Allah için samimi olmak ve terkurriye fimamele tihi muamelesinde gösteriş yapmamaktır. Asfahu ve ne gau min şevbihi. Asfahu onu saf, temiz, arı, duru hale getirmek. Ve nekau bu da aynı manayı içerir, pak olmak, temiz olmak. Min şevbihi karışıklıklardan, o uygunsuz hallerden. Filgurenil Kerim Kitabı Kerim'in de Mevla-yı Zülcelal Essavbillah Ey insanoğlu hiç kuşkusuz hakikatin ta kendisi olan ve mutlak doğruyu ve gerçeği gösteren bu kitabı sana biz indirdik. O halde arı, duru bir inançla Allah'a Celle Celalühü yönelerek ve yalnızca onun otoritesine boyun eğerek kulluk ve ibadet et. Rabbi Zülcelalimizden haber vererek Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz İhlas benim sırlarımdan bir sırdır. Kullarımdan sevdiğim kimselerin kalbine onu yerleştiririm. Fil istilah I sufiyye, büyüklerimiz katında, el İmam Caferus sadık, İhlas bütün üstün amelleri içerisinde toplar.
Amellerin en üstün olanını toplar kendinde. Ve huvve mana biftahuhu el kabul iflasın anahtarı kabul, hak katında kabul ve tevkiuhu errıda ve Cenab-ı Hak'tan razı olmak ve Allah'ın da kulundan razı olması. İbrahim bin Nedhem, katdesallahu sırra el İhlas ve sıdgunniyeti maallahi teala Cenabı Hak ile niyetin doğru olmasıdır. El-ihlas, en yekune zahiran, zahirul insan ve batınu ve sükunuhu ve ve sükunuhu ve harekatuhu halishan lillahi teala. İnsanın içi ve dışı, onun sükun halinde olması ve harekette bulunması hep Allah için düzgün bir niyette. Şükut etse de öyle, unutsa da ne iş yaparsa yapsın. Nefsin arzu ve istekleri ona karışmaz. İnsan için de bir şey yapmaz, insanların bir beğenisi gibi bir şeyi de kat'iyyen gönlünde barındırmaz. El İhlas, İnsanların görmesini istemez. Mevlana-i Zülcelal'e devamlı nazar, bu nazar demek onu gözetlemek, Rabbimizin emrini gözetlemek suretiyle.
Şimdi incelendiği zaman hep ortaya çıkar. Mesela günümüzde çokça görülüyor, iş hırsızlığı var. Mesela bir görev veriliyor. Bu milli eğitimde de olur vesaire diyanette de olur. Mesela görevlerdeki suistimal nedir, ihlassızlıktan olur. Mesela ek görevler olur bazı, ek görevler onları şu şekilde yürütürüz diye nefsani bir arzu ile geçiştirip gitmek. Bu hep ihlassızlıktan olur. Samimi olursa, sıkı tutacak olursa, her şey en güzel şekilde devam eder. Bakın bunu inançsızlar söylüyor. Şu camiler bizim elimizde olsa biz batıl görüşlerimizi hakim kılarız diyor. Efendim. Bizim İpek hocamız Rahmetullah ağabey, faizdi ve kendisi böyle konuşmaya çıksa, tabii birikim var, çokça talim etmiş gece gündüz kitap okuyor, mütalaada bulunuyor. Ben diyordu, çıksam kürsüye, Cuma günü mesela Diyanet'in bize vermiş olduğu bir görev. Bazlık vazifem mi?
Hiç kitaba bakmadan kırk beş dakikayı çok güzel bir şekilde durdurur bunu. Ama aldığımı helal etmek için bir o kitaba, bir diğer kitaba bakmak suretiyle adeta bir işçi gibi, bir amele gibi, inşaat da şarjı amele gibi yoruluyorum diyordu. Bildiğim halde aman rızkım helal olsun diye, bunlar hep haktır, oldu, her şey. Şimdi biz ibadet ve taati daha ziyade seccade üzerinde tesbihte görüyoruz. Yemin etmeyin de bu değil. İbadetin yapılma amacı zaten muamelat için. Muamele mesela ev ile muamele, ticaretle muamele, insanlarıyla muamele, işte şunu şuradan biz hallederiz, şunu şöyle idare ederiz, bunlar da yürümez, bunların tek tek Allah indinde hesabı var. Tek tek hesabı var Cenabı hakk'ın katında. Bu şeha fiilinden güçlü bir istek demek. Mesela bir yemeğe olan iştah da olur, arzu da olur. Ondan sonra diyelim ki bir mecliste üstün olma arzusu olur vesaire. Bu anlatılır gider.
Şehevi arzular, istekler nefsin arzularından tamamen kurtulmuş. Tabi bunları anlatınca insan bunun tedavisi nedir diye hemen gönlüne düşüyor. Tedavisi aldığımız Evrad ve Ezkar, Sami Sultanımızın eserleri, üstadımızın sohbetleri, bunun yanında İmamı Gazali, İmamı Şarani, Rahmetullah Ali Mecmain, böyle kıymetli eserleri mütalaa ile olacak. E üstadımızın eserleri diyorsun, ne geçiyor orada? Hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, yol gösteriyor. Tevhid ehli indinde ihlas ve ve hurucul halkı minannaları ile in fi fi'l-ihlah. Yaptığı işte güç de nasip yiyormuş mu, beğendiniz mi? Bir iş başardığımız zaman, işte diyelim bir hediye diyelim, çok çok seviyoruz biz bunu. Hediye gönderdim, aldınız mı, beğendiniz mi? Bilmem. İnsanların bu övgüsünü elde etmek bizi riyaya götürüyor, yaptıysak Allah için. Teala Bu iflas öyle bir Allah'ın Celle Celalühu, ihsani ki Melek dahi onu çıkaramaz.
Bu, şu melekler iki dudak arasından çıkanı kaydediyorlar ya, o gönlün işi olduğu için Rabbimiz katında Celle Celalühü, ne de nebiyy-i mürser, diğer hadis-i şeriflerde de geçmektedir, işte ne de şeytan dahil olabilirdir, ikdası olan kimselere. Artık gönül arınmış, durulmuş, temizlenmiş, evradı güzel, raultası güzel, zikri güzel. Böyle azalarımıza da sahip olursak, en çok kaçırdığımız yerler kaybettiğimiz noktalar azalarımız olmuş oluyor. Böyle ahiret hazzı bile kalmayacak, burada demek istedi, Ebu Abdurrahman es-Sülemil bir tefsir sahibi, küçük bir veli bu, söyleyen ibaretse. Hem dünyevi hazlar ve lezzetler yok, ama biz çok güzel elbiseler giyiyoruz, Ondan da memnun oluyoruz, ayakkabı giyiyoruz, seviyoruz biz. Giymeyi de seviyoruz, yemeği de. Hep bunlarda Mevlayuzü celali görmek. Mesela elbisemizse, en güzel elbise takva-i bası diyebilmek.
Yediğimizde Marifetullah'ı gönlümüze yerleştirebilmek. Bu midenin taamından ziyade, kalbin taamının bunları tefekkür edebilmek ve murakebenin çokluğu. Zaten murakabe de biliyorsunuz Süheyldai Derun denilen o nokta, siyah nokta nimet. Allah'ımızın nuru indikçe, indikçe, indikçe artık görünmeyen alemler görülmeye başlıyor, hep oradan başlar. Bu böyle az bir çalışmayla neyle olmuyor. Mesela Ramazan-ı Şerif'te biraz yoğunlaşıyoruz. Bu yoğunluğumuz her zaman olacak, artarak devam edecek. Allah korusun. Amelimizde Amelimize bir başkasının görmesini, arzu ve isteğini tamamen çıkarmak. Zaten ihlasa eridiği zaman o kimseler bunlar kendiliğinden olur. Hep bu dediklerimiz birbirleriyle ilintilidir, hep alakalı. Zaten mesela imanda kemal olsa ilimde de kemal olur. Mesela Tarife-i Aliye'de gösterdikleri böyle haller var, makamlar var. Onlar neler hep halloluyor.
Bu hedefi, bak efendimizin okunuyor güzel şiirlerinde var, hedefini gözetmek lazım diyor. Hedefi gözetlediğimiz zaman hedefimiz kulluktur. Bak kullukta en yüksek hale getirmeye çalışıyorlar. İhlas ne demek, kulluğu en güzel şekilde Rabbimize sunmak demek. Her şeyden kalbi kurtarma. Ne dünya kalmış, ne ahiret kalmış. Mevla, birden kalır mı bu Mevla kalpte, bunu güzel güzel söylüyoruz. Şimdi oturduk, size sunuyoruz. Diyoruz ki, kalbin Mevla'dan başka bir duygunun kalmaması. Herhalde okula giden birden beşinci sınıftan başlamıyor. Yüksek okullarda da üniversitelere hazırlığı birinci sınıfa neyi atlamış, ondan sonra en son sınıftan başlamıyor, emmareden başlar bu. Murakabede yüksek bile, gönlümüzü ta arşaazama açsak bile nefsin zerre kadar bir kalıntısının bulunmaması icap eder. Bak biz menkıbe deyip geçiyoruz ama ne güzel sözler söylemişler.
İbrahim ve Ethem Hazretleri o belih'te kaldı deyince, Üstad Hazretleri diyor ki şakiki belki, katdesallahu sırra belki. Tam kesin ifade edilmiyor. Demek diyor Belikin padişahlığının kokusu var diyor, zerre kalmayacak diyor. Nur üstüne nur olacak. Biz kalkmışız burada gerçekten çok yüksek hallerden konuşuyoruz. Nefsime söylüyorum bunu aynı zamanda. Diyoruz dünya bitecek arzusu, ahiretin arzusu da bitecek, sırf Mevla kalacak. Buna ulaşmanın yolu nedir bunu anlattım. Demek ki efendimiz bizi çok iyi test etmiş. Emmare, levva me'mü'l-emme, mutma'il, ancak. Hep bunlar ne yapsın, ne anlatsın ki? Bunları geçmedikçe onların bulması mümkün değil. Mesela ne diyorsun, alttan derslerini temizle, alttan derslerini ver diyor, sen daha birinci sınıfta kalmış birkaç ders, ikinci sınıfta kalmış. Üçüncüsü bunları tamamla da öyle senin diplomanı veririz diyor. Bunun gibi işte.
Bunları tamamlamadan mümkün değil bu eksikleri. O zaman oturup derin derin tefekkür edeceğiz. Bizim aile hayatındaki eksiklerimiz nedir? Ondan sonra iş ortağımızla vesairle, insanlarla muameleden neden ne durumdayız biz? Bunu tek tek tek tek kontrol etmeden olmuyor ve mümkün değildir. En çok korktuğumuz bul hakları, en çok. Bunlar yerine getirmeden olmaz. Geliyorlar çok güzel tabi soracaklar. Biz nasıl ıslah oluruz? Biliyor aslında. Biliyoruz. Nasıl ıslah olacağız? Biz verilen Tevrat ve Ezkarine, o okuduğumuz eserlerine de mesela Tezkilatü'l Evliya'yı tavsiye ederler, çok sayıda okunmuş. O zaman makbul da değilmiş. Okunmuş, mesela biz Şakiki Belke miyiz dedik? Şakiki Belke kırk deve yükü kitap okudum, bin yedi üstada hizmet ettim. Allah'ın yolunu şu dört şey ile buldum buyuruyor. Birisi rızk için emin olmak.
Rızk için kalkıp da faizlere, bilmem planlere girmek değil, biz bir kere ayağımızın yere değmesi iyi basmamız lazım. Burada yillarca üstadımızın sohbeti, mesai görüşmeler üç kere diyor faize gittim diyor. Üç kere diyor, o kadar duymama rağmen, biz bir kere tıraşımız gözümüzün önüne insi kalkmışız, biz fenafillah, bekabil, evet anlatılacak imrenme babında ulaşmak için nerede, nerede? Ondan sonra, rivayet edeceğimiz böyle beşeri münasebetlerimiz, bunu izah et biraz aç derseniz, Allah'ımız bizi yeryüzünde kendi namına hükümlerinin gerçekleşmesi için yaratmıştır. Ağzımıza lokmayı girdirdiğimizde de bu hilafeti düşünmek, Ağzımızdan çıkan her sözle bu hilafeti düşünmek. Ayağımızı bastığımızda her adımda bu hilafeti düşünmek. Bakın o zaman nasıl mutmainne sıfatı tecelli ediyor. Allah'ın izni. Yani bu hatalarımızı, eksiklerimizi tamamlayarak gitmek gerekiyor. Yoksa mümkün değil.
Yani İhlas, ve ifradul Hak sübhanehu teala bidrabudiye. Bu ne demek bu? Yani öyle mübarek kimseler söz söylüyor ki, kim olduğuna bakıyorum İmamıuku şeyri, ama bu zat kim onu belki tam ifade edemeyebiliriz Allah'ın yüce bir veli su. Abdülkadir Geylani benim için sözleri var, mübarek kelamları var. Hadi, Ne yapalım, böyle ifade ediyorlar mübarek veli ile. Hakkı müşahede etmek suretiyle diyor, halkı aradan çıkarmak, Mevla için yapmak diyor. O müşahede hali nedir? Gerçekten kendimizi biz burada sorguluyoruz. O müşahede hali Sami Sultanımızın gençlik hali. Üstadımızın gençlik hali o. Öyle yaşlanınca neyi yapınca elde etmez onu. Daha gençken bulgular bunlar. Ne müşahede anlat? Müşahede hali hakkı bulmak, hakikate ayırmak, başka izahını biz düşüneceğiz. Siz düşüneceksiniz, düşünürsünüz zaten. Mesela bunalıyoruz, sıkılıyoruz hep boşluktan gelir o. Bu ilahi nimetlere irememekten geliyorum.
Daralıyorum, bunalıyorum, insanları görünce bir acayip, bilmem ya, hep bu içimizdeki boşluklardan ilahi güzelliklerle dolmadığı için oluyordu, eksiklerimiz. Bunu tefekkür edeceğiz, ihlas, Gerçekten bakıyorum çok yüksek haller. Burada billahi, billahi, lillahi, anillahi, hep bunların ayrı ayrı anlamı var, ayrı ayrı bunlar elde edilecek makam ve mertebelerdir. Söyle bakalım. Hüvennuru'l-arifi Hiç meblağdan gayrı değiller. Ondan uzak hiçbir halleri yok. Bak şu ömür hayatı bize bir kere, ikinci defa bize bu hayat verilecek geçmiştir, bitmiştir. O. Bir defa bu halk, ona göre sıkı yapışalım da biz de sizin dualarınızla biraz iyi olabilir. Biz de medet bekliyoruz. Şimdi şeyhi kamillerimizin evlatlarının düzgün muamelede bulunmaması onlara da büyükler, aç. Ve nuru laarifine billah Cenab-ı Hakîbe. Ve hüsnü livikaye en güzel şekilde kötülüklerden korunuyor ve nuru sır ilahi bir nur.
Dediğim gibi böyle ipin ucunu yakalayabilirsek Rabbimizin lütfuyla, o çorap çakığı gibi gelir Allah'ın izniyle. Şimdi iyi bir tutturalım, biz bir gün arabayla gidiyoruz, kardeşimiz geldi, bu içbolu oturuyor. Teybe bastık, Efendimizin sohbeti. Dedi bir kıvamımız bunu hiç dinlemiyor. Bir dedim, şahsi görünmüyor. Nasıl anlatmış, nasıl emek vermiş. Çok güzel söylemiş. Bizim anlayacağımız şekilde kafalarımıza giydirmeye gayret et. Çok güzel. Onu dinlemiyoruz tabii sohbetler var, biraz tabii insanın seviyesine göre de değişiyor eserlerin müdahalesi. Bak hep gördüğümüz kadarıyla insanda bir doyma ulaşma arzusu var, doymak istiyor. Şimdi midelerimiz doyuyor da beyinlerimizin de doyması gerekiyor. Kalplerimizin de doyması için, gözlerimizin de, azalarımızın da da nasıl duyacak, niçin yaratılmışsa onu o yolda istimal etmek suretiyle oluyor ve sonu yok.
Ruh için bir doyum olamaz, o sonsuza doğru gider. Gittikçe erişemediğimiz haller ortaya çıkar. Burada Fahreddin-i Razi Hazretleri büyük bir müfessir ve kulluk yoludur. Ubudiyeti inşallah anlarız yani kul olmak, o benim Rabbimdır, ben onun kuluyum deyip şeytana kul olmamak, nefse kul olmamak, dünyaya kul olmamak, hayvani duygularımıza, nefsin arzu ve isteklerine kul olmamak, Rabbimize kul olmamak. Bakın bir söz söylendi burada, her noktada hilafetimizi düşünebilmek, Allah'ımız halife olarak yaratıyor insan. Vermiş olduğu değer insana hiçbir şeyde yok. Elmanın dalına da uzanırken bunu unutmamak, elmanın öyle ağacın diplerini görürken de unutmamak, oradan evimize gelip istirahat anında da unutmamak hiçbir zaman. Mescide giderken de, dönerken de diyelim bir cenazedir ona iştirak de de, bir hastayı ziyarette de, her halde Bunu yakalasak yeter bak, çok güzel bir ipucu.
Kulluğumuzu her noktada götürebilmek, sadece büyüklerimizin huzurunda bir saatlik diz çökmek değil o, her zaman, her an Rabbimizin gördüğünü bilerek, böyle olsun alem muura kavuşur.