İlahi Yakınlık ve İnsanın İç Dünyası kaydında Kelam hakkında görüşüyorduk. Kuran Azimüşşan'da Kaf Suresi'nde on altı ile on sekizinci Ayet-i Celileler esamü. Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da çok iyi biliyoruz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturmuş iki kayıtçı melek onun her söz ve davranışını yazmaktadır.…
Kelam hakkında görüşüyorduk. Kuran Azimüşşan'da Kaf Suresi'nde on altı ile on sekizinci Ayet-i Celileler esamü. Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da çok iyi biliyoruz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturmuş iki kayıtçı melek onun her söz ve davranışını yazmaktadır. Ayrıca yanında onu gözetleyip duran ve ağzından çıkan her bir sözü anında kaydeden bir melek vardır. Hiç şüphesiz insanı yaratan bütün alemi, her şeyi halk eden Mevla-yı Zülcelal'dir. İlim ve kudretiyle ona kendi şah damarından daha yakındır. İlim ve kudretiyle. Bu sebeple onun içinden geçen en ince hisleri her türlü düşünceyi bilebilir. Çünkü insanın içinden geçen en ince hisleri ve düşünceyi habi mutlak haberdardır ayeti celilesiyle ifade ederiz. Bu yakınlığı ifade etmek üzere Mevlana Celaleddin Rumi şunu buyurur, benimle değil ama bendedir sevgili.
Bak ne güzel söylüyor. Benimle değil ama bendedir sevgili. Bu Yunus Emre de buna münasip, severim ben seni, candan içer o. Yolum vardır, bu erkandan içer o. Süleyman kuş dili bilir dediler. Süleyman var, Süleyman'dan içeru. Beni bende demen, ben bende değilim. Bir ben vardır, ben de benden içerim. Bunu izah edelim derseniz bu günle doğacak olan bir güzelliktir. Günle doğacak olan bir hikmettir ve marifettir. Bunun ifadesini yine biz Necip Fazıl Rahmetullah aleyh'te görürüz. Aç kapıyı haber var. Ötenin ötesinden, dudaklarda şarkılar kurtuluş bestesinden. Biz geldik bilen bilsin. Gönül gönül girilsin. İnsanlar devşirilsin sonsuzluk destesinden. Çok güzel bir sanatçı kardeşimiz vardı. O bize bu şiirleri okuyordu. Okurken şunu dedi, o kelimeler bir türlü anlaşılmıyordu söylediği kelimeler. Gerçekten anlaşılacak gibi değildi. Fakat dedi siz bunu gönül olarak anlıyorsunuz.
Öğrencilerine tefsir yapan bir hocamız şunu anlattı, benim dedi öğrencilerim var, takip ederler. Kuran-ı Kerim'in arasına sahifeler mi konuyor veya tabii Kuran-ı Kerim üzerine yazılmaz mutlaka. Mutlaka bir defterleri vardır, oraya kaydediyorlar. Yalnız dedi benim bir öğrencim daha var, o da yaşlı. O dedi Arapça hiç büyümez ama şunu gördüm ki onun gönlü diğerlerinden daha iyi anlıyor, daha iyi biliyor. Bu gönülle alakalı Esabı Erbili Hazretleri'nin Haddesallahu Sırra bir meczubu var. Bunu izahta biz zorlanırız. Bu meczup da denir, müferlidun olan zümre de olabilir. Bu müferlidunu izah edemezsiniz, izah edilemez. O mürşid-i kamillere yol gösterir. Ancak bu kadar anlatabiliriz. Biz bunu Hadis-i Şeriflerde görüyoruz, ilahi aşkla dolan mübarek kimselerdir. Dergahta Kuran-ı Azimüşşan okunur, bazen olmadı diye başını kaldırır.
Kuran-ı Azimüşşan bittikten sonra derler ki sen hafız değilsin, nasıl anladın bunu, nasıl bildin deyince ben Levh-i Mahfuz'u görüyorum. Levh-i Mahfuz'da büyük bir aralık hasıl oldu. Nasıl dediler, okumayı da bilmez yazmayı da bilmez eliyle işaret eder. Sadece bir vav, o unutulmuş. Onu sanki büyük bir dağ gibi, biz buna Suphan Dağı da diyebiliriz, Ağrı Dağı da diyebiliriz, Erciyes de diyebiliriz. Böyle dağ gibi bir aralık hasıl oldu diye. Şimdi bir ben var, bende benden içer o derken Cenabı hakk'ın da yakınlığını beyan hususunda bu sadece beden olarak değildir. Zaten o yakınlık gönül olarak bir yakınlıktır hiç şüphesiz. Bu kelam hususunda Hadis-i Şeriflere bakıyoruz, baktım daha çok malayani üzerinde duruluyor, boş sözler. Ebu Havs Hatdadi var, Haddesallahu Sırra. Buna diyorlar ki bak senin yakınında hadis okunan bir medrese var. Neden oraya gelmiyorsun?
İlahi Yakınlık ve İnsanın İç Dünyası ne anlatıyor?
İlahi Yakınlık ve İnsanın İç Dünyası kaydında Kelam hakkında görüşüyorduk. Kuran Azimüşşan'da Kaf Suresi'nde on altı ile on sekizinci Ayet-i Celileler esamü. Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da çok iyi biliyoruz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturmuş iki kayıtçı melek onun her söz ve davranışını yazmaktadır.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Der ki ben bir hadisi şerif işittim, otuz yıldır onunla amel ediyorum. Nedir o Hadis-i Şerif dediklerinde, min hüsni İslamil melin terfu hu mala yani. Kişinin boş sözleri terk etmesi İslam'ın dininin güzelliğindendir. Ben de otuz senedir bununla amel ediyorum. Bu şunu gerektirmez, mesela demek ki bir Hadis-i Şerif'le yetinmiş, o değil. Yüzlerce, binlerce muhakkak Hadis-i Şerifler okuyor, talim ediyor, riayet ediyor, dikkat ediyor ama bu Hadis-i Şerifle amel edemeyişinin ızdırabını beyan ediyor. Burada bize bir yol gösteriyor, hakikati gösteriyor. Yoksa diğer Hadis-i Şerifleri görmüyor anlamına değildir. Şimdi biz gönül hususunda kelamın malum kelam dille olur. Bir de gönülle olan kelam bunu biz Miraç hadisesinde Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın çok kısa bir zamanda bin bir kelamı kıldı buyrulur ya, bu kelam dille değildir.
Gönül olarak Ehlullah'ta da velayet ölçüsü içerisinde gönülden gönüle haberleşmeler elbette ki olur. Bir tarih bize Sivas'tan bir misafir gelir. Böyle aşıklardan bir kimse onu getirir. Üstadımız Hazretlerine takdim etmek isteyince ellerini mübarek ağızlarına götürürler, sıput ettirirler. Sıput eder, bir müddet durduktan sonra hiç konuşmadan ve aleyküm selam der, ayrılır girer. Bu Uhud Dağı'nın kenarında bir veli, Allah'ın dostlarından Sami Efendi Hazretleri ifvanıyla beraber bu kimseyi ziyarete girer. İçeri girerler, sadece Esselamu aleyküm ve Rahmetullahi ve berakatuhu der. Ondan sonra hiçbir kelam olmaz. Kırk beş dakika kadar sükut. Fakat orada bulunan ihvan böyle bir aşkın sarhoşu gibi olurlar. Ondan sonra da essenamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatu deyip ayrılırlar. Bu kelam hususunda tabii uzun bir hadis-i şerif var aleyhisselatu vesselam efendimizin.
Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa o ya hayır söylesin ya da sükut etsin. Bundan dolayı velilerden biri sabah olduğu zaman önüne kağıt ve kalemi kor. Tabii bir yerde devamlı oturacak değil. İşi var, gücü var. Fakat bu arada ne konuşursa onu yazar. Onu yazar. Akşam olduğu zaman o yazmış olduklarını bir bir mütalaa eder alır eline yazdığı defteri. Orada ne söylemişse ona bakar ve der ki ey nefis, neden yersiz konuştun? Eğer uygunsuz bir kelam olursa Bu kadar dikkat ederler. Size Muhyiddin Arabi Hazretleri'nin bir muhasebe halini anlatmak istiyorum. Bize büyüklerimiz Önümdeki A'dap Risalesi. Önümdeki A'dap Risalesi, bak diyoruz her gün bir sahife olsun okuyacağız. Muhammed Bin Abdullah, müellif Hazretleri bu. Sonra Sami Efendi Hazretlerinin kitaplarından, üstazımızın kitaplarından biz İstanbul'da bir yere gittik, Ziyaret maksadıyla burada yaşlı da kimselerdi.
Böyle raftan kitapları aldılar Saip Nursi Hazretleri'nin ya demalardı ya Mektubat'tı hepsi aldı. Orada okudular. Ondan sonra bir Fatiha çektiler. Çok hoşumuza gitti. Bir aidiyetin olması lazım. Şimdi bakıyorum evet diğer kitaplar okunmasın demiyoruz ama öncelikli olarak üstadlarımızın eserleri bir okunsun. Biz bir okumuştuk bir tarih, sonra dedik ki yeniden bir daha ele alalım, tek tek tek inceleyelim. O sahabeler sonra onunla değil ki dört tane halife radiyallahu anhüm, Ecmain, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali radiyallahu anhüm. Ondan sonra diğer sahabelere ait var. Bunun yanında Bedir Muharebesi var, Uhud Yenge var, var da var. Bunları okumayacak mıyız? Orada bize çok dersler vermiş. Mesela Bakara suresinin tefsiri. Yani şunda çok hayret ediyorum. Yani bizim bak burada elimizde kitap, size göstereceğim. Bunu göndermişler.
Kitabın ismi şu, Bu bizim Sıddık-ı Azam'dan itibaren devam eden mürşidi kamillerimizin hayatını ele alıyor. İnan biz hayran kalıyoruz. Daha biz üstadlarımızı öğrenmemişiz. Onları onları biz daha talim etmemişiz, onların mübarek sözlerini. Gerçekten burada Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri olacak. Biz hayran katmıyoruz. Şu anda açtığım Abdulhalip-i Hojdevani Hazretleri'nin, bu bizim mürşid-i kamilimiz, Hızır Aleyhisselam'dan aldığı ne var? On bir esas var. Bu bize yaşamamız için Allah'ımız Kuran-ı Kerim'inde, esamiler, Kuran-ı Kerim, Kuran-ı Kerim bize, bize sadece bir cenaze için değil, Allah'ımızın kitabı bize ne için okuyorum, esabet. Dili olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye. Bize Hayat Kitabı, üstadlarımızın buyurduğu buradaki on bir esas, on bir esas nazar ber kadem diye başlar.
O nazar ber kadem öyle manaları içerir ki bizim, bizim etrafla değil de gönül alemimizle meşgul olmamız gerektiğini beyan ederim. Eğer biz gönül alemine girecek olursak çıkmamız mümkün değil. Çünkü oradan açılır melakut alemi, ceberut alemi, lahut alemi. Bak bunların birisinde biz, siz için demiyorum, nefsim için diyorum. Bak daha biz bilmiyoruz bunu. Bize mürşid-i kamillerimiz, bir söz diyeceğim size, bir gün Üstadımız Hazretleri herhalde daralmış olacak ki böyle bir yerlere gidiliyor, girilsin. Zaten kendisi böyle meşay-ı izamla münasebetini çok güzel tutan ama kişi bağlandığı yere tam bağlanacak. Buna çatal kazık buyururlardı, çatal kazık yere geçmez diye. Öyle bir o kapı, bir bu kapı değil de kapımızı bileceğiz, diğer kapılara da saygı duyacağız. Bir yerlere gidiliyor, bizi çağırdı. Dedi ki eğer bilirsen sen, ben sana yeterim dedi. Zamanın kutlu.
Eğer bilirsek biz sıddıkı Azam'dan beri gelen mürşilik kamillerimizi bir okuyalım. Onların hayatlarına bakalım, sadece adap mücadelesinde değil. Bunun dışında onların hayatlarından haber veren eserler mevcut. İşte bir nazar berkadem, çok üzülüyorum. Mesela tefsir okuyalım, okumayalım değil. Bizim elhamdülillah kitaplarımız hiç Türkçe değil. Bütün Arapça kitaplarımız. Bir kardeşimiz geldi, kütüphanemize baktı. Bunu övünmek maksadıyla demiyorum, La fakla, La efkaru. Dedi ki sen okudun bunları, okumak bir şey değil. Amel etmek mühim olan. Orada mesela BAGARA Suresi Tefsiri iki ince okuyalım ben. Öğrenelim neler ifade ediyor, neler söylüyor. Bilmiyorum ben daha bunu öğrenmeden İmamı Gazali'yi okuyalım. İmam Şarani Hazretleri okuyalım ama öncelikli sırayı üstadlarımızın eserlerine bilelim. Bizim efendilerimizin hepsi alimdir. Bakmayın siz üstadımızın bir bir mektebim yok dediğine.
Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mektebi mi vardı? Bir mektebe oldu ki müdavim Allah idi zatına muallim, direkt Rabbımızdan alan mübarek bir kimse o. Bir gün mektebi yok da elli sene vaazı nasihati nasıl yaptı? Bir gün mektebi yok da ulema-i kiramın içerisinde, fetva kurulunun içerisinde rabıta-ı Şerife'yi nasıl anlattı? Bir gün mektebi yok da biri müftü, biri vaiz, bir yerlerde ilim ehli insanların içerisinde öyle bir konuşma yapıyorlar ki kırk beş dakika biz bulunamadık develde. Bunun yanında İbrahim Beken hocamız müstesna bir ilim yani. Bak Hoca Efendi, seni şu noktada yıkıyorum dediğini biliyorum. Çok latifeli bir şekilde. E Tahir hocamız hayran kalmış bir defasında. Demiş Hasan Efendi hiç okumadım diyorsun, bu ilimle? Burada bir cenaze zuhur etmiş. İşte erken kılın daha şöyle oldu kerahatti konuşuluyor. Bir kıymetli hocamız fetva verirdi. Efendimiz deliller sundu.
Efendim daha ne diyeceksin dedi. Daha ne deliller sunacaksın? Şeriliğin ölçüleri veriyorsun. Böyle bizim kıymetli efendilerimiz elhamdülillah, sonsuz hamdolsun Rabbimize. Onun için eserlerinde gevşeklik yapılmasın, okuyalım, talim edelim böyle işaretleyelim. İşaretleyelim, çok önemli hususlar var. İnan okuduk tekrar okuyasımız geliyor Veya aldığımız notlara bakma suretiyle diğerlerini okumayalım demiyoruz. Evet efendim. Muhyiddin Arabi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu sırra kendimizi muhasebeye çekiyoruz ya, önümde diyorum bak adap Risalesi. Burada bir mürid diyor nefsini günde üç defa hesaba çeker. Biri sabah, biri öğle, biri de yatacağı zaman. Muhyiddin Arabi Hazretleri kendisini gönlünden geçen duygulardan dolayı muhasebeye çekiyor. Es'amle. İster açığa çıkarın, ister çıkarmayın gönlünüzden geçenlerden de hesaba çekineceksiniz buyuruyor.
Şimdi bu ayet-i celile'yi ele alırken ayet-i celile'de, ayet-i celile'de içten geçen azmetmedikçe, mesela uygunsuz bir düşünce geçiyor. O düşünceyi yapacağım fikrine kapılmadıkça yazılmaz. Çünkü ashabına, la yepellifullahu nefsel illa evsuha insan takatinin üstünden mesul değil, gönlümüzden geçiyor diyelim. Çünkü mutmainne sıfatı hiçbirimizde yok demeyin, olanlar müstesna. Mutmainne sıfatı olacak da olacak, o kimselerin gönlü nur zaten. Hadmiyen kötü bir düşünce onların yarı yakınından da geçmez. Bakın insanlar üç sınıftır. Bir, kötülüğü defnetmeye çalışır, işlememeye çalışır. İkinci sınıf, kalbine gelen düşünceyi reddetmeye gayret eder. Bir üçüncüsü öyle ki gönlünden bile kötü duygu geçmez onu. İşte bu derdimiz kendimizi görürüz de ben nasılım, acaba ne haldeyim, bir içime baksanız, gönlüme baksanız içe gönle bakacak hiçbir şey yok, her şey ortada. Kalbimizden geçen duygular.
Mesela ne duygular geçiyor? Bir tanesi üstadımız hazretlerine demiş ki efendim demiş ben şu fakir kimseleri duyuyorum, onları hep hacca götüreyim istiyorum. Bak ne güzel duygular geçiyor. Buna mümasi, güzel duygular geçiyor. Bunlardan dolayı diyor ben kendimi muhasebe ederim Muhyiddin Arabi Hazretleri. Ayet celleyi tam oturtmamız lazım. İçimizden geçen düşüncelerden hesaba çekilmenin anlamı şu, kötü bir duygu var, onu da gerçekleştirmeye kastetmişecek. Bak ona niyetlenmişse olur bu. Yoksa Allah'ım çok mahcubum, huzurunda ne olurum, istemiyorum ama gönlümden geçiyor, bu ay. Ama o geçeni tatbik durumuna girecek olursa, azmilerse, kastilerse bütün tefsirlerde azmen ifadesini görürsünüz. Medine'de bir kimse gördüm. Böyle müezzinliğin alt kısmında fakat dikkatimizi çekiyorum. Böyle tanışmak arzu ettim. Yaptığı hareketi unutmak mümkün değil. Elini ağzına götürdü parmağını, şehadet parmağını.
Oradan kaldırdı Beytullah'ı işaret etti. Bir de diyeceği höydü, yapacağı nasihati yaptı. Bak dedi, nerede bulunuyoruz demek istedi. Sükut edelim çünkü Beytullah Allah'ın huzurundayız dedi. Bak Beytullah'dayız. Allah'ımız gıybet gibi ne gibi sözleri bize konuşturmasın. Buraya daha mevzuya girmeden size bir hadiseyi nakletmek isterim Rabbimizin lütuf ve kelamiyle. Efendim Hacı Hasan Efendi nasıl geçiniyor? Hacazen Efendi, Allah demenin Celle Celalühu yasak olduğu zaman da levhalar yazarak Allah ismini, efendimizin ismini, dört hulefa'nın ismini, aşere-i mübeşşereyi, tevhidi bununla da tebliğini yaparak dişleri dökülecek hale geldi. Rızkını nereden mi temin etti? Elinin emeğiyle temin etti. Adana'da yine levha yazmakla meşgul. Yazarken kendisi tabii önünde işleri var, etrafında konuşuyorlar.
Onların ne konuştuğundan pek haberi de yok meşgul olduğu için gece o yanında bulunan kimseleri görür. Biraz dertli gibi konuşuyorsun derseniz, siz nasıl üstadınızı seviyorsanız biz de canımızdan fazla seviyoruz onu, üstadlarımızı ondan dolayı. Haydi geç git deseniz bile insanın yaralandığı noktalar oluyor. İnsan kendisine olsa aldırış etmiyor ama insanın mürşid-i kamiline olan söz tahammül edemiyorsun. Zor geliyor. Çünkü canından fazla seviyorsun. Onun bir nefes alması yeter. Alemin, alemin, arzın sükutu onların hayatıyla. Kuran-ı Kerim'de geçer ya Rabbimiz bize buyuruyor. Habibim sen onların içlerinde olduğun sürece sen onların içlerinde olduğun sürece Rabbimiz istiğfar da ittikleri müddetçe onlara azap eder olmadı buyruluyor. Bundan dolayı Ashabı Güzin delilermiş, bizim iki tane emanımız var. Nedir? Birisi dizlermiş bizim emanımız Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Bir diğeri de, bir diğeri de bize emanet olan birisi Allah'ın Resulü, bir diğeri de istiğfar. Efendimiz ahirete göçünce Ashab-ı Güzin diyorlar ki bir istiğfar kaldı bize esanı. Halbuki sen içlerindeyken Allah onlara celle celalü azap verecek değildi. Af isteyecekleri durumda da Allah onlara azap edecek değildi, buyuruyor. Evliyaullah'ın da velayet ültüsü içerisinde dünyada bulunması arzın kurtuluşu demek bela ve musibetten bunların yüzü suyu hürmetine. Orada rüyasında gıybet eden kimselere gıybet ettiği kimselerin ölü eti getiriliyor Esselamine. Buyuruyor ya, Yani siz ölü kardeşinizin etini yemeği ister misiniz? Bak bundan ikrah ettiniz, buyuruluyor. Üstadımızın önüne de bir tavuk eti getirirler helal. Onlara ise gıybet ettiği insanların ölü eti getiriliyor. Fakat onların o haline tahammül edemedim buyururdu. Halbuki duymamış. Duyulsa ne olur? Mani olmaya çalışılır.
Yoksa o meclisten kalkınır. Çokça duyarsınız kelamın fızza ise sükutun olsunuze hep, kemal ehli kemalatı sükut ile buldular hep. Gönülden konuşma hususunu artık başka zamana koruruz Rabbimizin lütfuyla. O çok önemli. Çünkü eşya ile konuşma var. Eşya ile konuşulur mu o ehlince malum olan bir husustur. Susmak, sükutten istifade etmektir. Talib-i hakikat zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Arkadaşı veya tanımadığı bir kimse ona bir şey sorduğu zaman kifayet miktarı cevap verir. İlim afetleri çoktur. Kardeşinin arkasından onun gıyabında o duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek sözler söylemesi. Nemime, iki kişi arasında laf getirip götürmek. Bir de hams, fesat çıkaracak söz söylemek. Bir de lems, ayıplamak, gözüyle kaşıyla işaret edip birinin aleyhinde fısıldamak. Kill yalan. İstihsa insanları alaya almak. Vehip bin Münebbih der ki hükema hikmetin başının sukut olduğunda ittifak etmişlerdir.
Fudayl bin İyaz demiştir ki hacca gitmek, savaş ve cihada çıkmak dili tutmaktan daha zor değildir. Biz hadis-i şeriflere geçelim. Büyüklerimizin çok sözleri var bu hususta. Mesela en son kısmında geçiyor. Dilin yırtıcı hayvan gibidir. Allah korusun. Eğer ona sahip olmazsan senin en ezeli düşmanın olur. Mürip her bir nefesini kibrit-i tahmerden daha kıymetli bilmeli. Kibriti ahmer de kırmızı, kibrit, çok az bulunurmuş. Onun için her bir nefesi nereye kullandığından kişi mesuldür. İbni Mesud radıyallahu anh der ki, dilden daha fazla hapsedilmeye layık hiçbir şey yoktur. Zünnun-i Mısri Hazretleri'ne kendisine en fazla sahip olan acaba kimdir diye sordular. Diline en fazla sahip olandır buyurdu. Hadisi şeriflerde Kenzül İrfan, bak üstadımızın, Es'adi Erbili Hazretleri'nin Kenzü'l-hirfan bin bir hadis-i şerif var içerisinde. Efendim zayıf hadis, zayıf hadisin kaynağı da var.
Mevzu hadis, mevzu hadisin ravileri de var. Selametini isteyen kimse sund resükutu iltizam etsin. Selametini arzu edenler lisanlarını hıfz eylesin. Men, samete, nece, mala yaniden sükut eden zat mehalik-i dareyinden, hem dünyada hem de ahiretteki sıkıntılardan necat buldu demektir. Essumtü seyyidü'l ahlak, sükut ahlak ve hamidenin başıdır. Nutka lüzumu şer'i olmazsa yani konuşmaya insan şer'an lüzum hissetmezse sükut ulemayı tezyin eder. Sükut alimler için ilahi bir süstür, güzelliktir. Ve cühela'nın cahillerin de ayıbını örter. Bir şey duydum, çok oldu daha çocuktum o zaman. Bu Sami Efendimize girilirken Yeşilhisar'da herhalde otobüs oradan mı geçiyordu nasılsa, bir evde misafir yani mola verildi. Orada bir tanesi dedi ki efendim dedi Allah'ımızın gönlü kalır dedi. Tabii bilen üstadımız dedi ki Cenabı hak için bir gönül isnadı yapılmaz.
Neyse kem mislihi şeyu, Allah hiçbir şeye benzemez. Efendim dedi, Allah'ın dedi gönlü kalır. Yok, böyle söylemeyin dedi. Bunun gibi demek ki cahil sükut ederse sükut onun için hatalarının örtülmesinde çok iyi bir amildir. Es suntu erfaul aybe de, mala yaniden sükut ibadetlerin efdalidir. Sumtu sa'im-i tesbihun, ve nevu muhuibadetun ve amelhu mudaafun, muharremattan içtinab eden, haramlardan kaçınan Saim'in, oruçlunun sükutu tespih, uykusu ibadet, duası makbul, amel ve ibadeti de mutaa mutaf olur, kat be kat. Mükafat Rabbimiz ihsan eder. Hikmet ondur. Dokuzuncu uzlette, diğer biri de sund ve sukuttadır. Yani mana yaniden lisanını hıfz eylemektir. Bir kere hemen hatırıma geldi bu üstadımızın eserleri hakkında. Efendimizin zahiri ve batıni şifa tarifi tasavvufta çok önemli bir kitaptır. Biz Akaid'de bile vezinli bir şekilde Akaidin anlatıldığı eserler var.
Mesela bu Sarf ve Nahivler'den ede Vedinli olarak geliyor. Bizim Mürşid-i Kamil'imiz bu nasıl anlaşılmıyor? Ben aklım almıyor. Efendimiz bizim müstesna bir Mürşid-i Kamil Allah'ın büyük bir velisi. Söylediği her bir söz hikmetten doğan sözdür. Hikmettir onun her sözü. Ondan dolayı ezberimize bile girmeli. Bu eski ihvanlardı. Bu Kayseri'deki ne güzel insanlar, ne güzel kişilerdi bunlar. Bir zikirlerine katıldım, doyulmuyor ki. Öyle bir güzel zikir yapıyorlar ki böyle zikirde bazı sözler de söyleniyordu şatak gibi. Bağlım Allah, gülüm Allah diye. Öyle denir mi? Dinmez ama kendinden geçmiş. Şatah diyorum ya, şatah eğer aklı başında olmayarak ifade ederse mesul olmaz. Böyle zikre doyulmazdı. O eski ifvanlerden duyardım. Efendimizin o şiirlerini ezbere konuşurlardı. Bak buraya Serdar Tuncer geldi. Tuncer mi olsa ismi? Yanlış olmasın. Geldi. Aslında çok güzel bir kelime kullandı salonda.
Dedi ki burada dedi Hacı Hasan efendimizin dedi şiirini bilmeyen yoktur içinizde dedi. Ondan sonra dedi ki kaç kişi biliyor, parmağını kaldırsın. Vay bize dedim, vay bize, vah bize, vah bize, eyvah bize. O ne güzel bir mürşidi kamilimiz. Diyorum ya yanımızdan iki tane ırmak geçti de bir tas doldurup içemedik diyorum. Kendime söylüyorum size diyeyim, şimdi akmıyor mu ruhaniyeti daha güçlü. İnşallah bunları da yoğunlaşalım, şuna çok üzülüyorum bak, bunu parantez içi derler ya. Mesela şimdi bir rahatsızlık geçiriliyor. Bu virüs şekil değiştirdi, bunu hep uzmanına söylüyorlar. Değiştirdi, sadece ateşle hissedilmiyor. Karın ağrısıyla da oluyor, baş ağrısıyla da oluyor. Diyorlar ki biz buna aşı maşı bir türlü bulamıyoruz diyorlar, uğraşıyorlar, her taraftan çalıştırılıyor. Nasıl geçtiği belirsiz diyoruz, adam sağlam olduğu halde geçiyor.
Bundan ders alırız zannediyoruz, bakıyorum çalgılar, bilmem filanlar. Bu nasıl olacak bu? Hiç mi yani aklımızı başımıza almayacağız bu? Büyük bir musibet. Yani ders almamız gerekir. Bunlar boşuna değil Allah'ımız. Bizi imtihan ediyor. Yalnız biz elimizden gayrı elimizden geldikçe bu dönem safları belirleme zamanıdır. Gönül olarak safımızı belirleyeceğiz, gönlümüz Allah'ımızın muhabbeti, Resulünün sevgisi ve cihat aşkıyla dolarsa biz hayırlı bir zümre oluruz. Beynimiz Rabbimizin yüce kudretini düşünür, bunun yanında dinimiz nasıl hakim olacak diye bunun tefekkürü içerisinde olursak biz hayırlı bir zümre oluruz. Gözümüz hep Kuran-ı Azimüşşan hayırlı eserler ve ibretle bakacak olursak biz hayırlı kimseyiz demek. Böylece safımızı belirleyeceğiz. Yaşantımıza göre belirlenir o. Durumumuza göre belirlenir inşallah. Ders almamız gerekir az kaldı hadisi şerifte.
Beni Adem'in başına gelen günahların ekserisi lisanındadır. Ara ara girişler yapıyorum, diyeceksiniz ki bak böyle bir musibet geldi başımıza bütün dünya. Bundan bir türlü ders çıkaramıyoruz. Yine aynı tas aynı hamamsa çok üzülerek söylüyorum, bunun sebebi amelin hapt olunması demek. Demek ki amellerimiz kabul olmuyor. Kabul dergahına ameller gitmiyor ki biz hala uyanamıyoruz. İnşallah uyanırız. İnşallah hep kusurları kendimize buluyoruz, bakıyoruz etrafımıza bir yanlışlık görünce biz diyoruz hakkı söyleyemediğimiz için, anlatamadığımız için böyle oluyor diyoruz. İşte cami buraya gelseler ne? Aleyhissalatü Vesselam benimiz Mescid-i Saadet'e gelseler demedi ki panayırlara kadar gitti onlara hakkı duyurmak için. Efdalus sadaka efkul lisen. Sadakanın eftali malayani ve haram olan sözlerden lisanı hıfz eylemektir.
Cenabı hakk'ın ziyade sevdiği amel ilim alayaniden hususiyle yalan, gıybet, sep küfür manasına, yani kötü sözler ve şetim gibi menahiden hıfzetmektir. Mesela biz bir kimseye kötü söz söyledik. Eğer o onun ehli değilse döner, dolaşır o söyleyene çevrilir o söz. Mesela hadisi şerifte var da onun için söylüyorum. Ey kafir diyor der, eğer onda küfür hali yoksa o kendine döner. Ondan sahip olacağız. Bu pek çok görünüyor. İnşallah kurtuluruz diyorum hiç olumsuz bir söz söylemeyelim ama yaşantımız bu. Ne yapalım? Diyordum diğer insanları bırakalım, biz kendimizde bozulmalar çoğaldı. Şuna çok hayret ederiz biz, İbrahim Aleyhisselam'a diyorlar Cenabı hak seni neden Halil olarak seçti dost olarak? Beni diyor dost olarak seçmesi? Ben onun emrini herkesin sözünden üstün tuttum. Efendim bu kötülük niye oluyor? Çocuğa baş gelemedim. Allah'ımızın emri ne oluyor? Eniye bunu yapıyoruz biz?
İşte aile olarak, çevre olarak hor görülüyor. Allah'ımızın hor görmesi ne olacak? Habibullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hor görmesi ne olacak? Efendim arkadaş çevresi böyle istiyor. Allah'ımız da, resulü de, onun yoldaşları olan sadat-ı kiram da onların razı olmadığı ameli nasıl yapabiliyoruz biz? Onlar bize daha öncelikli değil mi? Onların sözleri bize daha geçerli değil mi? Allah'ımızın emri. İnşallah beynimizi toplar, hakkı görmeye gayret ederiz. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.