İlahi Rahmet ve Ruhani Arınma kaydında O zaman karanlıktan eser kalmaz. Ancak bu şekilde rahmeti ilahi coşar. Diyoruz ki gözümüzde yaşıyor bu hepimizin bir ızdırabı. Olmay sebebi şu. Bir ara yerin demek istemem. Bir yerde su fışkırıyor. Demişler ki ya biz bu suyu nasıl durduracağız? Buna imkan yok. Bir kamyon çimento dökülüyor, bir kamyon çimento dökülüyor ve su kaybalıyor.…
O zaman karanlıktan eser kalmaz. Ancak bu şekilde rahmeti ilahi coşar. Diyoruz ki gözümüzde yaşıyor bu hepimizin bir ızdırabı. Olmay sebebi şu. Bir ara yerin demek istemem. Bir yerde su fışkırıyor. Demişler ki ya biz bu suyu nasıl durduracağız? Buna imkan yok. Bir kamyon çimento dökülüyor, bir kamyon çimento dökülüyor ve su kaybalıyor. Şimdi kalbimizden bu ilahi sular kaynayacak. Ama ne yapılıyor? Biz ona çimentolar. Nedir o çimento? Beynimizin kötü düşüncesi. Dilimizin gıybeti, gözümüzün hain bakışı vesaire. Bunlardan zor ediyor. Dikkat edelim inşallah çok güzel olur. Şunu çok düşünüyorum. Diyorum ki Allah'ım kuluna lütfettiği nimeti hiçbir kimseye, beşere lütfettiği ihsanı kimseye etmemiş. Meleklere dahi vermemiş. Bak melekler nurdan yaratılmış aynı hal üzeredir. Ama biz nefis ve şeytana karşı, insan şeytanlarına karşı da mücadele ettiğimiz zaman bak bizde bir gelişme var.
Onlar ne ise o. Değişmiyor ama insan nefsinin mertebelerini geçerek mutmain oluyor. Bizzat Cenabı Hak ona hitap ediyor. Ruhunun mertebesini geçiyor. Öyle bir güzelliğe giriyor ki diyoruz ki yani filafet sırrı Yeryüzünde kendi namına hükümlerinin gerçekleşmesi için halife olarak kullarını, insanı kılıyor, insanı yaratıyor. Yani bundan büyük bir şeref olamaz ki. Ama efendim bir gevşeklik var tadını alamadığımızın. Lezzetini alamadığımıza. Bunu bize üstadımız çok güzel misal olarak verirlerdi. Mesela bir diyelim hanede bal var. Arılar ne yapıyor? Camakana bütün burunlarını vuruyorlar. Niye? O balı gördü, o lezzeti de biliyor tabii almak için. Bir kere biz marifeti ilahiyenin tadını bir bilebilsek, kulluğun zevkine bir erişebilsek mesela imanda kemalin, ibadette ihsanın, ahlakta ahlakı Muhammediye olmanın, emin olun gözümüzden akan yaşlar ırmak olur bizim.
İşte İmam-ı Ali, Kerim Allah ve celle efendimiz, ağıt üç şekildedir. Birincisi Allah'u zülcelal'in korkusundan dolayı. Sonra Hata ve günahımızdan dolayı. O zaman deminden beri ifade etmek istediğimiz şu Cenabıhakk'ı tanıyacağız ki onun yüce kudretini bir bilebilsek o zaman yataklarına bile insan giremez Efendimizin mübarek sözü. Salli Allahuteala vesselam Cenabı hak'ı en çok tanıyan benim. Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz, yataklarına girmez, sahralarda Allah diye feryat edersiniz diye. Ve min haşyetil katia Onlarda Rabbimize büyük bir saygı olur. Büyük bir saygı. O saygının kesilmesi onlara ölüm demek. Onun için buyuruyorlar ya Bir an Cenabı Haktan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan beter. Yani bu sözü boşuna söylemiyorlar. Bir an Rabbımızdan gafil olmak ne demek? Yani bir kimse vardı hatırlarım caddelerde bir oraya gider, bir buraya gezer, bulaşır.
İlahi Rahmet ve Ruhani Arınma kaydında O zaman karanlıktan eser kalmaz. Ancak bu şekilde rahmeti ilahi coşar. Diyoruz ki gözümüzde yaşıyor bu hepimizin bir ızdırabı. Olmay sebebi şu. Bir ara yerin demek istemem. Bir yerde su fışkırıyor. Demişler ki ya biz bu suyu nasıl durduracağız? Buna imkan yok. Bir kamyon çimento dökülüyor, bir kamyon çimento dökülüyor ve su kaybalıyor.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sonra öğrendik ki bir dünya artık bunu demekten icap ediyorum. Ya bir dünya güzelliğine vurulmuş, Vurulmuş. Halbuki o güzelliğin Cenabı Hak'tan geldiğini bilen ve Rabbimizin, Rabbimizin güzelliklerini, yaratmasındaki güzelliklerini vesaire görecek olsa doyabilir mi? Ondan ayrılmak ne demek? Onun için cehenneme ateşinde yanmaktan daha zordur diyorlar. Birincisi nedir? Eğer biz Allah korkusuyla ağlarsak Bu günahlarımızın bağışlanmasıdır. Ağlıyor ama şu kimseyi hiç unutmam. Ravzaipaki Nebi ile sallallahu teala aleyhi ve sellem böyle avlusunda bir amca yere yattı ama öyle bir feryat ediyor. Öyle bir feryat ediyor. Allah'ım benim günahım sayılamaz diyor ama işte affı ilahiye mazhar olmanın işareti. Fövve taharetul ryu nedir? Hatamızdan dolayı, hatamızdan dolayı günahlardan kaçmak ve gözyaşı dökmek. Bu da hata ve isyanlardan temizlenmek demek, arınmak demek. Arınmak, durulmak.
Sonra üçüncü olan Sevgilinin rızası ile rızası ile meydana gelen tarif edilmez güzelliklerdir. Bu nedir? Bu riayet ve ziyadedir. Bu Kaf suresinin son sahifeden bir önceki Ayet celleye geçer. Onlar için işte nimet vardır okumaya çalışayım Ayet Bu ayet-i kerimeler çok önemli gaf suresinde. Burda münib olmak var, evvab olmak var, bunun yanında görmediği halde Cenabı hakk'ın azametinden dolayı saygı var. Daha başka ne var? Emri ilahiyi korumak var. Bunlar için ne hazırlıyor Cenabı Hak? Bu muttaki kimseler için istediklerini veriyor. Daha da ziyadesi var buyuruyor. Bunlar kimdir? Allah'ımızın azameti ilahiyesinden dolayı meydana gelen gözyaşı. Onun yüceliğinden dolayı onlara ne veriliyor? Rü'yet Allah'ımızın cemali ve daha da ziyadesini Cenabı Hak lütfediyor, ihsan ediyor. Biz şimdi Şuayip aleyhisselama anlatıyoruz.
Şuayip aleyhisselam sebebiyle çok ağlayan ve ağlamasından dolayı da elbette ki bir Şuayip ağıdı Allah'ımıza muhabbetindendir. Gözlerini kaybediyor. Şimdi büyüklüklerimiz buyuruyorlar ki Avadın kıymetli olan nedir? Neden ben yanlış yaptım diyor? Neden ben o kadar haber verildi? Kuran-ı Kerim'e uymayan bir halin içine girdim. Sünneti seniyyeye efendimizin ehadîsi Muhammediyesinde buyurduğu hakikatlere neden ben uymadım? O hakikatleri bize duyuran Allah'ın sevgili kullarına ulemai kiram ve meşayıkı izama niye uygun hareket etmedim diye ağlamaktır bu muhalefetinden dolayı. Sonra herkesin gözyaşı haline göre değişir. Yani birinde olan gözyaşı diğerine benzemez. Mesela nedir? Tövbekarlar geçmişte yapmış olduğu hatasından dolayı ne yapıyorlar? Gözyaşı döküyorlar. Mesela itaatkar kimseler ibadet ve taatindeki kusurundan dolayı. İbadet ve taatte kusur ne demek?
Yani ibadetini yaparken gaflet içerisinde olmak, kime yaptığını unutmak, Rabbimizi görür gibi taat yapamamanın endişesinden dolayı ağlarlar. Bunun için gözyaşı döküyorlar. Sonra çok halleri müstesna. Mesela zahitlerin gözyaşı nedir? Gözlerinden akar, onların yaşları. Ariflerin gözyaşı nedir? Gönüllerinden gelir onların o korkuları. Ya Allah'ın korkusuyla ağlayabilmek o ahirete olan meyilden olur ve bu neyi meydana getirir? Allah'u zülcelerden korkuyu, nedameti, geçmişte yapmış olduğu hatadan dolayı pişmanlığı hasıl eder. Ağadın, ağadın en müstesna olanı nedir? Cenabıhakk'a muhabbetten dolayı gözyaşı dökmektir. Ağlıyor ama kalpte hiçbir şey yok. Gözünden dökülüyor fakat gönülde hiçbir pişmanlık emaresi yok bu münafıkların buyur. Ve inne buke buke buke bu kalp. Asıl ağıt nedir? Kalbin ağlamasıdır. Kalbin gözyaşı dökmesidir. Mesela Allah için ağıt nedir?
Bunu büyüklerimiz yine ifade ederken Allah'ın azabından, vereceği nimetinden, ona yakınlık nimetinden ve zikrullah'tan dolayı zikrullah'ın hasıl ettiği ne vardır? Bir taht vardır, bir lezzet vardır. Artık o perdeler aşılmış oluyor. Ya burda aşmayıp biz ne yapacağız? Bunun ahirette açılması mümkün değil gözümüzü yumduktan sonra şimdi açacağız. İnşallahu Teala dualarınızda Cenabı Hak'ta bize burada uyanmayı nasip etsin. Bildiğimiz bir husus ümmetim uykudadır. Ölünce veren. Ölünce uyandıktan sonra ne faydası olacak ki bunun? Bakın Hızır ' ın arkadaşlarına bir nasihati var. Hızır ' ın. Diyor ki arkadaşlarına şimdi biz bir zindan alemine gireceğiz diyor. Yalnız diyor ceplerinizi doldurun. Ondan sonra ne varsa artık gömleğinizin ceplerine kadar pardösünüz mü diyelim, ceketiniz mi heybenizi doldurun ne varsa diyor çantanızı doldurun böyle bir nasihatte bulunuyor.
Onlar şeye giriyor bir zindan alemine fakat ayaklarının altında çakıl taşları böyle cağulu cağulu ses çıkarıyor. Şöyle bir kısmı elini atıyor ne olacak bu taşları alıp ne yapacağım diyor. Atıp bir tarafa bırakıyor. Bir diğeri sözü diyor havada kalmasın, şöyle cebime biraz koyayım, o koyuyorum. Bir diğeri biraz fazla, birileri de bunu boşuna dememiştir. Bunda bir hikmet var, bir gaye vardır diyerek, ne kabı varsa elbisesinden tutun çantasına ne varsa her yeri durduruyor. Sonra belli bir müddetten sonra çıkın diyor. Çıktıklarında böyle bir eline alan olmuş, bakmış ki altın. Eyvah demiş, ben ne yaptım? Alanlar ise çok seviniyor. Hızır aleyhisselam bununla şunu ifade etmek istiyor. Bu dünya zindan alemidir. Zindandır bu dünya. İşte bu dünyadan biz ahireti kazanacağız. Neyi kazanacağız biz?
Allah'ımızın aşkını burada kazanacağız, muhabbetini burada kazanacağız, Resulü Kibriya'nın muhabbetini burada kazanacağız. Evliyaullah'ın sevgisini burada kazanacağız. Birbirimize olan kardeşlik şevkini, muhabbetini burada elde edeceğiz. Allah'ımızın Kuran-ı Azimüşşan'da buyurduğu, işte salih amel işleyin diye buyruluyor. Sizi yaratan Rabbinize kulluk edin. Kulluğunu ekmel şekilde yapan yani ubudde ibadet ve taatin esrarına eğerek yapan insanlar, buradan tabi altunu da götürüyor, gümüşü de götürüyor. Biz böyle diyoruz ama Allah'ımızın razı olacağı amellerle cennet ve cemale mazhar oluyorlar. Mesela buyuruyor cennete giren de, giren de, mesrur, üzülecek, girmeyen de. Girmeyen evet ama girenin üzülmesi daha ben niye yüksek makamlar elde edemedim diye. Çünkü ebedi bir alem. Bunun hepsi gelir, şuna dayanır. Şu beynimizi çalıştırmaya derin ve imgin düşünmeye bağlı.
Derin ve ingin düşünmeye bağlı. Niye düşünemiyoruz? Artık halimiz belli. Kendimizi ölçelim, biçelim, gemisini kurtaran haptandır. Burada iman gemisini nasıl kurtaracağız, ibadet gemisini nasıl kurtaracağız, güzel ahlak gemisine nasıl bineceğiz bunu bir düşünelim. Hadisi şerif camüs-sahirde geçer. Hazreti Nuh'un gemisi itaat eden buyuruluyor, biner etmeyen de batar. Şerhine bakalım. Şerhinde zamanın kutupları da aynen öyledir buyuruluyor. İtaat eden, bizim Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen efendilerimiz, onlar nice kurtulur, Allah korusun muhalefet bizi batırır. Niye muhalefet edeceğiz ki? Muhalefet edecek ne var? Söyledikleri söz hep Rabbimize muhabbet, sevgi, başka bir şey olmaz bunlardan. Bu Sivas taraflarında bir muttalip efendi diye hatırlıyorum, Allah'ımızı rahmetler eylesin. Bu bir felç geçirdi son hali öyle oldu duyduğumuz.
Böyle hastanede bir tanesi demiş ki, bu zat ne tavsiye ederdi? Demiş ki, eğer sıhhat ve afiyette olsa şu saydıklarımız, mesela biraz önce genç de o saydığımız, yani şu karanlık gönlümüzün nurlanmasının, karanlık olan, geçimsizlik olan, Allah korusun, evimizin huzurlu hale gelmesi, çocuklarımızla münasebetimizin güzel olması, ticaretimizin, beşeri münasebetlerimiz, doğrusu olsun, güzellik için Tevbe suresinden dokuz tane esas sayıldı. Onu diyor haber verirdi demiyor de yani bu gibi hayırlı şeyleri söylerdi diye. Şuayip aleyhisselam enbiya arasında hatibul enbiya diye tesmiye olunurdu. Şu sebeple ki kavmiyle gayet güzel muhavere eder ve suallerine cevap da kemali iktidar zahir olurdu. Yani onları ikna edecek güzel sorular sorarlardı. Yani bize de geliyor, yani size de gelir sualler. İşte Kuran bize yeter. Evet, yeter. Bununla kastedilen mana başka tabi. Diğerlerine itibar etmemek gibi.
Efendimiz aleyhissalatu vesselama haşa saftıcı bırakmak gibi. Kuran bize yeter diyorsak, Kuran'ı Kerim bize, esanı, Kim Resulullah'a itaat ederse Allah'a aitmiş olur. Efendim biz Kuran'dan başka bir şey dinlemeyiz ki. Essayübillah, Onun konuştuğu ancak Allah'ımızın vahyettiğidir. Tamam hiç gerek yok. Böyle görmayalım kendimizi. Buraya gelmişken şunu söyleyeyim size, bize meşayihi kızam, efendilerimiz zülcenahindir. Zülcenahin ne demek? Hem zahiren okumuşlar, yani mutada etmişler, Sarf, Nahl, ondan sonra ne diyelim tefsir, hadis, fıkıh, kelam, beyan, bedi bütün öğrenmişler. Bunun yanında Allah'ımız gönüllerine de ilimde haşyet sahibi oldukları için, kendi tarafından da lütt etmiş Kuran'ı Kerim ile geçer. İhsan etmiş her şeyi ortaya koymuşlar. Arayacak, tarayacak hiçbir şey yok bizim. Onun için hiç kafamızı bulandırmayalım. İki oh vermeye hiç gerek yok zaten bunun. Her şey belirlenmiş.
İşte ne diyelim? Hayır olan bir şeye, nasıl olur da şer bulaştırılabilir ki? Bir vedidi, ona muhalefet edilince ulema-i kiramdan birisi dedi ki Erciyes Dağı'na kafayı vurmakla ne olacak? Ancak kafası yarılır, Erciyes Dağı'na bir şey olmaz. Her şey anlatılmış, bildirilmiş. Biz bunlara dikkat edelim, kafamızı, gönlümüzü bulandırmayalım. Bizim okul dönemimizde de öyleydi. Bizden sonra hidayet oldu, İslam menüsü girdik. Böyle bir müçte olur gibi, vesaire gibi, fetva vermek gibi bir haller başladı. Eğer bunları dinlesek, bizim de beynimiz dönecek. Dedim ki en güzeli, mürşid-i kamillerimizi dinleyelim. Niye bunu söyleyelim? Esanı, Ali İman suresinde birinci zayıf. İlimde rüsuh sahibi, onlar Allah'ımızdan ilim alan kimseler aynı zamanda. Gönlüne ilim lütfettiği kimselerdir. Bir izni Teala o yanılgıya düşmedi, kurtulduk. Her şeyi ifade etmişler.
Akşamdı, bir kardeşimiz dedi, ben diyor Sami Efendi hazretlerinin, Kaddafi Allah'ın müsahabe, beşini okuluma hayran kaldım diyor. Biz de bakalım dedik, orda hadis-i şerifler almış, işte bunun için diyoruz aman ha, zorların ürüne dinmesin, okuyalım, çok faydalanacağız, istifade edeceğiz. Bak efendimiz neler bırakmış bize. Şimdi yanıma almıştım, üstadımızın zahiri, batıni şifa tarifi diye. O sohbetleri neleri bizim gibi. Böyle nasıl tarif edeyim ki? Köylü, kentli insanlara yaptığı sohbet. Mesela bir Konya'da konuşmuşlar, iki saat kadar konuşmuşlar, cemaat bütün ağlıyor, Ya Rabbi diyor, çocuklar ölecek Ya Rab diye feryat ediyor insanlar. O sohbetlerini okusak yine faydalanırız. Bak bizim seviyelerimize indire indire konuşuyor, Kozanda konuşmuşlar, Kozanda Muhammed Abdullah tatlı diye kıymetli bir insan vardır. Ruhu şad olsun. Onlar Allahu alem Libyadan neden geliyorlardı?
Hala akrabaların neleri var onların. Kıymetli bir insan, üstadımız vaazuna seyahat etmiş. Bir bayram sabahı diyor ki Hasan efendi de öyle bir şefkat ve merhamet var ki, dağdaki çobanlar da onun sözünü anlar diyor. Yani bizim arayacağımız, tarayacağımız bir şey yok. Mağazamız elhamdülillah her şeyiyle dolu. Şu arabalar bile satılıyor bizim mağazada. Siz giyim kuşam bırakın, onlar hep var evin ihtiyaçlarını karşılayacağımız bir arabanın pazarlanması bile var. İğneden ipliğe her şeyi var orada. Ve diğerlerine saygı duymakla beraber bizim üzüldüğümüz, biz üstadlarımızın eserlerinde yoğunlaşmamışız. Bir yoğunlaşalım yani onu yazan kim bir kere? Zamanın kutbul aktabı yazıyor ve abdestsiz kağıdı eline almıyor, kalemi eline almıyor. Bir öğrenelim biraz da düşünelim diyor ya, derin ve engin düşünelim ki anlayabilelim yoksa yüzünden geçmekle olmuyor. Bu ne dedi bilmiyorum.
Aşık dayı diyorduk biz ona. O bir şey anlattı dedi ki bu dedi dil ile olan zikir var ya kendisi okumuş, yetmiş bir kimse değil ama ashab len ve nahnu akrabu ileyh min habdil verid biz kulumuza şah damarından daha yakınız bu Ayet celleye mana verirdi. Diyor ki bizim zikrullah yapışımız dil ile böyle suyun üzerine bir deniz diyelim, neyse bir göl diyelim, böyle bir mazot atılıyor veya benzin atılıyor. Yüzünden, yüzünde, yanıp geçiyor. Bak verdiği misale bir diyor o denizden çekinmeyip de dalacak olsak incileri toplayacağız. Derin düşünmek bu demek. İncileri toplamak. Şimdi beynimizin inci toplaması tefekkürdür. Tefekkür gibi bir zat olamaz. İbadetin en üstünlerindendir tefekkür. Tefekkür sadece şöyle bir hayatımızın muhasebesini yaparken ibadet ve saatte de tefekkür. Yaptım ama kıldığım namaz beni kötülüklerden alıkoydu mu? Mesela bu virüs, bu virüsten alacağımız dersler var bizim.
Bak bundan nasıl sakınmıyoruz? Günahlardan acaba ne kadar sakına biliyoruz diye. Bu şekil bu başka olmaz ki. Bir başka hususiyetle çok ağlar olmasıdır. Birkaç defa gözlerini kaybetti, dese ağladı. Cenabı Hak sonunda gözlerini iade edip ey Şuayip Rabbimiz buyuruyor. Ey Şuayip bu ağlama nedir? Cennet iştiyakından mı? Cehennem korkusundan mı? Diye vahiyle sual edince ilahi Ya Rabbi sen bilirsin ki ne cennet iştiyakından ne de cehennem korkusundandır. Muhabbetin kalbime yerleşmiştir. İnşallah Ya rabbi Boşuna yaratmadı Cenabı hak. Halıkımız boş yeri Kıyame suresinde geçiyor ya İnsan başı buyur. Rabıitayla, rabıtamız güçlü olsa da şunu bir düşünsek emin olun rabıta hüsün ve kubu bildirir, buyuruyor. Bize hayır ve şer olan neyse onu ifade eder. Kurtuluşa ineriz Allah'ın izniyle.
Bir Arap kardeşimizin çok genç, mescidi haram kapandı, mescidi şerif kapandı diye öyle bir hitapta bulunmuş ki bize de göndermişler onu. Mısır feryadı figan koparıyor. Tabii diyor, biz diyor şimdi bu sıkıntı geçse işte nisanın sonu, haziranın sonu bilmiyoruz. Ne olduğunu biz konuşamayız, bilmiyoruz. Şimdi bunlar diyor geçtiğinde yine aynı hale döneriz diyor. Biz öyle bir insanız ki Cenabı hak bir kötüleme şeklinde olmasın. Rabbimizin ifadesini söylüyor. İyiler müstesna hayırlı kimseler. İnsan Rabbine karşı çok nankördür diye buyuruyor. Allah'ımızın nimeti kaybolduğunu da biliriz. Bak ezan on dokuz yıl. Türkçe olarak okundu. Serbest kılındığında ne oluyor? Bursa'da bir müezzin yedi defa okuyor. Yedi defa ezan okuyor. Havuçluk diye. İnsanların cepleri bambaşka. Bakın camilere giriyoruz, görüyorsunuz. Aman ha cemaat olalım, cemaat olalım. İşte cuma gecelerinde bir araya gelelim.
Yahu mesaj bile çekmeyin demeyiz inşallah. Böyle bir halde olmayız inşallah. Allah'ımızın nimeti çok ağırdır. Bilmezsek bakın bela umumi gelir Allah'ımız korusun. Çok büyük ders çıkartmamız lazım. İnşallah riayet edelim. Mevlamıza çok iyi dönelim. Yarım yamalak dönmekle olmaz. Mesela hepimizin yerinde şimdi evde kalındığı için telefon, bilgisayar, ondan sonra laptoplar vesaire neyse artık Elektronik bütün aletler onlarla meşgulüz. Çocuklarımız bile uzaktan eğitimle bu aletlerle ne yapıyor? Yerine getirmeye çalışıyor. Televizyondaki kanallarda tespit edilen altı tane kanal alınmıştır bildiğim daha fazla var mı bilmiyorum. Onlar da yapılıyor. Şimdi bu kullandığımız aletlerde diyelim ki bir sahifeyi açacağız. Açarken yanlış bir dokunma olsa şifreyi şöyle yanlış girsek bir türlü açılması mümkün değil. Şifreyi yanlış girmeyelim.
İman şifremiz Allah'ımızın bize Rasulü tarafından Cibril-i Emin vasıtasıyla gelen emirlere nasıl inanmamızı emretmişsek o şekilde bakın. Bakalım nasıl emretmişse o şekilde inanacağız. Bu tabir çok önemli. Nasıl inanmamızı emretmişse o şekilde. Nasıl inanacağız? İnanmamız gaybe iman, yakin, kesin inanç. Sonra ibadetimiz, ibadetin şifresi nedir? İbadetin şifresi ihsandır. Onu görür gibi taat kılmaktır. Daha diğer bütün Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak bildiriyor. Ticaretin şifresini bildiriyor. Onlar alırken ve verirken Allah korusun veyl yazıklar olsun. Alırken ve verirken yani alırken satarken de alırken de eğer haksız bir ticarete haksız bir yola aldatmaya bilmem falana girilecek olursa ne olur? Şifre bozulmuş olur. Bir türlü yiyeceğimizin, içeceğimizin bereketini göremeyiz.
Kazandık zannederiz ama efendimizin bir hadis-i şerifi var habbeden habbeden yani tane tane kazanırsınız haksız yere kazanılırsa kubbeten kubbeten böylece büyük büyük helake ve zarara girersiniz buyuruyor. Her şeyin şifresini bileceğiz. Evimize girmenin şifresi nedir? Evimizdeki hayatın onlar evleriyle güzel geçinirler. Kuran Azimüşşan'da geçiyor Celle Celalühü Rabbimiz buyuruyor. Ve aşiruhunne bil maruf buyuruyor. Her şeyin bir şifresi var Allah'ımıza Kuran-ı Kerim ile bildirmiş, dokunulmayan, temas edilmeyen hiçbir konu yok ki her şey var. Mesela bu hastalığın şifresi yok mu? Var. Nedir şifresi? Efendimiz en azından dualarında Allah'ım senden sıhhat ve afiyet ve güzel ahlak istiyorum. Mesela evlere bulaşmaması Efendimiz evin bölümleri bak bütün temizlemeye çalışıyoruz. Dezenfekte ediliyor. Neler neler yapılıyor. Ondan sonra ve etrafı temiz kılınacak olursa bereketler yağar buyuruyor.
Temizlik istiyor ve sonra bunlar nereden geliyor? Bak şifre bozulduğundan oluyor. Yiyeceklerimizi içeceklerimizi Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de bildiriyor. Yırtıcı olan hayvanlar vesaireler ulemayı kiramız tespit etmiştir. O kediler köpekler ne bileyim kurbağalar vesair caiz olmayan yiyecekler bunlar hayvanlardan geldiği o bilim erbabı tarafından ifade ediliyor. Hayvanlardan geçiyor. O da caiz olmayan yenilmesi caiz olmayan hayvanlar. Bak şifre nasıl bozuluyor. Eğer Rabbimizin yeme ve içmedeki şifresini biz Allah'ın celle celalühu'l lütfetmiş olduğu nimetlerin temiz olanlarından yiyiniz. Temiz olanlar nedir? Bildirilmiş Kuran Azimüşşan'da. Tırnaklılar, böyle yırtıcı olanlar onlardan yenmeyeceğini. Daha nasıl ifadelerini nasıl söyleyelim? Şifreyi bozduğumuzdan bu hastalıklarda meydana geliyor. Karanlıkta uçan hayvan neydi o? Yarasa. Mesela yarasadan geldiği söyleniyor. Yenilmesi caiz değil.
Ne demek bu tayyibat? Tayyibat haramdan kaçınmak. İkincisi nedir? Şüpheli olandan kaçınmak. Üçüncüsü nedir? Helalde bile dikkatli olmak. Dördüncüsü Allah'tan gayrı celle celalühü düşünceleri atmaktır ve şifreye bakalım şimdi. Ne güzel şifreler. Dedem Rahmetullahi Hazretleri bu şifreye riayet ettiği için hastalığı da bir iznayeti hale geçiyor. Rızkı helal olanların nimetini girmiş hasta olduğu zaman hastalığı geçiyor. Bize gelirlerdi emin olun o almış oldukları iki lokmayla derlerdi ki efendim bizim hastalığımızla geçiyor. Niye rızık helal levhalar yazza, yaza, yaza bağımızı bahçemizi meydana getirmiş. İnsan kendi elinin emeğiyle geçinmek istiyor Hazreti Davut ne güzel kuldur, şifreye bakalım. Elinin emeğini yer, elimizin emeğini yemek şifredir rızıkta helal lokmayla helal lokma nedir? Salih ameli intac eder. Amelin salih olması rızkın temiz olmasına bakar.
Ey Şuay bu ağlama nedir deyince der ki Ya Rabbi senin muhabbetindendir. Bir de endişen vardır. Cehalini müşahede edebilmek. Nasıl tahammül edersin? Cemalini müşahede edebilmek. Enbiya böyle olur işte. Biraz önce geçmişte biz söylemiştik. Allah'ımızla devamlı münasebet içerisinde olanlar bir an Rabbımızdan gaflet etmeyi istemiyorlar. Onun için ağlıyorlar. Allah'ım sana olan muhabbetim kesilmesin diye gözyaşı döküyorlar. Üstadımızın bir sohbetini dinledim. Kendisi anlatmıştı sonra o banklardan nasıl oldu duydum. Bir gün bize dedi ki bir söz söyledim dedi. Herhalde bilerek söylemez Allah'ın veli kulu. Maneviyatım çıkıyordu dedi. İstiğfar okuya, okuya, okuya anca yedirdim diye. Bantlarda bile gördüm dinledim. Yani efendimiz hazretleri bu bizim. Şimdi şuna çok taaccüb ederim. Onun ilahi davete icabetinden sonra dizlerine çok vuranlar oldu bilemedik.
Ya bunu her zaman vuralım da yollarına uyalım onların gösterdiği hedefe doğru yol alalım ne kadar güzel gösterdiler. Bakın bize söylediği bir söz var kimseye diyemiyorum şimdi de diyemeyeceğim. Şu noktada olmazsan kırılırım oğlum sana dedi. Nasıl unuturum beni? Bazı hususlar vardı aman oğlum ben seni böyle düşünmüyorum dikkat edin diye. Hep umde ve kaide esastı bunlar bize. Allah sözünde sadık olduğuna göre Cemalimi seyretmek sana mübarek olsun ey şu ayıp buyuruyor. Bu sebeple kelime Musa bin İman'ı da sana hadim olarak veriyorum. Hizmetçi. Söylüyorum. İşte mukarrabinin hali budur. Onlar ehli gafletin zıddına Allah'ın rızasını her şeyden evvel düşünmüşler. Halkın rızasını en sona bırakmışlardır. Bir söz söylerdim kimse alınmaz mı? Bak alınırsanız söylemem. Bizim Muhammed abimiz öyle söylerdi dergahta derdi ki eğer alınacaksanız söylemeyeyim derdi.
Diyordum ki şimdi zaten üstadımızdan sonra avam ve has tabirini bu günahkar kardeşiniz kaldırdı. Dedim ki avam ve has diye bir şey kullanmayalım. Has deriz, tarikat ehli deriz, tarik ehli deriz. Avamın yapmadığını yaparız. Ama avam deriz ama bakarsın ebrarın hareketlerini gözetir. Şimdi tarik ehli diyordum. Bu virüsten önceydi, önceydi ki tarik ehli insanlarımız biz bozulduk diyor. Ne gülmeler, o şakalaşmalar, yersiz şakalaşmalar, o et kızartmalar istemiyor musun istiyorum her şey helalinden temiz olarak fakir ve yoksul düşünülerek onun bir lokmasına muhtaç olan insanları düşünerek kimin verdiğini tefekkür ederek yiyelim. İnanın gözümüzü yumup geçiyorduk. Üstadımızın evlatları aman yosun aman yosun diye velilerden bizzat varmış hiç evlatlarının kusurunu demezmiş. Onların yerine çekilir bir tarafa ağlarmış. Biz üstadımızı çok ağlattık biz.
Geceleri dermiş Ya Rabbi sözümü tesir ettiremiyorum Ya Rabbi. Ya şunları ağlatmayalım. Bu Allah'ın veli kullarını sevindirelim. Bizim bir müdürümüz vardı İslam menüsünde şunu derdi benim en çok sevindiğim, en çok sevindiğim işte yetiştirdiğim öğrenci ne oldu şimdi ne iş yapıyorsun efendim ben sağlıkta ben müdürüm ondan sonra milli eğitimde şu görevdeyim sonra ben bakanım bilmem filan dedi mi buna seviniriz diye. Mürşid-i kamillerimizin sevindiği mesela şimdi cuma gecesi sadece cuma gecesi olarak da düşünmeyelim. Aleyhisselatu vesselam efendimize evlatlarını takdim ediyor. Mürşid-i kamiller Ya Rasulallah bunları yetiştirdin buyurun diye sevindikleri bu. Diyeceğin hiçbir kimse olmayınca ne yapsın? Kendi özlerine döner o zaman. Zaten üzerindedir onlar dönerler Rabbimizle olan münasebetine bakarlar. Ya Rab benim ancak gücüm yetiyor diye. Bunu Nuh diyor.
Kamer suresine baktığımız zaman Ya rab diyor ben yeni düştüm. Aynen ifade bu mağlup oldum bana yardım et Yaa. Yani evliyaullahı bu hale bırakmayalım. Hani evliyaullah onların hepsi hayatta. Onlar ölmedi biz öldük diyor. İnşallah bizde diriliriz himmetleriyle riayet edersek niye dirilmeyelim? Böyle unutmadığım bir şey var. Bir aşı yapıldı. Tam aşı mevsimiydi. İki tane kalem takıldı. İki mi üç müydü. Bu söndü. Bu kurudu. Bazen dedim bunu çekeyim mi kurudu. Böyle bir odun gibi oldum. Sonra biiznillahi teala gübresini verirken, suyunu verirken, yağmurunu alırken, yaşını alırken, güneşini ışığını alırken hemen gelişmeye başladı. Ya biz rabıta ışığımızı alalım. İstiğfarda, Tevhid'de, Salehü vesselam'da, Rabbimize dönmekte şu kurumaktan kurtulalım. Yani Rabbimiz bizi bekliyor. Yani bir karış gezsek onun rahmeti bize bir zira geliyor. Kulunu bekliyor Cenabı Hak. Ben sizi istiyorum buyuruyor.
Şimdi Davut aleyhisselama Cenabı Hak'ın vahyi pek çok. Ya Davud diye buyuruyor. Ben kullarımı istiyorum onlar ise beni istemiyor buyuruyor. Bu çok ağır ifade. Tahammül edecek gibi değil. Muhabbet-i İlahiye kalplerine sardığından dolayı iki dünyada da göz ucuyla bile nazar etmemişler ne dünyaya ne hak eder? Onlar Cenab-ı tahsis nazar ettikleri için hakiki manasıyla hür kullardır. İnsanlar da bunları anlayış derecesine göre sıralanır. Şimdi hürriyet nasıldır? Bağlardan kurtulmaktır. Senin yerin bağlanmış, ayağın bağlanmış. Almışsın bir cezaevine, bir hücreye konulmuşsun. Nedir? Hürriyetin yok. Biz bir kere nefsin, şeytanın, dünyanın, şeytan sıfatlı insanların hücresinden göstermiş oldukları başta Kitabı Kerim efendimiz ve evliyaullah'ın sözlerine riayette bu hücreden çıkalım biz. Ne var bu hücreden çıktığımızda ne var? Melekut alemi boşuna zikredilmiyor. Ceberut alemi boşuna değil.
Laut var mı bunlar? Bunlar insanoğlunun kalbimin içinde zaten. Allah'u Teala Enbiya Aleyhimüsselamı insanların batın gözlerini açıp gafletlerini gidermek Allah'a ibadetle vuslata ve cemaline kavuşmayı arzu etmeye davet için göndermiştir. Daha ne olacak? İnanın konuştuğumda sizi ben saygıyla karşılıyorum. Kendimi düşünüyorum. Diyorum ki onlar bizi Allah'ın cemaline davet ediyor. Resulullah Velhamdülillah la ilahe illallah. Biz nerelere gidiyoruz, ne yapıyoruz biz, bizim gittiğimiz yol ne ne yapıyoruz biz. Allah'ımızın daveti varken şeytan da davet ediyor. Şeytan eğer görseniz çirkinliğinden can verirsiniz buyuruyor. Onun ne arkasında dolaşacağız. Rabbi zülcelalimiz varken Habibullah varken batın gözü açılmaya müstahit olanlar terbiye ve irşad olunmayı gönülden isterler ve hak yolunda ilerlemek için sahip cehd ederler. Aldanmayalım hiçbir şeye yolumuzu takip edelim.
Nereye emanet edildiysek dikkat edelim. Anahtar oradadır fakat bunu arzu etmeyenler inat edip tekebbür gösterenler ve peygamberlerin telkinlerine kulak vermeyenler ve yakin mertebesine varmak istemeyenler zulmetler içinde kalırlar. Nereye gideceğini bilmeyen körlerden farklı zavallı durumlara düşerler. İşte Şuayb aleyhisselam bunların acınacak hallerini farklı merhametinden dolayı ne demek farklı muhabbet? Çok muhabbetinden ve sevgisinden dolayı ifade ediyor. Yunus Emre'nin taptuk emri yok. Yunus Emre'nin bir şeyh arama durumu değildi o. 0. Şeyh tarafında Kırşehir değil, Nevşehir tarafında Hacı Bektaşi Veli Hazretlerine geliyor. Geliyor. Allahu alem hangisiydi? Diyor ki günlüğün anahtarı bizde değil diyor. Günlüğün anahtarı taptık emrededir diyor. Taptık Emre'ye varıyor. Şimdi onları Yunus Emre halk diyorlar ki buğday işte bir kıtlık var diyorlar.
Varıyor Efendi Hazretleri diyor ki buğday mı himmet mi? Buğday mı himmet mi? Himmet ne karın doyuracak şeyhim diyor ben buğday için geldim. Tabii ayrılıyor müridan diyorlar ki vay zavalllah bilemedi. Efendi hazretleri biiznillahi teala onun kabiliyetini seziyor zaten kabiliyetini görmeden ona ifrat, asker vermez. Kamil bir mürşid Allah'ımızın vermiş olduğu nur ile onun hangi noktaya geleceğini çok iyi bilir. Evladı olacağı bilir, üzerim diye konuşmuyorum, ne olur dua edin bize de onların defterlerinin içerisinde olalım, yazılalım oraya. Onları bilirler. Üç şekilde idare ederler. Biri candan olanlar yetiştirirler. Geldim ki üstadımız niye Cemul Cemle konuşmazdı. Ondan yirmi iki sene sonra bir kimse geldi dedi ki cemur cem'i bize anlatırdı. Bir de Tonbaklı Ahmet Efendiye onunla halleşir dedi. Bak yetiştirdiği kimseler var. Bunun yanında Allah korusun terk edecek olsa azacak.
Bir de bu şekli var. Bir de zararı dokunmasın diye idare ediyorlar. Bunlarda siyaset var, idare var. Siyaset kelimesi tasavvufta çok önemli bir esastır. Şu politika değil o. Politika bunun ayağına bağ olmak ne bileyim ona çelme takmak gibi bir şey o ayrı politika değil bu siyaset ayrı. Biz de diyoruz ki gelin onların defterlerine kayıtolunalım da yetişmeye gayret gösterelim. Bu Kayseri'de eski faizlerden Emirci Osman Efendi vardı bunu istihareye yatırmışlar ders suçun. Uyandığında demiş ki İhvanı toplamış Allahu alem gelin gözümüzü açalım. Ne var Osman Efendi? Çünkü demiş ben Rasulullah'ın bir yerde olduğunu gördüm. Sami Efendi'nin kalbinden geçmeyen giremez dediler. Yani zamanın müşir-i kamilinin kalbinden geçerek girelim o sahaya, o mekana. Bakın biz kış günü geçirdik. Kış. Şimdi Erzurum'dan anlattılar. Sıfırın altında bir asker kardeşimiz var. Sıfırın altında kırka yaklaşmış bir ara.
Kırk olmamış da kırka yaklaşmış. Düşünelim. Çünkü şöyle bir ev var diyelim. Böyle sıcak, güzel, şöyle on sekiz, yirmi derecelerde, derecelerde. Bir de sıfırın altında otuz derece. Tahta sıfır, hamsa telatin derece attın. Otuz beş derece. Şimdi dışında kaldığımızda ne olur? Hanımımız gurur, ölürüz. İçeri girsek kurtuluruz. Ne olur? Ehlullahın gönül alemine rabıtayla girelim. Rahababe ile Bahri Kainat'ın ve Cenabı Hakkın ilahi nimet dairesine girelim de böyle nefsin soğuğunda şeytanın soğuğunda helak olup gitmeyelim. Burada Şuayb Aleyhisselam Essenü Nasihatlerimi kabul etmeyi inkar eden kavme nasıl dayanarım? Ne kadar üzülürüm dedi Araf suresinde beyan buyrulmuştur. İşte iyi kardeşlerimiz ruhani kafilelere delalet ederek Rabbinize dönün. Yakında yol kesilir ve refik bulunmayabilir buyuruyor Sami Efendimiz. Allah korusun güneş haydi yani buna bahane buluntturmayalım.
İşte Güneş batıdan doğacakmış. Hani bu nasıl olacak? İşte Allah diyen bulunmadığı zaman Kıyamet kopacak herkes Allah diyor. Allah diyor ama biz Rabbim dediğimiz zaman kulum sadasını duyabiliyor muyuz? Ayet-i Kerime bu. Haydi kıyamet yakın elbette. İnsanın hayatı öldüğümüz zaman ne olacak? Bak toplu toplu ölümler buyruluyor kıyamet alametler olarak. Toplu toplu geliyor. Salihlere yaraşan Salihlerin halleriyle hallenmektir. Ehli gaflet dünyayı alıp ahirete tercih ederek ahireti terk ettiler. Sonra Allah onların mallarını da aldı. Memleketlerini de mahvetti. Sanki hiç durulmamış ve oturulmamış hale getirdi. Şimdi bu gripten dolayı görüyorsunuz. Daha bir sıkıntı mı kılın Elhamdülillah Ülkemiz çok iyi Rabbimize hamdolsun. Yiyeceği içeceği hususunda sanki bir kıtlık varmış gibi evlere makarnalar bilmem falanlar yağlar ne bileyim ballar Bunun yanında çaylar şekerler depolanıp gidiyor.
Yok elhamdülillah böyle bir durum. Cabir Bin Abdullah radiyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre şeyinden rivayet etmiştir. Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bir mecliste bulundun. Beyaz yüzü güzel saçlı güzel ve beyaz elbiseli bir adam gelip. Esselamu aleyke ya Rasulallah dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem diyerek icabet etti. Adam Ya Rasulallah dünya nedir dedi. Bir uykunun rüyasıdır. Ehli mükafat mücazata tabidirler. Ya Rasulallah ahiret nedir? Ebedi hayattır. Bir fırka cennette, bir fırka cehennemde. Bakın dünyayı tarif ediş için bir rüya. Rüya biraz uzun. Ya Rasulallah cennet nedir? Dünyayı taliplerine bezletmektir. Bu şekilde kazanılan cennetin nimetleri ebedidir. Ya Rasulallah cehennem nedir? Cehennem uhrevi amelleri terk etmek, Rabbimizin emrine kulak vermemek, ahireti taliplerine benzetmektir.
Bu şekilde kazanılan cehennemin ehli ondan ebeden ayrılmazlar. Bu ümmetin hayırlısı kimdir? Ömrünü Allah'a ibadete vakfedendir. Bu durumda o kimse nasıl olur? Bir kafilenin kazancını isteyen kimse gibi olur. Dünyada karar ne kadardır? Kafileden geri kalan kimsenin kaldığı kadardır. Dünya ve ahiret arasında ne kadar mesafe vardır? Sade bir göz yumacak kadar. Bu muhavereden sonra adam gitti, görülmedi. Resulullah Efendimiz Aleyhisselam bu gece bu gelen Cibril idi. Size dünyaya kıymet vermemeniz ve ahireti arzulamanız için geldi diye buyurdular. Cenabı Hak yollarından ayrılmasın aleyhissalatu vesselam Efendimizin Hu tayyibelerini ehlinin ashabını Peygamberınızdan ve Piranızdan bütün geçmişlerimizin Müminatın ervanı bir Fatiha üç ehli hadis-ı Şerif