Gerçek alimlere uyunuz. Onlar dünyanın ve ahiretin ışıklarıdır. Büyüklerimizi anlatmak kadar zor bir şey yok. Çünkü onların alanlarına girmek bir şifre ister. İnternet kullanmayanlar hemen hemen yok. Memleketimizde yüzde kırk beş nispetinde internet kullanılıyor. Biz buna ilim Çin'de de olsa alın ama bunun yanında zararlarını da hiç unutmamak şartıyla, bıçak biliyorsunuz hem adam keser hem de ekmek keser, Hem de hastayı tedavi içinde kullanılır. Eğer bu adet, bu adet yanlış bir şekilde kullanılacak olursa, o diziler, o programlar, o girilen sahifeler, Cenabı Hak muhafaza buyursun, hususen, Üstad-ı aleyhimizi programında internetteki tehlikeleri getirdim. Ama onu anlatacak değilim. Burada bir hususu söylemek istiyorum.
Çocukların genellikle odalarında bulunan bilgisayar aracılığıyla internete bağlandığını ve saatlerce tek başına sanal alemde vakit geçirdiklerini belirten uzmanlar, bir süre içinde Facebook, Messenger gibi çeşitli iletişim kanallarında hiç tanımadığı kişilerde tanışmaktadır. Buna gerek duymuyorum, bu bir araştırmadır. Şimdi belki iç içe olacak konuşmalarımız, görüşmelerimiz şunu söyleyecek. Üstad-ı Alimiz bize evliyayı şu şekilde talip buyururdu, siz cami köşelerinde dergahlarda, hangahlarda veli aramayın, velileri siz okullarda arayın diye buyururlardı. Biz çocuklarımızın vücutlarına sahibiz ama delillerine ne kadar sahibiz, gönüllerine ne kadar sahibiz bundan hiç haberimiz var mı? Burada kardeşimiz, sunucu olan hoca kardeşimiz tasavvufun bir tarifini yaptı. O zaman şu hatırıma geldi.
Ebu Osman El-Mevki Hazretleri tasavvufu tarif ederken gününde en önemli işine ise ona deva olan kimsedir. Gününde en önemli iş, en sıkıntılı iş, en zararlı işine ise ona deva bulan kimsedir diye. Şimdi bizim memleketimizde bir sinema vardı, Yunan sineması. Bundan sakındırırlardı insanları. Kötü olan, fena olan gösterilerden muhafaza etmeye çalışırlardı. Bir defasında Üstad-ı Alimiz oraya giden bir yakınlığı evin önüne balkonuna çıktılar, seslerinin çıktığı kadar, en son haddine kadar bağırmaya başladılar gel diye. Şimdi üstazı alimiz bulunsa ne derdi, o artık sinemalar neler bitti, şimdi şimdi diziler, anlatamayacağım hayal edeceğim çok durumlar var, bunu ifade etmek istemiyorum.
Herhalde Üstad-ı Alimiz hiç şüphesiz bu internetteki ahlakın bozuşuna, cemiyetin bozuşuna, ailelerin parçalanmasına, insanlarla olan ilişkilerin kalmamasına, okumalardan neden tamamen uzaklaşmalarına, on yaşındaki çocuklara başlayan bu illetiin bu yanlış hareketin onlarda kavgalar meydana getirdiğini görmek suretiyle bunu engellemek için ellerinden gelen gayreti gösterirlerdi. Şimdi uzmanlar düşünüyor ne yaparız, ne ederiz de bu insanlığı kurtarabiliriz, Çocuklarımıza nasıl sahip olacağız biz? Asıl tasavvuf budur. Tasavvuf evlatlarınızı üç hasletle yetiştirin. Kıraatil Kuran, Kuran kıraatiyle yetiştiriniz. Evlatlarınızı peygamber sevgisiyle yetiştiriniz. Evlatlarınızı ehl-i beytin muhabbetiyle yetiştiriniz diye buyuruluyor. Asıl sufilik bu noktada, çünkü günümüzde en önemli husus budur.
Hakikaten ilgililer bu hususta, bu hususta çalışma yapanlar derin derin düşünüyorlar, bunun önüne nasıl geçebiliriz diye. Yine söylemekten hicap ediyorum, çok dertli olduğumuz için sizin de derdiniz bu. İnternet kafelerde yavrularımızın ne yaptığı belirsiz, odalarına çekildiği zaman yavrularımız sabahlara kadar bununla meşgul oluyor. Ancak uzmanlar diyorlar ki buradaki tespitlerde, o yavruların girmiş olduğu sahifeleri takip edin, odalara değil bunu salonlara koyun, beraber onlarla, onlarla beraber bu işi bölmeye, bu işe bakmaya çalışın ve onlar ayrıldıktan sonra da hangi sahifelere giriyor, ne yapıyorlar? Bunları araştırın diyorlar. Elbette ki bu bir eğitim ise, bu bir denetim ise, bu bir ahlak ise çok önemli bir husus. Diyeceğim şu, diyelim ki internet kullanmayan kimse çok az, Okullardan biliyorsunuz. Bunun dışında iş yerlerinde, vesairelerden kullanılmakta.
Biz bir sahifeye girmek istiyoruz. O sahifeye nasıl gireceğiz biz? Onun şifresini bileceğiz ki girer bilelim. Şimdi biz Allah'ın bir velisini anlatıyoruz. Bu velinin şahsında bütün evliyaullah anlatılıyor. Çünkü büyüklerimiz buyuruyorlar ki kişi bütün velileri sevse ama içlerinden bir tanesine buğz edecek olsa bütün velilere olan muhabbetleri de yüzüne çarpılır diye. Sevince sadece bir gülü değil, biz bahçeyi sevmemiz gerekir, hepsini sevmemiz gerekir. Bunlar aynen bir gül bir çiçek gibi. Çiçeklere bakıyorsunuz renkleri ayrı, kokuları ayırır, değişik memleketlerde ama hepsi bir çiçektir. Bunların hepsi Allah'ımızın sevgili kullarıdır. Bu alana girebilmen için diyelim ki biz internette diğer bir sahibeye gireceğiz. Bu sahibeye girebilmemiz için şifresini bilmemiz gerekir. Eğer şifresini bilirsek o alana girer ve o bilgilere sahip oluruz.
Biz evliyaullah'ın gönül alanına girebilmek için, halimine girebilmek için, velayet şifresini bilmemiz gerekir. Umumi olan velayette sanen, İman edenler Allah'ın dostlarıdır. Ama bunu hususiyete indirdiğimiz zaman, hususi şekle girdirdiğimiz zaman, hususi velayyette burada açılışta okunan Kuran Azimüşşan'da essenle Velilerin iki tane güzelliği de anlatılmaktadır. Kuran Azimüşşan'da öyle bir mana, öyle bir sır, öyle bir derinlik var ki talim edemezsiniz. Kuran-ı Azimüşşan'da ayetlere baktığımız zaman bir alttaki ayet müsteki ayetin tefsiri mahiyetinde. Yerine göre bir ayet içerisindeler bakarsınız bir kelimenin ikinci kelime onun sanki bir tefsiridir. Eğer Esma ile müsamaha olunacak olursa bu bir derya olur, denizin damlalarına kadar mana verirsiniz, yine de bitiremezsiniz. Tabii ki bu gönül ile alakalıdır.
Allah'ın veli kullarından birisine diyorlar ki Maide Suresi elli dördüncü ayet-i celileye üstazın bir mana ver, o da gece olsun da vereyim diyor. Ayet-i sanki bu ayet tefsir ediliyor. O Esma ile müsemma dediğimiz ayrı bir sırdır, bu enfüs ve afaftır. Daha adım atmış değiliz biz. Ancak yanan bir ocak düşünün. O ocağın üzeri şöyle dursun yanına bile yaklaşabilirsek ne ala. Diyor ki bu ayeti cemileye mana verebilmem için gece olsun, efendim gece olsun demenizdeki maksat ve gaye nedir? Gece esrar perdesi açılır da onun için anlayış olarak da elbette gece çok önemlidir. Şimdi Evrad ve Esyarımızı burada kıymetli hocamız ifade ettiler, Evrad ve Esyar hususunda. Bunu gece okumamız daha kıymetlidir. Sebebi Neden gece okuyoruz? Gece okumamızın sebebi şu, gündüz gündüz tabi içlerimizle meşgulüz, göz yorgun.
Çünkü etrafa bakıyor, insanlarla meşgul, gördükleri her eşyaya gözü takılmak suretiyle göz yorgun, kulağında duyduğu sözlerle, gönül de öyle, gece olduğu zaman göz dinleniyor, kulak dinleniyor, gönül dinleniyor, Evrak ve İskarına Sisi Şerife ile başlarken, orada sadece Okurken onların himmetleri beklenen okunur. Evriyullah'ın himmeti diye başladık. Himmetleri beklenir, manevi yardımı beklenir. Öyle isimlerinin tekrarı kuru kuru bir ifade değil. Salihler anıldığı zaman Allah'ın rahmeti yağar da onun için ve istiğfarımızı okuyoruz, tevhidi okuyoruz, salah selam okuyoruz, ölüm köpeklerini, rabıtamızı, sikimizi yapıyoruz. O zaman bütün potansiyelimizle, bütün gücümüzle, kudretimizle kendimizi evrak ve ezkareler veriyoruz. İşte bunun için Sami Ramazanoğlu Kadı hüsn-i sübhanallahü sübhanallahü söylüyorlar ki gece yapılan evran ile gündüz yapılan evrrad arasındaki par kazaya kalan oruç gibidir.
Kuran-ı Azimüşşan'ın da indirilişi gece değil mi? Nasıl diyeceğiz? Gece önemli Maide suresine mana veriyor, yüzlerce mana veriyor, yüzlerce mana veriyor. Sabah olduğu için, sabah olduğu için artık tamam diyor. Diyorlar ki Üstad'ım bunu gündüz de verebilirdiniz, rahnemizde oturur, bize bunu haber verebilirdiniz, sever nedir deyince gece sır perdeleri açılıyor diyor. Gecesi olmayan kimse nasıl devrimdışı olabilir? Efendimiz aleyhissalatu vesselam bir kadından bahsedildi, devrildi ki sabahlara kadar buyuruyor. Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onun kulağına şeytan pislemiştir buyurdular. Kişi yatağına girdiği zaman şeytan boyun köküne üç tane mühür bağlıyor ve diyor kimsenin için uzun bir gece var, rahat yat rahat buyur diyor.
O kimse kalksa, abdest alsa, namaz kılsa, evlat ve ezkarını yapacak olsa düğümlerin hepsi çözülüyor ve sabaha rahat olarak kalkıyor, neşeli olarak kalkıyor ve tıbben böyledir Gece kalkan kimsenin vücudu hiç vesvesesindedir, abdest aldığı için de daha güçlü, daha kuvvetlidir. Bir kısım, bir kısım verem hastalarını iyice kaldırırlar, çamlıklarda dolaştırırlar. Çünkü bu havai teneffüs etmek suretiyle vücuduna bir zindelik gelsin diye kalbimize ve ruhumuza bir zindelik gelmesi için gece kalkmamız gerekir. Hele uzun geceler. Efendimiz aleyhissalatu vesselam kış geceleri bir ganimettir buyuruyor. Gece kalkar namaz kılarsınız, gündüz ise kısa olduğu için oruç tutarsınız buyuruyor bize efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Demek ki biz evliyaullah'ın alanına girebilmek için ne yapacağız? Onların şifresini bileceğiz. İmanın şifresi kelime-i şehadettir.
Evliyaullah'ın şifresi kelime-i şehadeti şuhud makamında okumaktır. Bakıyoruz şimdi bu bir sudur. Bizim için nazaridir bu. Ama suyu alıp içtiğimiz zaman bizim için şuhudi olun okuduğumuz istiğfarlarda mesela bir tane misal. Bir gün Ali Terimullah önce ve buyurdular ki istiğfar okuyan birisine yalan söylemem. Dedi ki yani ne yalan söyleyeceğim, istiğfar okuyorum. Elhamdülillah diyorum. Hayır buyurdu. Sen ilim istiğfar okuyor ama kalbinde birine devam et yok. Kalbinde yapmış olduğun hatalardan dolayı bir pişmanlık duymuyorsun. Üstadımız üstadları olan Sami Ramazanoğlu Kardes Allah'ın Sırrı hazretlerine sınır dediğini duymuştum. Dediler ki Efendim karınca kadar yapmış olduğum hatalar şimdi gözüne Erciyes Dağı gibi görünüyor. O da Elhamdülillah, elhamdülillah diyordu. Peygamberimiz buyuruyorlar. Münafafa hataları burnunun üzerindeki bir sinek gibidir.
Şöyle evinizi yaklaştıracak olsanız, kiraz bir hareket içseniz veya devinseniz derhal o sinek uçar gider ama mümine hatası sanki üzerine bir dağın küçeceği gibi bir bekleyecek içerisinde olur. Velilerden birisi bu belika'da geçer, velilerden birisi bir yerden geçerken ben her zaman perilerimdir. Sebebi bendir orada bir hata işlemiştim. O hatam hatırıma gelir. İşte tasavvufun asıl inceliği burada. Yani burada konuşmamıza bile gerek yoktu ama üstadımızın programı olduğu için Yusuf Aleyhisselam'ı almak için herkes sıraya girmiş, ağırlanınca altınlar koyuyorlar, çok kıymetli değerler koyuyorlar, bir kadın da bu sıraya girmiş. Diyorlar kimsenin böyle bir altının, gümüşün, yakutu, zümrütün, değerin öyle bir kıymeti eşya yok, nasıl alacaksın? Ben de Yusuf'u alanlar sırasına girmek için katıldım diyor.
Biz de Üstad-ı Alimizin şefaatlerine mazhar olalım düşüncesiyle inşallah düşüncemiz halis olur. Bu niyette Mısır'a girmiş oluyoruz. Şimdi asıl edeptir. Burada o kadar güzel temaslar oldu ki bitirmen mümkün değil. Yani tasavvufu anlatırken tasavvufun hakikaten çok büyük bir mezhep olduğunu ifade ettiler. Bunu Muhyiddin Arabi hazretlerine soruyorlar. Diyorlar ki efendim böyle evliyadan bazen bize evliyadan, velilerden bahsetseniz, onlar nasıl kimselerdir deyince kemal ehli olmaktır bunu. Sonra tığılak eden sadece bir cümleyle bırakma, biraz izah et biz de anlayalım deyince kemalatını gizlemektir. Asıl üstünlük de bu noktada şüphesiz. Biliyorsunuz nebilerden birisine Halık eden yazar, rüyada vahiyle, vahiyle birçok hakikatleri bildiriyor. Altın bir taskonu gizlemesi emir buyuruyor.
Ne kadar gizlese dışarı çıkıyor, halıkamız da gizse buyurduğu için yerleri kazıyor, giriliyor, yine çıkıyor, yine çıkıyor. Sonra sebebini sorduğumda bu salih amellerdir. Kişinin hadis yapmış olduğu taatlerdir. İşte bu taatleri Cenabı Hak gönüllere bildiriyor, herkes ona bir sevgi ve muhabbet duyuyor. Hiç şüphesiz. Hakikaten yol müstesna bir yoldur. Kuran'la çizilmiştir, vahiyle çizilmiştir. Öyle başkalarının anlattığı gibi onlara da girmek istemiyorum. İlk başta zümrelerin anlattığı gibi bir yol değildir. Velhasıl A'dan Z'ye kadar her şeyi vah ile tespit edilmiş mübarek bir yoldur. Burada ifadelerden birisini lütf olarak aldım. Mesela İbrahim bin Ethem Kartezavu Sırrı Hazretleri Belhip padişahı. Bu biliyorsunuz acayip haller zuhur etti. Hızır aleyhisselam, İlyas aleyhisselam hep bunun terbiyesi için adeta yarışa girdiler.
İşte yatıyordu sarayında yatarken bir ses duydu damın başında, işte bu nedir deyince deve arıyorum. Dedi ki böyle damın başında deve aranmaz, öyleyse yatakta da Mevla aranmaz, halk da Halık'le gezenen ibadet ve saatte bulun der. Çok uzun sürer Halis'e siz bunu bilirsiniz. Ondan sonra kalkar yalnız burada intisap ettiği yer olarak birkaç yeri gösterilir. Şafi-i Belfi Hazretleri de gösterilir. Velhasıl bir mübarek zata intisap eder. O padişahlık elbisesini çıkarır, bir çobanın kepeneğini diye. Büyüklerimizden bizzat buyuruyor ki eğer ben olsaydım onu öyle padişahlık padişahlıktan alıkoymazdım. Onu olduğu yerde derviş olarak devam ettirirdim. Çünkü Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de bir devlet reisidir. Dört halife de bir devlet reisidir. Araştırmalara göre uzun ifade etmen, bunlar hepsi ayrı bir konudur.
Bu evsafta olan beş yüzün üzerinde Sufi'nin görev yaptığı araştırmalarda ifade edilir, bildirilir. Çünkü çünkü efendimiz aleyhissalatu vesselam Arş-ı Azam'ın bölgesinde gölgelenecek bulanlara haber verirken hiçbir bölgenin bulunmadığı bir gün der, Arş-ı Azam'ın bölgesinde gölgelenecek bulan kimdir? İmamun Ahdi devlet reisidir. Siz Süleyman aleyhisselama bakın, Davut aleyhisselama bakın, Yusuf aleyhisselama bakın. Bir devlet reisidir aynı zamanda. Ama halkını en güzel şekilde ahdi idare etmesi sufiliğinde sivresidir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam onlar için yeryüzünün adeta emanı yeryüzünde Allah'ın bölgesidir ifadesi buyurulmuştur. İşte bir sufi olduğu zaman artık dünyadan elini eteğini çeker, patiye, patiye, eğer tacirsek, El-Kasibe Habibullah helalinden ticaretini yapan kimse, helalinden ticaretini yapan kimse Allah'ın dostudur.
Mesela Muhammed Bahaeddin Hazretleri kayısı ticaretini yapmıştır, kavucu kayısı. Bunun yanında Mevlana ağımıza baktığımız zaman bu telleri eğip etle bununla meşgul. Diğer bütün meşay-i kirama baktığımız zaman bir meslek sahibidir. Hazreti Ömer efendimizin huzuruna insanlar geldiği zaman sorarmış, ne ile meşgulsünüz? Eğer bir mesleklerin yoksa diyor, Hazreti Ömer'in gözünde radiyallahu anh onun hiçbir değeri kalmazdı. Mesela efendimiz aleyhissalatu vesselam Hazreti Davut ne güzel kuldu elinin emeğini yer diye buyuruyor. Demek ki ticaretimizde de doğru ve düzgün yapacak olursak onda da en güzel vermiş olmuş oluruz. Bir sokak köprüsü dahi öyledir. Eğer sokağın temizlenmesinde, mesela belediyede bir sokağın temizliğiyle meşgul bir kardeşimiz bu görevini en güzel yapacak olursa bir derviştir. Nasıl derviştir? İman yetmiş küsur şubedir.
Onun en aşağı şubesi yolda insanlara eza veren, işte bir çukur varsa onu dolduran, bir engel varsa onu kaldırandır. Onu kaldırırken bunun der ilişkileri nerededir. O yolları temizlerken diyecek ki acaba benim Cenabı Hak'ta vuslatta önüme engel olan şeytanın ivasını nasıl temizleyeceğim? Nefsin arzu ve isteklerini nasıl kaldıracağım? Dünyanın geçici süslerini bölümden nasıl çıkaracağım? Insan şeytanlarının kuruluş olduğu hilelerden nasıl kurtulacağım düşüncesinin hasıl olması. Her işte böyle. Mesela ilim ehli insan, ben kitaplarımla meşgulüm, ilimle meşgulüm, öyle evrak bir eskar yapacak zamanım yok. Dört mezhep imamımızın hep bunlarla alakası var. Baktığımız zaman insanlar hakikaten dervişlerin peşinde daha çok dolaştıklarını görüyoruz. Mesela mezhep imamlarımızda Şeybanı Rabi Rabi Rabi Rabi Rabi Rabi Rabi bir çobandık.
Hatta mezhep imamlarımızı daimsiyen kimseler oldu, dediler ki nasıl oluyor bu ilminizi bir dervişin kapısına gidiyorsunuz? Onlardan bir tanesi dedi ki dört mezhep de halledeemediğimiz, diyorlar ki nasıl onun dizinin dibinde oturursunuz deyince, dört mezhep de halledilemeyen bir konuyu söyledi. Biri diyor ki bir kimse namaz geçirse ama geçirdiği namaz sabah mıydı öyle mi ikindi mi afya mı yapsın mı? Onu bilemese ne olacak? Birden cevap veriyor. Seyrettiği için, unuttuğu için beş vakit namazı da kaza etmesi gerekir diye. Hamdolsun alemlerin Rabbi olan Allah'a.