İlahi Korku ve Nefis Terbiyesi kaydında Dahil Hocamız, Sami Efendi Hazretleri'ne der ki Efendim, halimden çok endişeliyim, çok korkuyorum, acaba ben ne olurum? Deyince Korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok, korkusuzluk felakettir. İlahi korkuyu gönlümüzde taşimamız gerekiyor. Bu korkunun ilerisi…
Dahil Hocamız, Sami Efendi Hazretleri'ne der ki Efendim, halimden çok endişeliyim, çok korkuyorum, acaba ben ne olurum? Deyince Korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok, korkusuzluk felakettir. İlahi korkuyu gönlümüzde taşimamız gerekiyor. Bu korkunun ilerisi El vera diye geçer. Bunu Ulema-i Kiram'mız şu şekilde tarif ediyorlar Bu fadalet dediği, mesela haram değil, insanın uyuması haram değil. Ama uykuda bile israfa gitmiyor. Böyle hava boydan bir yatış değil. Zaten bu insanın kendisini alıştırması ile alakalı. Uzun boylu yatmıyorsun. Ondan sonra yemede bir günah yok. Ama daha yeme, huzurlu iken terk ediyorlar. Bazı sohbetler oluyor, tabii ki ikram edilecek, yemeği yedikten sonra. Şimdi az bir belki azıcık musair ama zikrullah ne, öyle tokkarınla yapılmaz.
Bunun yanında hiçbir işe yaramayan terküma la yaniyy deyince boş, onları bırakmak. Bize ahirette faydalı olana yapışmamız ve şüpheli işleri diyor terk etmektir. Bu efendimizin hadis-i şerifi çok müstesna sallallahu teala aleyhi ve sellem. İşte haram bellidir, helal bellidir. İkisi arasında şüpheli olanlardan ancak muttaki olan kimseler kaçar, diye buyruluyor. Daha izah buyrulmuştur. Ve ama çok mühim bir ifadede bulunmuş. Şüpheli olanları terk etmek. Bu zahiren demiş, azalarımızda ne de, mesela demeyin bu hoş olmuyor. Bu mescidin edebine ummuyor. Bir şey diyeceğim, tarikatı Aliyyede nefis mevzunu görüşmemişler, nefis hakkında söz etmemişler. Neden derseniz, onların nefis diye bir problemi yok, ama şimdi durumumuz belli. Bütün sıkıntımız nefisle, onlarda nefsani bir hal olmadığı için hep ruhi yönlerden konuşuyorlar.
Mesela diyorlar bazen haklı olarak söylüyorlar, biz diyorlar büyüklerimizden letaifleri dinliyorduk, çok güzel güzel. Hani onlar anlatılmıyor? Çünkü o letaife erişebilmek için bir kere şeri emirlere dikkat etmemiz gerek, şeriatimizin. Emirlerine son derece riayet istiyor. Mesela beyin hala bir başkasının namusunu araştırıyorsa, siz buna nasıl kalp zikrini anlatacaksınız. Eğer böyle bir durumumuz varsa ruh zikrini, ama efendim adam ta nefvi ispatlara daha yükseğine gitmiş. O şuna benzer Allah korusun bir kibritin Alevi artık bununla misal veriyoruz, koskoca ormanın yandığı gibi o kadar evrad, ezkar, şeytanın şehevi bir kıvılcımı ile nefsani arzunun bir şeraresi ile, yani bu ateşten bir çing diye de tarif ederler, onunla helak etmek gibi. Bundan Kadirilerle nakşiler anlatılırken şu şekilde bir izah yapıyorlar, diyorlar ki Nakşilerde içten bir yürüyüş var.
Mesela o letaifler diyoruz, işte döşümüzde olan ve yaratılışımızla alakalı olan letaif. Şimdi Nakşiler bununla birlikte, o nefsin mertebelerini de aşmaya çalışıyorlar. Nasıl aşıyor, gayret gösteriyor. Yani fırsat vermiyor, avzamı dikkat ediyor, vera u zaten. Kadirilerde de bu nefsin mertebeleri aşılıyor. Ondan sonra iç alemine dönüyor, birbirini tamamlıyor. Şimdi biz şer'i noktada eksikliğimiz olduğu müddetçe, o letaiflerden anlatılmanın bir manası olmaz. Çünkü lezzet alamayız, huzur duyamayız. Yani kupkuru bir tahtaya döner kişi. Ondan sonra gafillerle olan halimiz, dünyaya olan gönüldeki muhabbetlerimiz, hep bu manevi güzellikleri ortadan kaldırır, ok eder. Onlar, şimdi hayvanları suladıkları, buna mahallere göre değişim tabirler kullanırlar. Oluklar olur. Ondan sonra onların dolduğu havuzlar olur, biz öyle diyelim. Bir havuz dolunca ikinci bir havuz.
İlahi Korku ve Nefis Terbiyesi kaydında Dahil Hocamız, Sami Efendi Hazretleri'ne der ki Efendim, halimden çok endişeliyim, çok korkuyorum, acaba ben ne olurum? Deyince Korkusuzluk felaket buyuruyor. Korkusuzluk felakettir. Öyle bir güzel söz söylemiş ki, ta uzun boylu görüşmeye gerek yok, korkusuzluk felakettir. İlahi korkuyu gönlümüzde taşimamız gerekiyor. Bu korkunun ilerisi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu ikinci havuz doldu mu, üçüncü bir havuz doldu mu? Şimdi biz şeriat havuzını nur gibi tertemiz gitmedikçe tarikat havuzu dolmaz. İşte ben ta şu zamandan beri intisaplıyım, geç onu, geçelim onu. Bu bizi oyalar, biz oyalanacak zamanda değiliz. Böyle sene sayımı diye bir şey olmaz, dikkat edeceğiz. Mesela büyüklerimizden bir zat olacak, hatırlamaya çalışıyorum. Batı, diğer tariklardan da olabilir Akşemsettin Veli mesela. Çok kısa bir zamanda yetişmiş. Dedem Rahmetullahi, kırk günde icazetini almış öyle, kolay değil o icazet almak. Efendimizden emir geliyor zaten Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Öyle şey efendi işte belli bir noktaya getirdim icazet veririm olmaz. Onu Allah'ımız ihsan ediyor, bildiriyor, o şekilde tarif buyuruyorlar, kendi ellerinde değil. Mesela ne yapmış kırk gün içerisinde dedem Rahmetullahi, Şehid-i Sulukünü bitirmiş Tarikat-ı Aliyyedek.
Zaten çok sadık, çok salih bir kimse, bu sadakati ve salah hali ile iyi icazette vermişler. Kırk beş bin Biz düşüneceğiz derin derin tefekkür edeceğiz, aklımızı toplayacağız başımıza Allah'ın izniyle, böyle olalım. Şimdi o ruhi marifetullah bilmem falan o güzel haller, ondan sonra hakikat halleri, bunlara erişebilmek, birinci havuz, silyat havuzu, onu tamamlayacağız. Bak okullarda öyle değil mi? Birinci sınıfta eğer geçer bir not almazsa ikinci sınıfa geçilmezler zaten. O biz şeriat derslerinde muvaffak olacağız. Mesela ev hayatımız şer'i emirlere uygun olacak. Ticaretimiz de öyle, beşeri münasebetlerimiz de öyle Bunlar düzgün olursa, o zaman Tarikat-ı Ali'ye adım atmış oluruz. Diyeceksiniz ki biz tarikattayız, daha hala bu ne konuşuluyor? Bu devamlı konuşulacak. Ta hakikatte son noktaya gelinse bile şeriat temeldir.
Her şeyimizin ölçüsü, Allah'ımızın kitabı ve Resulünün sünnetidir sallallahu teala aleyhi ve sellem. Biz duyardık büyüklerimizle, onun için onlara bahane bulunmaz. İşte bize şöyle hareket ediliyor, bilmem öyle değil. Onlara şeriatsizlik gözlerine çok çirkin görür onlar. Biz edemize erkanımıza bakalım, riayet edelim. Diyoruz ki biz ibadet ve taatlerin yüzde yetmiş beşi muamelattır diyoruz. Üzüldüğümüz yerler oluyor, biz onu içimize göme göme göme tabi bazen de hastalığı olarak çıkıyor insanda. Görmüyorsun, aman kırmayalım, aman dikkat edelim, tabi riayet edeceğiz. Amma velakin mesela gerçekten görüyorum, Efendimiz oraya adım atalı, yarmasını geçti. Geldim oraya, ruhen geldi, evlatları vardı. Yani istiyoruz ki, öyle Faidü'l-Gadir diye bir eser var, Cemü'l-Sahil'dir, Cemü'l-Sahil, yine de oturuyoruz, hocalardan bir tanesi oradan bir yeri açayım dedi, açtı, Hızır aleyhisselam çıktı.
Hızır aleyhisselama Hızır denilmesinin sebebi, oturduğu yer yeşerirmiş. Diyoruz ki hepimizin hata sadece bir memleket deyince ona değil ki, hepimiz de var. Diyelim ki Hızır aleyhisselam bir yere oturdu yeşerirmiş, Diyoruz ki Mürşid-i kamillerimizin, ta kırk elli yıl önce ayak basmış olduğu bir yerde bir şey göremeyince insan üzülüyor. Çünkü bizim dinimiz dedik ya ibadet ve taatin yüzde yetmiş beşi muameledir. Efendim ben dersimi şöyle çekeceğiz, o çektiğimiz ders, bizim dinimizin ihyası için bunu anlatmıyorum gerek yok, O çalışmalara vesile olmalı. İşte daha yeni bir, hiç konuşulması zaten dinlemiyorum. Çünkü koşar adımlarla gideceğiz. Siz Yahudi'nin çalışmasını bir inceleyin. Yahudi'nin çalışmasını bir inceleyin. Yani illa biz bir Yahudi'nin çalışmasından örnek alacağız.
Mesela Yavuz Sultan Selim, ondan verelim misali, sekiz yıllık, sekiz yıllık padişahlık vazifesinde seksen yıllık işi aşan görevler yaptı, seksen yılı aşan. Yani önüne haritayı seriyor da, bir padişaha yeter ama ikiye dar gelir diyor. Niye başkasının önüne gireceğiz? İşte ecdadımız, Abdülhamid Efendimiz, bunun yanında Mürşid-i Kamillerimiz, ne yapsın? Onlar bir kere söyler, bizim istediğimiz, öyle cebimizi olduğu gibi paralarla durdursanız biz buna avlarız. Dinimize hizmet için kullanılır onları. Niye Efendimiz Hazretleri elli beş te vaazun nasihatte bulunmuşlar, adını da. Kadınlar demiş ki binlerce mal, efendimizin vaazunda beşer lira hazırladık hocamıza demişler, ikram edeceğiz. Bunu da efendimiz duymuş, kürsüye çıkmış, o parada kocalarının hakkı var, işte çocuklarının hakkı var, almıyorum diye. Efendimiz fakir artık, onlar buna üzülürler, onların istediği dinimize bir hizmet.
Tam ölüm anına yaklaşmışız, belli olmaz zaten. Bu din hizmet istiyor. Burada bazı hocalarımız var, yaşlandılar seksenine geçtiler, İstanbul'da, Medine köyünde okuyorlarmış. Sani Efendimiz Hazretlerini görmüşler, tabi Efendimizden neden duyuyorlar, demişler bir mübarek elini öpelim duasını alalım. Bir söz söylemiş, bu din hizmet bekliyor buyurmuş. Bu din hizmet bekliyor, aman yetişin, gayret gösterin. O Çimkent var, Türki Devletleri'ni. Orada kıymetli bir hocaydı, o anlattı bize. Dedi ki: Burada üç tane Yahudi, altmış üç milyonun kanını akıttı dedi. Durmuyor Ve o artık damarlara girmiş vaziyette. Yani biz bu yönde yoğunlaşalım, evrak-ı ezkarımızı yapalım. Ama bu din nasıl ihya olacak, zaten bu din ihyadır.
Biz bu dine hizmet etmek suretiyle nasıl hayat buluruz dert o Böyle sallallahü selam veriliyor, aleyhissalatu vesselam Efendimize Bir gün hatırıma bir şey geldi oturuyorum, dedim ki biz kalkıyoruz dedim, yerine göre ağıtlar, gözyaşları, biraz biz farklıyız onu bilin. Zenginler gelirdi ağlardı, hepsi şunu demiyorum ama, bunu demesem miydi acaba? Gözyaşı paralı olsa ağlamaz bunlar diyor. Yani bu çocukluğumdan beri içimde bir böyle bir gayret vardı. Dinimiz ihya olsun diye. Çünkü bizim efendimize bakıyorum, o zaman da böyle bir dirilekler bilmem falan yok. Amma camiler yaptırıyor, Kuran Musları yaptırıyor. Dedemle iltiha derken cihad ruhuyla giriyor. Siz şuradan girin, siz şuradan girin diye Bunlar böyle gayretleri var çok Tabi dinimizin kıvamı, ayakta durması zenginlerin de cömertliğiyledir, o müstesna. Ama bizde öncelikli sarayını alıp bir misal vermek istiyor.
Şimdi adam neyi çok sever, parasını çok sever, sever. Paradan daha çok sevdiği olur mu insanın? Azalarını sever. Gözünü, kulağını, elini, ayağını sever. Mesela gözüm yeter ki elden çıkmasın diye, parayı gözü görmesin. Aman ha yeter ki gözüm aydınlansın, şöyle bir göreyim dünyayı. Bu azasından daha kıymetli olan var mı insanın? Canıdır. Allah korusun bir kangren olacak olsa azasını gözü görmez. Mesela derler ki kesilmesi gelir, aman kes de canım korusun der. Canından daha çok insanın sevdiği olur mu, olur. O da dindir. Dinimiz uğrunadır, işte gördünüz tanklar altına yatanları vesaireleri, onun için dinimize hizmet dönemimiz. Şimdi şöyle oluyor, böyle bir saatlik, böyle bir ne devam et ondan sonra geçiyor. Burada efendimiz, köyümüz var, bu dağın arka kısmında köyümüz var. Orada birilerine yanlış yolda olduğunu anlatmış. Buyurmuş ki bak yanlış şuradasınız, bu yolu düzeltin.
Hayırlı kimselerle beraber olun, yapmayın. Şerlilerde olmayın çünkü Kişi sevdiğiyle beraber hazır. Ne devam etmişler, o dağı, aşıp da şöyle köylerine varacağı ama, demişler Efendi Hazretleri bu meseleleri bilmiyor, bizim ne çektiğimizi, Dediği gibi değildi müze tekrar aynı fikrine, bizde öyle olmaz, biz de emir telakki edelim. O şeyi anlatmadım size, Akşemsettin Veli, çok kısa zamanda yetişmiş. Onun öyle halleri var anlatılmıyor şimdi kafalarımıza tam oturmaz diye. Çok kısa bir zamanda yetişmiş, diğer kimseler demişler ki efendim bu niye böyle oldu, biz yillarca burada bulunuyoruz, bizde öyle bir hal yok, bu tez yetişir deyince, siz demiş bir şey dediğim zaman inceliyorsunuz. Yahu dinince tutulur bu. Dedem demiş ki gelelim iyi misali bir insan. Öyle olun ki demiş teslimiyette, size şu altın dese, halbuki o altın değil bir tahta, altın diyor, itiraz etmeyin, bu noktada söylüyor.
Demiş, altın mu diyor, altın deyin gelin, kırk seneden sonra demeyin olmasın, elli seneden sonrayla olmasın. Şimdi, demiş ki Benni Hazretleri, ben demiş bir söz söylüyorum, siz tevile geliyorsunuz, yorumlamaya, bilmem falan filan, olur mu, olmaz mı? Ama demiş Akşemsettin Veli, ben bir söz söyledim mi, bu Esselamü, A ne yaparız, itaat ederiz. Bu itaat ettirmiş. Ondan da biiznillahi teala dünyada da rahat olmuş, ahirette de rahat olmuş. Bu korku hususunda ilahi korku tabi Çok güzel topladı, mesela bu uzun bir konu, fakat bu kelamla topladı. Harisel muhas Zannilerim o zat olacak.
Müstesna Bu tasavvufta, tarikatta beş kimseyi çok özel olarak anlatırlar Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerini, harisel muhasebe, çok müstesna bunların El-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme el-Mücaneme Sözde, mesela dilden çıkan sözde Allah'ımızın böyle razı olmadığı sözlerden uzak olma. Ne olur o? Şimdi boş sözler, boş söz, yani işe yaramayan sözler anlarsınız artık. Davranış olarak da öyle, böyle gülmeler, bilmem, planlar, bunlar yoktur tarikat-ı Aliyyeden, neden oluyor derseniz, rabıtamız zayıflıyor, murakebemiz zayıflıyor, Evrad ve Ezkara dikkatimiz zayıfladığından olur bu. İyi tutsa, bulmaz. İnsan kendi kendine vaviz olur neredeyse. Allah'ımız hayır murad ederse bu ondan oluyor, dikkat etmemiz olur. Azalarımızı farz olan taatleri zayi etmekten temiz korunmaktır.
Kalbimizi ve azalarımızı muhafaza etmek. Çok güzel tarif etmiş. Daha değişik yerlere geleyim diyorum. El-Vera Ebu Talib El-Mekki Bu muazzam Kimisi mezhep imamımız kimisi mezhepte müçtehid Çok muazzam Ulema-i Kiram efendilerimiz bunları ifade buyuranlar Şüpheli bir iş olmayacak, haram zaten yok Vela yehude bir ruh satın İşte dinde kolaylık var Şimdi bilir misiniz bilmiyorum, ben size bir şey diyemiyorum, bu fıkhi konulardır, ama yazar kitaplarda ilmihaller de var. Ruhsat mesela uzun yoldan geliyorsunuz, Şafii'ye göre değişir, Hanefi'ye göre değişir. Mesela farzların iki rekat kılınması, bu ruhsat aynı zamanda azimettir dedir, ulema-i kiram efendilerimiz. Ama bir kolaylık tanımlıyor bazı zorluklar karşısında ama tarik ehli diyor, hep o kolaylığa gitmez. Böyle zor olana talip olurlar. Zor olana talip olurlar. Yani ta ki canına mal olmadıkça kolay kolay o yolu tercih etmezler.
El vera, üve, lüzumu la'meli bilge, lüzumu la'meli cemileti, fihhe kemalin nefs. Bu diyor nefsimizin artık belli bir mertebeleri geçtikten sonra yılanın ısırması olmayacak, işte anlayacağımız bu. Yılan ısırmayacak, nefis yılanı bizi ısırmayacak. Ne diyelim, eğer at veya katır azgınsa, azgınlığını terk edecek uysal hale gelecek. Böyle olduğu zaman güzel amelleri yerine getirmektir. Ve muhasebetin nefs fikülli tarfetin buyuruyor ki şüpheden çıkacağız ve muhasebetin nefsimize hesap edeceğiz, düşüneceğiz. Ondan sonra öyle düşüneceğiz ve fikülli tarfetin Her göz açıp yumuncaya kadar zaman da olsa böyle nefsimizi muhasebe, hesap edeceğiz kendimizi, hesaba çekeceğiz. El-Vera, vuve en net tükeli insan, El-Hala. Şimdi şunu demek istedi, haram derken helali terk ederken şunu söylüyor. Bunun aşamaları var.
Birincisi haram olanlardan kaçıyoruz, ikincisi şüpheli olanlardan kaçıyoruz, üçüncüsü haram, helalde bile dikkat ediyoruz. Çünkü sahabeyi hüzün efendilerimiz helalde diyor biz yetmiş kapıyı kapattık diyor. O kadar dikkat etmişler. Dördüncüsü de masiva, Allah'tan gayrı celle celalühü düşünceleri terk etmektir. Bir kere diyor bu takvayı, verayı bilebilmek için bizim maluma sahip olmamız lazım, o da kolay. İlmihal kitapları söyleniyoruz, yani bunlar çok dindi, okuyacağız talimi bilhassa fıkhi konular, bu önemli. Bizim hareketimiz, yaşantımız, yolda yürümenin bile esasları var, bir camiye gelmenin esasları var, eve girmenin kuralları var, her şeyi. Mesela ticarette kurallar var, hatta ticaret akdini eğer bilmezse ticaret bile yapamaz der, çok mühim. İmam-ı Azam rahmetullahi Ali Hazretleri ticaretle meşgul bir ortağı var, bir mal almışlar ama kusurluymuş.
Buyurmuş ki bu mal kusurlu, bunu şu fiyata vereceğiz. Sonra seferden dönmüş gelmiş ne yaptın? Efendim aynen buyurduğunuz gibi onu diğer mallar gibi değil, düşük olarak fiyatını tespit ettik, verdik deyince buyurmuş ki onun hatasını da söylediniz mi bu malların, demeli. Ondan meydana gelen kazancı kendilerine kullanmamış, Allah yolunda infak mı etmiş, artık nas ettiyse, velhasıl yememişler, böyle hassas davranmışlar Allah'ımızla. Yağdırdıkça yağdırmış, her hususta. Yani ilim yol gösterir bize, öğreniriz, talim ederiz. İlim ehillerine saygı duyarız. Nerde, bakıyorum emin ol ilim ehli insan, ne olsa Kuran-ı Kerim var içinde, maluma sahibi bir çocuğu gibi hareket etmeleri. Ya o ilim ehli bir insan, hatası var, varsa var. Allah ile kendi arasında biz yargılamakla meşgul değiliz. Biz yargılama hakkımız değil, o Allah'ımıza ait. Çünkü esamre hinneme ente muzekkdir.
Sen ancak tebliğde bulunursun. Veyselaleyhim bir Musa'idi, zorla izi değiliz. Tabi bir ilmi noktamız olmadığı için böyle yersiz tatsız haller meydana geliyor. Hüve, eklül halen, vera neymiş helal yemektir. Ve mücenebetü'l haram, haramdan kaçınmak, Ve hüve makam kebir. Bu büyük bir makamdır diyor. Size mezheb imamlarımızdan da olabilir, dokuz yüz eser çıkarmış, diyorlar ki efendim dokuz yüz eser hazırladığımız hiç tasavvufa, tarikata ait hiçbir eserimiz yok. Hayır diyor, ben tarikata ait eser çıkardım. Efendim olsa biliriz, nedir söyleyin biz onu takip edelim Kitabü'l Büyüyor diyor, Alışveriş kitabı diyor. Bu tasavvuftur istedim. Tarik ehli olacak, eli eğrilik yapacak, tarik ehli olacak hilekarlığı düşünecek, tarik ehli olacak ticaretinde insanı aldatacak, olmaz bir konu. Çünkü tarikat-ı Aliyyenin onda dokuzu helal rızıktır. Bir tanesi de kendimizi haramlardan korumak uznettir.
Böyle izahliktir. Burada bir güzel izah yapmış. Kim bunu yapan? Kelam alimi. EşŞer el-Cürcani kelam alimleri, bilir miyiz kelamın ne olduğunu? Kelam çok önemli, ilimde çok mühim bir husus. Harama düşeriz korkusu ile diyor, şüpheli işleri terk etmektir. Güzel söylemiş ama çok muazzam, beyanları çok güzel. Asrul Vera, Cenab-ı Hak'tan korkmanın asıl temeli nedir? Nefsimizi hesaba çekmek, hayatımızı böyle gözden geçirmek. Acaba yarayiçli bir işimi yapıyoruz, yoksa bizi mesul tutacak işlerimi yapıyoruz. Ve sıdkul mukavale, böyle sözlerinde ne de anlaşmalarında her şeyinde düzgün, doğru. Mesela, inanılır emniyet sıfatını elde etmiş, Yani bu inanılacak adam dedirtebiliyor. İşte tarikat budur. Ve safhaul muamele, muamelesi de düzgün. Mesela adam diyor ki yolculuk yaptım, illallah diyor. İşte böyle dedirtmemek.
Ne kadar güzel bir kimseydi, yolculuğumuzda hep böyle Allah'ımızın kitabından bahsedildi, sünneti seliyyeden bahsedildi, böyle. Bir kere efendimizin kerametini herkes anlatmasın. Ben bir kerametini anlatayım size, böyle anlatıp anlatıp anlatıp ondan sonra da onun hareketinin tersi bir tavırda bulunduktan sonra hiç manası yok. Efendimizin şeyi, kerameti, mesela kendisi Allah rızası için vazife yapıyor, imamlık yapmışlar. Sonra kadro gelmiş, maaşa bağlanıyor. Maaşa bağlanmış, diyor ki efendimiz Peygamberler es-selamle Bizim ücretimizi alemlerin Rabbi olan Allah verecektir. Ben diyor ücretle vazife yapamam. İşte bu kerametini anlatamam. Nasıl riayet ettiğimiz, biz bin dokuz efendimizi görüyoruz zaten. Bu. Öyle deyip deyip gözyaşı dökmek güzel ve istikamet üzere gidersek, istikamet üzereler.
Yoksa bu keşif keramet anlatmayı biz Sami Efendi Hazretlerinin yirmi beş senesine iyice şahidiz, görmedik böyle bir şey. Onlar hep işte kalır ve sonra dikkat edelim eserlerine, mesela nedir Fahreddin-i Razi Hazretleri'ndendir, Ruhul Beyandandır. Hiç kendi fikir ve beyanını ortaya koymaz. Halbuki yaşadığı zaman çok önemli. Es'adi Erbili Hazretleri ile bulunmuş ki seneler gibi keramet akıyor. Bak hiçbir bahsi yok. Bize neyi gösteriyor Sami Bende Hazretleri? Böyle yazışmalarınızda ne der bunlara dalmayın. Mesela şuna dalın, Sami Efendi Hazretleri bu yolun esası dört şeyi bulunuyor. Teslimiyet, muhabbet, rabıta ve evrad ezkar. Mesela bunlar, bunlar hep işte kalması gerekir, olmaz bu. Neyse bu ayrı bir konu elimizde var ama. Çünkü iki şekilde tespit etmiş, Esad Nebi Hazretleri, bir İrşad-ı Şer'i dinimizin emirlerini öğretiyorlar. İkincisi de, ikincisini şu şekilde alıyor.
Onlar rical taifesi ve sonra rical taifesi öyle ulu orta, şudur budur denecek kimse değil. Bak efendimizin diyorum huzurunda bulunduk, gecesinde gündüzünde yemin etmeyin, demedi. Bize örnek işte efendimiz, en güzel örnek. Biz ne yapacağız? Biz tepeden tırnağa kendimizi bir muhasebe edeceğiz. Acaba ticaretim nasıl, yediğim, içtiğim nasıl, insanlarla münasebetim nasıl hep bunlarda. Acaba dinimizin meselelerinden ne kadarını öğrenebildik? Efendimizin yine bir kerameti var çok mühim, fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir oran sakal altı sualdir bu diyor. Fıkıh ile hadis öğren. Zaten fıkıhta bütün Hadis-i Şeriflerde mevcuttur, tefsir de mevcuttur, tasavvufi esaslar de bunun içerisinde. Bak tasavvufun size bir tarifini yapayım, tahrifatın. Bunu Hint uleması, ila üstünende geçer.
Bu yol hacegan hocaların yolu, ilim ehillerinin yolu, bizim gibi insanlar, onlara duyduklarımızı amel etmeye çalışacağız, o ulema-yı kiramızı. Bakın, tasavvufu nasıl tarif ediyorlar. Marifetün nefs-i malaha ve maaleyha. Bak bu fıkhın tarifidir, İslam fıkhını. Bunu tarikat-ı aliye için kullanıyorlar. İnsanın faydasına ve zararına olanı bilmesidir diye geçiyor. Def-i mefsine celbi maslahat, bu mecellüleli bir kaidedir. Faydalı olanı alıp zararlı olanı atmaktır. Mani ile muktezi bir araya geldiği zaman evvela maniayı kaldırma. Mesela siz nereye geliyorsunuz, bu güzel mescide geliyoruz. Gelirken yolda engel varsa bir çalı da olur, bir taş da olur, bir çukur da olur, onları kaldırıyoruz, ondan sonra yola devam ediyoruz. Nefsimizin arzu ve isteklerini terk ediyoruz, Çünkü Bayezid Bistami Hazretlerine Cenabı hak bunu buyurdu.
Allah'ım sana nasıl gelişirim deyince, ta nefsek ve taal, nefsinin arzularını bırak ve gel buyurdu. Bak böylece yürüyeceğiz. Ne güzel tarif buyurmuşlar. Hele bir murakabe tarifi var. Efendimizin hadisi şerifi Sen Allah'ın emrini gözet ki Allah da seni gözetsin. İşte bu. Allah'ımızın gözetmesi ne demek? Kalbine füyuzatı ilahiye iner, varidatdirler manevi doğuşlar olur, ilhamat-ı ilahi olur, sıfatlarının tecellisi olur, efadi ilahiyenin tecellisi olur, sıfat-ı sübotiyenin ve zatiye, onun tecellisi olur. Çünkü insanın yapısında var bu. İnsanın sağ tarafı Allah'ımızın sıfatları, şimdi sol tarafı da sol tarafı da zati sıfatlar. Bu kadar mükemmel insan. Bunlarda yoğunlaşacağız, öğreneceğiz, talim vereceğiz, açılır. Ondan sonra yaptıkça güzelleşir.
Yani bilebildiğimizle amel edersek, bakın size ledünni ilmi söyleyin, işte şu amcadan şöyle bir ilim, bu amcadan böyle bir ilim, şu amcadan şöyle bir ilim, bu amcadan böyle bir ilim Resulullah'ın dilinden sallallahu teala aleyhi ve sellem. Siz bildiğinizle amel ederseniz buyuruyor iki cihan güneşi sallallahu teala aleyhi ve sellem, Allah bilmediğinizi malum eder. Bu bizi bir Suriye'ye o zaman serbestte gidip geliyordum. Seviyordum orada Muhyiddin-i Arabi Hazretleri, Mevlana Halid, Doğu, Enbiya, Evliya. Biz Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin mescidi'ne denk geldik. Orada birisi bizi tanığı, bizi kürsüye davet etti. Şimdi belki okuruz dileriz de konuşmak ayrı bir yetenek, Arapça konuşmak çünkü devamlı bu şekilde konuşuruz. Tabi kendimizi toplamaya çalıştık, şükür hakkındaydı. Dilin şükrü, kalbin şükrü, ağızaların ikisi konuşuyor.
İkinci gelişimde hazırlık yapayım dedim, yine başıma bir iş gelir. Çünkü Arapçayı iyi konuşmamız lazım. Burayı koydum, vardım, yine aynı Allah'ımızın taklidi Muhyiddin-i Arabi Hazretleri orada vaaz nasihat edin diyorum. Artık bizi hoca da tanıdı kıymetli hocamız. Davet etti, zaten hazırlık verildi, açtın. O açtığın yerde özellikle altını çizdiğim bir cümle var: Tarikat, her aradığını Kuran-ı Kerim'de bulandır. Bunu birkaç defa tekrar edince bayağı hoşlarına geldi, hayret ettiler. Nasıl içinde diyeceksiniz, biz istiğfar okumuyor muyuz? İstiğfardan önce bir Silsile-i Şerife de var, efendilerimizin isimleri, o nerede Kuran-ı Kerim'de? Hadis-i Şerif'te Aleyhisselam vesselam Efendimiz Salihler anıldığı zaman Allah'ımızın rahmeti yağıyor.
Sonra Hud Suresi'nde Mevla-yı Zülcelal'miz bize Hud Suresi'nde en son Ayet-i Kerime Buyuruyor ki Rabbi Zülcelalimiz Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz, onlarla gönüller huzura iniyor. İstiğfar okumaya gerek var mı? Dolu Kuran-ı Kerim'de. Bir hamdi rabbike veestafir, Efendim biz ölüm tefekkürde yapıyoruz. Esselamü, külli nefsin zahikatü'l mevt, her nefsi ölümü tadacak, rabıtamız da var, esravibillah, ya yuhellezine amenutekullah ve kunu maas sadikin zalu ala. Bak ayet-i celîne, sadece ve kunu ve olunuz maas sadikin, sadıklarla deyip bırakmayacağız rabıta öyle şeklinde hatırlamak değil, rabıta yolundan gitmektir.
Böyle güzel güzel anlatıp uykumuz kaçsın diye onların menkıbelerini konuşmak değil, Bayezid-i İslami Hazretlerinin böyle izine basıyor bir kimse de diyor ki oğlum yolumuzdan gitmedikçe deremi de giysem fayda etmez diyor. Mühim olan onların edebi ahlakı, ayet içinde, ey iman şerefiyle şereflenen müminler, hem de imanın şartları var. İmanın sureti imandan tasdike geçmesi gerek. Taklidi imandan tahkiki var. Allah korusun, Sufyan-ı Sevri hazretlerinin gençken beli bükülmüş, efendim sizin arkadaşlarınız hep dimdik ayakta deyince benim diyor belim nasıl bükülmesin, benim bir hocam vardı, son nefeste Kelime-i Tevhid'i okuyamadı. Burada Rabbimiz Ey iman edenler, Allah'tan hakkıyla korkun. Bak üç derecesi var bunun, hettebullaha nassa taatun gücünüz yettikçe, bir de Hakk'a tukati gerçekten. Korku ağır basacak, bizlere korkunun ağır basması gerekiyor. Yoksa biz kurtulamayız, zaman çok değişik.
Bir ara bir mikrop çıktı, bu mikrobu demiyorum, bu zaten her taraf sarstı. Sars diye bir mikroptu, herkes çekildi. İşte bu mikrobu diyeyim artık, neyse daha hala ağızlar bağlı oluyor. Bak bir mikrop, o kalbimizdeki nefsin heva, arzu ve istek mikropları onlardan nasıl korunacağız? Bak bunu düşünüyor muyuz? Bunu düşüneceğiz asıl. Acaba gönüldeki bu yaramaz hallerden nasıl kurtulacağız deyip derin derin tefekkür edeceğimiz bir haldir. Murakabeler zaten birincisi, ihlas, öyle kolay değil bu. Murakabeye geldim mi, ittim. Oturacağız oturduğumuz yerde, neye bakacağız? Şimdi adamın biri diyor ki ben bir yere geliyorum, belli bir yerim. Haydi yürü diyor, ben senin yürüyüşüne göre oraya hangi saatte, kaç saat, kaç dakikada vardığını bilirim diyor. Şöyle bir yürü diyor, adam görüyor, şöyle bir yürüyüşüne bakıyor. Diyor ki sen iki saatte varırsın diyor. Şimdi Allah'ımız bizim yürüyüşümüze bakıyor.
Şer'i şerife riayetimize bakıyor, takvamıza bakıyor, verağımıza bakıyor. Ondan sonra Vasıdi ilallah hasıl ol. Yoksa çakal nasıl olduysa bir gün böyle boya küpünün içine düşmüş çakal. Böyle boya küpüne düşünce al olmuş, yeşil olmuş, sarı olmuş, renk renk olmuş. Şöyle bir bakmış kendisine çakal, bilir misiniz siz bilmem. Ismini mis gibi, kendisine imrenmiş beğenmiş kendisini. Öyle her şey, üçler, yediler, gırtlak kolay değil o. Kendisine bakmış tüyleri renk, diğer tavus kuşlarının yanına gelmiş, demiş ki ben tavus kuşu oldum, diğer çakalların yanına gelmiş, taus kuşunun değil. Bendimiz taus kuşu, onlar bu çakallar demişler ki onun öyle bir kanadı var ki aç kanadını demişler. Mevlana'mız buyuruyor ki aşk ve muhabbet kanadını aç deyince açamazsa diyor, bu hale düşün. Onun çok güzel edalı bir yürüyüşü var, çakal, niye de onun gibi yürüyecek.
Haydi Resul-i Ekrem efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem yürüdüğü gibi, Ehlullahın yürüdüğü gibi yürü, bu şuna benziyor. Böyle kuş taklidi yapanlar var, kuş taklidi yapıyor. Kuşları toplanır, çeşit çeşit kuşlar toplanır. Sağdan toplanır, soldan toplanır. Kuş taklidi yapıyor ya, o kuşlar acaba kendisini göstermiyor mu? O kuşların taklidini yapıyor, taklidini yaptığı kuşlar olduğu gibi toplanıyor. Ama o kuş değil. Mevlana'mız buyuruyor ki öyle ehlullahın yaşantısı şu, bilmem falan şu efendi, şu baba, bilmem filan diyerek diyor, gelişigüzel hareket etmeyin, ilahi ahlak ile ahlaklanalım, Resul-i Ekrem efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem sünnet-i seniyyesini takip eder, yoksa olmaz. Her şey bak ne güzel ölçmüşler, ne güzel belirlemişler, çok şükür elhamdülillah rahatız biz. Aslül vera, devamlı, muhasebetin nefsi, nefsini devamlı hesaba çekiyor.
Sözleri düzgün, muamelesi düzgün, şüpheli işlerden kaçıyor, bu sözlerden uzaklaşıyor, dilini gıybetten diyor. Ebu Talib el Mekki bu, rahmetullahali hazretleri. Iy, aslül vera erbatum. Allah korkusu dört şekildedir. Birisi hıfzul lisen dili muhafaza etme, mine gıybeti velkir. Mesela hoşuna gitmeyeceği bir mümin kardeşine yüzüne söyleyemiyor, ardından konuşmak gibi. Ve hıfzul huluk, yok ve hıfzü'l hudut minel harami ve şüphe şüpheden ve haramdan kendimizi korumak, fuhşiyattan her türlü ağza alınmayan kötülüklerden uzaklaşmak ve kalbimizi hasetlikten ve düşmanlıktan muhafaza etmektir. Alamatul ve raht, yine aynı noktaya geliyor hepsi hemen hemen bunu söylüyor. Bununla bitirelim, şüpheli olan işlerden kaçmaktır. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha