İlim ve Aşkın Birleştiği Noktada Manevi… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İlim ve Aşkın Birleştiği Noktada Manevi Olgunluk
İlim ve Aşkın Birleştiği Noktada Manevi Olgunluk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ahmet bin Hanbel Hazretleri, Haddesallahu Sırra Şazeli meşayişinden bir zat var. Kendisi malum Hamza I Bağdadi Hazretleri'yle de münasebet kurmuş. Diğer meşayih kiramda da. Yalnız şurayı demek istiyorum. Üstazı çekinirmiş mezhep imam olduğu için. Şimdi okuruz bazı işte metinlerden neden hata ederiz diye…
Bismillahirrahmanirrahim. Ahmet bin Hanbel Hazretleri, Haddesallahu Sırra Şazeli meşayişinden bir zat var. Kendisi malum Hamza I Bağdadi Hazretleri'yle de münasebet kurmuş. Diğer meşayih kiramda da. Yalnız şurayı demek istiyorum. Üstazı çekinirmiş mezhep imam olduğu için. Şimdi okuruz bazı işte metinlerden neden hata ederiz diye çekinirmiş. Ahmet bin Hanbel Hazretleri de bunu bilirmiş. Efendisinin görmediği yere otururmuş o da. Görmediği yere oturur. Böyle kalktığı zaman deniyor Ahmet bin Hanbel Hazretleri sanki bir bardak su dökülmüş gibi ağlarmış. Diyeceğim şu, Fatiha Suresine bir mana veriyor. Bir vermiş. İki, üç derken Ahmet bin Hanbel Hazretleri tahammül edememiş. Öyle bir cezbeye kapılmış ki Allah diyerek dışarılar açılmıyor. Ya Rabbi bu ilim nedir demiş. Nereden aldı böyle. Bu bir ayrı. Buna biz dalmayalım. Biz iman konusunda da zaten bunu görmek istiyoruz.
Bak kitapların tarif ettiği var okuduğumuz. Ama burada denk gelince göreceğiz. Biz de hayran kalıyoruz. Yani bu tarifler öyle kolay kolay yapılmıyor. Allah'tan gelen bir ilmin Celle Celaluhu eseri olsa gerek diyoruz gördüğümüz kadarıyla. Bunları bunu nereden aldın derseniz onu tek tek söylerim size. Ruhul Beyan'ın kaynağı Tevilatü'n Necmi'ye bir. Daha sonra daha sonra diğer Sehl Bin Abdullah Ettüsteri Hazretlerinin tefsiri. Bunun yanında daha birçok tefsirlerden bu işari olan vesair yerlerden alınmış. Ama biz doyuma böyle ulaşıyoruz. Bizim bir tefsir hocamız var. Aynı zamanda Kuran-ı Kerim dersine de giriyor. Gelin demiyorum desem hemen anlaşılır. Bu işte öğrencilere ders veriyor. Söylediği söz şu. Diyor ki arkadaşlar ben diyor maluma sahibiyim. Kütüphanem çok geniş. Fakat diyor ne yaparsanız yapın şu gönlü Allahu Zülcelal'e aşık olan kimselerin eserlerini takip edin diyor.
Süleymi gibi, ne gibi? Rahmetullahi Aliyi, mecmain. Onlara bakın biz de diyor ancak öyle doyabiliyoruz. Böyle bakıyorsunuz insanlar gerçekten ilim ehli insanlar var. Ama aşıkların etrafında dolaşıyor. Ya belki bir şey söyleyemiyorum. Ama Allah'ımıza aşık. Onun birkaç kelamını duymak onlara çok büyük haz veriyor, huzur veriyor. E biz de hep muhtacız. O gibi ilahi kelamlara insan gerçekten doyuma ulaşmak istiyor. Çünkü daralıyor insan. Yani insan olarak, beşer olarak bir daralma oluyor. Bir bunalma oluyor. Bunu Cenabı Hak Tevbe suresinde arz genişliğine rağmen onları diyor sıktı. Bu bu Taif Tebük seferinde Hazreti Kabe Bilal yok. Hazreti Kabe, Hilal ve Mirare. Radıyallahu Anhümme, bunlar cihada katılmadılar. İşte olgun meyve koyu gölgediler. Bizi alıkoydu. Şimdi bunlar katılmadılar. Sonra buyuruyor ki Cenabı Hak arz genişliğine rağmen bunlar daralıyor, sıkılıyor.
İlim ve Aşkın Birleştiği Noktada Manevi Olgunluk ne anlatıyor?
İlim ve Aşkın Birleştiği Noktada Manevi Olgunluk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ahmet bin Hanbel Hazretleri, Haddesallahu Sırra Şazeli meşayişinden bir zat var. Kendisi malum Hamza I Bağdadi Hazretleri'yle de münasebet kurmuş. Diğer meşayih kiramda da. Yalnız şurayı demek istiyorum. Üstazı çekinirmiş mezhep imam olduğu için. Şimdi okuruz bazı işte metinlerden neden hata ederiz diye…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi insanın tabiatında bu var. Beden olarak sıkılır. Beşer olarak sıkılır ama Allah'ımız insanın genişleyeceği öyle bir nimet bahşetmiş ki ruh vermiş. Ruhun mekanı bu dünya değildir. Ruhun mekanı melekut alemidir. Cebarut alemidir, lahud alemidir. Mesela biz rabıta yapıyoruz. Nedir? O alemle münasebet için. Sonra yine görüyorsunuz o murakebelerde de yedi kat semayı yok bilip kalbini arşı, azama açıyor. Yani bu alemden çıkıyor. Bu alemden çıkacağı Cenabı Hak değerleri vermiş Esselamülah. Biz kulumuza şah damarından daha yakınız. Bunu eğer izahını görürseniz Sami Efendimiz Hazretleri bu Konya'dan saran mi diye o zatı anlatıyor. Buyuruyor ki Mehmet Efendi, bu diyor damarın yani bir telefon gibi düşünecek olursak, bir telsiz gibi biri diyor insanın elinde biri başta Cenabı Hak'ın elinde. Hani Tazarru ve niyaz dediğimiz zaman budur işte. Tazarru ve niyaz, yalvarış, yakarış. Bu insanda var.
Hepimizde var. Şimdi elinizde telefon hep meşgul oluyorsunuz. Bazen de çekmiyor. Görüyoruz. Hepimizde oluyor bu. Diyoruz bir türlü çekmiyor. Niye çekmiyor? Bakıyorsunuz bir dal geliyor, engel. E bitirdi çekmiyor. Bizim nefsani arzularımız yoksa onların o biz kolumuza şah damarından daha yakınız ayeti celile ile onlar kuruyor, münasebeti kuruyor. Cafer bin Sadık. Geçen bir kardeşimiz soruyordu. İmam-ı Azam Efendimiz, Rahmetullah Ali, Tarikatı Aliyyede şeyhi kimdir diye. Oğulluğu olur İmam-ı Azam Efendimiz. Babalığıdır. Cevaferi Sadık Gaddes Allah'a, onunla münasebet var. Sonra şu, bakın şunu çok güzel bilmemiz lazım. Şeyi olmakla birlikte mesela İbrahim-i Metbuli diye bizzat var. Taha Hali Hazretleri var. Efendimiz buyuruyor ki sallallahu aleyhi ve sellem bizzat mürşidin benim buyuruyor. Böyle dediği kimseler var. Bizzat onun eğitimi altında devam ediyor.
Yine de şeyi var, itaat ediyor çünkü yol göstermiş. Men allemeni'yi harfen fakat say yarani abde. Bana bir harf öğretenin kölesi olurum buyuruyor Ali Efendimiz. Radıyallahu Anh. Yani münasebeti kurmuşlar. Bu damarı çalıştırmış. Caferi Sadık Gatta Sallallahü'l-Sırra bazen diyor bir kısım konularda daralırdı. Derhal diyor Cenabı Hakk'a yönelir. O zor değil. Onlar için hiçbir şey değil bu. Biz derhal yönelirdi diyoruz ya şu dediğimizde o bir senelik ilmi bir anda alır o. Nur olarak gelir kalbine. Bu ayrı konulardır. Yani bize üstadlarımızın üstünü örtüp de anlatmadıkları mesela Efendimiz'in Hanya'yı Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz dediği bunlardı işte. Bizzat şahidim ilmimi geziyorum dediğine. Bakmayın siz öyle zahiri durumlarına batıni çok müstesna. Burada biz iman konusunu eğer işleyebilirsek imanın nedir iman? Et tasdik kalben tasdik etmektir. Bu dil ile olan söylediğimiz nedir?
Dil ile söylediklerimiz şimdi mesela adam öldüğünde Müslüman olduğunu bileceksin ki Müslüman kabristanlığına koyabilelim. Ondan sonra mesela miras meselesi. Müslüman ise ona göre mirası taksim edilecek. Daha başka diyelim ki şahitlik hususunda ne de ama kalbi yön Cenabı Hak'la alakalı. Şimdi biz ruhun girdiğimiz için bunu ifade etmemiz gerekir biiznillahi Teala. Şimdi böyle bir damar var insanda. Bir damar var. Bu Cenabı Hak'la alaka kuran bir damar. Şimdi düşünelim Allah'ımızla münasebet vurunca ne olur artık? Mesela o Ladik'te Ahmet babamız bir sıkıştırma hali olmuş işte ne biliyor ne ediyor diye. Yüz yirmi dört bin peygamberin her şeyini, şeceresini ortaya koyarım diye. Gerçekten de koymuş. Efendimiz anlattı. Rahatsızmış. Vardıklarında böyle bir sıkıntı geçirmiştir. Nedeni. Efendimiz hazretleri böyle bir huzura dalmışlar. İyi olmuş bir izni-i kerimede. Sıhhat bulmuş.
Efendimiz buyurdu ki aynen dedi, Kuran-ı Kerim'de en çok Hud suresinde geçer. Hud suresinde geçer. A'raf suresinde geçer. Efendim. Kamer suresinde geçer. Diğer surelerde var. Lut kavmini anlatıyor. Arada da diyormuş hoca efendiye sorun, Hoca efendiye sorun. Aynen dedi efendimiz hazretleri aynen. Kuran-ı Kerim'de ne ise olduğu gibi olduğu gibi. Efendim biz bunlara muhtacız. Bak Ahmet bin Hanbel Hazretleri dedik. Yalın ayak gezen bir derviş. Hafi bir başka gizli manasına. Hafi yalın ayak demek. Bişr-i hafi. Gaddes Allah'ın sırra. Hep onun yanına varıyor. Ah bir nianillah, bana Allah'tan haber ver ya Biçer diyor. Demek ki çok müstesna. Ahmet bin Hanbel Hazretleri. Mezhep imamlarımız öyle tarif edilecek gibi değil. İmam Şafii rahmetullahi Ali Hazretleri, İmam Şafii bir rüya görüyor biliyorsunuz. Kendisine yüzük takıyor Aleyhissalatü Vesselam efendimiz. O ilimdir işte.
Yani okumuşlar, okumamış değiller. Okumuşlar ama aynen Sami Sultanımızda olduğu gibi maluma sahibi ama sıkıldığı an olmuş. Demiş ki ben okul kitaplarından biraz daraldım. Bana bir kitap verir misiniz demiş bir hoca efendi. O da Sami Efendi bir kitap veririm ama biraz kuş dili. Anlaşılacak gibi değil zahiren, batıni. Olsun, bakayım demiş. Son kısmı kitabın isim olarak gayetüde gait diyen geçiyor. Yani çok ince manaların olduğu, yani Muhyiddin Arabi Hazretlerinin sırrı sır diye çok güzel bir eseri var. Şeyi, bu Esad Elbili Hazretleri'nin Tevhid Risalesi var. Bu Elif-i Bendi Hazretleri'nin. Tabii bunlar çok ağır. Yani buna benzer bir kitap okumuş. Bir hafta kadar müsaade etmiş. Ondan sonra işte tekrar müracaat ediyor o hafta dolunca. Buyurmuşlar ki biraz daha müsaade eder misiniz biraz çalışsam? Çalışmış. Orada gerçeği görmüş.
Buyurmuşlar ki mutlaka bir mürşid-i kamide ihtiyacımız var demiş. Evet biliriz ama daha aşacağımız noktalar tarif edilmez şekilde pek çok. Bu Marmaris'teydi bir hoca. Tanırsınız lisen tanırsınız. O biraz halvet oldu üstadımızda. Şunu anlattı. Yanında bulunuyorum. Efendim dedi, ben dedi belli bir yerlere geldim dedim. Siz dedi, benim dedi, elimden tuttunuz. İki basamak dedi, daha bir yukarıya çıkardınız. Demek kişiyi bir kimseymiş ki efendimiz buyurdular ki, hoca efendi siz kendi gayretinizle şu noktaya gelmişsiniz. O artık mülheme, mutmainne, Razı'ye, Merdıyye, o makamları da dedi inşallah geçmenize vesile olmuşuz dedi. Yani mutlak bir ihtiyacımız var. Çünkü yolun engelleri çok. Mezarikül akdem diye bir tarif var. Yani belli bir yere gelir de şu konu çok önemli. Şu diyeceğimiz husus çok önemli. İnsanın geldiği noktayı muhafaza etmesi önemli olan bu. Mesela belli bir yerdeyiz.
Ama orayı korumak lazım. Nasıl koruyacağız? Biz Yunus Suresine baktığımız zaman Esselam'le, Onlar iman ettiler ve Cenabı Hak'tan takva çok önemli bir husus. Kuran-ı Kerim'de çok temas edilir üzerinde. Durulur. Ve takva ile kurtuluş bu şekilde. Yoksa velilerin korkuyor, mahzun olacak değiller ama iki esası Cenabı Hak hemen Ayet-i Celil'in altında verilir. Esabı. Ellezine amenu ve kanuiyette bu. Terzi Baba'yı isterseniz söyleyeyim. Mevlana Halid efendimizin hulefasından bu Taal Hariri Hazretleri belli. Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurmuşlar ki icazet noktasını konuşabilirler. İcazetin var mı, ne diye. Zamanın kutbu durumunda olan tahıl Hakkari Hazretleri var. Onunla görüşün buyurmuş. Şimdi anlaşmışlar. Mekan olarak da uzak değil birbirlerine. Esas efendimizin yeri de uzak değil. Erbil de uzak değil. Birbirlerine yakın bir çevrede bulunuyorlar. Anlaşmışlar.
Tahal Hakkari Hazretleri biraz erken gelmiş. Tahal-i Haliri Hazretleri de biraz geç kalmışlar fakat içeri girmemiş dergaha. Yalnız müridan görmüş, Talha Ali Hazretlerinin geldiğini şekil şemail müstesna artık. Resul-i Ekrem efendimizin destipahi'nden çıkıyor yani, mübarek. Yedi saadetinde dokunmuş mübarek bir kimse. Her şeyi. Kapı önünde duruşunu müriiden biraz değişik düşüncelerle ona hamdetmişler. İşte efendi Hazretleri ayağa kalkmadı, buyurun demediği için içeri girmiyor diye. Halbuki hiç öyle bir şey yok. İşte demişler efendim ta Ali Hazretleri geldi. Hemen ayağa kalkmış. Haberler birbirlerine. İşte ruhen görüşüyor ama bir cismi beraberlik istiyor. Demiş ki efendim içeri gireceğim ama bir meselenin vuzuha kavuşması gerekir. Müridanın gönüllerine sahip olun. Benim kapı önünde bekleyişimi sizin istikbal etmeyişinize bağladılar. Hayır demiş.
Ben içeride melaikei kiramın dopdolu olduğunu gördüm. Cemaatin böyle ayağa kalkıp da rahatsız olmasını istemedim demiş. Görüşmüşler. Efendim Adana'da ladikli Ahmet babamız gelmişler. Şunu bilelim, müferridun diye bir zümre olur. Bu var. Hadis-i şeriflerde var bu. Müferidun tabiri var. Yani biz okuyoruz ediyoruz da yani bunu ancak efendilerimizden anlayabiliyor. Yoksa ya bu gurugo hep gideceğiz ya. Hiçbir şey anlamayacağız. Şura suresinde bir Ayet celle var. Efendimiz buyuruyor ki Sallallahu Aleyhi ve Sellem ey müşrikler siz eda ezayı ediyorsunuz itmeye. Yanınız şu yakın akrabama dokunmayınız buyuruyor. Bu gerçekten Emir Buhari Hazretleri'nin medresesi arşıazam hocası fahri alem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ya, onun dediği gibi olan kimseler söylüyor. Bu diyor Allah'a gurbet yakınlıktır. Şimdi aranıyor aranıyor tefsirlerde yok. Ancak kurtubi'de çıkıyor.
Alisi Hazretlerinin tefsirinde çıkıyor. İnşallah efendim iki taraflı Zülcenaheyn derler büyüklerimiz Zülcenaheyn demek iki kanatlı hem Zahiri hem Batini şurada işleyeceğimiz konu da aynen öyle Buna ladik, damat babamız gelmiş diye duyuluyor tabii. Duyuluyor diye onlar için bir şey yok. Yani bizim çok bazen kendi kendimize düşünürüz. Dediniz ki ya bunu ilan etmeye ne lüzum var? Hızır Aleyhisselam var. Üçler var, yediler var, ırzı bunlar eksik değil. Ricalü'l Gayb var. Bunlar haber verir. Mürşid-i kamilimizin gelişi o. Bir gün sohbete gelindi, gelindi. Bir artık sohbet tamamlandı, dışarı çıktılar. Buyurdular ki bir güzel koku geliyor. Hani bir de hissettirmek istiyor aslında. Kendisini biliyor. Yani anlasınlar demek istiyor. Herhalde de Hızır Aleyhisselam girdi. Dedi onun dedi güzel kokusu geliyor. Böyle buyurdular. Bu Kayseri'den bir geliyor. Böyle buyurdular.
Bu Kayseri'den bir kimse gelirdi. Mehmet abi onu bir türlü çıkaramıyorum. Çok güzel bir ihvandı. Vefat etti. Ruhu şadoğlu çok güzeldi. Gerçekten hakiki bir müritti o. İsmini bazen hatırlıyorum. Çok oldu. Vefat etti. O üstadımıza çok gelirdi. Böyle Kayseri'de müstesna kimseler vardı. O Talaslı, Hafızlı. O cezbeli bir kimseydi. Sami Efendimiz hazretleri ondan sorarmış, Hasan Efendi'yle görüşüyor musunuz diye. Bunlar çok şimdi şey deniyor ya, çok ileri önde olan kimseler vesaireler deniyor ya. Bunlar, o tabiri kullanmıyorum. Tarikatı adiyede gerçekten bir sürü de hoş olur ya. Bir sürü olur. Ama koça değer verirler. Tarikatı aliyemizin koçları bunlar. Şimdi o çıktı sohbette. Hacettepe amcamız onunla işte ayakkabısını çevirilecek. Bize dedi ki böyle bir durdu. Benim dedi şuramda bir boş var dedi. Tahammül edemiyorum dedi. Bu nasıl çıkacak dedi.
Yani biz ruhun, huzurunu diyoruz ya Ben ruhumdan ruh üfledim. Yani insanda bambaşka değer var. Adem'in çamurunu kendi elimle kardım buyuruyor. Buna bak itirazlar çoğalacak. Binebilirsem deyip duyduğuma göre büyüklerimizden. Böyle ilim ehillerimde. Mesela Adem'in yüzünü kendi elimle buyuruyor. Halk buyuruyor. Bu tekelle gubi ahlakillah ve bir ahlaki resulillah. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın. Resulullah'ın ahlakıyla taalalluk edin. Görürdüm. Efendimiz Hazretleri'yle çok sırlı görüşenler olurdu. Sırlı görüşenler olurdu. Birisi dedi ki efendimiz dedi, ben dedi sorular soruyorlar dedi. Hakikatine inanıyorum dedi. O işin hakikatine inanıyorum. İbni Hacer El Heytemi var, hadis alimi. Bazı konularda diyor ki bunu Fahreddin Razi Hazretleri tefsirinde de işaret ediyor. Ama o noktaya geldi mi buralar anlatılmaz diyor.
Şimdi bizim istediğimiz rabıtayı bol bol yapıp şu müttaki halin içerisine girerek yaşandığımızda takva, nasıl ki bir saray düşünelim. O saraya nasıl gireceksin? Kapı kapandı. Pencere örtülü. Nasıl gireceğiz? Bir anahtar lazım. İşte bu anahtarı bize veriyor efendilerimiz ama biz açamıyoruz. Şimdi anahtarlar çok değişti. Şifreli anahtarlar var. Kartlar açılıyor. Yerine göre elinle de açılıyor. Açılıyor da açılıyor. Bunu bizim elimize verdiler aslında. Yüz on bir istiğfar da verdiler. Tevhidle başta istiğfarlar, tevhidle, salahü vesselamla. Ölüm tefekkürü rabıtayla ama yaptığımız rabıta en az yirmi dakika olması lazım. En az on beş diyelim. Yarım yarım, yarım yarım olmuyor işte. Anahtar bir türlü açmıyor kapıyı. Bir açabilsek bak kalbimizden bir zikir uyanacak, yanacak, batacak, vuracak. Onun bin tane perdesi var. Yani o saray dediğim basit bir saray değil.
Her bir letaip hakkıyla ifade edilecek olursa velayete işaret eder o. Nefsin mertebeleri deniyor. Bu ayrı bir konu. Şimdi dedi ki efendimizin yanında oturanı gördünüz mü dedi. Tabii bilemedik. Yanında dedi Hızır Aleyhisselam oturuyor dedi üstadımimizin. Dedem de bunu ifade etmiş zaten şiirlerinde. Hızır yanında görünür şeyhim diye. Onlar boş değildir tabii. Hayret ettiğimiz nokta şu diyoruz. Yani bunlar var elhamdülillah bunlar haber veriyor. Söylüyorlar. Bir ara bir yazı yazmış bir kardeşimiz. Noter tasdiki mi gerek diyor. Yahu noterden tasdik mi olacak bu? Efendimizden tasdik olurmuş mu? Bitmiş Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sami Efendimiz'den sonraydı, belki size anlatmadık bunu. Efendimiz bizi çok böyle sıkı tuttuğu için daha hala onun etkisi altındayım. Bir gün çağırdı kimseye anlatmayacaksın dedi. Diyor anlatma diyor. Söyleme bunları diyor. Eğer hakikaten söyledik mi ne yaptıysan?
Dedi ki yok dedi bunları haddini yiyen dedi. Seni mesul tutarım anlatırsın. Onlardan biri şu Sami efendimizin sonraydı. Cennetü'l Müşahede'de dedi büyük bir toplantı yapıldı. Kendisini ibadet ediyor ama haya ediyor diyemiyor. Orada dedi seçim yapıldı. İhvanı dedi olduğu gibi bize teslim ettiler. Biz bu şahitliği. Şimdi bile çekinerek söylüyoruz. Çünkü mahviyet ve mahviyetin içinde bir Efendimizdi o bizim. O Kemal Hadi Kürtçe çok güzel yazmış Bedri Hafa demiş ya Bedri Hafa gizli bir ay diyoruz Sami Efendimiz için. Ama gizli bir ay dediğine bakıyorsunuz Pakistan'dan koşup geliyor. Ta İtalya'dan geldiler. Rum diyarından geldiler Sami Bendimiz Hazretleri'nin. O gizli bir ay ama gönüllere öyle bir doğmuş ki. Hissediyorlar, biliyorlar mübarek bir zat diye. Şimdi efendim bunlar rical taifesi, herkesin tanıyamayacağı ve kendisini tanıtmaz. Ya bu büyük insan olsa şöyle mi yapardı?
Ya bunu bırak sen. Ondan dolayı kolay kolay her meclise geçmezler. Onlar kendi akranını bilirler. Onunla otururlar, görüşürler halleşirler şimdi dedemden anlatacağım Rahmetullahi Bir gün oturuyor otururken bir kimse geliyor Onunla saatlerce görüşmüş. Görüşmüş. Yanında da bir kimse var. Diyor ki bu kimseyi tanıdın mı? Efendim şu bizim köyümüz var ya, o köyümüzdeki imam. Halbuki o değil. O şekle girmiş. O Tahal Hariri, Tahal Hakkari hazretlerinin hulahasından Cüddrü Efendi Hazretleri. Sana ben şu gülümsemeyeyim diyecek. O bilir ama onu. Onu tanır. Şeklinden, şemailinden, biçiminden. O demeye gerek yok. Zaten gelmeden evvel bilir. Samimi hazretlerine soru sormak için Afyon'dan gelmişler. Afyon'dan. Buyurmuş ki bu konuyu soracağınız soruları Hasan Efendi'yle müşaver edersiniz. Hiç böyle zahiren haber vermeni yok. Efendimiz Hazretleri buyurmuş ki teybi hazırlayın. Hazırlayın.
Bir kısım cemaatimiz gelecek. Bir kısım bir grup gelecek. Onların soruları olacak. Banta alalım. Onları da teslim edelim. Daha onların gelmesi de yok. Bu onlar için zor değil. Şimdi bak telefonlarımız her şeyi içerisine alıyor. Sanki bir kütüphane gibi içerisinde doldurmuşuz. Hemen haberleşebiliyoruz. Diyoruz ya Esselamü ve nahna ve akrabu ileyhim min habilil velir Bunun da hemen haberi de şu Hz. Ömer'in, radıyallahu anh, malum biliyorsunuz Hz. Sariye ordu komutanı çok uzak bir yerdeydi. Ya Sariye, dedi. Ya Sariye dikkat et. Dağa, dağa dedi. Yani düşman dağ tarafından saracak. Derhal hissetti. Yani biz muharebeleri kazanmışsak öyle kolayına kazanmadık ki. Bir Çanakkale Zafer-i Mezairleri. Hep Allah'ın büyük bir yardımı. Nasıl oldu yardım? Yani yardım gelecek diye beklemekle olmuyor bu. Ne istiyor? Bir gayret istiyor. Bir çaba istiyor.
Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayağınızı sabit kadem kılar. Her şey bir bedel karşılığı. Bak görüyoruz Ahdat Risalesi'nde okuduğumuzda hemen denk gelecek. Belki tez geçmiş olabiliriz. Orada ne diyor? Bir cümlesinde velayet diyor öyle kolay gelmiyor diyor. Anlatıyor da. Belini diyor kırıncaya kadar bir eza çekmedikçe mümkün değil diyor. Bize hocalarımızdan gelenler oldu. Efendim de çok büyük bir rahatsızlık geçirdi. Kalp rahatsızlığı geçirdi. Bir türlü ifade edemedi onlara. Yani çekiniyor diyemiyor. Siz dedi kulağını gösterince deve olduğunu anlarsınız dedi. Hocam dedi. Cenabı hak dedi belli bir makam, ihsan buyuracağı zaman bu gibi sıkıntılar geçiliyor dedi. Bunlar onu biliyoruz yani bir Zihni adeta. Burada iman konusunda eğer sözü yarım bırakmamışsak çok vakit aldığımı biliyorum. Said'in Nurisi Hazretleri. O Sami efendimizi o Adana'da görüşüyorlar.
Ladikli Ahmet Baba geliyor. Yalnız yakınları da bunu bildiği için çıkmak istemiyorlar. Biz de bulunalım. Acaba ne konuşacaklar diye. Sami Efendimiz de yakın olanları dışarıya buyurun diyor. Çok edepli bir şekilde ama müstesna bir edep var orada. Siz, bizi yalnız bırakın diyor. Yalnız bildikleri için Ahmet babamızı bir pencerenin arkasından tahrip edelim demişler. Sami Efendimiz zahiren gördüğü yok. Buyurmuş ki pencerenin arkasından da çekilin buyurmuş. Çekilmişler. Ancak şu kadarını duyabilmişler. Ladikli Ahmet babamız demiş ki efendim sizi böyle bir divan heyeti kurulduğu zaman manevi en başta görüyoruz. En başta görüyoruz. Yalnız orada biraz daha vücutluydunuz. Böyle zayıf mıydınız demiş. Bu kadar mı? Size İbrahim Mekan hocamızın Sami Efendimize yazdığı bir mektup var. Çok uzun sürer. Şunu diyeyim. Var. Burada mevcut. Bu Mısır'da okuyor. Bağdat'ta yok. Mısır'da okuyorlar.
Orada okurken Meşşai İzamın böyle kabirleri neleri de var Evliyaullah'ın? Demek ziyaretine yapıyor. Efendim diyor, her ne zaman diyor o ruhani manevi heyet kurulacak olsa sizi en başta görüyorum diyor. Zamredeyim de yazıyor. Sizi diyor o meclisin içerisinde en başta görüyorum. Yalnız diyor aynen bir kav gibi yanıyorum artık diyor. Tahammülüm kalmadı diyor. Ne olur diyor bu abd acizi çok güzel ifadeler çok müstesna. Bu abd acizi diyor huzurunuza kabul edin ne olur diyor. Yanıyorum diyor ve çok müstesna bir buluşmaları var. Demek ki ta'il Hakkari Efendimiz de ta'il Hariri Hazretleri bir araya gelmiyor değil. Ruhen bir araya geliyorlar ama cisim olarak karşılaşmış oluyorlar. Bunu Muhammed Bahaeddin Hazretleri de buyuruyor bir evladı için. Evladım diyor, görüyorum görmeye. Yalnız diyor bu gözüm de diyor hakkını istiyor. Gel de görüşelim diyor.
Bunu Esali Erbil Hazretleri yirmi beşinci mektupta bulursunuz. Orada buyuruyor evladım Sami diyor artık bu yaşlı babanız diyor yorma ben sizi çok istiyorum diyor. Şu ömrün hazanı olmadan şu gençlik günlerini diyor değerlendirelim. Tarikatı aliyyenin güzelliğiyle diyor güzelleştirelim. Çünkü hizmet edecek. O belli bir insan seçilmiş bir kimse. Onun üzerinde duruyor zaten. Şu diyor ömrün hazan olmadan, büzgülü gibi, yaprakları dökülen ağaç gibi olmadan, şu gençken diyor bu vazifeleri yapalım diyor. Bizim için çok büyük bir ders bu. Mesela Ahkaf suresinde on beşinci ayeti celileyi ulemai kiramımız ele alıyor. Meşşai izamın da izahı var. Diyorlar ki kırk yaşından sonraki derviş zor. Şimdiden tutun diyorlar. Gençken tutun şu işleri elde edin. Bakıyoruz biz peygamberlerin hayatına, Peygamberlik öyle yaşlandıktan sonra ne gelmiyor? Sadece bir Nuh aleyhisselam'da gördüm.
Nuh aleyhisselam da elli yaşı ama dokuz yüz elli sene yaşıyor. Hep gençken Cenabı Hak mutlu etmiş. Velayet de öyle. Ya yerine göre bakıyorsunuz ana karnında teslim alıyor babası Simazi Hazretleri. Daha ana karnındayken teslim alıyor. Yani Bayezid Bistami Hazretleri, Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri'ni çok yıllar öncesi Harakan tarafından bana bir manevi koku geliyor, birer kokusu geliyor. Zor değil onlar için. Burada mezhep imamlarımızı eğer araştıracak olursak Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz ifade buyuruyor. İmam-ı Azam Efendimizin geleceğini buyuruyor. Hazreti Adem benimle iftihar eder Aleyhisselam. Ben de Numan bin Sabit'le diyor. İftikar ederim. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz İmam-ı Rabbani Hazretleri için Sıla namında biri gelecek buyuruyor. İşaret ediyor. Eslemle icitebehu ve hedehu bir de sıratı mustafa.
Aslında hepimiz seçilmişiz ama bir yapışabilsek hallolacak Allah'ın izniyle. Nash edeceğiz diyeceksiniz. Bir, azalarımıza sahip olacağız. Bu konuyu işleyemeyeceğiz belli. Şimdi azalarımıza sahip olacağız bir. İkincisi gönlümüzü koruyacağız. Üçüncüsü de üçüncüsü de bizim yapacağımız, yapacağımız Rabbimizin azamet-i ilahiyesi. Ona karşı bir haşyet, azamet-i ilahiye karşı bir tazim. Nasıl olacağı şu. Esselamle, ketefe fi hudu bihhum mül iman, Allah onların Celle Celalü kalbine imanı yazmıştır. Burada yine tefsirlerde, izanda yedi tane satır var. Birisi tamanine, gönül huzuru var. Sekine var. Sekine demek? Böyle mesela Allah onların kalplerine celle celaluhu sekineydi. Bu sekineyi tarif edemeyiz. İsterseniz bir şey yapamadığımı biliyorum. Bir abd aciz olarak hiçbir şey yapamadım. Yalnız efendimiz aleyhisselatu vesselam'ın bu hususa mübarek bir sözünü de tamamlamaya çalışalım.
Bizi mazur göreceğinize inanıyorum. Sami Efendimizin bu kadar güzide evlatlarının karşısında Perişan olduğumu biliyorum. Size karşı hizmetimizin olmadığını. Rabbimiz bizi bağışlasın. Efendimiz buyuruyor Sallallahü Aleyhi ve Sellem, Kalbe nur girdiği zaman imanın hakikati bu. Bununla olsun neticelendirelim. Kalp tarifi mümkün olmayan bir şekilde genişliyor. Zaten bu dünyaya sığmaz o. 0 ruhuyla diyoruz. Bedende ruhlaşacağı için sığmaz. Ya Rasulallah bu nasıl olur ya Ebedi olan aleme dediği, ebedi olan, eshamle külli şeyin halikun illa vache, her şey bitecek, onun zatı müstesna oraya yöneliyor. Yani kimi buyurduğu dünyayı ister, kimi ahireti ister, Üçüncüleri Mevla'yı ister. Bu Mevla isteyenler. Bu dünya hayatı yani vurur demek şeytanın da ismidir bu. Garur aldatan demek. Onun ismi derken sıfatıdır onun. Mezmum mezmum sıfatıdır onun. Böyle aldatır. Yani bu dünyadan geçer.
Vel istiadabil mevt kable nuzulhi. Ahirete göçmeden önce, ahirete göçmeden önce, ora için hazırlık yapar buyuruyor. Efendim bu anlattıklarımızın hülasası yine çok uzun. Ancak bunu elde edebilmek. Rabbimiz buyuruyor ki Celle Celalühü, Ayet-i Celile, Gaf suresinde otuz yedinci Ayet Celile. Ancak kalbi olanlar anlar buyuruyor. İmanın kemali. Gaybe iman. Tasdiki iman, hakiki iman buna erişen kimseler diyor ancak anlayabilirler. Diyelim, kalbi. Kalbi o kimsenin kilitleri kalbinin açılır. Veceale fihil yakin, onda kesin bir inanç meydana gelir. Aleyh kalpler dört kısımdır. Mahvolmuş, yok olmuş bir kalp, kafir kalbidir ve galbın makbulun kilitli olan bir kalptir. Ve galbün münafık, münafık kalbidir ve galbün mutmainün, asıl bu işte, huzura eren kalp. Yani biraz izah ister diyeceksiniz. Bu hayır olsun, şer olsun her şeyi Rabbımızdan görür.
Bunu Arifani ilahiyi tarif ederken Habibim sen o kum avucuna aldığın kumları atarken sen atmadın. Sen attın ama birkaç kimsenin gözüne isabet ederdi. Bütün kafirlerin gözüne isabet ettiren biziz. Fealü lima yurit'dir bu, bir makamdır bu. Hal değildir, hal geçer. Makam oturur. Yine Kuran-ı Kerim'de geçer. Saffat suresinde geçer bu. Saffat suresinde geçer. Makam geçmez onlarda. Hali soruyorlar da diyor ki büyüklerimiz şimdi buradaydı gitti. O geçer bir an. Ama bu geçmez. O sekine dediğimiz o işte. Sekine bir huzur. Gönlüne bir huzur iniyor. Bu kimseler mukmain, yani huzur içerisinde. İşte bir tanesi gidiyormuş da gerçi bunun münakaşası da yapılır. Biz o konuyu işlemiyoruz. İşte bir tanesi ense kısmına vurmuş. Şöyle dönmüş, demiş ki kimin vurdurduğunu biliyorum da demiş. Yoksa sabır diye buna dinmez. Bu ayrı Burada bir inceliği ifade ediyorlar.
Diyor ben kimin vurdurduğunu çok iyi biliyorum. Ama alet nedir ona baktım diyor. Ayeti celilesiyle izah buyurmuşlar. Mutmayın. Huzurlu bir kalp ve bunu asla kaybolmaz bunlarda. Bunun için Rabiatü'l Adeviyye annemiz de başta o, onun yanında Ehlullah'ın da bir sözü var. Bir an huzursuz olmak diyor bize cehennem atesinde yanmaktan zor gelir diyorlar. Onlar her an Rabbimizle beraber, her an. Şimdi Allah ile olmak bir de ma Allah ifadesi var ki varlığı Cenabı Hak'la devam eder. Bu beka kısmına geçer. Vehu ve galbul mümin, bu müminin kalbidir huzur içerisinde. Ve kalpün sedimun, artık selamete eğrmiş kalp. Ve kalpün muhibbin, bu aşıkların kalbidir. Nedir bu aşıkların kalbi? Ve celali. Allah'ın cemal ve celal sıfatının ayinesi olmuş artık. Ayinedir bu alem. Siz okursunuz belki. Her şey onunla kaim, miratı Muhammed'den Allah görünür daim. Tam okuyamadım ama bu izah edilmiş oldu.
Bunların hali bu. Beni ne yer ne sema aldı ancak kamil müminin kalbi aldı, Muhabbet olarak ifade edilmiştir. Selim olan kalp, nedir o selim huzura ermiş kalp? El kalpüs selim hüvelledi'deyse fihi, Allah'tan gayrı hiçbir şey yok gönlünde. Ne demektir Selim? Kalbinde min havillahi Teala, Allahu Zülcelal'in muhabbeti ilahi korkusu içine girmiştir. Daha sonra izah etmişler. Şek ve şüpheden tamamen arınmış, kavatir diye bir şey yok yani düşünceler. Bunu Muhyiddin Arabi hazretleri ifade ediyor. Buyuruyor ki ben diyor kendimi hesaba çekerim. Yaptığım işlerden değil diyor. Gönlümden geçenleri diyor muhasebelerim kötü bir düşünce geçiyorsa geçmez zaten bunları. Kötü bir düşünce varsa diyor ondan dolayı kendimi hesaba çekerim buyurmuş efendim. Takva için Allah'ımızın gönüllerini imtihan ettikleri onlardan şehevihal tamamen çıkar. Kötü ahlakın kiri diye bir şey yok. Güzel ahlak ile ahlaklanmıştır.
Hatta ifadenin son kısmında diyor ki Aynen şey gibi beşeri bir hal yok. Efendimizin mübarek burnunu Yemen'e çevirip bana Rahmani bir koku geldi diye buyurduğu vardır. İşte Mescidi Aksa'da müezzinlerine kapıyı kapatmışlar da bir müddet sonra kırk kişi girmiş önünde bir zat mihraba oturmuş. Kırkların piri oturuyor. Etrafını Kırklar almış biri diyor ki Efendim bir Ademiyet kokusu geliyor beşer kokusu geliyor O İbrahim'in Ethem'dir buyuruyor bak o beşer kokusu ne istemezler Onun için derslerimize dikkat sohbetlerimize, zikrimize bir de bunun yanında dinimiz için hizmet, dinimiz için hizmet hiç durmadı. Boşuna değil mi o anaokulları? Kuran boşuna dinmiyor. Ah bir bile bize Allah yanında makbuliyetimiz bunlardır. Yoksa çektiğimiz Evrad ve Ezkar güzel ama Evrad ve Ezkar bunu yapacak. Yani bu kapalı alanlardaki yaptığımız vazife bunları yerine getirmezsek biraz ağır olur işimiz.
Bak Efendimizin hayatında bunu göreceksiniz fakiri görmüşler yoksulu görmüşler ihtiyaç sahiplerini görmüşler beynin ihtiyacını görmüşler gönlün ihtiyacını görmüşler En önemli olan bu.