İlahi Bağış ve Rızaya Ulaşmak için Dua ve… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İlahi Bağış ve Rızaya Ulaşmak için Dua ve Zikir
İlahi Bağış ve Rızaya Ulaşmak için Dua ve Zikir kaydında Seher'de hiçbir şey yapamıyorsak bile Seherlerde kalkıp, onlar için gözyaşı döken, onlar için dua eden kullarından eylesin. Şimdi şiir okuması için Burhan Yılmaz kardeşimizi sahneye davet ediyoruz. Seferde açılan güller hürmetine, zikrinle dönen diller hürmetine, rükuya bükülen beller hürmetine, hacabet narına yakmaya rabbi. Yolunda kahin…
Seher'de hiçbir şey yapamıyorsak bile Seherlerde kalkıp, onlar için gözyaşı döken, onlar için dua eden kullarından eylesin. Şimdi şiir okuması için Burhan Yılmaz kardeşimizi sahneye davet ediyoruz. Seferde açılan güller hürmetine, zikrinle dönen diller hürmetine, rükuya bükülen beller hürmetine, hacabet narına yakmaya rabbi. Yolunda kahin kumlara bağışla, rızana giden yollara bağışla, arşına açılan ellere bağışla, cepheyimin içine sokmaya Rabbi. Secdeye kapanan başlar hürmetine, aşkın tassızlayan döşler hürmetine, gece perde dökülen yaşlar hürmetine, gazadınla bize bakmaya Rabbi. Uhud'da yarılan yüze bağışla, Miraç'ta gören göze bağışla, o anda geçen söze bağışla, sırattan aşağıya dökme ya Rabbi. Cemi peygamberlerin canı hürmetine, ciharı yar-ı güzinin dini hürmetine, Uhud şehitlerinin kanı hürmetine, suçlarımızı başa kakmaya Rabbi. Muhammed Mustafa'nın özüne bağışla.
Fatımatüz Zehra adlı kızına bağışla. Yetim yeteman yüzüne bağışla. Huzurunda boynumuzu bükme Ya Rabbi, Kuran-ı Kerim'de geçen kelam hürmetine, Mekke Medine'deki alem hürmetine, arş, kürs, lef ve kalem hürmetine sualde fazla sıkmaya Ya Rabbi. İsmi isminle bir yazıdana bağışla. Din uğrunda kan döken gazilere bağışla. Kerbela'da can veren kuzulara bağışla. Dinsizlerle nara sokma Ya Rabbi. Yakma Ya Rabbi. Muhammed aşkına yatma Ya Rabbi. Kabe aşkına yatma Ya Rabbi. Kuran aşkına yatma Ya Rabbi. Teşrif ettiniz bizlere. Muhtaç idik biz sizlere. Muhabbet doldu özlere. Yarenler, safa geldiniz. Arzu ile bekler idik, postaları yoklar idik, gönlümüzde saklar idik erenler safa yediniz. Aşkınız doldu sineye razı olmak bir seneye, Tenesülen ruhaneye girenle Safa gelmez.
İşte bu dizelerin sahibi merhum Yahyaallah Haccasen efendimizi minnetle şükranla bir kez daha kapanıyor ve Rabbimizle şefaatlerine mazhar olmayı diliyoruz. Şimdi de Sivas Vaizimiz kıymetli yapımcı, aynı zamanda yazar olan Sivas Vaizimiz kıymetli İdris Kocabaş Hocamızı konuşmalarını yapmak üzere İdris Hocamız zaten. Programda bana verilen programlar. Evet cuma hocamızı biz selamlama konuşması yapmak üzere oraya davet ediyoruz. Bir dakika nasıl olsa buyurun efendim. Muhterem Üstad'ın ve Meralin genç sefanın hazırlamış olduğu Anadolu Erenler Toplantısına hoş geldiniz, sefa geldiniz. Allah'ın selamı bereketi hepsinin üzerine olsun. Tekrar hoş geldiniz, sefa geldiniz. Selamün aleyküm. Cuma Hocamıza teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Şimdi hocamızı çok kıymetli Sivas'tan buraya teşvik edilen İdris Kocabaş hocamızı konuşmalarını yapmak üzere buraya davet ediyoruz.
Hocamızın da çok yakın bir zamanda Mavi Yayıncılıktan çıkan Nur Meşalesi Yahya Allah'ın Haccasın Efendimizi anlatan çok nadide bir eseri var kaleme aldığı, onu da tedarik etmeyen kardeşlerimizin bir an evvel tedarik etmesini ve okumasını diliyoruz. Bizlere dostlarını anmak üzere duş alanında toplayan yüce Rabbimize ne kadar hamdetsek şükretsek az, efendiler Efendisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi tanıyan, bilen ve onları bizim açımızdan daha iyi anlaşılabilir hale getirebilme arzusuyla bizden önce gelmiş geçmiş ütü ulema-ı kiram, evliya-ı kiram ne kadar bizim üzerimizde emeği olanlar varsa yüce Rabbimiz arzu bulunmuş olduğumuz bu topluluk hürmetine inşallah onların ortaya koymuş oldukları mirası en güzel şekilde anlayıp idrak edebilmeyi Rabbimiz hepimize nasip eylesin. Değerli Üstadım kıymetli haz Rum.
İlahi Bağış ve Rızaya Ulaşmak için Dua ve Zikir ne anlatıyor?
İlahi Bağış ve Rızaya Ulaşmak için Dua ve Zikir kaydında Seher'de hiçbir şey yapamıyorsak bile Seherlerde kalkıp, onlar için gözyaşı döken, onlar için dua eden kullarından eylesin. Şimdi şiir okuması için Burhan Yılmaz kardeşimizi sahneye davet ediyoruz. Seferde açılan güller hürmetine, zikrinle dönen diller hürmetine, rükuya bükülen beller hürmetine, hacabet narına yakmaya rabbi. Yolunda kahin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 30 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tabii konuşmalarımıza başlamadan önce hemen yakın zamanda gerçekleşen hain bir saldırı çerçevesinde şehit düşen bütün şehitlerimizi rahmetle minnetle yad ediyoruz. Cenabı Hak onların şehadetlerini kabul eylesin. Şehidin o kadar yüce bir rütbe ki belki biraz sonra da değinmeye çalışacağız. Birçok evliyaullah vefat ederken şehit olarak ölmeyi istemişler. Kendileri gerçekten manevi olarak yüze makamları elde etmiş olmalarına rağmen bakıyorsunuz işte Esad Emili hazretleri örneğinde olduğu gibi Muhsin hocamızın da ifade ettiği orada kendisini şehit etmek üzere geldiklerini bilmesine rağmen herhangi bir tepki göstermemesi Cenabı Hak'ın huzuruna şehit olarak erebilmek için adeta ömürleri boyunca dua ettiklerini de aynı şekilde görmüş oluyoruz. Cenabı Hak hepsini şefkatlerinden nail eylesin.
Kıymetli kardeşlerim tabii ocak şubat mart ayları hiç şüphesiz ki Anadolu'yu mayalayan, bizler üzerinde gerçekten çok büyük emeği olan üç müstesna insanın vefat yıl dönümlerine tekabül eder. Ocak ayı yarıyanacaksın Efendimiz Hazretlerinin vefat yıl dönümü olarak ifade ederiz. Şubat ayı hakeza Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin vefat yıl dönüme tekabül eden bir aydır. Mart ayı da Muhammed Esad Erbili Hazretlerinin vefatına tekabül eden ve yıldönümü olarak değerlendirmiş olduğumuz atmaktan anlama şey ağırına doğru bir yolculuğa, bir seyre çıkmış olduğumuz bir ay olarak biz bunu görmemiz gerekiyor. Zira onlar hayatları boyunca bizim gibi insanların kurtuluşlarına çalışmışlar. Bizim gibi insanları ne kadar çok Allah-u Teala'yı 7, Allah-u Teala'nın koymuş olduğu hukuku çerçevesinde hareket eden insanlar olabilirsek onları o kadar memnun ve bahtiyar yapacağımızdan hiç şüphemiz olmasın.
Şimdi özellikle Anadolu'yu mayalayan Anadolu evleri diye bahsettiğimiz üç müstesna insan ki yaşadıkları döneme bakarsak hepsi çok sıkıntılı dönemler bu üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışmışlardır. Muhammed Esad Erbili Hazretleri biliyorsunuz Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşamış, Osmanlı'nın çalkantılı dönemlerinde İslam'ı anlatmaya, Allahutaala'yı 7 kullar oluşturma gayreti içerisinde sürekli gayret etmiştir. Hakeza Mahmut Sabri Ramazanoğlu Hazretleri de yine aynı şekilde. Allah temelinin yasak olduğu dönemlerde onlar bu hizmetleri yerine getirme gayreti içerisinde olmuşlar. Hacasül Efendimiz'in bulunduğu dönem çocukluk dönemi ki zaten Kurtuluş Savaşı'na denk gelen bir dönemdir. Babası Mustafa Hulusi Efendi Çanakkale gazisidir. Oraya gittiği zaman onun da pek çok anısı ve hatırası vardır. Anlatmaktan bitecek gibi değil.
Onlar nerede olursa olsun ister zahiri cephede olsun ister batıni manevi cephelerde olsun hiçbir zaman cepheyi boş bırakmamışlar. Her zaman nefse ve şeytana karşı onlara karşı kendini koruyan, kendini muhafaza etmeyi bilen nesiller yetiştirmenin gayreti içerisinde olmuşlar. Tabii Anadolu'yu mayalayan erenlerden bahsediyoruz. Hiç şüphesiz ki bunların yetişmesi anlamında çok fazla uzağa gitmeye gerek kalmadan Osmanlı eczınıza baktığımız zaman bu tarif insanların yetişebilmesi adına sürekli medrese ile tekkenin karşı karşıya bulunduğunu görüyoruz. Medresede insanların zihinleri eğitilirken akilları belli bir seviyeye getirilirken Tekke eğitimi ile de gönül eğitimi belirlemeye çalışılmıştır. Eğer bir insanın sadece aklı eğitilir, gönlü eğitimden mahrum kalırsa aynen bu tazyikli suya benzer.
Tazyikli bir suyu kontrol etmek ne kadar zorsa aklı eğitime tabi tutulmuş, aklı belli bir ilmi seviyeye gelmiş ama irfani anlamda hakikati kullanmamış insan nerede ne yapacağı belli olmayan bir haleti ruhiyeye bürünmesi söz konusu olabilir. Bunu çok iyi bilen bizim medeniyetimiz medrese ve tekke eğitimini beraber götürmeye çalışmışlardır. Medresede akilları eğitime tabi tutulan insanlar tekkede gönülleriyle beraber gönüllerini eğitime tutuma tabi tutmakla beraber insanı kamil nasıl olunur bunu anlamayı bunu idrak edebilmeli arayışı içerisinde olmuşlardır. Tarihte İmam Gazali Hazretleri'ne bakarsak İmam Gazali Hazretleri ilmi anlamda çok büyük çalışmalar yapan müstesna şahsiyetlerden birisidir. Onun Mümkün Münatdelen isimli bir kitabı vardır. Orada özellikle kendisini anlatırken kelam ilmini araştırdığını, felsefe ilmini araştırdığını, o araştırma sıradan bir araştırma değil.
Halihazırda erişmiş olduğu ilim seviyesi neyse onun en üst seviyesine varana kadar bir araştırma gerçekleştiriyor. Felsefe de yine öyle. Batın iğneyi araştırıyor ancak en son sufilerin yoluna geldiği zaman ve şu hakikati ifade eder kendisi. Kaynak eserde aynen geçtiği şekilde Allah'a bulaşan Hakk'a bulaşan el testirme yolu sufilerin yolu olduğunu ben anladım ve idrak ettim der ve netice itibariyle Seyri Sülükunu tamamlamak üzere Ali Fermudi Hazretlerinin koymuş olduğu çerçeve şekliyle kendi hayatını maneviyatını şekillendirmenin yolunu aramış olur değerli kıymetli azim olun. Yolumuz hacegen yolu. Bakıldığı zaman altın silsilede bulunan bütün üstatlarımız hepsi zahiri ve batıni ilmi anlamda belli bir seviyeye gelmiş insanlardır. Ümmiye olmasıyla ön plana çıkan Hasan'ın Harakani Hazretlerine bakacak olsak onlar şöyle bir örnek verilir kaynaklarımızda.
Bir gök bir hadis hafızının hadisleri okuduğu zaman Hasanül Harakani Hazretleri dermiş ki bu sahih hadistir, bu uydurma hadistir. Tabii oradaki uzak zoruna gidiyor. Diyor ki sen ümmi bir adamsın, sen nereden bileceksin? Bu hadis sahih midir, zayıf mıdır, hasen midir? Hasenül Hakan Hazretleri diyor ki doğru söylüyorsun, ben ilmi bir insanım. Ancak sen hadisleri okuduğun zaman benim gözlerim Rasulullah'ın kaşlarındadır. Eğer o kaşını çatarsa ben anlarım ki bu hadis ona ait değildir. Eğer o tebessüm ederse ben anlarım ki bu hadisi şerif ona aittir. İşte ilim dediğimiz budur değerli kardeşlerim. Yani zihin dünyamızı eğitime tabi tutmak elbette ki önemlidir. O her zaman Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın da tavsiye etmiş olduğu bir hakikattir.
Ancak zihin dünyamızı gelişime açmışken eğitime tabi tutmuşken gönül dünyamızı ihmal edecek olursak oradan gerçek anlamda kemalatın ortaya çıkmadığını pek çok örneklerle görebiliyoruz. İşte Esad Erbili Hazretleri, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri, Hac Hasan Efendi Hazretleri bu yolu açmanın akilla gönlün birleştiği noktada bir hakikatin meydana gelmesi anlamında çalışmalar ortaya koymuştur. Rahacel vahmen Yer takiyen Rahmen suresinde geçer. Yine Yüce Rabbimiz orada bahseder ki iki deniz karşı karşıya gelir ancak biri diğerini ihlal etmez. Tatlı su ve tuzlu su. Akıl Kardır Geylani Hazretleri bunun tersini yaparken der ki bunlardan bu denizlerden bir tanesi şeriat denizidir, bir diğeri de tarikat denizidir. İkisi bir araya geldiği zaman işte buradan hakikat meydana gelir.
İşte değerli kardeşlerim şeri anlamda bizim özellikle Hacegen yolu diye bahsetmiş olduğumuz üstatların ortaya koymuş olduğu hakikatler çerçevesinde ilmine, ilmi ilim dünyamızda da bizim en azından şeriat konusunda herhangi bir eksiğimiz hazzlayacak şekilde ilimle hemhal olmamız gerektiğini de buradan anlamış oluyoruz. Esad evvelliğe bakıyoruz, eserlenme bakıyoruz, Kerzü'l-İhfan var, Divan-ı Esat var, Mektubat var. Orada kullanmış olduğu ilme bakıyoruz. Gerçekten Arapçası ve parçasının çok müstesna olduğunu görüyoruz. Sami Efendimiz hakeza öyle Darülfünün hukuk mezunudur. İslam hukukuna hakim bir insandır ama bununla beraber Kelami dergahında kemale ermiş müstesna bir insan olarak gösterilmiştir. Çok genç yaşta olmasına rağmen çevresindekiler özellikle Aleyhat Efendi demiştir ki Sami Efendi gençlik döneminde de aile mükemalet elde etmiştir.
Orada hizmet ederken, çalışırken, oturmasıyla, kalkmasıyla, edebiyle. İşte bunu nereden alıyor? İşte bunu gönül eğitimi dediğimiz irfan ehlinin ortaya koymuş olduğu hakikatten son derece istifade etmiş olması neticesinde böyle bir güzelliği elde etmiş oluyor. Hacı Hasan Efendimiz buyurur ki benim bir gün mektebim yoktur der. Doğru onun yaşadığı dönem çalkantılı bir dönemdir. Çok böyle mektebin bulunduğu bir dönem değil. Başta ifade ettiğim gibi Allah demenin yasak olduğu bir dönem. Herkes kıyılar ve köşelerde belki nöbetçiler tutarak Kuran öğretmeye çalışıyor. Nice insanlar var ki Kuran-ı Kerim'lere kıyı köşe saklamak zorundalar. Böyle olan bir dönemde Hacersen Efendi Hazretleri ilmini zaten medrese mezunu olan aynı zamanda bir müderris olan babası Muslera Hulusi Efendi'den talim etmiş oluyor. Kuran-ı Kerim yedi yaşında öğreniyor.
İlerliyet adamına hakeza yani sohbetlerine baktığımız zaman Kuran-ı Kerim'e çok hakim olduğunu görüyoruz. Arapça ifadenin bunun Türkçeye tercüme ettiğinden anlıyoruz ki Arapçası çok güzel. Yani ilmi anlamda gönlünü ve zihnini beraber yetiştirme hususunda biri diğerini ihlal etmemiş aslında, beraberce götürmüş. Zihnin dünyası gelişirken gönül dünyası aynı şekilde gelişmiş. On dörtte vurdular manevi aş eder. Ancak on üç yaşında kendisine mana aleminden işaretleri geldiğinde ifadenin ile kendisidir. Bu çerçevede düşündüğümüz zaman biz Hacı Hasan Efendi'nin özellikle kendisine sorulduğu zaman efendim bu kadar ilmi nereden aldın diye sordukları zaman fişimizi Resulullah'ın krizine takıyoruz. Elbette ki bunu inkar edemeyiz. Bu çok önemli bir şeydir ama bununla beraber şunu da ifade edelim. Yani her insana bu güzellik nasip olmayabilir.
Her insan doğrudan Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam'ın irfanından istifade etme şerefine nail olamayabilir ama burada şu hakikati ifade etmemiz lazım. Hadi Hasan Efendi Hazretleri muhakkak ne biliyorsa bildiğiyle amel etme hususunu asla es geçmemiştir. Bakalım onun hayatına zerre kadar sünnete muhalif bir hareket göremeyiz. Gerek sağlıklı zamanlarında olsun gerekse hasta zamanlarında olsun. Yani Gönül dosta gider filminde de güzel bir şekilde ortaya konulmuş, hastanede sol ayağına giydirilmek istenen terliği ne diyor? Yetmiş senedir terk etmediğin sünneti şimdi mi terk ettireceksin bana diye. Bildiğiyle amel etmek çok önemli. Biz ne kadar biliyorsak bildiğimizle amel edersek hadisi kutside de ifade edildiği üzere siz bildiklerinizi amel ederseniz biz size bilmediklerinizi öğretiriz.
Hacer Sayın Efendi'nin bu noktada ilminin derinliğe ermiş olması irfanının zirve noktaya çıkmış olmasının temelinde yatan sebeplerden birisi bildiği ile amel etmesi, şeriat şeri ahkama hassasiyetle uyan bir yaşam tarzı benimsemiş olmasıdır. İnsan bazen zor mekanlarda şeri-i şerife uyabilmede acizlik gösteriliyor bir bazı insandır. Ama Acrasen Efendi özelinde bakacak olursak, mesela bir insan en çok nerelerde zorlanır? Bakarız işte askerde zorlanabilir. İşte namaz kılabilecek mi? Abdestini alabilecek mi? Işte komutanlar zamanında izin verecek mi? Özellikle ayrıca kendi dönemlerinden bahsediyorum. Şimdi hamdolsun durumlar çok daha farklı, çok daha kolaylaştı. O dönemde hani dedik ki Allah emenin yasak olduğu bir dönem. Namaz kılmak neredeyse yasak yasak yani. Aşikaya kimse namaz kılamıyor. Ama bakınıyor ki Hacer-ı Hacer hiç namazlarını aksatmıyor.
Komutanı kendisine diyor ki, Memlük isimli bir komutanı, evladım diyor niye namaz için bu kadar kendini paralıyorsun? Biz askerlik yapıyoruz. Askerlik zaten ibadet değil midir? Namaza ne gerek var diye sorduğu zaman diyor ki komutanım, kumandanım diyor o zamanki ifadeyle, bana askerlik emrediyor bu şekilde davranmama. Komutan şaşırıyor diyor ki oğlum kim seni zorluyor. Bana söyleme tabiri caizse haddini bildireyim. Efendim diyor siz diyor bir emir verdiğiniz zaman, yat dediğiniz zaman biz yatıyoruz. Kalkın dediğiniz zaman biz kalkıyoruz. Çamur dinleniyoruz, sert dinleniyoruz, yağmur demiyoruz, çamur demiyoruz. Her şekilde emrimizi yerine getiriyoruz. Ama bize sınırsız nimetler veren, alemleri yaratan, kainatı yaratan, bize bizden daha yakın olan, alemlerin Rabbi olan Allah bize namazı emrediyor. Bize rükuyu emrediyor, bize secdeyi emrediyor.
Bir komutanın emrine itaat edip de alemlerin Rabbi olan Allah'ın emrine itaat etmemek olur mu diye komutanına karşı cevap verince komutanı şaşırıp kalıyor ve diyor ki ben şu ana kadar ne annemden ne de babamdan bu tarz bir ifade duymadım diyor. Yine kendi koğuş onbaşısı anlatıyor. Hacı Hasan Efendi geldi daha tanımadığı bir dönem. Bakıyor ki hiç ayaklarını uzattığına şahit olmuyor yatarken. Yani büyüklerin nedeni böyle. Büyükler kolay büyük olmuyor. Allahu Teala'nın huzurundaki edeplerine azami ölçüde dikkat ettikleri için büyükleri büyük oluyor. Elbette ki farzda eksik olmayacak, vaciplerimizde eksik olmayacak, sünnetlerimizde eksik olmayacak ama bununla beraber o edep var ya edep bir ta imiş Nuri gıdadan. Giy o tacı kurtul her türlü beladan.
Allahu Teala'nın katında kişinin yüceliğini gösteren en büyük alametlerden birisi de onun huzurunda her an ve her saniye olduğu bilinci içerisinde olmaktır. Hacasın Efendimiz ayaklarını uzatmadığını görünce koğuş bomboşısı veya çavuşu geliyor diyor ki sen bu koğuşun düzenini bozuyorsun. Niye diye soruyor. Herkes ayağını uzatmış bir şekilde yatarken sen ayakta uzatmıyorsun. Maksat ne? Durumu izale etmek veya Ukraynadan bir problem çıkartmaya çalışmak. Bir zor oluyor. İki zor oluyor. Hacı Hasan Efendi Hazretleri gayet sakin bir şekilde görmez misin diyor Cenabı hakk'ın huzurunda olduğumuz, Allah Resulü aleyhissalatu vesselam Allahü Teala'nın huzurundaki edebinden sen haberdar değil misin? Onun gördüğü yerde ben ayağımı uzatıp da nasıl yatabilirim şeklinde cevap verince o bu çıkışı yapan onbaşı adeta elektriğe çarpılmış bir şekilde donup kalıyor karşısında.
İşte bunlar kıymetli kardeşlerim Hacı Hasan Efendi özelinde, Hacı Hasan Efendi'nin iliklerine kadar istifade etmiş olduğu Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri fotoğraflarında görüyorsunuz. Yaşı ne kadar ileride olsa bile diz üstünde sürekli oturuyor. Her an her saniye Allahu Teala'nın kendisini gördüğü bilinci içerisinde. Esat Erbili Hazretleri hakeza bile Anadolu erenleri dediğimiz zaman sadece lafla biz bunlara yad etmekle olmaz. Hiç kemal ermez. Onların haliyle hallenmediğimiz takdirde Beyazıt İslami Hazretleri böyle der ya ardı sıra bir müride yürürken adeta Beyazıt İslam Hazretleri nereye basıyorsa birbirini de oraya basmış. Geri dönüp diyor ki evladım değil izime basmak, şu derimin içine de girsem eğer dediklerimizi yapmadığınız takdirde hiçbir kıymete hargesi yok. Bu açıdan irfan dediğimiz Anadolu'yu mealen bu müstesna şahsiyetleri elbette ki yeri geldiği zaman alacağız.
Anmamız çok çok önemli. Çünkü onların isimlerinin anıldığı yere Allah Teala'nın rahmeti sadık sadık yağar. Onları andıkça biz nakısamızı göreceğiz. Çünkü onlar Kamil'dir. Allahu Teala'nın huzurunda nasıl olunacağını bilen insanlardır. Onlar ne kadar çok ararsa o kadar çok kendi eksiğimizin farkına varacağız. Çünkü onlar ayna mesafesinde Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a Ebu Cehil gelip demiyor muydu ki ey Muhammed senden daha çirkini görmedim mi? Peygamberimiz doğru söylüyorsun derdi ona. Hazreti Ebubekir radiyallahu anh geldiği zaman ya Rasulallah senden daha güzelini görmedin mi? Ona da doğru söylüyorsun buyururdu Efendimiz aleyhissalatu vesselam. Sonra sordukları zaman ne derdi? Ebu Cehil geldi kendi iç dünyasını bende gördüm. Ebu Bekir de geldi kendi iç güzelliklerini bende gördüm. İşte biz bu anma programlarıyla esasen velileri anmak, Ehlullah'ı anmakla biz neyi hedefliyoruz?
Onlardaki var olan kemalattan hareketle kendi eksiklerimizi kendi nakısamızı ortaya çıkartıp kendi alemimizi düzeltme anlamında bir gayret içerisinde olmamız gerektiğini buradan anlamış oluyoruz değerli kardeşlerim. Hacı Hasan efendimizin özellikle adeta her bir evimizde duvarımıza asmamız gereken bir dörtlüğü var. Yani bunu gerçek anlamda düşünecek olursak tefekkür edecek olursak bu bize nasihat olarak yeter artar bile pek çoğumuzda biliyoruz. Neydi o? Evvela ilim olmalı, amel nehrinden olmalı, ihlas bahrine dalmalı, bu işe ihtimam lazım. Bu gelişigüzel söylenmiş cümleler değildir değerli kardeşim. Yani burada ilimden bahsediyor, amelin niçin nehre benzetiyor? Bunu düşünmemiz lazım. İhlası niçin bahr yani deniz olarak gösteriyor? Şunu unutmayalım ki her şeyin temelinde şeriat yaptığı için şeri Şerife ait olan bilgiyi mutlaka her bir Müslümanın edinmesi lazım.
Yine Hacasın Efendi Hazretleri ifadesiyle şeriatın zerre kadar ayrılan veya bir santim ayrılan tarikatta doğu ile batı mesabesinde uzaklaşmış gibidir. Şeriat bizim için bir kaledir. Bize her şart ve her zeminde koruyan kollayan bir kaledir. Tarikatı da koruyan şeriattır, hakikati de marifetidir. Şeriattan eksiğimiz varsa diğer saymış olduğumuz mertebelerle bizim yol alabilmemiz pek mümkün olmaz. Bunu çok iyi bilen Hacer sene Fethi hazretleri evvela ilim olmalı diyor. İlim dediğimiz zaman Cenabı hakk'ın kadın erkeğe herkese farz kılmış olduğu fıkıh ilmi ya da ilmihal ilmi olarak biz bunu ifade etmemiz mümkündür. İşte nasıl abdest alınacak, nasıl gusül alınacak, namazdaki elçliğimiz ne, fazlamız ne, namazı nasıl kılacağız, zahir anlamda bunları bir tamamlamamız lazım ki o yüzden evvela ilim olmalı diyor.
İlim olmadan bu işe dalınacak olursak aklınıza sığınarak ifade ediyorum, şeytanın maskarası olmaktan kendimizi koruyamayız. Bu açıdan ilim kısmını hallettikten sonra ne buyuruyor yine kendisi? Amel nehrinden nehrinden olmalı. Niye ameli nehre benzetiyor? Nehrin bir özelliği vardır ve sürekli akar, amel de sürekli olmalı. Bir gün yakın bir gün terk etmekle olmaz. Virdler öyledir. Amel dediğimiz an hepsi içerisine girer. En başta namaz, oruç ve diyet ibadetler, virdler bunların hepsi bunun içine girer. Niye nehir benzetmesi yapıyor? Çünkü süreklilik var. Nehir sürekli attığı için amel anlamında da sürekliliği biz devamlılığı sürekli yerine getirmemiz gerekiyor. Eğer bu süreklilik olmazsa masrafımıza hasıl olabilmemiz mümkün değil. Üçüncü olarak ihlas tahribinden dolmalı diyor. İhlası bir denize benzetiyor ve nehirle mukayese yaptığımız zaman elbette ki deniz nehirden çok çok daha büyüktür.
Nehrin netice itibariyle akıp gelmiş olduğu birikmiş olduğu yer neresidir? Denizdir. Ve adeta denize giren bir insan şöyle denize daldığı zaman vücuduna ait olan bütün azaları denizin içerisinde kaybolur. Bu neyin teşbihidir? Neyin benzetmesidir? Bizdeki ihlasın göstergesi, ihlasın miktarı öyle bir ihlas olmalı ki her ne yapıyorsak Allahu Teala'ya karşı ihlas denizinde adeta her şeyimiz yok olacak. Dışarıdan görünen bir şeyimiz kalmayacak. Eğer dışarıya yönelik bir şeyimiz kalırsa Hacer Sayın bu dörtlüğünden anladığımız bir mana çerçevesinde Allah korusun riya tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Yine Acasen Efendi'yi ya neye benzetiyor? Şeytanın karına benzetiyor. Ve örnek veriyor diyor ki bir bardak suyun içerisine bir kanlı damla kan damlarsa bu süt içilebilir mi? İçilemez.
İşte eğer bir yayla bizim başımız belaya girerse ihlas haline tam manasıyla dalamazsak o zaman Allah korusun şeytan bizim amellerimizi iflas ettirebilir, ifsat edebilir. Bizim de zaten kazanmak kolay bir şey değil. Kazanan bir insan yapmış olduğu bu güzelliklerini de koruyabilmesi, muhafaza edebilmesi son derece önemlidir değerli kardeşlerim. Yine sürekli samimiyetten bahseder Hacı Hasan Efendimiz zaten içtenlikle kalbin bir safiyetiyle veya bu safiyetten uzaklaştırabilecek hangi davranış varsa bunların tamamından bize uzaklaşmamızı ister. Normal mübah olan davranışları ibadete çevirmeye çalışır. Yani bir bardak süt içerken bile tefekkürü asla elden bırakmaz. İnsan tefekkürle bakmalı çevresine, boş gözlerle bakmamalı. Eğer tefekkür yaparsak ki aklın ibadeti de tefekkürdür. Tefekkürle biz bulunmuş olduğumuz durumdan daha yüksek mertebelere gelmeyi sağlayabileceğiz.
Eğer bir insan yapmış olduğu normal şartlarına mühim olan davranışlara tefekkür anlayışıyla yaklaşacak olursa işte yapmış olduğu mubah eylemler bile ibadete dönüşebileceği hakikatini bizlerle paylaşmaktadır Ali Hasan Efendi Hazretleri. Takva anlamında yine onun sürekli sohbetlerinde takvayı ön plana çıkardı, kişinin iliklerine kadar hissetmesi gereken bir duygu olduğunu sürekli ifade etmekte, takvadan uzaklaşan bir insanın maksadına ulaşabilmesi mümkün değil. Kuran-ı Kerim'de de sürekli bize takva öğütlenmekte. Takvalı bir hayat yaşayabilmek ki öyle takvadır ki değil haramları ikna etmekten uzak kalmak mekruhları terk etmek şüpheli şeylerden bile kişinin kendisini alıkoyabilecek bir takvayı elde etmesi gerektiği üzerinden bizlere önemli mesajlar vermektedir. Cenabı hak Anadolu'yu mayalayan nice erler var, nice erenler var.
Üzerinde Esved Elbillah hazretleri, Mahmut Sami Hazretleri, Hacer Hasan Efendi ki onların argutlarına bırakmış oldukları mirasları bunlara sahip çıkabilmek, onların o güzel ahlaklarından istifade edebilmek ki onlar da nasıl Kuran'ın anlaşılabilmesi hususunda sünnete muhtaçsa Allah Resulü Aleyhissalatü Vesselam'ın anlaşılabilmesi hususunda da böylesi kamil insanlara muhtaç olduğumuzu unutmayalım. Çünkü insan görerek öğrenmeyi sever. Sahabe-i Kiram Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemle her an ve her saniye beraber gider. Peygamberimiz nasıl oturuyor, nasıl kalkıyor, bir işi nasıl gerçekleştiriyor? Sahabe-i Kiramullah sürekli görüyorduk. Ha biz Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'dan bin dört yüz küsur sene sonra gelen bizler nasıl onun yaşantısını örnek alacağız?
İşte onun hayatını kendi hayatıyla birleştirmiş olan bu tarz müstesna insanların hayatlarını okuyarak onlar nasıl dallanmışlar, nasıl yaşamışlar, hangi eylemler üzerine hayatlarını şekillendirmişler bunları inceden inceye tefekkür eder, düşünecek olursak inşallah Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam'ın sünnetinin tefsiri mahiyetinde Anadolu'yu mayalaya erenlerden hakkıyla istifade etmiş olabileceğimizi düşünüyorum. Cenabı hak cümlemizi şefaatlerine nail eylesin. Allahü Teala onların yolundan gidebilmeyi, onların geriye bırakmış oldukları mirastan bir hakem istifade edebilmeyi hepimize nasip eylesin. Sivas vaizimiz çok kıymetli hocamız İdris Kocabaşı hocamıza teşekkür ediyoruz. Az önce şiir bir nefsiyle bizleri mesleden Hacı Hasan Efendimize sözlere ait olan Yakma Ya Rabbi şiiri vardı.
Onu böyle kısa bir şekilde terenneme değil daha sonra sözün sahibi çok kıymetli muhterem üstadımızı buraya davet etmiş olalım. Muhterem Üstadımız. Yahyaallahi Casa Efendi Hazretlerinin kim bilir gecenin herhangi bir vaktinde yazmıştır bunları bilinmez ama aradan yıllar geçmesine rağmen hala ilk günkü gibi kokuyor ve ilk günkü gibi taze bir şekilde yüreklerimize dokunuyor. Yüce Rabbim şefaatlerine bizlerin aleyhiyyesi. Şimdi Elhamdülillah ondan bir parça olan, onun bizlere emaneti olan, nefesimizin sonuna kadar yanımdan bir an ayrılmamayı Rabbimizden niyaz ettiğimiz muhterem üstadımız, çok kıymetli efendimiz, Ali Ramazan Efendimiz'in eğer teşrif nüzullarımıza şayet, nacizane fakirane buraya daha hak etmek istedik. Buyursun. Bu arada Peygamber efendimize selamu selam getirebiliriz. Güzel olur. Tabii gönüllerimizin hep yararlı olduğunu biliyoruz. Çünkü merhamette bir vücut gibi görürsün.
Vücudun azasından birisi rahatsız olduğu zaman bütün diğer uzuvlar ona iştirak eder. Bizim şehit olan kardeşlerimizin acı ve sızıları elbette ki yüreğimizde bu acıyı ve sızıyı duymamak imanın tehlikesidir, imanda tehlikeye düşmektir. Bizim Kayseri ulemasından Hacı Zühtü Efendi Rahmetullahi, Trablus vakti ilim tahsil etmiş. Mübarek bir insan kendisinin de üstadımızla yani hem de dedem de bilhassa Rahmetullahi'nin münasebeti çok fazla. Bir gün, sefer dediniz mi? Şimdi bu Kayseri uyanmasında Hacı Zühtü Efendi Rahmetü'l-Bari Trablusgarp'ta ilim tahsil etmiştir. Dedem Rahmeti Baali Hazretleri'ne çok gelir annesirler, konuşurlar, bölüşürler. Çok güzellikleri var, manevi de güzellikler var. Bir gün eve geldiğinde hanımına dedi ki hanım sen şehit annesi buldun, ben de şehit babası oldum diye sevinirler.
Biz gördüğümüz kadarıyla gerek Afrin'de olsun İdlib'de olsun şehit olanların anne ve babalarının vatan sağ olsun dediklerini, bunun yanında beni de askere alın diye büyük bir feragat içerisindeler. Allah'a hamdolsun Celle Celalühü bu duygu görülmemiş. Bu duygu kuvveti oldukça Rabbimizin muzafferiyete değerlendireceği de şüphesizdir. Esalet. Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz. İşin en önemli tarafı bizim esalimler. Siz kendi nefsimizde olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz Allah'ın Resulü'nden uyudukça başta Cenabı hakk'ın her zaman huzurlu ve saadetli bir hayat görürsünüz ve çok önemli olan Sami Benni Hazretleri'nin kalpte sonra sırra okumuş olduğu ayeti Sakın ha sakın ha, batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamayın.
Beynimizdeki düşünceden ayağımıza kadar, ayağımıza kadar bütün uzvumuz makunite lehne için yaratılmışsa onu bu şekilde kullanıp ev hayatımız, ticari hayatımız, insanlar arası münasebetimiz, bu ferdi yaşantımız her şeyimizde Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a uymak. En çok üzerinde durdukları zaten büyüklerimizin şimdi Ocak ayında bir veli Şubat ayında ve mart ayında bindi bunların ortak bir özelliği var. Ortak özellikleri Nebi Yrem aleyhisselam efendimizin sünneti sevilesine bir ayettir. Mesela üstadımızda misal verildi. Hadis-i Aksaan hocamız Kayseri'nin lahmacından elli beş yıl elli beş yıl vaaz-u nasihatte bulunmuş, sonra güçlük yapmış, yaş itibariyle Sami Efendi hazretlerinden fazla. Böyle olmasına rağmen ellerinden ziyade ayaklarına eğiliyor.
Diyorlar ki siz yaş itibariyle yaş itibariyle bundan büyüksünüz bu haliniz nedir dediklerinde ne diyor elli beş yıl vaazuna ziyade bulundum sünneti seviyede eksiklerim var ama uzakta ben eksiklik görünmedim diye zaten kemalat bu noktadadır hiç şüphesiz. Bir de bunlar hakkın emirlerine cümlemiz riayet edince Cenabı Hak kulları açıyor. Her hususta geçerli olan bir ayeti celiler bunu yine sahabe Efendi Hazretleri çok okurlardı esanı. Üstadımızda kendisini ziyaret ettiğimizde baktım hep ayeti cilveler okur, vurmak ki bakıyor. O kadar güzel ifadeleri vardı ki okurken bizzat şahit tuttuğumuz esamet. Başlarım o kadar güzel o kadar güzel ister anla ister anlama Kabe'ye vardığımızda Kabe bize konuşacak mı? Sadece bakıyoruz, Kabe'ye baktığın zaman kişi Allah'ımızın yüz yirmi, rahmetine yirmisi sadece bakanlara O vehini zaten huzurunda bulunmak yetiyor onlar. Onlarla oturan görülüyor, şaki olmaz.
Onlarla oturan şaki olmaz. Şimdi biz yaylaları düşünelim, diyelim ki yaz gününde çok sıcak bir hava şehirde, yaylaya çıktığımız zaman ne oluyor? Çok güzel bir hava, hatta diyorlar ki yirmi bir gün kaldığınız zaman kanınız bile temizledim, kanınız bile temizledim. Biz o havaya girdiğimiz zaman velayetin bulunduğu, kemalatın bulunduğu, tevazumun bulunduğu, haşyetin bulunmuş olduğu o havada insanın hali bile geçiyor. Bir defasında çarşamba günü hiç unutmam Rabbimiz'ın izniyle İslam Efendi hazretlerini ziyarete giriyoruz fakat gitmeden önceki bir ağırlık çöktü zaten. Hepimizde bir durgunluk, bir ağırlık var. Çarşamba günü perşembe günü de Üstadımız Sami Demir Hazretleri ile görüşecekler. Buyurdular doğru birbirine müsaade aldık bize. Hemen orada Zihni paça Cami var geldi orada damat verdim Bulunduğu yerde olmamız de alınacak.
Yangına düşmüşüm evliyanın himmeti derler ya himmeti orucu Evliya'nın himmeti dağları devirir dediler. Himmet mi etti hiç şüphesi hemen yanına düştüm sonra kendisine söyleyiverdim bir yedi metre gerilemeyen kardeşimiz ifade etti ya çok sıkıntılı günler geçirdiler. Yani bazen öyle olurdu ki sohbetleri kırk bin yedi yüz yirmi dört kafanı verirdik. İnsanın gelişlikte ilk günleri oluyordu. Kendimizi bu kefeye koyarak söylemiyorum, kat değil yani. Çünkü biz kefenimizde tevazu gördük. Sami Efendi Hazretleriimizin çay geldiği zaman dağıldığını görür. Üstadımızı Kayseri'den misalimler gelmişti. Bu çorbaları ve elleri kendi elleriyle getirdi. Yarın bir sohbet verilecek, kendimizi belli bir yerde vereceğiz. Biliyorsunuz Efendimiz aleyhissalatu vesselam ashabı ile beraber bulunuyor, Ashab-ı Kiram ile beraber bulunuyor. Hizmetin daha ziyade sahabenin bulunduğu yerde Hazreti Selman yapar Radıyallahu.
Sıdiğ-i Azam'ın su arzusu olur, gözüne bakar anlamaz. Efendimiz de efendimiz buyurlara mevzu getirirler. Diğer Ashab-ı güzin de arzu eyle, Resulullah'ın elinden senden harcarım, içelim diye. O esnada bir Arabi girer Seyyid Durgam, Seyyid Durgam işte kavmin Efendisi kim deyince Hadimu hizmet ederdi. Biz mürşid-i kamillerimizde bu tevazuu gördük. Şimdi bu kadar kötü bir sıfat yoktur. Kibir, şirkete yakın bir günah. Gördüm üstadlarımızı gördü o tevafuklarını. Bu onu da Ahmet Palazoğlu var, çok dinliyiz. İltihal etti, bu şahcısı evlatları iddia edendi vardır, orada iddia etti. Böyle bir Şahin bulunduğu bir mekanı bize olunuyorduk bu toplumun içerisinde o bize bir söz söyledi dedi ki ben bu işe ehil olduğum için bulunmuyorum emrolunulduğu için. Bakın bu kardeşiniz her zaman üstadınızı Mürşid-i Kamil bizi de kardeş olarak verir. Efendim büyüklerin böyle hallerinden bir anlatsanız kemalatdir.
Efendim böyle hemen kemalat demek de geçin bitirmeyiz, daha ilave edin bunları, cemalatını gizlemektir. Sami Bende Hazretlerine kutbiyet geldiği zaman benim adım Sami ama başka Sami olabilir mi diyor. Biz Mürşid-i Kamil'imizi gördük. İnanın yerlere geçerdik onun söylediği o sözlerden. Neyi ifade ediyordu o haliyle? Fena andır fenayı ifade ediyordu. Vefani ifade ediyordu. Tabii onu O bizde tarağı olanlar tanırlar herkes de bilemez. Cenabı Hak zaten öyle buyuruyor. Velilerin beşeriyet çabası altındadırlar, onları benden başkası tanımaz. Bunu sanalar Efendi Hazretleri Hazreti Allah-u Teala Ashab-ı Kiram kitabında son bölümünde ifade ediyor. Eğer Muhammedi sürme ile sürmelermiş, kalbinde de o aşk peronunda varsa onları tanıyabilirim diyor, gerçek demeyelim. Şimdi çarşamba gündü, burada ele aldığını size söyleyin buradan da deyin. Ele aldığım akıl mevzu mu? Akıl nedir diye.
Yani verilerin en büyük işareti ve özelliği akıldır. Buna ait bu çok uzun çok uzun. Geçiyorum bunları belki gerekirse söylerim. Çünkü peygamberlerde ne var fetanet var, akıllılık var, evliyaullah'ta da velayet ülküsü içerisinde akıllı insanları. Ciddi insanları. Mesela kardeşimiz ifade etti işte Esabi El-Fatiha Hazretleri diye, Esabi El-Gidi hazretlerine bunu görürüz biz. Sami Efendi Hazretlerine bunu görürüz. Üstazımız hiç çetesiz. Emsai halk dostlarında hep böyle. Yani biz bir sürü biz çiçeği sever değiliz bahçeyi seviyoruz. Velilerden insan hepsini sevse de birine muhalefet etse diğerine olan sevgi de yüzüne çarpılır. Hepsine bir saygı bir bebek sevgi. Yine bunların eleminde, erkanında, ahlakında gördüğümüz yani bir kimse bahsedildiği zaman onu sitalişle, övgüyle anlatıyorlar Hiç böyle şahsi meselelere girdiklerini görmedik. Hadbiye, ümmetin birliğini isteyen kimseler onlar.
Mesela Sabri Efendi Hazretleri İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da ne kadar beş ayın var hepsini ziyaret ediyor. Abdurrahman Mürsas Hocamıza kadar ziyaret ediyor. Betül Halk Efendi ziyaret ediyor. Bir düğün merasimiydi torunlarını, dediler ki de değil mi Betül Halk Efendi geliyor, bir karşılayalım mı dedi. Böyle bir saygı ve sevgi içerisinde bir bayram ziyaretiydi. Bir kimse dedi ki, vermedi. Büyükler niye anlaşamıyor? Büyük olmadığı için, söylediğim söz bu. Dedi ki büyükler niçin anlaşamıyor? Büyükle anlaşır. Çarşamba günü idi, çarşamba günü idi, işte bize bir müsaade aldım. Al. İşte yakınları da sana bir elini öldüreyim dedi. Tabii cemaat böyle bahçede toplanmıyor, sonra da tek tek mübarek yedi saadetleri tatmin ediliyordu. İşte böyle bir devenin arkasına attı. Dedi ki devrin demin en büyük insanını ziyarettireceksiniz. Böyle mahalle muhtarı gibi değil dedim. Böyle konuşmaya gittim.
Sonra orada müfşir-i kamilimizin bulunduğu bir zamanda da bir söz söyledim. Üstadımız da bilir ya bir velinin yanında bir müddet bulmak kırk çileden üstünüm diye böyle konuşuyorduk hazırlıyor cemaati. Mübarek gelmiyortüm ayrıldım huzuruna geldim şöyle bakıyorlar bize buyurdular ki şu gözüm efendimle görüştüm diyor. Yine o Ashab-ı Kiram kitabının son bölümünde geçer günahta hantallaşmış bir topluluk buyuruyor. Onların huzurlarında bulunmanın bereketi af konulmuş olarak kalkar diye bir iznillahi taale. Şimdi veli dediğiniz zaman siz değişeceksiniz, sizin haliniz değişecek, sohbetlerde bulunduğum için görürüm. Akşam üzeri ikisini de tanıyorum, biri hayatta bir diğer iddia etti, ruhu şart olsun geldiler bunları. Bakıyorum bize de ne hizmet düşer, bunları yapılıyor. Gördüğüm şu, ilk oturdukları anla kalktıkları an değişti, İlk oturdukları an kalktıkları an değişti.
Böyle sanki nasıl söyleyeyim böyle bir arabanın bir kanı nasıl olur mu ya? Güzel tabir var hatırıma gelmedi. Bir arabanın yıkanması gibi, tel temiz oluyor insan, ruhen arılıyor. Dedik ya bu havada bulunmak dahi insana getiriyor. Mesela Ashab-ı Müzin diyoruz, Resulullah'ın risalet havası içerisinde, nübüvvet havası içerisinde. Tabiin Ashab-ı Müzin'i ulema-ı kiram ve nehy-i rıza öyle diyor. Değişiyor insanın hali değişiyor. Orada bulunmak bile insanlar farklılıklar arz ediyor. Maruf-u Kenyi Hazretleri, Haddesallahu sırra, şimdi kendi dinlerine göre anne ve babaları okula belirtiler tabii ki isteyen. Burada itfaiy-i kuluna işlenirken Allah'ın hususunda Celle Celalühu sadisi senezer diyorlar. Baba oğul ruhul budur. Mahrum Kehri Hazretleri daha çocuk olmasına rağmen hayır diyordu. Allah'ımız her şeyinde bir, o birliği ifade kolay değil. Yememe içmede de helal rızık deme bu birliği.
O birlik aile hayatında da güzel geçim demek, o birlik ticarette düzgün hareket etmektir vesaire devlet idaresine mesela adil olmak. Böyle deyince hocası buna dayak atmış, hatta anne ve babası da şikayete gelmiş bu kabul etmiyor illa Allah birdir diyor bir de babası da kurmak istediğinde annesi derhal Nur diyor. Çünkü ben bir evliya yemeği yedim bir velinin sofrasında bulundum. Bu çocuk o zaman baktığımda hazır oldu. Ne zaman rızkımda bir yanlışlık olacak olsa ayaklarıyla benim baktığımda hareket eder ta ki ol okumayı dışarı çıkıncaya çıkarıncaya kadar. Yani bir velinin tamamını yemek dahil insanı değiştiriyor. Mesela Sami Bende Hazretleri artık anlaşıldı değil mi bu akıl hususunda aklı kül üzerinde durmak istiyordum. Aklı bağar, aklı bağar ve aklı kül. Efendim kapıya Sami Efendi Hazretlerinin hayatı hakkında veriliyor. Böyle fakir toplayan bir kimse şeklinde biri gelir.
Kapıyı çalar evden zannederler ki işte bir şeyler topluyor. Belki ben bu toplayıcılardan değilim yani sahil değilim. Yalnız anne senin baktığında bir yavru var. O yavru çok müstesna zamanın kulun attabı olacak. Sakın ha abdestsiz emzirme, yediğine ve içtiğine dikkat et. İkinci defa gelir o gelişinde de ismini Mahmut Salih köyün denir. Bu evin köyünde Abdülkadir Efendi diye birisi vardı Abdülkadir Efendi diye. O üstadımızı hanesine davet etti. Şimdi düşünürüm elhamdülillah size davet ettilermiş, beşinci katliyat yapıyorum, rahatça çıktılar. Şimdi bile seviliyorum onun o rahatlığıyla. Bakın bir huridin size halini anlatayım ve burayı da izah etmeye çalışırım inşallah. Şeyhin biri evladına der ki evladım şu tepeye çık, çıkamam diyor. Evladım şu tebliğe çık sana iki tane şeker vereceğim. Çıkamam. Çıkamam dedim efendi hazretleri tebessüm ediyorum.
Evladım şu tebiyet çıkarsa yanından seni hiç ayırmayacağım. Çıkamam. Şeyh Efendi o kadar gülüyor ki neredeyse kendinden geçecek gibi. Sonra diğer müritler çok muti olan bu müride diyorlar ki bu müride bak seni yanından hiç ayırmayacaktı dünyada ve ahirette diyor zaten. Neden böyle hareket ettin deyince ben çıkamam dedikçe şeyhim tebessüm ediyordu. Ben çıkamam dedikçe o seviniyordum. O sevinsin diye bunu yaptım diyor. Ne kadar arifmiş. Aldığın hadis-i şerifler bunu ifade eder. Efendimizin gördükleri var aklımda. Sami Bende Hazretleri'ni anlatmakla bitmez ki. Kim o bir kere? Şimdi bir gördüğümü anlatsam bitiremem. Onu daha çocuğu elimden tutup gezdiriyorlar. Yeşilhisar içmecesinde yol üzerinde durarak üç grup haline getirilmiş, üstadımızda iyi bir çiftin çok güzel bir hareket tarzı vardır. Bir ara öyle demişim rüştüne ermeyenler bunu anlatmasın, bizim gibi insanlara düşünmüyor mu?
Çünkü biz Temebla Amin minel ayı ancak anladığımız kadarıyla söyleyebiliriz. Çünkü her an bir terakkide bul mübarek uzandı. Her an bir terakkide. Bir yıl evvel aldığı nefesle ikinci bir olmaz. Mesela Esabi ehli Hazretleri diyorlar efendim tecelliye mazhar olduğunu üç defa oldu, birisine şu alimdir diyor. Kalkıp da bunu izah mı edeceğiz? Bize düşer, semial la ve atana. Çünkü konuştukları sözler ya ayetler ya hadis-i şerifler. Şimdi Mürşid-i Kamil'imizin bazı guruplarına bakıyoruz, bir ayet cellmış iki ayet I şerif. Resul-i Saadet Benli Hazretleri buyurmüş ki sen kitap okuma gönlüne nasıl geliyorsa ünlü anla. Bak biraz önce dindi, bildiği ile amel ederse kişi Cenabı hak bilmediğini ona malum eder. Allah'tan gelen Cennet Cerrahi Kainat var. Kozanda vaazı nasihat ediyorlar, Pozanda vaazı nasihatte bulunuyorlar.
Orada oranın belediye reislerinden Hasan Basri onun babası onu da ziyaret etmişler bayram cihareti münasebetiyle. O demiş ki Hasan Efendim ben ilim sahibiyim. Çok güzel bir de dinledim. Yalnız sizde gördüğü bir hal var, başladığınız zaman bitirmeniz mümkün değil. Zaten öyle yapıyordu, bu vaaz hazırlıklarda şüphe değiller, onu bir tarafa koyuyor. Gönlüne ne gelirse bakmayın o bizim gibi insanlara konuştuğu o banttaki konuşmalar var ya o bizim gibi, bizim gibi insanlara konuşması yoksa buyuruyordur karşıma gibi mehdi getirin de o zaman görün diye bizzat şahidim ilmemi gizliyorum dedi. Niye mesul olsun ki? O Allah tarafından Celle Celalühü beslenmiş, şu Hadis-i Kudsiyi düşünürüm, kulum işte bir karış bana yaklaşırsa ben buna bir arşın, işte bir arşın yaklaşırsa bir kul arşın, yürüyerek gelirse koşarak. Bu ne demek?
Her şeyiyle gelir, Rahmetiyle, mağfiretiyle, ilmiyle, iğfalıyla, Aytekinıyla, hakikaten onun oluşurlar, tarikatıyla, muhalefetiyle, hakikatiyle, her şeyiyle gelir. O geniş böyle gelişigüzel bir geniş değil. Mesela Ali Kerremullah vechi Efendimiz değil. Abdulkadir Geylani verdiğimiz pek konuşmuyor. Aleyhisselam ve selam verdiğimiz buyururlar ki Ya Abdulkadir neden konuşmuyorsun? Ya Resulallah Irak ehli çok asil konuşuyorlar. Efendimiz altı tane tüplük bırakıyor ağızlarına Sallallahu Aleyhi ve Sellem, O kütlüğü nasıl diyoruz biz? İbimdi, hikmetti, marifetti, basiretti, istifabetti. Böyle geniş bir kötülük değil o Sallallahü Teala aleyhi ve sellem. Biz şimdi kendimizin acziyetini bileceğiz, Rabbimize karşı en büyük kemale hiçbir kadar kötü bileceğiz. Üstadımızın en çok okumuş olduğu hadisiyetlenen bir süzüldü. Kibir köylülerde olurdu. Bizim gibi insanlara söyler.
Tevazu kadar adi bir ispat yok. Kendimize bir süs verme, bir başkasına düştüm gibi göstermemek çok yardımcı bir hareket. En fakru bakıyor. Ya Rabbi, beni fakir olarak eşlendi. Fakir olarak öldürürüm, fakirlerini aşmayacak. İki sofra olsa Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz fakir sofrasında oturuyor. Bir kimse vardı demiyor, yaralı vereviydi onun yanına oturdu. Tevazu sahibi, oturuşunda kalkışında her şeyi. Ben mürşidimizde gördüğüm kibir insanları bizi serveti efendim. Biri cimri, biri cimri, biri cimri, biri de kibir. Çok çılgınlık çok daralırdı onların, yanındayım çünkü. Bilirsiniz böyle ameliyat eden uzman böyle profesörler olur, yanında asistanları arkasından yürürler. Herhalde yanında bulunduk bir İzmir'i tarihi. Böyle hizmet için kapının ağzında oturduğum da var, mübarek huzuruna aldığı da var kitap okusun diye okumamız için.
Şimdi kapının ağzında oturduğumda huzurunda oturduğum değişip bir beşer olarak bazen içimizden atamadığımız haller olur. Bir İzmir İlahiyat onun yüce himmetiyle gönlümüzden o duygular kalktığını hissederdir. Yanında bulunmak bile yanında Essa-i Ebi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a üç defa tecelli yeme sarıldım. Birisi de bu halimdir diyor. Onun için bunları biçme tartmak öyle kolay basit değil. Yani konuşurken çok dikkatim var. Büyüklerimiz hususunda Tahir hocamızı dinledim çok güzel bir ilim Erenköy'de Sami Efendimiz için bir program hazırlanmış Zihni Paşa Camii'nde Allah var ya bakın ne konuşuyor. Ben diyor ne konuşacağım? Kuran-ı Kerim konusunda ve okuduğu ayetler de şu ashablar Ancak ilim ehlinin ifadesi olsa gerek bu.
İnsanın Cenabı hak katında derecesi üstünlüğü ile Kuran-ı Kerim'de hangi ayete kaç ayete muvafık bir ailemiz varsa o nispette Kuran-ı Kerim'in ayetlerine olan uygunluğumuz nispetlere insanlara üstünlüğü bir ara tabi konuşuluyordu, olacak tabi, görüşecek. İşte soruyorlardı sorular, bir tanesi sormuştu, tasavvuf hakkında tarikat hakkında Kuran-ı Kerim'de ayeti celile vardı diye, Biz dinimizi kitabı kelime aklımıza göre yorumlamayacağız. Aklımızın ona uygunluğuna bakacağız. İşte hata buradan ileri geliyor. Hadis-i Şerifler bitti Kuran-ı Kerim üzerinde münakaşalar yapılıyor bu olacak bir şey midir? O Allah'ın kelamı. Ve göreceksiniz Kuran-ı Kerim'de akla uymayan esasları var buyuruyor. Rabbi Zülcelal'imizin kelamı bakın ne buyuruyor. Allah'ın ayetlerini düşünesiniz diye, böylece Rabbi Zülcelal'imiz Kitaba güzelim ayetlerini açıklamaktadır, aklı edesiniz diye.
Onu anlama için aklı edesiniz diye inanıyorum. Bak biz akıl üzerinde kuracağız dedik ya o aklı kül şudur, aklı kül yaratılış sebebimizi bilmek, eşyanın hakikatine eğilmektir. Aynen Muhyiddin Arabi hazretlerinin buyurduğu gibi siz öyle bir hale geleceksiniz ki hayvana çizimle konuşeler ama orada sofra kurmayı geçin. Nebatat konuşeler orada da durmayı geçin. Cemada konuşacak cansız varlıklar orada da bulunmayı geçin istikamet üzere bulunun. Gönlüme bu tevazu hali çok geliyor. Cenabı Hak cümlemize oturuşumuzda, kalkışımızda, insanlarla bu amnemizde tevazu çok önemli. Kul olmayı mı, peygamber olmayı mı derken Efendimizin kulluğu seçtiğini biliyorsunuz, biliyoruz. Efendim, efendim onların halini bitiremeyiz de hepsi birbirlerine benzeri. Kemal ehli Kurçu olur bunu ifade etmiş zaten. Böyle birer böyle bir halife bırakıyor. Esabi Elbili Hazretleri gibi birer Sami Efendi gibi bir sultandır.
Salih sultan gibi bir er, Hacıhasen Efendi gibi bir sultandır. Var mı baş ömründe? Veliler nasıldır Ya Resulallah, şu Aksaray'a geldiğini anlatacağım bitmez, Neşirlik bir sultan yok. Davet ediyorlar, davet ettiklerinde buyuruyor ki kirazın yaprakları şöyle olunca varmıyor diyor. Şimdi hiç kimse unutamadı. İşte Bahar Bey siz de varıyım. Ne güzel bir ifadede bulunuyor. Geldiğinde bulunduğu evde o ev sahiplerinin hepsi erkeğinden tutun aile reisinden çoluğuna çocuğuna kadar aşık oluyor bakıp da ağlıyorlar. Mekke'de, Mekke diye birisi var. İmamın hoparlörününü taşırdı. Mikrofor mü diyeceğiz? Mikroforunu taşırdı. Şimdi kaldıkları ev sahibi ve etrafı hepsi bir ayna gibi olmuş. Üstadımız Hazretleri Hakk'a da Hukuk'a çok riayetlerdi. Para göndermişler işte evlerini de tanıyordur. Adam çok gülmüş demiş ki Hacı Hazreti benden para aldırmıyor demiş.
Bildiği ki yok ama görüştükleriyle çok gelin bizler bırakmış. Unutamıyorum. Ne ettin sohbetlerde? Gelirlerdi böyle tanıyorum isimlerini söylerim onu mu vereceğim? İyi olur. Gelenlerden bir tanesi demişti yani Hacı Hasan Efendi niye konuşuyor dedim. Niye konuşuyor dedim. Otursun yeter dedi. Otursun biz bakalım karnımızı doyuralım. Yalnız isim olarak şunu diyebilirim doktorlardan iyi bir doktor da ama Mustafa Akçov diye Kayseri'den vefat ettirdin, o uşağa olsun gelirdi, Efendim dedi biz bir ay akümüzü dolduruyoruz aküyü dolduruyoruz bir ay devam ediyor tekrar geliyoruz diyor. Mühim olan aküleri doldurmak ama alıcı da önemli. Verici zaten belli. Bunu Abdulkadir Geylani Katlesallahü hazretleri siz ne kadar aldıysanızysanız biz o kadar vericiyiz. Vericiyi düşünün, verici Arsullah, Kensullah ve Beytullah olunca artık o deryada neler olmasın.
Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam ve bize Ebu Hüreyre Hafızasından şikayet edince eteynazmurlu bir şeyden akar gibi yaptı ve unutmak vaadi olmadı diyorum. Beş binin üzerinde hadis rivayet edilen Nursirun deyince. Çok hadis rivayet edenlerden birisidir. Cebrailullah'ın da mesela bir tanesi değil Yahyaoğlu da bizim merkez bayislerimizden Hacı Hasan Türkmen oldu ama gerçekten temiz bir insandı. İmanı kurulmuş bir kimse idi, mütevazit, misafirin neyi öyle kılavuzlar bir yanlaya çıktığını bilirim. Yanlaya çıkar ta dışarıda eli Dursun'de dört yaşında üçüncülar öyle durdu. İskin oluyoruz. Bu bir an hedefi ilerledikten sonra ilim tahsil etmeye başlar Fakat çok zeki de bir zat. Hocalar pek okutmazlar. Okutmayın, sebeplerinde çok soru soruyor. İşte şunun sebebi nedir, bunun sebebi nedir, bir soruyorum. Bundan herhalde rahatsız olmuş olmalılar, okutmuyorlar.
Efendimiz Hazretlerine gelmiş, Efendimiz okur buyurdular. Hasan Ali'de seni de Allah'ı korkutsun demiş Ceyheyceler. Kadı Beydavi bilenleri vardır çok ağır bir tepki. İnanın müptezası şöyle başhakaledir zaten, haberi çok sonra gelir. Alı bir tefsir, ondan başlamış. Celaleyn'den başlasa ne ise, tefsir-i müessir bunlardan başlasa ne ise, yok. En alıp tefsirden başlamış çözemediğim hiçbir ibare yoktur. Onun için rabıtamız güzel olsun. Rabıtaamızda gönüllerinden doya doya içmeye çalışalım halimiz ancak öyle güzel efendim. Bak bugün görüştük yok. Ne gün görüştük biz? Asabada görüştük, dün görüştük biz. Bugün cumartesi değil mi? Hah dün görüştük. Ricanı Hüıyetten bir zat geliyor üstadımızın mübarek hayatında der ki Sami Efendi Hazretlerinin evlatları içerisinde hayvan siması göremiyorum. Şimdi diyorum bizim Halid'e. Bak her gün tartılıyoruz yerine göre kilomuz kaçtı.
Her gün tartılanıp kalbimizde Resulullah'ın sevgisi ne kadar Sen de Allahü tealanın, Cenabı Hak'ın sevgisini ne kadar? Onun sevgisine muhabbetine vesile olacak kimselerin kimselerin muhabbeti kalbimizde ne kadar bunu ölçelim ve biçelim. Şimdi okuyamayacağım bunlar ne bitecek ne de tükenecek beyitleri. Çok hadis yediler almışız akıl hakkında ama şunu söyleyeyim, hikmet ehli kimseler olur hesabı. Allah'tan nurun gelmesi için gelmesi için gönül alemimizin rabıta ile istiğfar ile tehhitler ve sellem ile uhrevelerle temizlenmesidir. Fakat burada El Abdül fehnun akıl bir anlayıştır ve basiretül gönül gözlerini açılmasıdır. İlim ve ilimle artar, tecrübe ile Cenabı Hak bunu arttırıp akıl anlayışı bölük gözlerinin açılmasıdır. Eğer edep yok ise o akıllı diyen insanlar yok olmuştur. Akılsız edep de hatrün ölümden başka bir şey değildir. Efendimizin son bir hadis-i şerifiyle bitirelim.
Efendimiz buyuruyorlar Sallallahü Aleyhi ve Celle, tedbir gibi akıl yoktur. Mesela şimdi cihat anlatılırken mi böyle ben cesurum deyip de düşmana karşı durmak değildim. Buna ne derler? Buna bir söz sadece ama hatırlayabilirsem değilim. Bunun zıttı cebanet kaçmak korkaklık da bu ise atılmak işte. Güya bir cesaret gösterisi içerisinde olmaktır. Akıllı olmak nedir? Tedbir almaktır. Düşmanın silahına göre silahlanmaktır. Eğer bizim harp sanayimizde güçlü olmasa görüyorsunuz durum ne hale gelir. Savunma sanayinde güçlü olma bedeli neticesi Cenabı Hak başarılarımız veriyor, sebebi esanı. Düşmanlarınıza karşı güçlü rehber hazırlayın diye buyuruyor. Bu denizme de en güzel cevaptır. Kainatı Cenabı Hak yarattı, ondan sonra istinkaf edip yere çekildi değil. Bizi yaratan elbette ki bizi en güzel şekilde biliyor ama hareket tarzımızı ayarlanmıştır. Bugünkü teknoloj…
Kaynak transkript servisinin gösterim sınırına ulaşıldı.