İlahi Aşk ve Şükran Duası kaydında Yönüne ne varsa onun eser. Baktığı ve eşyada onu görenler, eserden bu esire geçerlerdir. Kainatı insan için, insanı da zatı için yaratan Rabbimiz bir hadis-i kudsisinde şöyle buyurur. Bilmiş olunuz ki her cesette bir kalp vardır. Her kalpte bir gönül vardır. Her gönülde bir sır vardır. Her sırada bir gizlilik vardır. Her gizlilikte daha…
Yönüne ne varsa onun eser. Baktığı ve eşyada onu görenler, eserden bu esire geçerlerdir. Kainatı insan için, insanı da zatı için yaratan Rabbimiz bir hadis-i kudsisinde şöyle buyurur. Bilmiş olunuz ki her cesette bir kalp vardır. Her kalpte bir gönül vardır. Her gönülde bir sır vardır. Her sırada bir gizlilik vardır. Her gizlilikte daha büyük bir gizlilik gizlidir. İşte ben bu gizlilerin gizlisindeyim. Hakikate aşina Yunus Emre dillendirir bu gerçeği. Sensin bize bizden yakın. Görünmezsin hicap nedir? Ayı bu yok, dörtlü yüzün üzerinde nikah nedir? Şeri ölçüler içinde kendini bulma saadetinde yine Yunus Emre açıklar bu gerçeği. Severim ben seni candan içerim. Yolum vardır bu erkandan içerim. Beni ben de demem. Ben de değilim. Beni ben de demem. Ben de değilim. Bir ben vardır bende. Benden içerim. Şeriat, tarikat yoldur varana. Hakikat marifet ondan içerim.
Süleyman kuş dilin bilir dediler. Süleyman var, Süleyman'dan içerim. Mi? Mevlana Celaleddin Rumi Haddi Sallallahü Sırrahah'da aynı dili konuşur. Senin içinde bir can var. O canı ara. Hak Teala'ya haine olan insan gönül hayatında Rabbimizle alaka kurmak ister. Ayrılmaz ondan. Biraz izahı gerekebilir. Allah'a Celle Celalü ayine olan insan demek sıfatlarıyla, isimleriyle, fiilleriyle. Zatının tecellilerine mazhardır. Bu cihetiyle. Esma'sının tecellisi isimlerinin, sıfatlarının fiillerinin ve zatının tecellisiyle. Abdullah Em Nibacı Kaddesallahu sırra şöyle demiştir. Allahutaala'yı unutmak, ondan gafil olmak, cehenneme girmekten daha şiddetli bir haldir. Duyduğu her ses onu hatırlatır. Şöyle demiştir. Hacı Abdülhalıkı Vuhdevani Hazretleri, katdesallahü sırra ve bağlıları çarşı ve pazarda gezerken, halkın ve satıcıların gürültü ve sesleri kulaklarına zikir gibi gelirdi.
Onlar zikirden başka hiçbir şey işitmezlerdi. Allah'ımızın isimleriyle müsemma olunca onun tecellisine eğilince, ilahi ahlak ile ahlaklanınca hep onu çağırır. Niyazi-ı Mısfi bakıp cemali yare çağırırım dost dost. İl oldu pare pare çağırırım dost dost. Aşkın ile dolmuşum, rühtümü yanılmışım. Mestüm müdam olmuşum, çağırırım dost dost. Said Bin Müseyyeb. Bir kaynak olmam lazım. Bismillahirrahmanirrahim. Said bin Müseyyeb bir hadisi şerif için günlerce gecelerce günlerce gecelerce yolculuk yapardım demiştir. İmamı Şabi kendisine hatırlatılan üç hadisi şerif için Rahmetullahi Ali, Kufe'den Mekke'ye gittiğini söyler. Tabii kilometrelerce uzağı. Çok güzel. Uzadı. Hudyi binaya yazdı. Haddi sabrau sırrı der ki çoğu kere geceleri oturur, fıkıh müzakere ederdik. Çoğu kere sabah ezanı okununcaya kadar kalkmazdık. Hafız İbni Kesir Buhari'nin Rahmetullah Ali hayatını anlatırken şunları söyler.
İlahi Aşk ve Şükran Duası kaydında Yönüne ne varsa onun eser. Baktığı ve eşyada onu görenler, eserden bu esire geçerlerdir. Kainatı insan için, insanı da zatı için yaratan Rabbimiz bir hadis-i kudsisinde şöyle buyurur. Bilmiş olunuz ki her cesette bir kalp vardır. Her kalpte bir gönül vardır. Her gönülde bir sır vardır. Her sırada bir gizlilik vardır. Her gizlilikte daha…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Buhari gece uykudan uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen faydalı bir şeyi yazardı. Sonra lambasını söndürür yatardı. Tekrar kalkar, tekrar kalkardı. Hatta bir gecede yaklaşık yirmi defa kalktığı olurdu. Taberi yüz yıl yaşadı. Yazdığı eserler yetmiş beşi aştı. Zekvani diyor ki Taberani'ye çok hadis rivayet edebilmesinin hikmetini sordular. Otuz yıl hasır üzerinde uyudum diye cevap verdi. Sabitel-Münaniye mezarına indiren iki arkadaş, bu zatı mezarına indiren iki arkadaşı onu kabirde namaz kılarken görmüşlerdi. Definden sonra gidip hadiseyi kızına aktarınca o da dedi ki babam elli yıl boyunca geceyi ihya eder ve seher vaktinde ellerini kaldırarak Allah'ım eğer kabirde birilerine namaz kılmayı nasip edeceksen bana da nasip et diye dua ederdi. Sabitebb Günani ömrü boyunca gece ibadetinden daha zevkli bir şey tanımadığını söylemişti.
Sufyani Sevri, Rahmetullah Ali, gece namazında ayaklarına biriken kanın geri dönmesi için gündüzleri başını yere koyup ayaklarını duvara yaslardı. Ali İbni Bekkar Rahimehullahüteala kırk senedir beni güneşin doğmasından daha fazla üzen bir şey olmamıştır diyor ve geceleri iple çekiyordu. Fudayl ibni Ayaz Rahmetullah Ali ise güneş batınca Rabbimle baş başa kalacağımdan dolayı sevinirim doğunca da insanlar yanına geleceğinden ötürü üzülürüm itirafımda bulunuyor ve halvete olan iştiyakını ifade ediyordu. Ebu'd Derdi Radıyallahu Anh'a göre gündüzün orucu gecenin ibadeti olmadıktan sonra dünyada kalmanın bir ehemmiyeti yoktu. İbnü'l Mekkedire göre ise dünyada zevk olarak sadece şu üç şey vardı. Gece ibadeti, dostlarla sohbet ve cemaatten. Bu bir hüsran akışı tarikında dostlarla sohbete çok ehemmiyet verirler. Hatta öyle imsan olanlarla da değil. Daha bir yüksek. Daha bir üstün.
Artık bu fenafillah olur, beka olur. Bu hallere gelmiş kimselerle sohbeti çok isterler. Vuhani ve manevi gelişimi bir noktada böyle görülür. Ehlullah ile sohbet onlara büyük bir gıdadır. Bulamadı diyelim. Gönül olarak görüşür, kalp olarak görüşür. Halbini Allah'ın dostlarına rabıta döneminde teslim eder müsaade buyurulan kimseye. Murataba halinde aleyhüssalatü vesselam Efendimizle artık Cenabı hakk'ın tecelliyatıyla dost olurlar. Ama mutlaka hayırlı bir arkadaş onlara çok büyük bir faydalıdır. Bir defasında Abdullah İbn-i Kays karşısına almış ve ona şöyle nasihat etmişti. Geceleri teheccüde kalkmayı asla ihmal etme. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hiç terk etmedi. Hastalandığında veya çok yorgun olduğunda bile bunu ihmal etmez. Oturarak olsun yine kılardı.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye teşvik ettiklerinde ashabı ilk olarak geceleri değerlendirmeye teşvik etmişti. Buyurdular ki Resul-i Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem aman geceyi ihya edin, gece namaz kılın, rukua ve secdeye varın çünkü ashabimle ve Gündüzki halleri şununla bununla hiç meşgul değillerdi. Zaten bunu bir müridin takip edeceği edep olarak sıralarlar. Aman gıybet etmeyin, gıybet olunan meclislerde de durmayın, kendinizi muhafaza edin, koruyun. Bunu çokça tembih ederler ve gece ibadete teşvik buyururlardı. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Medine İbni Ebere'de Ashab-ı Güzin efendilerimize bunu tembih buyuruyorlar. Zaten onu görünce onların geceleri gündüzdür. Mesela şu hayatta aleyhüssalatü Vesselam efendimizi gece görecek olsa artık onun hayatı değişir. İşte asıl görmenin belirtileri budur. Mesela rüyada görüyoruz.
Gerçek görüşün anlamı şu hücreleri tamamen değişir. Hayatı değişir. Yaşantısı değişir onun. Değil ki onu bizzat dünya gözüyle görenler elbette ki Kuran-ı Azimüşşan'da vasf olmayan kimselerdir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ey insanlar aranızda selamı yayın, fakirleri doyurun ve insanlar uykudayken ibadet edin, Böylece selametle cennete girersiniz. Bu Furkan suresindeki ayet-i celile son kısmı, onlar gecelerini secde ve kıyamlarda geçirirler. Ubeydullah bin Ahrar der ki İbni Mesud Radıyallahu Anh Kuran'ı üç gecede hatmed, gündüz okumasında çok böyle gündüz okumasından da çok az istifade ederdi. Zaten Kuran-ı Kerim bilhassa gece okudu. İbni Siir'in bildiriyor, temimetdari bir rekatta Kuran'ın tümünü okudu. Bu onlar için zirk. Şunu diyeyim de zor gelmesin. Mesela ibadeti dil ile yapanlarımız zorlanır. Şimdi kalp ile yapanlarımızda zorluk olmaz. Ama muhabbetle yapan da ne ki o?
Onlar için yani Kuran'ı bir rekatta hatmetmesi ilahi bir zevk bu. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'ın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gece gündüz hiç ayrılmadı. O bir zeka ve hafıza kahramanıydı. Gecenin üçte birinde uyur. Üçte birinde ibadet eder, evrak ve ezkarını okur, kalan üçte birinde de hafızasındaki hadis-i şerifleri unutmamak için tekrar ederdi. Aynı zamanda o bir ilim adamı, bir fakih, bir hadis hafızı da olmuştu. Bir gün mescitte Allah'ım bana hiç unutamayacağım bir ilim nasip eyle diye dua ederken Allah'ın Resulü duymuş ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidi ihtizaza getirecek şekilde, yani ihtizaz dili, mescitteki Ashab-ı Küzün adeta titriyor. Böyle mescidin duvarları da duvarları da böyle bir harekete geçercesine Allah'ım amin demişti. Şimdi Ebu Hureyre Hazretleri'nin yapmış olduğu dua dikkat edersek hepimiz için olur. Şimdi Zümer suresinde geçer.
Başka diğer surelerde de var. Hatırladığım Lokman suresinde de var. Daha değişik surei celilei cemilelerde geçer. Bu ümip olmak. Aslında inşallah bunu yakalamaya çalışalım. Öyle rabt olduğumuz zaman Cenabıhakk'a tam rabt olmak. Bak bir hadis kutusu geçti burada. Allah'ımız ancak şu kadar diyebilir, bize bizden yakın. Alimun birvet-i shudi. Gönlün en derin derin derinliklerine vakıf. Allah'ımız bizden tam bir dönüş istiyor. Mesela Kökçe diyoruz ya yine de, çay içeceğiz, Bir kardeşimizden anlaş anlatılıyor. Bu eski zamanlarda neden? Bir bardakla verdiği çayı ikinci defa yenmiyor. Bardağı yıkıyor, tekrar çay koyuyor. Böyle diyor titizdi. Şimdi bir bardağa diyelim ki ağız kısmı sararmış. İçinde de böyle uygunsuz haller var. Ona çay koyabilir miyiz? Çorba içeceğiz. Şimdi kap bulaşık, katiyye. Allah'ımız gönül kabını temiz istiyor.
Riya istemiyor, kibir istemiyor, ucub istemiyor, benlik istemiyor. Bu ne ki? Havatır istemiyor. Hatta ahiret havatırı bile istemiyor. İşte cennette huriler var. Bu da olmayacak. Sırf Mevla, Ebu Hassane Harakan Hazretiallahu Sırra buyuruyor ya Allah'ımız kırk yıl kalbime nazar eder, kendinden başkasını bulamaz. Ancak mühim olanlar bunlardır. Öyle ki onlar hayatları mesela nefes alıyoruz ya, o nefesi son nefes gibi görürler görürler. Kalpleri de tamamen mahzun bir şekilde Cenabıhakk'a karşı böyle bir zikir haline geçmektir gafletten kurtulup uyanıklığa ermektir. Daha bu uzun devam ediyor. İnşallah uygun vakitte devam eder. Yalnız şunu unutmayalım. Böyle kaydedelim bunu. Kaydedelim. Allah'ımıza tam bağlı.
Böyle gönülden, biz böyle diyoruz ya ahiretin, saadet İbni Muaz Hazretleri diyor ki benim diyor hatırıma namazda dünya gelecek olsa, ben diyor o dünya hatırıma geldiği zaman namazı diyor iade eder. Eğer hatırıma benim ahiret uçmağı gelse seyir secdesi yapar diyor. Bak bu. Bizim şununla bununla efendimizin dediğini bir daha diyeyim. Babamın diyor ihvanlarını hep ricaullah olacak zannettim dedi. Bu ricaullah olmaz. Dört dakikada Medine'ye varıp, Mekke'ye varıp sabah namazını Mekke'de, öğle namazını Medine'de, dikindi namazını Mescid-i Aksa'da kılan demek. Fakat dedim üç geçi beş boyun, bununla beş balık buldulardınız. Üzüldü efendim zamanı. Ne lüzumu var? Bak elhamdülillah atımız var, arabamız var. Evimiz var, barkımız var, yiyeceğimiz var, içeceğimiz var. Şükürler olsun Mevla'ya. Allah'ımız mahzun koymuyor bak. Nimet bahşetmiş. Hasta bakıcıların bile ücreti var. Hastanın ücreti var.
Yani bir nimet. Bir yazarı çok eleştirdiler, boşuna eleştirdiler. O da dedi ki artık nimete hep mazhar olduk da açgözlülük başladı dedi. Bizim dediğimizin biraz izahı gibi layık olmayarak diyorum ama. Rahatlığın içinde rahatsız oluyoruz diyoruz ya, tabii başta kendimiz rahatlığın içinde inan rahatsız oluyoruz. Ne nimet bu nimet? Sonra bütün dünya krizde şu anda. Bu hastalık öyle basit bir şey değil. Sonra yine görüyorsunuz suların çekildiğini, o Beyşehir Gölü'nde hiç haberiniz öbür türlü. Bak tanığı Allah korusun iyi yalvaralım. Allah'ımızın nimeti çok ağırdır. Eğer kadrini bilmezsek Allah'ımız gözle görülemeyen küçücük bir virüsle dünyayı ne hale getirdi? Daha da ne bunun uçları ne bunun dalları meydana geliyor hesap edilemez. Başka gelmiyor. Bak Türkiye'de bir taneydi için beş tane çıkmaya başladı. Değişik bir şekli mutasyona vuruyor diye.
Onları rastkamıza çöpsünelim, yalvaralım, yakaralım. Kendinizi az zannetmeyin Elhamdülillah. Birimiz bin olacak aşk olalım, muhabbet olalım, yalvaralım selamız. Allah'ım zimmeta ağır. Şükrünü eda etmemizi istiyorum Mevlamızı. Bu kadar nimet ne yani? Bu kadar insan. Ya, bir mahallede arabalardan geçinmiyor. Bak, bulaşık makinesi var mı? O var. Ondan sonra şeyimiz var, çamaşır makinelerimiz, herif. Difriz diye kim bilirdi de difrizi? Hamdilerim inşallah Rabbim da şükredelim.