İlahi Korku ve Nefis Terbiyesi kaydında Tahir hocamız İslamiyet ehli Hazretleri ile sırra bir görüşme yaparlar. Tahir hocamız zahmet efendi hazretlerine der ki efendim halimden çok endişeliyim. Çok korkuyorum. Acaba ben ne olurum? Deyince, korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok. Korkusunu…
Tahir hocamız İslamiyet ehli Hazretleri ile sırra bir görüşme yaparlar. Tahir hocamız zahmet efendi hazretlerine der ki efendim halimden çok endişeliyim. Çok korkuyorum. Acaba ben ne olurum? Deyince, korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok. Korkusunu felakettir. İlahi korkuyu gönlümüzde taşimamız gerekiyor. Bu korkunun ilerisi el vera diye geçer. Bunu ulemai kiramız şu şekilde tarif ediyorlar. Bu fadalet dediği, mesela haram değil. İnsanın uyuması haram değil. Ama uykuda bile israfa gitmiyor. Böyle hava boydan bir yatış değil. Zaten bu insanın kendisini alıştırmasıyla alakalı. Uzun boylu yapmıyor. Ondan sonra yemede bir günah yok ama daha yeme huzurlu iken terk ediyorlar. Bazı sohbetler oluyor. Tabii ki ikram edilecek. Yemeğe yedikten sonra. Şimdi az bir belki acık mısa yer ama zikrullah ne?
Böyle tokarımla yapılmaz. Bunun yanında hiçbir işe yaramayan terkın mala yani deyince boş. Onları bırakma. Bize ahirette faydalı olana yapışmamız ve şüpheli işleri diyor, terk etmektir. Bu efendimizin hadisi şerifi çok müstesna sallallahu aleyhi ve sellem. İşte haram bellidir, helal bellidir, ikisi arasında şüpheli olanlardan ancak müttaki olan kimseler kaçar diye buyruluyor. Daha izah buyurulmuşlar. Ama çok mühim bir ifadede bulunmuş. Şüpheli olanları terk etmek. Bu zahiren demiş. Azalarımızda, ne de? Mesela değil mi bu hoş olmuyor. Bu mescidin edebine uymuyor. Bir şey diyeceğim, tarikatı aliyede nefis mevzunu görüşmemişler. Nefis hakkında söz etmemişler. Neden derseniz, onların nefis diye bir problemi yok. Ama şimdi durumumuz belli. Bütün sıkıntımız nefisle. Onlar da nefsani bir hal olmadığı için hep ruhi yönlerden konuşuyorlar. Mesela diyorlar bazen haklı olarak söylüyorlar.
Biz diyorlar büyüklerimizden letaifleri dinliyorduk. Çok güzel güzel. Hani onlar anlatılmıyor? Çünkü o letaife erişebilmek için bir kere şeri emirlere dikkat etmemiz gerekiyor şeriatimizin. Emirlerine son derece riayet istiyor. Mesela beyin hala bir başkasının namusunu araştırıyorsa siz buna nasıl kaç zikrini anlatacaksınız? Eğer böyle bir durumunuz varsa ruh zikrini, ama efendim adam ta nefi ispatlara daha yükseğine gitmiş, O şuna benzer, Allah korusun bir kibritin alevi artık onunla misal veriyoruz, koskoca ormanın yandığı gibi o kadar evrad ezkar şeytanın şehevi bir kıvılcımıyla nefsani arzunun bir şeraresiyle yani bu ateşten bir ikinci diye de tarif edilir, onunla helak etmek gibi. Bundan Kadirilerle nakşiler anlatılırken şu şekilde bir izah yapıyorlar. Diyorlar ki nakşilerde içten bir yürüyüş var. Mesela o letaifler diyoruz.
İşte döşümüzde olan ve yaratılışımızla alakalı olan o letaif. Şimdi nakşiler bununla birlikte o nefsin mertebelerini de aşmaya çalışıyorlar. Nasıl aşıyor? Gayret gösteriyor. Yani fırsat vermiyor. Ağzı mı dikkat ediyor? Vera'u zaten. Adililerde de bu nefsin mertebeleri aşılıyor. Ondan sonra iç alemle dönüyor, birbirini tamamlıyor. Şimdi biz şeri noktada eksikliğimiz olduğu müddetçe o letaiflerden anlatılmanın bir manası olmaz. Çünkü lezzet alamayız, huzur duyamayız. Yani kupkuru bir tahtaya döner kişi. Ondan sonra gafillerle olan halimiz, dünyaya olan gönüldeki muhabbetlerimiz hep bu manevi güzellikleri ortadan kaldırır. O kidir. Onlar, şimdi hayvanları suladıkları buna mahallere göre değişik tabirler kullanırlar. Böyle oluklar olur. Ondan sonra onların dolduğu havuzlar olur. Biz öyle diyelim. Bir havuz dolunca ikinci bir havuz. O ikinci havuz doldu mu? Üçüncü bir havuz doldu.
İlahi Korku ve Nefis Terbiyesi kaydında Tahir hocamız İslamiyet ehli Hazretleri ile sırra bir görüşme yaparlar. Tahir hocamız zahmet efendi hazretlerine der ki efendim halimden çok endişeliyim. Çok korkuyorum. Acaba ben ne olurum? Deyince, korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok. Korkusunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi biz şeriat havuzunu nur gibi tertemiz gitmedikçe tarikat havuzu dolmaz. İşte ben ta şu zamandan beri intisaplayayım. Geç onu, geçelim onu. Bu bizi oyalar. Biz oyalanacak zamanda değiliz. Böyle sene sayılı diye bir şey olmaz. Dikkat edeceğiz. Mesela, büyüklerimizden bizzat. Onu da hatırlamaya çalışıyorum. Vat, diğer tariklardan da olabilir. Akşemseddin veli mesela. Çok kısa bir zamanda yetişmiş. Dedem, Rahmetullah Ali, kırk günde icazetini almış öyle olay değil o icazet almak. Efendimizden emir geliyor zaten Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Öyle şey efendi, işte belli bir noktaya getirdim, icazet veririm olmaz. Onu Allah'ımız ihsan ediyor, bildiriyor. O şekilde tarif buyuruyorlar. Kendi ellerinde değil. Üzerine ne yapmış? Kırk gün içerisinde dedem Rahmetullah Ali, Seyyid sülükünü bitirmiş tarikadaliye dek.
Zaten çok sadık, çok salih bir kimse bu sadakati ve salah haliyle icazetle vermişler. Bak kırk beş gün. Biz düşüneceğiz, derin derin tefekkür edeceğiz. Aklumuzu toplayacağız başımıza Allah'ın izniyle. Buyuruyor. Şimdi o vuhi marifetullah bilmem falan o güzel haller, ondan sonra hakikat halleri, bunlara erişebilmek, birinci havuz, hiryat havuzu. Onu tamamlayacağız. Bak okullarda öyle değil mi? Birinci sınıfta eğer geçer bir not almazsa ikinci sınıfa geçirmezler zaten. O biz şeriat derslerinde muvaffak olacağız. Mesela ev hayatımız şeri emirlere uygun olacak. Ticaretimiz de öyle, beşeri münasebetlerimiz de öyle. Bunlar düzgün olursa o zaman tarikat-ı Aliye adım atmış oluruz. Diyeceksiniz ki biz tarikattayız, daha hala bu ne konuşuluyor? Bu devamlı konuşulacak. Ta hakikatte son noktaya gelinse bile şeriat temeldir.
Her şeyimizin ölçüsü Allah'ımızın kitabı ve Rasulünün sünnetidir Salli Allahu Teala aleyhi ve sellem. Biz duyardık büyüklerimizi. Onun için onlara bahane bulunmaz. İşte bize şöyle hareket ediniyor bilmem ne demek değil. Onlara şeriatsizlik gözlerine çok çirkin görüyorlar. Biz edevimize, erkanımıza bakalım. Rivayet edelim. Diyoruz ki biz ibadet ve taatlerin yüzde yetmiş beşi muamelattır diyoruz. Üzüldüğümüz yerler oluyor. Biz onu içimize dövme dövme dövme bazen de hastalık olarak çıkıyor insanda. Gömmüyorsun. Aman durmayalım. Aman dikkat edelim. Tabi riayet edeceğiz. Amma velakin, mesela Erciş'ten görüyorum. Efendimiz oraya adım atıldı, yarmasını geçti. Geldim oraya, Wuhan geldi. Evlatları vardı. Yani istiyoruz ki öyle diye bir eser var. Bu Cemus Savir'dir, Cemus Savir. Bir yerde oturuyoruz. Hocalardan bir tanesi, oradan bilgi açayım dedi. Açtı. Hızır Aleyhisselam çıktı.
Hızır Aleyhisselam'ın Hızır dinmesinin sebebi, oturduğu yer yeşerirmiş. Diyoruz ki hepimizin hata sadece bir memleket deyince ona değil ki, hepimiz de var. Diyelim ki Hızır Aleyhisselam bir yere oturdu yeşerirmiş. Diyoruz ki mürşidi kamilerimizin ta kırk elli yıl önce ayak basmış olduğu bir yerde bir şey göremeyince insan üzülüyor. Çünkü bizim dinimiz dedik ya ibadet ve taatin yüzde yetmiş beşi muameledir. Efendim ben dersimi şöyle çekeceğiz, bu dersliğimizi çektiğimiz ders, bizim dinimizin ihyası için bunu anlatmıyorum, gerek yok. O çalışmalara vesile olmalı. İşte daha yeni bir hiç konuşulmasını zaten dinlemiyor. Çünkü koşar adımlarla gideceğiz. Siz Yahudi'nin çalışmasını bir inceleyin. Yahudi'nin çalışmasını bir inceleyin. Yani illa biz bir Yahudi'nin çalışmasından örnek alacağız. Mesela Yavuz Sultan seni, ondan verelim misali.
Sekiz yıllık, sekiz yıllık padişahlık vazifesinde seksen yıllık işi aşan görevler yaptı. Seksen yılı aşan. Yani önüne haritayı sevmiyor da, bir padişaha yeter ama ikiye dar gelir diyor. Niye başkasının önüne göreceğiz? İşte ecdadımız Abdülhamit efendimiz, bunun yanında mürşidi kamillerimiz. Ne yapsın? Onlar bir kere söyler. Bizim istediğimiz, böyle cebimizi olduğu gibi paralarla durdursanız biz buna avlarız. Dinimize hizmet için kullanılır bunlar. Niye? Efendimiz Hazretleri elli beşte vaazuna seyahatte bulunmuşlar, adını da. Kadınlar demiş ki binlerce var efendimizin vaazında beşer lira hazırladık hocamıza demişler ikram edince. Bunu da Efendimiz duymuş. Kürsüye çıkmış, o parada hocalarının hakkı var. Işte çocuklarının hakkı var, anlamıyorum diye. Efendimiz fakir halbuki. Onlar buna üzülürler. Onların istediği dinimize bir hizmet. Tam ölüm anına yaklaşmışız, belli olmaz zaten. O da.
Bugün hizmet istiyor. Burada bazı hocalarımız var, yaşlandı onlar seksen bine geçti. İstanbul'da Mecidiye köyünde okuyorlarmış. Sami efendimiz hazretlerini görmüşler. Tabii efendimizden neden duyuyorlar? Demişler bir mübarek gelin öpelim, duasını alalım. Bir söz söylemiş. Bu din hizmet bekliyor bugün. Bu din hizmet bekliyor aman yetişin. Gayret gösterin deyin. O çim kent var Türkiye devletlerini. Orada kıymetli bir hocaydı, o anlattı bize. Dedi ki burada üç tane Yahudi, altmış üç milyonun kanını akıttı dedi. Bulunmuyor. Ve o artık damarlara girmiş vaziyette. Yani biz bugün de yoğunlaşalım, Cemre'nin Ezkarımızı yapalım Ama bu din nasıl ihya olacak? Zaten bu din ihyadır. Biz bu dine hizmet etmek suretiyle nasıl hayat buluruz der o. Böyle sana selam veriliyor Aleyhissalatü Vesselam Efendimize. Benim hatırıma bir şey geldi, oturuyorum. Dedim ki biz kalkıyoruz dedim.
Yerine göre ağlıklar gözyaşları biraz biz farklıyız onu bilin. Zenginler gelirdi ağlardı. Hepsi için demiyorum ama. Bunun demesen mizacı var. Gözyaşı paralı olsa alamaz bunlar dedim. Yani bu çocukluğumdan beri içinde bir böyle bir gayret vardı. Dinimiz ihya olsun diye. Çünkü bizim efendimize bakıyorum, o zaman da böyle bir dirinekler bilmem farkı yok. Amma camiler yaptırıyor, Kuran Rusları yaptırıyor. Dedemle ittihat ederken cihat ruhuyla geliyor. Siz şuradan girin, siz şuradan girin diye. Bunların böyle gayretleri var ki. Tabii dinimizin kıvamı ayakta durması zenginlerin de cömertliğiyledir. O müstesna. Ama biz de öncelikli sırayı ne alıp bir misal vermek istiyorum. Şimdi adam neyi çok sever? Parasını çok sever. Sever. Parasını sever. Paradan daha çok sevdiği olur mu insanın? Azalarını sever. Gözünü kulağını elini ayağını sever.
Mesela gözüm yeter ki elden çıkmasın diye parayı gözü görmesin. Aman ha yeter ki gözüm aydınlansın şöyle bir göreyim dünyayı. Bu azasından daha kıymetli olan var mı insanın? Canıdır. Allah korusun bir hamgren olacak olsa, azasını gözü görmez. Mesela dediler ki kesilmesi, aman kes de canım kurtulsun der. Canından daha çok insanın sevdiği olur mu? Olur. O da dindir. Dinimiz uğruna der. İşte gördünüz tanklar altına yatanları vesairleri. Onun için dinimize hizmet önemiyiz. Şimdi şöyle oluyor, böyle bir saatlik, böyle birliğe devam et, ondan sonra geçiyor. Burada efendimiz bir köyümüz var. Bu dağın arkasında bir köyümüz var. Orada birilerine yanlış yolda olduğunu anlatmış. Buyurmuş ki bak yanlış yoldasınız. Bu yolu düzeltin. Hayırlı kimselerle beraber olun, yapmayın. Şerillerde olmayın çünkü yuh şerru'l meru namahahabe. Kişi sevdiğiyle beraber aşıyor. Ne davet etmişler?
O dağı aşıp da şöyle köylerine varacağız mı? İşte efendi hazretleri bu meseleleri bilmiyor. Bizim ne çektiğimizi dediği gibi değildiğimizde tekrar aynı fikrine. Bizde öyle olmaz. Biz de emir telakkiyle. O şeyi anlatmadım size Akşemsettin Veli'yi. Çok kısa zamanda yetişmiş. Onun öyle halleri var. Anlatılmıyor şimdi kafalarımıza tam oturmaz diye. Çok kısa bir zamanda yetişmiş. Diğer kimseler demişler ki efendim bu niye böyle oldu? Biz yillarca burada buluyoruz bulunuyoruz. Bizde öyle bir hal yok bu tez yetiş deyince siz demiş bir şey dediğim zaman inceliyorsunuz. Yahu dinince tutulur bu. Dedem dermiş ki genel mühim meyilli bir insan. Öyle olun ki demiş teslimiyette, size şu altın desen, desene, Halbuki o altın değil bir tahta altın değil. İtiraz, itmeyin. Bu noktada söylüyor. Demiş. Altın mu diyor, altın deyin gelin. Kırk seneden sonra demeyin olmaz. Elli senenin zurnayla olmaz.
Şimdi, demiş ki Fenli hazretleri, ben demiş bir söz söylüyorum, siz tevile gidiyorsunuz, yorumlamaya, bilmem falan da. Olur mu? Olmaz mı? Ama demiş Akşemseddin Veli, ben bir söz söyledim mi bu Bak yaptığımız hareketler hep Kuran-ı Kerim'e uygun bir şeydir. Sizden olan ölüm emir, ne yaparız? İtaat eder. Bu itaat ettirmiş. Ondan da biiznillahi Teala dünyada da rahat olmuş, ahirette de rahat olmuş. Bu korku hususunda ilahi korku tabii, Çok güzel topladı. Mesela bu uzun bir konu. Fakat bu kelamla topladı. Harisel bir husus, zannederim o zat olacak. Müstesna. Bu tasavvufta tarikatta beş kimseyi çok özel olarak anlatırlar. Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerini, Harisel muhasebe, çok müstesna bunlar. Sözde, mesela dilden çıkan sözde Allah'ımızın böyle razı olmadığı sözlerden uzak olma. Ne olur o? Şimdi boş sözler. Boş söz yani işe yaramayan sözler nasıl anlarsınız artık. Davranış olarak da öyle.
Böyle pirmeler, bilmem, filanlar, bunlar yoktur tarikat-ı aliyelere neden oluyor derseniz, rabıtamız zayıflıyor. Murakebemiz zayıflıyor. Evrad ve ezkara dikkatiniz zayıfladığından olurdu. İyi tutsa bulmaz. İnsan kendi kendine bağıyız olur neredeyse. Allah'ımız hayır murat ederse bu ondan oluyor, dikkat etmemiz olur. Azalarımızı farz olan taatleri zayi etmekten demir korunmaktır. Kalbimizi ve azalarımızı muhafaza etmek çok güzel talip etmiş. Da değişik yerlere geleyim diyorum. El vera Ebu Talib El Mekki, bu ne muazzam? Kimisi mezhep imamcısı, kimisi mezhepte müçtehit. Çok muazzam ulemai kiram efendilerimiz bunları ifade buyurandır. Şüpheli bir iş olmayacak, haram zaten yok. İşte dinde kolaylık var. Şimdi bilir misiniz bilmiyorum. Ben size şimdi diyemiyorum. Bu fıkhi konulardır. Ama yazar kitaplarda ilmihaller de var. Ruhsa mesela uzun yoldan geliyorsunuz. Şafii'ye göre değişir.
Hanefi'ye göre değişir. Mesela farzların iki rekat kılınması. Bu mutlak aynı zamanda azimettir dedi ulema-i kiram efendilerimiz. Ama bir kolaylık tanımlıyor. Bazı zorluklar karşısında ama tahrik ehli diyor. Hep bu kolaylığa gitmez. Böyle zor olana talip olurlar. Zor olana talip olurlar. Yani ta ki canına mal olmadıkça kolay kolay o yolu tercih etmezler. El vera ve lüzumu lameli bilecek, lüzumu la'mel cemiletin lati, kihe kemalul nefs. Bu diyor nefsimizin artık belli bir mertebeleri geçtikten sonra, yılanın ısırması olmayacak, işte almayacağımız bu. Yılan ısırmayacak. Nefis yılanı, bizi ısırmayacak. Ne diyelim? Eğer at veya katır azgınsa azgınlığını terk edecek, uysal hale gelecek. Böyle olduğu zaman güzel amelleri yerine getirmektir. Ve muhasebetin nefs. Buyuruyor ki şüpheden çıkacağız ve muhasebetin nefsimize hesap edeceğiz, düşüneceğiz. Ondan sonra öyle düşüneceğiz.
Her göz açıp yumuncaya kadar zaman da olsa böyle nefsimizi muhasebe, hesap edeceğiz kendimizi. Hesaba çekeceğiz. Şimdi şunu demek istedi. Haram derken, helali derken şunu söylüyor. Bunun aşamaları var. Birincisi haram olanlardan kaçıyoruz. İkincisi şüpheli olanlardan kaçıyoruz. Üçüncüsü haram helalde bile dikkat ediyoruz. Çünkü sahabeyi güzün efendilerimiz, helalde diyor biz yetmiş kapıyı kapattık diyor. O kadar dikkat etmişler. Dördüncüsü de masiva. Allah'tan gayrı celle celalühü'lerin düşünceleri terk etmektir. Bir kere diyor bu takvayı, verayı bilebilmek için bizim maluma sahip olmamız lazım. O da kolay. İnmehal kitapları söyleniyoruz ama bunlar çok dindi. Okuyacağız talimimiz, bilhassa fıkhi konular. Bu önemli. Bizim hareketimiz yaşantımız, yolda yürümenin bile esasları var. Bir camiye gelmenin esasları var. Eve girmenin kuralları var. Her işi. Mesela ticarette kurallar var.
Hatta ticaret akdini, eğer bilmezse ticaret bile yapamazlar. Çok mühim. İmam-ı Azam rahmetullah Ali Hazretleri ticaretle meşhur bir ortağı var. Bir mal almışlar ama kusurluymuş. Buyurmuş ki bu mal kusurlu. Bunu şu fiyata vereceğiz. Sonra seferden dönmüş gelmiş ne yaptım? Efendim aynen buyurduğunuz gibi onu diğer mallar gibi değil, düşük olarak fiyatını tespit ettik, verdik deyince buyurmuş ki onun hatasını da söylediniz mi bu malları? Demedi. Ondan meydana gelen kazancı kendilerine kullanmamış, Allah yolunda infak mı etmiş, artık nas ettiyse velhasıl yememişler. Böyle hassas davranmışlar Allah'ımıza. Yağdırdıkça yağdırmış. Her hususta. Yani ilim yol gösterir bize. Öğreniriz, talim ederiz. İlim ehillerine saygı duyarız. Nerede? Bakıyorum emin ol ilim ehli insan, ne usra Kuranı Kerim var içinde. Mahrumma sahibi bir çocuğu gibi hareket etmeleri. Ya o ilim ehli bir insan Hatası var.
Varsa var. Allah ile kendi arasında biz yargılamakla meşgul değiliz. Biz yargılama hakkımız değil. O Allah'ımıza ait. Çünkü Sen ancak tebliğde bulunursun. Zorlayıcı değilsin. Tabi bir yirmi noktamız olmadığı için böyle yersiz tatsız haller meydana geliyor. Ne diyeceğiz? Vera neymiş? Helal yemektir. Ve haramdan kaçınmak, makam kibir, bu büyük bir makamdır diyor. Size Mesih bulmanlarımızdan da olabilir, dokuz yüz eser çıkarmış. Diyorlar ki efendim dokuz yüz eser hazırladınız iç tasunfa tarikata ait hiçbir eserimiz yok. Hayırdır? Ben tarikata ait eser çıkardım. Efendim olsa biliriz. Nedir söyleyin biz onu takip edelim. Kitabul böğüyor diyor. Alışveriş kitabı diyor. Bu tasavvuftur izleniyor. Tarik ehli olacak, eli eğrilik yapacak. Tarik ehli olacak, hilekarlığı düşünecek. Tarik ehli olacak, ticaretin de insanı aldatacak. Olmaz diyor. Çünkü tarikat-ı aliyyenin onda dokuzu helal rızıktır.
Bir tanesi de kendimizi haramlardan korumak uzunettir. Böyle izah edilir. Burada bir güzel izah yapmış. Kim bunu yapan? Kelam alimi. Eş Şerif el Zülcani kelam alimleri. Bilir miyiz kelamın ne olduğunu? Kelam çok önemli. İlimde çok mühim bir husus. Harama düşeriz korkusu ile diyor. Şüpheli işleri terk etmektir. Güzel söylemiş onu. Çok muazzam ve yanları çok güzel. Cenabı Hak'tan korkmanın asıl temeli nedir? Nefsimizi hesaba çekmek. Hayatımızı böyle gözden geçirmek. Acaba yarayayı işle bir işimi yapıyoruz? Yoksa bizim Resul tutacak işleri mi yapıyoruz? Ve sıdgul mukavale. Böyle sözlerinde ne de anlaşmalarında her şeyinde düzgün doğru. Mesela inanılıyor emniyet sıfatını elde etmiş. Yani bu inanılacak adam diriltebiliyor. İşte tarikat budur. Ve Safa'ya uy muamele. Muamelesi de düzgün. Mesela adam bir gün yolculuk yaptı, illallah diyor. İşte böyle dedirtmemek. Ne kadar güzel bir kimseydi.
Yolculuğumuzda hep böyle Allah'ımızın kitabından bahsedildi, sünneti seniyyeden bahsedildi. Böyle. Bir kere efendimizin kerametini herkes anlatmasın. Ben bir kerametini anlatayım size.