniz, hep mürekkep olsa, ilmi celle celalühü, her şeyi kuşatmıştır. Vesiyatt ilmi kulle şey, onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. İlminin Cenabı hakk'ın sonu yoktur. İlim ve hikmet manasınadır. Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenir.
Bizim Rabbi zülcelalimizin emrine teslim olup, Hakk'a uyup, evrak ve ezkarımıza riayet ederek, elimizden geldiği kadar gayret göstererek, çalışmamızın mühim sebeplerinden biri budur. Nedir? Cenab-ı Hakk'ın ilminden ve hikmetinden bir paye elde edebilmektir. Onun ilmi anlatmakla bitmez. Esribillah. Rabbi zülcelalimiz buyuruyor. Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, Buyuruyor ki Mevlamız, denizde mürekkep olsa ve hatta bunu bu denize yedi deniz daha eklense, burada. Mutlak güç ve kuvvet sahiptir. Hakim her yaptığı bir işte hikmet vardır. Mesela biz her şeyin güzel olmasını istiyoruz. Her şey gönlümüzce rahat olsun istiyoruz. Ama bir olumsuzluk meydana geliyor. O olumsuzlukta öyle hikmetler var ki, eğer ona dayanabilirsek, o güçle, o zorluğa, nefsimize yapılan, o hareket ve davranışa tahammül edebilirsek biz, tarifi mümkün olmayan nimetler vardır.
Bizim ibadet ve taatle elde edemeyeceğimiz nimetler vardır. Biz bunu izahta çok zorlanırız, bitmez. Onların kalplerini metin kıldık. Şimdi bunun tesiri yok. Metin kıldık. Başka ne diyeceğiz? Türkçe'de anlamı bu kadar verebiliriz. Onların kalplerini öyle kıldık ki, müşrikler geldiler. Dediler ki, ya Eba Bekir, senin arkadaşın diyor ki, ben bir gecede leylen tabiri tenvinle ifade edildiği için gecenin az bir kısmı demek o. Neyle. Çok güzel bir zaman. İşte Mekke'den Kudsi şerif bir aylık yol. Kudsi şeriften tekrar dönecek. İki ayet. Oradan semaakatlarını geçecek. Rabbimizle buluşacak bu olacak şey değil dediler. Niye böyle dediler? Bunun bir sebebi var. İmanın hakikati yok onlarda. İman yok Hakikati şöyle dursun, iman yok. İmanın biz burada hakikatini anlatıyoruz. İmanın hakikati sordukları sıddık radiyallahu anh'de var. Çünkü akıl almaz bunu.
Gecenin az bir kısmında çıkacağı bir aylık mesafe, dönecek bir aylık mesafe semanın katları bu hiç mümkün değil. Zahiri kafaya göre mümkün değil. Vahiy ilahi ile teyit edilmeyen akla mugayirdir bu. Ters. Çünkü inanç gerekir. İmanda hakikat gerekir bunda. İmanın hakikati yok bunda. Kalbini metin Azam radıyallahu anh, bunu söyleyen Rasulullah ise zannülace, değil bu bundan daha fazlasına inanırım diyor. İşte bu böyle bir inanç. Mesela bazı manevi haller olur. İnanamıyoruz. İnandırın bizi. Ona uğraşmak kadar yanlış bir düşünce yoktur. Bütün peygamberlerdeki özelliklerden birisi şu, onlara söyledikleri söz. Çünkü Efendimizin getirdiği hakikatlerin hiçbirini kabul etmiyorlar. Olacak şey değil diyorlar. Olacak şey değil. Mesela ayın ikiye bölünme hadisesi var. Amel suresinde. Efendimize bir türlü mümin ikna olmuyorlar kat'i. Müslümanları işkenceye tabi tutuyorlar. Diyorlar ay ikiye bölsün.
Kamar. Rabbimiz celle celalühü buyuruyor. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Hatta Efendimizin mübarek parmağı ile işaret edince ay yarılıyor. Bir kısmı bir dağın üzerine, diğeri de bir dağın üzerinde. Bu şekilde aksini müşahede ediyorlar. Ayn. Bu Nil, Armustron vesaire bunlar çıktılar aya. Dokuz yüz altmış dokuz yilları idi. Bunun çok münakaşasını yaptılar. Dediler nasıl çıkılıyor, ay nurdur. Nur olan bir hayat. Mürşi-i kamilimizin kendi kendine konuştuğunu duydum. Buyurdular ki Evliyaullah her zaman bunu müşahede ediyor, görüyor, çıkıyor bu zor değil buyurdu. Ne cihad onlara. Bunu gördüler. Müstemir. Onlar bu mucizeyi görüyorlar ya, ayın ikiye bölünmesi ne demek? Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem mübarek parmaklarının işaretiyle ay ikiye bölünüveriyor. Gördükleri halde hemen düz çeviriyorlar. Halbuki gözleriyle görülüyor. Bunları nesi doğrulayacaksınız?
Ve diyorlar ki burası çok acı bir ifade ve yebulhu, onlar diyorlar ki derler ki, siyahrun müstemir, bu zaten sihirli, sihirli alışılagelmiş bir iş. Her zaman bu sihri yapar diyorlar. Bunlarda Ashab-ı Kiram gönlü tamamen Cenabı Hakk'a bağlı. Neden? Allah onların kalplerini güçlendirmiştir. Bir diğerleri ise kalpleri güçlenme. Aynen Akif'in dediği gibi sadırlarında bir paslı, yürek paslı bir et parçasından, kokan et parçasından başka bir şey değil. Zaten buyurulurken burada metin kılınan kalp sadece o kanı pompalayan et kısmı da değil. İmanın yazılmış olduğu kısımdır. Allah'ımız kalplerini metin kılıyor. Niyetlerinin güzelliği ile. Şimdi takyanus bunlara şey yapıyor ya, inkar ediyor ya, karşısına dikiliyorlar. Irgamu fegalu diyorlar ki, rabbu semavati vel art. Bizim ilahımız, rabbımız semavat ve arzın halıkıdır, yaratanıdır. Biz onun dışında hiçbir şeyi kabul ederiz, katiyen kabul etmeyiz.
Eğer biz kabul edecek olursak, Rabbımızdan başka bir ilah, saçma sapan bir iş yapmış oluruz. Olacak bir şey değil. Allah'ımız bunu bize her yerde gösteriyor. Kainatta bunun örnekleri pek çok. Bakıyoruz bir tavus kuşuna kadar güzel ki o kanadı, bu tavus kuşunun şu baş kısmıyla şu göğüs kısmı masmavi. O mavi rengi bir boyacının yapması mümkün değil yapamaz onu. Allah'ın huzuruna vurduğu boya o. Sonra aşağıya doğru kanadını açıyor. Yemyeşil açılıyor. Açılırken o kanadın belli kendi kendine olmuştur bu diyor. Bunu söyleyen insana, bir eve gelinse, evde bir tablo, yağlı boyayla güzel bir tablo. Bu kendi kendine oldu dese, ne derler? Herhalde bunun aklında bir kaçıklık var. Bir arıza var bunun aklı, gitmiş aklı. Diyor ki bu kendi kendine olmuş diyor. Kendi kendine olur mu? Onun bir ressamı var, fırçayla çiziyorum ressam.
O tablo kendi kendine olmadığına göre değil tavus kuşu, şu gördüğümüz kainat da kendi kendine olmamıştır. Bir saniye vardır, bir yaratanı vardır. O Mevla-i nüzul celalimizdir Celle Celalühü. Böyle bir Rabbimiz buna kesin inanç derler, yakindir. Arapçada karşılığı yakindir. Hazreti Zeyd ibn-i Harisenin, keyfe asbahte nasıl sabahladın denmesi, demek ki onlar büyük tecellilere mazhar oluyor. Ruhları secdeye varıyor. Kalpleri arşı alada oluyor. Namaz kılarken de öyle oluyor. Yani cisimler yatıp kalkmıyor sadece. Ruhları da iştirak ediyor. Her şeyin bir hakikati var. Senin imanın hakikati nedir deyince, diyor ki Ya Rasulallah ben cenneti, cehennemi, kevseri apaçıktan görüyorum ve benim yanımda bir toprakla altunun hiçbir farkı yok diyor. O zaman efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, onun imanının hakikatine inanıp tasdik ediyorlar. İşte biz buna erişmeye çalışacağız.
Buraya gelmeye çalışacağız. Hani taklidi olmaktan kurtulacağız. Bu iman ağacı, diyelim bir marifet, Rabbi zülcelal'imizi tanıma ağacı. Bunun yedi tane hayır altı tane dalı var. Altı tane. Ki bir dayandığı temel var. Bir kökü var. O kök tasdik ve yakin toprağına, o marifet ağacı köklerini, saçaklarını yerleştirmiştir. Ve fergua gaimun bil imani ve tevhit. O ağacın toprağı ne oluyor? Tasdik ve yakin oluyor. Kesin inanç oluyor. Onun gövdesi de tevhit ve imandır. Nifre tarif ediyor. Birinci olarak o marifet ağacının dalı neymiş dalı, Tefekkür dalıdır. Tefekkür ince bir anlayış demek. Bu ince anlayış her şeyde hasıl olur. Eğer böyle bir kalbe, öyle bir gönle, öyle bir akla sahip olabilirsek. Biz yaptığımız yatak dedik, onda bile. Çünkü Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da buyuruyor, Nisa suresinde Allahü alem hiçe bildiriliyor. İşte insan ruhu kabzolununca ölüyor.
Uykuda da ruhu, ulvi alemlerde eğer hayırlı bir kimse ise oralarda oluyor, tekrar dönüyor. Onun için uyku ölümün arkadaşıdır buyruluyor. Böyle bir tefekkür. Allah'ımız bize bildiriyor. İşte uykuda ölüyorsunuz, sabah da dirilmenin işaretidir şeklinde. Demek ki birincisi tefekkür dalıdır. Bu tefekkür dalında iki tane meyve var. O da, hav ve reca. Korku ile ümit arasında olmak. Korkup, aman ha öyle bir bunda israf var ki, ben yanarım diye korkacağız. Reca nedir? O da cennete ilk girecek kim dinse kendini bilecek kadar da ümit var. Bu ikisinin arasında olacağız. Ne koyu bir emniyet olacak ne de aşırı bir korku olacak. Ben yanarım, ben kurtulamam demeyeceğiz. Çünkü tevbe kapısı açıktır. Dilerse Cenabı Hak bağışlar. İkinci bir dal vardır ki, ihlas dalı. Çok müstesna bir dal. İhlas. Her şeyi Mevla için yapabilmek. İbadetimizin kabulünün, şartlarından en önemlisidir. Kalbin ahvalinden birisidir.
Bu dalın meyveleri de sıdk ve vefadır. Sıdk dilimizde doğru, kalbimizde doğru, içimizde doğru. Vefa nedir? Allah'ımızın emrine karşı saygılı olmaktır. Biraz acele geçiyor. Üçüncü olarak. Üçüncü bir dal vardır ki bu takva dalı. Cenabı Hak'tan korkma dalı. Korkmasa insan ne cihad eder, ne tebliğde bulunur, ne Allah için sever, ne Allah için buğz eder. Hiçbir şey yapmaz. Ne amel eder. İman eder ama amel olmaz. Amel nedir? İmanın gereklerini yerine getirmek. Aslında imanın yüzde altmış beşi ameldir. Amelsiz iman olmaz. İmansız amel de olmaz. Mesela biz tevhidimizi okuruz da, diyelim ki bir mümin kardeşimiz sıkıntılı, onun sıkıntısını gidermek imanın gereği ameldir. Amel çok mu iyi? İşte onun için diyoruz aman ha bir kreş, bir Kuran kursu, bir anaokulu, bir hizmet yuvası dediğimiz bu, amel bu. Bununla biz Cenabı hakk'ın huzurunda yüzümüz ak olacaksa böyle ak olur. Başka türlü zor.
Soracak Mevla yüzüncü cellat benim dinim uğrunda ne yaptın diye. Demek ki üçüncü dal takva dalıdır. Onun meyveleri neymiş? Haşyet, azamet-i ilahiyeden titremek, belbuka, gözyaşıdır. Gözyaşı öyle basit bir iş değil. Kuran-ı Kerim'den göstereceğim İslam'den. Ve ennehuhu ve avka ve ebka. Şüphesiz ağlatan ve güldüren kimdir? Halıkı lemyezeldir. Ağlatan ve güldüren. Cenabı hak, Çok ağlayın ama az gülün. Çünkü önünüzde büyük bir tehlike var. Huzur-u ilahiye varacaksınız. Rabbi züncelanimiz ve ve Halıkımız Necm suresi kırk üçüncü ay içinde. Güldüren de ağlatan da olur. Nesiyle güldürür? Bunların hepsi ayrı bir konu işleyeceğimiz zaman. Ağlamak ve gülmek bu ayrı bir konu. Nasıl uzun bu konu derseniz, sema ağlıyor. Sema onlara ağlamaz diye buyuruluyor. Yeryüzü ağlıyor. Nasıl ağlıyor? Sular ağlıyor. Ağlıyor. Uzun, ifade edemem. Güldüren odur. Nasıl güldürüyor?
Rahmetiyle, mağfiretiyle, ibadetiyle, taatiyle, ibadetiyle, taatiyle, rabıtasıyla, murahebesiyle güldürüyor. İmanın hakikatiyle güldürüyor. İmanın hakikati demek imanın tat ve lezzetini alıyor. Ebka Allah'ımız bunu göstermesin bize. Ebka nedir? Gözyaşıdır. Yarın azaptan Allah'ımız muhafaza etsin yaptığımız inşallah öyle bir amel olmaz. Kötü bir amelden dolayı kişinin hasret ve nedametidir. Bakın Rabbimiz burada boşuna ifade edilmiyor. Kardeşlerimizin bunu kaydettiğine inanıyor. Bakın Esrairi billah. Rabbi zülcelal'miz şimdi siz bu söze, Kuran'a mı şaşıyorsunuz? Bu kafirler Kuran-ı Azimüşşan'a ne inanıyor, ne ediyor olacak bir şey değil diyorlar. Mevla Zülcelalimiz gülüyorsunuz da, tekrar okuyayım. .Gülüyorsunuz da, ve la tebku, ağlamıyorsunuz. Demek ki gözyaşı ne kadar mühimmiş. Gözyaşı hakkında Sami Ramazanoğlu, haddesallahu sırra üstazımızın çok güzel bir beyanı var. Müsaabelerde.
Müsahabe altı var. Şimdi bunlara dalmadan biz burayı tamamlanmaya çalışalım. Haşyet ve bükya, ve rabiu, dördüncü bir dal. Tevekkül. Tevekkül dalı. Tevekkül ne tevekkül? Teslim olmak. İbrahim Aleyhisselam demek tevekkül. Tevekkül İsmail Aleyhisselam demek. Kim çocuğunu boğazlamaya kalkar. Çocuğunu yatıracaksın. Pıtır pıtır keseceksin. Kim yapar bunu? Seni ateşe atacaklar. Hiç şekli değişmeyecek. Güle güle gidecek. Kim yapar bunu? Öyle bir Rabbimize teslim ki, o sekiz bir rivayet, on üç yaşındaki evladı İsmail aleyhisselam bile ne diyor? Şimdi seni keseceğim çocuğum diyor. O da Allah'ımız ne emrettiyse onu yap diyor. Bir çocuk diyebilir mi onu? Sekiz yaşında bir çocuk değil mi? On üç yaşında bir rivayette. Mümkün değil. İnşallah beni sabredenlerden bulursun diyor. Rabbimize öyle teslim olmak. Böyle bir teslimiyet ağacı, mesela Şeyh Mustafa efendimiz, dedem Rahmetullah Ali hazretleri.
Öyle bir teslim ki idam edilmediğine ağlamış. Demiş ki, bir koyunu keserler, kurban ederler Ama kuyruğunda bir eksiklik var. Gözünde bir sıkıntı var kulağında. Bunlarda sıkıntı olunca, o kurbana uygun görülmez ve kesilmez. Ben demiş demek ki ibadetim de taatimde, ahlakımda bir eksiklik var ki Rabbime kurban olmuyorum diye ağlıyor. Bu teslimiyet. Bu tevekkül ağacının meyveleri ise kanaat ve rızadır. Yalnız şöyle bir anlaşma yapacağız. Bunun izahı şu anda olmaz. Şimdi bitmez. Bu imanın hakikatidir anlattığımız. O sayılamayacak kadar çok olan imani hakikatlerden, sadece denizden bir damla, güneşten bir zerre bizim anlattığımız. Onu da anlatamıyoruz. İmanın hakikati dediğimizde de hiçbir şey ifade edemiyoruz. Çünkü yaşanan bir haldir. Bunu yaşayacağız. Zalime asla boyun eğmeyeceğiz. Aynen Said idin Nursi Hazretleri gibi, kalpte sallallahü sırra, sarık anca başla beraber çıkar.
Nasıl bir Allah'a bağlılık bu, nasibi tesi ile. Ne güçlü bir bağlılık. Bildiğiniz hususlar, tekrarı belki yoracak ama, et tekraru hasen, tekrar güzeldir buyurmuş. Yüzlerce defa da olsun. İdam edilecek namaz kılıç halini biliyorsunuz. Acele kılıyor. Halbuki acele kılmayan birisi. Neden acele ettin? Beni ölümden korktu demeyin diye. Böyle Allah'a desin. Es'adi Erbili Hazretleri, geliyorlar paşalardan birisi. Şöyle bir ifadede bulunursanız, idam olunmazsınız. Bunu söyleyene, benim Allah ile bir ahdim vardı, şehadet istiyordum. O nasip oluyor. Bu tevekkül değil de. Mesela üstaza alimiz. Gaddes Allah'ın sırrı. Burada büyük bir sıkıntı geçerliler. Araba kazası oldu. Tansiyonda olduğu için doktor muhakkak diyor hatmi infaz etmiştir. Ölçtüğünde tansiyon hiç yükselmemiş. En sonunda şüphelenmiş Demiş ki, hiç siz kaygılanmaz mısınız? Bakın tevekküle, Allah'tan gelene biz kaygılanmayız.
Tevekkül deyince tevekkül bağlılık, kalp canı gönülden bir teslimiyettir Rabbimize. Zalimlere hakkı gösteriyor. Diyor ki aman ha siz belli bir insanlara faydalı olurken, şu kısım insanları da unutmayın. Hepsine şefaat olun diyor. Çünkü siz bütün insanların üzerinde söz sahibisiniz. Hepsi size emanettir. Bu emaneti koruyacaksınız. Size muhalif olanı da koruyacaksınız. Çünkü bir hak vardır. Bak zalime de yardımın ne olduğunu görüyorsunuz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz zalime de yardım edeyim mazluma da mazluma yardım ederiz ama zalime nasıl ederiz? Hakkı gösterebilir. Budur. Yoksa bir isyan çıkarma anlamına değil sözümüz. Katiyen. Bizim dinimizde insanlara sıkıntı açan, dert açan, onu bunu birbirine muhalif eden değil, uzlaştıran ve anlaştıran. Mes sulhu hayyir. Tasavvufun en güzel tarifi budur. Tasavvufun en güzel tarifinden birisi sulhtur. Sulh. Şu dünyada sulhu temin etmek.
Bir gayrimüslimle hakkını bakmazsınız. Biraz uzatıyorum. Tevekkül dalının meyveleri kanaat ve rızadır. Rıza hali, Abdül Kadir Geylan efendimizin kader olduğunun altına yat, yılan, muhabbet mi neyse hepsine razı ol Mevla'dan gelene diyor. Vel hamis, beşinci dal. Biz imanın hakikati diyoruz ya, imanın hakikati, estayibi billah, ya yyetühennefsul nutma inne. Ey huzura eren nefis. Artık huzur içerisinde. Hayırdır, şerdir, onun Rabbımızdan geldiğini biliyor. Vel hamis, beşincisi, sekine dalı, haya ve ta'zim de onun meyveleridir. Altıncısı, Muhabbet ve sevgi dalıdır. Bunun da vefa ve istikamet diye iki tane meyvesi var. Şimdi biz dal dedik ağacın dalını zannetmeyin buyuruluyor. Öyle bir dal ki bu dalın nihayeti yok. Yani marifet ağacı dedik ya gözümüzün önüne bir kayısı ağacı gibi geliyor. Bir elma ağacı gibi geliyor. Bir şeftali gibi öyle değil.
La nihayet sonu yok ve bütün hayırlar onda toplanmıştır. Messidvu fil muamele. Muamele diyoruz ya, imanın yüzde altmış beşidir bu. Muamele. Mesela karşılaştığımız insanın hal ve hatırını sormak. Muamele işte. Eğer bir yük taşıyorsa onu taşırken zorlanıyor. Bir ucundan da ben tutayım demek. Muamele. Mesela bir işi var bir türlü halledemiyor. Onun için çareler arıyor. Aman ha diyor benim tanıdığım birisi var. Onu da söyleyeyim. İnşallah şu için hallederiz seni. Seni rahat ettim. Şimdi o müminin gönlü rahat edince Allah'ımıza razı olsun ve ünsüz, sohbet, dostluk. Başta Mevla ile olur ve feraidülgarye ve sapaulvakt çok güzel ifade etmiş. Vaktimizin huzurla geçmesi, bu ifadede bir yanlışlık hissediyorum. Ferraidül gurbe olması lazım. Mevlamıza yakınlık. Yalnız bu Mevlamıza yakınlığı şu şekilde anlayacağız. Biz değil de Allah'ımız kulunu kendisine yaklaştırıyor. Biz değil.
Çünkü biz yaklaşamayız. Bu cismin yaklaşması da değil. Bu kalbin ve ruhun yaklaşmasıdır. Sırrın yaklaşmasıdır. Yalnız biz güzel taatlerde bulunursak, imanda hakikate gelecek olursak, Allah'ımız o kulu kendisine yaklaştırıyor. Muhabbetine yaklaştırıyor. Saatteki zevkine yaklaştırıyor. Tecellisine yaklaştırıyor. Feyzine yaklaştırıyor. Artık bunu biz anlatamayız ki. Bu dalları anlatacağız, meyvelerini anlatacak, bu mümkün değildir. Bunu anlatamazsınız. Şunun yaşına bir şey. Bunun meyveleri de, onu da sayamazsınız. Yani bunun ne meyvesinin rengini anlatabilirsiniz, ne de tadını anlatabileceği ilahi bizi bu kalbin yaşayacağı bir haldir. Bu Südesi diye bir zat Mekke'nin imamlarından buna dediler ki, bir söyleşi yapmışlar. Ağlıyorsun namazda bazen ayetler okunuyor. Okuduğun ayetlerde bayağı durak alıyorsun. Hüngür hüngürde açıktan ağlıyorsun. Bunun sebebi neresi diyorlar. Diyor ki, onu açamam.
Onu söyleyemem. O bir öyle esrar ki yaşanır. Yani o zatın dediği gibi ifade edilemez. Adam aşk-ı ilahiden ağlıyor. Günahımızdan ağlama bir başka ilahi aşktan dolayı taşıyor böyle. Onu nasıl anlatacaksınız? Nasıl ifade edeceksiniz? Tahtu envaru'l yakin envaru tevfik bu tevhit ağacının altından tevfik nurları aynen nehirler gibi akıyor. İnayet ve fasıl kaynağından fışkırıyor. Kızırırmak değil bu dediğimiz. Kızırmak bir taş, altından azıcık bir su gibi görünür. Sonra da diğer sularla güçlenir, kuvvetlenir. Çok derin akar, sessiz gider ve deryaya da vasıl olur. Onun gibi değildir bu. İnsanlar bu tevhid ağacında çok farklıdır. Farklı farklı. İnanırız ama güçlü bir inanç, bizim kalbi hallerimize göre değişir. Eğer biz mesela mübarek bir yoldayız. Ali Efendimizin radiyallahu anh Sıddiki hazamın açmış olduğu efendimizin emanet etmiş olduğu yoldayız radiyallahu anh.
Bu yolda eğer sağlam bir şekilde biz bunun kökına de, dalına da, gövdesine ve dallarına iyi sarılmayacak olursak, hiçbir şeye erişemeyiz biz. Çok iyi diyor sarılmamız lazım. Tam kesin inanacağız. Allah'ımızın emirlerine. Mesela Allah'ımıza inanç celle celaluhu. Meleklerine iman. Kitaplarına iman. Peygamberlerimize iman. Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman. Ahiret gününe iman. Öldükten sonra dirilmeye iman, bu çok güçlü olacak. Tam kuvvetli bir şekilde tutacağız bunu. Yoksa biz bunun ne meyvesinden, ne tadından, ne lezzetinden hiçbir şey elde edemeyiz. Tutunması. Ondan dolayı Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e vermesin. Toplu toplu imana girildiği gibi İslam'a, son zamanda da toplu toplu İslam'dan çıkacaklar buyuruyor. Hadis-i şerif bu. Nasıl çıkacak? Ama batıl ama batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşanacak. Ne eviyle geçim var.
Ne yiyeceği, ne içeceği helak, doğru dürüst, ne ticaret her şey bozuk. Kim bu tevhid ağacının kökü dalı nice ona tamamen tutar ve sarılırsa, Eğer kökünden yıkkar teslim olursanız, zaten kökünü haber verirken yakin ve tasdik dedi. Kesin bir inanç ve Allah'ın emirlerini canı gönülden kabul etmektir. Gövdesinde iman ve tevhid olarak haber verdi. Siz bunun kökünden tam tutunacak olursanız, hakikaten Mevla-yı Zülcelal'in sevgili kullarından olursunuz. Allah'ın celle celalühü veli kullarından olursun. Eğer gönlümüzde bir tevfik nuru ışığı yoksa, Diğerleri topladı. Eğer diyor siz tamamen kesin bir inanç içerisinde olmaz. Canı gönülden elini öyle taklidi bir şekle bürünürseniz, binlerce kitapta okusanız, binlerce ehahadisi Muhammediye de bir ilahi tevfika, manevi yardıma ulaşacak güzelliği temin etmemişseniz, aynen üstüne kitap yüklenen merkepten başka bir farkınız kalmaz diyor.
Kuran-ı Kerim demese değil mi? Öyle bir inayet nuru yok. Gönülde Allah'ımızın tevfik nuru yok. Sarılamadığımız için. O zaman niye benzetti? Kendilerine Tevrat yükletilen, sonra onu taşımayanların durumu koca koca kitaplar taşıyan merkeplerin durumu gibidir. Yani amel edilmez. O zaman biz imanın hakikatine erişeceğiz. Ne ile erişeceğiz? Kesin bir inanç. Kesin bir inancı nasıl elde edeceğiz? İbadetimizle, taatimizle, ibadet ve taatteki hakikati, ihsan mektebi ile, Allah'ımızı görür gibi ibadet etmenin yolunu öğreten büyüklerimizin bize talim ettiği sohbetle, zikirle, murakabe ile ve müşahede ile elde edilir. İnşallah yakalamaya çalışırız. Cenabı Hak yolunda daim ve kaim eylesin. KALBİ SELİM Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.