Şimdi yer ve sema dediğimiz zaman yedi kat sema ve yedi kat yer. Bunu dedeme sormuşlar Rahmetullah Ali. Efendim bu yedi kat sema, yedi kat arz böyle apartman katları gibi mi nasıl deyince hayır buyurmuş. Verdiği cevap çok müstesna. Çok müstesna. Aynen soğan gibi buyurmuş. Soğanın katları olur ya böyle, bu demiş öyle üst üste değil. Hep böyle iç içe, iç içe, iç içe daireler şeklinde. Bunların hepsi kürsinin yanında bir halka kadar yer işgal eder buyurun diyor. Ayetül Kürsi'nin tefsirine baktığımız zaman orada görürüz. Daha birinci kat sema deyince ışığı gelmeyen yıldızlar var. Akillar durur. Necip Fazıl'nin dediği gibi Rahmetullah Ali, ora mucizeler diyarı. Öyle akilla, neyle ölçülecek, biçilecek gibi değil. Tasavvufta bir terim var. Hali hayret diye. O gibi insanları görürse böyle derin bir tefekkür denir. İç alemine dönmüş. Gönül alemine dönmüş. Böyle dış ile alakası yok.
Çünkü iç alemindeki hal dışa hiç benzemez. Dış bir şey değildir. Hiç mesafesinde olur. O gönlündeki ilahi güzellikler tarife sığmaz. Sonra kürsü, Arş-ı Azam'ın yanında da bir halka gibi, bir halka gibi Evliyaullah'ın kalbi buyuruyor ma vesi ani ardi ve la semamayı ve lakin besi ani kalbi, Cenabı Hak beni nehir aldı, Neseme aldı. Kamil müminin kalbi aldı buyuruyor. Gönül bu şekilde. Burayı ihya edeceğiz inşallah. Ne yapacağız? Bu genişlik, bluetooth, bu insan boşuna değil. Biz bunu dolduracağız. Neyle dolduracağız? İşte bilirsiniz samanlıklar var. Otulan çöple doldurulur. Bazı yerler var. Allah korusun gübrelerle doldurulur. Bazı yerler var. Silolar diyoruz. Buğdayyla, buna ait olan güzel mahsullerle doldurulur. Bu biz kalp alanımızı Allah'ımızın feyziyle dolduracağız. Varidat, manevi doğuş onunla dolduracağız.
Tecelliler var Cenabı Hakk'ın bu isimlerinde var, sıfatlarında ve Ef'al-i ilahiye. Bunlar hep melekut, ceberut ve lağud alemine tekabül eder. Bunlar da daha başka ilahi cezbe hali var. İlahi cezbe Cenabı Hak kulunu zatına çekiyor. Ve o kulu kendisine dost ediniyor. Bunlarla, bu velayet nurlarıyla dolduracağız. Batıla yer bırakmayacağız.