İbadette Kalite ve Edeplerin Önemi kaydında Var. Değerleri yerine gelmeyen, değerini bulmayan sular da var. Değeri çok yüksek, insana şifa kaynağı olan biiznillahi Teala sular da var. Toprağın bile kalitesi var. Çorak toprakta var, kil toprakta var, tınlı toprakta var, yılda iki üç, belki de dört defa ürün aldığımız çok kaliteli topraklarda var. Havanın bile bakıyoruz bir kalitesi…
İbadette Kalite ve Edeplerin Önemi kaydında Var. Değerleri yerine gelmeyen, değerini bulmayan sular da var. Değeri çok yüksek, insana şifa kaynağı olan biiznillahi Teala sular da var. Toprağın bile kalitesi var. Çorak toprakta var, kil toprakta var, tınlı toprakta var, yılda iki üç, belki de dört defa ürün aldığımız çok kaliteli topraklarda var. Havanın bile bakıyoruz bir kalitesi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Var. Değerleri yerine gelmeyen, değerini bulmayan sular da var. Değeri çok yüksek, insana şifa kaynağı olan biiznillahi Teala sular da var. Toprağın bile kalitesi var. Çorak toprakta var, kil toprakta var, tınlı toprakta var, yılda iki üç, belki de dört defa ürün aldığımız çok kaliteli topraklarda var. Havanın bile bakıyoruz bir kalitesi var. Yine bakıyorsunuz yiyeceğimizde, hava da var. Yine bakıyorsunuz yiyeceğimizde içeceğimizde bile kalite var. İnsan bunu arıyor. İşte kanserojen diyor, kanser üreten yiyecekler de var. Katkı maddeleriyle bu gibi yiyecekler de var. Çok temiz, doğal ürünler de var. Yiyecekte bile bir harita arıyoruz. Girdiğimiz zaman biz bir markete, bir alışveriş merkezine yiyeceklerin doğal olanına daha çok önem veriyoruz. Diyoruz ki kalite önemli. İçeceğimizde de öyle. Bir elbise mağazasına girsek bile kalite arıyoruz ve ummadı da saptıran kalite oluyor.
Eğer kalitesi yüksekse, beğenilen hakikaten dünyada isim yapmış, ün yapmış bir halite ise hiç sormaya gerek yok. Sen bu malı al diyor. Bir tarih derlerdi ki Avrupa olsun, aman Avrupa olsun, Avrupa olsun. Neden? O gün de o kalite üstündü. Diyorlardı ki aman Avrupa, o olsun. O olduktan sonra hiçbir şey aranmıyordu. Bunu bir misal olarak veriyorum size. Hep kalite aranmıyor. Elbisede kalite aranmıyor. Gömlekte bile kalite aranıyor. Ayakkabı giyeceksin, ayakkabıda kaliteyi arıyor. Ama şu kalitede, şu isimde bir ayakkabı ise onu al diyor. Daha başka her şeyde, şu mobilyada bile kalite arıyoruz. Mobilyada bile kalite arıyoruz. Biz maddede bu kaliteyi ararken ibadet ve saatte kaliteyi aramaz mıyız? Nedir o kalite? Ahlakta kalite var. Bütün yaşantımızda bizim kalite var. İnsanda kalite var. Müminlikte kalite var. Müslüman olmakta kalite var. Her şeyde bir değer var.
Allah'ımızın Celle Celalühü önem verdiği de bu kalitedir, bu değerdir. Mesela Kuran-ı Azimüşşan'da hebe en mensure yapmış oldukları amel ve taat böyle bir ufalanmış, yok olmuş bir toz duman gibi yok olan bir değerle ifade ediliyor. Hangi taat bu? Riyalı, kibirli, ucuplü, benlikli, kendimizi beğenerek, kendimizi bir başkasından üstün görerek, bir başkasına, onu görmek suretiyle ibadet ve taate şekil vermek suretiyle riyalı ameller için, hebe emmen sura, hiç mesabesinde. Allah'ımız onlara değer bile vermiyor. Hadis-i Şeriflere baktığımız zaman kişi namaz kılar, kıldığı namaz eğer Allah için değilse, riyalı bir taatse yüzüne çarpılır buyurur Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Demek ki bizim taatlerimizde de nasıl ki maddi değerlerde kalite varsa imanımızda da bir kalite var. Yazar mı üzerinde imanın bu kaliteli diye yazar mı? Yazar. Şöyle yazar. Ashab-ı Kehf'in imanında yazar mı?
Ashab-ı Kehf'in imanında o haldeyi yazar. Nedir? Bizim itikadımızda eğer bir azanın kesimi ve hayatın telef olmasından korkulacak olursa, kalbinde imanını muhafaza etmek sureti ile kafirlerin dediğini söylese bir zararı olur mu? Olmaz. Çünkü Hazreti Ammar geldi Efendimiz aleyhissalatu vesselama durumunu arz edince, kafirlerin ifadesini söyleyince, Nebi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz İman Ammar'ın kemiklerine bile işlemiştir diye buyurdu, hücrelerine bile işlemiştir diye. Bakıyorsunuz Ashab-ı Kehf'e imandaki hadisesine Esselamü öyle bir destek almış ki Ashab-ı Kehf imandaki sebatı gayreti çabası, inancının güçlülüğü sebebiyle Cenabı hak onlara yardım ediyor, güçlendiriyor ve kuvvetlendiriyor da Takyanus tevhid inancı üzerine olan kimseleri asıyor, kesiyor. Bunlar onun karşısına çıktıkları zaman semavat ve arzı yaratan diyorlar.
Tevhid inancından vazgeçmesini söylüyorlar. Semavat ve arzı yaratan Rabbimize inanırız. Bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Eğer kabul edecek olursak biz şatata şaşırmış, yoldan çıkmış, apık, supul, sapık bir harekette çılgınca bir davranışta bulunmuş oluruz diyorlar. İşte imanın halidir. Taklidi imandan tahkike geçiyor. Hazreti İmamı Azam gibi Rahmetullah Ali. Ben müminim dediği gibi. Nasıl ki Pakistan'dan Muhammed Hamidullah rahmetullah Ali geldiği zaman Sami Ramazan olup abdest sallallahuü sırra müstahazımızla görücü Derler ki nasıl gördünüz, nasıl müşahede ettiniz. Biz görüyoruz, tanıyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz ama siz ömürde bir defa gören, çok az gören bir kimsesiniz ve çok insanlarla buluşup tanışıp görüşüyor, konuşuyorsunuz. Nasıl buldunuz sizin ağzınızdan, sizin dilinizden duymak bize daha farklı olacaktır deyince Resulullah'ın bir ümmetini gördüm, bir mümin gördüm der.
Böyle bir imana sahip olmak, işte imanın kalitesi İşte biz bu kaliteyi yakalamaya çalışacağız. Alacağımız en basitinden dünyada yok olacak. Kabirde herhalde bizi ayakkabısıyla beraber kabre övünmüyorlar. En iyi dediğimiz bir başkalarına karşı siz yapmazsınız da yapan insanlarımız için övünmek, iftihar etmek, üstünlük o elbise ile onu kabre girdiren de yok. Yediği işliğiyle de kabre girdiren yok. O zaman bizimle beraber olacak o değerlere önem verip onun kalitesini yükselteceğiz. Nedir Sıddîk-ı Azam ile Ali Kerem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize emanet edilen görevin, vazifenin, emanetin sebebi nedir? Biz boşuna buralara oturmuyoruz. Boşuna gece halk evrak ve ezkarını çek, bu vazifeleri yerine getir derken bunun bir amacı var, bir gayesi var. Bu gaye yoksa doğru insanlar müminimdir diyor, ibadet de ediyor, taat de yapıyor ama bunun sebebi ne?
Bir Mürşid-i Kamil'in dizinin dibine oturup evrak ve ezkar olmanın gayesi ne? Maksat ne? İşte maksat bu kaliteyi yakalama. Bu sebeple bu kalite bilinmediği için eğer namazın kılabiliyorsun, yılda bir de, ömürde bir de haccını yapıyorsan, senden canlı gönülden bu hakikatleri bilecek olursak öyle yapışırız ki, nasıl olur? Öyle pamuk iplikleriyle değil, teslimiyetimiz çelik halatlarla öyle teslim oluruz ki, Efendimizin buyurduğu gibi ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür. Bizim içimizde ya akıl hakim olur, ya ruh hakim olur, ya imanın güç ve kuvveti bu yolun vermiş olduğu bize evrak ve ezkarla ilahi değerlerimiz hakim olur, ya da biz yok oluruz düşüncesiyle tam bir teslimiyet ve muhabbetine candan sarılmadıktan sonra bizim istifade etmemiz mümkün. Canda tereddütsüz bir teslimiyet. Nasıl ki, nasıl ki biz imanda, gaybe iman diyoruz ya görünmeyenlerin biz Allah'ınızı görmedik Celle Celalühü.
Habibini görmedik. Cenneti görmedik. Cehennemi görmedik. Kabri görmedik. Mizanı, haşir, neşir bunların hiçbirisini görmedik biz. Ama görür gibi iman etmek ne demek? Görür gibi iman etmek Hac suresinde kırk altıncı ayeti celile demek. Bu gözler kör kör olmaz ama kalp gözleri kör olur. İşte bu yolun yapmak istediği bize en büyük çalışma budur. Gel bu gönül Hak İbrahim aleyhisselama semavat ve arzın esrarını gösterdi de imanda güç ve kuvvet buldu. Ne oldu? Nemruldun ateşine doğru giderken hiç aldırış etmiyordu. Böyle bir imana, böyle bir böyle bir güç ve kuvvete, böyle bir esrara, haybe imanlarının güçlülüğü sebebiyle Musa Aleyhisselam firavundan hiç çekinmiyordu. Bunun dışında artık ifadede haya ederiz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bunların hep bu güzelliklerin kaynağıdır, madenidir. O bizim takip edeceğimiz en güzel esas Hüsve-i hazinedir. Demek ki imanda da bir halite var.
Bu yolun bizde sağlayacağı ölüm tefekkürü yapıyorsak, rabıta yapıyorsak, zikrullah'a geçmişsek, gönüllerimizi ihya etmeye ve letaifler üzerinde duruyorsak bunun için duruyoruz. Bunları bilmediğimiz sürece alelade olur. İşte falanlar da böyle bir vazife yapıyorlar, işte biz de geri kalmayalım, memleketimizde böyle de bir insanlar var, bizim de bir münasebetimiz olsun. Üstün körü olur, yok olur gideriz. Hiçbir şeyde elde edemeyiz Ama tam yakışacak olursak manasını, değerini, kıymetini öğrenecek olursak, o zaman biz yol almıyoruz. Bunları bilmez için, kaliteli yakalayacağız. İmanda nedir? Taklidi imanda. Yani annemiz de böyleydi, bizim babamız da böyleydi, etrafımızda da böyleydi demekten ziyade iman bütün hayatımızı ihata edecek. Bu çok uzun bir konudur. Bugün sabah namazında Kazım Efendi bu Ayet-i Celileleri bize okudu. Hucurat suresinden bu Ayet-i Celileleri okudu.
Bakın bize Halıkul Lemgeze imanın kalitesini öyle haber veriyor ki Bedeviler inandır dediler. Bakın müminiz diyorlar. İşte bizim yakalayacağımız asıl bu noktadır. Kuran Azimüşşan'ın neden? İnis sebebi nedir? İşte bu anlattığımız hakikatlerden dolayıdır. Bedeviler inandı dediler de ki siz iman etmediniz. Halbuki iman etti onlar, iman etti diyorlar. Ama İslam olduk deyin henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Onun için az bir maddi değerin karşısında bir şerhi hayvani duyguyla her şey bitiyor, bitirmemeli. Ashab-ı Kehf'in takyanus'un karşısında hayatına bile mal olsa, ben sizin dediğinizi diyor kat'iyen diyemem. Ey takyanus, semavat ve arzı yaratan Cenab-ı Hakk'a, canı gönülden iman ettik, inandık, eğer sizin dediğiniz gibi olacak olursa biz yolumuzu şaşırır, helak olmuş oluruz diyorlar. Böyle bir imana sahip olacağız. Mesela anlatılıyor bu güzel yol, bu münevver yol anlatılıyor.
Bak bu değeri ile vermemiz gerekir. İşte canım zahiren şöyle hareket edilecek. Bu sadece zahiren değil. Zahiri şekil ve kalıplara sığmaz bu. Cüneydi Bağdadi hazretleri, Kaddafi Allah'ın sırra, bu yol ne merasimdir, ne adettir, ne de şekildir diyor. Bu ahlaktır diyor. Bu yaşayacağımız bir husustur bizim. Yoksa gözü bağlı hiçbir şeyi anlamadan çeker girer süt yani. Öyle olmamalı. Dualarınızda Cenabı Hak bize ne bu hakikati buyursun, bildirsin. Gözü kör, kulağı salır. Kalbi anlamaz bir şekilde kılmaz. Biz bakıyoruz sadece kafirlere ait olduğunu söylüyor. Araf Suresi'nde açıyoruz ayet-i celireleri. Ha diyoruz bu kafirler hakkında. Halbuki hiç hiç öyle değil. Kafirler hakkında değil desem ne. Mevla-i Zülcelal'imiz buyuruyor bize. İradesini hayırda kullanmamanın neticesi, eğer iradesini şer yönde kullanacak olursa And olsun ki biz cin ve insanlardan birçoğunu sanki cehennem için yaratmışız.
Yani iradelerini şerre kullanmak suretiyle. Zira onların kalpleri vardır ama onlar gerçeği kavrayamazlar, gözleri vardır lakin onlar göremezler kulakları vardır, onlar işitemezler, onlar hayvanlar gibidir belki daha aşağıdırlar oluyor. Sene dokuz yüz otuz dörtte Sami Ramazanoğlu, kalpte Sallallahu Aleyhi Sırrı Hazretleri memleketimizi teşhir buyurduğunda bu hakikati konuşmuş. Evet bu ayeti okumamış ama buna buna dayanarak birçok bize mesaili meseleleri ortaya koymuş. Bakın ne söylemiş Bu ayet-i celile ile birlikte Kim bizim zikrimizden ayrılırsa bunlar için sıkıntılı bir hayat var buyruluyor. Öyle anlatmış ki biz tefsirlere baktığımızda orada Ekur'e kim Kuran'dan ayrılırsa, onu düğüne izah etmiş, öyle açmışlar ki, kimde Sıddık-ı Azam ile Ali Efendimize emanet edilen, ihsan mektebinden ayrılacak olursa, onlar için de dar bir geçim göremezler. Ahlaktaki haritayı göremezler.
Hakikatleri sezemezler. Bunu ifade etmek istiyor galib edininize. Sadece siz bu şekilde Ayet-i celleyi izah edemezsiniz. İman da dediğimiz zaman bitmez ve tükenmez. Demek ki onun kalitesi tereddütsüzlüktür. Bu tereddütsüzlük nasıl olacak? Mesela çok ibadet ve taat edenlerimiz oluyor ama inanamıyorum diyor. Bu var, bu sorular geliyor bize. Bir türlü diyor inanamıyorum. O zaman inandığımızın işaretini verenler hep böyle olumsuz olumsuz geçip gelmesin. Bizim secdelerde bir doyumsuz halimiz oluyor Secdeye vardığımız zaman keşke bu secdede. Aynen ariflerin yaptığı gibi bu secde bu giden benim secde gecesi deyip, sabahlara kadar alnını seccadeye mıtlayan kimseler gibi oluyorsa imanın tat ve lezzetini aldırtır.
Allah'ın yolunda Allah'ın yolunda hizmette hiçbir üşenme gelmiyorsa, her şeyimizi feda edebiliyorsa, bize ahiret dünyadan daha ziyade önemli geliyorsa, ahireti dünyaya tercih ediyorsa, telle itibar tercih bulursak, o zaman biz imanın tat ve lezzetini alıyorlar. Ah Uhrevi taatler bize o haya dünya hayatının önüne geçiyorsa, dünyayı hiç mesafesinde İla af ilahaya bu şekilde geliyorsa nasıl ki bir çiftçi ekine bakıyor hoşuna gidiyor. Ondan sonra o ekin büyüyor gelişiyor. Daha sonra sararıyor soluyor ve çöp olup gidiyor. Dünyayı bu şekilde görüyorsak, bura bitecek benim için asıl hayat efendimiz aleyhisselatu vesselam Medine-i Münevvere'ye gelip Kuban Mescidi'nin inşasında söylediği mübarek sözler hayatımıza geçiyorsa biz imanın tap ve lezzetini alıyoruz demek. Asıl hayat ahiret hayatı, asıl hayat ahiret hayatı diyebiliyorsun. Elhamdülillah onu diyen kimselersiniz.
İbadet ve taatte kalitemiz ne olacak derseniz okuduğumuz ayeti celile okuduğum Esselamü'l-Lek. Sahih olan ameller. Yine Keyhir Suresine müracaat edeceğiz. Biz Ashab-ı Kehf'in imanını anlatırken onlar neydi? Takyanusun karşısında vücudu da haram olsa yok olsa hayatında da mal olsa tevhid inancından vazgeçmiyor. İbadet ve taatte de en son Ayet-i Celile'de dikkat buyurulursa, Salnur, amel etsinler. Siz bunu sadece namaz olarak düşünmeyin. Bir yiyecek olarak da düşünün. Bir yiyecek yemek yerken dahi, şöyle bakarken dahi, kulağımız işitirken dahi, ayağımız yürürken, evimiz tutarken dahi, yavrularımızla, bir evimizle, ailemizle, çocuğumuzla, çocuğumuzla, işimiz, gücümüz, tiraar etmemiz, insanlarla muamelemiz, düğünümüz, derneğimiz, ölümümüz vesaire hangi hal olursa olsun, acıdı, neşeli, hangi hal olursa olsun hepsinde ferya amel amelen saliha, Salih amel işte. Ne demek salih amel.
Siz bunu bulursunuz. Salih amelin karşılığı Kuran-ı Azimüşşan'a uygun yaşandı. Kuran-ı Azimüşşan ne buyuruyor? Bu müşrikler, Allah'a ortak koşan müşriklerdir. Ne alakası var bizimle? Bizimle alakası var bunun. İbadet ve taatimizi yaparken, Rabb'ımıza yaptığımız kulluk da bir başkasının beğenini, onun kabulünü, onun yanında kıymetli olmayı, onun yanında yüze geçmeyi arzulayacak bir tavra girersek ucuptür, yağdır, benliktir ona doğru. Hep onlardan ali sırf Allah için yapabilmek. Nasıl yapabilmektir? Ne melek girecek yazmak için, bozmak için de ne şeytan öyle bir kayıt ki kayıt Rabbimizin elinde olacak. Aişe-i Sıddıka validemizin rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif, işte huzur-u ilahiye varınca kul amelleri ve sunululuyor. Halıkımız soruyor bu kulun başka ameli ve taat kaldı mı? Ya Rab saydığımız, döktüğümüz ne varsa biz olduğu gibi koydu. Benim yanımda bir taati var.
Asıl bu yolun amacı zatının yanında olan taatin, ecrin ve mükafatın onun içinde yapılması gerekir. Odur bu. Öyle meleklerim kaydedin. Derslerimize yazdı. Sonra onu mizan terazisine koyduğu değil, Rabbimizin katında kaydettiği ve benim kulum dediği diye buyurduğu, Vedhuli cenneti diye Fecr suresinin son ayetlerindeki ilahi hitaba, övgüye, tebşirata, müjdeye nail olmak. Bu. Eğer varmış bir mürşid-i kamilin dizinin dibine oturmuş isek, silsilemiz, istiğfarımız, tevhidimiz, salat-ı selamımız, ölüm tefekkürümüz, rabıta, zikrimiz, letaiklerimiz bunlar harekete geçiyorsa böyle olması için. Namaz yazıyor melekler ama haşyetini kim yazacak namazın? Kurban kestik. O kurbanı kesmeyi yansıberek. Ama o takvayı kim yazacak? Takvayı kim kaydedecek ayet cellere geçiyor. Tutuyoruz orucu, oruç ayetinin son bölümü takva ile alakalı. Onu kim yazacak?
Semkad ayeti celilesi malum ama gönlün cömertliği ne ile yazılacak? Gönlün tezkiyesi arınması durulması onu ne ile yazacak? Nasıl tedbir edecek? Zikullahı yapıyoruz, dilimizden Allah Nahzü'l Celal'ı çıkıyor ama bunun yanında Hazreti Sıddık'ı ne namazı, ne orucu değil ancak kalbi, vakarı diye buyurulan o murakabe halini kim yaratır? Onu Rabbimiz kaydediyor. Emri bil maruf nehyi anil münker yaparken başta nefsimizde yaşamamızı, yaşayıp da o şekilde takdim etmemizi, o etmemizi, o takdiminde de gönüllere nakşedilmesinin, hazzını, lezzetini, onun ecrini mükafatını kim kaydeder? Yaparken cihadımızı ilahi kelimetullah bunu kim yazar? Bu, çaba bu, gayret bu. Mevlana'nın yanında bir yüzümüzün olması. Şimdi hacca giriliyor, geliniyor tabii Elhamdülillah. Bunun için adam yillarca bekliyor, ömrün geçecek neredeyse diyor.
Bir de bakıyorsunuz eğer Reis-i Cumhur'un yanında bir kıymeti değeri varsa benim diyor kontenjanım var onunla gider diyor. Yani Rabbimiz yanında bir kontenjanımızın olması lazım. Habibullah'ın yanında bir değerimizin olması lazım. Evliyaullah yanında bunlar benim evladımdır. Ya Resulallah size takdim ediyorum diyerek bir evsafın olması icap eder. Halite bu, değer bu. İbadet ve saatte vesaire ahlakımızın, ve bir ahlak-ı Resulullah, Resulullah'ın ahlakında ilahi ahlak ile ahlaklanmamızdadır. Bu halifeyi bize Ebu Ali Defkar Hazretleri, Gatta Sallallahü Sırrı şu şekilde haber veriyor. İbadetler insanı cennete, ibadette edep ise Cemalullah'a öldürür. Edep nedir? La Yasiru la ilahe anil edeb ilallahi teala. Edebten tamamen çekmiş, edep yok. Edebin tarifini biz Kuran-ı Azimüşşan'da bu kelime ile değil de şu tarzda görürüz. İnsanlar da muamelelerinde af cihetini tut.
İşte biri bir süslü de şunu söyle, bilmem filan onlarla hareket etme. El yolunu şaşırma. Yolumuzu şaşırmayalım. İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Bunların çıkış sebebi iki sebebi var bu yanlışlığın. İnsanların arasının bozulması, insanlar arasında yanlış düşüncelere kahin olmanın iki sebebi var. Birisi tekerbürdür, kibirdir, bir diğeri hazzetliktir. Gelin bunları çiğneyelim. Bizim bu yolun edep yolunun erkanından birisi, ne kadar insan makam ve mertebe sahibi olursa olsun kendisini ilk makamda görecek. Nefsini Firavun'un nefsinden yetmiş derece aşağı, bunu söyleyen zamanın kutbul ahtabıdır. Zamanın kutbu cihanıdır. Zamanın kutbu azamı olan Esad-ı El-Mili'l-Ahmedleridir bu soruyu. Eğer bölge ölecek olursak, kime kin biçeyeceğiz ve bu yolun edebi, erkanı, insanın, insanın sıkıntılandığı kimseye, canı gönülden dost gibi konuşmadıkça, görüşmedikçe, kahiyye yol alamaz.
İzmir'den bir zat Üstad-ı Alimize hacda şöyle bir soru sorar. Diyor ki Efendim ben bu yola hakikaten muhabbet ettim ama bu yolun ellerinden, mücahitlerinden Sami Hadi Sallallahü Hazretleri'ne canımı veririm ama bir kimseler var. Bunlar mani oluyor. Bakın üstadımızın elde etmiş olduğu şu edebe bakın. Onlara da candan berhuen, kalben teslim olmadıkça, onlardan da kendini kötü bilmedikçe, katiyen yol alamazsın evladım. Biz bunları bitireceğiz, onun zamanı değil. Şimdi ele aldığım konu zaman çok geçtiği için anlatamayacağım. Van ve Eldiş'te olan depremden alacağımız derslerdir. Dünyanın ne olacağı belirsiz olumsuz bir tablo çizmek istemiyorum. Yani dert büyü, sıkıntı büyü. İmanda kemal şöyle dursun, itikatlar bozuluyor. İbadet ve taatler malumunuz. Ahlakın yaşantıları belli çocuklarımızın gezdiği yerler, bulunduğu yerler, ırzlar ve namuslar ne halde?
Ticari huylar, ahlaklar nasıl tarif edilmez? Böyle bir durumda basit işlerle, şununla, bununla meşgul olmak bizi yolun çok gerilerinde bırakır. Mahvoluruz. Bizim daha yapacağımız vazifelerimiz çok, pek şu. Nefsimizin hangi mertebesini geçtik, ruhumuzda hangi mertebeyi geçtik, sırrımızda hangi mertebeyi geçtik, sadece kalbin atışıyla bu iş bitmiyor. Kalbin letaifinde bin tane perde var. Ruhun ruhun zikrinde bin tane perde var. Bunların hepsini sıraladığınız zaman on sekiz bin aleme tefafil eder. Bu sadece bununla da kalmaz ve ma kaderullahe halk-ı kadiri ayeti celilesi ile ulaşamadığınız çok yerler. Daha beynimizin çalışmayan yerleri çok bizim. Bu yolun, Sikullah'ın, rabıtanın ve muratebenin alakası beyin nedir? Tefekkürle alakalıdır. Daha bizim beynimiz çalışmış vaziyette değil. Eğer çalışacak olsa ölürlere bağ olacağız Ve basiretle her şeyi göreceğiz.
Mesela alacağımız derslerde musibetlerin bizi hidayete götürmesi gerekir. Yine biz bu Hadisede gördüğümüz yüce Kudreti müşahede etmemiz gerekir. Ve bir dayanışmanın olması icab eder. Sabrın yanında musibetin geçmesinden sonra halimizin değişmemesi icap eder. Bu da Yunus suresi on ikinci Ayet-i Celile'ye baktığımız zaman görecek. Böyle musibet anında biraz kendimizi derleyip toparlayıp ibadet ve taate yönelip o geçtikten sonra ayet-i celilesinde bildirildiği üzere sanki kendinde bulunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi gerçek gibi. Bu sıkıntılar bittikten sonra böyle olmamalı. Rabbimize her an kul olduğumuzu bilmemiz gerekir. Tevekkülün tam olması icap eder ve tevekkülde işin sonunu ona bırakmakla kalmayıp gayretle devam etmektir. Mesela diyorlar ki çürük binada, o çürük bina ile olunmaz, biz emri ilahiye tam teslim olsaydık bunlar olmazdı. Nasıl olurdu?
İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever mi? Eğer kumlarını çay kumu değil de ehil kumdan kullansaydı, gemilerinde kaçaklık yapılmasaydı, çimentosunda yapılmasaydı, üç kat dendiğinde beş kat olmasaydı, bu gibi yanlışlığa gitmeyip sağlam zeminler üzerine Efendimiz 'in işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever. Ben işte yaptım tevekkül ediyorum deyip, ondan sonra da gereken vazifeleri yerine getirmektir. Tevekkül orada bitmez. Tevekkül mesela hasarlı binaların yapımı hususunda onun sağlamlaştırılması, bina yaptım ama daha sağlam nasıl olacak diye böyle bir gayret ve böyle bir çabaya girmektir. Yani bizim dinimiz sadece kıldığımız namazla bitmez. Bu gibi konuların hepsini ele alıyor. Şu deprem hadisesini siz ilahi mizana koyduğunuz zaman, Kuran'a bakarak, incelediğiniz zaman göreceksiniz sebepten. En azından işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever yapmayı sebebiyle.
Sonra yeryüzündeki olan hadiselerden ibret almak, ders almak, musibetin ne olduğunu bilmek, musibet insanın zararına olan her şeydir. İnsan zaten zarardadır. Buyurulmuyor mu? Biz dünyaya geldiğimiz günden beri nefes almaya başladığımızda zarardayız. Çünkü geçiriyoruz, bu vakit geçiyor. O geçen vakti faydalı bir hale getirebilmektir zarardan kurtuluş. Bela ve musibet insan hayatında hiç şüphesiz devamlı olduğunu bilip Bakara yüz elli beşinci ayetciliğe baktığımız zaman bunu görürüz. Bizim demek ki biz hadis, ibadet ve takidimiz imanda neye bağlı? Edebe ve erkana bağlıdır. Edeb illallahi teala Kişi eğer edepten mahrum olunuz ise Allahu Zülcelal'e erişemez. Ona nail olamaz. Çünkü edep bir kalıbın içerisine girmemişiz. Şimdi uzun boylu anlatmaya gerek yok. Yaptığımız pastalarda bile kalıp arıyoruz. Yaptığımız bu pasta. Çayın yanına koyduğumuz, pastada dahi onun bir kalıbı var.
İyi ki elbisenin kalıbı, ayakkabının kalıbı vesaire kalıplar. Bir evin dahi kalıbı var. Baktığınız zaman bilgisayarları nelere göreceksin? Mühendisler bunları çıkartırken bütün yerleştireceği ısıtıcı vesaireleri hep bu kalıplara göre ayarlıyor. Bunun kalıbı olur da imanın bir kalıbı olmaz mı? İbadetin kalıbı olmaz mı? Gözün kalıbı olmaz mı? Gözün kalıbı nedir? Nur suresine baktığımız zaman Cenab-ı Hak, onlar Allah'ın yasakladıklarından gözlerini korurlar buyuruyor. Muhafaza ilerler. Gözün kalıbı bu. Kalıbın dışında nasıl çıkar? Eğer harama bakarsak, Allah mendettiği bir hareket içerisinde bulunursa başkasının namusunu, o kalıbından çıkmış demek. Yani bir arabanın mülahazımızı ne güzel müsaade vermişler, yolda bize koyacağımız usuller, kaideler ve esaslar vardır. Yolu ne yapacaksın? Sağından gideceksin. Eğer solundan gideyim diyecek olursak, ölçüsüz bir şekilde ne olacak?
Harap olup gideceğiz. Sağının biraz dışına çıkacak olsak yine aynı. Allah'ımızın koymuş olduğu esas uygun bir şekilde yürüyeceğiz. Kalıp o. Dilin bile kalıbı var. Ya hayır söyle ya da Bunu yakalasak yeter bize. Şu kalıp sözünü yakalasak yeter. İmanın kalıbı, ibadetin kalıbı, taatin kalıbı, bütün yaşantılarımızın bir kalıbı var, bir esası var. Ticaretimizin bile kalıbı var. Eksik tartıp eksik ülkenlere yazıklar olsun buyuruyor. Bay onların hallerine buyuruyor. O zaman eksik tartıp eksik ölçmeyecek, ticaretimizi de düzgün yapacağız. Düzgün ticaret nedir? İşimizin halınındır bizim. Yediğimiz içtiğimiz helal olacak ibadet ve taatin sevgini duyalım hazın alalım. Kalmadı canım ibadet deme az kaldı, taht deme az kaldı. Eskiden böyle yok hiç öyle değil. Şimdi ile o zamanın hiçbir farkı yok. Üstadımızın bir şair evladı var Elvan da diyor ki zaman aynı zaman insan değiştir diyor.
Zaman aynı zaman Biz değiştik, kalıp değişti, kalıp. Gözler harama bakarsa, yaşantılarımız ashable bahsederken, batılların yaşantısı gibi olursa, Ev hayatımız öyle, baktıklarımız öyle, yürüdüğümüz öyle, vesaire pikniklerimiz öyle, giyimimiz, uşağımız, ailemiz, çocuğumuz, çoluğumuzun yaşantısında hiçbir eksiklik yok. Ya biz bir kere hangi yola girdik? O yoldaki kalıp nedir? İhsan ne demektir? Allah'ımızı görür gibi taat, işte bu ömürde bir oluyor. Çocuk bir evlenecek, evliliği de bu şekilde oluyor. Hayır hayır o şekilde olamaz. Biz her an bu ölçünün içerisindeyiz. Çıkamayız bunu. O zaman hiçbir manası kalmaz mıyız? Hayatımızın her anını kuşatması izah eder. Zünnun-i Mısfi Hazretleri kim edebi terk etmeye yol aramaya başlarsa o zaman geldiği gibi gider. Terküle de mucibun lit tart. Eğer edebi terk edersek bu yoldan kovulmaya sebeptir.
Kim edebi terk ederse, ne yapacağız adap Risalesi boşuna değil, mecmuul adaplar vesaire birçok eserdir. Takip ettiğimizde ibadet ve taatin de hedefleri vardır şüphesiz. Kimin edebi yoksa felerşeriatelle, onun şeriatı da yok, imanın da yok, tevhidin de yok. Ne oldu şimdi? Gecede ve gündüzde mürid ayaklarını toplamadıkça toplamadıkça edep sahibi olamaz. Bu sadece bir misaldir. Yirmi sene değil insanların içi halvet yerlerde yalnız kaldığım odada dahi ayağımı uzatmayın. Allah canını haya ettim diyor. Hatta burada geçen bir zat ayağını uzatır da kendisine bir nida geliyor bulabilirsem okurum size. Ben diyor yalnızdım. Yalnız kaldığımda nasıl oldu ayağımı uzattım. Çünkü bir özür yok. O zaman bir nida geldi. Ricadullah defterinden seni sileriz, topla ayağını, kimin huzurundasın diye. Yol bu. Öyle basit bir yol değil. Adetten bir yol değil.
Her şeyiyle tespit edilmiş, Nebi-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem mührü ile gerçekleşen mübarek, dile getirmişiz. Elbette ki diyor, cezayı icap ettirir. Eğer edebini muhafaza ediyorsa ibadetin taatinin üstasına karşı vesaire, kardeşlerine karşı okuyoruz ya bunu kardeşlerimiz arasında dikkat edeceğimize evimizde dikkat edeceğimiz eder, üstadlarımıza karşı saygımız sevgimiz eğer bu edebi terk ederse diyor cezai muciptir. Eğer dikkat ederse Hazreti Ali'nin iki cihanda da o hazzedarin şerefe ve üstün fazilete mazhardır. Eğer üstasına her şey edebinde ve saygısında dikkatsiz olursa Allah köpeklerden bir köpeği ona ecza için musallat kılar. Yani sonu rahat olmaz. Kaliş temeal meşayih bütün meşayih şunda içtima yapmıştır. Eğer mürid kalkar da görür değil mi? Acaba üstadımız neden böyle yapıyor? Ama bu üstad şer-i şerife uygun bir üstaz.
Neden böyle yapıyor demeye kalkarsak, bir kere eğer bu kimse itiraza başlamışsa, bu yolun büyüklerine itiraz ile musibetlenmişse, bu musibete düşmüş ise, ölmeden evvel o şu üç ölümü yaşar da böyle gider. Birisi, mevtehu bil bil, zilli olur, rezil olur, rüsva olur ve fahre düşer ve mevtuhu bil-hah, fahre düşer ve mevtuhu bil-hecegilen nesz insanlara muhtaç hale gelir. Hiçbir kimsede ona acımaz, yüzüne de bakmaz. Eğer gönülden bir itiraz başlamışsa, dıştan bir şey aksettirmiyor ama içinden böyle itiraz halleri başlamış ise Maskaratul lişşeytan o şeytanın artık oyuncağı haline gelmiştir ve her hususu da ortaya Ehlullah nazarında dökülmemiştir. Her şeyin bir yardımcısı vardır. Bu dinin yardımcısı da hiç şüphesiz edeptir. Allah korusun eğer üst ağzına saygısızlıkta bulunursa onun hareketi, yaşantısı da artık batılılar gibi.
Yani batılılar gibi derken bakar gider yok olur mahvolur demek istiyor. Cenabı Hak cümlemizi böyle bir akıbete düşmekten muhafaza Ben diyor Sırrı Sakati Hazretleri gibi bir kimse görmediğim ibadet ve saatte bulunan yetmiş sene dayanı da bir yere yatmış değildir. Yatmadı ancak diyor. Ölüm anında Sami Efendi S. S. Ru'a üstadımızın mübarek ayakları hep gerildi toplu ancak Ravza-i Pakiye geldiğinde uzanıvermiş. Devamlı ayağı toplu vaziyette. Hedefleri bu, erkenleri bu. Gördüğümüz biz Mürşid-i Kamilimizin burunlarını bile temizlemekte evlatlarının yanında bu fiili yapmadığını. Aynı odada bugünkü şartlar içerisinde kalmamıza rağmen sevgili üstadımızın biz ezebe ve erkana çok riayet ettiğini müşahede ettik. Çalışan bahçesindeki çalışan işçilerde dahi, işçilerde dahi, ücretle tuttuğu işçi, olan yol olmasına rağmen. Gidip geleceğe utanırlar da mahcup düşerler diye onları utandırmamak için.
Usul kitapları var, tefsirde usul var, fıkıhta bir usul var, hadiste bir usul var. Bu mübarek yolun da bir usulü var. Bu mübarek yolun usulü çünkü usul olmayınca mesela hadiste, hadis usulü okunmadıkça bu konuyu kavramamız mümkün değildir. Bu yolu da kavrayabilmemiz, anlayabilmemiz ancak ancak edepledir. Bu yolun usulü edeptir. Farzı gibidir. Farz gibidir bile. Yine sevgili üstadımızın üstadları zamanın kutbul aktabı, Sami Ramazanoğlu, haddesallahu sırra üstazınız devevi yöresinde bulunan bir hocaya şu suali tevcih ederler. Hoca Efendi, Hasan Efendi size bir şey emretse o size gibi gelir değil mi? Mesela siz namazı terk edebilir misiniz? Ezan okunmuş. Gılarisunlu. Kündür. Bize büyüklerimiz öyle anlatırlardı, alnımın çatında, ortasından silahı dayasalar yine namazımı geçirmem diye geçirir mi insan?
Nasıl ibadet ve taatlere sarılıyorsak biz de üstadımızın emrine Hasan Efendi Hazretleri duyarız efendim diyor. Evladım sizi bir işten men etse dese ki şu hareketi yapmayın dese, o da size haram gibi gelir mi? Evet efendim içki içmem gibi. Kumar oynamak gibi. Eğer şu hareketi yapmayın demişse biz ondan vazgeçeriz deyince biz de sizi bunun için seviyoruz buyururlar. Bir diyor ki, gezip bir cemaate bunu söylemekte. Eğer diyor dili üst ağzına itiraza uzanmışsa diyor o her türlü belayı hak etmiştir. Cenab-ı Hak cümlemizin muhafaza oluruz. Biz sizin mahsus dualarınızı veriyoruz.