İlahi Tanıma ve Ruhun Arınması kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbn-i Abbas Radıyallahu Anhüma hazretleri bu mübarek…
Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbn-i Abbas Radıyallahu Anhüma hazretleri bu mübarek yolunda önemine işaret eden bir ifadede bulunuyor. Ancak kulluk için buyuruyor ki Cenab-ı Hakk'ı tanımak için Sıddîk-ı Azam'la Ali Kerremallahu veche Efendimizden gelen bu yolun arifleri, bu yolun öncüleri hep şu tarifte bulunuyorlar. Ey marifetullah'a talip olan kişi diyorlar. Marifetullah Rabbi Zülcelal'imizi tanımak. Bulsam, burada esaslarından göstermeyi daha çok arzu ederim. Çünkü gerçekten ilimde çok yüksek payeye ulaşmış kimselerdir bunlar. Bize marifetullahı çok güzel tarif ediyorlar. Çünkü marifetullah, Allah'ımızın zatı hakkında mümkün değil.
Onun zatını tanımlamak ancak zatına mahsus. Çünkü Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz, sen kendini nasıl vasf ediyorsan öylesin demiştir. Yani tarif yapı yapılamıyor. Mesela diyelim ki çok güzel gördüğümüz bir bina, sanatsal. Çok müstesna dünya çapında mühim bir eser. Onun biz yüksekliğini, o yapının mimarını neden anlarız? Yapısından anlarız. Bunun için derler ki, nakşimedih nakkaş'a gider. Eğer siz bir halıdır diyelim, buna benzer başka eserlerdir, dokumadır. Eğer bunu vasf ediyorsanız, vasıf dokuyana gider. Bir kere bu alemi dokuyan Cenabı Hak'tır. O eserde, o eserde o eserin güzelliği kapısıdır, yapısıdır, süslemesidir, ne olursa olsun, ne olursa olsun o mimari güzellik o mimara nispet edilir. O mimardandır. Bakıyoruz Cenabı Hak'kın doksan dokuz Esmai ilahiyesi var. Bunlar bizim yaşamamız için öyle birden Errahman, Errahim, El Rapor, El Settar diye saymak değil bu. Evet saymak da güzel.
Onu tekrar etmek de güzel ama güzelliği burada onun manasına bilebilmek. Mesela El Musavvir, sizi bir sıkıntıya sokmak değil de içimizden birisine sorsak, desek ki El-Musavvir sıfatı ne demektir? Yerine üret, durup kalıyor. El-Musavvir suret veren demek. Şimdi düşünelim, her şey aynı surette olsa, mesela renkler olmasa sadece bir renk olsa, kişi aklını yitirir. Her şey aynı renkte olsa. Rengin olması, her şeyin kendine mahsus bir renginin oluşması onda başka bir güzellik meydana getirir. Mesela, çiçek nedir? Çiçek özel bir isimdir. Bütün çiçeklerin ortak adı çiçektir ama bu çiçekler çok farklıdır. Her çiçeğin kendine mahsus bir sureti vardır. Gül mesela, genel bir isimdir ama bütün güllerde baktığımız zaman eğer iyi bakacak olursak birbirinden farklıdır. Bu Cenabı Hak'ın azametini göstermez mi? Biz mesela farklı bir eşya yapmaya çalışsak belki yüz tane yaparız. Haydi bin tane yaptık.
İlahi Tanıma ve Ruhun Arınması kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İbadet ne demektir? Hayatımızın sonuna kadar yapmakla sorumlu olduğumuz bir vazifedir. Çünkü bizim ilahi genimizde var bu. İlahi genimizde yapımızda var. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz insanları ve cinleri zatıma kulluk gitsin diye yarattım buyuruyor. Yalnız burada İbn-i Abbas Radıyallahu Anhüma hazretleri bu mübarek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Adem aleyhisselam'dan kıyamete kadar, diyelim bu zamana kadar gelen insanların saçlarının bile, tüylerinin bile, o kinlerinin bile birbirine benzememesi elbette ki yüce kudrettir. Bunu bir kimsenin yapması mümkün değildir. İnşa eden yapan odur. Dediler müşrikler, işte insanın kemikleri öldükten sonra cismi dağılmış, kemikleri ellerine almışlar, demişler ki bu böyle olduktan sonra tekrar nasıl dirilecek Cenabı Hak hemen misal verir. İlk yaratan nasıl halk etmişse onu sonda ihya edecek olan diriltecek olan da şüphesiz Hallakı Azimüşşan bunu yapacaktır. Sonsuz kudret ama bu bize hayat verecektir. Bak okuyoruz yavrularımız bile, o anaokullarında, kreşlerde bir bir sayıyorlar. O saymak güzel. Onun yanında asıl sayış asıl sayış aklı yeten kimseler olarak manasını bilebilmek. Şimdi biz El Musavir sıfatına girsek çıkmamız mümkün değil içinden. Şekil olarak Cenabı Hak ayrı ayrı yaratıyor.
El Musavir sıfatı seslerde bile bakıyorsunuz farklılıklar var. Mesela namaza durdu. Namaza durduğumuzda bizim bir saf gerimizde olanı görmüyoruz. Durmuşuz, baktığımızda yok. Fakat o arkadaki kimse şöyle bir sesi az bir duyulacak şekle gelse derhal tanıyoruz. Diyoruz ki bu bizim okuldaki arkadaşımızdı veya iş ortağımızdı diyebiliyoruz. Allah'ım seslerde bile ne farklar meydana getirmiş. Sonra bir ses bu aletlerden neden çıkartılıyor ses veriyor aletler ama bir bakıyorsunuz insandaki ses hiç buna benzemiyor. Mesela o sesten adamın neşesini, kederini anlıyoruz. Diyoruz ki sesim bana pek iyi gelmedi, üzüntülü gördüm. Mesela çok neşeliydin diyebiliyoruz. Buna Mevlana'mız sesler renge dönüşür buyuruyor.
Yani öyle ses olur ki Allah'ımız Kitabı Kerim'in de amellerin Cenabı Hak katına yükseleceği, essanuh ve yes adul kelimü tayyib ve yerfav amelü Bu ayet-i celile ile öyle halis insanlar olur ki, muhlis ve muhlas olan, Rabbimizin seçtiği kullar olur, sesleri arşı alaya erişir. O bağırmakla olmaz O sesin tizine göre ne olmaz? Onun sesin yükseltilmesine göre de olmaz. O gönüldeki sestir hasıl. Gönüllerinin nur olmasıyla ta kalplerin içine işler. Öyle bir söz söyledi ki der, adeta beni yaktı der. Mesela bir Esad-i Erbili Hazretleri söz söyler, nedir? Ne darım var benim es'at, ne demeyli diyarım var. Cemali bariden başka intizarım yok Benimdir şurada burada hiçbir gayem maksadım yok, sadece maksadım Allah'tır O söz artık onun Cenabı Hak katındaki kıymet ve derecesine göre tesiri meydana gelir. Mesela dinlersin, çok kimseleri dinleriz. Ama bir Hacasın efendiyi dinlemek çok farklı olur.
Der ki bağrımı yaktı der. Neden? Çünkü onun bağrı yanmış. Yanma şöyle dursun kül olmuş ol. Allah'ımız da artık zikri kül, zikri sultani, nefü ispat, murakabat olduğu gibi bununla birlikte fenafillah ve bekabillah olmuş. Bu bütün çözüm gelin, dilleyelim, toparlayalım marifet hususunda Cenabı Hak'ı tanıma hususunda Zat'ı hakkında mümkün değil ama sıfatlarında, O sıfatlarında da Cenabı Hak işsizdir ama ne yapmıştır? Zati sıfatları var Cenabı Hak'kın onda bir ortaklık yok ama sıfatı sübutiyesi var. Ne var? İrade var. Külli irade buna ait ama biz irademizle hareket ediyoruz. İrademizle. Fakat bu irademizi külli olan iradeye teslim etmedikçe halimiz şu duruma benzer. Diyelim ki böyle bir deniz denizde sandallar var, kayıklar var fakat deniz bazen fırtınalı oluyor. Dalgalı oluyor. Yerine göre boradır vesairedir. Dalgalar, evler büyüklüğü dalgalar oluyor. İşte İskenderun'u görüyoruz.
Deniz kabarınca ne oldu? Biraz daha kabarsa memleket gider. Ne olur onlar o fırtınada birbirine karışır, o dalgalar da yok olur gider. Fatih onu sahile demirlenecek olsa rıhtıma çekilecek olsa o dalgalardan o denizdeki fırtınadan o med ve cesur olaylarından etkilenmez. Bizim bir kere irademiz Cenabı Hak'kın iradesine bağlanmazsa Allah korusun nefis bizi alır cehennemin derelerine götürür. Her türlü kötülüğü Allah korusun bizim gözümüze hoş gösterir. Ondan dolayı irademiz, Rabbimizin iradesine ram olacak. Ona teslim edeceğiz. Ne diyeceğiz? Mesela bir iş zuhur etti, diyorlar ki ticari meselelerden de sen yillarca çalışıyorsun, emekte veriyorsun ama bir arka boyu da yol alamıyorsun. Gel şu ticaretini şu şekilde yap diye nefsi arzulara göre yapmasını tavsiye ediyor. Kötü niyetle bir insan. Bak dur şöyle yap. Yahu bu mal hemen piyasaya çıkarma. Şimdi biz de tarihlerini aldık.
Şu tarihte duyumlarımıza göre malın fiyatı çok değişecek. Belki iki katına da çıkacak, daha fazla da çıkacak. Git sen bunu muhafaza et. Bunu o zaman geldiği zaman piyasaya çıkar. Ne oldu? İhtikar. Dinimizde haramdır. Alır bizi, irademizi, Rabbımızın iradesine teslim etmeyince Kuran'ın arzusuna, Kuran'ın emrine göre, e Hadis-i Muhammediyeye göre yapmayınca ne olur? Alır bizi derelerin deresine, helakin helakine, esfedin-i safiline götürürüz. Bu ne ile alakalı? Marifetle alakalı. Bir kere bileceğiz. Bak çok insanımız üzülecek durumdayız. Bu öyle zor bir şey değil. İmanın altı esasını bizsek yeter. Çünkü bunu sayıyoruz biz. Biz yola çıksak da şöyle bir Kuran gursuz olur veya güzel eğitim veren bir mekan da olabilir. Allah'ımızın desek mesela imanın şartlarını say, altısını bir çırpıda sayabilir. Ama bu saymak değildir.
Allah'ımız, İnnellezine amenu amliyus salihat İman edin buyurulurken hemen amele yönlendirir Cenabı Hak. Salih amel işleyin. İnanmakla değil. Kuran-ı Azimüşşan'da Allah'ımız ne güzel izah buyurmuş bize. Bu hususu sadece inandım demekle, inandım demekle kendimizi ne yapıyoruz? Kurtaramıyoruz. Olmuyor. Esselamu'l-E hasiben nasu en yutracu en yakulu amenna vehum la yuftenu. Geçmiş ümmetlerin uğramış olduğu o sıkıntılar, o imtihanlar başlarınıza gelmeden siz iman ettik deyip de terk edileceğinizi mi zannediyorsunuz? İşte al al Rabbi Zülcelal'imizi tanıma. Sadece inandım demek de olmuyor. Yine Halıkımız Celle Celalü bize öyle yollar gösteriyor ki hayran kalmamak mümkün değildir. Mesela Onlar iman ettik diyorlar, yalnız Müslüman olduk diyorlar. Böyle demelerine rağmen iman onların gönüllerine girmemiştir buyuruyor. Onlar inandık diyorlar.
O zaman ne olacak imanın tarifinde şu vardır dil ile ikrar, kalp ile tasdik. Ne kadar sıddık-ı azamla Ali efendimizden gelen yol önemliymiş. Ne kadar sadat-ı kiramın ta sıddık-ı azamın bu zamana kadar gelen meşay-ı izamın bize gösterdiği yol ne kadar önemliymiş. Ne diyorlar İmanınız taklitten tahkike erişsin. Vermiş oldukları evrak bu, zikir bu. Yapıyoruz, yapmıyor değiliz ki. Böyle yapma ile de olmuyor. Mesela biz bir ticari işe girişecek olsak nasıl hesap ediyoruz onun? Altını üstün, onun sağını solun, önünü arkasını aman ha bu işten nasıl kar edebilirim? Onun hesabını çok iyi yapıyoruz yerine güne, yapıyoruz çünkü zarar etmeyelim diyoruz. Aman ha zarar edenlerden de olmayalım, kar edelim diyoruz ama işi ciddi tutmayacak olursa bir müddet sonra işte bozuluyor ama kararlı olursa işinde, eben diyor bir işe girdim, bu olan bir hadiseyi isim vermeyerek söylüyorum.
Ben diyor o firmaya girdim, büyük bir firma ama dünya çapında bir firma. Ben diyor sadece ham aldım orada, çok iyi çalıştım diyor. İş sahibim beni gözetlermiş diyor. Bütün işçileri gözetlediği gibi. Çünkü diyor ben vakit hırsızlığı yapmadım, zaman hırsızlığı yapmadım. İşte canım, mücünni de görecek, sekizde gideceksem onda giderim demedim. Olsun olmasın sekizde girdim. İşte onun bağ evleri var, onun için tez ayrılır, ikindiden sonra çıkıverir. Daha da müddet vardır, görmez deyip ayrılmadım. Dikkat ettim, bu da hep kontrol altında çalışmamda görülmüş. Beni getirdi bir firmanın başına koydu. Ben çuval taşıyordum sırtımda. Ondan sonra oradaki başarım da görüldü, işin sahip oldum şimdi diyor. Tabii birçok aşamalardan geçiyor. Bu bir misal bize.
Biz Allah'ımıza kullukta eğer mübarek bir yola takva yolunu seçmiş isek bu yoldaki azmimize ve gayretimize göre Akşemseddin Veli neden bir anda yetişmiş? Diyorlar ki Efendim, biz ömrümüzü verdik fakat bu Akşemseddin Veli gelir gelmez çok kısa bir zamanda kemale erdi. Sebebi nedir? Ben buyuruyor size bir şey diyorum, dinine boyuna mütalaa ediyorsunuz. Ya böyle söyledi ama bu, bunun şartlarında olacak bir şey değil, akla da aykırı geliyor bu, dediniz durdunuz ama o efendim bunu emretti yapacağım dedi. Mesela Es'ad el-Bili Hazretleri ilk intisap ettiğim senede ta'al Hariri Hazretleri beni diyor halife olarak tayin etti. Neden? Onda o kabiliyeti gördü, onda o aşkı gördü, o muhabbeti gördü. Beş sene sonra da Hazratı'mın makamına geçtim diyor. Sami Efendi Hazretleri, hulefa içerisinde, halifeler içerisinde en genç, yirmi beş yaşlarında hepsinin önünde.
Hatta Es'adi El-Bili Hazretleri hakkında bazı gönülden düşünceler geçmiş, böyle genç birisi olmasa da şöyle hoca, hacı biraz daha konuşmasında ne de ne bileyim kendisine göre bir şekil almış, ondan sonra ilmi vaharı görünen şu kimse olsa olmaz mı deyince Esad-ı Rasulullah emrediyor. Bu iş öyle şekille, şemaille, biçimle, şununla bununla olmuyor, gönülle oluyor. Oluyor ve sonra dedem Rahmetullahi aleyh hiç uzak değil. Kırk beş günde icazet alıp geliyor, kırk beş günde. Dille diyemiyorlar da kalben sıkıntılananlara şöyle cevap veriyor. Şeriat ocağını öyle güzel kurmuş ki, bir ateşe ihtiyacı var, o kibriti de, o çakmağı da çakmayalım diyor. Allah'ımız bizden amel istiyor, gayret istiyor, çaba istiyor. İşte Ramazan-ı Şerif bitti sayalım. Öyle daha önümüzde epey iyi günler var. Daha ne oldu ki? İki gün, üç gün demeyelim Ramazan-ı Şerif'i bitti bilelim.
Belki o bitmese bizim bitmeyeceğimiz ne malum ama biz oturuyoruz Ramazan-ı Şerif'te iftarda sofraya sofraya oturduğumuzda diyelim ki bir hoşaf. İçtiğimizde erik hoşafı mı kayısı hoşafı mı? Ondan sonra diyelim ki vişne hoşafı mı? Şeftali mi? Elma mı? Bunu biz, ister adamın gözü görmesin, kaşığını o kaseye daldırdığı zaman ağzına götürdüğünde, aha bu şeftali hoşafıymış diyor. O zaman biz Ramazan-ı Şerif'teki orucun tat ve lezzetini gönülde duyuyor duymuyor muyuz? Duyup duymadığımızı mütalaa etmemiz gerekiyor. Oruç tatilinin bizim gönlümüzde zevki beliriyor mu? Bak, en basitinden bir hoşafın tadını anlıyoruz. Teravih namazı kılıyoruz ama kılarken hangi yer erken kıldırıyor diye oraya mı koşuyoruz, yoksa müstakim bir şekilde kıraati düzgün ahlakı düzgün bir kimsenin arkasında kılalım mı diye mütalaa edip o teravih namazının haz ve lezzetini ondaki esrarı gönlümüzde duyabiliyor muyuz?
Ramazan-ı Şerife girdiğimizde kilomuzun mu hesabını yapıyoruz yoksa imanımızın kilosunun mu? Ahlakımızın mı kilosu mu? Neyi ölçüp biçiyoruz? Yoksa gelip geçiyor mu? Artık biz şu veya bu demeden kendi önümüze bakmamız icap ediyor. Acaba bu taatlerden ne kadar nasip alabilmişiz. Marifet hususunda Bayezid-i Bistami Hazretleri Sen marifete neyle erirdin ya Bayezid, ariflerin sultanı fegal bir nefsin uruyene ve batnın ceain anil ek. Öyle yemelerin hesabını yapmadın aç bir karın ve çıplak bir bedenle buldum. Deli divane gibi ortada gömleksiz elbisesiz gezme değil o. Giydiği kumaşın kalitesini araştırmıyor. Sadece tesettürü vücudunu örtmesi ve yemelerin de çeşidi de diyor ben meşgul olmadım. Nasıl bu hale ayırmişler Muhammed Bin Vasi Rahmetullah Ben evimde otururken kapıdan dışarı çıktığımda kimi görsem kimi görsem mesela gözüme bir dağ çarptı.
O dağı gördüğün zaman Allah'ımızın halk ettiği bir gebel dedim, dağ dedim. Eğer bir su göleti veya neyse akan bir suyun yanından geçmişsem bunu akıtan Allah'tır dedim. Bir kimseyi görmüşsem Allah'ımızın ayat-ı ilahiyesi dedim. Her bir yarattığında sır vardır dedim. Ayağımı toprağa bastıysam o bastığım toprakta şuurlu bir şekilde bu toprağı altımıza döşek olarak halk eden Mevla dedim. Ve cannel arda firaşa dedim. Bunu döşek olarak ayağımızın altına Cenab-ı Hak vermiş dedim. Semaya baktığımda Hayvana baksan hayvandaki Allah'ın esrarını yaratma sıfatını gördüm. Semavata baktığım zaman daha birinci kat semadan ışığı gelmeyen yıldızları tefekkür ettim, bunu bir insan yapamaz dedim, özyaşımı tutamadım diyor.
Yüce kudreti gördüğümde değil semavata değil arza Arifani İlahi Allah dostlarından biri bir kedinin diyor ayağının hareketinin bundaki yüce kudreti Rabbim bana gösterince diyor hayran kaldım. Değil ki semavat Sami Efendi Hazretlerinin de Gade Sallallahü's-Sallahu Sır'a bulunduğu bir merasim fakat o merasim yapılan ev çok müstesna bir ev. Bir ciheti tamamen camekan. Öyle bildiğimiz tabak tabak değil. Şimdi onun ölçüleri çok geniştir. Sonra oradan deniz görünüyor, deniz manzarası, dağ görünüyor, orman görünüyor. Evin o cemaatanlara böyle iplerle gerilmiş, gülleri çiçekleri orada bulunan cemaat bunu görünce o cazibeye kapılarak hayran kalırlar. Ne kudret ne Cenabı Hak hilkat, halık sıfatının eseri derken Sami Fendi hazretleri mübarek başını önüne eğerek zerrede bile Allah kudretini gösteriyordur.
Dokuz yüz cilt eser hazırlansa Allah'ımızın zerre kadar gördüğümüz kudretindeki esrarı çözemiyor. O zaman yaşantımızı düşüneceğiz. Biz nasıl bir hayat yaşıyoruz? O zaman diyeceğiz ki Hacı Hasan Efendi Kadı Sallallahu Aleyhi ve Sellem mübarek elini boşuna sallamamış. Dünyayı da, Konya'yı da anlamadan çekip gidiyoruz diye boşuna dememiş. Öyle boy göstermemiş onlar. Onlar huy göstermiş. Onlar edep göstermiş. Onlar ahlak göstermiş. Onlar bize neyi takip edeceğimizi nelere uyacağımızı, irşadımızı göstermiştir. Ma'reitu şeyen illa ve rayitullahe gablehu Ben bir şeye baktığımda diyor, o şeye bakmazdan önce o eşyaya neyse artık ondan önce Rabbimizin kudretini gördüm diyor. Yahu şu bahar geliyor, geliyor. Öyle de bir güzelleşti ki ortalık, geçmese bu bahar demedik diyor. Bu bahardaki güzelliği veren Rabbımızı gördük.
Öyle vay şurada piknik yapalım, şurada eğlenelim, şöyle günümüzü gün edelim demedik, o günümüzü gün ederken rabbımızın yüce kudretiyle yaptık onu. Nurun, ala afî kalbil mümin. Marifet öyle bir nimet ki kamil müminin kalbinde parlayan nurdur. Şimdi insanın daraldığı anlar oluyor, bunalıyor. Mesela bir gençti bize dedi ki bugün benim en kötü günüm, niye bir zorlukla karşılaşmış. Mesela bir gün oluyor, bugün diyor neşem bildiğiniz gibi değil, Ama bu kimsenin gönlünde darlık var, sıkıntı var. Sıkıntı duyuyor. Neden duyuyoruz bu sıkıntıyı biz? Şundan duyuyoruz. Benim en kötü günüm derken karşılaşmış olduğu olumsuz halde Hayrihi ve Şerrihi minallahi. Altı iman esası diyoruz da hayrı ve şerri yaratan Allah'tır bunu dille söylüyoruz. Ama bunu kalbimiz anlayabiliyor mu? Eğer kalbimiz anlarsa ne deriz? O şer olan, diyelim ki insan hayatında birçok olumsuzluklar var.
Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'ı halk ettiğinde otuz dokuz gün keder yağmuru, bir gün de sürur yağmuru yağıyor. Kederi insanın sürurundan çok. O kederli anda onlar ne yapıyor? Hayrihi ve şerrihi min Allah-u Teala. Hayrı ve şerri yaratan Allah'tır. Ben diyor şu anda bir imtihanın içerisindeyim diyor Allah beni imtihan ediyor. Acaba sabredecek miyim etmeyecek miyim diye ben büyük bir muhasebenin içerisine girmem gerekir diyor. Allah'ımın vermiş olduğu nimette şükür ama bir sıkıntı anında da bir sıkıntı anında da sabretmesini bilmem icap eder diyor. Mesela bakıyor kitabı kerime nimete erdiği zaman şunu söylüyor Belkıs'ın tahtının getirilmesi öyle kolay bir hadise değil saltanatı bitiyor. Şöyle bir düşünecek olursak illa bunu ta Süleyman Aleyhisselam devri demeyelim bugünle çünkü Kuran-ı Kerim hayattadır. İşte inmiş bundan bin beş yüz sene önce, öyle bir şey yok.
İndi ama indiği gibi tazeliği muhafaza edilmekte ve daha Kuran-ı Kerim çözülememiştir. Mümkün değil. Ancak kişi ne kadar çözer çünkü marifetullah kalbe verilen bir nurdur. Marifetten daha büyük bir hazine olamaz. Öyle maaşların artması bilmem falan değil. İşte maaş şu duruma gelmiş. Biz bununla mı sevinmeliydik yoksa dinimiz nasıl Kemal bulacak diye bununla mı sevinmeliydik? Patatesin soğanın fiyatının artması mı bizi hüzün sevindirmeliydi veya üzmeliydi yoksa bu cemiyetin belirsiz bir hale nefsin ve şeytanın yoluna gidip evlatlarımızın camiye gelmeyişleri. O çocukken güzel ama şöyle yaşını başını aldıktan sonra nerelere gittiğinin mütalaasını mı yapmalıydı? Yoksa çok güzel, et şu fiyata diye gösteriliyor ve görüyoruz. Et şu fiyata çıktı. Temizlik aletleri şu fiyatta. Bunun mu hesabını yapacaktık yoksa hayatımızın muhasebesini mi? Allah'ımıza yakınlığımız ne derecede?
Ona olan ünsiyetimiz, dostluğumuz hangi noktada bunun mu hesabını yapacaktık? Ramazan-ı Şerif işte budur. Yani bu ay bitince her şey bitmez, ölünceye kadar Rabbimize kuluz biz. Yuh yallahü teala Allah'ımız ancak kendisini tanımak suretiyle ne yapıyor kalbimizi hayata kavuşturuyor. Bu marifetin arz edeceğim inşallah, yalnız bir konu anlatılırken bu işte asırlar öncesi demeyelim diye ifade etmeye çalışıyorum. Çünkü günümüz daha Kuran-ı Kerim'i çözememiştir. O nasıl incelenecek olursa belki inanmayan zümredir ama Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerle günümüzdeki hadiseleri tespit ediyor. Çok uzun. Mesela derdik ki biz okurduk biz demezdik de atomlar parçalanmaz diye Kuran-ı Azimüşşan parçalanır buyuruyor. Nerede yazıyor bunu? Rabbimiz bunu İsra suresinde Es-A'zamne ve immi şeyin illa yüsebbi hobi hamdi ve lekille tefkahune tesbihhamum Alemde hiçbir varlık yoktur ki Allah'ı tesbih etmesin.
Bunu canım bir Alman profesör derse ha Alman profesör söylemiş ne demiş? Öyle deyince ikna olmaya çalışan bir kısım grup çıkıyor. Canım bunu düşünür söylemiş bu Almanya'da çok yüksek sınıfta etiketi olan bir kimse. Ne demiş? Bir tas saniyede iki yüz defa hareket eder. Muhyiddin Arabi Hazretleri deyince daha çok heyecanlanmamız lazım. Onları Cenab-ı Hak neces diye haber veriyor, bir gübre diye haber veriyor müşrikleri ama Muhyiddin Arabi Hazretleri Şeyhü'l Ekber'dir. O da buyuruyor ki Bir tas saniyede iki yüz defa Allah'tır. Marifetin kısımları anlatılırken burada Süleyman Aleyhisselam büyük bir devlete mazhar. Günümüzle ilişkilendirmeyi size bırakıyorum. Yük bir servet bu yani. Bu tarif edilmez bir devlet çıkıyor. Sebe ülkesinde Belkız validemizin saltanatı bitiyor. Süleyman Aleyhisselam onun devleti tahrif edilecek gibi değil, ölçülemez.
Bütün cinler de onun hizmetine girmiş durumda ama bununla hayatını değiştirmiyor. Acaba şükür mü edeceğim yoksa küfranı nimetten mi olacağım? Bunu ta o zamandan deniyor diyelim. Şimdi Kanuni Sultan Süleyman zaferden dönerken bir hafta sonra zafere İstanbul'a giriyor veya bir hafta olmasa dahi geç giriyor. Ordu giriyor, kendisi bakın nereye giriyor bir yeri kazdırmış oraya giriyor. Eğer bu zaferi kazanmışsan, Allah'tan yardım geldi ve fethe mazhar oldun. Bununla gurur ve kibre dalma deyip bir kabrin içerisinde vakit geçiriyor. Kibre dalarım diye, benliğe düşerim diye ve ordu girdikten sonra çok gizli bir şekilde Kanuni Sultan Süleyman Edirne kapısından o şehir İstanbul ki bir mitlu Bahaadır. Biri Sen Gine yekpare acem mülki fedadır. Diyor ki şair Bu İstanbul öyle bir şehir ki bir taşına İran ülkesi fedadır diyor, sadece bir taşına. Nasıl diyor?
Oraya ancak böyle gururla ve kibirle girmeyeyim diye belki gurur ve kibir olur diye çok gizli bir şekilde gelir. Hepsi böyle Allah'ın dostlarının. Bizim Mürşid-i Kamil'imizin girdiği nimet vefatından sonra anlaşıldı kendi yerinde. Anlayanlar müstesna. Kimseyi rencide etme değil bizim işimiz. Anlayanlar anlamıştır tabi. O ilahi nimete mazhar olunca kutbiyete söylediği söz layık değildik ama Allah lütfetti diyor Celle Celalühü. Üç kısımdadır Marifetü'lam Keşke bu olabilsek. Böyle genel bizim gibi insandır. Veiye el-marifetü bih-alillah Allah'ımızın ef'al-i ilahiyesini tanıyan, kudretini işte geçirdiğimiz altı Şubat'taki hadise üç veya dört Hollanda büyüklüğünde mekan mahvoldu. Yani o ilk günlerdeki secdemizi çoğaltmamız, ibadet ve taatteki aşkımızı çoğaltmamız ölünceye kadar bitmemeli. Ne olacağımızı biliyor muyuz? Olsun olmasın Rabbimize kuluz biz. Bunu tanıyamamanın sebebi nedir?
Marifetullah'a ermemek, Cenabı Hakk'ı tanıyamamaktır. Ef'al-i ilahiyesi, işte kudretini gördük. Bir Cenabı Hak dördü yirmi geçe diyelim o dolayilerde. Bir salladı Cenabı Hak, biz de hissettik. Ondan sonra bir de öğle namazını müteakip bir buçuğa yakın saatte salladı, outüs Bu yüce kudret. Eğer o şiddeti artırsak alır mıydı hiçbir şey? Allah'ımız kıyameti anlatırken İnfitar suresinde genizlerin birbirine karışacağını, aynen böyle bir zeytinyağı gibi semavatın eriyeceğini, Karia Suresi'nde dağların amaç böyle pamuk gibi uçacağını haberi verir. Allahç pamuğu gibi dağların uçuşacağını haberi verir. İşte bu Kıyamet önümüzde olsun olmasın. Efendimize geldi bir tanesi Metessaa Kıyamet ne zaman kopacak? Buyurdu ki ne hazırladın? Kıyamet için ne hazırladın? İlla bacayı ateş sardığı zaman mı uyanacağız? Canım, bu Göksun merkezli bir depremdi, bu kasabada olmadı ki, demeyeceğiz.
Her zaman uyanık her zaman Cenabıhakk'a bağlı olacak. Geçici bir şekilde deyin. Ve marifetul has özel, Allah'ımıza muhabbetle takva yolunu tutan kimselerin marifeti vehiel marifetu bisfatillahi teala Allah'ımızın sıfatları mesela duyma sıfatı, görme sıfatı vesaire ve marifetü l-lahas daha seçkin insanların marifeti ise veiyel marifetü bid'atillah. Onlar Allahu Zülcelal'in zatını tanıyor. Nasıl tanıyor? Hani diyordunuz ki zatı hakkında asla. Hazreti Cüneyd'e soruyorlar, Kaddesallahu Sırra. Allah'ı nasıl tanıdın? Arafü billah. Allah'ın Celle Celalühu zatını bana tanıttığı kadar tanıdım diyor. Yani Allah'ı nasıl tanıdın deyince El Arafallah nasıl tanıdın Allah'ı Arafü billah diyor Onun zatını bana tanıttığı kadar. Demek ki bir kimse eğer çok itaatkar olacak olursa gerek anne ve babası olsun gerekse bir kurumda olsun ama çok mutluyum. Hiç o işveren de anne baba da onu düşündürmez.
Yavrumuz evlenecek, oğlum kimi istiyorsun? Bunu bile sormaz. Evet sorar ama ondan evvel yavruyu düşünür. Bunu nasıl biz baş göz edeceğiz? Ev bark kuracağız. İşini de ona düşündürmez. Buna şöyle işler bulmak içindir. Bir kısım yerler de görüşmeye başlar. Niye? Çok razı onun için. Allah'ımız Celle Celalühu hiç bu misale uyar mı? Zaten la teşbih ve la temsili. Kulunu sevdiği zaman Hadis-i Kudsi'de de bildiriliyor. Ey dünya senin arzun içerisinde olan senden başka hiçbir şeyi düşünmeyeni kendine köle olarak kullan buyuruyor. Fakat dünyayı ayağının altına almış, bana kulluğu gören, gözeten bir kimse için desen ona köle ol diyor. Nasıl Cenab-ı Hak kainatı ona hizmetçi olarak Ya Abdullah Cenabı hakk'ın emrini gözet ki Allah da seni gözetsin buyuruyor. Allahü zülcelal'i tanimanın işareti nedir? Bir kere Cenabı hakk'ın azamet-i ilahiyesi onun gönlünde beliriyor.
Demek ki Rabbimiz sevdiği kullarına zatını da tanıtıyor. Bazı sarraflar oluyor ama çok kıymetli sarraflar var. Çok kıymetli eşyayı koruyan, muhafaza eden, kendisinde barındıran, dünyada eşi benzeri olmayan öyle akik taşı gibi buna benzer daha bir üstün, bunları koruyan zümrüt taşı gibi, yakut taşı gibi sarraflar oluyor. Fakat bunu öyle teşhir etmiyor. Herkesin göreceği yerlerde onu ifade etmiyor. Onu şifreli sandıklarda muhafaza ediyor. Göstermiyorum ama onu alacak şekilde bir kimseyi tanıyorsa ama Sadık dürüst, Gerçekten varlığı da yerinde onun kulağına eğiliyor. Diyor ki bende şöyle çok kıymetli mallar var. Çok kıymetli eşya var. Onu gece gel, ben sana göstereyim, sen alırsın diyor. Cenabı Hak bizi Bizi Cenabı hak Cenabı hak bizi Gece ibadet ve taate çağırıyor Cenabı Hak bizi. Çünkü seher vaktinde in'amını ve ikramını bildiriyor.
Dua eden yok mu duasını kabul edeceğim, bir isteği olan yok mu isteğini vereceğim, istiğfariden yok mu bağışlayacağım diye böyle hazinesini açmışken Cenabı Hak bizi de uyandırsın Mevlamız. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.