İlahi Lambalar ve Vera Takvası kaydında Peygamberimizin, peygamberan nizam ve firan nizamı bütün geçmişlerimizi. Mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas şerif. Çok büyük bir veli var Tezkiretü'l Evliya'da geçer. İsmini şu anda hatırlayamadım. Bunun misafirleri gelmiş. O misafirleri geldiğinde mübarek efendimiz kırk bir tane mum yaktırmış. O zaman yok bu elektrikliğin…
İlahi Lambalar ve Vera Takvası kaydında Peygamberimizin, peygamberan nizam ve firan nizamı bütün geçmişlerimizi. Mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas şerif. Çok büyük bir veli var Tezkiretü'l Evliya'da geçer. İsmini şu anda hatırlayamadım. Bunun misafirleri gelmiş. O misafirleri geldiğinde mübarek efendimiz kırk bir tane mum yaktırmış. O zaman yok bu elektrikliğin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Peygamberimizin, peygamberan nizam ve firan nizamı bütün geçmişlerimizi. Mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas şerif. Çok büyük bir veli var Tezkiretü'l Evliya'da geçer. İsmini şu anda hatırlayamadım. Bunun misafirleri gelmiş. O misafirleri geldiğinde mübarek efendimiz kırk bir tane mum yaktırmış. O zaman yok bu elektrikliğin kazanmazsa. Gelen misafir demiş ki, efendim bu kadar ne olacak? Oda iki tane mum. Aydınlatır ne yaptınız böyle? Ben almam lazım alayım de. Bismillahirrahmanirrahim. Mübarek bir Üstadımız tezkiretül evliyadan geçer. Kırk bir tane mum yaptırmış. Gelen o kıymetli zatlardan bir tanesi demiş ki, efendim neden bu kadar siz mum yaktığınız bir odayı iki mum aydınlatlatır dedi. İsraf değil mi? İsraf da söndürür demiş. Uğraşmışlar uğraşmışlar mum hemen sönmez ve bir anda er değil belki şöyle itelenmesi yerine göre. Bir tanesini söndürmüş. O da kendisi için yakmış.
Demiş ki daha bir acaibini göresin. O da bir kiliseye girmiş. Kilisede Allah'ımızın Celle Celalühu emrini bildirince kırk bir kişi belki daha ziyadesi iman etmiş. Burada alacağımız ders bu hikaye değil. Alacağımız ders Allah yolunda gayret gösterirsek, mesela biz mübarek bir yoldayız, üstadımızın takip ettiği yolları. Bu yolda canı başımıza hizmet edersek Allah bize yollarını açar. Yani kendimize göre bir çalışma değil, yolumuza göre bir çalışma. Çünkü biz biliriz, beraberiz, çok kıymetli bir zümre sayılır, sıddık ağzından beri geliyor. Gayretimiz ve çabamız neticesi Allah'ımız lütuf ve insanlarda bulunuyor. Şimdi bu lambayan önce o hatırıma geldi. İnşallah gönlümüzde de ilahi lambaları yapmaya gayret ederiz. O lambalardan bir tanesi de havfi ilahidir, haşyettir, takvadır, veradır. Vera takvanın biraz daha ilerisidir. Burada hadisi şerifler ve izahlar pek çok.
İsterseniz bir tarifini yapalım. Sözlük, lugavi sözlük anlamı El vera, El İçtinebuani Şubuheet. Hep bu. Hemen hemen tariflerde Lugavi anlamlarında bunu görürüz. Şüpheli olanlardan kaçmaktır. Bu da efendimizin mühim bir hadis-i şerifi Sallallahu Aleyhi ve Ala'ala Aleyhisselam. Bu hadis-i şerif İslam fıkhının temellerini oluşturan bir hadis-i şeriftir. El halelü beyyünün ve el haramı beyyünün. Helal de belli, haram da belli. İkisi arasındaki şüphelilerden muttaki olan kimseler Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar ne yapıyorlar? Sakınıyorlar. Mühim olan o zaten. Haramlardan elimizi çekmek. Bu elimizi çekmek derken gönlümüzü de çekmek, dinimizi de çekmek. Allah korusun burada çok önemli ve hususu şimdiden söyleyin. Haramlara gidişin tek sebebi, tek sebebi marifetullah. Onu tanıyamayışımızdan ileri gelir. Eğer bir adamın eli eğriyse, hırsız.
Hırsızsa kimsenin görmediği yerde bu şemi bu kötü fiili işliyorsa marifetullah'ın olmayışı, Rabbimizi tanımamaktan ileri gelir. Bütün kötülüklerin esası bu. Onu tanımamak, tanıyan kimse parti yiyen böyle bir harekette bulunmaz, onu izah edecek eğer gelirse muvaffak olabilirsek. Demek ki vera neymiş? Haramdan elini çekmek, hüzün çekilir mesela. İlk bakış kişinin kendine ait ama ikinci değil. Diyelim ki haram bir hal, bir daha çok şerri durum demiyorum. Şeri bir hal. İlk gördüğünde gözüne çarpı veriyor, bu boğaz. Ama ondan sonra tekrar bakmaya başlarsa nedir? O artık haram, insanın aleyhinde işler. Ne yapacağız? Harikımız öyle bir yüce ki, öyle bir azamet sahibi ki, şimdi Aşrı Şerifler okunuyor, bir de manasını veriyorlar. Bu içimize oturmalı çok güzel bir beyanda bulunuyorlar. Azim olan Rabbimiz doğru söylenir diyor.
Azim olan azim kelimesi yetiyor zaten, onu büyük yemek bilmek falan bu manaya uygun düşmüyor. Azim olan Rabbimiz doğru söyleniyor. Onun azameti kibryası bilinecek olursa mümkün değil yapılması. Evet, haramdan gözümüzle korumak, beynimizle korumak çok mühim ama. Beynim giyip geçmek ne demek bu beynim? Ondan sonra el ayak bütün azalarımızı ve kötülüklerden kasmaktır. İstilai manası nedir? Bir misal istiyor. Böyle bir hac mevsimi zaten bu mevsim malum. Hac mevsimi Zil iki ay. Şeytan taşlanmış, işte Mina'ya gelinmiş, o farz olan tuhaf da yapılmış. Sami Demir hazretleri bir çadırda oturuyorlar. Yakınlarından birisi diyor ki efendim üstadınızı yanında bulunursanız hem hakkını tebrik edersiniz hem de yalnız diye gider anlaşırsınız diye üstadımıza söylüyor. Oturuyorlar. Oturduklarında bazı mesailden efendimiz soruyor.
İşte bir diş mevzuu çok geldiği için o sorular, efendim ne buyurursunuz deyince bu anlattığımız konuya ne kadar uygun? Buyuruyor ki Hasan Efendi yüz alimden doksan dokuzu helal dese, yani ona fetva dese helal derken, bir tanesi de caiz değildir dese ben onu tutarım. İşte Vera'nın en güzel tarifi budur. Haramdan korkarak korkarak böyle bir tehlikeye düşmemektir. Biz mürşidimizi dinledik de, inşallah siz sahih dinlersiniz. Bu kulaklarla dinlemişiz. Şimdi insanın duyuları var. Bak bu duyular yanında bir de iç duyularımız var. Mesela ne demek bu? Görme nedir? Bir duyudur, görmek. Bakıyoruz, görüyoruz. Buna basar demek. Bunda iç duyu nedir? Basirettir. Gönül gözüdür. Gönül kulağıyla bakın bir şiir söylerler hac hakkında. Haccını eğdi eda, gönül kulağıma gelse bir sada, ne güzel söylüyor. Diyor ki bu kulak değil, gönül kulağıma gelse bir skada, ey kulum haddini eyle ifa, feda ver de değilsin.
Gönül kulağı öyle dinlemek dinlerken, mesela bir genç. Bunu bugünkü hadiselere keşfini veririz. Böyle gerisiyle meşgul talimlenir. O anda insanın en zayıf noktası malum. Ayeti cehennemin son kısmı çok önemli ama. Biz böyle delik geçtik ama hepsini hülasa edelim. Son kısmı. Asıl asıl güzellik Rabbimizin katında onun razı olduğu hareketlerde. Onun razı olduğu. Biz şimdi taat yaparız da asıl asıl Allah'ımızın razı olduğu taatleri yapmak. Bakın bir söz söylüyoruz. Bu kardeşlerim söylüyorlar ara ara, memnun oluyorum ben. Mesela ibadet ve saatin yüzde yetmiş beşi muamelattır. Oturmuşuz biz akşamdan sabaha kadar zikir yapıyoruz. İbadet taat güzel. Ama bunun asıl yüzde yetmiş beşi nedir? Mesela verilen harflerindeyiz. O hususta gayret göstermek. Yani suları bir oraya, bir buraya akıtmak değil, bir havuzda toplamak. Çünkü ibadet ve taatlere baktığımız zaman ibadet ve saatler ferdidi.
Ferdi olmakla birlikte asıl taatlerin kabul ve makbul oluşu cemaat halindedir. İşte ben ayrı bir cami, ben ayrı bir Kuran burs böyle değil, topunun biz cemaatiz. Ne oldu o zaman? O teslimiyet hani, o muhabbet hani. Fakat onlar uzun vadede iş yaptıkları için, öyle kısa vadede olmaz, efendimiz aleyhisselat-ü vesselamın şefkat ve merhamet yönleriyle hareket ederler. Burada öğrenci dersiyle meşgul, o anda bir hanım girer. Tabii niyet düzgün değil, mum ışığıyla çalışıyor. O mumun alevine parmağını koy. Ne kadar koyabilir ki? Yanmaya başlayınca parmağı ferya deler çık diye. Şimdi bu ateş hem kitaplarda geçer hem de büyüklerimizin dilinde eğer diyor büyüklerimiz Arifani ilahi siz o ateşi görseniz cehennem ateşini, bu ateşte insan bilse de rahatlığından sağından soluna, solundan sağa dönmez diyor rahatlığından. Öyle şiddetli o ateş.
Bunu bilen kimse bu yönde marifetullah'a eren bir kimse hata işleyebilir mi? Mümkün mü? Vera bunu istedi. Haramlardan korkarak ne yapıyorlar? Şüpheli olan işlerden de sakınıyorlar. Daha öyle sakınıyorlar ki bunun dört tane aşaması var. Bir, haramdan sakınmak. Allah'ın huzuruna haram kıldı. İkincisi nedir? İkincisi şüpheli olanlardan kaçınmak. Üçüncüsü, herhalde bile harama düşerim korkusuyla son derece riayet etmek. Dördüncüsü de masivayı gönülden atmaktır. Hazreti Ömer'in Radıyallahu Anh Beytülmal'a ait mumu sadece devlet işlerinde kullanması. Mesela gelirlermiş Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz bir devleti için. Sorarmış, şahsi bir mesele için mi yoksa devlete ait mi? Eğer kendisine ait bir mesele olursa o mumu söndürüyor. Yani bu kadar hassas demek istiyorum.
Biliyorsunuz bir gün hutbeye çıkmıştı da Beytülmalden, herkese bir elbiselik, o zamanın elbisesi böyle takım elbiseler neler değil, Ashabı güzel kendilerini zor setrediyordu zaten. Ebu Hureyre Hazretleri Radiyallahu Anh, ben diyor şu diz kapağımın altına getirebilmek için örtü zorlardım diyor, açılmasın diye. Yok. Efendimiz bir kimsenin giyim ve kuşamı için iki elbisesi olan birini versin deyince kimse çıkmadı. Ashabı Gücün efendilerimizden birisi mescide geç geliyor veya gelmiyor. Nebi Yekem efendimiz sordurdular Salli Allahu Teala Aleyhi ve Sellem, nerede bu sahabe kardeşinizi göremiyorum. Sonra çağırdılar dedi ya Resulallah bizim bir elbisemiz var. Üzerimizi setretmek için ben onunla elbisem o elbiseyle namazımı kılıyorum. Ondan sonra onu hanımına teslim ediyor. Böyleydi hayatları yaşantılar. Hutbede sahabeyi güzün efendilerimizden birisi dedi ki herkese bir elbiselik dağıttın.
Hazreti Ömer efendimiz boylu bozdu. Radiyallahu anh. Senin dedi cüssene dedi bize dağıtmış olduğun elbiseye bakıldığı zaman bu nedir dedi. Bu adalet mi? Senin şu vücuduna iki katı girer dedi. Kalk ya Abdullah dedi evlatları için. Kalk ya Abdullah söyle dedi. O da dedi ki ben kendime ait olan elbiseliği babama verdim. Bu kadar hassas. Bu kadar Rabbi Zülcelal'imizden korkuyor. Öyle başarı oldu zaten. Diyoruz ki büyümeler takva olur. Hele bir Ayet-i celle var, Bu bir genel kaide ve esastır. Hepsi birbirinden güzel olmakla birlikte yerli yerince tabi kullanılması Ayet celalühlerin icap ediyor. Kim Allah'tan korkarsa Allah'ımız ona çıkış yolu lütfeder diye buyuruluyor. Ömer bin Abdülaziz'in Beytülmal'a ait bir esansmış, misk diyelim neyse artık. Bunu kullanmaktan kaçınıyor. Beytülmal'e ait diye, devlete ait diye onu kokulayamıyor. Buyur, devlete ait.
İmam-ı Azam Ebu Hanife rahmetullah Ali faiz korkusuyla alacak alacaklısına ait duvarın gölgesinde durmamış. Şimdi Bağdat çok sıcak. Hele bu mevsimde bizim kıymetli bir hocamızdı, Okunduk biz. O dedik ki Bağdat'ta okudun. Kuşlar dahi o sıcağın tesirinden böyle patır patır düşermiş. O kadar sıcak. Ayağımızı diyor demek ki klima bilmem filan yokmuş. Klima değil mi? Pervane de biliyorsun insan, çok eski dokudukları. Böyle leğenin içerisine su korurlar ayaklarını ıslatır da rezil ettiler. Anca öyle şey yapıyor, Serinleyebiliyor yani. Yok. Diyoruz ki biz İslam bize gelirken öyle kolayına gelmedi, onun için rahatlığın içerisinde rahatsız olmayalım. Bak rahatlığın içerisinde rahatsız olmayalım. Çilelere talip olma mümkün değil. Bulunması öyle kolayına değil, milyonlarca insanların şehadetiyle bize emanet edildi bu din. Gayet istiyor yani çapı istiyor. Yoksa olmuyor.
Çalışıyoruz olmuyor değil, çalışacağız. Yığmayacağız. Bak burada kıymetli bir kardeşimiz benim şeyhim diyor bizzat, karıncadır diyor. Onu demedi de karınca. Yahu senin şeyhin nasıl karınca olacak? Biz onu Arapça metinlerde görürdük. Arapça metinlerde görürdük. Öğrenci gelmiş kitabını kalk demiş, bir tarafa bırakmış, yatmış, yan gelecekmiş. O yattığında bakmış ki karınca ağzına bir yiyecek almış, onu deliğine götürebilmek için yuvasına, böyle geliyor tam yaklaştığı zaman kırk düşüyor. Sekiz kere düşmüş. Dokuzuncusunda şöyle nasıl ettinsin, yan gitsin bilmem buna oraya o ağzındaki lokmamı diyelim karıncanın ağzındakine, o yiyeceğe yerleştirmiş. Ondan ibret almış, demiş ki bak bir karınca yılmıyor, ben nasıl yıllarım bir kul olarak. Ünlü Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri bana diyor bir kedi yol gösterdi, bir mürşid oldu bana diyor kedi.
Yolda giderken çokça bildiğimiz murakabe hususunda anlatılır. Bakmış ki bir kedi gözünü bir deriye dikmiş, ayaklarını da uzatmış, şuyu bile hareket ediyor. O anda Allah'ımız nida etmiş gönlüne. Ey demiyülhimme, ey himmetini gayretini çabasını aşağı tutan Cüneyt. Sen benim aşkımda muhabbetimde bu kadar da riayet ve dikkatte bulunmuyorsun diye. Ya yılmamamız gerektiğini söylemek istiyorum. Bu son diyeceğimizi şimdi diyoruz marifetullah'la alakalı. Cenabı hak'ı tanınmakla alakalıdır. Evet efendim, İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri böyle Bağdat'ta sıcakta çok bir cenaze. Orada herkes gölgelik bir yer alıyor. Bir duvarın dip kısmı gölge uğra, biraz olsun korunacak. Oraya durmuyor. Efendim buyur. Çünkü alacaklısına ait duvarın gölgesinde bir müddet bulunursam riba faiz olur diye. Böyle İmamı Azam oldu rahmetullah. Şimdi konuşsak, görüşsek bir kısım insanlarımızda şöyle bir hal meydana geliyor.
O ta sahabedir. O sahabe kim? Sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erişirsiniz. Bizim yol bulmamıza vesile. İlla batılı, onların ilim ehli değil. Kaşif diyorlar, onların keşifle hiçbir alakası yok. Kaşif hep İslam alimleridir. Sen nasıl oluyorsa şimdi olmuyor elhamdülillah. Eskiden onlardan bir misal verdin mi Ulat kesilirdi, şimdi yok elhamdülillah. Şimdi artık hakikat belli oldu, biliyorlar ki Allah'ımız akıl verdiği gibi ulü elbab. Bu akıl delillerle yürümektir. Ülü elbab ise bu bizzat şahit olmaktır. Gönlün müşahedesidir. İslam alimleri böyle olduğu için asıl kaşif onlardır. Şimdi kız kardeşi var. Anlatacağım hiç böyle bir şey olur mu diyeceksiniz. Ama vera da bu anlatır, başkası anlatılmaz. Kendisi böyle bir damın başında, kimi yerlerde kirman devir, bir de ip büküyoruz işte ip değiliz. Bak oradan bir kervan geçiyor, kervan geçiyor.
Onlar da ellerinde şelalelerle geçiyor. Diyor ki Arifani ilahiden bir zata, ben burada diyor ipe eğiliyorum, O geçen kervanlar ışıklı olarak geçiyorlar. Işıklarından istifade ediyorum, bu haram olur mu diyor. Diyorlar ki bizim gibi insana pek bir şey olmaz ama sen Allah'ın müstesna bir kulusun, yine de dikkat et diyor. Fıkıhta ihtiyat kavramı şüpheli konularda hata ve günaha düşmemek için en güvenli yoldur. Bu fıkhi terimler arasında geçer. Verağı tövbeden sonra gelen ikinci makam olarak görmüşlerdir, vera. Bunu üç halde zikrederler. Bunun üç mertebesi vardır. Çok önemli ama. Biz bu noktaya gelirken şunu deriz ekseriyetle, bir tanesi bu. O da ey peygamber hanımları siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Ey tarikat-ı aliyeye girenler, siz avam gibi değilsiniz, siz has kimselersiniz. Diyor bize büyüklerimiz.
O zaman bunun üç mertebesi birinci mertebe helal ile haram arasında bulunan helal mi haram mı olduğu tam bilinmeyen şüpheli şeylerden kaçırmamaktır. İkinci mertebe gönül ehlinin veradır. Bak ne söyledi? Gönül ehli. Gönül ehli. Bunlar müftüler ne şekilde fetva verirse versin sen fetvayı kalbinden iste. Ne kadar kolay, ne kadar kolay müftü fetva verecek? Biz gönlümüze danışacağız. Eğer şerhine bakılırsa hadisi şerifin şudur. Mutmainne sıfatına ermişse kişi o zaman kalbine danışır. Mutmainne sıfatı nedir? Binde bir kişiye nasip olursa çok iyi. Artık kötülük Abdullah I Dehlevi hazretlerinin buyurduğu gibi dört esas değer. Bunları kaydediyorsunuz, inanıyorum. Çok mühim. Birincisi def'i kavatır, ikincisi devamı huzur, üçüncüsü cezebat, Dördüncüsü varidat. Biz okuyup bunu öğreneceğiz. A'da Pris ailesinde çok güzel beyan etmiş. Burada demek istediğimiz nedir?
Düşüncelerimiz, biz tezkiye üzerinde duruyoruz ya nefsimizin ısrarı hususunda, tezkiye edindiği zaman beynin tezkiyesi çok önemli. Onun için ünlülelbab tabiri kullanıyor. Akıl güzel ama güll elb, güllüyle hareket eden bu bize Gaf suresinde inşallah hata etmeyiz. İnşallah. Rabbimiz günahımız şu, hataya isyana götürmesin. Otuz yedinci ayet elli gönülle işi fark edebilmek hiç duyu dediğimiz oydu zaten. Kalp var, sader var, füet diye geçer. Sadrın esamle latife baktığımız zaman önce bir hassas ki o, habi en gizli düşüncelerimize vakıf. Bu cihetiyle işi anlayabilmektir. Şimdi müftüler fetva verecek, kalbimize danışacağız. O artık aza olarak kötülüğü işlemiyor, bir. İkinci olarak Muhyiddin Arabi Hazretlerinin muhasebesini yapılıyor. Gönlünden geçenler gönlünden de geçmiyor. Sami Efendi Hazretleri Sami Efendimiz sırra üstadımız on sekiz bin aleme hükmeden zumda.
Öyle bir vera sahibiydi ki, Efendimize diyor ki Hasan Efendi havater yani bu düşünceleri. Bu melek tarafından olur, Rahmani olur, şeytani olur, onu şekilleri var. Havatır var mı deyince efendim ben havatır diye bir şey bilmiyorum diyor. Yok mu? Bu hale gelenlerin gönlüne danışması, biz en iyisi oturacağım, mürşit-i kamillerimiz ne buyuruyor? Ona canı gönülden kulak vereceğiz. Delilin var, ispat onlar delil zaten, ispat o zaman. Bak şu söz vereyim. Onlar delil, ispattır onları. Neden böyle diyoruz? Neden delil? Onlar dünya ve ahiretin ışıklarıdır. Onlar bize yol göstermese ne hale gelirdik? Okuduk derdi. Biz şu şu hocalardan bayağı bir talim gördük derdi. Çünkü işin esasını bilmediğimiz için, işin esasını okuduklarımız uzman boş muydu bizim? İlimdi. Ama aylar yakın değildi, haklar yakın değildi. Bunu İmamı Azam efendimiz Rahmetullah Ali eğer iki selam olmasaydı helakteydim sözü.
Ancak ehlullah ile münasebeti neticesinde zuhur etmiştir. Evet efendim. Günah gönlüne yatmayan şeydir gibi hadislere dayanır. Şimdi günah nedir deyince gönlünü tırmalayan, bir başkasının görmesini istemediğin hal eğer amel hapt olacak olursa kabul olmama noktasına girerse bunların hiçbirisi gözüne görülmez için. Günahına alenen işler ve ifade eder ki ben şöyle yapıyorum, böyle diyorum, Allah muhafaza. Der. O amelin hat olma, kabul olunmama noktasına girer. Ama mümin için bir hata gönlünü tırmalar. Rahatsız eder. Bir başkasının görünmesini istemez. Üçüncü mertebe ariflerin verağıdır. Bu da Allah'ımızı unutmamaktır. Çünkü Süleyman-ı Darani Hazretleri sırra seni Allah'tan alıkoyan her şey uğursuzluktur derken buna işaret etmiştir. Yahya bin Muaz rahmetullah aleyh Allah'tan Allahutaala'dan başkasına gönülde yer vermemektir. Bu nasıl olacak? Şimdi gündüz de ondan pek bilemeyiz.
Akşam olduğunda böyle lambaları yaktığımız zaman karanlıktan eser yok. Bunun gibi işte. Silsilei Şerife'yi okuyoruz. İstiğfarla bak karanlıklar gidiyor. Allah'ımıza mağfiret talep ediyoruz. Özür diliyoruz. Tövbe edip ona yöneliyoruz. Tevhidle, salahü selamla, ölüm tefekkürüyle, rabıtayla yüzünden geçmekle değil. Tam tutmak suretiyle oluyor. Yani tiksin gidecek kalbimize. Şimdi burada bütün uğraşılan şu. Uzatmayın çünkü öbür gün zor, öğleye biraz soğutun demir buyurulduğu için bu biraz zaman alınmış oldu. Hemen kılarız. Şu, gönlümüze tesir etmesi. Yani habup'ta kalmayıp işin hakikatine ulaşmaktır. Bunu da okuyalım Sami Efendi Hazretlerinin eserlerini. Adap risalesini güzelce üstadımızın vesait mesela miftahık kulüp gibi buna benzer eserlere bakarız. Reşat aynü'l hayat. Daha doğru. Saymakla bitiremem bizim sitemizden. Hemen hemen tasavvufa ait elli altmış tane eser verelim. Dikkat ederiz.