İlmin Kudsiyeti ve Dinî Bilgilerin Önemini | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İlmin Kudsiyeti ve Dinî Bilgilerin Önemini
İlmin Kudsiyeti ve Dinî Bilgilerin Önemini kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Rabbimizin sıfatlarını öğrenmek, hem sübuti hem zati sıfatları ve diğer konuları öğrenmek suretiyle kişi, Cenab-ı Hakk'ın korkusunu ve ona büyük bir tazimi elde eder. Bilmezsek hiçbir şey yapamayız. Diyelim ki bir yanlışlık oldu. Bir mal hususunda Haksız kazanç diyelim. Eğer dinimizin bu mevzudaki mesela,…
Bismillahirrahmanirrahim. Rabbimizin sıfatlarını öğrenmek, hem sübuti hem zati sıfatları ve diğer konuları öğrenmek suretiyle kişi, Cenab-ı Hakk'ın korkusunu ve ona büyük bir tazimi elde eder. Bilmezsek hiçbir şey yapamayız. Diyelim ki bir yanlışlık oldu. Bir mal hususunda Haksız kazanç diyelim. Eğer dinimizin bu mevzudaki mesela, memuruz. Memuriyetimizde yanlışlık yapacak olursak, vaktine riayet etmeyi, bunun gibi hallerde eğer dinimizin konularını bilirsek yanlışlık yapmayız. Deriz ki bu bir haktır, hukuktur, riayet etmem gerekir. İşte sekizde gireceksem beşte çıkacağım diye çeşitli bahanelerle yapacağımız hizmette aksaklık yapmamaktır. İlim talebi ibadettir. İlim öğrenmek ibadettir. İlmin müzakeresi tespittir. Tabii bilenler arasında konuşuluyor. Biz kurban bayramı yakın olduğu için en çok misali bundan veriyoruz. Acaba koyun da nasıldır? Büyükbaş hayvan da nasıldır? Devede nasıldır?
Diğer konularda bunu müzakere etmek tespihtir. İlimden bahsetmek cihattır ve bilmeyene öğretmek sadakadır ve ehlini bezletmesi gurbettir. İlim helal ve haramın nişancısı ve ehli cennet yolunun delilidir. İlim, gurbette müsahiptir. Yani garip kaldığı yerlerde gurbette kendisine yoldaştır. Gam ve sürurda böyle neşeli anı olsun, kederli anı olsun onda delildir. Nasıl delildir? Bir sıkıntıya düştüğünde kişi düştüğümüzde sabredersek mükafatı var demek, neşeye erdiğimizde o neşeden dolayı Allah'ımıza hamdetmek, şükretmek, bu bir taattir. İlim düşman üzerine silahtır. Zaten asıl cihad günümüzde bu olduğu malumdur ve dostlar yanında ziynettir. Allah Teala Hazretleri nice kavmi ilim ile refeyler, Yani nice kavmi ilimle yükseltir ve hayratta olanları müpteda biheyler. Kendisine uyulacak kimsedir ama ilimde gerçekten ileri seviyede olan kimseler.
Melaike-i kiram, ehli ilmin dostluğuna rağbet ederler ve kanatlarıyla ikramen mesh edip okşarlar. Biz zannediyoruz ki gözyaşımız illa zikrullah'ta olur, coşkunluk onda olur, onda olmakla birlikte ilim halkasında da muazzam bir feyiz var. Allah'ımızın lütfu var, ihsanı var. Bunu anlatmakla bitiremem. Büyüklerimizden dinlediğimiz ilim halkasında ağlaştıkları olurmuş. Melekler ehli ilim için istiğfar ederler ve hatta denizdeki balıklar ve hayvanat dahi onların yargılanmasını isterler. Çünkü ilim kalbin hayatıdır. Kalplerin ölümü de cehildir. İnsan eceli geldiği zaman ölmez. İnsanın asıl ölümü cehalettir. Ölmez olur mu? Ölür. Ama bu biyolojik bir ölüm olur. Fiziki bir ölüm olur. İlim gözlerin çerağıdır, ışığıdır. Allahu Teala'nın ilmi süada'ya ilham eyler.
Cenabı Hak eğer kalbimiz ıslah olursa, irşad olursa, gerçekten Rabbimizin muhabbetini taşıyacak bir gönül olursa Cenabı hak ilmi onun kalbine de indirir nur olarak. Ebu Zer radıyallahu anh rivayeti de Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuştur. Ya Ebu Zer, sabahladık da Kitabullah'tan bir ayet öğrenmek sana yüz rekat nafile namaz kılmaktan hayırlıdır ve sabaha girip ilimden bir bölüm öğrensen sana bin rekat namaz kılmaktan hayırlıdır. Nafile taatlerimizi yaparız. İşrak namazımızı kılarız. Kuşluk namazımızı ama bunun yanında da bu vazifelerin de yerine getirilmesi icap eder. Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anhuma Resulullah'tan rivayet buyurmuştur ki ibadetin efdali fıkıh ilmini öğrenmek. Dinimizin meselelerini öğrenmek. İslam hukuku ve diyanetin efdali perhizliktir. Haram olanları terk etmektir. Hadis-i Şerif de var. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz.
İlmin Kudsiyeti ve Dinî Bilgilerin Önemini ne anlatıyor?
İlmin Kudsiyeti ve Dinî Bilgilerin Önemini kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Rabbimizin sıfatlarını öğrenmek, hem sübuti hem zati sıfatları ve diğer konuları öğrenmek suretiyle kişi, Cenab-ı Hakk'ın korkusunu ve ona büyük bir tazimi elde eder. Bilmezsek hiçbir şey yapamayız. Diyelim ki bir yanlışlık oldu. Bir mal hususunda Haksız kazanç diyelim. Eğer dinimizin bu mevzudaki mesela,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Haram olan şeylerden aman sakının insanın en abidi olursun eğer haramlardan sakınırsan. Aslında ibadeti yapmak kolay. Yerine göre kolay. En zor olan dilimizi muhafaza etmek. Gözümüzü muhafaza etmek. Diyelim otururuz, böyle münasebetsiz bir halde olur. Çok tatlı bir şekilde ikaz. Yapabilirsek yaparız. Yapamazsak benim bir işim olacak deyip ayrılırız. Çünkü bu kulak boşuna verilmedi. Allah'ımızın es-semia sıfatının eseridir o kulak. O kulak öyle olacak ki Allah'ımızın es-semia işitme sıfatından nurlar inecek kulağa. Eğer bu nur inerse nebatatın bitkilerin zikrini duymaya başlarız. Es-Samia sıfatından duymak, kulağımıza inerse oradan bir iletişim kurabilirsek bu rabıtalarla olur, murakabelerle olur, burada ifade edildiği gibi haramlardan kaçınmakla olur. Son derece dikkatli olur. Hayvanatın zikrini de duyar insan. Taşın da zikrini duyar. Göz ne önemli bir nimet.
Allah'ımızın basar sıfatının, görme sıfatının El Basir Cenabı Hak, gizlinin gizlisisini de görür, bilir, duyar. Buradan bir nur damlayacak olursa damlamaz olur mu? Damlar. Bak bizde de görme sıfatı var ama Allah'ımızın görme sıfatıyla aynı olmaz o. 0 hiçbir şeye benzemez ama bu sıfatından lütfetmiş. Biz bu sıfattan, bu sıfatın nurundan faydalanabilmemiz için nur damlayacak El Basir, El Basar sıfatından o parladığı zaman ne olur? Gözümüze indiğinde görünmeyen alemler gaybe iman buyuruyor Cenabı Hak, ashabına. Ne. Görünmeyenler görünür hale gelir. Çok uzayacak. Kısaca söyleyeyim isterseniz. Bir velinin en küçük hali kabir haline vakıf olmaktır. Kabir haline vakıf olsak başımızı secdeden kaldırmayız. Dillerimiz, gözlerimiz, azalarımız, hayatımız hiç boş yere harcanmaz. Deniz büyük bir sermayedir. Bu ehli için malum, bize olmaz değil, olur da dasını iyi düşünelim biz.
Azıcık bir sabretsek hasıl olacak. Olmayacak değil, olur. Ama bu perhize dikkat edemediğimizden oluyor. Bir de kolaylığı kaçırılıyor. Biz bunu yapamıyoruz. Öyle denmez ki Allah'ımız öyle buyurmuyor bize. Ayet istiyor Cenabı Hak. Bir kimse ilim talibi olduğu halde eceli gelip vefat ederse, o kimse Allahu Teala Hazretlerinin huzuruna nübüvvet derecesinden bir derece aşağı derecede varır. Ne büyük mükafat bu. İlim, el-Alim sıfatından damlar. Gönülen nur olarak iner. Abdülaziz Edtebbe Hazretleri var. Okumadığı halde okuyan insanlar huzuruna geliyor ve soruyorlar, meseleleri soruyorlar. Şeyban-ı Rai Hazretleri var, çoban. Koskoca mezhep imamları onun huzurunda oturuyor. Dört mezhebin yerleştiremediği konuları ona arz ediyorlar. Bu neden oluyor? El-Alim sıfatından ilim gönlüne inmiş de ondan. Bunu bir tasavvuf hocası anlatmıştı. Mahir İz hocamız eserinde de geçiyor.
Ben diyor, Ahmed ile Ahad arasında bir mim farkı var. Bunu diyor çözemedim. Şimdi dağda gezen bir kimse deli divane veya bir başkasından naklediyor, yanlış olmasın. Ona soruluyor. Deniyor ki, nedir bu Ahmed ile Ahad arasında bir mim farkı var? O muhabbetin mimidir demiş. O bir kitap devirmemiş. O nefsini devirmiş. Nefsinin arzularını devirmiş, Allah'ımız da ihsan etmiş. Bu olmaz değil, olur. Bunun hepsi biz şahsımızda düğümlenir, Daha çok. Böyle öğrencilik dönemimizdi. Bir hocamız anlattı bunu bize. Gerçekten de insan merak eder bunu. İşte alemde hiçbir şey yok iken Cenabı Hak ne yapıyordu diye. Bu var. Mevahibi Leduniyye'de geçer. Bunu söyleyeyim de ondan sonra gerekirse ifade ederiz. Hocaları sormuş öğrencilere, öğrenciler bakmadıkları kitap kalmamış ama çıkaramamışlar. Alemde hiçbir şey yok iken Cenabı Hak ne yapıyor? Gerçekten ağır soru.
Bir haftada mühlet tanımış, hep başları aşağıya inik vaziyette. Çünkü cevabını bulamamışlar. Fakat yolda giderken şöyle deli dedikleri birisi varmış. Zaten kitaplarda bulamadık, buna bir soralım demişler. Sormuşlar, Cenabı Hak alemde hiçbir şey yokken ne yapıyor? Dem tutuyordu demiş. Geçmiş gitmiş. Süfyan-ı Sevri Hazretleri'nin de var, buna benzer çok güzel ifadeleri var. Böyle kavak çıkkısı deriz biz. Ona ata biner gibi binmiş, da deyip giriyor. Mühim bir meseleyi soruyorlar, hallediyor. Kimde ne olduğunu bilemeyiz. Hocalarının yanına varmışlar, mahcup bir vaziyette. Kitaplarda bulamadık. En azından o gördüğümüz deli dinen kimsenin sözünü söyleyelim demişler. Birisi demiş ki, hocam dem tutuyor da. Tamam demiş. Habibi'nin nurunu karşısına almış dem tutuyordu. Allah bize peygamber olarak onu nasip ediyor. İşte halimiz.
Allahü Teala Hazretleri Tevrat'ta Musa aleyhisselama buyurdu ki, ya Musa, ilim ve hikmeti tazim ile, zira hangi kulumun kalbine ilim ve hikmet koyarsam onu yarılaamak murat etmişimdir. İlmin önemine bakalım. Gönlüne ilim iniyor, Allah'ımız onu yarılıyor. Burada eskiden bir medrese var. Oraya Hacı Hasan Efendi, kalpte Sallallahü Sırrı üstadımız da devam ediyor. Bir konu gelmiş önlerine. O da şu, Hazin tefsirini okuyor. Rabiatü'l Adeviyye annemiz diyor ki şeytanı düşman tanımam. Bunu bir türlü ne müderris çıkartabilmiş, ne öğrenciler hep gözleri o müderris olan zatın üstadımızı aramış. O da yok. Demiş ki Hasan Efendi dostlar bunu çıkarırdık. Sonra üstadımız ikinci gün teşrif buyurmuşlar. Demişler ki Hasan Efendi böyle bir konu var. Aşağısını bir okuyalım hocam demiş. Daha bir aşağıya inin. Daha bir aşağıya inin.
Meğer Rabiatü'l Adeviyye annemiz Cenabıhakk'a içimde, gönlümde o kadar muhabbet var ki o şeytan-ı laine buğz edecek zerre kadar bir yer yok. Ehlullah'ta bu olur. Allah'ımızın dostlarında olur. Onlar katiyen, böyle bir gönüllerinde bana şu şunu itti, bu bunu itti, hiç olmadı. Bakın aleyhissalatu vesselamın mübarek hayatında Ebu Cehil gibi bir azgın bana şunu yaptı. Ebu Leheb bunu yaptı. Hiç demez. Hiç böyle bir söz yok. Sadece uygunsuz tavırlarda mabale akvamun keza ve keza. Şu kavme ne oluyor ki? Şöyle şöyle yapıyorlar. Ehlullah'ta bu var işte. Onlar sadece dinimize muhalif olan bir hususta gayrete gelirler. Ona gazap dinmez. Gayrete gelirler. O hususta tahammül edemez. Yanlış yapılıyor. Bu Allah'ımızın emrine uygun değil. Resulü'nün emirlerine, tavsiyelerine muvafık düşmez diye feryatları o yönde olur. Yoksa kendisini eza etmişsiniz. Onu hiç duymaz bile. Ona belki de sevinir.
Üzülür de, yerine göre üzülür. Çünkü o bir şey yapmaz da o veli bilir. Allah'ımız, İntikam alır Cenab-ı Hak. Velisine tahammül edemez. Bir faizde harp ilan ediliyor. Bir de evliyaullah'a muhalefette Allah'ımız gücünü alıyor. Bizzat şahit mi, Casasının Efendimiz'in vaazına şahidim. Ben dedi atıp tutuyorsam dedi biraz dedi sıkıntı görmesinler diye dedi biraz sesimi yükseltiyorum. Yoksa belalarını bulmasın istiyorum dedi. De. Velilerin gönlünün ne olduğunu? Cennet o gönül. Es'amü'l-Velimen hafe makama rabbihi cenneteen. Sikullahü'l-allim. Bu ayeti celile'yi izah ederken, Es'adi Erbili Hazretleri iki cennette şöyle haber veriyor. Bu cennet diyor birisi acile, birisi acile. Bu dünyada olan bir de ahirette olan. Zaten bu dünyada bu cenneti yaşamazsak orada kokusunu da alamayız. Burada hayatımızla alakalı, yaşantımızla alakalı. Efendim sırat varmış, sırat burada.
Doğduğumuzda başlar sıratı, ayağımızı koyarız. Eğer konuşmamız düzgün olur, sözün doğrusunu söylersek sıratı geçiyoruz. Allah'ımızın kullarına şefkatle bakıyoruz, merhametle sıratı geçiyoruz. Yok hasetle bakıyoruz, buğuzla bakıyorsak Allah korusun. Burada, hepsi burada. Burayı güzel geçirmek. Onu Hz. Osman'da görürüz. Radıyallahu Anh çok ağlarmış kabir başlarında. Demişler ya Osman çok ağlıyorsun. Resulullah'tan duydum. Kabir hayatını güzel geçirenin son anları rahat olur. Ondan sonraki merhaleler. Bunu biz daha çok pasaport işlemlerinde görürdük. Varız pasaport, bu evrakları uzatıyoruz. Bir eksik olduğu mümkün değil. Bir kardeşimiz anlattı. Ben diyor yirmi sene önce bir ticari yanlışlığım oldu. Olduğu gibi çıktı diyor. Basıverdi orada. Artık tuşlara bastı diyor. Sen yirmi sene önce şöyle yapmışım diyor. Allah'ımızın kaydı bunlara benzemez.
Öyle bir kayıt yapar ki Cenabı Hak gizli ve açık ne varsa hepsi ortaya dökülür. Bu Lokman Suresi'nde bunu da çok merak ederim. Bulursam iyi olur. Lokman Suresi'nde görüyoruz, böyle düşünüyoruz. Allah'ım ne olacağız, biz ne yapacağız, huzur-u ilahide diye. Yalnız bunu Lokman Suresi'nde görmüştüm. İnşallah Bulursak, yerin altında da olsa, semada da olsa Cenab-ı Hak mutlak o ilahi huzura geliyor. Ne yaparsak geliyor. Allah'ımızın huzuruna geliyor. Her şey gelecek. Gizli bir şey yok. İşte Bakara Suresi'nde Amenerrasulü'nün üst kısmında geçiyordu ya gizleseniz de açığa vursanız da ya'lem-ı Hakk'ı gizleseniz de, daha da gizli olanı da Cenab-ı Hak bilir. Ya Büney. Bu Lokman Suresi'nin hemen ikinci sahifesinde burayı okursak faydalı olur. Bir Ayet celli olacaktı burada. Diye, burada Bayezid-i B İslami Hazretleri hocası bu Ayet-i Celile'yi okuturken derhal annesine geliyor.
Çünkü Ayet-i celilette, annenize babanıza başta Cenab-ı Hakk'a itaat etmemiz bildiriliyor. Diyor ki anne diyor ben gayet sıkışmış vaziyetteyim. İki kapıya nasıl hizmet edebilirim? Allah'ım zatına hizmet istiyor. Daha çok küçük. Beş yaşında, altı yaşında. Bir de anne babaya itaat. Yavrum bu yaşta diyor sen bunu düşündükten sonra ben sana hakkımı helal ettim diyor. Sen Rabbime kulluğumu yap. Nasıl düşünmüşler? Nasıl hareket etmişler. Böyle başlar burada nasihatler var. Biri şu esnada. Ya Güney, ey oğulcağızım diyor. Gizlemek mümkün değil. Yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır. İşte murakebe bu. Rabıta ile biz letaifleri geçebilirsek, bunu Muhammed Masum Hazretleri de, İmamı Rabbani Hazretleri de, Esadı Erbili Hazretleri en çok rabıta ifade ediyor.
Letaiflerde kalbin zikre geçmesinde ilk anda yanıyor, batıyor, kuvvetli bir şekilde vuruyor. Sonra da bir huzur halini alıyor. Buyuruyor, aman rabıtayı yapın ki asıl istifadaniz oradan olacak. Böyle bir fidanın yetişmesi gibi. Toprak olması zaten mümkün değil. Bunun yanında herhalde gübresi de olacak. Toprağı böyle havalandırmamız da gerekir. İlaçlaması yapılacak vesaire. Neyse hizmetler. Suyu da verilecek. Fakat güneş en önemlisidir. Bizim ilahi hayatımızın, ruhani hayatımızın devamı bu letaifler noktasında rabıtadır. Rabıta da murakabe. Çünkü Ya Rabbi füyuzat-ı ilahiyenin lütfet diyoruz. Cenabı Hak'tan isteniyor. Bazı elektronik aletler de var. Ona ne dersiniz? Şerianı düşürüyor. Eğer olduğu gibi gelecek olsa diyelim ki iki yüz yirmi güçte, öyle verdiğiniz zaman elektronik alet derhal yanabiliyor. Ne yapıyor? O koyduğumuz, neyse artık o ciryanı düşürücü olan, yüz on diyor.
Aynen rabıta budur. Arş-ı Azam'dan gelen füyuzat-ı ilahiyeye her kalp tahammül edemez, mümkün de değil. Onun için derhal emrolunan Efendimiz tarafından müsaade buyrulan mürşid-i kamil vasıtasıyla ancak istifade edeceği kadar, tahammül edeceği kadar veriliyor. Sonra letaiflerini geçmiş, nefü ispat, çok önemli, imanın durulduğu bir ders. Üstadımız diyor ya sadra yazılır silinmez. Bu ders herkeste bulunmaz. Lakin dikkat etmek lazım diye. Nefesini çeken üçe, tek varacak ne bileyim üçe, yirmi bire yol aça, maksud, matlup, rıza lazım diye ne güzel ifade etmiş. O zaman direkt kalbini arşaazama açıyor. Bu ilim değil midir? İşte böyle ilim aldılar. Onun için ilmimizi gizliyoruz dediler. Deseler anlaşılmayacak. İstanbul'da inşallah konunun birisinden konuşup diğerine geçip de bir başkasını unutmuş olmayalım. İnşallah öyle olmaz.
Bu Develi'den Abdullah Develioğlu ve bir hocamız daha Hacı Zühtü Efendi olabilir, Rahmetullah aleyh, Rahmeten vasiah. İşte garipliğini nerede geçiriyorsun, ne derken birbirlerine, dergaha yasara gidiyoruz demişler. Biri diğerine diyor ki, ilmi nasıl diyor. İşte bizim gibi Ruhul Meani'den, işte vesair eserlerden, tefsirlerden, bizim bildiğimiz, okuduğumuz onlardan haber veriyor. Bunu dedikten sonra bir tanesinin gönlüne bir sızı giriyor. Neden böyle dedi. İlmi bizim gibiydi niye dedik diyor. Huzuruna varıyorlar, konuşuyor ama hiçbir şey anlamıyorlar. Efendim anlayamıyoruz, ne buyuruyorsunuz? Siz aranızda ne konuştunuz? İlmi bizim gibiydi demediniz mi? Estağfurullah efendim. Biz tenezzülen iniyoruz seviyenize de öyle konuşuyoruz. Allah'tan gelen bir ilim, evet efendim, Almanya'da böyle bir körfez midir nedir? Gemiler kalkıyor, bütün dünyaya sevk yazıyorlar oradan.
Meğer denizden şunu az bir kanal açmışlar, az bir. Derya olmuş. Hani Allah'ımızın ilim deryasından azıcık bir kanal, diyoruz ya biz ilim sıfatından damlarsa ilim olur dediğimiz bu işte layık olmayarak. Oradan gelirse onun önünü alamazsınız. Daha Hacı Hasan-ı Bendi Hazretleri'nin bir mevzuya başlarken sonunu getirdiği görülmemiştir. Buna şahit olmanız lazım. Olmamız lazım. Başlar bir kelime söylüyor onunla bitiyor. Çok gördüm bunu. Elinde bütün o hazırladığı notlar olduğu gibi kalıyor. Bir başlıyor. Bir de hitaplarında insanların ruhuna hitap ediyor. Senin kalbine hitap ediyor. Çünkü söz dilden çıksa kula ulaşır. Onların sözleri kalpten çıktığından kalbe ulaşıyor ve bitmiyor. Vermiş Cenabıhakk'ı ihsan etmiş, ikram etmiş. İnşallah bu rabıtalarla neler de faydalanırız. Olsun inşallah eksik kalmaz. Kalırsa hemen deyin de tamamlayalım. Olmuyor bu.
Biz şimdi o rabıtayla letaifler zikre geçerse, muraka gibi dedik zaten, geçtiği zaman hayvaniyetten insaniyete geçiliyor. İşte bu noktalara da diyoruz biz, kalbe ilhamen nur şeklinde ilim iniyor. Abdülaziz Et-tebi Hazretleri dedik. Bunun yanında Şeyban-ı Rayi Hazretleri dedik. Böyle okumayan birçok meşay-ı izamdan Allah'ın sevgili kulları var. Mevlamız lütfetmiş, ihsan etmiş. Okumaz değiller, okurlar ama o okudukları çok müstesna. Musa aleyhisselama Cenabı Hak, ya Musa ilim ve hikmeti tazim ile zira hangi kulumun kalbine ilim ve hikmet koyarsam onu yargılamak murat etmişimdir. İmdi ya Musa, sen ilmi öğrenme onunla amel ile. Ondan sonra bezlinle. Benzlinle insanlara yay. Ta ki bununla dünyada ve ahirette benim kerametime iyiliğime nail olursun. Cenabı hakk'ın nebisine hitabı, şüphesiz kullarına da hitabı demektir. Her ne kadar Hz.
Musa Aleyhisselam'a hitap buyuruluyorsa da hakikatte kullarına hitaptır. Zebur'da Davut Aleyhisselam'a buyurdu ki ya Davut beni İsrail ulemasına ve ruhbanlarına de ki ehli takva ile söylesinler, konuşsunlar. Burada Rabiatü'l Adeviyye annemizin şeytana buğz etmem sözünü Hasan Efendi olsa bilirdi demesinde daha bir aşağısını okuyun, daha bir aşağısını okuyun. Orada görüyorlar ki Cenab-ı Hakk'a muhabbetimden naşı, benim ona bir buğz edecek yer kalmamıştır. Buz edilmez olur mu? Yedilir. Ama Allah muhabbeti onlara yer bırakmamış. Burada bize çok güzel tavsiyeler var. Ehli takva ile söylesinler, konuşsunlar. Eğer ehli takva bulunmazsa ulema ile müsahabe içsinler. Onlarla oturup kalksınlar, konuşsunlar. Öğüt ve nasihatlerini dinlesinler. Onlar da bulunmazsa akıllı kimseler ile müsabet eylesinler. Allahu Teala Hazretleri takvayı ilim üzerine takdim buyurdu.
Nitekim ulemayı da akıllılar üzerine takdim buyurdu. Ve İncil'den bazı kayıtlar var. İncil'de on yedinci babda şu vechile bir ifade vardır. Vay o kimseye ki ilmi işite ve talep etmeyip cahiller ile cehenneme gir. Allah korusun. Vay o kimseye ki ilmi işite ve talep etmeyip cahiller ile. İlmi talep edip öğrenin. Zira ilim sizi said etmezse şakid etmez. İlim sizin rütbenizi yüceltmezse sizi alçak da etmez. Eğer ilim sizi zengin etmezse fakir de etmez. Eğer ilim size fayda vermezse zarar dahi vermez. Demeyin ki korkarız ki bilip de amel edemeyiz. Lakin deyin ki ümittir ki biliriz ve amel iyleriz ve ilim sahibine şefaat eyler. İlim sahibine şefaat eyler ve Rabbinize layık olan budur ki ilim sahibini rüsva etmeye, kıyamet gününde Allahü Teala Hazretleri buyuruyor ki, ey ulema zümresi, Rabbinize zannınız ne idi? Diyeler ki, zannımız bu idi ki bize mağfiret edesin ve rahmet kılasın.
Allah'u zülcelal hazretleri buyurur ki, tahkika ben sizi yargıladım ve benim size ilim ve hikmeti emanet koyduğum, size şerri murat ettiğimden değil, Belki size hayır murat ettiğimdedir. Varın salih kullarım ile rahmetle cennete girin. Talibü'l-ail efdalu indellahim nel mücehidi fi sebilillah. Dini mübine hizmet maksadıyla ilim talep edip öğrenenler, inşallah fisebilillah mücahitden efdaldir. Ulemanın mürekkebi ile şühedanın kanı mizanda tartıldığında, ulemanın mürekkebinin sevabı şühedanın kanının sevabından daha ziyade geleceği beyan buyrulmuştur. Tahkikan. Her şeyin bir esası vardır. Bu dini mübinin esası ise ilmi şeriattır. Binaenaleyh müteşerri bir alimin, dinimizin bütün vazifelerini bilen alimin vücudu şeytan için bin abidin vücudundan daha ağırdır. Şeytan ulum-u şer'iyeyi alim olan bir zattan korktuğu kadar bin abidden korkmaz.
Cenabı hakk'ın evamir ve nevahisini, emirlerini ve nehyettiklerini fukaha ve ulemadan öğrenmek her bir Müslümana farzdır. Mecis-ü fıkhen hayru min e ibadeti sene. Mesairi şer'iyenin dini meseleleri müzakeresi için teşekkül eden toplanan bir mecliste hazır bulunmak bir sene nafile ibadet inmekten efdaldir. Cenabı Allah bir kimsenin hayrını murat ederse o kimseyi dini meselelerde alim eder. İlim bir hazinedir, anahtarı ise bir sualdir. Şimdi bizim acele konuşmamız konu çok uzun fakat anlaşılmıştır mesele. İlim ve irfan müminin gayb olmuş metaıdır. Onu nerede bulursa alır. Her şeye vusul için kavuşmak için bir yol vardır. Cennetin yolu ise dini ilimleri öğrenmektir. İlimullah'tan bir kelimeyi bir kimsenin dinleyip işitmesi bir sene nafile ibadetten efdaldir. Yalnız yanlış anlaşılmasın.
İşte ben bin rekat namaz kılmaktansa bir sene ibadetten, ilim meclisinde bulunurum deyip de hayırlı meclisleri terk etmek caiz değildir. İşte ben İmamı Gazali'yi okursak, Rahmetullah Ali, onun bir gününü tanzim etmesi var. Birisi de suleha ile salihler ile bir araya geliyor. Onlarla oturup kalkıyor. Allahu Teala Hazretlerinin rızası için ilim talep edip öğrenmeye çalışanların rızıklarını Allahu Zülcelal umulmadık gerilerden tekeffül etmiştir. Diyor. Devam ediyor. Varisi enbiya olmanın yolu ifade ediliyor burada. O da ruhi alemi ile kurulan münasebetten olur. Kim Allah'ımızın yolunu bulmak için gayret ve çaba gösterirse ilmi Cenabı hak sevdiği kullarının kalbine yerleştirir. İlim nedir? Huvel amel, sadece öğrenmekten ibaret değil ameldir. Iç gözleriyle gönül gözleriyle alemi seyir esrarına ermektir.
Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygamber-ı nizam ve pirani zanın ve bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.